Bi ara bi özerk kurullar vardı hakkaten…

Ben bu özerk kurullara olan inancımı uzman yardımcısı olarak işe başladığımın ikinci ayında maaşın bir ay tek bir ay çift olmadığını anladığımda kaybetmiştim zaten. AKP yine iyi dayandı.

Memleketin mide bulandıracak kadar baş döndürücü gündeminden dolayı bir sene gecikmiş bir yazı bu. 

Akademik kaynaklarda bağımsız idari otorite olarak geçen kurullar, basında daha çok özerk kurul olarak anılırdı. ‘80lerin vatkalı gömleği, ’90ların yeni dünya düzeni neyse, 2000’lerin özerk kurul’lu, Jean Monnet burslu bürokrasisi de oydu.

Siyasal, hukuk ve işletme fakültelerinin mezunlarının hayalini süsleyen kurumların maaşları ve diğer olanakları iyi elemanları tutmaktan çok bürokrasinin diğer kesimleri ile kıskançlık gibi görünen bir nefret ilişkisi içine girmelerine yol açmıştı. Özerk kurumların yeni oluşan bürokrasisi de maaşlarını, harcırahlarını, lojmanlarını, yurtdışı yüksek lisans olanaklarını sınırlayan bakanlık memurlarına karşı boş değildi. Bu karşılıklı ilişki, koalisyon hükümetleri devrinin bitip de tek partiye geçildiğinin ilk yıllarında özerk kurulların hükümet nezdinde hamisiz kalmasına yol açmıştı.

komite
“O eski kurullar kaldı mı artık?”

Sonuç olarak özerk kurullar, aynı kaderlerinin bağlandığı Avrupa Birliği sevdası gibi 2000’lerde sıkışıp kaldı. 17 Aralık 2013’den beri her ay yeni bir kurumda bahar temizliği yapan hükümet, İMKB, SPK, BDDK gibi birçok yerde orta kademe yöneticilerinin görevden alınmasını sağladı. Bu durum çoğumuz için sürpriz olmadı, zira 2010’dan beri bir çok kurumun yasasında idari yetkilerin kurullardan alınıp başkana verildiğini, kurul üyeliklerinin atama yetkisinin tamamen hükümete verildiğinin haberlerini vermiştik.

Bir zamanlar mali ve idari özerkliği sayesinde gündelik siyasetten bağımsız ve “teknik” kararlar alacağı varsayılarak kurulan özerk kurullara artık yeni bir ad bulmak gerekiyor.

Pazarlardan Haberler’in yakından takip ettiği Rekabet Kurumu, Bilgi Teknoloji ve İletişim Kurumu ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu ile birlikte BDDK, SPK, TAPDK ve kısmen RTÜK’ün de oluşturduğu ekonomiyi düzenlemekle görevli bu kurulların yasaları yapılırken bir meslek büyüğümün geçenlerde bir sohbette dediği gibi, aynı partinin üst üste iki defa genel seçim kazanacağı hesap edilmemişti. Ve fakat özerk kurulların özerkliğini, bağımsız idari otoritelerin otoritelerini kaybetmelerinin başka nedenleri de var.

Geçtiğimiz onbeş yılda özerk kurulların ne kadar amaçları ile bağdaşır biçimde hareket ettikleri, gelinen noktanın belirleyicisi oldu. Bağımsız olarak kalmalarını gerektirecek hangi cesur karara imza atabildiler ki, şimdi eyvah edelim?

"Özerksen özerkliğini bil!"
“Kim özerkmiş?”

Aynı, AKP’nin iktidarı devraldığı Ordu ve Yargı gibi, kendilerine atfedilen tarafsızlık, adillik ve kurtarıcılık gibi rolleri yerine getirememiş olmaları özerk kurullar için de aslında en büyük handikap oldu. Yoksa, yaptığı işlerle kendini hem piyasaya hem de kitlelere birer kurum olarak kabul ettirebilmiş olsalardı bugün siyasi baskıya karşı dik durabilirlerdi. Artık bir daha ki sefere inşallah.

Consume responsibly: OMG! TAPDK kapatılıyor

Özerk kurullar gündelik politikalardan etkilenmeden kanun koyucunun belirlediği amaçları uzun vadeli ve yansız olarak uygulayabilsinler diye kurulmuşlardı.

Devamı Ali Ilıcak’ın yazısında.

Bizim ayıbımız, 24 Ekim’de Ali Babacan’ın yaptığı açıklamada duyurduğu haberi sizlerle paylaşmayı atladık. Babacan, devletin faaliyetlerini tamamen sonlandırması nedeniyle artık “bağımsız bir kurul” tarafından düzenlenmesine gerek kalmayan tütün ve alkol sektörlerindeki görev ve yetkileri Sağlık, Gıda ve Tarım ile Maliye Bakanlıkları arasında paylaştıracaklarını açıkladı. Gerekçe ile sonuç arasındaki bağlantıyı tam kuramama rağmen,konuyu yakından takip ettiği anlaşılan Radikal yazarı Erdal Sağlam’ın detaylı açıklamaları yeterli fikri veriyor:
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1105150&CategoryID=80

Konu hakkında sayfalarca spekülasyon yapmak mümkün. Bazı internet sitelerinde de yapılmış olduğunu görüyoruz. Diğer özerk kuruluşların kaderi hakkında da bir fikir veriyor denilmiş. Şeker Kurumu’nun da sadece Kurulu’nun kaldığı, Kurum’unun kaldırıldığını hatırlarsak, halka ve hakka faydası olmadığına kanaat getirilen yapıların lağvedilerek görev ve yetkilerinin yeniden merkezi idareye devredildiğine dair iki adet örneğimiz var demektir.

Özerk kurul diye popülerleşen bu yapılar, merkezi hükümetin gündelik politikalarından etkilenmeyen, kanun koyucunun belirlediği amaçları uzun vadeli ve yansız olarak uygulayabilsinler diye kurulmuşlardı. Zaman içinde rüştünü ispat edebilenler oldu, edemeyenler oldu. Politikanın içinden çıkamayanlar demek ki böyle olabiliyormuş. Ne diyelim, sağlık olsun. Her şeyin başı o.