Petrol ve LPG piyasalarını hareketlendiren özelleştirme, devir ve soruşturmalar

Fatih Özkan, Petrol ve LPG piyasalarını hareketlendiren son dönem gelişmeleri anlatıyor.

Ülkemizde petrol ve LPG piyasaları, genellikle yapılan zamların (az da olsa indirimlerin) ardından gündeme gelmektedir. Global ölçekte petrol fiyatlarının düşmesine rağmen ülkemizde son 2 yıldır artan döviz kuru nedeniyle ithal edilen ham petrolün rafineri çıkış fiyatının bir türlü düşmek bilmemesi nedeniyle tüketiciler indirimli fiyatlardan petrol ve LPG alamamaktadırlar. “Benzin psikolojik sınır olan 5 TL /litreyi geçti”, “Bu araçta dünyanın en pahalı akaryakıtı kullanılmaktadır”, “Dolar artarsa artsın ben zaten hep 50 TL’lik yakıt alıyorum” gibi söylemler hepinizin malumudur. Gerçi geçenlerde bir ÖTV indirimi yaşandı, Bakanlar Kurulu kararıyla bazı mallardan alınan ÖTV oranları Nisan ayı sonuna kadar indirildi. O malların arasında ne yazık ki petrol veya LPG bulunmuyor.

Bu yazımızda dikkatinizi çekmek istediğimiz husus ise bambaşka. Günlük hayattaki gelişmelerden dolayı fırsat bulamamış olabilirsiniz ancak son birkaç ayda petrol ve LPG piyasaları bir hayli hareketlenmiş durumda. Bu bağlamda piyasalar, bir dağıtım şirketinin özelleştirilmesine, bir depolama tesisinin devrine ve Rekabet Kurumu ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun açtığı soruşturmalara tanık oldu. Bir de yeni bir işveren sendikası kuruldu. Sondan başlayalım. Akaryakıt bayilerinin üyesi olduğu Türkiye Akaryakıt Bayileri Petrol ve Gaz Şirketleri İşveren Sendikası (TABGİS) ve Petrol Ürünleri İşveren Sendikası’ndan (PÜİS) sonra 14 Şubat tarihi itibarıyla Enerji Petrol Gaz İkmal İstasyonları İşveren Sendikası (EPGİS) kurulmuş oldu.

İlk olarak geçtiğimiz ay Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın bir bağlı kuruluşu olan TP Petrol Dağıtım A.Ş. (TP) özelleştirildi. Özelleştirme kapsamına alınan TP için 2013/2 sayılı Özelleştirme Tebliği uyarınca Rekabet Kurumu’na bildirimde bulunulmuştu. Ekim 2016 tarihinde verdiği kararında Rekabet Kurulu, TP’nin %100 oranındaki hisselerinin blok satış yöntemiyle özelleştirilmesi işlemine izin vermişti. Kurul kararında TP’nin, teklif sahiplerinden Zülfikar Holding A.Ş., Termopet-Net-Cemil Direkçi Ortak Girişim Grubu, SBK Holding A.Ş. veya Siyahkalem Mühendislik İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.’den herhangi birine devrinin ilgili pazarda hakim durum yaratılmasına veya mevcut bir hakim durumun güçlendirilmesine, böylece rekabetin önemli ölçüde azalmasına yol açmayacağını belirtmişti.

Kurul kararından anlaşılacağı üzere 7 adet akaryakıtı dolum tesisi, 2 adet LPG dolum tesisi ve 400’e yakın bayiye sahip TP’nin, 2015 yılı verileri uyarınca motorin pazarında %4.82, benzin pazarında ise %2.14’lük bir pazar payı bulunmaktadır (2015 yılında faaliyete başladığı LPG pazarında ise TP’nin pazar payı tespit edilmemiştir). Söz konusu pazar paylarıyla TP; sırasıyla OMV Petrol Ofisi, Opet, Shell&Turcas, BP ve Total’in ardından ilgili pazarda 6. sırada yer almaktadır. Ocak 2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan kararında Özelleştirme Yüksek Kurulu, TP’nin %100 oranındaki hisselerinin 490 milyon TL karşılığında Zülfikar Holding A.Ş.’ye satılmasına karar vererek özelleştirme sürecini tamamlamıştır. Böylece halihazırda Turkuaz markasıyla ilgili pazarda faaliyet gösteren Zülfikar Holding A.Ş.’nin özelleştirme sonrası pazar payı benzinde %2.84’e, motorinde ise %6.20’ye yükseldi.

poAkaryakıt sektörünün en tepesinde de devirler yaşandı. Benzin ve motorin pazarlarında en yüksek pazar payına sahip OMV Petrol Ofisi’ne ait Aliağa’da bulunan petrol ve LPG depolama ve dolum tesisleri, Azerbaycan menşeli dev petrol şirketi SOCAR’ın kontrolüne geçti. Aralık 2016 tarihinde verdiği kararında Rekabet Kurulu, OMV Petrol Ofisi Aliağa Akaryakıt ve LPG Depolama ve Dolum Tesisleri’nin kiralanmak suretiyle SOCAR Turkey Akaryakıt Depolama A.Ş. tarafından işletilmesi amacıyla Renatus Marine Denizcilik ve Liman İşletmeciliği A.Ş. tarafından devralınması işlemine izin verdi. Böylece İzmir Aliağa’da Türkiye’nin ilk özel sektör rafinerisini olan Star Rafineri’yi inşa eden SOCAR, OMV Petrol Ofisi’nin depolama ve dolum tesisinden de yararlanma imkanı buldu.

Hatta yakın gelecekte OMV Petrol Ofisi’nin kendisi de devredileceğe benziyor. Tam bir yıl önce, Şubat 2016 tarihinde Avusturyalı petrol devi OMV’nin, Türkiye’deki faaliyetlerinin sürdürülebilir olmaktan çıktığı ve kârlılığın azaldığı gerekçeleriyle Petrol Ofisi’ndeki hisselerini satışa çıkardığı ajanslara düşmüştü. Özellikle SOCAR’ın OMV Petrol Ofisi’yle ilgilendiğini ve Star Rafineri’de işleyeceği ürünleri kendi dağıtım şirketi aracılığıyla tedarik etmeyi arzu ettiğini anlıyoruz. SOCAR Türkiye Genel Müdürü Zaur Gahramanov’un açıklamalarından görülebileceği üzere şayet Petrol Ofisi’nin alınmasında bir engelle karşılaşılması durumunda başka bir dağıtıcının devralınması, hatta yeni bir dağıtım şirketinin kurulması bile gündemde. Henüz Rekabet Kurumu’na bildirilen bir devralma işlemi yok, ancak her an her şey olabilir.

Soruşturmalar da ses getireceğe benziyor. Rekabet Kurumu Adıyaman il merkezinde faaliyet gösteren 20’ye yakın LPG istasyonunun 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesine aykırı biçimde anlaşma veya uyumlu eylem içerisinde olup olmadıklarını araştırmak üzere geçen ay soruşturma başlattı (soruşturmaya ilişkin kamuoyu açıklaması Kurum’un internet sitesinde duyurulmazken, haber sitelerinde kendine sıkça yer buldu). Soruşturma kapsamında Adıyaman’da LPG fiyatlarının 2.10-2.20 TL/litre iken 2.85-2.90 TL/litre seviyesine çıktığı iddiaları araştırılıyor.

Aslında Adıyaman il merkezinde faaliyet gösteren LPG istasyonları hakkında 2011 yılında da aynı iddialar çerçevesinde önaraştırma yapılmış, ancak “ileri sürülen iddiaların yeterli dayanaktan ve ciddiyetten yoksun olduğu” gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmişti. Kurum’un bu sefer işi önaraştırmadan, soruşturma boyutuna taşıması dikkat çekici. Konuya ilişkin “Böyle zam nerede görülmüş”, “Hangi vicdan buna müsaade eder?” şeklinde tüketicilerden ciddi tepkiler geldiğini anlıyoruz. Diğer taraftan, bayiler ise kendi platformlarında fiyat artışlarının nedeni olarak “ÖTV farkı hırsızları” ile “aerosolcular”ın piyasadan çekilmesini göstererek, fiyatların asıl olması gereken yasal seviyeye çekildiğini ileri sürmekteler.

Son olarak Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun da LPG pazarında mevzuata aykırı uygulamalar hakkında geçen ay bir inceleme başlattığı haberi “EPDK’dan dev LPG operasyonu” başlığıyla servis edildi. İncelenen iddialar arasında hangi coğrafi pazarda faaliyet gösterdiği açıklanmayan bazı LPG bayilerinin müşterilere otogaz yerine dökme LPG vermesi bulunuyor. Böyle bir uygulama içerisine girilmesinin nedeni olarak ise vergi miktarı daha yüksek olan otogaz yerine, otogaza ikame olarak kullanılabilen ve vergi miktarı da daha düşük olan dökme LPG’nin satılması suretiyle mevzuattaki vergi farklılıklarından haksız yarar içerisine girilmesine işaret edilmektedir. EPDK’nın LPG’li araç sayısının bir ay içerisinde 12.000 adet artarken, aynı dönemde otogaz satışlarının 36.000 ton düşmüş ve dökme LPG satışlarının 7.000 ton artmış olduğuna ilişkin inceleme öncesi yaptığı tespiti de incelemenin seyrine yön vereceğe benziyor.

Lobi faaliyetlerini tadında bırakmalı

Belçika Rekabet Otoritesi, üç çimento üreticisine yaklaşık 14.5 milyon Avro, Belçika Çimento Endüstrileri Birliği’ne ve Belçika Çimento Endüstrisi Ulusal Teknik ve Bilimsel Araştırma Merkezine ise 100 bin Avro para cezası vermişti. Kararın gerekçesine göre ise, bu teşebbüs ve birlikler uyumlu eylem içerisinde yeni bir mevzuat maddesinin hazır beton üretiminde kullanılmasını engelleme amacına yönelik lobi faaliyetleri içerisindeydi. Diğer noktalardan biri de, söz konusu uygulamanın yeni bir üreticinin Belçika pazarına girmesini engellemek amacını da içermesiydi.

Karar Temyiz Mahkemesi’nin önüne geldi. Mahkeme, yargılamanın uzunluğuna ilişkin usuli itirazları, tarafların savunma haklarının açıkça ihlal edildiğinin ortaya konulamaması gerekçesiyle reddetti. Mahkeme ayrıca, söz konusu lobi faaliyetlerinin yeterli derecede değerlendiremediğini belirterek kararı esastan bozdu. Bahsi geçen karar alma organlarının, hakkında karar verilen çimento üreticilerinin kontrolü altında olmadığına da önemle değinen Mahkeme, bu üreticilerin görüş bildirme ve karar alma süreçlerindeki katılımının ise açık, tarafsız ve ayrımcılık teşkil etmeyecek nitelikte olduğuna dikkat çekti. Mahkeme, teşebbüslerin söz konusu süreçlerdeki katılımlarının karar verme organını kontrol etme veya bu organın yerine geçme niteliğinde olmadığı, bu nedenle teşebbüslerin faaliyetlerinin izin verilen lobi faaliyetlerinin ötesine geçmediği sonucuna ulaştığı.

Herkes gider Mersin’e AB Komisyonu gider tersine!

Amacınız o yönde olmasa da bir anlaşmanın rekabeti kısıtladığı sonucuna ulaşılırsa ne olur? Ceren Üstünel AB’den yeni bir haberi paylaşıyor.

Rekabet hukukunda ekonomik analizin yerinin gün geçtikçe arttığı bir gerçek. Özellikle kartel soruşturmalarında yalnızca bazı iddialar ve savunmalar uygun düştüğü ölçüde hala geçerliliklerini koruyor ve özellikle Soruşturma Heyeti’nin bolca e-mail yazışmasını delil olarak kullandığı vakalarda işe yarıyorlar. Ancak işin azımsanmayacak bir diğer diğer boyutu var ki o da ekonomik veya ekonometrik analiz. Soruşturma Heyeti’nin iddialarına yalnızca niyet, amaç, yazışmalar gözünden bakmayıp olaya farklı bir açıdan yaklaşabilen “bakın o dönem maliyet artışı fiyatlara şu şekilde yansıyor, fiyat-maliyet arasındaki korelasyon bu, fiyatı ve talebi etkileyen parametreler üzerinde oluşturduğumuz ekonomik modeller tam aksini kanıtlıyor” gibi iddia konusu anlaşma veya uyumlu eylemin etkilerini ölçmeye yönelik, çürütülmesi zor, esaslı dayanağı olan savunmalar, ki bizler de bu analizleri sıklıkla gerçekleştiriyoruz. 

keep-calm-im-not-importantBundan bahsetmemin sebebi ise AB Komisyonu tarafından yayınlanan De-Minimis Bildirisi. Bilmeyenler için açıklayalım. AB üyesi ülkeler arasındaki ticareti etkileyen, rekabete aykırı bir amaç veya etkisi olan ve fakat pazardaki rekabeti kayda değer kısıtlamadığı varsayılan belirli tip anlaşma, uyumlu eylem ve kararlar; rekabet kurallarından muaf tutuluyor. Bir diğer anlatımla De-minimis, aslında rekabeti kısıtlayıcı bir anlaşmaya belirli parametreler altında izin verilmesi anlamına geliyor. Mevcut durumda halen geçerli olan kurala göre temel parametreyi anlaşma taraflarının pazar payları oluşturuyor. İnceleme konusu yatay bir anlaşma ise tarafların toplam pazar paylarının %10’u, dikey bir anlaşma içinse %15’i aşmaması gerekiyor. Bu korumadan tarafların pazar payı veya anlaşmanın etkisi ne olursa olsun fiyat sabitleme, yeniden satış fiyatının tespiti, pazar paylaşımı gibi “hard-core” ihlaller yararlanamıyor.

AB Komisyonu De-minimis Bildirisi ile yukarıda özetlediğimiz kurala esaslı bir değişiklik getirdi. Aslında bu değişikliğin sinyalini Avrupa Adalet Divanı’nın 2012 yılında aldığı Expedia kararı ile de görmüştük. Kararda Adalet Divanı, rekabeti engelleme, bozma veya kısıtlama amacı taşıyan herhangi bir anlaşma, uyumlu eylem veya kararın başka herhangi bir parametre değerlendirilmeksizin rekabet üzerinde kayda değer bir kısıtlama yaratacağını belirtti. Yani:

  • Amacı rekabeti kısıtlamak olmayan; ancak etkisi rekabeti kısıtlayan bir anlaşma yukarıda saydığımız parametrelerin yerine getirilmesi halinde De-minimis kuralından yararlanabilir.
  • Amacı rekabeti kısıtlamak olan; ancak etkisi çok minimal olan bir anlaşma başka hiçbir parametreye dayanmaksızın (pazarın yapısı, tarafların pazar payı gibi) De-minimis’ten yararlanamaz.

AB Komisyonu yayınladığı yeni Bildiri ile Avrupa Adalet Divanı’nın yukarıda özetlediğimiz bu yaklaşımını benimsediğini açıkladı. Bundan böyle yalnızca “hard-core” ihlaller değil amacı rekabeti kısıtlamak olan her tür anlaşma, etkisine bakılmaksızın De-minimis’in sağladığı korumadan yararlanamayacak. Buna karşılık amacı rekabeti kısıtlamak olmayan ve fakat doğurduğu etki sebebiyle aslında rekabeti kısıtlayan anlaşmalar, söz konusu şartları yerine getirmeleri halinde De-minimis’ten yararlanmaya devam edecekler.

Bu demek oluyor ki Komisyon, kendi ispat yükünü hafifletmeye çalışırken şirketler için rekabet uyum programlarının önemi ise giderek artıyor.

Paralel gazeteler, uyumlu haberler

Gazeteler sadece milli iradenin hayata geçmesi açısından önemli günlerde değil de her gün aynı manşeti atsalar, bu bir rekabet sorunu olmaz mı? Bütün haberler tek bir havuzdan dağıtılarak gazetelere servis edildiğinde, içerik açısından bir rekabetten bahsedilebilir mi? Ali Ilıcak yazdı.

Paralel devlet kadar gazetelerin paralel yayın yapması da demokrasi için büyük bir sorun. Geçenlerde haber bültenlerinde gazete tirajları üzerinden yapılan bir tarafgirlik analizini okurken bu konunun bir şekilde pazarlardanhaberler’in alanına girdiğini düşündüm. Analizde gazeteler, hükümete destek verenler, muhalifler ve nötr grup olarak üçe ayrılıyordu. Aşağıdaki 7 Haziran ve 16 Ağustos 2013 tarihli paralel gazete manşetleri skandalını hatırlayınca bu “gruplaşmanın” biraz ileriye gittiğini söyleyebiliriz.

Bir kerede tam 9 tane!
Bir kerede tam 8 tane!

Sahi, gazetelerin bu şekilde birlikte hareket etmesi, Rekabet Kanunu kapsamında bir birliktelik olarak değerlendirilemez mi? Sonuçta içerik, bir gazeteye olan talebin fiyattan bile önemli bir parametresi. Hele hele siyasi kırılmaların toplumsal kırılmalara dönüştüğü dönemlerde, fiyatı ucuz diye karşıt kampların gazetelerini satın almak mümkün değil. Dolayısıyla kamu otoritesinin fiyatlarda ve diğer kalite unsurlarında istemediği birlikte hareketi neden içerik için düşünülemediğini merak ediyorum.

Basın-özgürlüğü-1

Gazeteler sadece milli iradenin hayata geçmesi açısından önemli  günlerde değil de her gün aynı manşeti atsalar, bu bir rekabet sorunu olmaz mı? Bütün haberler tek bir havuzdan dağıtılarak gazetelere servis edildiğinde, içerik açısından bir rekabetten bahsedilebilir mi? Rekabet sadece fiyat için mi yapılır?

İşadamlarının işlerini güçlerini bırakıp medya sahibi olma trendi azalacağına arttığına göre, haber yayıncılığının herhangi bir mal ve hizmet üretiminden farklı görülmesi için bir neden bulunmuyor. Uyumlu eylem yasaksa, burada da yasak olması lazım.

Not: Burada  durağan oldukları için paralelliği göstermek daha kolay olduğundan gazeteleri yazdık ama geçtiğimiz aylarda aynı anda 25 televizyon kanalının aynı konuşmayı canlı yayınladığına utanç içinde şahit olmuştuk.

paralel gazeteler
paralel gazeteler

Birleşme-Devralma ve Muafiyet Başvurularına Yönelik Açıklama

Rekabet Kurumu tarafından bugün yapılan açıklamada, başvurulara ilişkin önemli bir hatırlatma yapıldı.

Rekabet Kurumu tarafından bugün yapılan açıklama ile birleşme-devralma ile menfi tespit ve muafiyet başvurularının ne şekilde yapılmasına gerektiğine dair önemli bir hatırlatma yapıldı.

2011 yılında Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’in 10. maddesinde bir değişiklik yapılmış ve bundan böyle Bildirim Formu ile ekindeki tüm belgelerin ayrıca elektronik ortamda hazırlanarak Kurum merkezine iletilmesi gerektiğiopinion-logo açıklanmıştı.

Benzer şekilde Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Teşebbüs Birliği Kararlarının İsteğe Bağlı Bildirimine İlişkin Kılavuz’un 5. maddesine göre de Bildirim Formu ve kullanılan tüm eklerin hem orijinallerinin hem de elektronik ortamda hazırlanmış bir nüshalarının iletilmesi zorunludur.

Kurum tarafından bugün yapılan açıklama ile hem bu husus tekrar hatırlatılmış hem de aba altından sopa gösterilmiş oldu. Zira bildirime ilişkin tüm esaslar tamamlanmış olmadıkça başvuru tam olarak yapılmış sayılmıyor. Bu durumda elektronik versiyonu iletilmeyen bir muafiyet bildirimi de, bu eksiklik tamamlanıncaya kadar yapılmış sayılmıyor.

Kurum hem bu hususa dikkat çekmek hem de var olan iş yükünü azaltmak için bir de rica-uyarıda bulunuyor ve elektronik ortamda teslim edilen belgelerin orijinal sıralamayı takip etmesi gerektiğini söylüyor.

Kurum tarafından yapılan resmi açıklamaya buradan ulaşabilirsiniz.