İspat et!

Şüpheden sanık yararlanır ilkesini elbet duymuşsunuzdur. Temeli ceza hukuku yargılamasına dayanan oldukça basit bir ispat kuralı. Eğer bir kişinin suç işlediğini hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispat edemiyorsanız, o halde o kişiyi suçsuz kabul etmek zorundasınız. Mantığı ise bir suçlunun cezasız kalmasının, bir suçsuzun mahkum olmasına tercih edilmesine dayanıyor.

presumption-of-innocence-Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“AİHS”) 6. maddesinde düzenlenen “adil yargılanma hakkı” ise temelinde “masumiyet karinesi” ve “şüpheden sanık yararlanır” ilkelerini barındırıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“AİHM”), rekabet hukukundan doğan yaptırımları AİHS çerçevesinde cezai alanda yöneltilen suçlamalar olarak kabul ediyor. Bu durum karşısında Rekabet Otoritelerinin ve dolayısıyla Rekabet Kurumu’nun bir ihlalin gerçekleştiğine hükmedebilmesi için makul her türlü şüpheyi, hukuka uygun olarak elde edilmiş delil araçları ile ortadan kaldırması gerektiği sonucuna ulaşıyoruz.

Adil yargılanma hakkını ele aldığımızda, Rekabet Kurulu kararlarındaki ispat standardı farklılığını tartışmak adeta bir zorunluluk halini alıyor. Zira bana göre Kurul kararlarında giderek artan bir ispat standardı çelişkisi var. Örneğin adı çıkmış dokuza inmez sekize dediğimiz çimentoculara karşı yürütülen soruşturmaların çoğunda gerçekten bir teşebbüsün kartele katılıp katılmadığı, hangi dönemlerde katıldığı, katılımın ne boyutta kaldığı gibi birçok nokta es geçiliyor. Bir iki e-posta yazışması, aynı tarihli ajanda notları veya fiyatların bir dönem aynı seyretmesi ihlalin varlığına kanaat getirilmesi için yeterli sayılabiliyor. Ancak diğer bazı dosyalara baktığımızda taraflar arasında bir kartel anlaşması olduğunu gösterebilmek için uzmanların adeta dedektif gibi çalıştığını da görebiliyoruz.

Mesleğimiz gereği bizlerin objektifliği de sorgulamaya açık. Bu yüzden işe bir de raportörler gözünden bakmaya çalışalım dersek, gerek rekabet uyum programları gerekse de ağır cezai yaptırımlar karşısında giderek bilinçlenen teşebbüslerin olduğu da yadsınamaz bir gerçek. Artık kartel toplantısı olduğunu kabak gibi gösteren ajanda notları neredeyse hiç tutulmuyor veya e-posta yazışmaları yapılmıyor. O zaman da tek başına pek bir şey ifade etmeyen toplantı veya ajanda notları, başı sonu belli olmayan e-posta yazışmaları elde edilen tek delil olabiliyor. Yine de, delil bulunamıyor diye masumiyet karinesini ezip geçmek veya ispat standardını eleştirel bir düzeye indirgemek doğru değil.

Yalnız söz konusu ispat standardını yalnızca ihlalin varlığını kanıtlama bakımından düşünmemek lazım. Sonucunda ihlalin varlığına hükmetmeseniz dahi, bunu da temelleri, delilleri, argümanları sağlam bir şekilde yine belli bir ispat standardına bağlıyor olmak lazım.

İşte bu bakımdan geçen aylarda yayınlanan Turkcell – Kule A.Ş. kararına haklı bir eleştiride bulunabileceğimizi düşünüyorum. Şikayetçi taraf olarak dosyanın içeriğine hakim olduğumuzu varsayarken gerekçeli karardaki karşı oyu okuduğumuz zaman hakkında inceleme yapılan Turkcell ve Kule A.Ş.’de yerinde inceleme yapılmadığını öğreniyoruz.

Elbette her önaraştırma ve soruşturmada yerinde inceleme yapılacaktır gibi bir kaide yok. Ancak memleketimin adı sanı duyulmamış ilçelerindeki sürücü kurslarına, fırıncılara, kuyumculara karşı açılan önaraştırmalarda üşenmeyip yerinde inceleme yapılıyorsa, şimdiye dek onlarca rekabet ihlaline imza atmış bir teşebbüse karşı, üstelik Danıştay’dan dönen bir dosya bakımından yürütülen soruşturmada yerinde inceleme yapılmaması hayret verici. Üstelik soruşturma dönemi ekstra iki ay daha uzatılan ve karşı oyların birçoğunda “yeterli derecede inceleme ve araştırma yürütülmediğinin” ifade edildiği bir dosya.

Rekabet Kanunu tarafından verilen bir yetkiyi kullanmayarak en büyük delil elde etme şansını kendi elinle bertaraf ettiğin bir dosyada, “yeterli derecede inceleme ve araştırma yürütülmediğine” yönelik yapılan itirazlara karşı nasıl bir savunma yapmak gerekir?

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!

Turkcell’in baz istasyonlarının/kulelerinin kurulumuna ilişkin doğrudan ya da dolaylı tarafı olduğu sözleşmelerde yer alan münhasırlık hükümleri ile Kanun’un 4. ve 6. maddesini ihlal edip etmediğinin tespitine yönelik -Danıştay kararları üzerine verilen- gerekçeli kararı[1] Rekabet Kurumu’nun internet sitesinde yayınlandı. Karara göre, özellikle 4. madde bakımından yapılan değerlendirmelerin bazı soru işaretlerini beraberinde getirdiği söylenebilir. Bu soru işaretlerini tespit edebilmek adına Kurul’un konuya ilişkin ilk  kararı[2] da incelenmelidir.

radwindow_features_predefined_windows_034. madde bakımından ilk kararda yapılan değerlendirmelerde, “…baz istasyonu yeri kiralama hizmeti pazarı olarak adlandırılan pazarda hizmeti sağlayan taşınmaz sahipleri ya da alıcı konumundaki Turkcell’in pazar payının yukarıda sayılan nedenlerle oldukça düşük olacağı ortadadır. Bu nedenle bu sözleşmelerde sağlayıcılara getirilen rekabet etme yasağının muafiyet sınırları içerisinde değerlendirilebilmesi muhtemeldir.” ifadelerine yer verilmişti. Ancak Danıştay kararı üzerine verilen ikinci kararda, 4. maddeye ilişkin yapılan değerlendirmeler bakımından bariz farklılıklar göze çarpmakta.

Bahsi geçen kararın ilgili paragrafında, “…Turkcell ile söz konusu kira sözleşmelerini imzalayan tarafların teşebbüs niteliğini haiz olup olmadıklarının incelendiği ve (…)  kiraya verenlerin söz konusu taşınmazları operatörlere kiralamak üzere edinmedikleri, bu amaçla herhangi bir yatırım ve harcama yapmadıkları, dolayısıyla herhangi bir finansal risk almadıkları, kiralama sonucunda elde edilen bedelin (…) gayrimenkul sermaye iradı şeklinde olduğu ve (…) Turkcell/Kule A.Ş ile kira sözleşmesi imzalayan tarafların salt söz konusu kiraya verme faaliyetlerinden dolayı teşebbüs olarak nitelendirilemeyecekleri” kanaatine varıldığı ifade ediliyor.

Yani Kurul, ilk kararında sözleşme tarafının teşebbüs olduğunu tespit ederken, aynı konudaki ikinci kararında sözleşme tarafının teşebbüs niteliğini haiz olmadığı şeklinde farklı bir değerlendirmede bulunuyor. Bu durum karşısında Kurul’un, söz konusu çelişkiyi gidermesi ve kendisini farklı değerlendirmelerde bulunmaya iten gerekçeleri ortaya koyması faydalı olacaktır. Zira lafza sıkı sıkıya bağlı kalınan ve gerekli değerlendirmenin yapılmadığı görülen bu kararda, Turkcell ile kira sözleşmesi imzalayan tarafların teşebbüs niteliğini haiz olmadıkları şeklindeki tespite katılmak pek mümkün değil.

[1] 14-28/585-253 sayılı Kurul Kararı

[2] 09-17/381-90 sayılı Kurul Kararı

Geleceğe dönüş: BTK’dan bir haber daha

BTK’dan Turkcell’e yeni yıl sürprizi… Barış Yüksel anlatıyor.

BTK 21 sayılı karar ile Turkcell’in yalnızca tarifelerde değil, aynı zamanda tüm kampanyalarda şebeke içi konuşma ücretlerini toptan pazarda MVNO’lara sunduğu şebeke içi çağrı ücretlerinin altında belirlemesini zorunlu tuttu.

back-to-the-futur-ii

BTK Turkcell’in mobil şebekelere erişim ve çağrı başlatma pazarında etkin piyasa gücüne sahip olması dolayısıyla ortaya çıkabilecek olumsuzlukları engellemek adına, 2009 yılında 149 sayılı o meşhur kararını almıştı. Bu karar ile Turkcell’in tüm tarifelerinde şebeke içi konuşma fiyatlarını çağrı sonlandırma fiyatlarının üstünde belirlemesi zorunlu tutulmuştu.

Ancak 149 sayılı kararın ardından Turkcell tüm tarifelerinde bu yükümlülüğe harfiyen uysa da, çeşitli kampanyalarla çağrı sonlandırma ücretlerinden çok daha düşük şebeke içi konuşma ücretleri belirlemeye başladı ve 149 sayılı karar fiilen anlamını yitirme riski ile karşı karşıya kaldı. Nihayet BTK duruma müdahale kararı aldı ve bu kararını tüm kampanyaları kapsayacak şekilde genişletti.

Ancak 2013’ün Mart ayında bir de 142 sayılı karar çıktı… Diğer bir blog yazımızın konusunu oluşturan ve “zamanlaması manidar” olan 142 sayılı karar ile Turkcell’in şebeke içi konuşma ücretlerinin yalnızca çağrı sonlandırma ücretlerinin değil, (çağrı başlatma maliyetlerini de içeren) toptan pazarda MVNO’lara sunulan şebeke içi çağrı ücretlerinin de üstünde olması gerektiği kararlaştırıldı.

İşte bu karar alınırken Turkcell’e bir şans verildi ve kararın kapsamı yine sadece tarifeleri kapsayacak şekilde daraltıldı. Ancak bu daraltma da çok kısa sürdü ve 2014’ün başında BTK Turkcell’e çbir yılbaşı sürprizi hazırlayarak yükümlülüğün sınırını bir kez daha tüm kampanyaları kapsayacak şekilde genişletti. Böylece BTK kararlarını takip edenler için de “Geleceğe Dönüş” filminden bir sahne ortaya koyulmuş oldu.

Turkcell’e otuzdokuzmilyonyediyüzyirmiyedibinüçyüzsekiz lira yirmi kuruş ceza

RK: Turkcell, araç takip hizmeti sunan firmalar ile fiili münhasırlık temelinde çalışıyor ve bu firmaların diğer GSM operatörleri ile çalışmalarını engelliyordu.

Okuması zor bari şöyle bir kolaylık yapalım: 39.727.308,20 TL. Her yerden paralar fışkırıken pek bir meblağ değil ama bizim gözümüzü yormaya yetiyor.

Dün akşam Rekabet Kurumu’nun resmi internet sitesinde yayınlanan tefhim metni ile Turkcell hakkında bir süredir devam eden soruşturma sonuçlandı.

Turkcell’in araç takip hizmetlerine yönelik GSM hizmetleri pazarında hakim durumda bulunduğuna ve “münhasır uygulamalar” aracılığıyla rakiplerinin faaliyetlerini zorlaştırdığına hükmeden Kurul, 2012 yılı gayrı safi gelirinin takdiren ‰ 4,5’i oranında bir cezaya hükmetti. Karara göre Turkcell, araç takip hizmeti sunan firmalar ile fiili münhasırlık temelinde çalışıyor ve bu firmaların diğer GSM operatörleri ile çalışmalarını engelliyordu.

Kararda ayrıca Turkcell’in fiili münhasırlık yaratan uygulamalardan kaçınması ve iş ortağı araç takip firmaları ile bayilerine rakip operatörler yani Avea ve Vodafone ile çalışmaları önünde hiçbir engel olmadığını duyurma yükümlülüğü de getirildi.

Avea’nın temsilcileri olarak konuyu Rekabet Kurumu nezdinde gündeme getirdiğimiz bu süreçte alınan kararın tefhim metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Arabağlantı Ücretleri Düştü – Ama Niye?

Ücretlerdeki düşüş, hem tüketiciler hem de piyasadaki rekabet bakımından olumlu bir gelişme. Ancak zamanlaması biraz manidar.

Nedenini Barış Yüksel anlatıyor.

Mobil şebeke işletmecilerinin, kendi abonelerinin rakip şebeke abonelerini araması durumunda rakip işletmeciye ödediği çağrı sonlandırma ücretini ifade eden ve miktarı BTK tarafından tayin edilen arabağlantı ücretlerinde BTK’nın aldığı karar ile önemli bir düşüş yaşandı. Karar ile Turkcell, Avea ve Vodafone’un arabağlantı ücretleri sırasıyla 2.50, 2.58 ve 2.96 kuruş/dakika olarak belirlendi. Bu ise önceki ücretlere göre yaklaşık %20’lik bir düşüş anlamına geliyor.

Arabağlantı ücretlerinin düşmesi hem tüketiciler, hem de piyasanın rekabetçi yapısı bakımından son derece olumlu bir gelişme.

BU001212Arabağlantı ücretlerinin düşmesi farklı şebeke abonelerinin birbiriyle konuşma maliyetinin düşmesi anlamına geliyor ve maliyetlerdeki bu düşüşün yakın zamanda her yöne tarifelerinin fiyatlarına da yansıması olası. Bir örnek vermek gerekirse, her yöne 500 dakikalık bir paket oluşturmak isteyen işletmeci, özellikle de pazar payı rakiplerine göre daha düşük ise, bu 500 dakikanın önemli bir bölümünün rakip işletmeci abonelerine yöneleceğini düşünerek, paket fiyatını belirlerken rakiplere ödeyeceği arabağlantı ücretlerini de dikkate almak zorunda kalıyor. Bir diğer deyişle arabağlantı ücretleri her yöne paketlerinin en önemli maliyet kalemlerinden bir tanesini oluşturuyor. Dolayısıyla bu ücretlerin düşmesi her yöne paketleri de daha ucuz hale getirmesi beklenebilir.

Ücretlerdeki düşüşün piyasa rekabetine etkisi ise, özellikle pazar gücüne sahip işletmecilerin kendi şebeke içi konuşma fiyatlarını düşük tutup, rakip abonelerin kendi abonelerini aramasının maliyetini yükseltmesini engellemesi şeklinde ortaya çıkıyor. Bu sayede daha fazla aboneye sahip olmanın verdiği avantaj kullanılarak, küçük işletmecilerin zor durumda bırakılması engellenebiliyor.

Bu kararın hem tüketiciler hem de piyasa rekabeti için son derece olumlu olduğu tartışmasız olmakla beraber, kararın zamanlaması biraz manidar. Nitekim BTK’nın birkaç ay önce aldığı 142 sayılı karar ile Turkcell’in şebeke içi çağrı tarifelerini, rakiplerinden aldığı çağrı sonlandırma ücretinin 1.71 katından daha düşük belirleyemeyeceğine hükmedilmişti. Bu kararın alınma sebebi Turkcell’in şebeke içi ücretlerini çok düşük belirleyerek rakiplerine zarar vermesini engellemekti. Kararın yarattığı sonuç ise yüksek arabağlantı ücretlerinin Turkcell’in şebeke içi tarifelerinde de artışa sebebiyet vermesi olmuştu. İşte bu kararın üzerinden kısa bir zaman geçtikten sonra arabağlantı ücretlerinde bu denli önemli bir düşüş yaşanması da akla iki karar arasında bir bağlantı olabileceğini getiriyor. Belki 142 sayılı Karar, yıllardır pazar gücünü kullanmasını zorlaştıracağı için arabağlantı ücretlerinin düşürülmesine mutlak suretle muhalefet eden Turkcell’in bu konudaki katı tavrını biraz olsun yumuşatmıştır ve arabağlantı ücretlerinin düşürülmesinde Turkcell’in bu “zoraki tutum değişikliğinin” de bir katkısı vardır.

BTK’dan SIM Kilit Kararı

BTK, yeni aldığı bir kararla SIM Kilit uygulamalarına son verdi ve işletmecilere bazı yükümlülükler getirdi.

Detaylar Belit Polat’ın yazısında.

Telekomünikasyon piyasasındaki işletmecilerin mobil cihazlara yönelik münhasırlık uygulamalarına bir engel, düzenleyici otorite olan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’ndan geldi. Bundan böyle kullanıcılar, satın aldıkları cihazları diledikleri operatörün SIM kartı ile kullanabilecek.

BOS000004Tedarikçi firmalar tarafından cihazların sadece temin edildikleri işletmecinin SIM kartları ile çalışmasına izin veren, dolayısıyla rakiplere ait SIM kartlar takıldığında çalışmamasına yol açan uygulama artık sona erdirildi. BTK’nın geçtiğimiz günlerde aldığı karar, bu yöndeki uygulamalara son verilmesini öngördüğü gibi, abonelere de bazı kolaylıklar gösteriyor. Buna göre:

  • Yeni cihazlar bakımından, işletmeciler mobil cihazlara kilit mahiyetinde yazılım veya donanım konulmaması yönünde uyarılıyor,
  • Mevcut cihazlar bakımından, uzaktan erişimin mümkün olması halinde bu cihazlara erişim sağlanarak kilit yazılımlarının üç ay içinde kaldırılması öngörülüyor,
  • Aboneler bakımından, kilit içeren cihazlara ilişkin olarak uzaktan erişim imkânı mümkün ise mobil işletmecilere yükümlülük getiriliyor. Buna göre, internet siteleri üzerinden söz konusu cihazların kilit kodlarının kaldırılabilme imkânının sağlanması ile kilitlerin açılmasına yönelik her türlü kolaylığın işletmeciler tarafından abonelere gösterilmesi gerekli.

Konunun rekabet hukuku boyutuyla ilk tanışan işletmeci olarak Turkcell’in SIM Kilit uygulamaları daha öncesinde Rekabet Kurulu kararında ele alınmıştı. Diğer bazı rekabeti kısıtlayıcı uygulamalarıyla birlikte rekabet cezasına tabi tutulan teşebbüse, SIM kilit uygulamasına bazı sınırlamalar sıralanmış ve bunlara uymakla yükümlü kılınmıştı. Şimdiyse, BTK kararıyla birlikte bu yasağın tüm teşebbüsler için geçerli olacağını söyleyebiliriz.

Her Şeyin Fazlası Zarar, İndirimin Bile

Fransız Rekabet Otoritesi yakın zamanlarda verdiği bir karar ile Fransa’nın en büyük iki mobil işletmecisi konumundaki Orange ve SFR’ye ceza yağdırdı.

Devamı Barış Yüksel’in yazısında.

Fransız Rekabet Otoritesi yakın zamanlarda verdiği bir karar ile Fransa’nın en büyük iki mobil işletmecisi konumundaki Orange ve SFR’ye ceza yağdırdı. Cezaların sebebi ise ilginç; Orange ve SFR aboneleri kendi içlerinde fazlaca ucuza konuşuyorlar!

Temel amacı tüketici refahını arttırmak olan bir kurumun abonelerini ucuza konuşturdukları gerekçesiyle işletmecilere ceza vermesi ilk başta kulağa biraz ters geliyor olabilir. Ama bir yandan “helal olsun adamlara ne güzel ucuza konuşturuyorlarmış” derken, bir yandan da “ama neden?” sorusunun akılları kurcalamaması da mümkün değil. İşte biraz düşünüp bu sorunun cevabını arandığında, Fransız Rekabet Otoritesi’nin duruma neden müdahale ettiği kolayca görülebiliyor.

BOS005784Öncelikle, Orange ve SFR bu “aşırı” ucuz fiyatları abonelerin yaptığı her arama için uygulamıyor. Fiyatlar sadece şebeke içi aramalar bakımından geçerli. Yani bir abone, ancak kendisiyle aynı şebekeye abone olan bir kimseyi aradığı zaman ucuza konuşma fırsatı yakalıyor. Fakat farklı şebekelere yapılan şebeke dışı aramaların ücretleri oldukça yüksek olarak belirleniyor. Bu stratejinin yarattığı etki ise Orange ve SFR abonelerinin şebekelerine bağlanmaları ve şebeke değiştirmeye sıcak bakmamaları olarak sonuçlanıyor.

Bu uygulamalar sayesinde zaten oldukça fazla sayıda abonesi olan Orange ve SFR abone miktarlarını korurken, piyasanın küçük oyuncusu Bouygues ise her geçen gün kan kaybediyor. Abone sayısının rakiplerine göre çok daha az olması dolayısıyla şebeke içi fiyatlarını düşürerek rakiplerine cevap veremeyen Bouygues çareyi “her yöne” arama fiyatlarını indirmekte buluyor. Ancak burada da Bouygues ciddi bir sorun ile karşılaşıyor.

Bouygues abonelerinin yaptığı şebeke dışı aramalarda, Bouygues’in, aranan abonenin şebekesine (ki bu çoğunlukla Orange ve SFR oluyor) arabağlantı ücreti adı altında belli bir ücret ödemesi gerekiyor. İşte Rekabet Otoritesi’nin iddialarının kilit noktasını da bu arabağlantı ücretlerinin miktarı oluşturuyor. Orange ve SFR, şebeke dışı aramalarda dakika başına talep ettikleri arabağlantı ücretlerini, kendi abonelerine sundukları şebeke içi konuşma ücretlerinden daha yüksek bir tutar olarak belirliyorlar. Böylece Bouygues’in, zarar etmediği müddetçe, rakiplerine yakın fiyatlar sunması da engellenmiş oluyor.

Fransız Rekabet Otoritesi Orange ve SFR’nin bu uygulamalarının piyasadaki rekabete zarar verdiğine ve Bouygues’i iflasın eşiğine sürüklediğine hükmetti. Otorite’ye göre hem Orange, hem de SFR kendi şebekelerinde sonlanan çağrılar bakımından tekel konumundaydı ve Bouygues’ten talep edilen arabağlantı ücretlerinin belirlenmesi aşamasında bu konumlarını kötüye kullanmışlardı.

Görüldüğü üzere Fransız Rekabet Otoritesi asıl olarak düşük fiyat vermeyi değil, düşük fiyatlardan da yararlanılarak oluşturulan yapı içinde piyasayı rakiplere kapatmayı cezalandırmıştır. Bunun sebebi ise böyle bir yapıda rekabetin asla barınamaması ve en nihayetinde durumdan en fazla zarar görenin yine tüketiciler olacak olmasıdır.

Benzer sorunların, piyasada çok güçlü bir işletmecinin yer aldığı ülkemizde de yaşanabileceği düşünülebilir. Ancak düzenleyici otorite konumundaki BTK bu riski önceden fark etmiş ve benzer bir uygulama ile pazardaki rekabetin büyük bölümünü ortadan kaldırabilecek olan Turkcell’in, rakiplerinden aldığı arabağlantı ücretlerinden daha ucuz şebeke içi tarifler belirlemesini engellemiştir. BTK erken davranarak almış olduğu karar ile mobil şebeke işletmecileri arasındaki rekabetin korunması bakımından çok önemli bir adım atmış olsa da, Fransız Rekabet Otoritesi’nin kararındaki durum, işletmecilerin fiyata dayalı uygulamalarla rakiplerine zarar verebileceği durumların tek örneği de değil.

Fransız Rekabet Otoritesi’nin kararı ve buna benzeyen daha bir çok karar gösteriyor ki, işletmecilerin birbirlerinden hizmet aldığı ve bu hizmetlerin maliyetlerini kendi abonelerine yansıtmak zorunda olduğu mobil iletişim pazarında özellikle pazar gücüne sahip olan işletmecilerin fiyatlama stratejilerine her zaman için şüpheci bir gözle bakmak ve sebebi tam olarak anlaşılamayan uygulamaları her zaman için sorgulamak piyasadaki rekabetin korunması için adeta bir zorunluluk. Tabi burada en önemli görev de rekabet otoritelerine ve düzenleyici kurumlara düşüyor.

Soruşturma Rüzgârları Dinmek Bilmiyor

Biletix, Opet-Tüpraş, Hyundai Bayileri, Turkcell derken en son TTNET ve Türk Telekom’a da soruşturma açıldı. Dahası da var!

Geçtiğimiz 4 ayda Kurul’un hızına yetişemedik doğrusu.

Biletix, Opet-Tüpraş, Hyundai Bayileri, Turkcell derken en son TTNET ve Türk Telekom’a da soruşturma açıldı. Dahası da var!

Ardı ardına açılan bu soruşturmaların internet sitesinde duyurulması bile o kadar hızlı oldu ki, birinin haberini alıp daha üzerinde düşünemeden bir başka soruşturma haberi geldi.

Aslında biz Kurul’un soruşturmacı bir yaklaşım içerisine gireceğini sezmiştik. Diğer deyişle -tabir-i caizse- bunun böyle olacağı belliydi. Zira Danıştay’ın “en ufak bir şüpheye sahip olunması durumunda soruşturma açılması gerekir”  yaklaşımı soruşturmaların sayısının artacağına işaret ediyordu. Danıştay Kararı’ndan alıntı yapmanın sıkıcı olduğunun farkındayım ama yine de can alıcı kısmını sizinle paylaşmak istiyorum:

“(…) Bu bağlamda, önaraştırma sonucunda rekabet kurallarını ihlal eden eylemin, karar ve anlaşmaların söz konusu olmadığının hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkması halinde Kurulca soruşturma açılmamasına karar verileceği, ancak önaraştırma sonucu elde edilen bilgi ve delilerin bu sonuca ulaşmaya elverişli olmaması veya yetersizliği halinde ise soruşturma açılmasına karar verilmesi gerektiği konusunda duraksamaya yer yoktur.”

Danıştay, soruşturma açılmaması yönündeki kararın, ancak Rekabet Kanunu’nu ihlal eden bir eylem veya uygulamanın söz konusu olmadığının hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmış olduğu hallerde alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Haliyle bu yaklaşım da Kurul’u aldığı kararların iptal tehlikesi ile karşılaşmaması için temkinli davranmaya ve soruşturma açmaya itiyor. Fakat burada asıl önemli olan, ortada gerçekten kuşku yaratacak bir delil olup olmadığı meselesinin dikkatlice değerlendirilmesi. Aksi takdirde açılan pek çok soruşturmanın sonunda 1 yıllık harcanan emek ve zaman boşa gidecek ve pek çok soruşturma ceza verilmesine yer olmadığı kararı ile sonuçlanabilecek.

Kurul’un soruşturmacı yaklaşımı nedeniyle yaklaşık son 4 ayda açtığı soruşturmalara sırayla bir göz atalım:

Soruşturma Açılan Teşebbüsler Soruşturma Konusu İddialar
Atık Kağıt Sektöründeki 9 Teşebbüs Selüloz ve Kağıt Sanayii Vakfının büyük geri dönüşüm firması niteliğindeki bazı üyelerinin, küçük geri dönüşüm firması niteliğindeki firmalara, atık kağıt ihracatına onay verilmemesi yönünde baskı yaptığı ve bu yolla ihracat yapmak isteyen toplama firmalarının faaliyetlerini zorlaştırdığı, dolayısıyla atık kağıt toplanması piyasasındaki rekabeti bozduğu
Fritolay Rakiplerin dışlanması, pazarın kapanması ve/veya münhasır faaliyetler
TÜPRAŞ ve OPET TÜPRAŞ bakımından başta aşırı fiyatlama, mal vermeyi reddetme ve bir ürünü diğer bir ürünle birlikte satın alma şartına bağlama gibi çeşitli dışlayıcı ve sömürücü davranışlar, TÜPRAŞ ve Opet bakımından ise, her iki şirketin ilgili pazarlardaki konumları ve OPET’in ortaklık yapısı da dikkate alınarak, aralarındaki karşılıklı ilişkilerin Kanun’un 4. maddesi kapsamında ilgili pazarlardaki rekabeti bozucu etkilerinin olup olmadığı
Samsun’daki Sürücü Kursları Samsun ve Nevşehir’de faaliyet gösteren sürücü kurslarının anlaşarak kurs ücretlerini belirledikleri
21 Adet Hyundai Bayisi İstanbul’da faaliyet gösteren Hyundai bayileri tarafından araç satış fiyatlarının birlikte belirlendiği ve bu fiyatlara uyulmasının sağlanması amacıyla yaptırım mekanizması oluşturulmaya çalışıldığı
Turkcell Araç takip hizmeti sunan işletmelere GPRS alt yapı hizmeti sağlayan Turkcell’in bu işletmeler ile yaptığı dikey anlaşmalar ve çeşitli uygulamalar yoluyla Vodafone’un faaliyetlerini zorlaştırdığı
Fethiye’deki 8 Sürücü Kursu Muğla’nın Fethiye ilçesinde faaliyet gösteren sürücü kurslarının A2 tipi ehliyet fiyatını anlaşarak belirledikleri
Biletix Biletix tarafından “futbol müsabaka biletlerinin satışına aracılık hizmetleri pazarı”nda ve “canlı müzik etkinlikleri satışına aracılık hizmetleri pazarı”nda bir yılı aşan münhasırlık içeren sözleşmeler ve benzeri uygulamalar
Endüstriyel Gaz Satışında 3 Teşebbüs Endüstriyel gaz satışı alanında faaliyet gösteren üç teşebbüsün müşteri paylaşımında bulunmak, müşterilere rekabetçi fiyat teklifi vermekten kaçınmak, fiyat teklifleri konusunda bilgi değişimi yapmak gibi davranışlarda bulunduğu
TTNET ve Türk Telekom TNET ve Türk  Telekom’un fiyatlandırma politikaları aracılığıyla perakende ve toptan sabit geniş bant internet erişim hizmetleri pazarlarında Kanun’un 6. maddesini ihlal edip etmedikleri
Microsoft Microsoft ile Microsoft Corporation ve Microsoft Ireland Operations Limited‘in, dağıtım kanallarına uygulanan baskı ve indirim sistemleri yolu Gelecek Bilişim’in faaliyetlerini zorlaştırdığı

Görüldüğü üzere Kurul, son 4 ayda 11 tane soruşturma açmış. Yani, böyle giderse soruşturma rüzgârları esmeye devam edecek gibi görünüyor…

Hayat Paylaşınca Güzel (!)

Gerekçeli karar Ekim ayının ortalarında Kurul’un web sitesinde yayınlandı.

Rekabet Kurulu’nun Haziran ayında, dağıtım ağına yönelik rekabeti kısıtlayıcı uygulamaları nedeniyle Turkcell’e 91,9 milyon TL ceza verdiğini burada yazmıştık. Gerekçeli karar Ekim ayının ortalarında Kurul’un web sitesinde yayınlandı. Hatırlayacak olursak, karara konu soruşturma kapsamında iki iddia incelenmişti: birincisi, Turkcell’in ürünlerinin yeniden satış fiyatını belirlediği, diğeri ise alt bayileri münhasırlaştırmak suretiyle rakiplerinin faaliyetini zorlaştırdığı iddiası idi.

Karara baktığımızda Kurul’un, Turkcell’in yeniden satış fiyatı belirlemesi iddiasına yönelik olarak bayilerine yaptırım uyguladığına ilişkin yeterli delil elde edilemediği gerekçesiyle ceza vermediğini görüyoruz. Hakim durumun kötüye kullanılması başlığı altında değerlendirilen ikinci iddianın ise kapsamlı bir şekilde ele alındığı açık. Aslında ilk söylenmesi gereken ve Turkcell’in bundan sonraki eylemleri bakımından da çok önemli olan konu; Turkcell’in son dönemde kaybettiği gelirler ve mobil numara taşımadaki diğer operatörlere geçen abone sayısını ileri sürerek yaptığı “artık hakim durumda olmadığı” savunmasının kabul görmemiş olması. Zira, Karar’da Turkcell’in GSM hizmetleri piyasasında hakim durumda olduğu birkez daha teyit ediliyor. Bu noktada Kurul’un, hem GSM hizmetleri pazarındaki abone sayıları üzerinden, hem de GSM hizmetleri pazarındaki ciro üzerinden hesaplanan pazar paylarını dikkate aldığı görülüyor. Buna ek olarak, Karar’da AVEA, Vodafone ve Turkcell’in 2008 ve 2009 yılında kontör kart ve SIM kart satışlarından elde ettiği gelirler ve SIM Kart satış adetleri verileri inceleniyor. Kurul, söz konusu tüm bu verileri dikkate alarak yaptığı analizde pazar payı dışında ayrıca ölçek ekonomileri, finansal kaynaklara erişim ve yatırım gereksinimi, yasal düzenlemeler, fikri ve sınai mülkiyet haklarının varlığı gibi unsurları da dikkate alarak Turkcell’in hakim durumda olduğunu belirtiyor.

İkinci iddia ile ilgili olarak Kurul, Turkcell’in alt bayileri fiili olarak münhasırlaştırmak suretiyle rakiplerinin faaliyetlerini zorlaştırdığını tespit etti ve Turkcell’e 2010 yılı cirosunun % 1,125’i oranda olmak üzere 91,9 milyon TL idari para cezası verdi. Bunun yanında;

  • Nihai satış noktaları ile akdedilen taahhütnamelerin ve bu bayilerdeki dekorasyon, tabela ve satışa yönelik tek tip uygulamaların bireysel muafiyet şartlarını sağlayamayan dikey anlaşmalar statüsünde olduklarına,
  • söz konusu taahhütnamelerden bu hükümlerin derhal çıkarılmasına,
  • sözlü ve fiili baskılarla nihai satış noktalarında rakip tabela asılmaması, mağaza dekorasyonunun sadece Turkcell’i yansıtması ve bazı rakip operatör ürün ve hizmetlerinin sağlanmaması gibi uygulamalara son verilmesine,
  • bu hususların Turkcell tarafından dağıtım kanalına etkin bir şekilde duyurulmasına

karar verildi.

Karar’dan, Rekabet Kurulu’nun, çok markalı olması gereken ve tüketiciyle temas noktasında kılcal damar niteliğinde olan alt bayi kanalının fiilen tek markalı hale getirilmesine yönelik hiçbir uygulamaya müsaade etmeyeceği açık bir şekilde görülüyor. Kurul’un bu kararı adeta Turkcell’in “hayat paylaşınca güzel” ilkesini çok markalı bayiler bakımından da unutmaması gerektiğini hatırlatıyor …

Telekom Hızı Sınırlı

Rekabet Raporu’ndan telekom bilgileri.

Günlerdir bahsettiğimiz AB İlerleme Raporu’nu açıp,
‘telekomünikasyon’ kelimesini arattığınız zaman karşınıza
sadece 2 adet sonuç geliyor ve açıkçası bu sonuçlar dahi AB’ye uyum
sürecinde daha çok çalışmak gerektiğini anlamak için yeterli.

Raporda öncelikle içerik ile ilgili konulara değinilmiş ve bu konu “ifade

özgürlüğü” başlığı altında değerlendirilmiş. Burada ülkemizde de gündemde önemli yer tutan TİB’in internet yasaklarından ve BTK’nın “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar” çerçevesinde getirdiği internet filtrelerinden bahsedilerek bu tip konuların ifade özgürlüğü bakımından hassas konular olduğu ve yapılacak düzenlemelerin AB mevzuatıyla uyumlu olmasına özen gösterilmesi gerektiği belirtilmiş.

Ülkemizdeki telekomünikasyon pazarlarına ilişkin düzenlemeler hakkında yorumların bulunması beklenen bölümde ise sadece tek bir cümle yer alıyor. Telekomünikasyon piyasasındaki rekabet sınırlı düzeyde kalmıştır”.

Ancak, sabit telefon hizmetleri pazarındaki alternatif işletmecilerin varlık gösteremediği ve mobil telekomünikasyon hizmetleri pazarında da Turkcell’in yıllardır sarsılamayan pazar gücü göz önünde bulundurulduğunda, Rapor’daki önermeye karşı çıkmak da çok kolay görünmüyor.

Kısacası telekomünikasyon konusunda alınması gereken yol çok fazla ve ülkemizdeki ilginç pazar yapısı düzenleyicilerin işini kolaylaştırmıyor. İlerleyen yıllarda pazardaki devlerle etkin rekabet etmeyi mümkün kılacak bir ortamı bekleyip görmemiz gerekiyor.

Danıştay: Topu taca atmak yasak!

Danıştay’ın en önemli kararlarından biri!

Danıştay’ın 2011 yılı Nisan ayında almış olduğu ve geçtiğimiz günlerde Rekabet Kurulu’nun web sitesinde yayınlanan iki kararı, Rekabet Kurulu’nun, ihlale ilişkin yeterli delil bulunmaması sebebiyle soruşturma açılmasına gerek olmadığı yönündeki pek çok kararının sorgulanmasını gerektirecek bir içtihadın yolunu açıyor.

Danıştay’ın 18.04.2011 tarihli ilk kararında, Rekabet Kurulu’nun, AVEA’nın Turkcell’in mobil pazarlama firmalarıyla yaptığı münhasır sözleşmelerin pazardaki rekabeti kısıtladığı iddiasını ilk kez gündeme getirdiği 2007 yılında almış olduğu kararın iptaline hükmedildi. Esasen kararın geçmişi ise oldukça ilgi çekici.

AVEA, Turkcell’in mobil pazarlama ajanslarıyla yapmış olduğu münhasır anlaşmalar sebebiyle her geçen gün büyüyen bu pazara, herhangi bir teknik engel olmamasına rağmen giremediği iddiasını ilk olarak 2007 yılında Rekabet Kurulu gündemine taşımıştı. Mobil pazarlama hizmetlerini kısaca hatırlatmak için, kapaktan çıkan şifreyi gönder, bedava 10 dakika konuşma kazan” türünde, GSM işletmecisi ile örneğin içecek firmaları arasındaki işbirliği sonucunda düzenlenen ve mobil pazarlama ajanslarının da aracı olarak hizmet sunduğu çeşitli kampanyaları konu aldığını söylemek yeterli olacaktır. AVEA’nın iddiası, Turkcell’in mobil pazarlama ajanslarıyla imzalamış olduğu sözleşmelerde, bu türden kampanyalar bakımından sadece ve münhasıran Turkcell’le çalışılmasının şart koşulduğu ve bu durumun da pazardaki rekabeti kısıtladığı yönündeydi.

Rekabet Kurulu ise iptal edilen kararında, Turkcell’in sözleşmelerinde yer alan münhasırlık hükümlerinin 2005 yılı itibariyle muafiyetten faydalandığı, 2007 yılında mevzuatta yapılan değişiklikle getirilen %40 pazar payı eşiğinin Turkcell’in muafiyetten faydalanmasını engellediği, bu sebeple sözleşmelerdeki rekabet yasaklarının kaldırılmasının Turkcell’e bildirilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştı. Rekabet Kurulu bu sözleşmelerin pazardaki rekabeti kısıtladığı gerekçesiyle bireysel muafiyetten faydalanamadığını belirtmesine rağmen, hakim durumdaki Turkcell’in bu eylemlerinin kötüye kullanma niteliğinde olup olmadığına ilişkin herhangi bir değerlendirme yapmamış ve soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar vermişti.

Danıştay’ın almış olduğu ilk iptal kararında, Rekabet Kurulu’nun kendisine ulaşan başvurular üzerinde, doğrudan soruşturma açılmasını gerektiren bilgi ve belgelerin bulunmaması halinde açmış olduğu önaraştırmanın sonucunda, ancak rekabet kurallarını ihlal eden herhangi bir eylemin bulunmadığının hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkması halinde soruşturma açılmamasına karar verebileceğinin altı çiziliyor. Bir başka ifadeyle Danıştay, soruşturma açılmaması halini, ancak eylemin ihlal olmadığının açık olduğu durumlarla sınırlayan bir yorum getiriyor. Bu durumda Rekabet Kurulu’nun ihlalin gerçekleştiğine yönelik yeterli delil bulunmaması sebebiyle kapattığı diğer önaraştırma kararlarının akıbeti de merak konusu haline geliyor.

Rekabet Kurulu’nun 2007 yılında almış olduğu bu Karar, şikayetçi AVEA’nın mağduriyetini gidermemiş olacak ki, AVEA, bu karardan kısa bir süre sonra Rekabet Kurulu’na tekrar başvurarak, ilk kararda hakim durumun kötüye kullanıldığı iddiası hakkında eksik inceleme yapıldığını ve Turkcell’in eylemlerinin devam ettiğini iddia etmişti. Rekabet Kurulu ise 12.06.2008 tarihinde yeni bir karar alarak, Turkcell’in münhasırlık hükümlerini sözleşmelerden çıkarttığı ve Rekabet Kanun’da Kurul kararlarına karşı itiraz mekanizması olmadığı gerekçesiyle “yeni bir işlem tesis edilmesine gerek olmadığına” karar vererek şikayeti reddetmişti. Danıştay yine 18.04.2011 tarihinde almış olduğu ikinci kararında, ilk olarak İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun idari işlemlere ilişkin öngördüğü itiraz mekanizmasının Rekabet Kurulu kararları bakımından da uygulanabileceğine işaret ediyor. Ancak asıl önemlisi, Danıştay, AVEA’nın Turkcell’in ihlal konusu eylemlerinin devam ettiği yönündeki iddiasının yeni bir iddia olduğunu belirterek, Rekabet Kurulu’nun bu konuda bir önaraştırma açmadan, sadece Turkcell’in “sözleşmelerdeki münhasırlık hükümlerini çıkarttım” şeklindeki beyanına güvenerek şikayeti reddetmesini hukuka aykırı buldu.

Peki şimdi ne olacak?

Aslında Rekabet Kurulu, yine AVEA tarafından yapılan şikayet üzerine, Turkcell’in mobil pazarlama ajanslarıyla olan ilişkisindeki fiili münhasırlık uygulamalarının hakim durumun kötüye kullanılması yoluyla pazardaki rekabeti kısıtladığına, bu ikinci karardan 1,5 yıl sonra, 23.12.2009 tarihinde karar vermiş ve Turkcell’e, cirosunun binde 4,5’i oranında olmak üzere 36.072.230,98 TL para cezası vermişti. Nitekim Rekabet Kurulu, geçtiğimiz hafta almış olduğu kararında, 2007 ve 2008 yıllarında aldığı kararların iptal edilmiş olmasına rağmen, bu kararlardaki eksikliklerin Turkcell hakkında yaptırım uygulanan 23.12.2009 tarihli kararla giderildiği sonucuna ulaşarak, dosyaya ilişkin yeniden işlem tesis edilmesine gerek olmadığına karar verdi.

Bu iki kararın Rekabet Kurulu kararları bakımından asıl önemli boyutu, genellikle Rekabet Kurulu kararındaki usul eksiklikleri bakımından inceleme yapan Danıştay’ın, işin esasına da girerek, Rekabet Kurulu’nu, Kanun’un kendisine tanıdığı imkanları kullanarak daha detaylı bir inceleme yapmaya davet etmesi oluşturuyor. Diğer taraftan Kanun’un 9/3. maddesinin Kurul’a tanıdığı ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliklerine ihlale ne şekilde son vereceklerine ilişkin görüşlerini yazılı olarak bildirme” yetkisinin geleceği de tartışmaya açık hale geliyor. Zira Kurul, usul ekonomisi ve ihlalin bir an önce giderilmesi gibi çeşitli amaçlarla, özellikle etkisi sınırlı olan ihlaller bakımından soruşturma açmak yerine bu mekanizmaya sıklıkla başvuruyordu. Ayrıca Kurul kararlarına karşı itiraz mekanizmasının önünün açılmış olması da, dava açma süresi devam eden ve önümüzdeki dönemde alınacak yeni Rekabet Kurulu kararları bakımından dikkatle takip edilmesi gereken yeni bir dönemi işaret ediyor.

Turkcell Dağıtım Ağına 91,9 milyon TL Rekabet Cezası

Turkcell’e 91,9 milyon TL idari para cezası verildi.

Rekabet Kurulu, Turkcell’in dağıtım kanalınayönelik uygulamalarının Rekabet Kanunu’nu ihlal edip etmediğinin belirlenmesi amacıyla açılan soruşturmada nihai kararını verdi. Buna göre, Turkcell’e 91,9 milyon TL idari para cezası verildi.

Bir önceki yazımızda Turkcell’in, hakkında yürütülen soruşturma ile ilgili olarak 31.05.2011 tarihinde yapılan sözlü savunma toplantısında savunmalarını dile getirdiğini ifade etmiştik. Kurul’un soruşturmaya ilişkin nihai kararı dün tefhim edildi.

Bilindiği üzere Turkcell hakkında yürütülen soruşturmanın konusu Turkcell’in distribütörlerine ve bayilerine yönelik uygulamaları ile Kanun’un 6. maddesi kapsamında hakim durumunu kötüye kullanması ve 4. maddesi çerçevesinde dağıtım ağında yeniden satış fiyatını tespit etmesine yönelik iddialardan oluşuyordu.

Kurul, Turkcell’in nihai satış noktaları ile akdettiği taahhütnameler, bu bayilerdeki dekorasyon, tabela ve satışa yönelik tek tip uygulamalar ve alt bayi kanalına alternatif bir organizasyonun eklenmesine engel olunmasına yönelik uygulamalar kısaca alt bayi kanalının münhasırlaştırılması vasıtasıyla hakim durumun kötüye kullanıldığına karar verdi. Buna karşılık, yeniden satış fiyatının belirlenmesi iddiası ile ilgili olarak Turkcell’in Kanun’un 4. maddesini ihlal etmediği sonucuna ulaştı.

Turkcell’in hakim durumunu kötüye kullanması sebebiyle ceza takdir edilirken Ceza Yönetmeliği uyarınca Kurul tarafından ihlalin 1 yıldan uzun sürmesi ve tekerrür etmesinin dikkate alınarak cezanın ağırlaştırıldığını görüyoruz. Hatırlayacak olursak, bu soruşturmadan önce -2009 yılının sonunda- Turkcell’in mobil pazarlama hizmetleri pazarındaki uygulamaları yoluyla hakim durumunu kötüye kullandığı tespit edilerek 36 milyon TL ceza verilmişti. Dünkü değerlendirme sonucu ise Kurul Turkcell’in 2010 yılı cirosunun % 1,125’i oranında olmak üzere 91,9 milyon TL ceza verdi.

Karar’da ayrıca nihai satış noktaları ile akdedilen taahhütnamelerin ve bu bayilerdeki dekorasyon, tabela ve satışa yönelik tek tip uygulamaların bireysel muafiyet şartlarını sağlamadıkları belirtildi. Bu nedenle, taahhütnamelerden bu hükümlerin derhal çıkarılmasına ve sözlü ve fiili baskılarla nihai satış noktalarında rakip tabela asılmaması, mağaza dekorasyonunun tek operatörü yansıtması ve bazı rakip operatör ürün ve hizmetlerinin sağlanmaması gibi münhasırlık yaratan uygulamalara son verilmesi ve bu hususun Turkcell’in dağıtım kanalına etkin bir şekilde duyurmasına karar verildi.

Turkcell’e yeni rekabet sorgusu

Turkcell’in sözlü savunması yapıldı.

2009 yılının sonunda, Rekabet Kurumu tarafından Turkcell’in dağıtım kanalına yönelik uygulamalarının Rekabet Kanunu’nun 4. ve 6. Maddelerinin ihlal edip etmediğinin belirlenmesi amacıyla açılan soruşturmanın sözlü savunması 31 Mayıs 2011 salı günü gerçekleştirildi. Turkcell artık Kurul’un kararını bekliyor.

Turkcell hakkında açılan soruşturma temel olarak iki iddiaya dayanıyor: birincisi Turkcell’in dağıtım sisteminin tüm aşamalarında yeniden satış fiyatını tespit etmesi (4. madde ihlali) ikincisi ise normalde çok markalı olması beklenen alt bayilerin münhasırlaştırılması yoluyla hakim durumunu kötüye kullanarak (6. madde ihlali) rakiplerinin faaliyetlerini zorlaştırması. Soruşturma Heyeti Turkcell’in alt bayi kanalını münhasırlaştırmasına yönelik eylemleri için ceza talep ederken, yeniden satış fiyatının tespitine yönelik 4. madde ihlalinin varlığını teyit etmesine rağmen ceza istemeksizin görüş bildirilmesi gerektiğini ifade etti. Yaklaşık 4 saat süren sözlü savunma toplantısında Kurul tarafından öncelikle şikayetçi olarak rakip operatörler AVEA ve VODAFONE ile Smile, MEP İletişim ve Pamuk İletişim dinlendi.

AVEA Turkcell’in hesaplı risk aldığını, normalde çok markalı olması gereken Mavi Nokta ünvanlı alt bayilerden iyi olanları münhasırlaştırarak kendine bağladığını, ardından yeniden satış fiyatını tespit etmek suretiyle belirli bir kar marjını garanti ederek bunları ödüllendirdiğini ifade etti. Turkcell’in dağıtım sistemi için “Lüküs Hayat” benzetmesi yapan AVEA, dağıtım ağındaki teşebbüslere belirli bir geliri garanti eden Turkcell’in bunun finansmanını kendi cebinden değil, fiyatları yüksek tutarak tüketicilerin cebinden karşıladığını belirtti.

VODAFONE ise; Kurul’un önüne belki de en çok gelen teşebbüslerden biri olan ve hakkında çok sayıda soruşturma açılan Turkcell’in, yeniden satış fiyatının tespitine yönelik eylemleri hakkında Soruşturma Heyeti’nin ceza istemeyerek yalnızca görüş bildirilmesi ile yetinmesini yadırgadıklarını belirtti. Soruşturma döneminde Turkcell’in bilinçli olarak lehe delil yaratma çabası içine girdiğini iddia eden Vodafone temsilcileri, normalde AVEA ve VODAFONE ile çalışmasına izin verilmeyerek münhasır hale getirilen alt bayilerde bulunan Turkcell görsellerinin kaldırıldığını ifade etti.

Eski bir Turkcell distribütörü olan MEP İletişim, Turkcell’in dağıtım ağında olmaktan mutsuz olduklarını ve söz konusu eylemler nedeniyle büyük zarara uğradıklarını ifade ederken, halihazırda Turkcell Gaziantep bayisi olan Pamuk İletişim’in de Sözlü Savunma toplantısına katılarak Turkcell’in dağıtım sisteminde rekabet etme şanslarının olmadığını, Turkcell neye izin verirse ancak onu yapabileceklerini ifade etmesi Turkcell için büyük sürpriz oldu. Smile ise rakip operatör ürünlerinin satılması halinde bayilerine Turkcell tarafından mal verilmediği ve yaptırım uygulandığını belirtti.

Turkcell, savunmasında Mavi Nokta ünvanlı bayilerin münhasırlaştırılmadığını, sadece Turkcell ile çalışan Mavi Nokta’lar var ise bile bunların kendi tercihleri olduğunu, 253 Mavi Nokta’da da VODAFONE’un kendi rızası ile bulunmadığını dile getirdi. Akabinde rakiplerin dışlandığı iddialarına cevap veren Turkcell, AVEA ve VODAFONE’un numara taşımada bir numara olduğunu, son 2 yılda gelirlerini büyük ölçüde arttırarak pazar payı elde ettiklerini bu sebeple pazar dışına itilmelerinin mümkün olmadığını belirtti. Savunmalar arasında en ilginç olan ise Turkcell’in artık hakim durumda olmadığını iddia etmesi oldu. Son üç yılın gelişmelerine bakıldığında, kendilerinin büyük ölçüde pazar payı kaybettiği, AVEA ve VODAFONE’un gelirlerinde artış olduğu, şebeke dışsallıkların ortadan kalktığı ve  rakiplerinden bağımsız hareket edemediğini belirten Turkcell,  artık hakim durumda olduğunun söylenmesinin güç olduğunun altını çizdi.

Mavi Nokta’lardan elde edilen sim kart satışının %  8 oranında olduğunu ifade eden Turkcell yetkililerine, Kurul tarafından  “Mavi Nokta’lar tarafından gerçekleştirilen sim kart satışının ciro bazındaki oranının ne olduğu” sorusu yöneltildi.

Son olarak, Rekabet Kurulu Başkanı Nurettin Kaldırımcı, yürütülen soruşturmada nihai kararın 9 Haziran 2011 saat 14:00’te açıklanacağını ifade etti.