AB Komisyonu uygulamasında “fair play” nasıl sağlanıyor?

Son zamanlarda hasret kaldığımız, tarafsızlık, adil yargılama ilkelerini düşünürken Avrupa ülkelerine zaman zaman neden mi bu kadar imreniyoruz?  Büyük bir ihtimalle Avrupa genelinde insan haklarını benimserken ve işlerken farklı altyapılarda “fair play” olarak da nitelendirebileceğimiz olgunun, farklı seviyelerde uygulamaya koyulması sebebiyle.

ChamberGavel_5Örneğin; 1982 yılından bu yana AB Komisyonu’nda rekabet soruşturma süreçlerinden sorumlu olan sözlü savunma/duruşma görevlileri pozisyonu – “Hearing officer” olarak adlandırılan bu kişiler, soruşturma açılan tarafların savunma haklarını adil ve etkin bir şekilde kullanmasını sağlamakta. Avrupa İnsan Hakları’na bağlı kalarak bağımsız ve tarafsız olarak hareket eden ve Komisyon’un karar verme yetkisini kısıtlayabilecek figürlerden biri olarak nitelendirilebilen bu kişiler birincil olarak savunma sürecinin izlenmesi, sözlü savunmaların organize edilmesi, ikincil olarak ise taahhüt ve kartel davalarının uzlaşma süreçlerinin denetlenmesinde rol oynamakta.

Bu bağlamda, ticari sır nitelikli bilgilerin gizliliği, avukat- müvekkil iletişimlerinin gizliliği, aleyhine tanıklık yapma hakkından dosyaya erişim, bilgi taleplerine cevap ve teşebbüslerin konumu hakkında bilgilendirilme sürecine kadar etkili bir rol oynayan bu kişiler, her dava hakkında söz konusu unsurları ele alan iki rapor hazırlamakta.  Savunma sonrasında sözlü savunmayı özetleyen ara rapor, duruşma görevlilerinin bu sürece kadar usule yönelik izlenimlerini ele almakta. Bu dönemde duruşma görevlileri ilgili ara rapordan bağımsız olarak soruşturmanın genişletilmesi, itirazların kullanımı ve formüle edilmesi gibi maddi konular üzerine de gözlemleyen bir ek bir yazı da sunabilmekte. Yani iki belge de Komisyon’a tarafsız bir bakış açısından yaklaşım sunulmasını sağlıyor.

Daha sonrasında sunulan nihai rapor ise, soruşturma taraflarının savunmalarının etkin ve adil bir şekilde değerlendirilip değerlendirilmediğini irdelemekte. Nihai kararın alınması sonrasında taraflar yanı sıra AB Resmi Gazetesi’nde (the Official Journal of European Union) de nihai kararın ekinde yayınlanan rapor,  hem İstişari Komite’ye (Advisory Committee) hem de Komisyon Kurulu Üyeleri’ne (College of Commissioners) bağımsız bir değerlendirme sunmakta, kamuya ve soruşturmanın taraflarına dava özelinde tarafsızlık, adil yargılanma gibi konular hakkında bilgi vermekte.

Peki bize ne?

Kamu spotları vs. ile rekabet kuralları bilincinin arttırılmaya çalışıldığı günümüzde, Rekabet Kurumu’nun da böyle bir pozisyonu benimsemesi, hem taraflar hem de kurum ile kamu arasındaki şeffaflık, tarafsızlık ve adil yargılamanın da etkin bir şekilde sürdürülmesinin sağlanmasında etkili olacak bir oluşum olarak değerlendirilebilir.

Pistorius ve ispat standardı

Paralimpik atlet Oscar Pistorius’un kız arkadaşını öldürmesi davasında karar açıklandı. İspat standardı konusunda karmaşık düşünceler içindeyim.

Oscar Pistorius’un adını çoğunuz daha kız arkadaşı Reeva Steenkamp’ı öldürdüğü o meşum gece yaşanmadan önce duymuşsunuzdur. Paralimpik atlet, sabahın bir saatinde banyo kapısının arkasındaki fotomodel sevgilisini (kısmetsiz kadına bir de maken deyip mezarında döndürmeyelim) ilişkilerinin kötü gittiği söylenen bir dönemde 4 el ateş ederek öldürmüştü.

Pistorius, banyodan gelen seslere uyandığını,  eve hırsız girdiğini zannettiği için kapıya ateş açtığını sonra da balkona çıkıp bağırdığını savundu. Öyküsüne göre yatmadan beş saat önce yemek yemişlerdi ve o gece kavga etmemişlerdi.

Maktulün midesi analiz edildiğinde ölümden iki saat önce yemek yediği anlaşıldı. Bazı komşular tartışma sesleri duyduklarını söylemişler. Savcı, Steenkamp’ın kavga sonucunda kendisini banyoya kitleyerek savunmaya çalıştığını iddia etti. Pistorius’un daha önceden iki adet silahla ateş açma kaydı bulunuyor. İddialar için buraya bakabilirsiniz.

Oscar Pistorius Reeva Steenkamp

Böyle bir dava önünüze gelseydi ne düşünürdünüz? Pistorius gibi bir ulusal şampiyonun başarısı gözlerinizi kör eder ve onun aksi açıkça ispat edilemeyen haklılığına mı inanırdınız? Yoksa bugün eski ortakları tarafından tukaka edilmiş olan hakim/savcı takımının bir zamanlar binlerce kişinin hayatını karartmak için kullandıkları “hayatın olağan akışına aykırı” argümanına mı dayanırdınız?

Hakim Thokozile Matilda bugün açıkladığı kararında suçun cinayet değil taksirle adam öldürme olduğuna karar verdi. Yani Pistorious banyo kapısına ateş ederken arkasında kız arkadaşının olduğunu bilmediği savunmasına inanmış. (Kimse hakime dememiş mi, hırsız öldürmek cinayet sayılmıyorsa bizim buralar karışır?)

Peki bütün bu öykünün bizim Pazarlardan Haberler ile ne ilgisi var? İlki, kararın hem yetersizliği hem de erkeğin kadına şiddetini bir kez daha bu şekilde onaması sabah sabah beni rahatsız etti. Neden bir tane de ünlü kadın erkek partnerini öldürdükten sonra böyle aklanmalara layık görülmedi? (Çünkü öyle bir cinayet daha işlenmedi).

İkincisi de Rekabet Kurulu önündeki sözlü savunmalarda çokça dile getirdiğim “rekabet soruşturmalarında ispat standardının çok düştüğü” konusundaki eleştirime adeta, “Al sana! Böyle mi olsun istiyorsun?! şeklinde bir yanıta benzetmem.

Yine de, ceza verilmeden önce masum olunmadığı ispat edilsin, derim. Oscar, sen üstüne alınma!

 

 

Doğu Anadolu Çimento Soruşturması Tamamlandı

Rekabet Kurulu kararının sonucu ne?

Rekabet Kurulu 16.12.2010 tarihinde Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile Adana ve Doğu Karadeniz bölümlerinde çimento sektöründe faaliyet gösteren bazı teşebbüsler hakkında soruşturma açmıştı. Hatta soruşturmanın son ayağı olan sözlü savunma geçtiğimiz hafta yapılmış, Adana ve Mardin Çimento’yu ACTECON’dan Ali Ilıcak, Şahin Ardıyok ve Bahadır Balkı savunmuştu. Kurul, dün internet sitesinde yayınladığı bir duyuru ile soruşturmanın tamamlandığını açıkladı.

Alınan karar sonucunda Kurul, teşebbüslerin yıllık gayrı safi gelirlerinin takdiren %2’si oranında olmak üzere:

–        Adana Çimento’ya 4.959.857,04 TL

–        Çimko Çimento’ya 3.376.238,67 TL

–        Çimsa Çimento’ya 7.758.016,08 TL

–        Kars Çimento’ya 1.120.842,98 TL

–        KÇS Kahramanmaraş Çimento’ya 2.957.990,69 TL

–        Mardin Çimento’ya ise 2.502.165,95 TL idari para cezası verdi.

Soruşturma kapsamında yer alan diğer teşebbüslere ise yıllık gayrı safi gelirlerinin takdiren %3’ü oranında olmak üzere:

–        Aşkale Çimento’ya 10.745.776,24 TL

–        Elazığ Altınova Çimento’ya 2.902.958,76 TL

–        Limak Çimento’ya 10.283.220,47 TL

–        Yurt Çimento’ya 2.557.954,55 TL idari para cezası verilmesine karar verildi.

12 Kızgın Adam damgasını vurdu

Otomotiv soruşturmasının son ayağı da tamam!

Rekabet Kurumu’nun otomotiv üreticisi ve dağıtıcısı 23 teşebbüs hakkında yürütmekte olduğu rekabet soruşturması kapsamında, soruşturmanın karardan önceki son ayağı olan sözlü savunma toplantısı Rekabet Kurumu’nun Ankara, Bilkent’teki binasında yapıldı.

Rekabet Kurulu nihai kararını vermeden önce, hakkında soruşturma yürtülen tüm teşebbüsleri ve bunların temsilcilerini dinledi. ACTECON yetkilileri de Renault Mais, Doğuş Otomotiv, ALJ ve ISOTO’yu temsilen savunmalarını yaptılar. Daha önceden görülmemiş bir biçimde salonda 12 Kızgın Adam adlı filmden bir parça göstererek delil ile iddia arasındaki ilişkinin sağlam olması gerektiğine vurgu yapan Şahin Ardıyok ertesi günün gazetelerinde yer aldı.

Konu ile ilgili Hürriyet Gazetesi’nin internet sayfasında yer alan habere buradan erişebilirsiniz.

Konu ile ilgili Radikal Gazetesi’nin internet sayfasında yer alan habere buradan erişebilirsiniz.

Konu ile ilgili Zaman Gazetesi’nin internet sayfasında yer alan habere buradan erişebilirsiniz.

Konu ile ilgili Star Gazetesi’nin internet sayfasında yer alan habere buradan erişebilirsiniz.

İlk raund bankaların

Rekabet Kurumu’nun bankacılar soruşturması!

Rekabet Kurulu medyada hiç bu kadar sık telaffuz edilmemişti. Bankaların maaş promosyonu vermemeye ilişkin yaptıkları “centilmenlik anlaşması”nın tespit edilmesi üzerine başlatılan soruşturmanın sözlü savunma toplantısının tarihi bir ay önceden Rekabet Kurumu’nun internet sitesinden ilan edilmiş olmasına rağmen, basın son saniyeye kadar konuya ilgisiz kaldı. Savunma günü banka genel müdürlerinden bazılarının bu soruşturma yüzünden itibarının iki paralık olduğunu, borsanın düşeceğini ve ülkeden sermaye çıkışı olacağını, bazılarınınsa kesilecek cezaları müşterilere yansıtacaklarını ifade etmesi, Kurul’u ceza kesmekten geri durdurmamış gibi görünüyor.

Ancak kesilen toplam 73 milyon TL’lik ceza sadece piyasada yapılan tahminlerin değil, centilmenlik anlaşması nedeniyle müşterilere verilmediği raportörler tarafından tespit edilen rakamların da altında kaldığı söyleniyor.

Sözlü savunmada firmaların çok sık başvurduğu bir diskur, aslında içinde oldukları piyasanın nasıl bir savaş meydanı olduğudur. Dışarıdan bakıldığında görünen bu manzaranın aslını anlamak için, bütün dünyada rekabet kurumları en gizli yazışmalara, en özel elektronik ortamlara girme yetkisi ile donanmışlardır. Bu sayede elde edilen e-posta kayıtları, firmaların dost mu düşman mı olduklarını; “etik”, “istikrar”, “güven”, “haksız rekabet” gibi lafızların gerisinde rekabet etmeme üzerine yapılmış bir anlaşma olup olmadığını ortaya çıkarmak için kullanılır. Firmalar da ya ortaya çıkarılan delillerin niteliğini sorgular, olayların aslında tespit edilenden farklı amaç ve etkilere olduğunu rakamların da yardımı ile ispatlamaya çalışır ya da bankacıların yaptığı gibi “siyasi savunma” yapar. 12 Eylül ve sonrasında yargılanan sol tutukluların başvurduğu yönteme benzeterek adlandırdığım bu taktik, “Mahkemenizin otoritesini tanımıyorum. Sizin ve kanunlarınızın adalet anlayışıyla benimki bir değil” söyleminden çok da farklı olmayarak, olgulara, hukuka ve işin iktisadına hiç değinmeden, hamasete, hayata geçtiği kendinden menkul bir rekabet fikrinin ifadesine dayanır.

Bu tarzın ortaya çıkışına şaşırmamak lazım. Çünkü Rekabet Kurulu’nun BDDK’nın varlığına rağmen bahçelerine, evlerine girmesine benzer bir durumla geçmişte telekomünikasyon endüstrisinin büyük oyuncuları da karşı karşıya kaldı. Çok kısa süre önce Özelleştirme İdaresi ve EPDK’nın itirazlarına rağmen Rekabet Kurumu Kazancı-Çukurova işbirliğinin elektrik ve doğalgaz dağıtımı ile ilgili kazandığı ihalelerde oyunun gidişatını değiştirdi. Rekabet Kurumu son kararı ile serbest piyasa ekonomisi ve bu ekonomi içinde devletin rolü ile ilgili dışarıda çok bilinen, fakat bizim yeni yeni anlamaya başladığımız şu hususu gözler önüne serdi: BDDK ve diğer düzenleyicilerle benim rolüm farklıdır, Rekabet Kurulu bu düzenleyicilerin çerçevelediği alan içinde rekabet serbest bırakılmışsa orada kendi kurallarının çiğnenmesine izin vermez. Bir başka ifade ile sektör değil, piyasalar düzenlenir, bir piyasa düzenlenmemişse  orada rekabet kuralları diğer rekabete açık piyasalarda olduğu gibi uygulanır.

Centilmenlik anlaşmasının amacı, niteliği ve etkilerinin soruşturma sürecinde tartışılmış olması nedeniyle başta borsa oyuncuları nezdinde çıkacak toplam cezanın milyar TL mertebelerinde olması beklenirken çok ucuz atlatılmış olması, sözlü savunma günü içerideki gergin havanın dışarıya yansıması sonucunda hisselerde bir anda yaşanan %6′lık değer kaybını geri döndürmeye başladı bile. Bütün bu toz dumandan geriye akılda bir tek soru kaldı: Bankacılar rekabetin ne demek olduğunu anladı mı?

Sağlık sektörüne yakın markaj: Diyaliz endüstrisi de ceza alanlar kervanına katıldı

Rekabet Kurulu’nun diyaliz cihazları ve sarf malzemeleri soruşturması tamamlandı.

Rekabet Kurulu’nun diyaliz cihazları ve sarf malzemelerinde faaliyet gösteren teşebbüslerin, özellikle kamu alımlarına yönelik olarak ihalelerin paylaşılmasını amaçlayan bir anlaşma yaptıkları iddiasıyla 2009 yılının Haziran ayında başlattığı soruşturma, 2010’un son günlerinde tamamlandı.

ACTECON’un soruşturmaya taraf olan teşebbüslerden Renka Sağlık Hizmetleri’ni temsil ettiği soruşturmada, sektörün lider firması Fresenius, Gambrotürk ve Fresenius’un bayisi Ece Tıbbi, 2009 yılı cirolarının %3’ü oranında para cezası alırken, Sasan %1,2, Renka ise %1,8 oranında para cezalarına çarptırıldı.

Sağlık sektörü ve özellikle kamu hastanelerinin ilaç ve tıbbi malzeme alımlarına yönelik ihalelerine ilişkin iddialar, Rekabet Kurumu’nun kuruluşundan beri en çok ses getiren cezaların uygulandığı sektörler arasında. Diyaliz cihazları ve sarf malzemelerinden önce, tıbbi gaz, ameliyat ipliği, kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar, kalp pili ve stent gibi sektörler de Rekabet Kurumu tarafından soruşturmaya tabi tutulmuş ve kayda değer para cezaları uygulanmıştı. Bunda şüphesiz devletin zarara uğraması kadar, “sağlık” gibi diğer endüstrilere nazaran daha hassas bir alanın söz konusu olması da büyük paya sahip.

Devletin kamu ihalelerinde etkin bir rekabet ortamının sağlanamaması sebebiyle uğradığı zararların, sadece teşebbüslere kesilen cezalarla telafi edilemeyeceği şüphesiz. Nitekim Rekabet Kurulu’nun pek çok kararında, ihalelerde etkin rekabet ortamının tesis edilmesi amacıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına görüş yazısı gönderilmesine yönelik ifadeler yer alıyor.  Bu kapsamda son olarak, Rekabet Kurumu ile Kamu İhale Kurumu arasında 2009 yılının Ekim ayında imzalanan İşbirliği Protokolü de, devletin, başta sağlık sektörü olmak üzere kamu alımlarında yeterli rekabet düzeyine ulaşılmaması sebebiyle uğranılan zararı önlemeye yönelik aktif mücadele araçlarından biri olarak kabul ediliyor.