50 milyon TL’lik eposta!

Kestiği cezalarla ekonomi gündeminde sıkça yer bulan Kurum, Başkanı’nın Anadolu Ajansına yaptığı açıklama ile gündeme geldi.

Kestiği cezalarla ekonomi gündeminde bu aralar sıkça yer bulan Rekabet Kurumu, bugün Başkanı’nın Anadolu Ajansına yaptığı açıklama ile gündeme geldi: Ceza kesmek için çalışmıyoruz. Caydırıcılık için ceza önemli, diyor Kaldırımcı ama asli amacın oyunun hakkaniyete uygun oynanmasını temin etmek olduğunu da ekliyor. Bankalara ve otomotivcilere yönelik iki soruşturmada, kurulduğundan beri geçen 13 senede verdiği cezaların toplamından daha fazla ceza kesen Kurul’un politikasında radikal bir değişiklik bulunmadığını belirtiyor Başkan Kaldırımcı. Genel politikada bir değişiklik yoktur belki ama son otomotiv kararından çıkarılması gereken önemli sonuçlar var.

Önce dosya hakkında biraz bilgi verelim. Hükümetin 2008 krizi ile başlayan süreci aşmak için getirdiği ÖTV indirimi sonrasında, otomotivcilerin “krizi fırsata çevirdiği” şeklinde başta Sanayi Bakanı’nın şikayetiyle başlatılan soruşturmada 2006, 2008 ve 2009 yıllarına ait firmalar arası çeşitli iletişim kayıtlarına rastlanıldı. Ya telefon veya eposta gibi çift taraflı iletişime ya da dernek toplantılarında çok taraflı konuşmaların olduğuna ilişkin bulgular Kurul tarafından “fiyat politikaların ilişkin bilgi değişimi” olarak nitelendirildi. Rakipler arası bilgi değişimi, rekabeti sınırladığı gösterildiği vakit (mesela fiyatların birlikte artırılmasına ya da pazar paylaşımının kontrol edilmesine yönelik olarak kullanılırsa) bir ihlal olarak kabul ediliyor. Ancak “fiyat politikalarına” ya da “geleceğe ilişkin ticari stratejilere” ilişkin bilgi değişimi etkilerinden bağımsız olarak, bizatihi bir ihlal.

Peki bu 270 milyon liralık faturası olan bilgi değişimi tespiti nasıl yapıldı? “Tüm markaların ortak görüşü zamların yapılacağı”, “kurlar dengeye gelince fiyatların artacağı üzerinde mutabıklar” şeklindeki eposta ifadeleri. Kimler yazmış? Satış uzmanları, ürün yetkilileri. Şirketi adına rakiple mutabakat kurma yetkisi veya görevi bulunmasa bile böyle konuşmaları üstlerine taşımalarının oldukça tehlikeli olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. 2006 yılına ilişkin olarak bir şirkette ele geçirilen eposta, dört ayrı firmanın ceza miktarının yüzde elli artmasına yol açtı, ki bu fark 50 milyon liraya denk geliyor. Bu, herhalde haberleşme için şimdiye kadar ödenen en pahalı fatura. Şirketlerin  iletişim maliyetlerini indirme gerekliliği ortada…

Açıkhava Reklam Mecralarının Reytingleri Ölçülebilecek

Henüz bir Times Meydanımız bulunmasa da Türkiye’nin büyük şehirlerinin birçok bölgesi Açıkhava Reklamcılığı açısından gittikçe zenginleşiyor.

Henüz bir Times Meydanımız bulunmasa da Türkiye’nin büyük şehirlerinin birçok bölgesi Açıkhava Reklamcılığı açısından gittikçe zenginleşiyor. Otobüs duraklarından tutun da alışveriş merkezlerinin, metroların içinde, yürüdüğümüz yollarda yüzlerce reklamla karşılaşıyoruz. Reklamcılığın pazarlamanın belkemiğini oluşturduğu bu çağda tüketiciyi cezbetmenin belki de en doğrudan yolu, açıkhavaya kurulan reklam mecraları üzerinden bunu sağlamak. Peki ama reklamverenler harcadıkları paranın geri dönüşünü nasıl ölçecekler?

Tıpkı televizyon reytinglerinin ölçülmesi gibi bu reklam mecralarının da görünürlülüğünün ölçülmesi ihtiyacı, Açıkhava Reklam Yeri Pazarlama şirketleri olan Ströer, Clear Channel ve Wall ile bu sektör ile doğrudan ilgili dernekler olan ARED (Açıkhava Reklamcıları Derneği), RVD (Reklamverenler Derneği) ve RD (Reklamcılar Derneği) öncülüğünde uygulamaya konulmaya hazırlanıyor. Uygulamanın adı AÇİAK (Açıkhava İzleme Araştırmaları Kurulu).

Bu uygulamanın vücuda getirilmesi amacıyla kurucu üyelerce bir protokol (AÇİAK Protokolü) imzalandı. AÇİAK Protokolü’nün hazırlanması aşamasından başlayarak işin içinde olan ACTECON, AÇİAK’ın rekabet açısından herhangi bir endişe yaratmadan hayata geçmesini sağladı.  Rekabet Kurulu’nun TİAK, BİAK ve benzer oluşumlar konusundaki hassasiyetleri de düşünülerek yapılan bir menfi tespit başvurusu ile de kısa sürede sürecin rekabet izni alınmış oldu. Bir başka deyişle, AÇİAK’ın uygulanmasında rekabet açısından endişe yaratacak herhangi bir husus bulunmadığı kesinleşti.

Bütün Açıkhava Reklam sektörünün katılımını bekleyen AÇİAK’ın temel hedefi, 2 yıllık bir araştırma sürecinin sonunda İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya ve Bursa’daki reklam mecralarının hitap ettiği tüketici kategorisi, konumunun işlekliği gibi belirli değişkenlerin ölçülmesi ile görünürlülüğünün ortaya konulması. Böylece bu reyting bilgilerine sahip olacak olan reklam ajansları, reklamverenler, vb. seçimlerini daha bilinçli yapabilecek ve doğru tüketiciyi doğru yerde yakalayabilecek.

KONUŞ(MA)!

AB Komisyonu Yatay İşbirliği Anlaşmaları Kılavuzu ve yine yatay işbirlikleri ile ilgili iki taslak Yönetmeliği kamuoyundan görüş alınması için yayınladı.

AB Komisyonu 4 Mayıs 2010 tarihinde, Yatay İşbirliği Anlaşmaları Kılavuzu ve yine yatay işbirlikleri ile ilgili iki taslak Yönetmeliği kamuoyundan görüş alınması için yayınladı.

Halihazırda, yürürlükte olan ve aynı konulu Yönetmeliklerin süreleri 31 Aralık 2010 tarihinde doluyor. Taslak Yönetmelikler, AR-GE ve teknoloji transferi anlaşmaları ile ilgili muafiyet şartlarını ana hatlarıyla çizmekteyken, Taslak Kılavuz ise, AR-GE ve teknoloji transferi anlaşmaları dışında da birçok konuda açıklayıcı ve kapsamlı bilgiler ve yenilikler içeriyor. İlk göze çarpan yenilik, çevre anlaşmalarına ilişkin bölümün Taslak Kılavuz kapsamdan çıkarılmış olması. Ancak hiç şüphesiz ki, Taslak Kılavuz’un en önemli ve Türk rekabet hukuku açısından da en çok etki doğuracak olan bölümü, teşebbüsler arası bilgi değişimine ilişkin getirmiş olduğu kurallar.

Bilindiği üzere, tedarik zincirinin aynı basamağında yer alan teşebbüsler arasında yapılan yatay işbirliği anlaşmaları, kural olarak rekabet hukukuna aykırı olmakla beraber, belirli şartlar altında toplumsal refahı artırmaları sebebiyle muafiyet tanınan anlaşmalardır. Buradan da anlaşılacağı üzere, etkinlik doğrucu yatay işbirlikleri ile rekabete aykırı anlaşma ve uyumlu eylemler arasındaki çizginin ortaya çıkarılması büyük önem taşımaktadır. Gerçekten de, eğer bazı işbirlikleri etkinlik artışı sonucunu sağlamakta ise, teşebbüslerin bu tür işbirlikleri içine girmesi de toplumsal refahı artıracağı için teşvik edilmelidir. Bu nedenle ne tür anlaşmaların hukuka uygun olup diğerlerininse “karanlık tarafta” olacağının mümkün olduğunca kesin çizgiler ile belirlenmesi gerekmektedir. Çünkü etkinliği maksimize eden teşebbüs davranışları, yatay işbirliği açısından çoğu zaman tam da bu sınır çizgisi üzerinde kalan davranışlardır. Hukuk kuralları ile teşebbüslerin hareket alanlarının, ilgili otoriteler tarafından mümkün olduğunca net olarak ortaya konulması ve teşebbüslerin etkinlik doğuran anlaşmalar yapmaları yönünde teşvik etmek ve bilgilendirmek son derece önemlidir.

Bilgi Değişim Anlaşmaları

Teşebbüsler arasındaki bilgi değişimi hususu, birçok Rekabet Kurulu ve AB Komisyonu kararına konu olmuştur. Komisyon’un Taslak Kılavuz ile bu konular ile ilgili çerçeveyi çizmesi oldukça önemli bir gelişme olarak göze çarpmaktadır. AB rekabet politikasının sıkı bir takipçisi olan Rekabet Kurumu’nun da bundan sonraki uygulamalarında Taslak Kılavuz ile getirilen kuralları, Komisyon’a benzer bir şekilde uygulayacağı düşünülmektedir.
Esas itibariyle, tam rekabet piyasası olarak adlandırılan hipotetik piyasa yapısında, pazardaki bilgi akışının tam olduğu varsayılmaktadır. Kısaca, pazarda faaliyet gösteren sağlayıcı ve alıcılar tüm bilgiye sahip olmaları, aslında tam rekabet paradigmalarından birisidir. Bu hususun ilk olarak böylece ortaya konulması ve bundan sonraki öncül ve/veya ardıl düzenlemelerin de geçici piyasa aksaklıklarına müdahale ve oligopol pazarlar mantığı ile çözümlenmesinin etkinliği maksimize eden yöntem olduğu söylenebilir. Bunun bir sonucu olarak da, teşebbüsler arasındaki bilgi değişiminin kural olarak izin verilen, fakat çeşitli kısıtlamalar altında yasaklanan bir fiil olduğu düşünülmelidir.

Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra, Taslak Kılavuz ile bilgi değişimine ilişkin olarak getirilen kurallardan bahsetmekte yarar var. İlk olarak Taslak Kılavuz’da da bilgi değişimi anlaşmalarının çoğunlukla etkinlik yarattığı belirtilmektedir. Ancak aynı zamanda, özellikle de rakipler arasındaki sratejik bilgilerin değişimi, çeşitli rekabet hukuku ihlallerine yol açabileceği gibi kimi tür bilgilerin rakipler arasında değişimi doğrudan rekabet hukuku ihlali olarak dahi nitelendirilebilecektir. Fakat ne tür bilgilerin stratejik sayılarak paylaşılmasının sakıncalı ve hangilerinin hukuka uygun olacağını kesin çizgilerle birbirinde ayırmak oldukça güçtür. Bu nedenle bunun her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak değerlendirilmesi gereklidir. Bunun yanı sıra, özellikle de geleceğe ilişkin olan fiyat ve üretim miktarı paylaşımları doğrudan rekabete aykırı olarak değerlendirdiği söylenebilir. Çünkü geleceğe ilişkin bilgilerin rakipler arasında paylaşılması, pazarda faaliyet gösteren teşebbüsler üzerinde fiyatların yukarıya çekilmesi yönünde bir güdü yaratmaktadır. Taslak Kılavuz’da bu tür bilgi değişimlerinin genellikle kartel olarak nitelendirileceği belirtilmiştir.

Kimi tür bilgi değişimleri ise, yukarıda anlatılanlar gibi doğrudan rekabet ihlali sayılmamaktadır. Burada olay bazında ve ilgili pazarın yapısı ve özellikle de paylaşılan bilgilerin niteliği üzerinden bir değerlendirme yapılmaktadır. Komisyon taslak metinde, bu değerlendirmenin bilgi değişimi sonrası oluşan pazar yapısı ile bu bilgi değişimi hiç yapılmasaydı ortaya çıkacak olan pazar yapısı arasındaki farklılıklar üzerine yapılacağını belirtmiştir. Bunun yanı sıra yapılacak değerlendirmede, bilgi değişiminin pazarın ne kadarını kapsadığı ve pazarın ve bilgi değişiminin karakteristik özellikleri ön plana çıkmaktadır. Bunlar;

i. Bilginin kamuoyu tarafından bilinip bilinmediği,

ii. Bilginin kümelenmiş mi yoksa bireysel mi olduğu,

iii. Bilginin güncelliği

iv. Bilgi değişiminin sıklığı

gibi hususlardır.

Bunun yanında, Türk Rekabet Kanunu’nun 5. Maddesinde de olduğu gibi, Avrupa Birliği’nin İşleyişine Dair Anlaşmanın 101(3) maddesi ile de, bilgi değişiminin yarattığı faydanın ortaya çıkan zararlardan daha çok olup olmadığının değerlendirilmesine yönelik bir test mevcuttur. Bunun için teşebbüslerin arasındaki bilgi değişimi, aşağıdaki koşuları sağlamaktaysa Antlaşma’nın 101(1) maddesinin uygulamasından muaf tutulabilir.

i. Bilgi değişiminin etkinlik artışı yaratması

ii. Bilgi değişiminin hedeflenen etkinliğe ulaşılabilmesi için zorunlu olması

iii. Bilgi değişiminden tüketicilerin de yarar sağlaması

iv. Rekabetin gereğinden fazla sınırlanmaması

Joint-Venture Anlaşmaları

Taslak Kılavuzda joint-venture anlaşmaları ile ilgili olarak da getirilmiş düzenlemeler de yer almaktadır. Buna göre, joint-venture taraflarından birisinin, joint-venture’ın karar alma sürecinde etkili olması halinde, joint-venture ayrı bir teşebbüs olarak nitelendirilmeyecek ve joint-venture’un kontrolünü elinde bulunduran taraf ile aynı ekonomik bütünlük içerisinde değerlendirilecektir.

AR-GE Anlaşmaları

AR-GE ile ilgili olarak çıkarılmış olan Taslak Yönetmelik ve yine bu konuya ilişkin olarak Taslak Kılavuz’da yapılan düzenlemelere gelecek olursak, ilk olarak AR-GE anlaşmaları açısından muafiyetten yararlanabilmek için gerekli olan üst pazar payı limiti %25 olarak kalmaya devam etmektedir. Buna karşın, AR-GE sonucunda ortaya çıkan ürünler açısından, taraflardan birisine getirilen münhasır olarak belirlenmemiş bölgeler dışında kalan bölgelere aktif satış yasağı Taslak Yönetmelik ile muafiyet kapsamı dışında tutulmaktadır. Bunların yanı sıra, bir AR-GE anlaşmasının tarafları kendilerinde bulunan ve araştırma faaliyeti ilişkili olarak tüm fikri mülkiyet haklarına erişim sağlamak durumundadır. Ayrıca, AR-GE anlaşması sonucunda ortaya çıkacak sonuçlardan, anlaşmanın taraflarının eşit şekilde yararlanma hakkı bulunmaktadır.

Dikkat Çeken Diğer Hususlar

Yukarıda açıklananlara ek olarak, Taslak Yönetmelikler ve Taslak Kılavuz ile AB yatay anlaşmalar düzenleyici çerçevesine getirilen yeniliklere şu örnekler verilebilir:

• Endüstri standardı anlaşmalarına ilişkin olarak oldukça kapsamlı bir değişiklik yapılmış ve fikri haklara adil, makul ve ayrımcı olmayan (FRAN – Fair, reasonable and Non-discriminatory) bir şekilde erişim konusu ile ilgili olarak oldukça önemli değişiklikler getirilmiştir.

• Çevre anlaşmaları düzenleyici çerçevenin kapsamından çıkarılmıştır.

• Hem AR-GE, hem de Teknoloji Transferi ile ilgili taslak metinlerde “potansiyel rakip” ile ilgili tanıma yer verilerek bu alandaki belirsizlik giderilmeye çalışılmıştır.

• Bir joint-venture’ı oluşturan teşebbüslerin kendi başlarına arz edebilecekleri toplam üründen az olmamak kaydıyla, joint-venture’ın pazara arz edeceği ürün miktarında yapılan kısıtlamanın rekabet ihlali oluşturmayacağı belirtilmiştir.