Elektrikte serbest tüketici limitindeki indirimlerde ihtiyat devam ediyor

Elektrik piyasasında serbest tüketici limitlerindeki indirime dair bugünkü gelişmeleri Tolga Turan aktarıyor.

 

“Eğer benzersiz bir şeyin sahibi ile yeri doldurulabilecek

bir şeyin sahibi karlı bir anlaşma yapacaklarsa,

kar benzersiz kaynağın sahibine gider.”

Tim Harford (Görünmeyen Ekonomist)

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) 24 Aralık 2015 tarihli toplantısında serbest tüketici limitinde yüzde onluk bir indirime giderek 4.000 kWs olan limiti 3.600 kWs olarak belirledi. Bu demek ki, 2016 yılında yıllık tüketimi 3.600 kWs ve üzerinde olan tüketiciler elektriklerini meskûn oldukları bölgedeki görevli tedarik şirketinden değil istedikleri tedarikçiden satın alabilecekler.

Serbest tüketici limitindeki kontrollü düşüş devam ediyor ancak özellikle son yıllarda tatmin edici seviyelerden uzak. 21 Mayıs 2009 tarihli Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Strateji Belgesi ile 2015 yılına kadar limitin sıfıra düşürülmesi ve herkesin serbest tüketici olması öngörülmüştü. Bu hedefe yönelik hızlı adımlar da atıldı ancak son dönemlerde limit indirimleri sınırlı seviyelerde seyretti. Alınan son karar ile de serbest tüketicide sıfır limit hedefi başka bahara kalmış oldu.

bg_powerlinesEsas itibari ile Türkiye Enerji Vakfı tarafından 30 Eylül 2015 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen Elektrik Perakende Satış Sektörünün Geleceği Sempozyumu’nda da pek çok katılımcı tarafından ifade edildiği üzere, limitin sıfıra hem görevli tedarik şirketlerinin hem de bağımsız tedarikçilerin ortak arzusu. Ancak limitte sınırlı bir indirim olacağı da yine pek çok kişi tarafından beklenmeyen bir durum değildi. Zira çeşitli platformlarda tüm tüketicilerin serbest tüketici olması noktasında ölçüm altyapısı başta olmak üzere bazı kaygılar dönem dönem dile getirmekteler. Bu nedenle sınırlı bir seviyede kalan indirim pek de sürpriz olmadı.

Alt yapı noktasındaki noksanlıklar bir yana, serbest tüketici limitinin sıfırlanması önündeki en önemli engel tüketicilerin bu konuda bilgi ve bilinç sahibi olmaları noktasındaki yetersizlik. Bu sağlanmadan bu yönde atılacak adımların da beraberinde üstesinden gelinmesi zor sorunları beraberinde getireceğine ilişkin kaygıların düzenleyici kurum yöneticileri tarafından da paylaşıldığı anlaşılıyor. Zira tüm tüketicilerin serbest tüketici olmasından sonra ilk sıradaki gündem maddesi hiç şüphesiz son kaynak tedarik tarifeleri olacak. Şu an itibariyle perakende elektrik tarifleri ile aynı olarak belirlenen son kaynak tedarik tariflerinin tüm tüketiciler serbest tüketici olduktan sonra daha esnek bir şekilde belirlenmesi talepleri ise giz değil. Meseleye bu açıdan bakıldığında, tüm tüketicilerin serbest tüketici olması sonrasında yeterince bilgi sahibi olmayan tüketicilerin olumsuz bazı deneyimlerin ardından kitleler halinde son kaynak tedarikine yönelmeleri durumu da söz konusu olabilir. Bu takdirde tüketici açısından son çözümlemede elde kalan bazı olumsuz deneyimler ve görevli tedarik şirketi tarifelerinden daha esnek şekilde belirlenen son kaynak tedarikinden başka bir şey olmayacağı kaygının da esas kaynağı gibi.

Burada unutulmaması gereken husus, serbest tüketicilerin bu haklarını kullandıklarında regüle alanın da dışına çıkıyor olmaları. Yani hüküm ve şartları EPDK tarafından belirlenen perakende satış sözleşmeleri yerine ikili anlaşmalar ile elektrik enerjisi alıyor hale gelecekler. İlgili mevzuata göre ikili anlaşmalar, gerçek ve tüzel kişiler arasında özel hukuk hükümlerine tabi olarak, elektrik enerjisi veya kapasitenin alınıp satılmasına ilişkin yapılan ve EPDK onayına tabi olmayan ticari anlaşmaları ifade ediyor. Öte yandan, Kurulun düzenlemesine tabi olmayan bu ikili anlaşmaların şartlarını da taraflar serbestçe belirlemekte. Olası bir uyuşmazlıkta ise adres EPDK değil, genel hükümler. Bu şekilde bir ticari ilişkinin tarafları arasında, en azından bugün itibari ile var olduğuna inanılan bilgi asimetrisi, sorunların da potansiyel kaynağı olabilir kanaati limitteki indirimleri de sınırlandırıcı etkiye sahip gözüküyor.

Konu açısından bir diğer sorunlu alan ise dağıtım şirketleri-görevli tedarik şirketleri-bağımsız tedarikçiler üçgeninde yer alan rekabet eksenli kaygılar. Konu dönem dönem hem Rekabet Kurulu’nun hem de EPDK’nın gündemine geliyor. Ancak Rekabet Kurulu tarafından henüz atılmış somut bir adım yok. EPDK tarafından ise yürütülen soruşturmalar olduğu ve hatta “ihtara gerek olmayan haller” kapsamında değerlendirme yapılarak idari para cezaları verildiği enerji kulislerinde konuşuluyor. Piyasaya giriş engellerinin ortadan kaldırılması ve bağımsız tedarikçilerinin de piyasada rol almaları ise rekabetin tesisi için gerekli unsurların başında geliyor.

Diğer taraftan, perakende sektörünün tamamıyla rekabete açılması elektrik piyasalarında liberalleşmenin de önemli aşamalarından birisi. Bu seviyede sağlanacak etkinlik artışları da liberalleşmeden beklenen faydaların bir bölümünü oluşturuyor. O nedenle, tüm düzenlemelerin nihai hedefi bu doğrultuda. Küçük tüketiciler dâhil tüm tüketiciler bakımından tedarikçi firmaların birbirleriyle rekabet içerisinde olmaları arzu edilen bir durum.

Ancak yukarıda bahsettiğimiz kaygılar daha temkinli bir gidişin de haklı sebepleri gibi gözükmekte. Bu kaygılar nedeniyle sıfır limit döneminin belirli bir süre tehir edilmesi ne kadar haklı görülebilirse de, bu kaygıların ortadan kaldırılmasına yönelik adımların da hızla hayata geçirilmesi gerekiyor. Gerekli ölçüm altyapısının kurulması ve tüketicilerin bilgilendirilmesi yönündeki adımlar hızla atılmalı. Tabiatıyla bu alanda temel sorumluluk sektörün düzenleyici kurumu olan EPDK’nın omuzlarında.

Geleceğe dönüş: BTK’dan bir haber daha

BTK’dan Turkcell’e yeni yıl sürprizi… Barış Yüksel anlatıyor.

BTK 21 sayılı karar ile Turkcell’in yalnızca tarifelerde değil, aynı zamanda tüm kampanyalarda şebeke içi konuşma ücretlerini toptan pazarda MVNO’lara sunduğu şebeke içi çağrı ücretlerinin altında belirlemesini zorunlu tuttu.

back-to-the-futur-ii

BTK Turkcell’in mobil şebekelere erişim ve çağrı başlatma pazarında etkin piyasa gücüne sahip olması dolayısıyla ortaya çıkabilecek olumsuzlukları engellemek adına, 2009 yılında 149 sayılı o meşhur kararını almıştı. Bu karar ile Turkcell’in tüm tarifelerinde şebeke içi konuşma fiyatlarını çağrı sonlandırma fiyatlarının üstünde belirlemesi zorunlu tutulmuştu.

Ancak 149 sayılı kararın ardından Turkcell tüm tarifelerinde bu yükümlülüğe harfiyen uysa da, çeşitli kampanyalarla çağrı sonlandırma ücretlerinden çok daha düşük şebeke içi konuşma ücretleri belirlemeye başladı ve 149 sayılı karar fiilen anlamını yitirme riski ile karşı karşıya kaldı. Nihayet BTK duruma müdahale kararı aldı ve bu kararını tüm kampanyaları kapsayacak şekilde genişletti.

Ancak 2013’ün Mart ayında bir de 142 sayılı karar çıktı… Diğer bir blog yazımızın konusunu oluşturan ve “zamanlaması manidar” olan 142 sayılı karar ile Turkcell’in şebeke içi konuşma ücretlerinin yalnızca çağrı sonlandırma ücretlerinin değil, (çağrı başlatma maliyetlerini de içeren) toptan pazarda MVNO’lara sunulan şebeke içi çağrı ücretlerinin de üstünde olması gerektiği kararlaştırıldı.

İşte bu karar alınırken Turkcell’e bir şans verildi ve kararın kapsamı yine sadece tarifeleri kapsayacak şekilde daraltıldı. Ancak bu daraltma da çok kısa sürdü ve 2014’ün başında BTK Turkcell’e çbir yılbaşı sürprizi hazırlayarak yükümlülüğün sınırını bir kez daha tüm kampanyaları kapsayacak şekilde genişletti. Böylece BTK kararlarını takip edenler için de “Geleceğe Dönüş” filminden bir sahne ortaya koyulmuş oldu.

Bak Postacı Geliyor…

Posta Hizmetleri Kanunu ile birlikte posta hizmetlerinin serbestleşmesi sürecini Ceren Üstünel anlatıyor.

Artık neredeyse özelleşmeyen bir kurum ve tabiri caizse “rekabete açılmayan” sektör kalmadı gibi. Mayıs ayında yürürlüğe giren yeni Posta Hizmetleri Kanunu ile birlikte bu sektörlere bir yenisi daha eklenmiş oldu.

BOS001758Posta Hizmetleri Kanunu’nun yayınlanması ile birlikte sektörün serbestleştirilmesinin ilk adımı PTT’nin kuruluşu oldu. Kanun uyarınca PTT özel hukuk hükümlerine tabi bir tüzel kişilik olacak ve ona bağlı diğer iş yerleri ise PTT acenteleri olarak faaliyet gösterecek. Yeni düzenleme ile posta hizmeti vermek veya bu hizmet için gerekli altyapıyı kurup işletmek isteyenlerin ise önce Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) başvurarak yetkilendirme almaları gerekecek.

Sektörün “rekabete açılmasına” gerek var mıydı yok muydu soruları bir yandan kafamızı kurcalarken diğer yandan BTK’ya bu kadar sorumluluk ve dolayısıyla iş yükü yüklemenin de doğru olup olmadığı tartışma konusu. Çünkü geçmişte telekomünikasyon hizmetleri ile posta hizmetlerinin aynı çatı altında yürütülmesinin kapsam ekonomisi yaratmadığından hareketle, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bu işler farklı ellerden verilmeye başlanmıştı. Şimdi ise sanki bir eskiye dönüş ile telekomünikasyonu düzenlemekle görevli devlet kuruluşuna posta hizmetlerinin regülasyonu görevini vermek ne ölçüde doğru bir politika tercihi beraber göreceğiz. Telekomünikasyonla posta hizmetlerinin ortak paydası ne kadar az ise, bunların regülasyonu ile ilgili bilgi gereksinimi de o kadar farklı olduğunu biliyoruz.

Kanun ile birlikte BTK’ya posta sektörüne ilişkin geniş çaplı düzenleme, denetleme ve yaptırım uygulama görev ve yetkileri verilmiş durumda. Tarifelerin onaylanması, yetkilendirme verilmesi, kullanıcı şikayetlerinin değerlendirilmesi ve gereken tedbirlerin alınması gibi hususların yanı sıra Kanun ile verilen görev ve yetkilere ilişkin tüm yasal düzenlemeleri de yapmak hem uzmanlık istemekte hem de oldukça vakit alacak gibi görünmekte. Zira Kanun çok genel bir çerçeve çizdiğinden yeni posta sektörünün nasıl olacağını şimdiden kestirmek çok zor görünüyor.

Sektörün nasıl şekilleneceği, gerçekten rekabetin tesis edilip edilemeyeceği, farklılaşmayı sağlayabilecek hizmet sağlayıcılarının ortaya çıkıp çıkmayacağı zamanla belli olacak. Şimdilik bizlere BTK’nın bir an önce gerekli düzenlemeleri yapmasını beklemekten başka yol görünmüyor. #direnpostasektoru

Rekabet Raporu’nda Elektrik Piyasası

Rapor’u ilk olarak, elektrik piyasası yönüyle ele alalım.

Rekabet Kurumu tarafından yayımlanan 2012 Rekabet Raporu’ndan (Rapor) bahsetmiştik. Rapor’u ilk olarak, elektrik piyasası yönüyle ele alalım.

Rapor’un giriş bölümünde, sektörel düzenlemelerin yoğun olduğu piyasa ve endüstrilerin ele alındığı ifade ediliyor. Bu doğrultuda yoğun sektörel düzenlemelere tabi olan elektrik piyasası ilk sırada yerini buluyor. Rapor’daki yeri ve önemi nedeniyle bu piyasa, rapora ilişkin görüşlerimize yer vereceğimiz yazılarımızın ilki oldu.

Genel bilgiler, piyasaya ilişkin düzenlemeler, rekabet sorunları, değerlendirme ve öneriler olmak üzere dört ana başlık altında kaleme alınmış olan Rapor’un;

Genel Bilgiler başlıklı birinci bölümünde,

 Elektrik piyasasının içinden geçmekte olduğu reform sürecine değinilmiş, reform öncesi dönemdeki dikey bütünleşik yapının etkinsizliklerinin altı çizilmiş, bunun giderilmesi için rekabetçi bir yapıya geçilmesi yönünde bir politika tercihi yapılmış olduğu vurgulanmış.

Rekabetin tesisiyle birlikte tedarikçilerin, ürettikleri, ithal ettikleri ya da satınaldıkları elektriği toptan satış piyasalarında rekabetçi koşullarla satabilmeleri; dağıtım ve perakende satış şirketlerinin ise, elektriğin en ekonomik kaynaktan alımına yönelik seçenekleri karşılaştırma imkânına kavuşmalarıyla tahsis etkinliğinin sağlanmasının beklendiği ifade ediliyor. Elektriğin daha düşük maliyetle arzına yönelik yarış sonucunda, ülke kaynaklarının etkin şekilde kullanılması ve üretimde etkinlik yaratılması da nihai hedefler arasında.

Rapor’un Piyasaya İlişkin Düzenlemeler başlıklı ikinci bölümünde,

Piyasanın arz tarafını etkileyen elektrik üretim ve toptan satış faaliyetlerine ilişkin yasal kısıtlara değinilmiş, 4628 sayılı Kanun’un üretim ve toptan satış faaliyetlerine ilişkin olarak getirdiği, % 20 ve % 10  sınırlarından bahsedilmiş.

Elektrik piyasasının ekonomik regülasyonlara da tabi olduğu, doğal tekel niteliği göstermeleri sebebiyle iletim ve dağıtım faaliyetlerindeki tarifelerin maliyet esaslı olarak Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından düzenlenmekte olduğu ifade ediliyor. Fiyat regülasyonunun amacının doğal tekel niteliğindeki şebeke faaliyetleri bakımından, eşit ve adil fiyatlar ve koşullar çerçevesinde üçüncü̈ kişilerin şebekeye erişiminin sağlanması olduğunun da altı çiziliyor. Serbest olmayan tüketicilere yapılan elektrik satışları bakımından geçerli olan perakende satış fiyatlarının regüle edilmesinin amacının, sağlayıcı değiştirme serbestisine sahip bulunmayan tüketicilerin, rekabetin bulunduğu durumda geçerli olacak fiyatlara yakın fiyatlar üzerinden hizmet alabilmesini sağlamak olduğu belirtiliyor.

Dağıtım şirketlerinin, işletme hakkına sahip oldukları şebekelerden doğan avantajlarını üretim ya da perakende satış pazarlarında rekabeti engelleyecek şekilde kullanıp kullanmadıklarının daha kolay tespit edilmesine yönelik olarak dağıtım şirketlerinin, üretim ve perakende satış faaliyetlerini 2013 yılından itibaren ayrı tüzel kişilikler altında yürütecek olmaları da piyasaya yönelik düzenlemeler altında vurgulanan hususlardan olmuş.

Raporda üzerinde durulan en önemli hususlardan biri olarak, elektrik piyasasının içinde bulunduğu serbestleşme, özelleştirme ve rekabete açılma surecinde,

  • 4628 sayılı Kanun ile kendisine verilen görev ve yetkiler çerçevesinde, rekabetçi bir elektrik piyasasının oluşturulmasını sağlama sorumluluğunu taşıyan EPDK ile
  • tüm mal ve hizmet piyasalarında rekabetin sağlanması ve korunması konusunda görevli ve yetkili Rekabet Kurumu’nun üstlendikleri rollerin ve bu otoriteler arasındaki ahengin sağlanmasının önemine işaret ediliyor.

İki kurumun sahip olduğu benzer, birbirini tamamlayan, bazen de örtüşen yetki ve etki alanları, kurumlar arası işbirliğini gerekli kılmakta olduğu; bu doğrultuda Rekabet Kurumu bünyesinde, EPDK ile nasıl bir işbirliği, bilgi paylaşımı ve koordinasyon mekanizması oluşturulabileceğine ilişkin olarak bir çalışma yürütüldüğü söyleniyor. Rekabet Kurumu’nun meseleye bu bilinçle yaklaşması ortaya çıkabilecek bilgi asimetrisinin giderilmesinde, forum shopping’in bertaraf edilmesinde ve görev konusunda ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önlenmesinde son derece önemli.

 Rapor’un Rekabet Sorunları başlıklı üçüncü bölümünde,

 Piyasanın serbestleşme sürecinde, içinde bulunduğumuz aşamada ön plana çıkan hususlar

  • dağıtım ve üretim özelleştirmeleri,
  • doğal tekel niteliğindeki iletim ve dağıtım faaliyetlerinin ayrıştırılması,
  • tüketicilerin sağlayıcılarını seçme imkanına kavuşması
  • ve EPDK ile Rekabet Kurumu arasındaki ilişkiler olduğu ifade ediliyor.

Bu kapsamda Rekabet Kurumu’nun özelleştirmeler bakımından gerek ön bildirim gerekse nihai devir aşamasında verdiği görüş ve kararlarda, özelleştirmeler sonrasında özel bir teşebbüsün hâkim duruma geçmesi,  tüketicilerin sağlayıcılarını seçebilmeleri, ayrıştırma gibi hususların dikkate alınması suretiyle sektöre önemli katkılar yapmış olduğu vurgulanıyor.  Bu hususları somutlaştırmak adına TEDAŞ Kararı (1998), TEDAŞ Görüşü̈ (2005),  Dağıtım Özelleştirme Kararlarının öne çıkan özellikleri ve piyasanın serbestleşme sürecine etkileri hatırlatılıyor.

Bu görüş ve kararlar doğrultusunda atılan yasal adımlar sonucunda, dağıtım şirketlerinin, 01.01.2013 tarihinden itibaren üretim ve perakende satış faaliyetlerini ayrı tüzel kişilikler altında göstermelerinin yükümlülük haline geldiğine yer verilmiş. Buna ek olarak elektrik piyasası mevzuatında dağıtım faaliyeti bakımından benimsenen hukuki ayrıştırma yönteminin etkinliğinin sağlanabilmesi bakımından, uygulamanın tüzel kişilik ayrıştırmasından ibaret kalmaması; ilgili mevzuatta, fonksiyonel ayrıştırmayı içeren detaylı ikincil düzenlemelerin yapılması ve ayrıştırma uygulamalarının etkin bir denetime tabi tutulması gerektiği vurgulanıyor.

Raporda belirtilen diğer bir nokta, 4628 Sayılı Kanun gereği serbest tüketici limitinin her yıl kademeli olarak indirilmesinin tüketicilerin tedarikçilerini seçmelerinde tek başına yeterli olmayacağı, tüketicilerin tedarikçilerini fiilen ne ölçüde değiştirebildiklerinin, bir başka deyişle tüketicilerin önünde ne tür geçiş maliyetleri (switching costs) bulunduğunun da analiz edilmesinin zorunlu olduğu. Bu maliyetlerin işlem maliyetleri, araştırma maliyetleri, sözleşmeden doğan maliyetler ve psikolojik maliyetlerden oluştuğu, müşteri portföyünün yerleşik dağıtım şirketlerine belirli bir pazar gücü̈ sağladığı, serbest tüketici limitinin sıfıra indirildiği ve tüm tüketicilerin sağlayıcısını seçme serbestisine kavuştuğu durumda dahi, sağlayıcı değiştirmenin önündeki maliyetler nedeniyle, tüketicilerin fiilen serbest olmasının mümkün olamayabileceği vurgulanmış. Ayrıca 2010 yılı itibariyle rakamsal olarak piyasanın yaklaşık %63,3 oranında teorik açıklığa sahip olduğu halde, fiili piyasa açıklık oranının %17’de kaldığına işaret edilmiş ve piyasa açıklığının fiilen artırılabilmesi bakımından sektörel düzenlemelerle anılan geçiş maliyetlerinin ortadan kaldırılmasına yönelik önlemlerin alınması gerektiği konusunda yol gösterilmiş. Ek olarak da, bu konuda tüketicilerin rekabet bilinci kazanmalarına yönelik olarak yapılacak çalışmaların önemine değinilmiş.

Rapor’un Değerlendirme ve öneriler başlıklı son bölümünde,

  • Elektrik özelleştirmeleri sürecinde, rekabetçi bir piyasa tasarımının sağlanmasının anahedef olarak kabul edilmesi,
  • Doğal tekel niteliğindeki iletim ve dağıtım faaliyetlerinin, rekabete açık piyasafaaliyetlerinden ayrıştırılmasına yönelik etkili düzenlemelerin yapılması,
  • Hane halkına yapılan satışlar da dâhil olmak üzere, perakende satış seviyesinde rekabetçi bir yapının oluşmasını temin etmek amacıyla, geçiş maliyetlerini azaltmayayönelik önlemlerin alınması,
  • Özellikle hane halkına yapılan satışlarda, rekabetçi bir perakende satış piyasası oluşturma hedefi kapsamında, tüketicilerin rekabet kültürü̈ ve bilincini artırmaya yönelik çalışmalara önem verilmesi,
  • Serbestleşme ve rekabetçi yapının oluşturulması sürecinin daha etkin ve etkili bir şekilde sürdürülebilmesi bakımından, Rekabet Kurumu ile EPDK arasındaki işbirliği vekoordinasyonun geliştirilmesi

hususlarının elektrik piyasasında rekabetin artırılabilmesi bakımından önem taşıdığı sonucuna ulaşıldığı ifade edilmiş.

Rapor’da dikey ayrıştırma, son kullanıcıların tedarikçilerini seçme imkanının hem yasal hem fiilen mümkün kılınması, doğal tekel konumundaki dağıtım ve iletimde etkili düzenlemeler yapılması, EPDK ile Rekabet Kurumu koordinasyonunun özellikle altının çizilmiş olması geleceğe yönelik önemli sinyaller olarak değerlendirilmelidir. Yapılan bu vurgulardan, Rekabet Kurumu’nun elektrik piyasasına ilişkin olarak EPDK’yı tek yetkili olarak değerlendirmediği, piyasasında rekabet ortamının tesisi ve güvenle işlemesi için gerekli olması halinde Kanun’un verdiği görev ve yetkiler çerçevesinde harekete geçebileceği anlaşılıyor. Rekabet Kurumu bu konuda EPDK ile koordinasyonun önemini vurguluyor ve Kurum’un bu konuda adımlar atmakta olduğunu belirtiyor. Rekabet Kurumu’nun bu yaklaşımının EPDK tarafından da benimsenmesi ve desteklenmesinin kurumlar arası tam bir koordinasyon ortamının tesis edilmesi bakımından son derece önemli olduğu düşüncesindeyiz.

Elektrikte Serbest Tüketici Pazarı Büyüdü

EPDK, serbest tüketici limitini düşürmeye devam ediyor.

EPDK, serbest tüketici limitini düşürmeye devam ediyor.

Öncelikle serbest tüketicilerin elektrik kullanımı hakkında kısa bir hatırlatma yapmak gerekirse, yıllık tüketimi Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’nun belirlediği miktardan daha fazla olan gerçek ve tüzel kişiler serbest tüketici olarak kabul ediliyorlar. Serbest tüketici olmanın sağladığı avantaj, kişilerin elektriklerini dağıtım şirketinden almak zorunda olmamaları. Yani seçecekleri bir tedarikçi ile ikili anlaşma yaparak elektriklerini bu anlaşmada belirlenen şartlarla temin edebilme haklarının olması. Bu şekilde serbest tüketiciler rekabet halinde olan tedarikçilerden kendilerine en avantajlı fiyatı sunanla ikili anlaşma yapabiliyorlar.

Fiyat ise serbest tüketicinin anlaştığı tedarikçin tarife üzerinden belli bir oranda indirim yapma garantisi vermesiyle ortaya çıkıyor. Bu indirim oranı, tedarikçiler tarafından serbest tüketicinin elektrik tüketimi (tüketim miktarı, tüketimin yoğunlaştığı saatler) incelenerek belirleniyor. Böylece serbest tüketiciler, sözleşmenin yürürlüğe girdiği günden itibaren, mevcut tarifeye sözleşmede belirlenen indirim oranı uygulanarak hesaplanan fiyattan elektrik alabiliyor.

Serbest tüketici limitinin önceki yıllarda çok yüksek olması sebebiyle sadece çok yüksek tüketimi olan kullanıcılar serbest tüketici olabilmekteydi. Limitin kademeli olarak aşağı düşmesiyle birlikte serbest tüketici pazarı da giderek büyüdü ve sonunda sokakta elektrik şirketlerinin serbest tüketicileri kendileriyle ikili anlaşma yapmaya davet eden ilanlarını dahi görmeye başladık.

Bu gelişmelerin sebebi, elektrik piyasasını rekabetçi bir yapıya kavuşturmayı sağlamaya yönelik olarak devlet tarafından atılan adımlar. Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Strateji Belgesi de bu politikanın ürünü. Strateji Belgesine göre, 2015 yılına kadar serbest tüketici limiti sıfırlanarak tüm tüketicilerin serbest tüketici olması sağlanacak. Bu doğrultuda EPDK serbest tüketici limitini her yıl daha aşağı çekiyor. 26 Ocakta aldığı kararıyla da bunu sürdürdü ve 2011 yılında yıllık 30 bin kilovatsaat olan serbest tüketici limitini 2012 yılı için 25 bin kilovatsaate indirdi.

 Bu indirim ne işe yarayacak?

Yeni kararla yıllık elektrik tüketimi 25 bin kWh’nın üzerinde olan 400 bine yakın potansiyel abonenin ikili anlaşmalarla elektrik almasına fırsat doğdu.

Bu kararla daha önce limit yüksek olduğundan serbest tüketici olamayan birçok KOBİ, ticarethane, fabrika ve site tüketimleri limiti aşacağından serbest tüketici olarak elektrik üreticileriyle pazarlık yapabilecek ve elektriklerini daha ucuza temin edebilecekler.

Limitin bu şekilde düşmesiyle bir kez daha büyüyen serbest tüketici pazarından daha fazla pay almak isteyen elektrik üreticileri ve toptan satış şirketleri de AVM’ler, plazalar, oteller, marketler, mağazalar, hastaneler ve siteleri müşteri portföylerine katabilmek için yarışıyorlar.

Strateji belgesine göre 2015 yılına kadar limitin kademeli olarak aşağı çekilip sıfırlanması gerekiyor. Yani 2015 yılından itibaren tüm kullanıcılar herhangi bir tüketim limiti olmaksızın kendi tedarikçilerini seçebilecekler. Bu şekilde özellikle son 3-4 yıldır rekabetin giderek yoğunlaştığı elektrik pazarı yepyeni bir görünüme kavuşacak.

İtirazım Var

İşleme itirazını koyan Adalet Bakanlığı (DoJ), dilekçesini hazırlamış ve işlemin yasaklanması talebiyle mahkemeye başvurdu.

AT&T’nin en yakın rakiplerinden T-Mobile’ı 39 Milyar Dolara alacağını duyurması tepki yaratmıştı.

Empati yapalım. Türkiye’de 3 Büyüklerden birinin en yakın rakiplerinden bir şirketi devralacağını düşünürsek, benzer işlemin ABD’de ne kadar ses getirdiğini anlayabiliriz.

Önceki haberimizde bu seslerden bahsetmiştik. İşleme itirazını koyan Adalet Bakanlığı (DoJ), dilekçesini hazırlamış ve işlemin yasaklanması talebiyle mahkemeye başvurmuştu. DoJ’un iddialarının çıkış noktası ise, ABD’de ülkenin büyük bölümünü kapsama alanı içine dahil edebilmiş olan sadece 4 işletmecinin (4 Büyükler hatta…) bulunması ve devralma sonrasında bu sayının 3’e inecek olmasıydı. DoJ iddialarını pazara yönelik SSNIP ve HHI testleriyle de destekleyerek, işleme izin verilmemesi gerektiğini belirtti.

Bakalım dilekçede neler var…

  • T-Mobile’ın yapısı ve politikaları rekabet için çok önemli. Pazar payı görece düşük olsa dahi, kalan şirketler üzerinde yarattığı rekabetçi baskı oldukça fazla. (Bu iddia empatimize ne kadar uyuyor…)
  • İşleme izin verildiği takdirde; fiyatlar yükselecek, tüketici tercih imkanları ve yenilik yapma isteği azalacak.
  • Hizmetin kalitesi ve firmaların yatırım yapma isteğinde düşüş görülecek.
  • Kurumsal müşterilere yönelik ihalelerde de T-Mobile’ın agresif fiyatlandırma politikası ortadan kalkarsa, ihalelerde fiyat artışı olacak.
  • Pazara giriş çok zor ve maliyetli, şebeke dışsallıkları dolayısıyla pazarda tutunmak kolay değil.

Bu düşüncelerde, yönetim kadrosunun da payı var…

DoJ ortaya çıkacak olası rekabet kısıtlamalarını tespit ederken esas olarak AT&T ve T-Mobile yönetim kadrosunun açıklamalarından faydalanıyor. T-Mobile yöneticileri verdikleri demeçlerde sürekli olarak ne kadar yenilikçi olduklarına, smartphone pazarında ilklere imza attıklarına, agresif fiyatlandırma politikalarına ve kurumsal kullanıcılara yönelik olarak ileride yapacakları açılımlara değiniyor. T-Mobile’ın piyasadaki en ucuz data planlarını sunduğunu ve bunun diğer işletmecilerin fiyatları üzerinde de bir baskı oluşturduğuna değinen DoJ, T-Mobile’ın piyasadan çıkması halinde bu baskının da ortadan kalkacağını ve kısa vadede fiyatların yükseleceğini belirtiyor.

DoJ ilgili ürün pazarını tanımlarken de yine önemli bir konuya geliyor: GSM ile sabit telefon birbirine ikame midir?

İlk ilgili ürün pazarı ‘mobil telekom hizmetleri’: DoJ’ye göre GSM hizmetinin sabit hizmetlere göre farklılığına ve özellikle tüketici gözünde ikame teşkil edemeyeceklerine SSNIP Test’ten faydalanılmalı. Ancak mobil data ve mobil ses hizmetleri şu an için aynı pazarda sayılmalı.

İkinci ürün pazarı ise: Kurumsal kullanıcılar ve devlet çalışanlarına avantajlı tarifeler uygulanıyor. Şirketlerin bu topluluklara olan farklı yaklaşımları ve ihale yoluyla alım yapmaları gibi sebeplerden dolayı klasik tüketicilere göre ciddi farka sahipler. Bu sebeple ikinci ilgili ürün pazarı da “kurumsal kullanıcılara ve devlet çalışanlarına sağlanan mobil telekomünikasyon hizmetleri pazarı” .

Peki coğrafi pazar? B4 Büyükler ülke çapında rekabet içerisinde olsa da belli bölgelerde hizmet veren yerel işletmeciler de var. Dolayısıyla normal tüketiciler için daha önce tanımlanmış 97 adet ayrı ilgili coğrafi pazar bulunmakta. Ancak kurumsal kullanıcılar ve devlet çalışanlarının gözünden bakıldığında ilgili coğrafi pazar ABD’nin tamamı olarak tanımlanmalı. Dolayısıyla ilk ilgili ürün pazarı için 97 ayrı ilgili coğrafi pazar olarak tanımlanırken, ikinci ilgili ürün pazarına ilişkin olarak ise ilgili coğrafi pazar ABD’nin tamamı olarak tanımlanıyor.

(Şunu da ekleyelim. DoJ’nin davasına dilekçesini sunan Google, gizli-ticari sır niteliğindeki bilgilerinin korunmasına oldukça yüksek özen gösterilmesini talep etti.)