EURIBOR kartelinin acı sonu

EURIBOR kararını Can Yıldız aktarıyor.

Bundan üç yıl önce açılan soruşturma ile AB Komisyonu, Avrupa’nın önde gelen bankalarının -tıpkı LIBOR vakasında olduğu gibi- EURIBOR’u manipüle etmek amacıyla kartel kurduğu iddialarını incelemeye almıştı. Geçtiğimiz hafta son karar çıktı; üç bankaya 485 milyon euro ceza verildi.

Hatırlanacağı üzere, yedi dev bankanın; ABD’den JPMorgan Chase, İngiltere’den Barclays ve HSBC, Almanya’dan Deutsche Bank, İskoçya’dan Royal Bank of Scotland ve Fransa’dan Credit Agricole ile Societe Generale, 2005-2008 yılları arasında kafa kafaya verip iletişim içinde olarak euro faiz oranı türevlerini belirledikleri iddia ediliyordu.

İddiaları kabul eden bankalar, %10 indirimi kapmış ve iki yıl evvel 820 milyon euroluk toplam cezayı ödemişlerdi. Credit Agricole, HSBC ve JPMorgan Chase hakkındaki incelemeler ise sürüyordu. AB Komisyonu’ndan sert bir açıklama beraberinde bu bankalara da ceza çıktı.

Bankaların kartel faaliyetlerinden göze çarpan bir örnek, 19 Mart 2007 Pazartesi günü yapılan büyük vurgun sonrasındaki konuşmalar. EURIBOR’daki ufak oynamalar bile uluslararası ticari işlemlerde çok büyük sonuçlara yol açabilecekken, bankalar bu günü EURIBOR’u önemli ölçüde aşağı çekmek için gözlerine kestirmişler, bu etkiyi yaratacak şekilde gereken her şeyi de planlı olarak gerçekleştirmişlerdi. Hemen ardından çeşitli çalışanların birbirlerine tebrik ve teşekkürlerini ilettikleri mesajlar mevcuttu. Bu ölçüde bir “bilgi paylaşımı” söz konusu olunca, ihlal kararı da kaçınılmaz oldu.

Elbette bu durum, sadece bankaları ilgilendirmiyor. Zira Komisyon Üyesi Vestager’in de dediği gibi bankalar, trilyon dolarlık bir piyasayı manipüle ederek kredi ve çeşitli yatırım araçları kullanan şirketleri ve hatta tüketicileri zarara uğratmış olarak kabul edilmekte. Durum yalnızca bu milyar euro’luk ceza ile kalmıyor. Avrupa ortak pazarında yer alan ve kartelden zarar görmüş bulunan bütün şirket ve tüketiciler, üye devlet mahkemelerinde dava açarak zararlarının tazminini isteyebilecekler. Bu ayın son günlerinde yürürlüğe girecek ve rekabet meselelerinden doğan özel hukuk tazminatı ile ilgili süreçleri yeknesaklaştıracak AB direktifi ile birlikte, her zarar gören üye devletin mahkemesine başvurabilecek. Dolayısıyla ilerleyen aylarda bankaları milyarlarca dolarlık tazminat davaları bekliyor olacak.

Üstelik AB Komisyonu’nun açıklaması, finans sektöründeki işlerinin henüz bitmediği, rekabet karşıtı unsurları ortadan kaldırmak adına gereken her şeyi yapacakları yönünde olmuş.

Ülkemizde de son zamanların popüler konularından biri olan kartel tazminatları konusunda AB’de bankaların nelerle karşı karşıya kalacağını görmeyi heyecanla bekliyoruz.

Zararların tazminine dair AB Direktifi hakkında panel

AB Direktif’i, Belit Polat’ın da konuşmacı olarak yer aldığı panelde tartışıldı.

conferenceAB’de rekabet ihlallerinden doğan tazminat davaları hakkında yayınlanan Direktif, geçtiğimiz günlerde Türk Rekabet Kanunu’na etkileri bakımından tartışılmak üzere masaya yatırıldı. Direktif’in “Zararların Tazminine Dair Avrupa Direktifi, Türk Rekabet Kanunu’nda Neleri Değiştirecek?” başlıklı oturumda tartışıldığı panel, Rekabet Derneği, Rekabet Uzmanları Derneği ve Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rekabet ve Regülasyon Çalışmaları Merkezi tarafından Ankara’da düzenlendi.

Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı Rekabet Grubu’nun Kıdemli Avukatı olan Belit Polat ile İstanbul Sebahattin Zaim Üniversitesi’nden İlhan Yiğit’in konuşmacı olarak yer aldığı panelde,  özel hukuk yaptırımları hakkında üye devletlere önerilerin sunulduğu Direktif’in Türkiye’nin AB müktesebatına uyum yükümlülüğü kapsamındaki etkileri tartışıldı. Konunun uygulamasındaki eksiklikler ile ileriye yönelik değerlendirmelerin sunulmasının ardından, özel hukuk yaptırımlarının etkinliği ele alınarak yargı içtihatlarından örnekler verildi. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi üyesi olan Ayşe Albayrak Doğan’ın moderatörlüğünü yaptığı panele, Rekabet Kurumu Başkanı, Rekabet Kurulu Üyeleri, akademisyenler ve Rekabet Uzmanları tarafından da katılımda bulunuldu.

 

AB’den ilaç şirketlerine ceza

Komisyon’un ilaç şirketlerine yönelik cezaları devam ediyor. Belit Polat anlattı.

Bu soruşturma daha yeni açılmamış mıydı diye düşünürken, ilk haberini neredeyse iki yıl önce yazdığımı fark ettim. Zamanın bazen her şeyin ilacı olmadığını hatırlayıp, hatta bazen Rekabet Otoritelerinin piyasadaki sorunlara müdahale etmeleri için illa şirketlerin kapısını çalmalarını beklemek yerine, bazı sinyallerini dikkate almak gerekir diye düşündüm.

ff_patents_fAB Komisyonu iki yıl önce, jenerik ilaçların piyasaya girişini engellemek amacıyla anlaşma yaptıkları iddiasıyla ilaç üreticilerine soruşturma başlatmıştı. Açılan soruşturmalar bununla da sınırlı değil, benzer ihlaller Johnson & Johnson ve Novartis gibi üreticilerin de başını ağrıtmıştı. Bu kez ise Servier başta olmak üzere altı üreticiye toplamda €427.7 milyon para cezası verildi.

Sebebine gelirsek, rekabet politikalarından sorumlu üye Joaquín Almunia’nın verilen cezayla ilgili ifadesi, kararın gerekçesi hakkında fikir verebilir: Servier sistematik olarak her bir rekabetçi tehdidi pazarın dışında tutmak yönünde bir strateji içerisindeydi. Böyle bir uygulama açıkça rekabete aykırı ve aynı zamanda bir kötüye kullanma… Bu uygulamalar ayrıca doğrudan hastalara, ulusal sağlık sistemlerine ve vergi mükelleflerine zarar vermekte.

Almunia’nın da bahsettiği gibi, cezanın sebebi yalnızca Servier ile diğer jenerik rakipler arasındaki rekabete aykırı anlaşmaya değil, aynı zamanda Servier’in kötüye kullanma eylemlerine de dayanıyor. Bunun en bariz örneğini de, Servier’in sahip olduğu en gelişmiş teknoloji patentinin birçok jenerik üreticiyi kontak kapatmaya zorlaması ve pazara girişlerinin ve dolayısıyla hastalara daha ucuz ilaçların ulaşımının engellenmesi oluşturuyor.

Her ne kadar patent haklarına sahip olmak gayet doğal ve tabi yasal da olsa, bu hakkın rakip teknolojiyi ortadan kaldırmak ve daha ucuz ilaç üreten şirketleri pazardan çıkarmak amacıyla kullanılmaması gerektiği, kararda altı çizilen hususlardan biri. Böyle bir kararın sinyalini veren en bariz kaynak da, Komisyon’un bu piyasada var olan en temel yapısal problemlerden biri olarak daha ucuz ilaçlara yönelik giriş engellerini gösterdiği ilaç sektör araştırmasıydı (Hatırlatalım, Türkiye’de Rekabet Kurumu da yürüttüğü sektör araştırması sonucu bu piyasa hakkında “jenerikler pazara girerken orijinal ilacın marka bilinirliği gibi çok ciddi pazara giriş engelleri ile karşı karşıya kalmaktadır” sonucuna varmıştı).

Bu kararın bir diğer yansıması, ihlalden etkilenen kişi ya da kurumların konuyu mahkemelere taşıyarak tazminat talep edebilecek, hatta ediyor olmaları. Yani Türkiye’de de bu yönde muhtemel bir cezanın, rekabet kurallarındaki “tazminat” meselesinin bariz bir örneği olabileceğini de unutmamak gerek.

Karar hakkında detaylı bilgiyi buradan okuyabilirsiniz.

Şimdi Onlar Düşünsün!

Rekabet ihlallerine yönelik açılan özel hukuk davalarında yeni bir dönem başlayacak gibi görünüyor.

Detaylar Ceren Üstünel’in yazısında.

Düşünsün, iyi güzel de kim bu “onlar”?

Geçtiğimiz ay AB Komisyonu özel hukuk davalarına yönelik üçlü bir yasa paketi hazırladı. Bu paket içerisinde rekabet hukuku ihlallerinden doğan tazminat davalarına yönelik Taslak Direktif, grup davalarına ilişkin Bağlayıcı Olmayan Taslak Öneri ve ayrıca zarar hesaplamasında kullanılacak Taslak Kılavuz yer alıyor.

BOS005011Taslak Direktif’i oluşturmadaki temel amaç, Komisyon’un da bizzat dile getirdiği gibi pratikte yani yargılama aşamasında karşılaşılan zorlukların önüne geçebilmek. Örneğin bir tüketici devam eden bir ihlalin ve dolayısıyla zararın varlığından haberdar olsa bile rekabet otoritesinin kararını beklemek isteyebiliyor, aylar süren soruşturma süreci ve kararın kesinleşmesi derken açtığı tazminat davasında aslında zamanaşımı süresinin çoktan aşıldığı savunmasıyla karşılaşabiliyordu. Tazminat davası zamanında açılmış olsa dahi ihlalin varlığını kanıtlayan pek çok delilin zarar görenden ziyade ihlali gerçekleştiren teşebbüslerin elinde olması, “ihlal var ama zarar yok” veya “ihlal var ama zararın varlığı kanıtlanamamıştır” savlarının ortaya çıkmasına sebebiyet verebiliyordu. İhlalin ve aslında bir zararın da oluştuğu kanıtlandığında, bu sefer de “evet fiyatlar arttı; ancak artan fiyatları sen de kendi müşterilerine yansıttın, dolayısıyla aslında zararın yok” kanaatine varılıyor, pek çok tüketici aylar hatta yıllar süren bu yargılama aşamasından eli boş dönüyordu.

Onca teşvike rağmen prosedürde karşılaşılan zorluklar sebebiyle istenilen düzeye ve etkinliğe ulaşılamayan tazminat davaları, yayınlanan yeni taslak yasa paketi ile bir hayli değişeceğe benziyor. Zira yasa paketinde en sık karşılaşılan bu tip problemlere çözüm getirilmeye çalışılmış. Eğer taslak yasa paketi mevcut haliyle kabul edilecek olursa en önemli gördüğüm değişiklikler şu şekilde olacak:

• Zamanaşımı süresi, ihlalin varlığından tümüyle haberdar olunduğu andan itibaren en az beş yıl olacak. Eğer devam eden bir ihlal varsa zamanaşımı süresi ihlalin tamamen ve kesin olarak sonlandığı andan itibaren işlemeye başlayacak. Bu durum özellikle rekabet otoritelerinin söz konusu ihlal bakımından başlattıkları bir prosedür varsa önem taşıyacak.
• Komisyon kararları gibi ulusal rekabet otoritelerinin ihlal hakkında vermiş olduğu kararlar, mahkemeler nezdinde ihlalin gerçekleştiğine dair kesin kanıt teşkil edecek.
• Özellikle kartel davalarında, kartel oluşumunun doğrudan bir zarara da sebebiyet verdiği varsayımıyla hareket edilecek.
• Davacılar, pişmanlık başvurusu kapsamında sunulan ve ayrıca ticari sır niteliği taşıyan belgeler hariç olmak üzere her tür bilgi ve belgeye erişme hakkına sahip olacak.
• Yansıma zarar savunması (passing-on defence) halen geçerli olmakla birlikte dolaylı alıcıların ihlal sebebiyle aşama aşama artan bu fiyatlar sebebiyle zarara uğradığı varsayılacak.

Komisyon’un yayınladığı yasa paketine linkinden ulaşabilirsiniz.

Ne demiştik, şimdi “rekabeti ihlal eden teşebbüsler” düşünsün!

Davacıyız Hakim Bey!

Rekabeti ihlal eden şirketlere karşı açılabilen toplu davaların ilginç bir örneğiyle karşı karşıyayız.

Ceren Üstünel detayları anlatıyor.

-Davacıyız Hakim Bey!
-Anlat evladım.
-Valla Hakim Bey, şimdi biz hepimiz bu ALV’nin hisselerini aldık sattık. Ama öğrendik ki ALV rakipleri ile anlaşmış, fiyatları birlikte belirlemişler…

Rekabetin ihlal edilmesinden dolayı zarar görenlerin, bu zararlarının tazmin edilmesini isteyebileceklerini pek çok kez belirtmiş ve henüz Türkiye’de yasal dayanağına ilişkin tartışmalar sürerken AB ve ABD’de de “grup davası” açmanın oldukça yaygın olduğunu anlatmıştık.

İşte, iki elin sesi var diyerek yine bir grup davasıyla karşı karşıyayız.

Ocak 2011’de Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanlığı (DOJ) tarafından otomotiv parça sağlayıcılarına karşı başlatılan soruşturma rekor cezalarla sonuçlandı. Firmaların emniyet kemeri, airbag, direksiyon sistemi gibi güvenlik ekipmanları fiyatlarını birlikte belirledikleri tespit edilen soruşturma sonucunda Autoliv (ALV) firması da 14.5 milyon Dolar ceza ödemeyi kabul etmek durumunda kaldı.

ALV hisse senetlerini 26 Ocak 2010 ile 1 Ağustos 2011 tarihleri arasında alan tüketiciler ise, kararın hemen ardından bir grup davası açtı. Tüketiciler söz konusu dönemde ALV’nin hisse değerlerinin gerçeği yansıtmadığını, DOJ tarafından açılan soruşturmanın bilerek açıklanmadığını ve tabiri caizse hisse değerlerinin yine bilerek “şişirildiğini”, dolayısıyla bu dönemde hisse alıp satarak zarara uğradıklarını belirttiler. Zira yaklaşık 1.5 senelik zaman zarfında ALV’nin hisseleri önemli oranda düştü.

Belirlenen tarih aralığında ALV hisselerini satın alan tüketicilerin söz konusu grup davasına katılmak için son tarihin 17 Haziran olduğunu ve halen birçok internet sitesinde davaya katılabilmek adına açılan kampanyaların devam ettiğini hatırlatalım…

Kasko Sigortaları ve Poliçeler Değişiyor

Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları’nda yapılan değişiklik ile uzun süredir tartışmalara konu olan yeni kasko uygulaması da kesinleşmiş oldu.

Değişiklikleri Ceren Üstünel anlatıyor.

Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları’nda yapılan değişiklik ile uzun süredir tartışmalara konu olan yeni kasko uygulaması da kesinleşmiş oldu. Birçoğumuzu doğrudan etkileyecek olan bu uygulama 1 Nisan 2013 tarihi itibariyle başlayacak.

Yeni uygulamanın beraberinde getirdiği en büyük değişikliklerden biri sigorta şirketlerinin farklı adlar altında sundukları kasko ürünlerine sınırlama getirilmesi. Düzenlemeye göre sigortacılar artık sadece dar kasko, kasko, genişletilmiş kasko ve tam kasko olarak adlandırılan dört çeşit kasko ürünü sunabilecek. Bu ürünlere bağlanmış olan teminatlar ise şu şekilde:

  • Dar Kasko: En kısıtlı teminat türü olan dar kasko ile sadece mini hasar ödemeleri yapılabilecek.
  • Kasko: Çarpışma, aracın yanması, aracın çalınması gibi durumları teminat altına alan ve sürücülerin mevcut durumda en çok tercih ettikleri güvenceler sunulacak.
  • Genişletilmiş Kasko: Kasko ile sunulan tüm teminatların yanı sıra tarafların isteğine bağlı olarak ek sözleşme ile teminat kapsamına dahil edilebilecek riskleri de içerecek. Örneğin deprem, fırtına, sel ve su baskını sonucu oluşan hasarlar gibi.
  • Tam Kasko: Genişletilmiş Kasko ile sunulan teminatların yanı sıra ek sözleşme yoluyla teminat kapsamına dahil edilebilecek tüm riskler de ayrıca güvence altına alınacak.

BOS007451Bir diğer önemli değişiklik ise orijinal / eş değer yedek parça kullanımına ilişkin. 2005/4 sayılı Motorlu Taşıtlar Grup Muafiyeti Tebliği ve ilgili Kılavuz’a göre sağlayıcılar yani araç ve yedek parça üreticilerinin, garanti kapsamı hariç olmak üzere, orijinal yedek parça kullanımını zorunlu tutma hakları bulunmuyor. Zira aksi durum tüketici tercihleri ile ters düşebildiği gibi yedek parça yan sanayinin gelişimini de olumsuz yönde etkiliyor ve en ağır rekabet ihlallerinden biri olarak kabul ediliyor.

1 Nisan 2013 tarihinden itibaren aracın onarımında orijinal / eş değer yedek parça kullanılıp kullanılamayacağı kararı da tüketiciye bırakılacak. Poliçe düzenlenirken tüketici tercihini açıkça belirtecek.

Ayrıca araç sahiplerinin sıklıkla sorun yaşadığı bir hususa da açıklık getirilmiş. Aracın onarımının nerede yapılacağı yani onarımın sigorta şirketi tarafından belirlenecek servislerde mi yoksa sigortalının kendi tercih ettiği serviste mi yapıldığı poliçede yer verilmesi gereken genel bilgiler arasında. Bildiğiniz gibi araç sahiplerinin birçoğu sigorta şirketlerinin anlaşmalı oldukları servislerde onarım yaptırmak zorunda kalıyor, bu nedenle ek masraf ve zaman kaybına uğruyordu. Yeni düzenleme ile birlikte araç onarımının hangi tamirhanede yapılacağı tercihi de tüketiciye ait olacak. Sigorta poliçesinde yedek parça kullanımı ile onarım yerine ilişkin bir belirleme bulunmuyorsa, yine sigortalının tercih ettiği tazmin yöntemi, servis ve parça esas alınacak.

Böylece sigorta şirketleri ile araç üreticilerinin anlaşarak özel kasko ürünleri çıkarmaları ve bu yolla orijinal yedek parça kullanımı ile onarımların yetkili servislerde yapılması yönünde teşvik yapılamayacak.

Tüketiciyi kasko ürünü seçerken en çok etkileyecek nokta ise pek tabii kasko fiyatları olacak. Seçilen ürün ve kapsamdaki teminata bağlı olarak sigorta fiyatlarında da önemli farklılıklar görülecek. Özellikle tüketicilerin orijinal veya eşdeğer yedek parça kullanımını tercih etmesine bağlı olarak fiyatlarda ve dolayısıyla prim ödemelerinde kayda değer farklılıklar yaşanacağı söylenmekte. Öyle ki hasar onarımlarında orijinal parçanın tercih edilmesi durumunda poliçe fiyatlarının %50 oranında artacağı dahi ileri sürülüyor.

Düzenleme ile birlikte getirilen diğer yenilikler ise şu şekilde sıralanabilir:

  • Sigorta tazminatının hesabında rizikonun gerçekleşmesi anındaki araç rayiç değerleri esas alınacak. Artık poliçede sigorta değeri yazmayacak.
  • Yasal sınırı aşan alkol kullanımı sonucu meydana gelen zararlar teminat dışı kalacak.
  • Genel şartlara aykırı ve sigortalı aleyhine özel şart konulamayacak.
  • Sigortacının tazminat ödeme borcu her halde hasarın ihbarından itibaren 45 sonra muaccel olacak.

Kara Araçları Kaskı Sigortası Genel Şartlarına buradan ulaşabilirsiniz.

Tazminatımı Nasıl Alırım?

Bu ihlallerden zarar görenler olarak tazminatı sizlerin alabileceğini biliyor musunuz?

Rekabet Kurumu 15 yıllık geçmişinde 173 soruşturma tamamladı, sonuçlarına baktığımızda ise cezalar 800 Milyon TL meblağı aşmış durumda. Peki, şirketlere rekabet ihlalleri nedeniyle ceza verme yetkisi Rekabet Kurumu’na ait olsa da, bu ihlallerden zarar görenler olarak tazminatı sizlerin alabileceğini biliyor musunuz?

Şirketlere verdiğimiz rekabet eğitimlerinde anlatıyoruz; Rekabet Kanunu’nun ihlali halinde akla ilk gelen ceza, ihlali gerçekleştiren teşebbüslerin cirolarının %10’una kadar çıkabilen para cezaları olsa da diğer bir risk de tazminat davaları. Hatta bu davalar sonucunda alınan tazminatlar bazı ülkelerde öyle yüksek ki, şirketler Rekabet Otoritesinin cezasından ziyade bu tazminat davalarından endişe duyuyor.

Tazminat hakkının en çarpıcı yönü, tazminat hukukumuzun başka alanlarında geçerli olmayan ve rekabet ihlali sonucu ortaya çıkan zararın 3 katına karşılık gelen tazminatların ödenebilecek olması. Buna karşılık Kanun’un yalnızca tüketicilere değil, ihlalin muhatabı olan kişi ve kuruluşlara tanıdığı bu hak, bugüne kadar etkin bir şekilde kullanılamadı. Çünkü akılda çok soru var.

“Davayı ben açabilir miyim? Ne zaman açmalıyım? En önemlisi, zararımı nasıl ispatlarım?”

Bu sorular yalnızca hukuki bakış açısıyla cevaplanamıyor. Özellikle zararın ispatına Rekabet Otoritelerinin de dediği gibi, ileri iktisadi tekniklerden faydalanılması gerekiyor. Biz de daha önce Hilal UTKU, Seda DENİZ ve Belit POLAT olarak üçüncü olduğumuz yarışmada “Rekabet Hukukunda Haksız Fiil Sorumluluğu ve Tazminat Davalarında Usul Sorunları” başlıklı çalışmamızda bu konulara değinmiştik. Şimdi bu çalışmamızı makale halinde getirdik ve makalemiz Rekabet Dergisi’nde yayınlandı.

Makalede yer alan başlıklar ise şöyle:

  • Rekabet ihlallerinden zarar görenler olarak yalnızca tüketiciler değil, alıcılar ve diğer teşebbüslerin de tazminat talep edebilmelerine olanak tanınıyor,
  • Ancak bu davanın da bir zamanaşımı süresi var,
  • Hem Kanun’a aykırı fiilin ispatlanması, hem de zararın ortaya konması gerekir.

“Rekabet Hukukunda Haksız Fiil Sorumluluğu ve Tazminat Davalarında Usul Sorunları” başlıklı makalemizi 103.sayfada okuyabilirsiniz.

Çikita Muz, Biz Kartelde Yokuz!

Komisyon soruşturması tamamlandı.

Avrupa Birliği Komisyonu Chiquita ve Pacific Fruit isimli şirketlerin aralarında anlaşarak muz fiyatlarını belirledikleri iddiasına ilişkin yürütmekte olduğu soruşturmayı tamamladı. Soruşturma sonucunda pişmanlık başvurusunda bulunan Chiquita hiç ceza almazken, Pacific Fruits isimli teşebbüse 9 milyon €’ya yakın bir ceza verildi. 

Yaklaşık bir yıl boyunca devam ettiği ortaya çıkarılan rekabeti kısıtlayıcı anlaşmanın konusunun, İtalya, Yunanistan ve Portekiz’de satılan muz fiyatlarını tüketiciler aleyhine artırılması olduğu AB Komisyonu’nun basın açıklamasında yer aldı. AB Komisyonu 2008 yılında da yine Chiquita’nın yapmış olduğu pişmanlık başvurusu sonucunda da Almanya başta olmak üzere 7 AB ülkesinde muz pazarında devam eden kartel ortaya çıkarılmış ve 60 milyon €’yu aşan bir para cezasına hükmedilmişti. Chiquita 2008 yılında da AB Komisyonu’na pişmanlık başvurusunda bulunduğu için hiç ceza almadan paçayı kurtarmıştı.

AB Komisyonu kararında, muz kartelinin 2004 Temmuz ve 2005 Nisan ayları arasında 9 aylık bir dönemi kapsadığı ve bu dönemde İtalya, Yunanistan ve Portekiz’de gerçekleşen muz satışının yarım milyar €’yu geçtiğini belirtiliyor. Kartel anlaşmasına taraf olan teşebbüslerin  haftalık satış fiyatlarını belirledikleri ve fiyat bilgilerini kendi aralarında değiştikleri AB Komisyonu tarafından ortaya çıkartılmış.

Kartel ile ilgili olara AB Komisyonu’nun rekabet politikasından sorumlu Başkan Yardımcısı Joacquin Almunia; “Şirketler, anti-kartel uygulamasının Komisyon tarafından çok ciddi olarak ele alındığı konusunun farkında olmalı. Cezayı engellemek için iki yol var: bir kartele taraf olmaktan kaçınmak ya da hemen  pişmanlık başvurusunda bulunarak Komisyon’a bilgi sunmak.” şeklinde açıklamada bulundu.

AB Komisyonu’nun konu ile ilgili yapmış olduğu duyurusunda ayrıca, ihlalden zarar gördğünü kanıtlayan kişi veya kuruluşların bu zararlarının miktarını ispat ederek ihlale taraf olan teşebbüslerden tazminat talebinde bulunabilecekleri beliritiliyor. Türk rekabet hukukunda da düzenlenmiş olan özel hukuk tazminatı, verilen idari para cezasından bağımsız olarak, ihlalden zarar gören kişilerin bu zararlarının karşılanması amacını gütmekte. İhlale taraf olan şirketler tarafından ödenen bu cezalar, yukarıda belirtilen 9 milyon € tutarındaki cezadan da düşülmüyor.

Son yıllarda AB Komisyonu tarafından rekabet aykırı anlaşmalara ilişkin olarak verilen cezaların çoğunda pişmanlık başvuruları büyük bir rol oynamakta. Türkiye’de de medikal gaz soruşturması ilk defa pişmanlık başvurusu sonucunda ceza verilen soruşturma olmuştu. Yüksek özel hukuk tazminatlarının gündeme gelmesi ile birlikte ilerleyen günlerde pişmanlık başvurularında da artış yaşanacağı söylenebilir.

Kaça Çıkalım?

AB Komisyonu dört asansör üretici teşebbüse karşı Haziran 2008’de tazminat davası açmıştı.

AB Komisyonu daha önce kartele üye oldukları gerekçesiyle ceza verdiği Belçika, Almanya, Lüksemburg ve Hollanda’daki dört asansör üretici teşebbüse karşı Haziran 2008’de tazminat davası açmıştı. Belçika ve Lüksemburg’ta yerleşik pek çok AB Kurumu söz konusu kartel nedeniyle zarara uğradığını belirtti. Bu nedenle, Komisyon dört asansör üreticisinin Belçika ve Lüksemburg’ta yerleşik iştiraklerine karşı Brüksel Ticaret Mahkemesi’nde 7 milyon Avro tutarında tazminat davası açtı. Komisyon’un bu davranışı beklenmedik bir hareket olmasına karşın aslında altında yatan neden rekabet ihlalinden kaynaklanan özel hukuk tazminat davaları için bir örnek oluşturmaktı.

Geçen üç yılın ardından, davanın 2011 Nisan ayındaki duruşmasında Brüksel Ticaret Mahkemesi, Komisyon’un zarar gördüğünü iddia ettiği teşebbüslerin Lüksemburg’taki iştirakleri bakımından yetkisizlik kararı verdi. Söz konusu karar Belçika usul hukuku ve uluslararası özel hukuk kurallarına göre alındı. Belçika’daki iştirakler bakımından ise Mahkeme yetkili olduğuna kanaat getirdi ancak Adalet Divanı’ndan iki konuda ön karar vermesini talep etti. Birincisi, Komisyon’un hem kartelin cezalandırıcı otorite konumunda olması hem de tazminat davasında taraf olması. İkincisi ise, Komisyon’un kartelden zarar gören tüm AB kurumları adına tazminat davası açmaya, özel bir yetkisi olmaksızın, yetkili olup olmadığı hususu. 

İlk sorun, aynı otoritenin (Komisyon) hem kamusal yetkiyi hem de özel hukuk yetkisini elinde bulundurmasının hukuka uygun olup olmadığını tespit etmeye yönelik. Zira bu durumda, yerel mahkemenin Komisyon’un ihlal kararını verdiği karara uygun olarak hareket etmekten başka seçeneği yok. Ancak Komisyon’un özel hukuktan kaynaklanan bu yetkiyi kullanması aynı zamanda da temel bir hak. Bu nedenle Mahkeme, Adalet Divanı’ndan söz konusu çift taraflı yetkinin hukuka aykırı olduğunun düşünülmesi halinde Komisyon’un ve/veya diğer AB Kurumları’nın bu yetkiyi nasıl kullanacaklarının belirlenmesini talep ediyor. İkinci soruda ise AB kurumlarının rekabet ihlalinden zarar görmesi halinde Komisyon’un yetkilendirilerek veya bu kurumlarının kendisinin doğrudan nasıl tazminat davası açabileceklerine cevap arıyor.

Şu anda Adalet Divanı’nın önünde olan Komisyon’un örnek tazminat davasının, davacının karşılaşabileceği muhtemel sorunlar bakımından bir fikir vermesi nedeniyle yol gösterici olduğu düşünülüyor.

Kirlenmemek de Güzeldir

AB Komisyonu, kartel iddiasıyla Procter & Gamble (P&G) ve Unilever’e ceza kesti.

AB Komisyonu, kartel iddiasıyla Procter & Gamble (P&G) ve Unilever’e ceza kesti.

Deterjan ürünlerinin çevreye etkilerinin tartışılması amacıyla toplanmışken teşebbüs birliğinin çatısı altında fiyatları konuşmaya başlayan P&G ve Unilever, AB Komisyonu tarafından toplam 315,2 Milyon € para cezasına çarptırıldı.

2008 yılında teşebbüslere yaptığı baskınlarda topladığı delillerle kartel iddiasını soruşturmaya başlayan AB Komisyonu, 2002-2005 yılları arasında Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Hollanda, Belçika, Yunanistan ve Portekiz’de anlaşmalı fiyat uygulanarak pazarın bölüşüldüğünü tespit etti. Avrupa’nın en büyük deterjan üreticilerinin oluşturduğu kartelde, 212 Milyon € ile en büyük ceza P&G’ye, anlaşmalı fiyat belirledikleri iddiasıyla kesilen toplam cezanın 104 Milyon €’su da Unilever’e verildi.

Kartelin üçüncü üyesi olan Henkel ise, pişmanlıktan faydalanarak kartelin varlığını Komisyon’a bildirdiği ve yetkililerle işbirliği yaptığı gerekçesiyle para cezasından tamamıyla muaf olmayı başardı. Komisyon, fiyat anlaşmasının taraflarından Henkel’in karteli ihbar eden ilk teşebbüs olması nedeniyle ceza almadığını belirtti. Böylece yakın geçmişte kargo kartelini bozup cezadan muaf tutulan Lufthansa, ve hatta Türkiye’deki medikal gaz kartelinde pişmanlıktan faydalanarak Rekabet Kurulu’nun cezasından kurtulan teşebbüs gibi , deterjan kartelini ihbar eden Henkel’e de ceza verilmemiş oldu. Henkel’in oyunu akıllıca bozmasının ardından kartele dahil olduklarını itiraf ederek soruşturmanın hızlanmasına yardımcı olan P&G ve Unilever’in ise cezalarında indirime gidildi. Henkel’in Uyum Departmanı tarafından yapılan açıklamada, çalışanların rekabet konusuyla ilgili düzeyleri ve kurumsal bilinçlenmeleri amacıyla aktif olarak ilgilenilmesinden hareketle, şirketin içinde kararlı bir araştırma yapıldığı ve buradan elde edilen verilerin derhal Komisyon’a sunularak cezadan muaf olunmasının amaçlandığı belirtilmişti.

Komisyon’un basın açıklamasında da, P&G ve Unilever’in cezasında indirime gidildiği kabul edildi; ancak Komisyon’un rekabet politikalarından sorumlu üyesi Joaquin Almunia, indirimin tüketicilere daha yüksek fiyatlar yansıtan bu kartellerle merhametsizce mücadeleden vazgeçecekleri şeklinde anlaşılmaması gerektiğini açıklığa kavuşturdu. Ayrıca rekabete aykırı fiyat tespiti uygulamasından zarar gören tüketicilerin dava açarak tazminat talep edebileceklerinin altı çizilen açıklamada, Komisyon tarafından alınan bu kararın mahkemelerde delil olarak kullanılabileceği hatırlatıldı. Hatırlarsanız Paris’te gerçekleştirilen konferansta da bu konuya değinen Almunia, rekabet kurallarının ihlal edilmesinden zarar gören kişi ve kurumların dava hakkını kullanabileceği, ancak bunun Komisyon’un yaptırım politikalarında bir yumuşama olacağı anlamına gelmediğine vurgu yapmıştı. Dolayısıyla yalnızca bu sektörde değil, hem tüketicilere hem de rakiplere zarar veren bunun gibi tüm sektörlerde, rekabet otoritelerinin verdiği cezaların yanında, zarar görenlerin de zararlarını mahkemelerde tazmin ettirebilme olanağı hem AB hem de Türk rekabet hukuku uygulaması için geçerliliğini korumaya devam ediyor.