AB Genel Mahkemesi, PT-Telefonica’yla ilgili kararını verdi

Komisyon’un para cezası hesaplamasına dair ilginç bir örneği Can Yıldız aktarıyor.

Vivo adında Brezilyalı bir telekom firmasını ortak kontrol eden Telefonica ve PT, 2010 yılında yaptıkları hisse devri sözleşmesiyle kontrolü yalnızca Telefonica’ya bırakırken sözleşmeye koydukları rekabet etmeme hükmü sebebiyle, 2013 yılında AB Komisyonu tarafından rekabeti ihlal ettikleri gerekçesiyle para cezasına çarptırılmışlardı. 13.2 milyon euro ceza alan Portekiz telekom devi PT ile 66.8 milyon euroyla cezalandırılan İspanyol Telefonica, cezayı AB mahkemelerine taşımışlardı.

Komisyon, cezanın miktarını belirlerken teşebüslerin yalnızca bu işlemden elde ettikleri geliri değil, tüm cirolarını esas almıştı. Teşebbüsler, komisyonun kararını temyiz ederken para cezasının bu biçimde hesaplanışının hukuka aykırı olduğunu da ayrıca belirtmişlerdi.

AB Genel Mahkemesi, Komisyon’un gerekçesini uygun bularak şirketlerin rekabeti ihlal ettiklerini tescil etmiş oldu. Mahkeme, direkt rakip durumda bulunan teşebbüslerin bu tip bir yükümlülüğü hisse devri sözleşmesine koymalarının bir gerekçesi olamayacağını vurguladı.

Ancak Mahkeme, Komisyon’un para cezası hesaplama biçimini uygun bulmayarak kararın bu kısmını bozdu. Mahkeme, PT ve Telefonica’nın cirolarının değil, yalnızca bu işlem özelinde elde ettikleri gelirlerin cezaya temel olması gerektiğini belirtti. Dolayısıyla, Komisyon teşebbüslere verilecek cezayı yeniden hesaplamak durumunda kalacak.

PT ve Telefonica tarafından ise karara ilişkin bir yorum gelmedi.

İngiltere’nin mobil şebeke sahipleri dörtte kaldı

Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik işlem AB Komisyonu tarafından kabul görmedi. Dilara Yeşilyaprak anlatıyor.

İngiltere’nin mobil telekomünikasyon hizmeti sağlayıcılarından Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik yaklaşık £10.3 milyar değerindeki işlem, Mart 2015’ten beri gündemdeydi.  İşlem ile birlikte, Three UK’in ana şirketi Hutchinson CK’nin İngiltere’de 30 milyon üzeri müşteri ile beraber %40 üzerinde mobil telefon kullanıcısına sahip olması beklenmekteydi. Bununla birlikte, İngiltere’nin dört şebeke sahibi üçe inecek; mobil telekomünikasyon hizmeti sağlayan şirketler arasında Hutchinson, Vodafone ve BT kalacaktı.

Söz konusu işlem, Aralık 2015’te AB Komisyonu tarafından değerlendirilmeye başladı. Bu süreçte, hem İngiltere Rekabet Otoritesi (CMA) hem de İngiltere Telekomünikasyon Düzenleme Kurumu (OFCOM) işleme ilişkin rekabetçi endişelerini dile getirdi.

İşleme izin verilmesi umudundaki Hutchinson CK birçok kez sunduğu taahhütleri gerçekleştirmeye hazır olduğunu dile getirmişti. Zira bir yandan Three UK geçtiğimiz Ocak ayında BT’nin EE’yi devralmasının artçı etkilerini yaşamaya; diğer yandan rakibi EE ve Vodafone ise pazardaki güçlü konumlarını ellerinde tutmaya devam ediyordu. Bu doğrultuda, sunulan taahhütler arasında 5 senelik fiyat sabitlemesi, Sky, Virgin, Tesco gibi işletmeciler ile şebeke paylaşımı yanı sıra pek çok kişi tarafından iddialı olarak değerlendirilen geniş kapsamlı bir yatırım programı da bulunmaktaydı. Ancak, Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik işlem AB Komisyonu tarafından kabul görmedi.

Margrether Vestager işleme yönelik yaptığı açıklamalarda mobil telekomünikasyon sektörünün rekabetçi olmasını istediklerini, rekabetçi bir sektörün uygun fiyatta ve iyi bağlantı kalitesinde inovatif mobil hizmetler sağlanmasını destekleyeceğini dile getirdi. Söz konusu işlemin İngiltere’nin mobil telekomünikasyon sektörü için olumlu sonuçlara yol açmayacağını değerlendiren Vestager, işlem ile beraber mobil şebeke altyapısını etkileyecek bir pazar liderinin doğacağını belirterek, tüketicilerin seçeneklerinin ürün ve fiyat bakımından kısıtlanacaklarını öngördüklerini ifade etti. Vestager açıklamalarında söz konusu işlemin hızlı gelişen sektör olan mobil telekomünikasyon sektörü için pek çok rekabetçi endişe doğurduğunu açıklarken aynı zamanda Hutchinson tarafından sunulan taahhütlerin yeterli bulunmadığını söyledi. Vestager’in Twitter üzerinden yaptığı açıklamalar AB Komisyonu’nun değerlendirmelerini kısa ve net bir şekilde açıklıyor:

AB Komisyonu’nun kararına yönelik Hutchinson CK tarafından yapılan açıklamalarda ise şirketin Komisyon kararını iyice inceleyip tavaf ederek temyize gideceği ve işlemi zorlayacağı yönünde ifadeler yer alıyor. Özellikle de Almanya ve İrlanda’da telekomünikasyon sektöründe izin alan birleşme ve devralma işlemleri sonrasında, Three UK ve O2 işlemine haksız yere izin verilmediğine ilişkin açıklamalar bulunuyor.

Bonus: AB Komisyonu tarafından Hutchinson CK’nin Italya’daki iştirakinin faaliyetleri ile rakibi konumundaki mobil operatör Wind’in birleşmesi işlemi incelenmeye devam ediyor. AB Komisyonu’nun İtalya’daki işleme yönelik son sözünü merakla bekliyoruz.

Nesnelerin internetine genel bir bakış

BEREC raporunun detaylarını Hakan Demirkan yazdı.

“Nesnelerin interneti”, Internet of Things (IoT) ya da Machine-to-Machine Communication (M2M) son zamanlarda sıklıkla duyduğumuz kavramlar. Söz konusu kavramlar en geniş haliyle cihazların internet vasıtasıyla birbirleri ile etkileşim içerisine girmesini ve gerçekleştirdikleri bilgi paylaşımı ile bir veri ağı oluşturmalarını ifade ediyor. Bu çerçevede IoT ile birlikte internete bağlanmak noktasında geleneksel cihazlar olan tablet, cep telefonu vb. ile sınırlı kalınmayacak ve günlük hayatta kullandığımız hemen her eşyanın birbirleri ile haberleşmeleri ve veri paylaşmalarının yolu açılacak.

Bu konu üzerine hazırlanan çalışmalara bakıldığında IoT pazarının önümüzdeki yıllarda hızlı bir şekilde büyüyeceği öngörülüyor. Hatta AB Komisyonu tarafından yayınlanan bir rapora göre AB’de IoT’a ilişkin pazar gelirlerinde 2013-2020 yılları arasında yaklaşık 900 milyar dolarlık bir büyüme bekleniyor.

Sektörde beklenen bu büyümeyi dikkate alan Avrupa Elektronik Haberleşme Düzenleyicileri Grubu (BEREC) de IoT pazarına ilişkin taslak raporunu yayınlamıştı.

Söz konusu Rapor ile ilk olarak IoT hizmetlerinin karakteristiği ortaya konulması amaçlanıyor.  Bu kapsamda söz konusu hizmetlerin düzenleyici çerçeve içerisinde farklı bir uygulamaya tabi tutulup-tutulmamasına ilişkin tartışmalar da Rapor’a konu ediliyor. Yine Rapor’da IoT hizmetlerinin çok çeşitlilik göstermesi nedeniyle genel geçer bir tanımının olmadığı, bu nedenle hangi hizmetlerin veya cihazların IoT kapsamında değerlendirilmesi gerektiği konusunda ortak bir anlayış bulunmadığı vurgulanıyor. IoT hizmetlerinin başlıca özellikleri, diğer cihazlarla ile otomatik veri alışverişi yapılması, görece kullanımı daha basit olan cihazlardan yararlanılması, hizmetin kullanımının düşük hacimli trafik gerçekleştirmesi ve söz konusu cihazların genellikle uzun süreli kullanım için tasarlanması ve yine birçoğunun uzun kullanım ömrüne sahip ekipman veya altyapı ile kurulması nedeniyle değiştirme maliyetlerinin görece yüksek olabileceği şeklinde sıralanıyor.

Son olarak bu hizmetlerin etkin bir biçimde tüketicilere sunulması için birtakım adımların atılması gerektiği belirtiliyor. Bu kapsamda söz konusu hizmetler için gereken kaynağın (spektrum, IP adresi vb.) verimli bir biçimde tesis edilmesi, IoT hizmetlerini de içine alan telekom hizmetlerine ilişkin çerçeve bir düzenlemenin getirilmesi ve tüketicilerin IoT hizmetlerine ilişkin kişisel verilerin korunması, şeffaflık gibi konulardaki olası endişelerinin giderilmesinin çok önemli olduğu vurgulanıyor.

BEREC Raporu’nda da ifade edildiği gibi tüketiciler yeni bir teknoloji olan IoT ile tanışıyor.  Mevcut durumda tüketiciler için  belirsizlik ifade eden IoT teknolojisinin kapsamının belirlenmesi ve özellikle düzenleyici çerçevedeki yerinin tespit edilmesi öncelikli konuları oluşturmakta. Bu aşamalar da geçildikten sonra söz konusu teknolojinin hayatımızda önemli bir yer teşkil edeceğini söyleyebiliriz.

IoT’a ilişkin daha detaylı değerlendirmeler ve ilgililerin görüşlerine açılan hususlar için Rapor’a buradan ulaşabilirsiniz.

 

 

 

 

AB ilerleme Raporu – Bilgi toplumu ve medya

AB İlerleme Raporu’na dair gözlemlerimizde sıra bilgi toplumu ve medyaya geldi.

Bu yılki AB ilerleme raporunda Bilgi Toplumu ve Medya faslında, birçok fasılda olduğu gibi, Türkiye’ye birazcık övgü bol bol da eleştiri var.

Az da olsa yer alan övgülerin çoğu aslında geç kalınmış ama içinde bulunduğumuz yıl içinde ilerleme kaydedilen gelişmelere dair. Bunların başında elektronik ticaret kanunu ve yayıncılık ile ilgili yasanın AB çizgisine yakınlaştırılması geliyor.

urlDiğer olumlu değerlendirmeler ise, mobil telekomdaki gelişmeler ile ilgili. AB Komisyonu son bir yıl içindeki mobil internet aboneliğindeki artışı ve bu süreci uzun vadede destekleyecek olan 4.5G ihalesini olumlu buluyor.

Eleştirilerin başında ise, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına verilen internet içeriği ve kullanımına dair  kısıtlayıcı yetkilere geliyor. Bu yetkilerin ifade özgürlüğünden özel hayatın korunmasına, kişisel haklardan internet özgürlüğüne kadar pek çok konuda ciddi kaygılara sebep olduğu anlatılıyor. Raporun Temel Haklar kısmında bu kaygılara geniş bir değerlendirme yer alıyor.

Raporda eleştirilen ve ilerleme kaydedilmediği vurgulanan bir diğer alan, bilgi toplumu konusundaki kurumsal çerçevenin AB mevzuatına yeterince getirilememesi. Raporda elektronik haberleşme ve bilişim teknolojilerinde, yetkilendirme, spektrum yönetimi, piyasa erişimi ve evrensel hizmet konusunda kayda değer bir iyileşmenin gerçekleşmediği savunuluyor. Bununla birlikte hem BTK hem de TİB’in bağımsızlığının sağlanmasına vurgu yapılıyor.  Ayrıca frekansların etkin yönetilmesi, imtiyaz sözleşmelerinden ileri gelen kısıtlamaların  -örneğin paket ürünlerin satışına yönelik kısıtlamalar- Komisyon’un sıraladığı eleştirilerden.

Benzer şekilde, Türk Telekom’un genişbant internet perakende hizmet sunmaması da eleştirilen noktalardan birisi. Bu durumun AB müktesebatı ile uyuşmadığı özellikle belirtiliyor. Bütün bunlara ilaveten yeni telekominikasyon alt yapılarının inşası için gerekli geçiş haklarına dair sorunlar ve yerel otoritelerin ücretlendirme uygulamaları eleştirilen noktalar arasında. Görsel-işitsel medya politikası için yapılan tespit ise, dijital yayıncılığa geçişin yayıncı kuruluşların itirazları sebebiyle gecikmeye uğraması ile ilgili.

Son olarak, RTÜK de eleştirilerden nasibini alanlardan. Kurumun siyasal açıdan bağımsızlığı ve tarafsızlığı eleştiriliyor. Kurul üyelerinin seçimine ilişkin usullerin iyileştirilmesi isteniyor.

Genişbant internette sahiplik ayrıştırmasının ayak sesleri

Alt pazarda faaliyet göstermenin, üst pazarda doğal tekel niteliğindeki dikey bütünleşik teşebbüse ait altyapıdan yararlanmayı zorunlu kıldığı durumlarda, alt pazar rekabetini sağlamanın ne kadar zor olduğu günümüzde tecrübeyle sabit hale geldi. Genişbant internet söz konusu pazar yapısının en önemli örneklerinden birisini teşkil etmekte.

Pek çok ülkede genişbant internet pazarında dikey bütünleşik yerleşik işletmecilerin varlığı söz konusu olduğundan, üst pazar ve alt pazar arasındaki ilişkinin düzenlenmesi ilgili pazarda rekabetin tesisi bakımından kilit rol oynuyor. Altyapı sahibi dikey bütünleşik işletmecinin, çeşitli uygulamalar yoluyla kendisiyle aynı ekonomik bütünlük içinde yer alan işletmeci lehine uygulamalarda bulunması ciddi bir risk olarak görülmekte. Söz konusu riskin ortadan kaldırılması noktasında 3 temel yöntemden söz edilebilir:

  • Dikey bütünleşik işletmecinin üst pazar ve alt pazar faaliyetlerini aynı tüzel kişilik altında yürütmesi ancak işletmeciye hesap ayrıştırması ve ayrım gözetmeme yükümlülükleri yüklenmesi
  • Dikey bütünleşik işletmecinin üst pazar ve alt pazar faaliyetleri bakımından tüzel kişiliklerin ayrıştırılması ve işletmecinin alt pazarda faaliyet gösteren kolu ile rakiplerine mutlak biçimde eşit muamele göstermek zorunda bırakılması
  • Toptan ve perakende faaliyetler için sahiplik ayrıştırmasına gidilmesi ve ayrımcılık yapma motivasyonun tamamen ortadan kaldırılması

Özellikle AB’de, genişbant internet bakımından 3. seçenek bu güne kadar fazlaca gündeme gelmemiş ve düzenleyici otoriteler altyapı sahibi dikey bütünleşik teşebbüsün kendi perakende kolu ve rakipleri arasında ayrımcılık yapmasını engelleyecek yöntemlere yoğunlaşmıştır. Ülkemizde de şu ana kadar 3. seçeneğin tartışma konusu yapılmadığını hatırlatmakta fayda var.

CaptureAyrımcılık konusunu en fazla irdeleyen ve bu konuda oldukça agresif adımlar atan düzenleyici kurumların başında OFCOM’un geldiğini söylesek yanlış olmaz. OFCOM’un, altyapı sahibi BT’nin kendi perakende kolu ve rakip işletmeciler karşısında mutlak eşitlik prensibi ile hareket etmesi yönündeki taleplerine cevap verebilmek için British Telecom (BT) bünyesinde “Openreach” adlı yeni bir departman kuruldu. Openreach’in ayrı bir tüzel kişiliği bulunmasa da, BT içinde diğer tüm departmanlardan “Çin Seddi” ile ayrılmış bir iş birimi olarak konumlandırılmış ve ayrı bir marka altında faaliyet göstermesi öngörülmüş. Openreach diğer tüm departmanlardan farklı olarak CEO’ya dahi raporlama yapmamakta, yalnızca Equal Access Board adlı bir kurul vasıtasıyla şirket yönetim kurulu ile muhatap olmakta.

İngiltere örneği İtalya için de belli ölçüde yol gösterici. İtalyan düzenleyici otoritesi AGCOM, TI’nın üst pazardaki bazı uygulamalarının ayrımcılığa yol açtığını ve alt pazardaki rekabete zarar verdiğini ileri sürdü. AGCOM’un endişelerinin giderilmesi adına Telecom Italia (TI), Openreach benzeri bir departman olarak Open Access Division’ı kurmuş ve bu departmanı diğer tüm birimlerden Çin Seddi ile ayırdı.

Ancak bugün gelinen noktada İtalya ve İngiltere’deki rekabet otoritelerinin ve düzenleyici kurumların söz konusu tedbirlerin yeterliliği hakkında şüpheleri olduğu görülüyor. Ayrıca TI ve BT’nin rakipleri, bir yandan daha müdahaleci adımlar atılması için düzenleyici kurumları sıkıştırmakta, diğer yandan da rekabet otoritelerine ayrımcılığa dayalı başvurularda bulunmakta.

OFCOM yakın zamanda sahiplik ayrıştırmasına işaret etmiş ve sorunların çözülememesi halinde bu alternatifin de masada yer alacağını çok açık bir dille ortaya koymuştu. İtalya’da ise TI’nın her an ayrımcılığa dayalı çok ciddi bir rekabet soruşturması ile karşı karşıya kalabileceği dile getirilmekte. TI’nın, özel hukuk tazminatları ile birlikte milyar Euro’ları aşabilecek yaptırımlarla karşılaşmamak adına, sahiplik ayrıştırmasını dahi değerlendirmesinin sürpriz olmayacağı ileri sürülüyor.

Enerji sektöründe çoğu ülkede temel kural olarak kabul edilen sahiplik ayrıştırması yavaş yavaş genişbant internet pazarında da önemli bir tartışma konusu olarak ortaya çıkıyor. Altyapı sahibi işletmecilerin sahiplik ayrıştırması karşısındaki temel argümanının yatırım yapma motivasyonunun ortadan kalkacağı olduğu dikkate alındığında, rekabet hukuku ve regülasyonun en temel paradoksu olarak nitelendirilebilecek “inovasyon vs. rekabet” konusunun bu alanda da alevlenmesinin muhtemel olduğu söylenebilir.

ABD’de dev birleşme

Amerikan Federal İletişim Komisyonu FCC, telekomünikasyon devi AT&T’nin uydu platform işletmecisi DIRECTV’yi devralması işlemine koşullu olarak izin verdi. İşlem bedelinin yaklaşık 50 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor. Ayrıca devralma işleminin taraflarından gelen açıklamalara göre, DIRECTV’nin borçlarının da üstlenilmesiyle birlikte tutarın  67 milyar doları bulacağı duyuruldu.

mergerGeçtiğimiz günlerde ABD’de telekomünikasyon alanının önde gelen  iki şirketi Comcast ve Time Warner’ın birleşme işlemine yönelik hamleleri kamuoyunda oldukça tartışılmıştı. Henüz bu tartışmanın yankıları sürerken ülkede bu kez de AT&T-DIRECTV birleşmesi gündeme oturdu.

Konu ile alakalı açıklamalarda bulunan AT&T CEO’su Randall Stephenson işlem sonrasında AT&T’nin tamamen farklı bir kimliğe bürüneceğini ifade etti. Ayrıca  işlem sayesinde şirket tarafından abonelere sunulan yüksek hızlı internet hizmetinin daha da geliştirileceği yetkililer tarafından dile getiriliyor.

Bu noktada vurgulanması gereken önemli bir husus da FCC Başkanı Tom Wheeler’ın Comcast-Time Warner birleşme işlemine ilişkin geçtiğimiz günlerdeki açıklamaları. Şöyle ki Wheeler söz konusu işlemle alakalı olarak ülkenin önde gelen iki şirketinin birleşmesinin piyasalardaki rekabeti olumsuz olarak etkileyebileceğini ifade etmişti. Başkanın bu açıklamaları karşısında FCC’nin, AT&T ile DIRECTV arasındaki işleme  izin vermesi kurumun kendi ile çeliştiği şeklinde yorumlanıyor.

FCC’nin işleme izin verdiği şartlara gelecek olursak bu noktada birleşmenin tarafı şirketlerden binaya ve eve kadar fiber hizmetinin (FTTP) yaygınlaştırılmasını istenmekte. Ayrıca bu yaygınlaştırma okullar ve kütüphaneler için gigabit hızında internet hizmeti sunulmasını da kapsıyor. Yine kullanımdan kaynaklı ayrımcı uygulamalardan kaçınılması da FCC tarafından kararlaştırılan bir diğer koşul.

FCC tarafından belirlenen koşullardan belki de en önemlisi düşük gelirli abonelere indirimli geniş bant internet hizmeti sunulmasına ilişkin. Bu çerçevede geliri düşük olan abonelerin makul bir fiyat üzerinden internet hizmetinden yararlanabilmeleri hedeflenmekte.

Sonuç olarak ABD’de telekom sektörü oldukça hareketli günler geçiriyor. Time Warner-Comcast işleminin yankıları sürerken FCC’nin AT&T-DIRECTV işlemine koşullu olarak izin vermesi çok ses getireceğe benziyor.

13. Rekabet Hukuku ve İktisadında Güncel Gelişmeler Sempozyumu

Rekabet Kurumu uzmanları, uygulamacılar, akademisyenler ve rekabet hukuku meraklılarını bir araya getiren sempozyum, bu sene İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde yapılıyor.

İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazım Ekren ve Rekabet Kurumu Başkan Vekili Reşit Gürpınar’ın açılış konuşmalarını yapacakları sempozyumda, rekabet hukuku ve iktisadında Türkiye ve Dünya’daki güncel gelişmeler tartışılacak. Akabinde ise Rekabet Kurumu Mesleki Koordinatörü M. Ömür Paşaoğlu moderatörlüğünde üç ayrı sunum gerçekleşecek.

Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı’nın ortak avukatlarından Şahin Ardıyok ile Yrd. Doç. Dr. Emin Köksal ve Barış Yüksel’in ortaklaşa yapacakları sunumda ise çokça tartışılan ve uygulamaya dair hala soru işaretleri uyandıran ‘Telekomünikasyonda Fiyat Sıkıştırmasını Önlemeye Yönelik Yeni İktisadi Araçlar” konusu ele alınacak.

Sempozyum programına buradan ulaşabilirsiniz.

Telekom piyasasında AB rüzgarları – Fiyat sıkıştırmasına ilişkin usul ve esaslar

Fiyat sıkıştırması incelemelerine yönelik düzenleme belki de bir dönüm noktası teşkil ediyor. Bizim de dahil olduğumuz projenin detay ve sonuçlarını Barış Yüksel anlatıyor.

Fiyat Sıkıştırmasının Tespitine, Önlenmesine ve Giderilmesine İlişkin Usul ve Esaslar 01.07.2014 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe girdi. Söz konusu düzenlemenin yürürlüğe girmesi ile ülkemizde elektronik haberleşme piyasalarının regülasyonu bakımından adeta bir basamak atlandığını söylemek abartı olmayacaktır.

İlk olarak şunu belirtelim ki, bahsi geçen düzenleme Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı ortak avukatlarından Şahin ARDIYOK’un hukuk alanında kilit uzman olarak görev yaptığı “Elektronik Haberleşme Sektöründe Rekabet Karşıtı Davranışların Önlenmesine İlişkin Teknik Yardım Projesi’nde” yer alan danışmanlar (WIK ve Deloitte) ve BTK uzmanlarının titiz çalışmalarının ve güçlü işbirliğinin sonucunda hazırlandı.

2_fullsizeDüzenleme ile toptan pazarda etkin piyasa gücüne sahip olan ve bu gücü özellikle perakende pazar rekabetini kendisi veya iştirakleri lehine bozan işletmecilerin bu davranışlarının engellenmesi amaçlanıyor. Düzenlemede yer alan dikey bütünleşik işletmeci tanımı, rekabet hukukundaki “teşebbüs” kavramının BTK tarafından da belli ölçüde benimsendiğini gösteriyor ve fiyat sıkıştırmasının engellenmesi noktasında BTK’nın etkinliğini arttırıyor. Öncül müdahaleler bakımından ise AB üyesi ülkelerdeki uygulamalara paralel olarak sadece piyasada en fazla etki doğurması beklenen “en önemli tarifelere” yoğunlaşılıyor. Böylece bir yandan BTK’nın iş yükünün aşırı derecede artması engellenirken, diğer yandan piyasadaki rekabeti bozma ihtimali üst seviyede olan uygulamaların baştan itibaren kontrol altına alınması sağlanıyor. BTK’nın öncül teste tabii tutmadığı, ancak buna rağmen piyasada olumsuz etkiler yaratan tarifeler bakımından ise yine kısa zaman içinde ardıl testler uygulanmasına olanak tanınıyor.

Bu güne kadar elektronik haberleşme sektöründe fiyat sıkıştırması iddiaları büyük ölçüde Rekabet Kurumu’nun gündemini meşgul ediyor ve uzun süren soruşturma süreçleri sonucunda Kurul’un tek seferlik müdahaleleri söz konusu oluyordu. AB uygulamasına paralel bir şekilde BTK tarafından uygulanacak fiyat sıkıştırması testi ile BTK’nın bu alandaki inisiyatifinin artması pek çok avantajı beraberinde getiriyor. Öncelikle BTK uzmanları doğrudan elektronik haberleşme piyasaları üzerinde uzmanlaştıklarından piyasanın yapısı hakkında doğal olarak daha fazla bilgiye sahipler ve işletmeci davranışlarını çok iyi tanıyorlar. Bunun yanı sıra piyasa BTK tarafından sürekli olarak gözetim altında tutuluyor ve müdahale için çok daha hızlı ve etkin yöntemlere sahip. Ayrıda işletmeciler açısından da çerçevesi mümkün olan en açık biçimde çizilen usul ve esasların varlığı hukuki belirliliği sağlıyor. Ancak BTK ve Rekabet Kurumu arasındaki belki de en önemli fark fiyat sıkıştırmasının giderilmesinde kullanılacak yöntemler noktasında ortaya çıkıyor. Fiyat sıkıştırmasının Rekabet Kurulu tarafından yürütülen bir soruşturma sonucunda tespit edilmesi halinde Kurul işletmecileri idari para cezasına çarptırsa da toptan pazar fiyatlarına müdahale edemiyordu ve fiyat sıkıştırması ancak perakende pazar fiyatının artırılması ile mümkün oluyordu. Oysa BTK gerekli gördüğü durumlarda perakende pazar fiyatının artırılması yerine toptan pazar fiyatının düşürülmesini de sağlayabilecek ve böylece tüketiciler açısından da çok daha lehe bir durum ortaya çıkacak.

Son olarak, düzenlemenin ekinde, uygulanacak fiyat sıkıştırması testine ilişkin detaylı açıklamalara yer veriliyor ve hem korunmak istenen alternatif işletimciler hem de yükümlülüğün muhatabı konumundaki yerleşik işletmeciler için hukuki belirlilik en üst düzeye çıkarılmaya çalışılıyor. Düzenlemenin eki incelendiğinde, BTK tarafından uygulanacak fiyat sıkıştırması testinin AB Komisyonu tarafından ortaya koyulan prensiplere uygun olduğu ve makul derecede etkin sayılabilecek alternatif işletmecileri de koruyarak uzun vadede piyasayı daha rekabetçi hale getirmeyi amaçladığı görülüyor.

Sonuç olarak; dünyanın farklı ülkelerinde çalışan ve her biri alanlarında uzman olan hukukçu, mühendis ve iktisatçıların bir araya geldiği bir proje takımı ve BTK uzmanlarının yaklaşık bir yıl süren sıkı çalışmalarının en önemli meyvelerinden olan bu düzenleme, ülkemiz elektronik haberleşme pazarlarının özellikle de perakende seviyesini çok daha rekabetçi kılma potansiyeli taşıyor.

Yüksek roaming ücretleri tarih oluyor

Şebeke tarafsızlığı ve roaming ücretlerine yönelik gelişmeleri Sercan Sağmanlıgil anlatıyor.

New York Times’da  geçtiğimiz hafta yer alan haberde, şebeke tarafsızlığı ve roaming ücretlerine ilişkin güncel gelişmelere yer verildi. Çünkü Avrupa Parlamentosu Endüstri Komitesi üyeleri oylarını, şebeke tarafsızlığının sağlanması ve tüketiciye yansıtılan roaming ücretlerinin düşürülmesi bakımından daha sıkı önlemler alınması yönünde kullandılar.

EU-competition-commission-001Hatırlanacağı üzere Avrupa Komisyonu roaming ücretlerinin aşamalı olarak ortadan kaldırılması için çeşitli seçenekler sunmuş ve süre sınırını Temmuz 2016 olarak öngörmüştü. Salı günü oylanan tasarı ise bu seçenekleri sunmaksızın son tarihi 2015 Aralık olarak belirledi. Tasarı pek çok tüketici ve endüstri grubu tarafından eleştirilirken, pek çok üye ülkenin de yeni düzenlemelerden memnun olduğunu söylemek mümkün değil.

Bunun yanında Birleşik Devletler’de yaşanan tartışmaların bir benzeri olarak, Avrupa’da da telefon şirketleri ev internet servis sağlayıcıları, kapasiteye ilişkin problemler ve rakip hizmetler dolayısıyla gelir kaybı yaşama korkusuyla internete serbest erişimin kısıtlanmasını desteklerken, içerik sağlayıcıları ise şebeke tarafsızlığının korunması için lobi çalışmalarını sıkı bir şekilde sürdürmekte.

Bu tasarının tüketiciler bakımından olumlu etkisinin ne olacağı sorusuna ilişkin olarak ise, Parlamento üyesi Pilar de Castilo’nun da belirttiği üzere, artık yurtdışında kolayca internet hizmetlerinden yararlanabilecekleri ve yüksek faturalarla yüzleşmek zorunda kalmayacaklarını söylemek yanlış olmayacak.

Tüm bu gelişmelerin yanında, yeni Parlamento seçimleri de süreci yakından ilgilendiriyor. Seçimlerin süreci uzatması ihtimali bir kenara dursun, Parlamento üyesi Marietje Schaake’nin de ifade ettiği üzere roaming ücretlerinin düşürülmesinin bir seçim kampanyası olduğu düşüncesi koridorlarda yayılmaya devam ediyor. Schaake’nin bunun dışında diğer bir eleştirisi ise tasarının tüketicilerin korunması bakımından yeterli garantileri içermediği yönünde. Nitekim buna ilişkin olarak tüketici grupları da ısrarla tasarının pek çok belirsizliği bünyesinde barındırdığını eleştirisini yöneltiyor.

Eleştirilerin yoğunlaştığı bir diğer nokta, şebeke tarafsızlığının inovasyonlar üzerinde nasıl bir etki doğuracağı hususunda. Buna ilişkin olarak Avrupa Telekomünikasyon Şebeke İşletmecileri Birliği Başkanı Luigi Gamberdella, “Parlamento tarafından ortaya konan kuralların oldukça katı olduğu, ve sektördeki yeniliklerin önünü tıkayacağını” ifade etti. Ancak şebeke tarafsızlığının altyapı yatırımları ve trafik yönetimine ilişkin teknolojilerin geliştirilmesi yönündeki motivasyonları azaltabileceği bir gerçek ise de, bu kuralın özünde yaratıcı programcıların korunması ve içerik hizmetlerindeki yeniliklerin önünün açılması olduğunu da unutmamak gerekir.

Görünen o ki, gelecek süreçte Parlamento ve üye ülkeler, mobil ve sabit internet hizmet sağlayıcıları – tüketiciler – içerik hizmeti sunanlar terazisinde dengeyi bulmak zorunda kalacaklar.

Avrupa Birliği’nden telekom piyasalarına müdahale

Mobil haberleşme piyasalarındaki elden çıkarma dalgasını Barış Yüksel inceliyor. Komisyon’un gözlemleriyle birlikte.

Avrupa’nın birçok ülkesinde mobil haberleşme piyasalarında ciddi bir elden çıkarma ve konsolidasyon dalgası yaşanıyor. Bu dalgaya kapılan pek çok işletmeci ya birleşme ve devralmalar ya da varlık satışları yoluyla zaten oldukça yoğunlaşmış olan piyasaların her geçen gün biraz daha yoğunlaşmasına sebep oluyor.

Piyasalardaki işletmeci sayısının azalması ve böylece yoğunlaşmanın artması ise Avrupa Komisyonu tarafından endişe ile karşılanıyor. Zira piyasadaki işletmeci sayısı düştükçe kalan işletmeciler arasında bilinçli paralelliğin gelişmesi ve böylece rekabetçi yapının zarar görmesi riski artıyor. Üstelik doğrudan piyasa yapısından kaynaklanan bilinçli paralelliğe rekabet hukukunun rekabeti kısıtlayıcı anlaşmaları yasaklayan kuralları ile sonradan müdahale edilemeyecek olması Komisyon’u daha da düşündürüyor.

6a00d834515bc269e20120a54e80c0970cŞu an için Komisyon’un elindeki en önemli araç bu yoğunlaşma işlemlerine en baştan müdahale ederek piyasadaki olumsuz yapısal değişiklikleri öncül müdahalelerle gidermek. Bunun için ise yoğunlaşma işlemlerini çok titiz bir biçimde analiz etmesi ve işlem sonucunda piyasadaki rekabetin zarar göreceğini ispatlayabilmesi gerekiyor.

Türkiye’nin aksine AB’de yoğunlaşma işlemleri “hakim durum testine” göre değil “etki testine” göre incelendiğinden, Komisyon bu işlemler neticesinde tek başına ya da birlikte hakim durum ortaya çıkacağını ispatlamak zorunda değil. Ancak yine de Komisyon’un sadece oligopol piyasa teorilerine dayanarak ve tamamen varsayımsal tehditleri sebep göstererek işlemlere izin vermemesi de mümkün değil.

Aslında Komisyon’un mobil haberleşme pazarında gerçekleşen yoğunlaşma işlemlerinde etki testini nasıl uygulayacağını gözlemlemek için halihazırda devam etmekte olan Telefonica’nın Almanya’da faaliyet gösteren E-Plus’ı devralma işlemine ilişkin kararı önemli bir fırsat teşkil ediyor. Söz konusu işlem sonucunda Almanya’daki işletmeci sayısı 4’ten 3’e düşecek ve piyasadaki yoğunlaşma oranı ciddi derecede artacak. Söz konusu işlem sonrasında ilgili pazarda tek başına veya birlikte hakim durum meydana gelme ihtimali son derece düşük ancak bilinçli paralellik riski için aynı tespiti yapmak mümkün değil.

Peki Komisyon’un etki testini uygularken hangi kriterleri dikkate alması bekleniyor?

Komisyon’un şu ana kadarki açıklamalarından özellikle devralınacak şirket konumundaki E-Plus’ın önceki faaliyetlerine odaklanacağı anlaşılıyor. Komisyon E-Plus’ın düşük pazar payına rağmen piyasada “maverick” olarak faaliyet gösterip göstermediğini inceleyecek ve rakipler üzerinde rekabetçi baskı yaratarak daha fazla pazar payına sahip rakipler arası koordinasyonu zorlaştırıp zorlaştırmadığı sorusuna cevap arayacak. Bunun yanı sıra önerilen işlem sonrasında piyasada var olan rakiplerin nasıl bir strateji izlemesinin olası olduğu da inceleme konusu yapılacak.

Tüm bu incelemeler sonucunda, Komisyon’un işleme izin verilmesi halinde piyasadaki etkin rekabetin kısıtlanacağına dair bir kanaate varması halinde ne olacağı ise ayrı bir soru işareti. Böyle bir sonuca varılması halinde devralan teşebbüsün endişeleri gidermek için nasıl taahhütler sunabileceği ve Komisyon’un bu taahhütlere sıcak bakıp bakmayacağı ileride ülkemizde de benimsenebilecek etki testinin oligopol piyasalarda gerçekleşen yoğunlaşma işlemleri bakımından uygulanması noktasında hem Rekabet Kurulu’na hem de teşebbüslere yol gösterici olabilir.

Kılık Değiştirmiş Bir Devlet Müdahalesi

Posta hizmetlerinde BTK’ya önemli görevler verildi. Bu görevleri, zorlukları ve önerileriyle Barış Yüksel ele alıyor.

Türkiye’de posta hizmetlerinin “serbestleştirilmesi” esasen uzun zamandan beri gündemde olan bir konuydu ve nihayetinde 2013 yılı ortalarında çıkan bir Kanun ile konuya ilişkin somut bir adım atıldı: Serbestleşmeye ilişkin kriterleri belirleme ve piyasayı düzenleme görevleri BTK’ya verildi.

mektup-arkadaşlığıHer ne kadar BTK’ya verilen görev görünüşte piyasayı serbestleştirmekse de, aslında ülkemizde zaman içinde pazar “kendi kendini” serbestleştirmişti. Tamamen serbest piyasa koşulları altında faaliyet gösteren ve herhangi bir devlet düzenlemesine tabi olmayan kargo şirketleri pazarı son derece rekabetçi bir hale getirmişlerdi. Yani Türkiye’de posta hizmetleri bakımından var olan yasal tekel fiiliyatta zaten ortadan kalkmıştı.

Hal böyle olunca BTK’ya tam olarak nasıl bir görev yüklendiği sorusu önem kazanıyor. Nitekim çok basitçe ve biraz da safça düşünüldüğünde BTK’dan tek istenenin fiilen zaten rekabete açılmış bulunan bir piyasayı hukuken de serbestleştirmesi ve bu karışıklığa son vermesi olduğu düşünülebiliyor.

Ancak aslında çok daha farklı bir gerçek söz konusu ve BTK’nın işi göründüğünden çok daha zor.

Zira BTK’dan asıl beklenen fiilen rekabete açılan bir piyasayı yeniden düzenlemeye tabi kılması. Çünkü şu anda BTK’nın Kanunda öngörülen parametreler çerçevesinde PTT’nin yasal tekel sahipliğinin çerçevesini çizmesi ve halihazırda serbest olarak faaliyet gösteren kargo şirketlerini de düzenlemeye tabi tutması gerekiyor. Bir diğer deyişle BTK, mevcut durumda rekabetçi olan piyasadaki rekabeti azaltmak (kargo şirketlerinin faaliyet göstereceği alan ve ağırlık sınırlarını belirlemek) ve henüz var olmayan bir takım ilave giriş engelleri (ör: lisans ve izin prosedürleri getirmek) yaratmak zorunda.

Gerek kuruluş amacı, gerek çalışanlarının kafa yapısı dolayısıyla piyasaları mümkün olduğunca rekabetçi kılmayı amaçlayan ve teknolojik gelişme ihtiyaçları izin verdiği ölçüde rekabeti destekleyen bir kuruma bu şekilde bir görev yüklenmesi ise oldukça ironik.

Peki BTK’nın bu düzenlemeleri yaparken en çok zorlanacağı alanlar nedir?

Öncelikle çözülmesi gereken konu evrensel hizmet konusu. PTT’nin sahip olacağı yasal tekelin sınırları çizilirken mutlaka evrensel hizmet için gerekli kaynağın nasıl elde edileceği debelirlenmeli. Bunun için ise iki temel aracın kullanılması gerekiyor. Ağırlık limiti ve saklı tutulan alan. Ağırlık limiti olarak belirlenen limitin altındaki postaların kargo şirketlerince gönderilmesi mümkün olmayacak ve bu şirketler saklı tutulan alanlarda faaliyet gösteremeyecek. Böylece PTT’nin yasal tekelinin çerçevesi belirlenecek. Tabi bu alanlarda PTT’ye yönelik olarak (düzenleme ile fiilen de tekel sahibi olacağı için) bir de fiyat regülasyonu uygulanacak.

Şimdi de evrensel hizmet yükümlülüğünü ve bu yükümlülük ile yakından ilişkili olan ağırlık limiti ve saklı alan kavramlarını biraz açalım. Evrensel hizmet yükümlülüğü kanunda “belirlenmiş ilke ve kurallar çerçevesinde, bir posta hizmetinin coğrafi alan farkı gözetilmeksizin ülke sınırları içerisinde tüm kullanıcılar için karşılanabilir ücretlerle kesintisiz olarak sağlanmasını” ifade edecek şekilde tanımlanmış.

Evrensel hizmet yükümlülüğünün temel amacı hizmet götürmenin ekonomik açıdan karsız olduğu alanlara da posta hizmetinin, üstelik uygun ücretlerle, götürülmesini sağlamak. Bu alanlar ise tahmin edileceği üzere coğrafi açıdan ulaşımın zor olduğu ve nüfusun yoğun olmadığı alanlar olarak ortaya çıkıyor. Ancak tabi ki bu hizmetin gideceği yerlerin ve buralara ne sıklıkta gidileceğinin de bir sınırı olması gerekiyor. Zira örneğin yalnızca 20 kişinin yaşadığı bir köye haftanın her günü bir PTT memurunun posta toplamak ya da iletmek için gitmesi son derece anlamsız olacaktır. Ayrıca buralarda uğranılan zararı da çapraz sübvansiyon yoluyla aslen hizmet götürmenin ucuz olduğu bölgelerde yaşayan kullanıcılar karşılayacaktır.

İşte bu yüzden BTK’nın hem bu hizmetin götürülmesi gereken yerler bakımından nüfusa dayalı bir sınır belirlemesi ve hizmetin asgari olarak hangi sıklıkta götürülmesinin zorunlu tutulacağını tespit etmesi gerekiyor. Tabi bu sınırlar aşağı çekildikçe evrensel hizmetin finanse edilmesi için gereken miktar da artıyor.

İşte evrensel hizmet için gereken finansman ihtiyacının artması da PTT’ye tanınacak yasal tekelin çerçevesinin genişletilmesini zorunlu kılıyor. Gidilmesi gereken alanların nüfus sınırı düştükçe ve bu alanların asgari olarak ziyaret edilmesi gereken sıklık arttıkça saklı alanın genişletilmesi ve ağırlık limitinin arttırılması gerekiyor. Yani kargo şirketlerinin hizmet götürebileceği coğrafi bölgeler daralıyor ve bu şirketlerin taşımasına izin verilmeyen posta miktarı artıyor. Örneğin ağırlık limiti 20 gram ile sınırlı tutulduğunda dahi pazarın yarıya yakının kapanması söz konusu olabiliyor. Böylece özellikle şirket arası yazışmalar bakımından piyasaya giriş ciddi derecede engelleniyor. Dolayısıyla bu parametrelerin belirlenmesi esnasında son derece hassas davranılması gerekiyor.

Evrensel hizmet sorunu çözüldükten sonra bir de yetkilendirme rejimi oluşturması gerekiyor. BTK’nın burada sınırlı kaynak kullanımı ihtiva etmeyen elektronik haberleşme hizmetlerindekine benzer bir yaklaşım izleyerek bildirim esasını benimsemesi ise ne yazık ki mümkün değil. Zira Kanunda verilen yetkinin bir bedel karşılığında verileceği açıkça ortaya koyuluyor. Yani Kanun burada da bir piyasaya giriş engeli yaratılmasını adeta zorunu tutmuş durumda.

Bu yazıyı noktalamadan son olarak şu hususun da altını çizmek gerekir ki serbestleşme adı altında yapılan bu yeniden düzenlemenin altında aslında çok ciddi bir gerekçe yatıyor. PTT’nin sağladığı istihdamın korunabilmesi. Bu yüzden piyasadaki rekabetin mümkün olduğunca ortadan kalkmasını destekleyenlerin sayısı da azımsanamayacak kadar fazla.

BTK bir anda elinde bulduğu bu iki tarafı keskin bıçak ile ne yapsa yüksek ihtimalle ciddi eleştiri oklarına maruz kalacak. Ancak taban tabana zıt çıkarları olan ve her ikisi de oldukça kuvvetli sayılabilecek menfaat gruplarının ikisine de eşit mesafede durabilecek (ve dolayısıyla iki grubu da ciddi derecede kızdıracak) bir düzenleme yapabilirse BTK önemli bir başarı elde edecektir.

Bak Postacı Geliyor…

Posta Hizmetleri Kanunu ile birlikte posta hizmetlerinin serbestleşmesi sürecini Ceren Üstünel anlatıyor.

Artık neredeyse özelleşmeyen bir kurum ve tabiri caizse “rekabete açılmayan” sektör kalmadı gibi. Mayıs ayında yürürlüğe giren yeni Posta Hizmetleri Kanunu ile birlikte bu sektörlere bir yenisi daha eklenmiş oldu.

BOS001758Posta Hizmetleri Kanunu’nun yayınlanması ile birlikte sektörün serbestleştirilmesinin ilk adımı PTT’nin kuruluşu oldu. Kanun uyarınca PTT özel hukuk hükümlerine tabi bir tüzel kişilik olacak ve ona bağlı diğer iş yerleri ise PTT acenteleri olarak faaliyet gösterecek. Yeni düzenleme ile posta hizmeti vermek veya bu hizmet için gerekli altyapıyı kurup işletmek isteyenlerin ise önce Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) başvurarak yetkilendirme almaları gerekecek.

Sektörün “rekabete açılmasına” gerek var mıydı yok muydu soruları bir yandan kafamızı kurcalarken diğer yandan BTK’ya bu kadar sorumluluk ve dolayısıyla iş yükü yüklemenin de doğru olup olmadığı tartışma konusu. Çünkü geçmişte telekomünikasyon hizmetleri ile posta hizmetlerinin aynı çatı altında yürütülmesinin kapsam ekonomisi yaratmadığından hareketle, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bu işler farklı ellerden verilmeye başlanmıştı. Şimdi ise sanki bir eskiye dönüş ile telekomünikasyonu düzenlemekle görevli devlet kuruluşuna posta hizmetlerinin regülasyonu görevini vermek ne ölçüde doğru bir politika tercihi beraber göreceğiz. Telekomünikasyonla posta hizmetlerinin ortak paydası ne kadar az ise, bunların regülasyonu ile ilgili bilgi gereksinimi de o kadar farklı olduğunu biliyoruz.

Kanun ile birlikte BTK’ya posta sektörüne ilişkin geniş çaplı düzenleme, denetleme ve yaptırım uygulama görev ve yetkileri verilmiş durumda. Tarifelerin onaylanması, yetkilendirme verilmesi, kullanıcı şikayetlerinin değerlendirilmesi ve gereken tedbirlerin alınması gibi hususların yanı sıra Kanun ile verilen görev ve yetkilere ilişkin tüm yasal düzenlemeleri de yapmak hem uzmanlık istemekte hem de oldukça vakit alacak gibi görünmekte. Zira Kanun çok genel bir çerçeve çizdiğinden yeni posta sektörünün nasıl olacağını şimdiden kestirmek çok zor görünüyor.

Sektörün nasıl şekilleneceği, gerçekten rekabetin tesis edilip edilemeyeceği, farklılaşmayı sağlayabilecek hizmet sağlayıcılarının ortaya çıkıp çıkmayacağı zamanla belli olacak. Şimdilik bizlere BTK’nın bir an önce gerekli düzenlemeleri yapmasını beklemekten başka yol görünmüyor. #direnpostasektoru

İki-Taraflı Piyasalar

Bahçeşehir Üniversitesinden Dr. Emin Köksal’dan çift taraflı pazarlar üzerine bir yazı.
“Günlük hayatımızı çevreleyen iki-taraflı piyasalar (2-sided markets) hem farklı iş modellerini hem de düzenleyiciler açısından farklı bir bakış açısını gerektiriyor.”

“İki-Taraflı Piyasalar” okumaya devam et