Kablo TV lobisi galip geldi!

Can Yıldız, FCC’den kablo tv hakkındaki haberleri iletiyor.

ABD telekomünikasyon otoritesi FCC, birkaç gün evvel verdiği kararıyla kablo tv şirketlerinin yüzünü bir hayli gülümsetti.

Kararın konusunu aktarmadan önce kısaca bilgi verelim: Kablo tv yayın hizmeti alan kullanıcılara bu yayını izlemelerini sağlayan bir kutu veriliyor. Set-top box adı verilen bu kutu, gelen sinyalin görüntüye çevrilip tv’ye yansıtılabilmesi için gerekli teknik bir parça. ABD’de (ve aslında dünyanın çeşitli yerlerinde pek çok ülkede) kablo tv yayını ile bunun kullanılabilmesi için gereken kutu, hizmet sağlayan teşebbüs tarafından birbirlerine bağlanarak sağlanıyor. Bu demek oluyor ki bir kullanıcı, yalnızca hizmet aldığı X firmasından kendisine sağlanan (çoğunlukla “lease” edilen) kutu ile bu yayını izleyebiliyor; kendisi gidip başka bir marka alternatif bir kutu alarak kablo tv yayınından faydalanamıyor.

la-ol-fcc-cable-boxes-rules-google-panic-20160218Bu durum, ABD’de FCC tarafından değiştirilmek isteniyordu. Buna göre, hangi firmadan kablo tv yayın hizmeti alırsa alsın bir kullanıcı, kendi seçtiği ve aldığı istediği set-top box aracılığı ile yayını görüntüleyebilir hale gelecekti. Yani örneğin Comcast’den yayın hizmeti alan biri Apple TV kullanarak dahi tv izleyebilecekti.

Söz konusu değişiklik teklifi, ilk olarak Ocak ayında gündeme gelmiş, fakat yayını hangi kutu aracılığıyla sağlayacağını kontrol altında tutmak isteyen kablo tv şirketleri ciddi bir direnç göstermişlerdi. İtirazlar üzerine, değişiklik ertelenmişti. Eylül ayı başında teklif, çehresi değişmiş ve yeni uygulamalar barındıran bir biçimle FCC tarafından yeniden gündeme getirilmişti.

Düzenlemenin planlanan ilk haline göre, örneğin Apple, kendisi bir kablo tv hizmeti vermeksizin son kullanıcılara söz konusu hizmeti tamamen kendi tasarladığı arayüzü kullanan kendi kutuları aracılığıyla sağlayabiliyor olacakken, yeni haliyle bu mümkün değildi. Hizmet sağlayıcıların tek yapması gereken bütün işletim sistemleri ile uyumlu kendi App’lerini hazırlamak ve yayına bu app aracılığıyla erişim sağlamaktı. Taslak düzenlemenin son hali kablo tv hizmet sağlayıcıları için kısıtlayıcı neredeyse hiçbir yükümlülük içermiyordu.

Buna karşın, FCC tarafından üç gün önce yapılan son erteleme açıklaması ise, ‘teknik ve altyapısal meseleler‘ ile ilgilenilip teklifin ilerleyen bir tarihte tekrar gündeme geleceği yönünde oldu. Fakat tüketicilerin yorumları, birilerinin rüşvet aldığı, bu gelişmenin arkasında kablo tv lobisinin olduğu şeklinde. Böylelikle uygulama  şimdilik rafa kalkmış gibi duruyor. Kurdukları baskı ile önce değişiklik taslağını yumuşatıp kendileri lehine çeviren, ancak bununla da yetinmeyen kablo tv şirketleri, mücadeleden galip ayrılmış gibi görünüyor.

ABD’de tüketiciler, kablo tv’den fazlaca memnuniyetsizler ve Netflix’e doğru yönelimler devam ediyor.

Son olarak, bir tüketici forumunda bu karar üzerine yapılmış bir yorumu paylaşarak noktayı koyayım:

They won this battle but the war against traditional cable tv is not over. Cable companies are going to lose!”

Frekansımız Tuttu

AB İlerleme Raporu’nu değerlendirdiğimiz yazı dizimizde sıra, “Görsel İşitsel Politika” başlığına geldi.

AB İlerleme Raporu’nu değerlendirdiğimiz yazı dizimizde sıra, “Görsel İşitsel Politika” başlığına geldi.

Yılın ilk çeyreğinde yürürlüğe giren “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun”, AB düzenlemelerine uyum noktasında Komisyon’u kısmen tatmin etmiş durumda. Buna karşılık TV yayınlarının alımı ve yeniden iletimi konusunda istenilen noktaya ulaşmış değilmişiz.

Türkçe dışındaki dil ve lehçelerdeki yayınlar bakımından da sınıfı geçtik diyebiliriz. Ancak RTÜK’ün popüler dizi ve diğer yayınlara yönelik yaptırımları, yorumsuz da olsa Rapor’da yer bulmuş:

RTÜK, 2011 yılı başında, eski Kanuna dayanarak, tarihe mal olmuş şahsiyetlerin mahremiyetine saygı duyulmadığı, eşcinsellik konusunda tartışmalar yaşandığı veya filmlerde/dizilerde eşcinsellikle ilgili sahnelerin yer aldığı gerekçeleriyle yayıncılara uyarı ve para cezaları vermiştir.” 

Yeni Kanun’un RTÜK’ün benzer yayınları hakkında değerlendirmelerindeki takdir yetkisini kayda değer şekilde kısıtlayacak değişiklikler içermediğini dikkate alırsak, yerli dizilerin önümüzdeki yıllardaki ilerleme raporlarında da “reyting” almaya devam edeceğini söyleyebiliriz.

Elektronik haberleşme alanındaki yeni düzenlemeler bakımından ilerleme kaydedildiği vurgulansa da, Rapor’un telekomünikasyon piyasasındaki sınırlı rekabete ilişkin eleştirileri, sabit telefon ve genişbant internet piyasası bakımından da bu başlık altında tekrar ediliyor.

Türkiye’nin analog yayınların terk edilmesi ve sayısal yayınlara geçiş bakımından öngördüğü 31 Aralık 2014 tarihi, AB hedeflerinden çok uzak olmadığı için herhangi bir olumsuz değerlendirmeye konu olmadan Rapor’da kendine yol buluyor. Buna karşılık hedefi gerçekleştirmeye yönelik en önemli adımlardan biri olan ve yayıncı kuruluşların bir araya gelmesiyle 2007 yılında kurulan Anten A.Ş.’nin başına gelenler, hedefin gerçekçiliğini sorgulatıyor:

Hatırlayalım; sayısal yayın teknolojisine geçiş sürecinin en önemli halkası olan ve tüm yayıncıların hizmet alacağı tek bir verici tesisini kurmak ve işletmek amacıyla kurulan Anten A.Ş., TRT’nin Anten A.Ş.’deki ortaklığına ilişkin Bakanlar Kurulu kararına yönelik iptal davası sürecinde tasfiye olmuştu. Yeni RTÜK Kanunu benzer bir şirketin kuruluşu bakımından TRT’nin ortaklığını şart koşmasa da, geçmişte yaşanan tecrübeler, yeni bir şirketin kurulması, faaliyet başlaması, yatırımların tamamlanması ve hizmete başlaması bakımından önümüzdeki 3 yılın yeterli bir süre olduğunu söylemeyi zorlaştırıyor. İşin yatırım kısmında durum buyken, sayısal yayın için frekans ihalelerinin yapılması, tahsisler ve lisansların verilmesine ilişkin süreci de yatırım sürecinden ayırmak mümkün gözükmüyor. Bu durumda Komisyon’un analog yayınların kapatılması ve sayısal yayınlara geçiş tarihi bakımından sahip olduğu bu “nötr” pozisyonun, bir sonraki İlerleme Raporu’nda olumsuza dönme riski bulunuyor.