Rekabet Kurumu Taahhüt tebliği taslağını yayımladı

Rekabet Kurumu’nun Taahhüt Tebliği neler getirecek? Yağmur Kaya tebliğ taslağını yazdı.

4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’a, 24.06.2020 tarihli kanun değişikliğiyle getirilen taahhüt mekanizmasının nasıl uygulanacağına ilişkin tebliğ taslağı, kamuoyunun görüşlerinin alınması için Rekabet Kurumu’nun web sitesinde 27 Kasım 2020 tarihinde yayımlandı. Tebliğ taslağına buradan ulaşabilirsiniz.

Tebliğe konu taahhüt prosedürü, hâkim durumun kötüye kullanılması ile rekabeti kısıtlayıcı anlaşma, uyumlu eylem ve kararlardan doğan rekabet ihalelerinin, ön araştırma ve/veya soruşturma evrelerinin tümü tamamlanmaksızın, ortadan kaldırılabilmesine imkân sağlıyor.

Düzenlemeye göre, 4054 sayılı kanunun 4. veya 6.maddeleri uyarınca hakkında ön araştırma veya soruşturma yürütülen bir teşebbüs veya teşebbüs birliği, kendi isteğiyle Rekabet Kurul’una taahhüt sunabilecek. Kurul, kendisine sunulan taahhütleri rekabet endişelerini giderme konusunda yeterli bulursa, ilgili teşebbüs hakkında soruşturma açmayacak veya halihazırdaki ön araştırma veya soruşturmayı sonlandıracak.

Taahhüt prosedürüyle, rekabet hukuku ihlallerinden doğan zararların daha da büyümeden ihlallerin sonlandırılması, ayrıca ön araştırma veya soruşturma prosedürleri tamamlanmaksızın ihlallerin giderilmesiyle de zamandan ve kaynaklardan tasarruf edilmesi amaçlanıyor.

Tebliğ taslağı, taahhüt prosedürün aşamalarını ve özellikle, taahhüttün nasıl sunulması gerektiğini, taahhüt görüşmelerini, taahhüttün içeriği ve niteliğini, taahhüttün nasıl değerlendirileceğini, Rekabet Kurulu’nun değerlendirme sonucunda alabileceği kararları ve taahhütlerin bağlayıcı hale getirilerek uygulanmasını detaylı bir şekilde düzenliyor.

Tebliğ taslağında, ilk aşamada dikkatimizi çeken düzenlemeleri aşağıda sizinle paylaştık.

  • Soruşturma aşamasında 3 aylık süre

Taahhüt prosedürü, ön araştırma veya soruşturmaya konu teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin yazılı şekilde taahhüt sunma talepleriyle başlıyor. Ön araştırma sürecinde taahhüttün sunulması için belli bir süre öngörülmemiş. Ancak soruşturma evresinde, teşebbüs veya teşebbüs birlikleri taahhüt prosedürünü başlatabilmek için, soruşturma bildiriminin kendilerine tebliğinden itibaren 3 ay içinde yazılı talepte bulunmak zorunda. Tebliğ taslağıyla soruşturma evresi için düzenlenen 3 aylık süre, taahhüt mekanizmasının usul ekonomisine yönelik amacıyla bağdaşıyor.

  • Rekabet Kurulu’nun taahhüt sürecini başlatmadaki yetkisi

Taahhüt sunma taleplerinin alınmasının ardından, Rekabet Kurulu teşebbüsler ile taahhüt görüşmelerini en kısa sürede başlatıyor. Bu noktada belirtmek gerekir ki, Rekabet Kurulu ilgili olaydaki rekabet sorunlarını daha açık ve detaylı bir şekilde ortaya koymak için daha fazla araştırma yapmaya gerek görürse, taahhüt görüşmelerinin başlatılmasını erteleme hakkına sahip.  

  • Taahhüttün niteliği ve içeriği hakkında prensipler

Taahhüt görüşmelerinin ardından taraflar taahhütlerini yazılı şekilde taahhüt metni ile sunacaklar. Taahhüt metninde taahhütler açık bir şekilde belirtilmeli ve alternatif taahhütler yer almamalı. Rekabet sorunlarının niteliğine göre davranışsal taahhütler de yapısal taahhütler de sunulabilir.

  • Taahhütlerin Rekabet Kurulu tarafından değerlendirilmesi

Rekabet Kurulu, değerlendirmesi çerçevesinde (i) olaydaki anlaşma, karar veya uygulamaların açık ve ağır bir şekilde rekabet hukukunu ihlal edip etmediğini ve (ii) taahhütlerin söz konusu rekabet endişelerini giderip gidermediğini inceleyecek. Değerlendirme sonucunda Rekabet Kurulu (i) taahhütleri uygun bularak, taahhütlerin bağlayıcı hale getirilmesine ve yürümekte olan soruşturmanın sonlandırılmasına ya da hiç soruşturma açılmamasına karar verebilir (ii) taahhüt sürecine devam ederek şikayetçinin veya üçüncü kişilerin taahhütler hakkındaki görüşlerinin alınmasına karar verebilir (iii) taahhütleri uygun bulmayarak bir defaya mahsus olmak üzere teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin taahhütlerini kararı çerçevesinde değiştirmelerine izin verebilir (iv) taahhütleri yeterli bulmayarak taahhüt sürecini sonlandırabilir.

  • Taahhüt metni hakkında şikayetçinin ve üçüncü kişilerin görüşleri

Rekabet Kurulu, taahhütlerin değerlendirilmesi sonucunda, taahhütler hakkında üçüncü kişiler ile şikayetçinin görüşlerinin alınmasına karar verebiliyor. Bu durumda, Kurul’un bu kararından itibaren 10 gün içinde taahhüt metni ile rekabet endişelerini içeren metni bu kişilere göndermesi veya internet sitesinde yayınlaması gerekiyor. Şikayetçi ile üçünü kişiler, taahhütler hakkında yazılı olarak Kurul tarafından belirlenecek süre içinde yazılı olarak sunmalılar.

  • Üçüncü kişilerin görüşlerinin alınmasının ardından taahhütlerinin yeniden değerlendirilmesi

Tebliğ taslağı, şikayetçi veya üçüncü kişilerin görüşlerinin alınmasından sonra, Rekabet Kurulu’nun taahhütlere ilişkin değerlendirmesini gözden geçirmesini zorunlu tutuyor. Rekabet Kurulu bu ikinci değerlendirmenin sonunda yine yukarıda belirtilen şekilde, taahhütleri uygun bulabilir, taahhütlerde bir defa mahsus olmak üzere değişiklik yapılmasına izin verebilir ya da taahhüt sürecini tamamen sonlandırarak ilgili ön araştırma veya soruşturmasının yürütülmesine karar verebilir.

Arzu edenler tebliğ taslağı hakkındaki görüşleri ve değerlendirmelerini, 28 Aralık 2020 tarihine kadar duzenleme@rekabet.gov.tr e-posta adresine gönderebilirler.

Tebliğin kendisi yayınlandığında, düzenlemeler hakkında daha detaylı bilgi yayınlayacağız.

De minimis ve Taahhüt Tebliğ Taslakları (Video)

Rekabet Kurumunun kamuoyuna görüş için sunduğu “de minimis” ve “taahhüt” tebliğ taslakları hakkında bilmeniz gerekenler.

Ali Ilıcak ve Altuğ Özgün bu hafta Rekabet Kurumunun kamuoyuna görüş için sunduğu “de minimis” ve “taahhüt” tebliğ taslaklarını konuşuyor.

Rekabetin Korunması Hakkında Kanun Değişti (2. Bölüm)

Bir önceki yazımızda 24 Haziran’da Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 7246 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un içerdiği değişiklikler arasında muafiyet, birleşme ve devralma testi ile de minimis düzenlemesini ele almıştık. Bu yazımızda ise diğer değişiklikleri oluşturan davranışsal ve yapısal tedbirler ile taahhüt ve uzlaşma mekanizmalarını inceleyeceğiz.

Davranışsal ve Yapısal Tedbirler

7246 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerin belki de en medyatik olanı, Rekabet Kurulu’na “şirketleri bölme” yetkisi verildiğine dair basında çıkan bazı haberlerden de görüleceği üzere davranışsal ve yapısal tedbirlerdir. Değişiklikle birlikte Kurul, RKHK’nın 4., 6. veya 7. maddelerinin ihlaline yol açan teşebbüsler hakkında davranışsal ve yapısal tedbirlere hükmedebilecektir. Aslında 7246 sayılı Kanun öncesinde de RKHK’nın 9/1. maddesinde Kurul’un, kanunu ihlal eden teşebbüslere “rekabetin tesisi için yerine getirilmesi ya da kaçınılması gereken davranışları” bildireceği düzenlenmişti. Literatürde “davranışsal tedbirler” (behavioural remedies) olarak tanımlanan bu müessese, esasen 7246 sayılı Kanun sonrası da varlığını korumuş olup, söz konusu kanun sadece “davranışsal tedbir” terimini RKHK’ya dâhil etmiştir. 7246 sayılı Kanun’un getirdiği asıl yenilik “yapısal tedbirler”dir (structural remedies). Bu değişiklikle birlikte 1/2003 sayılı AB Tüzüğü’nün 7. maddesiyle AB Komisyonu’na verilen ABİDA’nın 101. ve 102. maddelerinin ihlalini sona erdirmek adına ihlalle orantılı olmak üzere ve ihlali sonlandırmak için gerekli olabilecek davranışsal veya yapısal tedbir uygulama yetkisi, Rekabet Kurulu’na da tanınmış olmaktadır.

7246 sayılı Kanun öncesinde Kurul, 7. madde kapsamında davranışsal, hatta yapısal tedbirlere benzer sonuçlar doğuracak şekilde teşebbüslerin sunduğu “çözüm önerilerini ve bunları yerine getirme konusundaki taahhütlerini” kabul ederek, normal şartlar altında izin vermeyeceği birleşme ve devralma işlemlerine izin verebilmekteydi. Böylece teşebbüsler, işlem sonrasına ilişkin Kurul’un rekabetçi endişelerini ortadan kaldırmak üzere ve tamamen kendi inisiyatifleriyle çözüm önerileri getirebilmekte, bunun karşılığında Kurul da işleme izin verebilmekteydi. Örneğin iki sinema salonu işletmecisinin birleşme işlemine, işlemin normal şartlar altında rekabeti önemli ölçüde azaltacak olmasına rağmen, tarafların bazı sinema salonlarının elden çıkarılması ve birleşme sonrası bilet fiyatlarının belli bir süre Kurul’a bildirilmesini içeren bir çözüm önerisiyle Kurul’ca izin verilebilir. Burada sinema salonlarının elden çıkarılması yapısal tedbire, bilet fiyatlarının bildirilmesi ise davranışsal tedbire benzemektedir. Ancak çözüm önerileri, yalnızca 7. madde kapsamında ve ayrıca teşebbüslerin kendi rızalarıyla taahhüt etmeleri halinde mümkündür. Başka bir deyişle Kurul, taraflara çözüm önerisi getirmeyi telkin veya tavsiye edemez.

7246 sayılı Kanunla birlikte Kurul, tıpkı tarafların sunduğu çözüm önerilerine benzer şekilde davranışsal ve yapısal tedbirlere hükmedebilme yetkisine kavuşmuştur. Üstelik Kurul bu yetkiye, teşebbüslerin işbirliğine ihtiyaç duymadan ve sadece 7. maddeyle de sınırlı olmaksızın 4. ve 6. maddeler kapsamında yürütülen soruşturmalarda da başvurabilecektir. Ancak yapısal tedbirlerin birtakım koşullara bağlandığı görülmektedir. Öncelikle davranışsal tedbirlerin aksine yapısal tedbirler, yalnızca üç şekilde ortaya çıkmaktadır: (i) faaliyetlerin devri, (ii) ortaklık paylarının devri ve (iii) mal varlıklarının devri. İlaveten, gerek davranışsal, gerekse yapısal tedbirlere, 1/2003 sayılı AB Tüzüğü’nde olduğu gibi “ihlalle orantılı olmak koşuluyla” ve “ihlalin etkili biçimde sona erdirilmesi için gerekli olması” durumunda hükmedilebilir. Bu makul ve anlaşılabilir koşula ek olarak, Kurul’ca yapısal tedbirlere “ancak daha önce getirilen davranışsal tedbirlerin sonuç vermediği hallerde başvurulur”. O halde yapısal tedbirlere hükmedebilmek için, öncesinde davranışsal tedbirlerin tüketilmiş olması şarttır. Hâlbuki 1/2003 sayılı AB Tüzüğü’nün 7. maddesi uyarınca yapısal tedbir uygulayabilmek için “eş değer bir davranışsal tedbirin bulunmaması veya böyle bir davranışsal tedbirin, yapısal tedbirlere oranla teşebbüsler açısından daha külfetli olması” yeterlidir.

Ayrıca mehaz mevzuatta öngörülmeyen bir süre koşulu da bulunmaktadır. Buna göre “davranışsal tedbirlerin sonuç vermediğinin nihai kararla tespit edilmesi halinde ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliklerine yapısal tedbire uyması için en az 6 ay süre verilir.” Türk hukukuna özgü bu süre koşulu, esas komisyondaki görüşmeler esnasında 7246 sayılı Kanuna eklenmiştir. Böylece Kurul önce davranışsal tedbirlere hükmedecek, bunların ihlalin etkilerini ortadan kaldıramaması durumunda bu kez yapısal tedbirlere başvurulacak, yapısal tedbirlerin gereği ise teşebbüslerce 6 ay içerisinde yerine getirilecektir. Yani teşebbüslerin, ortaklık paylarını veya mal varlıklarını devretmek üzere devir koşullarını belirlemek, ihale yapmak, alıcıyı bulmak gibi gerekli işlemleri tamamlamak için azami 6 ay süresi olacaktır. Her ne kadar 7246 sayılı Kanun’da 4. madde bağlamında da öngörülmesine rağmen, yapısal tedbirler dünya uygulamasında daha ziyade hâkim durumun kötüye kullanılması halinde gündeme gelmektedir. Aynı anda hem alt pazarda faaliyet gösteren, hem de üst pazarda hâkim durumda bulunan teşebbüslerin bu hâkimiyetini alt pazardaki teşebbüsler aleyhine kötüye kullanması, yapısal tedbir için en uygun senaryodur.

Taahhüt ve Uzlaşma Mekanizmaları

7246 sayılı Kanunla birlikte RKHK’nın 43. maddesinde değişiklik yapılarak taahhüt (commitment) ve uzlaşma (settlement) mekanizmaları Türk rekabet hukukuna kazandırılmıştır. İlk olarak 4. veya 6. madde ihlalinin incelendiği bir ön araştırma veya soruşturma kapsamında dosya konusu teşebbüs veya teşebbüsler, “ortaya çıkan rekabet sorunlarının giderilmesine yönelik olarak” Kurul’a taahhüt sunabilirler. 7. madde kapsamındaki çözüm önerileri gibi, 4. ve 6. madde kapsamında taahhütler de teşebbüsler tarafından öne sürülecektir; Kurul’un re’sen teşebbüslerden taahhüt isteme yetkisi bulunmamaktadır. Taahhüt mekanizmasıyla teşebbüsler, davranışsal ve yapısal tedbirlere benzeyecek şekilde çözüm üretmektedirler. Teşebbüslerin taahhütlerinin, Kurul nezdinde rekabetçi endişeleri giderebileceği kanaatini oluşturması şarttır. Kurul’un kabul etmediği öneriler geçerlilik kazanamayacağından, süreç devam ederken teşebbüsler masaya yeni taahhütler getirebilirler. Yani taahhüt mekanizması, bir nevi pazarlık süreci içermektedir. Sürecin başarıyla sonuçlanması halinde Kurul, “taahhütleri ilgili teşebbüs ya da teşebbüs birlikleri açısından bağlayıcı hale getirerek soruşturma açılmamasına veya açılmış bulunan soruşturmaya son verilmesine karar verebilir.

Kurul’a taahhüt vermek suretiyle teşebbüsler, haklarında Kurul’ca bir ihlal kararı verilmesinden ve tazminat davaları gibi buna bağlı sonuçlardan kurtulmaktadır. Kanunda bu yönde bir düzenleme bulunmaması sonucu gerek taahhüdün ne kadar süreceğinin, gerekse ne zaman içerisinde yerine getirileceğinin teşebbüslerce önerilip, Kurul’ca onaylanması icap edecektir. Teşebbüslerin taahhütlerinin gereğini yerine getirmemesi durumunda ise kanunda bir yaptırım bulunmamaktadır. 1/2003 sayılı AB Tüzüğü’nün 23(2). maddesi uyarınca AB Komisyonu, taahhütlerini ihlal eden teşebbüslere cirolarının yüzde 10’una kadar idari para cezası verme yetkisine sahip olup, bunun için yeniden bir soruşturma açılmasına veya ihlal kararı verilmesine de gerek bulunmamaktadır. 7246 sayılı Kanunda ise Kurul’un, taahhüdün ihlali durumunda yalnızca yeni bir soruşturma açabileceği kabul edilmiştir. Bunun bir eksiklik olduğu anlaşılmaktadır. Taahhütlerin bağlayıcı hale getirilmeden, mehaz mevzuattaki gibi üçüncü kişilerin görüşüne açılıp açılmayacağı da belli değildir. Bu gibi belirsizlikler açısından Kurul’un çıkaracağı tebliğ faydalı olacaktır. Kanunda taahhüt mekanizması için Kurul’un tebliğ çıkarması öngörülmüşken, uzlaşmaya ilişkin olarak Kurul’ca yönetmelik çıkarılması hükme bağlanmıştır.

Uzlaşma mekanizması ise taahhüt ile aynı madde kapsamında düzenlenmesine rağmen ondan ciddi bir biçimde farklıdır. Bir kere uzlaşma, yalnızca soruşturma safhasında gündeme gelebilir, ayrıca Kurul’un “soruşturma sürecinin hızlı bitirilmesinden doğacak usuli faydaları” gözeterek re’sen uzlaşma prosedürünü başlatması da mümkündür. Başka bir deyişle, açılan bir soruşturma kapsamında soruşturma raporunun tebliğine kadar, teşebbüsler Kurul’a uzlaşma isteklerini yöneltebilecekleri gibi, Kurul da uzlaşmak isteyip istemediklerini teşebbüslere sorabilir. Uzlaşma yoluna gidilmesi halinde Kurul, “ihlalin varlığını ve kapsamını kabul ettikleri bir uzlaşma metni sunmaları için” teşebbüslere belli bir süre verecektir. Bu süre içerisinde Kurul ile uzlaşan teşebbüsler, RKHK’nın 4. veya 6. maddesini ihlal ettiklerini kabul etmekte, böylece ihlalden zarar görenlerin açacağı tazminat davalarıyla muhatap olmayı göze almaktadırlar. Ancak uzlaşma nedeniyle Kurul’un bir soruşturma raporu hazırlamayacak, böylece ihlalin ağırlığı, süresi gibi önemli detayların muhtemelen uzlaşma metninde yer almayacak olması, teşebbüslere açılacak tazminat davaları kapsamında ihlalden zarar gören davacıların elini zayıflatabilecektir.

Uzlaşmanın temel motivasyonunu, teşebbüslerin cezada indirim alma arzusu oluşturmaktadır. Teşebbüsler, Kurul ile uzlaşarak ihlali kabul etmeleri karşılığında normal şartlar altında uygulanacak idari para cezasından indirim elde edecektir. İdari para cezasının belirlenmesinde nelerin nasıl dikkate alınacağı net olmasa da, vereceği cezadan Kurul’un yüzde 25’e kadar bir indirim uygulama yetkisi bulunmaktadır. 7246 sayılı Kanun’da öngörülen yüzde 25 oranı, AB Uzlaşma Duyurusu’ndaki yüzde 10 oranından yüksek olsa da, bunun maktu olarak yüzde 25 olmadığı, yüzde 25’e kadar olduğu unutulmamalıdır. Yüzde 25’e ek olarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 17(6). maddesi uyarınca erken ödeme halinde Kurul ile uzlaşan teşebbüslerin ekstra bir yüzde 25 indirim daha alması mümkündür. Bu indirimler dikkate alındığında, Kurul’un gelecek uygulamasına da bağlı olarak, uzlaşma prosedürünün cazip hale gelebileceği söylenebilir. “Açık ve ağır ihlaller” için taahhüt mekanizmasına başvurulması mümkün olmasa da, uzlaşma prosedüründe her türlü ihlale ilişkin olarak Kurul ile uzlaşmak mümkündür. Ancak Kurul ile uzlaşan teşebbüslerin, idari para cezası ve uzlaşma metninde yer alan hususları sonradan dava konusu yapamayacağı belirtilmiştir. Bunun tartışmalı bir düzenleme olduğu düşünülmektedir.

Sonuç

7246 sayılı Kanun ile birlikte, bugüne kadar yasalaşamayan pek çok tasarının aksine RKHK’da 26 yıl sonra kapsamlı değişiklikler yapılmıştır. Bunlar arasında muafiyet, birleşme ve devralma testi, de minimis düzenlemesi, davranışsal ve yapısal tedbirler, taahhüt ve uzlaşma mekanizmaları öne çıkmaktadır. Elbette bunlar dışında da birtakım değişiklikler bulunmaktadır, örneğin Kurul’un dijital ortamdaki delillere erişimi ve bunların kopyalarını alabilmesi, Kurul Başkan Yardımcısı sayısının üçe yükselmesi, kadro kullanımına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi, Kurul Başkan ve üyelerinin ceza sorumluluğuna ilişkin usul, soruşturma safhasındaki sürelerin uzatılması gibi. Türk rekabet hukukunda bir dönüm noktası oluşturan 7246 sayılı Kanun’un, rekabet ihlalleriyle mücadelede genel olarak Kurul’un elini güçlendireceği beklenmektedir. Yazımızı Ticaret Bakanı’nın değerlendirmesiyle noktalıyoruz: “…rekabete ilişkin mevzuatımızın, 2003 yılından sonra değiştirilen bu alandaki AB düzenlemelerine ileri seviyede uygunluğunu sağlamış olduk. Hem ülkemizin AB’ye üyelik müzakerelerinin Rekabet Politikası faslı kapsamındaki çalışmalarına, hem de yeni doğrudan yatırımların önünün açılmasına katkı sağlayacak Kanun’un ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.”

Rekabet hukukunda 2’si 1 arada: aynı kararda hem taahhüt, hem de uzlaşma

Gerek taahhüt (commitment), gerekse uzlaşma (settlement) prosedürleri, ilgili kanun değişikliği yasalaşamadığı için henüz Türk rekabet hukukunda yok, ancak AB rekabet hukukunda sıklıkla uygulanmakta. Taahhüt prosedüründe teşebbüsler, haklarında bir rekabet soruşturması yürüten AB Komisyonu’na birtakım yapısal veya davranışsal tedbirler önermekte, bunun karşılığında da soruşturma dosyası kapanarak herhangi bir idari para cezasıyla karşılaşmamaktalar. Bu açıdan teşebbüsler gerek idari para cezalarından, gerekse ihlal tespiti yapılmadığından daha sonra açılabilecek özel hukuk tazminat davalarından kendilerini koruyabilmekte, AB Komisyonu da soruşturma dosyasını daha hızlı bir biçimde sonlandırabilmekte. Uzlaşma prosedüründe ise teşebbüsler, soruşturma kapsamında kendilerine yöneltilen ihlal iddialarını kabul etmekte, bunun karşılığında da kendilerine uygulanacak idari para cezasında belli bir oranda indirim elde edebilmekte.

Bugüne kadar gözlemlediğimiz kadarıyla taahhüt ile uzlaşma prosedürleri birbirlerinden ayrı yollar olarak uygulanmış, bu bağlamda ABİDA 101. madde kapsamında uzlaşma, ABİDA 102. madde kapsamında ise taahhüt prosedürü işletilmiştir. Ancak geçtiğimiz ay verdiği ARA kararında AB Komisyonu, taahhüt ile uzlaşma prosedürünün bileşimi bir usul uygulayarak adeta ezberlerimizi bozdu. Kararda ihlalin varlığını kabul eden teşebbüse uzlaşma prosedüründeki gibi cezada indirim uygulanmış, ancak taahhüt prosedüründeki gibi ilgili teşebbüs yapısal bir tedbir önermiş ve rekabetçi endişelerini giderdiği gerekçesiyle AB Komisyonu da bu tedbiri teşebbüs açısından bağlayıcı hale getirmiştir.

recycleKararda Avusturya’da atık yönetimi pazarında faaliyet gösteren ve doğal tekel niteliği taşıyan ulusal atık toplama sistemini işleten, kâr amacı gütmeyen bir teşebbüs birliği olan Altstoff Recycling Austria’nın (ARA), atık toplama sistemine rakiplerinin erişimini 2008 – 2012 yılları arasında engellemesi nedeniyle ABİDA 102. madde kapsamında hakim durumunu kötüye kullandığına hükmedilmiştir. Karardan anlaşılacağı üzere Avusturya’da üreticilerin mal ve hizmet üretimi sonucu oluşan atıkları geri dönüşüme kazandırma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu yükümlülüğü yerine getirmek üzere üreticiler atıklarını bizzat toplayabilecekleri gibi bu işi ücret karşılığında atık toplama şirketlerine de bırakabilmektedirler. Bu bağlamda atık toplama hizmeti veren ARA’nın, hane halkı atıklarına ilişkin geri dönüşüm pazarında hakim durumda olduğu tespit edilmiştir. ARA, “zorunlu unsur” (essential facility) olarak kabul edilen atık toplama sistemine rakiplerin erişim taleplerini reddetmek suretiyle hakim durumunu kötüye kullanmıştır.

Kararda maddi hukukun uygulanması yönünden içeriğe oranla, usul hukuku yönünden işletilen prosedürün öne çıktığını söylemek mümkün. Zira karar bir yandan taahhüt prosedüründen, diğer yandan da uzlaşma prosedüründen ögeleri aynı anda bünyesinde barındırmakta. Baktığımız zaman öncelikle ortada bir ihlal var, yani ARA’nın ABİDA 102. maddeyi ihlal ettiğine karar verilmiş. İhlali kabul edip AB Komisyonu ile işbirliği yaptığından ARA’ya cezada indirim uygulanmıştır. Kararın bu kısmı uzlaşma prosedürünü andırıyor. Diğer yandan ARA, ihlalin etkilerini ortadan kaldırmak ve tekrarını önlemek üzere AB Komisyonu’na hane halkı atıkları toplama sisteminin bir bölümünü elden çıkarmayı (divestiture) taahhüt etmiştir. Taahhüt prosedüründe olduğu gibi Komisyon da bu taahhütü ARA için bağlayıcı hale getirmiştir. Kararın bu kısmı ise taahhüt prosedürünü andırıyor.

Ancak karar tam anlamıyla ne uzlaşma, ne de taahhüt prosedürlerinin kendi koşullarına uygun olarak verilmiş. Bilindiği üzere uzlaşma prosedürü, Komisyon’un 2008 tarihli Uzlaşma Duyurusu uyarınca sadece kartel dosyalarında uygulanabilen bir usul. Somut olaydaki rekabet ihlali ise hakim durumun kötüye kullanılması. Yani Uzlaşma Duyurusu’nun kapsamı dışında kalan bir durum söz konusu. Üstelik Uzlaşma Duyurusu’nun 32. maddesi uyarınca uzlaşma durumunda teşebbüs veya teşebbüslerin yararlanabileceği cezada indirim oranı da maximum %10. Buna karşın somut olayda uygulanan oran ise %30. Dolayısıyla ARA kararının uzlaşma prosedürüne benzeyen boyutunun aslında Uzlaşma Duyurusu’ndaki düzenlemelerle pek de uyumlu olmadığı ortaya çıkmaktadır.

Taahhüt prosedürü perspektifinden bakıldığında da birtakım aykırılıklara rastlıyoruz. Öncelikle taahhüt prosedürde ihlalin varlığının ilgili teşebbüs veya teşebbüsler tarafından kabul edilmesi söz konusu değil. Somut olayda ise ARA ihlalin varlığını kabul etmiştir. Üstelik ihlalin varlığının kabulüne rağmen Komisyon ARA’ya idari para cezası – ki para cezası verilmemesi taahhüt prosedürünün en cezbedici tarafını oluşturmakta – uygulamıştır. Ayrıca bu prosedürde ilgili teşebbüs veya teşebbüslerin kendi istekleriyle AB Komisyonu’na taahhüt ettiği tedbirler, bu prosedürün kapalı kapılar ardında yapılan gizli pazarlıkların bir eseri olmadığını göstermek amacıyla piyasa analizine (market test) tabi tutulmakta. Somut olayda ise ARA’nın taahhüt ettiği yapısal tedbir herhangi bir piyasa analizine tabi tutulmamıştır.

Şu durumda akıllarımızda pek çok soru işaretine yol açan bir durumun olduğunu anlıyoruz. Taahhüt ile uzlaşma prosedürüne ek olarak yeni bir prosedür mü yaratılmıştır? AB rekabet hukuku mevzuatında böyle bir prosedürün hukuki karşılığı var mıdır? Genel Mahkeme ve AB Adalet Divanı, Komisyon kararına karşı nasıl bir yaklaşım sergileyecektir? Bu yeni prosedür kötüye kullanma türleri açısından somut olaydaki sözleşme yapmanın reddi gibi klasik ve bilinen örneklerle mi sınırlı olacaktır yoksa tüm kötüye kullanma türlerine uygulanabilir nitelikte midir? Bu gibi hukuki sorulara ek olarak düşünülmesi gereken başka bir soru da sahibi olduğu altyapıyı elden çıkarma gibi ciddi bir taahhütte bulunan ARA’nın, hazır idari para cezasından tamamen kurtulabilecekken neden taahhüt prosedürünü işlettir(e)memiş olduğudur. Bu sorulara yanıt ararken bu “yeni prosedür” uygulanmaya devam edilecek mi, yoksa ayrık bir durum olarak mı kalacak, onu da bekleyelim görelim.

Paramount’a “Geo-blocking” Freni

Komisyon’un Paramount kararını Can Yıldız anlatıyor.

ABD’li film stüdyolarının Avrupa ülkelerinde faaliyet gösteren Pay TV platform işletmecileri ile yaptıkları lisans sözleşmelerine koydukları çeşitli hükümler, bir süredir mercek altındaydı. AB Komisyonu, Temmuz 2015’te 6 büyük stüdyoya (Paramount, Disney, Warner Bros, 20th Century Fox, NBCUniversal ve Sony) yolladığı rapor ile mevcut lisans sözleşmelerindeki bazı hükümlerin ortadan kaldırılmasını istemiş, aksi halde cezalandırılacaklarını vurgulamıştı. Rapor sonrası uygulamalarını gözden geçiren stüdyolar arasından ilk taahhütler, Paramount’dan geldi.

photoParamount, Birleşik Krallık ve İrlanda’nın Digitürk’ü konumunda bir Pay TV platform işletmecisi olan Sky UK ile yaptığı lisans sözleşmesine, temel olarak iki sakıncalı hüküm getirmişti. Bunlardan ilki, yani literatürde ”geo-blocking” olarak geçen uygulama dolayısıyla Sky UK, Paramount’tan aldığı filmlerin her türlü erişimini Birleşik Krallık ve İrlanda dışı AB izleyicilerine kapatacak, yani diğer AB ülkelerinde yer alan tüketiciler Paramount ürünü filmleri Sky UK üzerinden izleyemeyecekti. İkinci hüküm ise Paramount’un diğer AB ülkelerinde faaliyet gösteren Pay TV’lerin Birleşik Krallık ve İrlanda’da faaliyet göstermemelerini sağlayacağına ilişkindi. Komisyon, bu uygulamaların AB rekabet hukukunu ihlal ettiğini belirtmişti.

Sözleşmeleri gözden geçiren Paramount, bu yılın Nisan ayında Komisyon’a birtakım taahhütler sundu. Bu taahhütler, geçtiğimiz hafta Komisyon tarafından kabul edildi. Bu taahhütlere göre Paramount, filmlerle ilgili yapacağı yeni lisans sözleşmelerinde platform işletmecilerinin AB tüketicilerinin erişimini sınırlamasına yol açacak hükümler getirmeyecek, halihazırdaki lisans sözleşmelerindeki bu hükümleri de hiçbir şekilde icra etmeyecek.

Paramount’un bu taahhütler ile Pay TV platform işletmecileriyle ülke bazında münhasırlık yaratmaya yönelik uygulamalardan vaz geçiyor, fakat ceza almaktan da şimdilik yırtmış gibi görünüyor.

Komisyon, diğer stüdyolardan da benzer taahhütler bekliyor.

İngiltere’nin mobil şebeke sahipleri dörtte kaldı

Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik işlem AB Komisyonu tarafından kabul görmedi. Dilara Yeşilyaprak anlatıyor.

İngiltere’nin mobil telekomünikasyon hizmeti sağlayıcılarından Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik yaklaşık £10.3 milyar değerindeki işlem, Mart 2015’ten beri gündemdeydi.  İşlem ile birlikte, Three UK’in ana şirketi Hutchinson CK’nin İngiltere’de 30 milyon üzeri müşteri ile beraber %40 üzerinde mobil telefon kullanıcısına sahip olması beklenmekteydi. Bununla birlikte, İngiltere’nin dört şebeke sahibi üçe inecek; mobil telekomünikasyon hizmeti sağlayan şirketler arasında Hutchinson, Vodafone ve BT kalacaktı.

Söz konusu işlem, Aralık 2015’te AB Komisyonu tarafından değerlendirilmeye başladı. Bu süreçte, hem İngiltere Rekabet Otoritesi (CMA) hem de İngiltere Telekomünikasyon Düzenleme Kurumu (OFCOM) işleme ilişkin rekabetçi endişelerini dile getirdi.

İşleme izin verilmesi umudundaki Hutchinson CK birçok kez sunduğu taahhütleri gerçekleştirmeye hazır olduğunu dile getirmişti. Zira bir yandan Three UK geçtiğimiz Ocak ayında BT’nin EE’yi devralmasının artçı etkilerini yaşamaya; diğer yandan rakibi EE ve Vodafone ise pazardaki güçlü konumlarını ellerinde tutmaya devam ediyordu. Bu doğrultuda, sunulan taahhütler arasında 5 senelik fiyat sabitlemesi, Sky, Virgin, Tesco gibi işletmeciler ile şebeke paylaşımı yanı sıra pek çok kişi tarafından iddialı olarak değerlendirilen geniş kapsamlı bir yatırım programı da bulunmaktaydı. Ancak, Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik işlem AB Komisyonu tarafından kabul görmedi.

Margrether Vestager işleme yönelik yaptığı açıklamalarda mobil telekomünikasyon sektörünün rekabetçi olmasını istediklerini, rekabetçi bir sektörün uygun fiyatta ve iyi bağlantı kalitesinde inovatif mobil hizmetler sağlanmasını destekleyeceğini dile getirdi. Söz konusu işlemin İngiltere’nin mobil telekomünikasyon sektörü için olumlu sonuçlara yol açmayacağını değerlendiren Vestager, işlem ile beraber mobil şebeke altyapısını etkileyecek bir pazar liderinin doğacağını belirterek, tüketicilerin seçeneklerinin ürün ve fiyat bakımından kısıtlanacaklarını öngördüklerini ifade etti. Vestager açıklamalarında söz konusu işlemin hızlı gelişen sektör olan mobil telekomünikasyon sektörü için pek çok rekabetçi endişe doğurduğunu açıklarken aynı zamanda Hutchinson tarafından sunulan taahhütlerin yeterli bulunmadığını söyledi. Vestager’in Twitter üzerinden yaptığı açıklamalar AB Komisyonu’nun değerlendirmelerini kısa ve net bir şekilde açıklıyor:

AB Komisyonu’nun kararına yönelik Hutchinson CK tarafından yapılan açıklamalarda ise şirketin Komisyon kararını iyice inceleyip tavaf ederek temyize gideceği ve işlemi zorlayacağı yönünde ifadeler yer alıyor. Özellikle de Almanya ve İrlanda’da telekomünikasyon sektöründe izin alan birleşme ve devralma işlemleri sonrasında, Three UK ve O2 işlemine haksız yere izin verilmediğine ilişkin açıklamalar bulunuyor.

Bonus: AB Komisyonu tarafından Hutchinson CK’nin Italya’daki iştirakinin faaliyetleri ile rakibi konumundaki mobil operatör Wind’in birleşmesi işlemi incelenmeye devam ediyor. AB Komisyonu’nun İtalya’daki işleme yönelik son sözünü merakla bekliyoruz.

AB enerji sektöründe bir taahhüt daha: AB Komisyonu’nun Bulgaristan Enerji Holding kararı

AB enerji sektöründe faaliyet gösteren elektrik ve doğal gaz şirketlerine son yıllarda birbiri ardına rekabet soruşturmaları açılmıştır. E-ON, RWE, GdF, EdF, ENI, Distrigaz ve CEZ gibi AB enerji devlerinin mercek altına alındığı bu soruşturmalar sonucu AB Komisyonu pek çok taahhüt kararına imza atmıştır. 2012 yılından beri devam eden ve AB ile Rusya arasında adeta siyasi ve diplomatik bir mücadele haline gelen Gazprom soruşturmasında henüz bir sonuca varılamamışken AB Komisyonu, AB enerji sektöründeki taahhüt kararlarına geride bıraktığımız yılın son ayında bir yenisini daha ekledi. Bu bağlamda AB Komisyonu, Bulgaristan’ın dikey bütünleşik ve kamu kontrolündeki enerji şirketi olan Bulgaristan Enerji Holding (BEH) hakkında yürütülen soruşturmada önerilen taahhütleri yeterli bulduğunu duyurdu.

1Aslında AB Komisyonu nezdinde BEH hakkında hem elektrik piyasasını hem de doğal gaz piyasasını ilgilendiren halihazırda iki farklı soruşturma devam etmekteydi. AB Komisyonu’nun verdiği taahhüt kararı, BEH’in Bulgaristan elektrik piyasasında hakim durumunu kötüye kullandığı iddiasını incelediği ve Ağustos 2014 tarihinde soruşturma raporu gönderdiği soruşturmaya ilişkin. Bu soruşturma kapsamında BEH’in müşterileriyle yaptığı uzun dönemli elektrik satım sözleşmelerinde bulunan bölgesel sınırlamaların düzenlemeye tabi olmayan Bulgaristan elektrik toptan satış pazarındaki rekabeti bozduğu ve müşterilerin satın aldıkları elektriği yeniden satma noktasındaki özgürlüklerini kısıtladığı iddiaları ele alınmaktaydı. BEH’in sunduğu taahhütleri Haziran 2015 tarihinde piyasa aktörleriyle paylaşan AB Komisyonu, geçtiğimiz ay BEH hakkında taahhüt kararı verdiğini açıkladı.

Tek pazar entegrasyonuna aykırı ve üye devletlerin ulusal pazarlarının bölümlere ayrılması sonucunu doğuran rekabet ihlallerinin, özellikle pazar paylaşım anlaşmaları ve bölgesel sınırlamaların, AB Komisyonu tarafından çok ağır cezalandırıldığı bilinmekte. Bu doğrultuda BEH’in ikili anlaşmalarında müşterilerin satın aldığı elektriği yeniden satmasını engellemesine AB Komisyonu’nun sıcak bakmayacağı ve geçmiş kararlardan yola çıkarak BEH’in AB Komisyonu’na bitakım taahhütlerde bulunabileceği sürpriz olmayacaktı. Ancak BEH’in önerdiği ve AB Komisyonu’nun kabul ettiği taahhütlere baktığımızda taahhütlerin uzun dönemli elektrik satım sözleşmelerinde herhangi bir değişiklik içermediği, bunun yerine gün öncesi elektrik piyasasına ilişkin birtakım iyileştirmeleri hedeflediği dikkat çekmekte.

BEH Bulgaristan’da yeni bir enerji borsası kurulmasını, kurulum sürecinde bağımsız bir üçüncü kişiden bilgi ve teknik destek almayı ve kurulacak bu enerji borsasının kontrolünü Bulgaristan Maliye Bakanlığı’na bırakmayı taahhüt etti. Yeni kurulacak bu enerji borsasının akışkanlığını sağlamak üzere BEH, beş yıl süre boyunca bu borsaya önceden belirlenmiş miktarda elektrik satmayı da üstlendi. Gün öncesi elektrik piyasasında satılmak üzere borsaya verilecek elektrik miktarları saat bazında değişiklik gösterebilecek ve fiyatı BEH’in ürettiği elektriğin marjinal maliyetini geçmeyecek. AB Komisyonu’na göre BEH’in taahhütleri elektriğin kime satıldığının takibini zorlaştıracağından satıcıların bölgesel sınırlamalar getirmelerini engelleyecektir. Uzun vadede bu taahhütler Bulgaristan elektrik pazarının komşu ülkelerle olan entegrasyonunu arttıracak ve neticede Avrupa Enerji Birliği’ni sağlamaya da yardımcı olacaktır.

AB Komisyonu, Gazprom’a karşı: Titanların savaşında gelişme var

Hatırlarsanız daha önce AB Komisyonu’nun Rus enerji devi Gazprom hakkında 2012 yılında açtığı soruşturmayı “yüzyılın rekabet soruşturması” olarak nitelendirmiştik. Aradan geçen süre içerisinde adeta bir “titanların savaşı”na dönüşen yüzyılın soruşturmasında geçen hafta yeni bir gelişme yaşandı. 22 Nisan’da AB Komisyonu Gazprom’a, eski Doğu Bloku ülkelerini içeren Orta ve Doğu Avrupa doğal gaz piyasalarında hakim durumunu kötüye kullandığı iddialarını içeren bir soruşturma raporu gönderdi. Gazprom’a yöneltilen iddialar arasında aşırı fiyatlama, yeniden satış ve ihracat yasakları suretiyle AB doğal gaz piyasasını bölümlere ayırma ve sınır ötesi ticareti sınırlama, doğal gaz fiyatlarını petrol fiyatına endeksleme ve gaz akışını Gazprom’un bazı yatırımlarına katılmaya bağlama bulunuyor.

aİddialara baktığımızda aylardır düşüş gösteren petrol fiyatlarına paralel olarak aşırı fiyatlamanın önemini kaybettiğini söyleyemesek de, soruşturmanın açıldığı 2012 yılındaki fiyatlar göz önüne alındığında öneminin azaldığını söyleyebiliriz. Yeniden satış ve ihracat yasakları ise önemini korumakta. Orta ve Doğu Avrupa’daki ülkelere satılan gazın başka ülkelere ihracatının önlenmesi suretiyle Gazprom fiyatları kontrolü altına alabilmekte. Satılan gazın yalnızca belli bir coğrafi pazarda tüketilmesi sonucunu doğuran bu kısıtlamalar ayrıca ortak pazarı bölümlere ayırmakta, sınır ötesi ticarete sekte vurmakta ve AB’de izlenilen tek pazar entegrasyonu amacıyla bağdaşmamakta. Doğal gaz fiyatlarının petrol fiyatlarına endekslenmesinin aşırı fiyatlama dışında nasıl bir rekabet zararı doğurduğu ise belki de soruşturmanın en merak edilen noktası.

Tartışmalara baktığımızda soruşturmanın hukuki boyutundan çok siyasi boyutunun öne çıkmış olduğunu görüyoruz. Soruşturma açılmasından beri yaptığı kamuoyu açıklamalarında Gazprom, soruşturmayı siyasi olmakla suçlamakta ama daha da önemlisi AB Komisyonu’nun yargı yetkisi dışında olduğunu vurgulamakta. Soruşturmanın açılmasının ardından Putin stratejik önem taşıyan Rus şirketlerinin, Rus hükümetinin izni olmadan yabancı makamlara ticari sırlarını açıklayamayacaklarına veya bu makamlarla Rusya’nın ekonomik çıkarlarına aykırı anlaşmalar yapamayacaklarına ilişkin bir de yasa çıkardı. Esasen Putin’in 1997 tarihli doktora tezindeki argümanlarından birisi de “doğal kaynak sahibi ülkelerin fiyat oluşumunu piyasaya bırakamayacağı” olunca, Putin’in doğal gazı bir siyasi manevra aracı olarak kullanmak isteyebileceğini daha iyi anlıyoruz.

Son yıllarda E.ON, RWE, GdF, ENI ve CEZ gibi AB enerji devleri hakkında verdiği çok sayıda taahhüt kararları ile AB Komisyonu; bu şirketlerden bazılarının üretim varlıklarının elden çıkartılmasını, iletim sisteminin ayrıştırılmasını, iletim sistemindeki gaz iletim oranlarının rakipleri lehine düşürülmesini vb. sağlamıştı. Başka bir enerji devi olan Gazprom’un ise deyim yerindeyse kolay lokma olmadığı ortaya çıkmış durumda. Gazprom’un gücü bizzat şirketin unvanından bile anlaşılıyor: Gazprom’un açılımı olan “Gazovaya Promyshlennost”, Rusça’da “gaz endüstrisi” demek. Yani Gazprom sadece bir şirket değil, piyasanın ta kendisi. Yine de soruşturmanın hem AB Komisyonu’nun hem de Gazprom’un çıkarlarını gözetecek biçimde bir taahhüt kararıyla sonuçlanma ihtimali ağır basıyor.

Olası bir ihlal kararı ve ceza durumunda ise öncelikle Gazprom’un, AB ile olan doğal gaz ticaretini devam ettirebilmek için kararın gereğini yerine getirmek zorunda olduğu açık. Ama AB pazarına doğal gaz satamamanın Gazprom’un ticari çıkarlarına mı yoksa AB’de doğal gaz arz güvenliğine mi daha fazla zarar vereceği sorusunun yanıtı hiç de kolay değil. Dolayısıyla “titanların savaşı”nda her iki tarafın da kaybedeceği çok şey var. AB Komisyonu Gazprom’a soruşturma raporu göndererek bu savaşta geri adım atmaya niyetinin olmadığını göstermiş oldu. Aslında soruşturmanın siyasi boyutunun hiç olmadığını söylemek pek mümkün gibi görünmüyor. Bu bağlamda soruşturma raporunun soğuk geçen kış aylarının sona ermesinin ardından Nisan ayında gönderilmesi bile manidar. Anlaşılan bir süre daha soruşturma sürecini merakla beklemeye devam edeceğiz.

Gündemden düşmeyen Google soruşturmasında son durum

Google soruşturmasının düellosu devam ediyor. Sercan Sağmanlıgil anlattı.

Google hakkında yürütülen soruşturma, Komisyon ile arasındaki anlaşmanın ardından dahi gündemdeki yerini kaybetmedi. Nitekim Komisyon bu günlerde Google’ın taahhütlerinin yarattığı yankılara göğüs germeye çalışıyor.  Son eleştiriler de Axel Springer’in Alman CEO’su Matthias Döpfner’den geliyor.

silhouettes of athletes fencersDetaylı bir inceleme ile web sayfalarındaki reklamlarda Google’ın gücünün halen devam ettiğine dikkat çeken Döpfner, mevcut taahhütlerin Google’a ek gelir elde etme fırsatı vereceğini savundu.

Komisyon cephesinden ise yanıt gecikmedi. Döpfner’in açıklamasından birkaç hafta sonra, Joaquin Almunia iddiaların aksine mevcut taahhütlerin önemli değişiklerde bulunacağından kimsenin şüphesi bulunmaması gerektiğini savundu. Almunia, mevcut taahhütler çerçevesinde Google’ın özel arama hizmetlerinin diğer arama sonuçlarından açıkça ayırt edilebileceğini, ayrıca Google’ın kendi arama hizmetini sunduğunda rakiplere ilişkin sonuçlara da yer verilmesi zorunluluğu bulunduğunu vurguladı. Ayrıca Google’ın ek gelir elde edeceği iddiasına da değinen Almunia, rakiplere ilişkin sonuçların başarı sıralamasına göre belirleneceğini, söz konusu sonuçların ücret karşılığı satılmayacağını belirtti. Son olarak Komisyon’un bu noktada yetkilerinin sınırsız olmadığına dikkat çeken Almunia, Google’a kendi ara sonuçlarını rakiplerinki ile tamamen eşit şartlara getirmesinin şart koşulmayacağını, böyle bir sınırlamanın da daha önce görülmediğini belirtti.

Karşılıklı açıklamalardan anlaşılan o ki, Komisyon mevcut taahhütlerden her ne kadar tatmin olmuş gözükse de, yapılan yoğun eleştiriler ve Komisyon’a doğan cevap hakkı soruşturmayı uzun süre daha gündemde tutmaya devam edecek gibi gözüküyor.

 

 

Almunia’dan Merkel’e: Ne kadar ekmek o kadar köfte

Komisyon üyesinden rekabet politikalarına dair önemli açıklamalar geldi. Barış Yüksel detaylandırıyor.

AB Komisyonu’nun rekabet politikalarından sorumlu üyesi Almunia katıldığı bir toplantıda AB rekabet hukuku politikalarının geleceği le ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Konuşmasında ilk olarak AB’de çok önemli bir eksiklik olarak görülen özel hukuk davalarına değinen Almunia, yeni direktif ile bu konuda önemli adımlar atıldığını ve bu davalardaki en önemli sorunlardan biri olan delile erişimin yerel mahkemelerin yetkilerinin artırılması suretiyle aşıldığını belirtti. Ayrıca Almunia bu noktada topluluk davalarına ilişkin daha elverişli bir yasal çerçeve üzerinde çalışıldığını da duyurdu. Bunun yanı sıra, Almunia AB birleşme ve devralma kontrolü uygulamalarında da dünyada yaşanan gelişmelere ayak uydurulacağını sinyalini vererek en yakın zamanda kontrol değişikliğine yol açmayan bazı azınlık haklarının devirlerinin denetimine ilişkin adımların atılacağını belirtti. Almunia, benimsenecek yeni kuralların iş hayatının akışına zarar vermemesinin de en önemli önceliklerden olduğunun altını çizdi. Ayrıca Google’a karşı yürütülen soruşturma ile hakim durumun kötüye kullanılmasına ilişkin vakıalarda taahhüt mekanizmasının ne denli faydalı ve etkin bir araç olduğunun anlaşıldığına da dikkat çekti.

integrationAncak Almunia’nın konuşmasındaki temel konu Merkel’in yakın zamanda dile getirdiği “AB rekabet hukuku kurallarının telekomünikasyon piyasalarında konsolidasyonun önünü açacak şekilde güncellenmesi” talebi oldu.

Almunia AB telekomünikasyon piyasalarındaki dağınık yapının sektörel gelişmeye zarar verdiğinin ve uluslararası rekabet gücünü olumsuz etkilediğinin yadsınamaz olduğunu ve bu bağlamda konsolidasyona duyulan ihtiyacın da açık olduğunu dile getirdi. Ancak Merkel’in önerisine de net biçimde karşı çıktı.

Almunia’ya göre AB’deki sorun uygulanan rekabet politikasından değil, AB menfaatleri ile üye ülke menfaatlerinin aynı hizaya getirilememesinden kaynaklanıyor. Zira ulusal arenada en güçlü konumda bulunan, Çin ve ABD’de faaliyet gösteren işletmeciler, tek ve bütünleşik bir pazara tamamen yeknesak hale getirilmiş yasal bir zeminde hizmet sunarken AB’nin farklı üye ülkelerinde faaliyet gösteren işletmeciler “tek pazarın” nimetlerinden yeterince faydalanamıyor ve bunun neticesinde de uluslararası alanda rakiplerinin gerisinde kalıyor.

Almunia, Çin ve ABD’de tek bir düzenleyici otorite olmasının ve bu otoritenin tüm pazarda ortak bir spektrum politikası izlemesinin bu pazarlarda faaliyet gösteren işletmecilerin uluslararası rekabet gücüne çok büyük katkı sağladığını belirtirken, AB’de devletlerin spektrum tahsisinden elde edilen milyarlarca dolardan vazgeçmesinin ve ortak bir politika benimsemesinin pazarın gelişimi için olmazsa olmaz olduğunun da altını çizdi. Almunia devletlerin AB genelinde tek bir pazar oluşması için gereken adımları attıktan sonra zaten artık Komisyon’un da üye ülke bazında ilgili coğrafi pazar tanımı yapamayacağını ve bunun doğal sonucu olarak da yoğunlaşma işlemlerinin analizinin AB geneli göz önünde tutularak yapılacağını hatırlattı. Dolayısıyla, AB’de sektörel kalkınmanın sağlanması için, mevcut rekabet politikalarının veya uygulanmakta olan kuralların değiştirilmesinden ziyade, ancak üye devletlerin kısa vadede bazı fedakarlıklar yaparak atabilecekleri adımların atılması gerekiyor.

Almunia’nın doğrudan verdiği “spektrum politikanızı ortak hale getirin” mesajı ve dolaylı yoldan ortaya koyduğu “AB için tek düzenleyici otoriteye izin verin” mesajı, aslında üye ülkelerin yöneticilerinin artık ellerini taşın altına koyma zamanının geldiğini gösteriyor. Ancak AB’nin belki de en büyük sorunlarından biri olan “kısa vadeli üye ülke menfaati ile uzun vadeli topluluk menfaati çatışmasının” çözülmesinin çok da kolay olmadığı pek çok örnekle sabit. Dolayısıyla bir süre daha Almunia’nın temennilerinin hayata geçmesi kolay olmayabilir.

Rekabet Kanunu Tasarısı ve Ceza Yönetmeliği Taslağı

Rekabet Hukuku Dünyasını en çok heyecanlandıran iki konuyu tartışmak üzere bu Cuma buluşuyoruz. Belit Polat haber verdi.

Çok yazılıp çizileceğe benzeyen bu iki birbirinden önemli konu, İstanbul Barosu tarafından düzenlenen panelde masaya yatırılıyor.

Daha önce yine PazarlardanHaberler’de duyurduğumuz üzere, Rekabet Kanunu Tasarısı rekabet kurallarına yönelik pek çok köklü değişikliği beraberinde getiriyor. Ceza Yönetmeliği ise, rekabeti ihlal eden teşebbüslere verilecek cezanın tespitine yönelik yenilikleriyle Rekabet Kurumu’nun gündeminde yer alıyor.

Kısaca hatırlatacak olursak; Kanun Tasarısı ile öngörülen “uzlaşma” müessesesinden Kurum’un yerinde inceleme yetkilerine ve hatta hakim durum incelemelerinde kullanılan testlerin değişmesine kadar birçok konunun rekabet hukuku dünyası tarafından tartışılması gerekiyor. Ceza Yönetmeliği Taslağı bakımından ise, para cezasında alınacak tutara yönelik yenilikler zaten başlı başına her bir teşebbüsü ve uygulamacıları ilgilendiriyor. Bu tartışmalar kapsamında, Şahin Ardıyok ve Ali Ilıcak’a da mikrofon uzatılıyor.

İstanbul Barosu Tüketici Hakları ve Rekabet Hukuku Merkezi tarafından düzenlenecek panel, tüm bu tartışmalara 2 Mayıs Cuma günü ev sahipliği yapacak. İstanbul Çağlayan Adliyesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek panele hepimiz katılıyoruz. Siz de gelmek isterseniz, programın detaylarını buradan okuyabilirsiniz.

Bunu mu demek istediniz?

AB Komisyonu ile Google arasındaki savaş sona eriyor. Detaylarını Sercan Sağmanlıgil yazdı.

Kasım 2010’dan bu yana süre gelen Google soruşturması artık sonuçlanıyor. Hatırlanacağı üzere bu soruşturma, 3 yıl önce Google’ın arama sonuçlarında bazı teşebbüslere ayrıcalık sağlanması iddiası ile başlamıştı. Süreç boyunca Google tarafından sunulan taahhütleri yeterli görmeyen AB Komisyonu, artık anlaşmaya yakın gözüküyor. Zira, Komisyon’un rekabetten sorumlu direktörü Joaquin Almunia, Google tarafından yapılan son önerinin Komisyon’un taleplerini tatmin edici nitelikte olduğu ifadesinde bulundu.

mercekGoogle’ın zorlu müzakereler sonucunda sunduğu son önerisinin genel hatları ise şu şekilde:

  • Google kendisine ait arama hizmetleri sonuçlarını belirgin kılarak, bu sonuçları “doğal sonuçlardan” ayrı bir biçimde gruplandıracak;
  • Kendisine ait arama hizmeti sonuçlarının yanında en az 3 rakip teşebbüsün benzer hizmetlerinin linki bulunacak, söz konusu teşebbüsler tekliflerini ne şekilde sunacaklarına ilişkin yetki sahibi olacak;
  • Google’ın özelleşmiş arama hizmetleri (örneğin; otel, restoran öneren linkler)  üçüncü kişilere ait içerik sunuyorsa, bu kişiler söz konusu içeriğin Google’ın bu hizmeti kapsamında sunulmamasını sağlayabilir. Bunun sonucu olarak da Google, bu kişilerin arama motorundaki başarı sıralamasında aleyhte bir düzenleme yapamaz;
  • Google bundan böyle web editörleri ile bu kişilere ait içeriklerin sadece Google ile paylaşılabileceğine dair yazılı ya da yazısız anlaşma yapamaz;
  • Ayrıca yine bu taahhütlerin verilmesi ile birlikte Google, reklamcılara sadece AdWords sisteminde reklamlarını paylaşmalarına ilişkin bir yükümlülük yükleyemez.

Yapılan son önerinin ardından, AB Komisyonu nihai kararı vermeden önce son olarak şikayetçilerin görüşlerine başvurdu. Google’un bu taahhütlerinin bir öncekilere göre “çok az daha” tatmin edici olduğunu söyleyen Microsoft yetkilileri, gelinen noktada yıllar önce Microsoft’a uygulanan katı yaklaşımın Google’a uygulanmadığı görüşünü taşıdıklarını ortaya koydular.

Görünen o ki, geçerliliği 5 yıl olacak bu anlaşmayla yaşanacak değişim, arama motoru pazarındaki küçük teşebbüsler bakımından oldukça fırsatçı bir ortam yaratacak.

Yüzyılın rekabet soruşturmasında finale yaklaşılıyor

Gazprom geri adım atmazken, AB’den yeni bir hamle geldi. Pek karşılaşılmayan “aşırı fiyat” ihlali, bu kez çok ses getirecek kararlardan birine konu olabilir.

Konunun detayını ve Türkiye’ye etkilerini Barış Yüksel anlatıyor.

Rekabet hukuku kurallarının aşırı yüksek fiyatları cezalandırmak için ne kadar uygun bir araç olduğu yönündeki teorik tartışmalar sürerken ve aşırı fiyatlar yoluyla tüketicinin sömürülmesini cezalandıran rekabet soruşturmalarının sayısı dünyada bir elin parmaklarını geçmeyecek haldeyken, 2012 yılında hiç beklenmedik bir gelişme yaşandı ve belki de tarihin en büyük rekabet soruşturması aşırı fiyatlama gerekçesiyle başlatıldı.

Soruşturmayı başlatan AB Komisyonu, son zamanlarda üye ülkelerdeki farklı düzenleme ve uygulamalar arasındaki harmonizasyonu sağlamak adına özellikle doğu blokundaki ülkelerin enerji piyasalarına sıkça müdahale etmiş ve bu müdahalelerinin neredeyse tamamında soruşturmanın muhatabı şirketlerden işleyiş biçimlerini önemli ölçüde değiştireceklerine ve AB rekabet hukuku kurallarına uyum sağlayacaklarına yönelik taahhütler almayı başarmıştı. Öyle ki, Komisyon’un AB rekabet hukuku kuralları çerçevesinde düzenlenen taahhüt mekanizmasını fiilen bir öncül düzenleme aracına dönüştürdüğü ve enerji piyasalarına yönelik doğrudan müdahale etkisi olmamasından doğan eksiği bu araç ile kapattığı pek çok çevrede dile getirilmeye başlanmıştı.

The Way SignTaahhüt mekanizmasının, özellikle enerji piyasalarında gizli bir öncül düzenleme aracı olarak son derece başarılı bir şekilde kullanılabildiğinin farkına varan Komisyon, 2012 yılında bu uygulamanın sınırlarını denemeye karar verdi ve dünyanın en büyük enerji devlerinden Gazprom’a karşı diğer bazı ihlal iddialarının yanında, AB ülkelerine aşırı yüksek fiyatlarla doğalgaz ihraç ettiği gerekçesiyle bir soruşturma başlattı. Komisyon’un iddiası, Gazprom’un uzun dönemli gaz satım sözleşmelerinde doğal gaz fiyatını ham petrol fiyatına bağlamak suretiyle hakim durumunu kötüye kullandığı yönündeydi.

Ancak Komisyon soruşturmayı başlatır başlatmaz muhatabının AB’ye yeni üye olmuş doğu bloku ülkelerinde görece cüzi cirolarla faaliyet gösteren bir devlet işletmesiyle kıyaslanabilecek bir teşebbüs olmadığını anladı. Zira soruşturma başlatıldığında ceza ile karşı karşıya kalmamak için her türlü adımı atmaya ilk günden hazır olan ve aslında belki de soruşturma neticesinde ortaya çıkacak olası sonuçları fazlasıyla aşan taahhütleri kolayca verebilen teşebbüslerin aksine, Gazprom, uzun bir müddet tamamen uzlaşmacılıktan uzak bir tavır sergilemiş, herhangi bir taahhüt vereceğinin sinyalini dahi vermemiş ve özellikle Rusya Devlet Başkanı Putin ve Başbakan Medvedev aracılığıyla Komisyon’a sürekli olarak sert mesajlar vermişti.

Soruşturmanın kesinlikle politik olduğunu savunan Gazprom’un bu tutumu yalnızca Komisyon tarafından değil, tüm AB ülkeleri tarafından  endişeyle karşılandı. Zira AB ülkelerine yapılan doğalgaz ihracının çok büyük bir bölümünü tek başına gerçekleştiren Gazprom ile ters düşmek, arz güvenliği açısından da ciddi sorunlar yaratabilirdi. Ancak AB ülkeleri ve Gazprom arasındaki ilişkinin tek taraflı bir bağımlılıktan ziyade karşılıklı bir bağımlılık olması Komisyon’un da geri adım atmasını engelledi. Çünkü AB pazarını kaybetmek Gazprom için de tabi ki kolay göze alınabilecek bir hamle değildi.

İşte bu politik karışıklıklar ve tüm AB üye ülkeleri nezdinde büyük etkiler yaratabilecek çıkar çatışmaları eşliğinde soruşturma bir süre boyunca adeta Araf’ta kalmıştı. Ancak AB Rekabet Genel Direktörlüğü’nün başında bulunan Almunia yakın zamanda bir taahhütte bulunulmaz ise 2014 başında bir nihai karar alınabileceğine yönelik açıklamalarda bulundu.

En nihayetinde Aralık ayının başlarında Gazprom tarafından da bir açıklama geldi ve Komisyon ile “her iki tarafın da çıkarlarına hizmet edecek” bir anlaşmaya varılmasının istendiği vurgulandı. Şu an için Gazprom’un doğalgaz fiyatları ile ham petrol fiyatlarının birbirine bağlanması uygulamasına son verecek bir taahhüt vermesine neredeyse imkansız gözüyle bakılıyor. Ancak taahhüdün bu konu dışında Komisyon tarafından dile getirilen sorunları çözecek nitelikte olacağına inanılıyor. Taahhüdün içeriği belli olmadan Komisyon’un bunu kabul edip etmeyeceği noktasında bir tahminde bulunmak kolay değil ise de, yakın bir zamanda AB ile Rusya arasında bir gerilim kaynağı haline gelen ve rekabet hukuku araçlarının amaçlarının ciddi biçimde sorgulanmasına yol açan bu soruşturmanın iki tarafın da bazı tavizler vermesi ile sona ermesi muhtemel.

Soruşturmanın neticesi ne olursa olsun, soruşturmanın tamamlanmasıyla beraber sömürücü ihlallerin rekabet hukukundaki yerine ve bu ihlallere nasıl müdahale edilmesi gerektiğine ilişkin tartışmaların da oldukça alevlenmesi kaçınılmaz olacaktır. Ayrıca soruşturma sonucunda Komisyon’un vereceği kararın Türkiye bakımından da son derece önemli olduğunu hatırlatmak gerekir. Bakalım Komisyon’un Gazprom’un uygulamalarını rekabet hukukuna aykırı bulması durumunda doğalgazın çok önemli bir bölümünü Gazprom’dan alan Türkiye’de de Gazprom’a yönelik benzer bir soruşturma başlatılacak mı?