İngiltere’nin mobil şebeke sahipleri dörtte kaldı

Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik işlem AB Komisyonu tarafından kabul görmedi. Dilara Yeşilyaprak anlatıyor.

İngiltere’nin mobil telekomünikasyon hizmeti sağlayıcılarından Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik yaklaşık £10.3 milyar değerindeki işlem, Mart 2015’ten beri gündemdeydi.  İşlem ile birlikte, Three UK’in ana şirketi Hutchinson CK’nin İngiltere’de 30 milyon üzeri müşteri ile beraber %40 üzerinde mobil telefon kullanıcısına sahip olması beklenmekteydi. Bununla birlikte, İngiltere’nin dört şebeke sahibi üçe inecek; mobil telekomünikasyon hizmeti sağlayan şirketler arasında Hutchinson, Vodafone ve BT kalacaktı.

Söz konusu işlem, Aralık 2015’te AB Komisyonu tarafından değerlendirilmeye başladı. Bu süreçte, hem İngiltere Rekabet Otoritesi (CMA) hem de İngiltere Telekomünikasyon Düzenleme Kurumu (OFCOM) işleme ilişkin rekabetçi endişelerini dile getirdi.

İşleme izin verilmesi umudundaki Hutchinson CK birçok kez sunduğu taahhütleri gerçekleştirmeye hazır olduğunu dile getirmişti. Zira bir yandan Three UK geçtiğimiz Ocak ayında BT’nin EE’yi devralmasının artçı etkilerini yaşamaya; diğer yandan rakibi EE ve Vodafone ise pazardaki güçlü konumlarını ellerinde tutmaya devam ediyordu. Bu doğrultuda, sunulan taahhütler arasında 5 senelik fiyat sabitlemesi, Sky, Virgin, Tesco gibi işletmeciler ile şebeke paylaşımı yanı sıra pek çok kişi tarafından iddialı olarak değerlendirilen geniş kapsamlı bir yatırım programı da bulunmaktaydı. Ancak, Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik işlem AB Komisyonu tarafından kabul görmedi.

Margrether Vestager işleme yönelik yaptığı açıklamalarda mobil telekomünikasyon sektörünün rekabetçi olmasını istediklerini, rekabetçi bir sektörün uygun fiyatta ve iyi bağlantı kalitesinde inovatif mobil hizmetler sağlanmasını destekleyeceğini dile getirdi. Söz konusu işlemin İngiltere’nin mobil telekomünikasyon sektörü için olumlu sonuçlara yol açmayacağını değerlendiren Vestager, işlem ile beraber mobil şebeke altyapısını etkileyecek bir pazar liderinin doğacağını belirterek, tüketicilerin seçeneklerinin ürün ve fiyat bakımından kısıtlanacaklarını öngördüklerini ifade etti. Vestager açıklamalarında söz konusu işlemin hızlı gelişen sektör olan mobil telekomünikasyon sektörü için pek çok rekabetçi endişe doğurduğunu açıklarken aynı zamanda Hutchinson tarafından sunulan taahhütlerin yeterli bulunmadığını söyledi. Vestager’in Twitter üzerinden yaptığı açıklamalar AB Komisyonu’nun değerlendirmelerini kısa ve net bir şekilde açıklıyor:

AB Komisyonu’nun kararına yönelik Hutchinson CK tarafından yapılan açıklamalarda ise şirketin Komisyon kararını iyice inceleyip tavaf ederek temyize gideceği ve işlemi zorlayacağı yönünde ifadeler yer alıyor. Özellikle de Almanya ve İrlanda’da telekomünikasyon sektöründe izin alan birleşme ve devralma işlemleri sonrasında, Three UK ve O2 işlemine haksız yere izin verilmediğine ilişkin açıklamalar bulunuyor.

Bonus: AB Komisyonu tarafından Hutchinson CK’nin Italya’daki iştirakinin faaliyetleri ile rakibi konumundaki mobil operatör Wind’in birleşmesi işlemi incelenmeye devam ediyor. AB Komisyonu’nun İtalya’daki işleme yönelik son sözünü merakla bekliyoruz.

Hizmetler arasında sınırlar siliniyor: Vodafone Ono’yu devraldı

Teknolojideki hızlı gelişim ile elektronik haberleşme arasındaki yakınsama, bir kez daha kendini net bir şekilde gösterdi. Barış Yüksel anlatıyor.

Avrupa’nın en büyük mobil şebeke işletmecisi olan Vodafone, geçen sene yaklaşık 8 milyar dolar karşılığında devraldığı Almanya’nın önemli kablo hizmet sağlayıcısı Kabel’in ardından şimdi de İspanya’nın özel sektöre ait en büyük kablo işletmecisi Ono’yu 7.2 milyar dolar karşılığında satın aldı. Vodafone’un sabit internet hizmetlerine bu denli ciddi yatırım yapması ise elektronik haberleşme piyasalarında teknolojiler arası yakınlaşma eğiliminin bir sonucu.

Elektronik haberleşme piyasalarında eskiden birbirinden bağımsız hizmetler olarak değerlendirilen sabit internet, mobil internet, ses ve ödemeli televizyonculuk hizmetlerinin tamamı artık neredeyse tüm büyük işletmeciler tarafından tek bir paket içinde sunuluyor. Bu paketlerin oluşturulması için ise işletmecilerin önünde iki seçenek bulunuyor: İşbirliği anlaşmaları ile piyasada farklı hizmetler sunan işletmeciler bir araya gelebilir ve gelir paylaşımı esasına dayalı paketler oluşturabilir. Ya da birleşme ve devralmalar yoluyla paket içinde yer alan tüm elektronik haberleşme hizmetlerini tek başına sunabilecek altyapıya sahip “dev” işletmeciler oluşturulabilir.

fictional_device_smBu iki yöntemin avantajlarını ve dezavantajlarını daha iyi anlayabilmek için yakın zamanda hayatını kaybeden Nobel ödüllü iktisatçı Ronald Coase’nin teorileri yol gösterici olabilir. Zira firmayı büyütmek ile diğer firmalarla işbirliği anlaşmaları yapmak arasındaki tercih aslında firmanın büyümesi dolayısıyla artacak operasyon ve organizasyon maliyetleri ile pazarın kullanılmasından kaynaklanacak işlem maliyetleri arasında bir karşılaştırma yapmaktan ibarettir. Piyasalara bakıldığında, güçlü işletmecilerin hemen hemen tamamının işbirliğini değil, büyümeyi ve tüm hizmetleri kendi bünyesinde toplamayı tercih ettiği görülmektedir ki bu da işletmecilerin işlem maliyetlerini yüksek bulduğuna işaret eder.

Peki, Ono’yu devralması Vodafone için ne anlama geliyor?

Vodafone zaten İspanya’da mobil hizmetlerin tamamlayıcısı olması adına fiber altyapı kurulumu için yatırımlara başlamış ve yaklaşık 2 milyon haneye ulaşan bir fiber altyapısı oluşturmayı başarmıştı. Ancak Vodafone’un bu altyapısı Ono’nun İspanya’nın %42’sini kapsayan ve 7.2 milyon eve ulaşan altyapısının yanında oldukça küçük kalıyordu. Devir işleminin ardından Vodafone mobil pazardaki en önemli rakipleri olan Telefonica ve Orange’ın sunduğu ve içinde mobil hizmetlerin yanında sabit internet ve ödemeli televizyonu da barındıran paketlere daha rahat cevap verebilecek.

Teknolojiler ve elektronik haberleşme hizmetleri arasındaki yakınsama bu kadar hızlı bir şekilde gerçekleşirken ve işletmeciler kendilerini tüm hizmetleri tek başına sunabilecek şekilde yeniden yapılandırırken, tüm elektronik haberleşme hizmetlerini birbirinden bağımsız ilgili ürün pazarları olarak gören rekabet ve regülasyon stratejilerinin geçerliliğini ne kadar koruyabileceği de merak konusu. Zira bir yanda stratejilerini tamamen paket halinde sunulan hizmetler üzerinden belirleyen işletmeciler, diğer yanda da her hizmet özelinde analizler yapmaya çalışan otoriteler bulunması halinde pazarın gerçekleriyle uyuşmayan ve topluma beklenen faydayı sağlayamayan karar ve uygulamalar ile karşılaşılması kaçınılmaz olacaktır.

Piyasaların yakınsama süreci sonunda mümkün olan en rekabetçi yapıya kavuşması ve yenilikler ve etkinlik artışları vasıtasıyla toplumsal refahın en üst seviyeye getirilmesi adına bu amaçlara hizmet eden otoritelerin de bir an önce değişime ayak uydurması ve işleyişlerini yeni gelişmelere ayak uyduracak şekilde güncellemeleri faydalı olacaktır. Ülkemizde de bu tip paketlerin sayısının her geçen gün arttığı göz önünde bulundurularak şimdiden gerekli adımların atılması halinde, her hizmetin tamamen bağımsız olarak görüldüğü dönemlerde bu pazarlarda yaşanan problemlerin yakınsama sonucunda oluşacak çok daha geniş çaplı pazarlara sirayet etmemesi sağlanabilir.

Turkcell’e otuzdokuzmilyonyediyüzyirmiyedibinüçyüzsekiz lira yirmi kuruş ceza

RK: Turkcell, araç takip hizmeti sunan firmalar ile fiili münhasırlık temelinde çalışıyor ve bu firmaların diğer GSM operatörleri ile çalışmalarını engelliyordu.

Okuması zor bari şöyle bir kolaylık yapalım: 39.727.308,20 TL. Her yerden paralar fışkırıken pek bir meblağ değil ama bizim gözümüzü yormaya yetiyor.

Dün akşam Rekabet Kurumu’nun resmi internet sitesinde yayınlanan tefhim metni ile Turkcell hakkında bir süredir devam eden soruşturma sonuçlandı.

Turkcell’in araç takip hizmetlerine yönelik GSM hizmetleri pazarında hakim durumda bulunduğuna ve “münhasır uygulamalar” aracılığıyla rakiplerinin faaliyetlerini zorlaştırdığına hükmeden Kurul, 2012 yılı gayrı safi gelirinin takdiren ‰ 4,5’i oranında bir cezaya hükmetti. Karara göre Turkcell, araç takip hizmeti sunan firmalar ile fiili münhasırlık temelinde çalışıyor ve bu firmaların diğer GSM operatörleri ile çalışmalarını engelliyordu.

Kararda ayrıca Turkcell’in fiili münhasırlık yaratan uygulamalardan kaçınması ve iş ortağı araç takip firmaları ile bayilerine rakip operatörler yani Avea ve Vodafone ile çalışmaları önünde hiçbir engel olmadığını duyurma yükümlülüğü de getirildi.

Avea’nın temsilcileri olarak konuyu Rekabet Kurumu nezdinde gündeme getirdiğimiz bu süreçte alınan kararın tefhim metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Arabağlantı Ücretleri Düştü – Ama Niye?

Ücretlerdeki düşüş, hem tüketiciler hem de piyasadaki rekabet bakımından olumlu bir gelişme. Ancak zamanlaması biraz manidar.

Nedenini Barış Yüksel anlatıyor.

Mobil şebeke işletmecilerinin, kendi abonelerinin rakip şebeke abonelerini araması durumunda rakip işletmeciye ödediği çağrı sonlandırma ücretini ifade eden ve miktarı BTK tarafından tayin edilen arabağlantı ücretlerinde BTK’nın aldığı karar ile önemli bir düşüş yaşandı. Karar ile Turkcell, Avea ve Vodafone’un arabağlantı ücretleri sırasıyla 2.50, 2.58 ve 2.96 kuruş/dakika olarak belirlendi. Bu ise önceki ücretlere göre yaklaşık %20’lik bir düşüş anlamına geliyor.

Arabağlantı ücretlerinin düşmesi hem tüketiciler, hem de piyasanın rekabetçi yapısı bakımından son derece olumlu bir gelişme.

BU001212Arabağlantı ücretlerinin düşmesi farklı şebeke abonelerinin birbiriyle konuşma maliyetinin düşmesi anlamına geliyor ve maliyetlerdeki bu düşüşün yakın zamanda her yöne tarifelerinin fiyatlarına da yansıması olası. Bir örnek vermek gerekirse, her yöne 500 dakikalık bir paket oluşturmak isteyen işletmeci, özellikle de pazar payı rakiplerine göre daha düşük ise, bu 500 dakikanın önemli bir bölümünün rakip işletmeci abonelerine yöneleceğini düşünerek, paket fiyatını belirlerken rakiplere ödeyeceği arabağlantı ücretlerini de dikkate almak zorunda kalıyor. Bir diğer deyişle arabağlantı ücretleri her yöne paketlerinin en önemli maliyet kalemlerinden bir tanesini oluşturuyor. Dolayısıyla bu ücretlerin düşmesi her yöne paketleri de daha ucuz hale getirmesi beklenebilir.

Ücretlerdeki düşüşün piyasa rekabetine etkisi ise, özellikle pazar gücüne sahip işletmecilerin kendi şebeke içi konuşma fiyatlarını düşük tutup, rakip abonelerin kendi abonelerini aramasının maliyetini yükseltmesini engellemesi şeklinde ortaya çıkıyor. Bu sayede daha fazla aboneye sahip olmanın verdiği avantaj kullanılarak, küçük işletmecilerin zor durumda bırakılması engellenebiliyor.

Bu kararın hem tüketiciler hem de piyasa rekabeti için son derece olumlu olduğu tartışmasız olmakla beraber, kararın zamanlaması biraz manidar. Nitekim BTK’nın birkaç ay önce aldığı 142 sayılı karar ile Turkcell’in şebeke içi çağrı tarifelerini, rakiplerinden aldığı çağrı sonlandırma ücretinin 1.71 katından daha düşük belirleyemeyeceğine hükmedilmişti. Bu kararın alınma sebebi Turkcell’in şebeke içi ücretlerini çok düşük belirleyerek rakiplerine zarar vermesini engellemekti. Kararın yarattığı sonuç ise yüksek arabağlantı ücretlerinin Turkcell’in şebeke içi tarifelerinde de artışa sebebiyet vermesi olmuştu. İşte bu kararın üzerinden kısa bir zaman geçtikten sonra arabağlantı ücretlerinde bu denli önemli bir düşüş yaşanması da akla iki karar arasında bir bağlantı olabileceğini getiriyor. Belki 142 sayılı Karar, yıllardır pazar gücünü kullanmasını zorlaştıracağı için arabağlantı ücretlerinin düşürülmesine mutlak suretle muhalefet eden Turkcell’in bu konudaki katı tavrını biraz olsun yumuşatmıştır ve arabağlantı ücretlerinin düşürülmesinde Turkcell’in bu “zoraki tutum değişikliğinin” de bir katkısı vardır.

İngiltere’de 4G İhalesi Sonuçlandı

İngiltere’de düzenleyici otorite OFCOM’un rekabete ilişkin endişeleri dolayısıyla, Avrupa’nın geri kalan ülkelerine kıyasla oldukça geciken 4G ihalesi en sonunda sonuçlandı.

Detaylar Barış Yüksel’in yazısında.

İngiltere’de düzenleyici otorite OFCOM’un rekabete ilişkin endişeleri dolayısıyla, Avrupa’nın geri kalan ülkelerine kıyasla oldukça geciken 4G ihalesi en sonunda sonuçlandı. İhale sonucunda, üzerinden 4G hizmetlerin sunulacak frekanslar 5 oyuncu arasında paylaşıldı. Pazarda 5 oyuncunun birden hizmet sunabilmesinin sağlanması ise en azından şimdilik OFCOM’un rekabetçi kaygılarının biraz olsun giderildiğini gösteriyor.

BOS005653İhale kapsamında 800 MHz ve 2.6 GHz frekans bandından toplamda 250 MHz’lik frekans satışa sunuldu ki bu rakam İngiltere’nin ihale öncesi kullanılan toplam frekansının 2/3’üne denk geliyor. Yani bu ihale sonucunda İngiltere’de mobil işletmecilerin kullanımına tahsis edilmiş frekansların miktarın neredeyse iki katına çıktı diyebiliriz.

Daha önce analog televizyon yayıncılığına tahsis edilmiş olan 800 MHz frekansı özellikle çok geniş bir kapsama alanı sağlaması dolayısıyla altın frekans olarak adlandırılıyor. 2.6 GHz frekansı ise daha çok işletmecilerin kapasite kaygılarını gidermek için kullanılıyor. İhale sonucunda İngiltere’de mobil pazarın önemli oyuncularından Telefonica, Vodafone ve H3G hem 800 MHz hem de 2.6 GHz frekansı elde ederken, pazarın en küçük oyuncusu konumunda olan ve esasen tüketicilere mobil internet hizmeti sunan H3G yalnızca 800 MHz frekansı elde etti. Pazara ilk kez bu ihale ile dahil olan BT iştiraki Niche Spectrum Venture (NSV) ise sadece 2.6 GHz frekansı satın aldı. BT zaten önceden de mobil pazara girme gibi bir amacı olmadığını çok açık bir biçimde dile getirdiğinden NSV’nin bu frekansı kullanarak tam olarak nasıl bir hizmet vereceği sorunun cevabı henüz tam olarak belli değil. Ancak genel kanı BT’nin bu frekansı özellikle sabit genişbant hizmetlerinin bazı nedenlerde sunulamadığı yerlerde tamamlayıcı hizmetlerin sunumu için kullanacağı yönünde.

İhale sonucunda toplamda 2.341.113.000 £ gelir elde edilmiş ve en fazla spektrumu toplamda 790 milyon £ ödeme yapan Telefonica elde etmiş. İhale sonrasında, 2017 yılına kadar İngiltere’nin tamamına 4G hizmetlerin götürülmesi bekleniyor.

İhale ile ilgili belki de en dikkat çekici husus ise ihale  bedelinin düşüklüğü.

Zira devletin en azından 3.5 milyar £ gelir beklediği ihalenin ne derece büyük bir hayal kırıklığı olduğu esas olarak 2000 yılında gerçekleşen 3G frekans ihalesi ile bir karşılaştırma yapıldığı zaman gözler önüne seriliyor. 2000 yılındaki ihalede, satılan frekans miktarı daha düşük olmasına rağmen, işletmeciler toplamda 22 milyar £ ödeme yapmışlardı. Piyasa analistleri bu durumu mobil işletmecilerin artık akıllandığı şeklinde yorumluyorlar. Zira gerçekten de 3G hizmetleri bakımından gerek düzenleyici otoritenin müdahaleleri gerekse de yaşanan aşırı rekabet, işletmecilerin umdukları karların yanına bile yaklaşamamaları sonucunu doğurmuştu.

Ancak her ne kadar elde edilen ihale gelirleri düşük olsa da, sonuçta ortaya çıkan rekabetçi pazar yapısında 4G hizmetlerinin hızla yaygınlaşması ve bu sayede İngiliz tüketicilerinin ciddi faydalar sağlaması da kuvvetle muhtemel. 4G’nin gerçekten tüm beklentilere cevap verecek kadar önemli bir hizmet olup olmadığı sorusu ile henüz yanıtlanabilmiş değil. Nitekim 4G teknolojisi ile sunulan hizmetlerin potansiyeli çok yüksek olsa da henüz bu potansiyelin dünyanın herhangi bir yerinde tam anlamıyla kullanıldığını da söylemek mümkün değil.

Telekom Hızı Sınırlı

Rekabet Raporu’ndan telekom bilgileri.

Günlerdir bahsettiğimiz AB İlerleme Raporu’nu açıp,
‘telekomünikasyon’ kelimesini arattığınız zaman karşınıza
sadece 2 adet sonuç geliyor ve açıkçası bu sonuçlar dahi AB’ye uyum
sürecinde daha çok çalışmak gerektiğini anlamak için yeterli.

Raporda öncelikle içerik ile ilgili konulara değinilmiş ve bu konu “ifade

özgürlüğü” başlığı altında değerlendirilmiş. Burada ülkemizde de gündemde önemli yer tutan TİB’in internet yasaklarından ve BTK’nın “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar” çerçevesinde getirdiği internet filtrelerinden bahsedilerek bu tip konuların ifade özgürlüğü bakımından hassas konular olduğu ve yapılacak düzenlemelerin AB mevzuatıyla uyumlu olmasına özen gösterilmesi gerektiği belirtilmiş.

Ülkemizdeki telekomünikasyon pazarlarına ilişkin düzenlemeler hakkında yorumların bulunması beklenen bölümde ise sadece tek bir cümle yer alıyor. Telekomünikasyon piyasasındaki rekabet sınırlı düzeyde kalmıştır”.

Ancak, sabit telefon hizmetleri pazarındaki alternatif işletmecilerin varlık gösteremediği ve mobil telekomünikasyon hizmetleri pazarında da Turkcell’in yıllardır sarsılamayan pazar gücü göz önünde bulundurulduğunda, Rapor’daki önermeye karşı çıkmak da çok kolay görünmüyor.

Kısacası telekomünikasyon konusunda alınması gereken yol çok fazla ve ülkemizdeki ilginç pazar yapısı düzenleyicilerin işini kolaylaştırmıyor. İlerleyen yıllarda pazardaki devlerle etkin rekabet etmeyi mümkün kılacak bir ortamı bekleyip görmemiz gerekiyor.

Danıştay: Topu taca atmak yasak!

Danıştay’ın en önemli kararlarından biri!

Danıştay’ın 2011 yılı Nisan ayında almış olduğu ve geçtiğimiz günlerde Rekabet Kurulu’nun web sitesinde yayınlanan iki kararı, Rekabet Kurulu’nun, ihlale ilişkin yeterli delil bulunmaması sebebiyle soruşturma açılmasına gerek olmadığı yönündeki pek çok kararının sorgulanmasını gerektirecek bir içtihadın yolunu açıyor.

Danıştay’ın 18.04.2011 tarihli ilk kararında, Rekabet Kurulu’nun, AVEA’nın Turkcell’in mobil pazarlama firmalarıyla yaptığı münhasır sözleşmelerin pazardaki rekabeti kısıtladığı iddiasını ilk kez gündeme getirdiği 2007 yılında almış olduğu kararın iptaline hükmedildi. Esasen kararın geçmişi ise oldukça ilgi çekici.

AVEA, Turkcell’in mobil pazarlama ajanslarıyla yapmış olduğu münhasır anlaşmalar sebebiyle her geçen gün büyüyen bu pazara, herhangi bir teknik engel olmamasına rağmen giremediği iddiasını ilk olarak 2007 yılında Rekabet Kurulu gündemine taşımıştı. Mobil pazarlama hizmetlerini kısaca hatırlatmak için, kapaktan çıkan şifreyi gönder, bedava 10 dakika konuşma kazan” türünde, GSM işletmecisi ile örneğin içecek firmaları arasındaki işbirliği sonucunda düzenlenen ve mobil pazarlama ajanslarının da aracı olarak hizmet sunduğu çeşitli kampanyaları konu aldığını söylemek yeterli olacaktır. AVEA’nın iddiası, Turkcell’in mobil pazarlama ajanslarıyla imzalamış olduğu sözleşmelerde, bu türden kampanyalar bakımından sadece ve münhasıran Turkcell’le çalışılmasının şart koşulduğu ve bu durumun da pazardaki rekabeti kısıtladığı yönündeydi.

Rekabet Kurulu ise iptal edilen kararında, Turkcell’in sözleşmelerinde yer alan münhasırlık hükümlerinin 2005 yılı itibariyle muafiyetten faydalandığı, 2007 yılında mevzuatta yapılan değişiklikle getirilen %40 pazar payı eşiğinin Turkcell’in muafiyetten faydalanmasını engellediği, bu sebeple sözleşmelerdeki rekabet yasaklarının kaldırılmasının Turkcell’e bildirilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştı. Rekabet Kurulu bu sözleşmelerin pazardaki rekabeti kısıtladığı gerekçesiyle bireysel muafiyetten faydalanamadığını belirtmesine rağmen, hakim durumdaki Turkcell’in bu eylemlerinin kötüye kullanma niteliğinde olup olmadığına ilişkin herhangi bir değerlendirme yapmamış ve soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar vermişti.

Danıştay’ın almış olduğu ilk iptal kararında, Rekabet Kurulu’nun kendisine ulaşan başvurular üzerinde, doğrudan soruşturma açılmasını gerektiren bilgi ve belgelerin bulunmaması halinde açmış olduğu önaraştırmanın sonucunda, ancak rekabet kurallarını ihlal eden herhangi bir eylemin bulunmadığının hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkması halinde soruşturma açılmamasına karar verebileceğinin altı çiziliyor. Bir başka ifadeyle Danıştay, soruşturma açılmaması halini, ancak eylemin ihlal olmadığının açık olduğu durumlarla sınırlayan bir yorum getiriyor. Bu durumda Rekabet Kurulu’nun ihlalin gerçekleştiğine yönelik yeterli delil bulunmaması sebebiyle kapattığı diğer önaraştırma kararlarının akıbeti de merak konusu haline geliyor.

Rekabet Kurulu’nun 2007 yılında almış olduğu bu Karar, şikayetçi AVEA’nın mağduriyetini gidermemiş olacak ki, AVEA, bu karardan kısa bir süre sonra Rekabet Kurulu’na tekrar başvurarak, ilk kararda hakim durumun kötüye kullanıldığı iddiası hakkında eksik inceleme yapıldığını ve Turkcell’in eylemlerinin devam ettiğini iddia etmişti. Rekabet Kurulu ise 12.06.2008 tarihinde yeni bir karar alarak, Turkcell’in münhasırlık hükümlerini sözleşmelerden çıkarttığı ve Rekabet Kanun’da Kurul kararlarına karşı itiraz mekanizması olmadığı gerekçesiyle “yeni bir işlem tesis edilmesine gerek olmadığına” karar vererek şikayeti reddetmişti. Danıştay yine 18.04.2011 tarihinde almış olduğu ikinci kararında, ilk olarak İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun idari işlemlere ilişkin öngördüğü itiraz mekanizmasının Rekabet Kurulu kararları bakımından da uygulanabileceğine işaret ediyor. Ancak asıl önemlisi, Danıştay, AVEA’nın Turkcell’in ihlal konusu eylemlerinin devam ettiği yönündeki iddiasının yeni bir iddia olduğunu belirterek, Rekabet Kurulu’nun bu konuda bir önaraştırma açmadan, sadece Turkcell’in “sözleşmelerdeki münhasırlık hükümlerini çıkarttım” şeklindeki beyanına güvenerek şikayeti reddetmesini hukuka aykırı buldu.

Peki şimdi ne olacak?

Aslında Rekabet Kurulu, yine AVEA tarafından yapılan şikayet üzerine, Turkcell’in mobil pazarlama ajanslarıyla olan ilişkisindeki fiili münhasırlık uygulamalarının hakim durumun kötüye kullanılması yoluyla pazardaki rekabeti kısıtladığına, bu ikinci karardan 1,5 yıl sonra, 23.12.2009 tarihinde karar vermiş ve Turkcell’e, cirosunun binde 4,5’i oranında olmak üzere 36.072.230,98 TL para cezası vermişti. Nitekim Rekabet Kurulu, geçtiğimiz hafta almış olduğu kararında, 2007 ve 2008 yıllarında aldığı kararların iptal edilmiş olmasına rağmen, bu kararlardaki eksikliklerin Turkcell hakkında yaptırım uygulanan 23.12.2009 tarihli kararla giderildiği sonucuna ulaşarak, dosyaya ilişkin yeniden işlem tesis edilmesine gerek olmadığına karar verdi.

Bu iki kararın Rekabet Kurulu kararları bakımından asıl önemli boyutu, genellikle Rekabet Kurulu kararındaki usul eksiklikleri bakımından inceleme yapan Danıştay’ın, işin esasına da girerek, Rekabet Kurulu’nu, Kanun’un kendisine tanıdığı imkanları kullanarak daha detaylı bir inceleme yapmaya davet etmesi oluşturuyor. Diğer taraftan Kanun’un 9/3. maddesinin Kurul’a tanıdığı ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliklerine ihlale ne şekilde son vereceklerine ilişkin görüşlerini yazılı olarak bildirme” yetkisinin geleceği de tartışmaya açık hale geliyor. Zira Kurul, usul ekonomisi ve ihlalin bir an önce giderilmesi gibi çeşitli amaçlarla, özellikle etkisi sınırlı olan ihlaller bakımından soruşturma açmak yerine bu mekanizmaya sıklıkla başvuruyordu. Ayrıca Kurul kararlarına karşı itiraz mekanizmasının önünün açılmış olması da, dava açma süresi devam eden ve önümüzdeki dönemde alınacak yeni Rekabet Kurulu kararları bakımından dikkatle takip edilmesi gereken yeni bir dönemi işaret ediyor.

Turkcell’e yeni rekabet sorgusu

Turkcell’in sözlü savunması yapıldı.

2009 yılının sonunda, Rekabet Kurumu tarafından Turkcell’in dağıtım kanalına yönelik uygulamalarının Rekabet Kanunu’nun 4. ve 6. Maddelerinin ihlal edip etmediğinin belirlenmesi amacıyla açılan soruşturmanın sözlü savunması 31 Mayıs 2011 salı günü gerçekleştirildi. Turkcell artık Kurul’un kararını bekliyor.

Turkcell hakkında açılan soruşturma temel olarak iki iddiaya dayanıyor: birincisi Turkcell’in dağıtım sisteminin tüm aşamalarında yeniden satış fiyatını tespit etmesi (4. madde ihlali) ikincisi ise normalde çok markalı olması beklenen alt bayilerin münhasırlaştırılması yoluyla hakim durumunu kötüye kullanarak (6. madde ihlali) rakiplerinin faaliyetlerini zorlaştırması. Soruşturma Heyeti Turkcell’in alt bayi kanalını münhasırlaştırmasına yönelik eylemleri için ceza talep ederken, yeniden satış fiyatının tespitine yönelik 4. madde ihlalinin varlığını teyit etmesine rağmen ceza istemeksizin görüş bildirilmesi gerektiğini ifade etti. Yaklaşık 4 saat süren sözlü savunma toplantısında Kurul tarafından öncelikle şikayetçi olarak rakip operatörler AVEA ve VODAFONE ile Smile, MEP İletişim ve Pamuk İletişim dinlendi.

AVEA Turkcell’in hesaplı risk aldığını, normalde çok markalı olması gereken Mavi Nokta ünvanlı alt bayilerden iyi olanları münhasırlaştırarak kendine bağladığını, ardından yeniden satış fiyatını tespit etmek suretiyle belirli bir kar marjını garanti ederek bunları ödüllendirdiğini ifade etti. Turkcell’in dağıtım sistemi için “Lüküs Hayat” benzetmesi yapan AVEA, dağıtım ağındaki teşebbüslere belirli bir geliri garanti eden Turkcell’in bunun finansmanını kendi cebinden değil, fiyatları yüksek tutarak tüketicilerin cebinden karşıladığını belirtti.

VODAFONE ise; Kurul’un önüne belki de en çok gelen teşebbüslerden biri olan ve hakkında çok sayıda soruşturma açılan Turkcell’in, yeniden satış fiyatının tespitine yönelik eylemleri hakkında Soruşturma Heyeti’nin ceza istemeyerek yalnızca görüş bildirilmesi ile yetinmesini yadırgadıklarını belirtti. Soruşturma döneminde Turkcell’in bilinçli olarak lehe delil yaratma çabası içine girdiğini iddia eden Vodafone temsilcileri, normalde AVEA ve VODAFONE ile çalışmasına izin verilmeyerek münhasır hale getirilen alt bayilerde bulunan Turkcell görsellerinin kaldırıldığını ifade etti.

Eski bir Turkcell distribütörü olan MEP İletişim, Turkcell’in dağıtım ağında olmaktan mutsuz olduklarını ve söz konusu eylemler nedeniyle büyük zarara uğradıklarını ifade ederken, halihazırda Turkcell Gaziantep bayisi olan Pamuk İletişim’in de Sözlü Savunma toplantısına katılarak Turkcell’in dağıtım sisteminde rekabet etme şanslarının olmadığını, Turkcell neye izin verirse ancak onu yapabileceklerini ifade etmesi Turkcell için büyük sürpriz oldu. Smile ise rakip operatör ürünlerinin satılması halinde bayilerine Turkcell tarafından mal verilmediği ve yaptırım uygulandığını belirtti.

Turkcell, savunmasında Mavi Nokta ünvanlı bayilerin münhasırlaştırılmadığını, sadece Turkcell ile çalışan Mavi Nokta’lar var ise bile bunların kendi tercihleri olduğunu, 253 Mavi Nokta’da da VODAFONE’un kendi rızası ile bulunmadığını dile getirdi. Akabinde rakiplerin dışlandığı iddialarına cevap veren Turkcell, AVEA ve VODAFONE’un numara taşımada bir numara olduğunu, son 2 yılda gelirlerini büyük ölçüde arttırarak pazar payı elde ettiklerini bu sebeple pazar dışına itilmelerinin mümkün olmadığını belirtti. Savunmalar arasında en ilginç olan ise Turkcell’in artık hakim durumda olmadığını iddia etmesi oldu. Son üç yılın gelişmelerine bakıldığında, kendilerinin büyük ölçüde pazar payı kaybettiği, AVEA ve VODAFONE’un gelirlerinde artış olduğu, şebeke dışsallıkların ortadan kalktığı ve  rakiplerinden bağımsız hareket edemediğini belirten Turkcell,  artık hakim durumda olduğunun söylenmesinin güç olduğunun altını çizdi.

Mavi Nokta’lardan elde edilen sim kart satışının %  8 oranında olduğunu ifade eden Turkcell yetkililerine, Kurul tarafından  “Mavi Nokta’lar tarafından gerçekleştirilen sim kart satışının ciro bazındaki oranının ne olduğu” sorusu yöneltildi.

Son olarak, Rekabet Kurulu Başkanı Nurettin Kaldırımcı, yürütülen soruşturmada nihai kararın 9 Haziran 2011 saat 14:00’te açıklanacağını ifade etti.