AB Komisyonu’nun e-ticaret sektör araştırmasına dair ön raporu

Emin Köksal, e-ticaret hakkındaki ön raporda yer alan tespitleri özetliyor.

AB Komisyonu, 6 Mayıs 2015’te Dijital Tek Pazar Stratejisi’nin bir parçası olarak e-ticaret sektör araştırmasını başlatmıştı. 15 Eylül 2016’da da bu sektör araştırmasının başlangıç bulgularına dair Ön Raporu’nu sundu. Raporun açıklandığı gün Komisyon’un Rekabet Temsilcisi Margrethe Vestager, yaptığı açıklamada bir yandan şirketlerin online satış stratejilerini belirleme özgürlüğü olduğunu söylerken, öte yandan da rekabet otoritelerinin bu stratejilerin rekabet hukukuna uygun olup olmadığını kontrol etmesi gerekliliğine işaret etti. Vestager ayrıca, şirketlerin dağıtım anlaşmalarını gözden geçirirken Raporu dikkate almalarını istedi.

european_union_cross_border_sales-680x307Rapor, sektör araştırmasından elde edilen bilgiler ışığında hem pazarlardaki eğilimleri ortaya koyuyor hem de olası rekabet ihlali endişelerine dikkat çekiyor. Komisyon, bu Rapor ile ortaya çıkarılan veriler temelinde paydaşlar ile bir görüş alışverişi ortamını da tetiklemeyi hedefliyor. Hali hazırda, paydaşlara rapordaki bulgulara dair görüşlerini belirtmek üzere iki ay gibi bir süre tanıyor.

Sektör araştırması süresince Komisyon, online tüketici ürünü ve dijital içerik pazarlarında faaliyet gösteren 1.800’den fazla şirket ile temasa geçip, 8.000’den fazla dağıtım sözleşmesini incelemiş. Bulgular e-ticaretin, özellikle yarattığı şeffaflık ile fiyat rekabetini güçlendirdiğini ve tüketicilerin seçeneklerini arttırıp kendileri için en iyi teklifleri bulmalarına yardımcı olduğunu ortaya koyuyor. Beklendiği gibi Rapor, rekabeti kısıtlama potansiyeli olan bazı uygulamaları da dikkat çekiyor.

Tüketici ürünlerinin online satışı konusunda, perakendeciler arasındaki rekabet için fiyatın temel parametre olduğu söylenirken, üreticiler açısından temel parametrelerin ürünün kalitesi ve marka imajı olduğu belirtiliyor. Bu sebeple üreticiler ürünlerinin dağıtımını ve markalarının konumunu kontrol edebilecekleri uygulamaları adapte etmeye çalışıyorlar. Satışların sadece izin verilen satıcılar tarafından satılması prensibine dayanan seçici dağıtım sistemleri ise, Rapor’da önemli bir yer tutuyor. Buna ek olarak, üreticilerin sözleşmeye dayalı diğer başka kısıtlamaları da artan bir şekilde dağıtım anlaşmalarına dahil ettiklerine dikkat çekiliyor. Rapor’daki önemli tespitlerden bir tanesi de, sektör araştırması çerçevesinde ortaya çıkan bulguları dikkate alarak, Komisyon’un dağıtım anlaşmalarındaki online satılışları  kısıtlayan maddeleri daha yakından inceleme ihtiyacı duyacağı yönünde.

Öte yandan Rapor, yeniden satış fiyatının tespiti uygulamasının hem üreticiler hem de perakendeciler açısından artan online fiyat rekabetinden korunmak için uygulanabildiğini ortaya koyuyor. Minimum satış fiyatını gözleyebilen üretici ve perakendeciler fiyat rekabetinin etkisini minimize edebiliyorlar. Böylelikle, üreticiler hem ürünleri için toptan satış fiyatını hem de  perakendecilerin umduğu kar marjını koruyabiliyorlar. Bununla birlikte Rapor, çeşitli yazılımlar yoluyla fiyatlar konusundaki artan şeffaflığa da dikkat çekiyor ve bu durumun teşebbüslerin birlikte fiyat belirlemesini kolaylaştırdığını söylüyor.

Dijital içerik açısından ise, içerik sağlayıcılar için olan hakların ve koşulların bu alandaki rekabetin temel itici gücü olduğu belirtiliyor. Fakat, Rapor’da da dile getirildiği üzere, online içeriğin dağıtımı konusundaki hakların lisanslama yoluyla kullanılabilmesi yönünde henüz kayda değer bir dönüşüm yaşanmış değil. Halihazırdaki fikri mülkiyet haklarına dair lisanslanma anlaşmalarının ise, oldukça karmaşık ve çoğunlukla dışlayıcı olduğu tespiti yapılıyor.

Sözleşmelerdeki  coğrafi kısıtlamalar açısından ise, online dijital içerik sağlayıcıların çoğunluğunun diğer üye ülkelerden erişimi engelleyen “geo-blocking” uygulamalarını kullandıkları belirtiliyor.

Son olarak Rapor’a göre, lisanslamaya dair hangi uygulamaların rekabeti kısıtladığına karar verilmesi Komisyon’un söz konusu ürünlerin özelliklerini dikkate alarak olay bazında yapacağı incelemeler sonucunda netleşebilecek.

Komisyon’un Rapor’un nihai halini 2017’nin ilk çeyreğinde yayınlanması bekleniyor.

Emin Köksal

EminKoksal.com
@EminKoksal


[Photo credit: Got Credit]

Avustralya’da rekabet hukuku esintisi

Uluslararası Rekabet Ağı (ICN)’in her yıl gerçekleştirdiği konferans geçtiğimiz hafta Avustralya’nın Sydney kentinde yapıldı. ICN’in kurucu üyelerinden Avustralya Rekabet Otoritesi (ACCC) tarafından düzenlenen konferansa pek çok ülkenin rekabet otoritelerinden temsilciler yanı sıra özel sektörden de pek çok değerli yetkili katıldı. ICN’in çalışma grubu tarafından düzenlenen oturum ve panellerde, kartel ve pişmanlık başvurularından rekabet soruşturmalarında yürütülen etkinlik analizleri ve kullanılan ekonomik analizlere rekabet gündeminde bulunan pek çok konu tartışıldı. Hızlı gelişen pazarlar ve online ortamda karşılaşılan rekabet ihlalleri özelinde panellerin düzenlendiği konferansa Türkiye’den Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı ortaklarından Şahin Ardıyok beraberinde 3 temsilci daha konuşmacı olarak katıldı.

Şahin Ardıyok, “Pişmanlık Başvurusu Haricinde Kartel Soruşturmalarında Kullanılan Yöntemler” adlı panelde sunumunu rekabete aykırı anlaşmaların tanımlanmasında ekonomik analizin yeri ve normatif açıdan etkinlik tartışmaları üzerine gerçekleştirdi. Amaç ve delil arasındaki etkinin ve pişmanlık başvurularına bağlı kalmadan elde edilen delillerin ekonomik analizinin önemini irdeleyen Ardıyok, delillerin etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamak için şikâyetçilerin şeffaf bir şekilde bilgilendirilerek motive edilmesi gerektiğini, pazarların proaktif ekonomik gereçler ile önceliklendirilmesi gerektiğini dile getirirken ihlallerin belirlenmesi ve soruşturmaların belirli bir yapıya oturtulmasının önemini vurguladı. Ardıyok,  konuşmasında şikâyetler, pazar araştırmaları, pazar gözlemleri, sektör denetlemeleri, içtihat analizleri gibi pişmanlık haricinde delil toplamada etkili olan gereçlerin doğru bir şekilde kullanılmasının pişmanlık başvurularını da tetikleyeceğine değindi.

Etkinlik analizlerinin etkili hale getirilmesinin tartışıldığı panele Rekabet Kurulu’ndan Ali Arıöz ve ACTECON’dan Fevzi Toksoy konuşmacı olarak katılırken ELİG’den Gönenç Gürkaynak da konuşmasında uzlaşma ve pişmanlık başvurularında uluslararası işbirliğini ele aldı.

29 Nisan – 1 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşen konferansta rekabet gelişmeleri ve kurallarına yönelik uluslararası işbirliği, ICN’in rekabet otoriteleri, diğer uluslararası kuruluşlar ve özel sektör ile etkileşimi yanı sıra etik kuralları, adillik ilkesinin üstünlüğü, yolsuzluk ile mücadele gibi konular da tartışıldı.

Motorlu taşıtlar sektör araştırması raporu yayınlandı

Rekabet Kurumu motorlu satışlara yönelik araştırmasını tamamladı. Ceren Üstünel, rapordan ve yeni düzenlemeye etkisinden bahsediyor.

Rekabet Kurumu’nun 2011’de başlattığı motorlu taşıtlar sektör araştırması nihayet sonlandırıldı ve hazırlanan nihai rapor, bugün Kurum’un resmi internet sitesinde yayınlandı.

arabalarRapor önemli, zira Avrupa Birliği’nde 461/2010 sayılı Tüzük’ün yayınlanması ile birlikte özellikle dağıtım ağı bakımından sağlayıcı yararına olacak şekilde birçok yeni düzenleme getirmiş ve bu durum haliyle bizde de acaba yeni bir Motorlu Taşıtlar Tebliği çıkarılacak mı merakını uyandırmıştı. Birçok sağlayıcı firmanın mevcut Motorlu Taşıtlar Tebliği’ne uygun olarak 2010 yılında imzaladıkları beş yıllık bayilik sözleşmelerinin yakın bir zamanda sonlanacak olması da bu merakı artıran unsurlardan biri olmuştu. Rapor’u daha detaylı inceleyeceğiz elbet, ama önemli tespit, motorlu taşıt satış pazarının rekabetçi bir görünüm çizerken Tebliğ sonrası dönemde satış sonrası hizmetler pazarının daha rekabetçi bir yapıya yönelmemesi.

Rekabet Kurumu bünyesindeki ilk Motorlu Taşıtlar Tebliği’ni kaleme alanlardan biri olarak eski Rekabet Kurumu Uzmanı Ali Ilıcak da, konuyu Avrupa Birliği’nde yaşandığı şekliyle asıl sorunun satış sonrası hizmetler pazarında olduğuna vurgu yaparak değerlendiriyor. Yani artık satış pazarını biraz daha serbest bırakmak ve fakat satış sonrası pazara yönelmek gerektiğinden 461/2010 sayılı Tüzük’e paralel yeni bir Tebliğ’in çıkarılması çok büyük bir olasılık.

Rapor’a buradan ulaşabilirsiniz.

HTM Perakendeciliği Raporu Yayımlandı

Hızlı tüketim malları perakendeciliği sektörüne yönelik araştırma tamamlandı.

Rekabet Kurumu’nun yürüttüğü kapsamlı sektör araştırmalarından biri olan hızlı tüketim malları perakendeciliği sektörüne yönelik araştırma tamamlandı.

2011’de Ön Rapor’da genel olarak,

  • HTM içinde organize perakendenin payının arttığı,
  • Yoğunlaşma oranlarının Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığında hâlâ düşük olduğu,
  • Perakendecilerin alıcı güçlerini orantısız olarak tedarikçilere yansıttıklarına yönelik ön bulgular elde edildiği
gibi tespitler yapılmış ve yoğunlaşmaların bildirilmesine yönelik ciro eşiklerinin bu sektörle sınırlı olmak üzere düşürülmesi, ombudsmanlık sisteminin hayata geçirilmesi, tedarikçi-perakendeci anlaşmalarının Rekabet Kurumu’na yıllık olarak gönderilmesi gibi çözüm önerilerine yer verilmişti.

Şimdi ise Nihai Rapor hazırlandı ve Salı günü KTO Üniversitesi’nde düzenlenen Rekabet Hukuku ve İktisadında Güncel Gelişmeler Sempozyumu’nda Başkan tarafından açıklandı. Biz de bu açıklamaları Rekabet Hukuku Dünyası’nda sizlerle paylaşmıştık. Dün yayımlanan Nihai Rapor’a yönelik değerlendirmeleri de yakında paylaşmaya devam edeceğiz…

Özel sektör gözlüğünden, Rekabet Kurumu Başkanı Nurettin Kaldırımcı’nın Global Competition Review ile Röportajı

Prof. Dr. Nurettin Kaldırımcı’nın röportajı hakkında değerlendirmeler.

Prof. Dr. Nurettin Kaldırımcı’nın basına yansıyan yönünü şimdiye kadar hep Türk Ekonomi basınının rekabet konularındaki bilgi birikimi ile doğru orantılı gördük. Fakat bu röportajda Rekabet Kurumu Başkanı sayın Kaldırımcı’nın yani rekabet hukuku alanındaki en yüksek dereceli devlet görevlisinin bu konuda uzman bir yayında dile getirdikleri ile karşı karşıyayız.

Kaldırımcı 28 Şubat 2012 tarihinde gerçekleşen görüşmede rekabet hukuku alanında dünyanın saygın yayını Global Competition Review’den Faaez Samadi’nin sorularını yanıtlıyor. Geçtiğimiz hafta Lizbon’da katıldığım Uluslararası Barolar Birliği’nin “İletişim ve Rekabet Hukuku Konferansı”nda bir şans eseri Samadi ile tanışma ve Türkiye’de futbolda şike konusunun yanında bu röportajı değerlendirme fırsatı da buldum.

Ben tabi ki Rekabet Kurumu’nun web sitesinde yer verilen röportaja burada aynen yer vermeyeceğim. Sadece aklıma takılan “Başkan’ın cümlelerinin arkasında neler var? Bunlar rekabet kurallarının muhatapları için neler ifade ediyor?” sorularını kısaca analiz edeceğim.

Kaldırımcı’nın rekabet hukukunun Türkiye’deki gelişimi ve bugününe ilişkin soruya verdiği cevapta, Rekabet Kurumu’nun bizlerin de takip ettiği kadarıyla gelişmiş ülkelerdeki rekabet otoritelerinden geri kalır tarafı olmadığının izlerini görüyoruz. Soruyla çok doğrudan ilişkisi olmasa da Başkan’ın Rekabet Savunuculuğuna yaptığı vurgunun, Rekabet Kurumu’nun halihazırda devletin diğer kuruluşlarının yaptığı bir takım işlemlerin Kurum’un etkinliğini törpülediği ve genel bir rahatsızlığın olduğu anlaşılıyor.

Başkan Rekabet Kurumu’nun öncelikleri arasında da yurtdışına paralel olarak kartellerle mücadeleyi ilk sıraya koyup yine rekabet savunuculuğu rolüne vurgu yapıyor. Ardından perakende alışveriş, ilaç ve doğalgaz sektörlerine ilişkin sektör araştırmaları ile aslında uzun süredir arzu edilen şikayetler üzerine harekete geçen reaktif kamu kurumu profilinden proaktif kurum profiline geçişin izlerini sunuyor. Tabi bu izlerin derin olabilmesi sektör araştırmalarının sonrasında neler olacağına bağlı. AB Komisyonu’nun sektör araştırmalarında gördüğümüz, sorunların tespiti halinde yeni direktiflerin hatta ciddi soruşturmalarının Türkiye’de olması halinde, o sektörde faaliyet gösteren firmaların hayatları önümüzdeki günlerde değişecek demektir.

Sayın Kaldırımcı’nın bankacılık sektörüne yönelik soruşturmanın Rekabet Kurumu’nun bilinirliğini ve popülaritesini artırdığı tespitine katılmamak mümkün değil. Başkan’ın BDDK’nın yasal olarak arka bahçesi olan bu sektörde rekabet hukuku uygulamalarına ilişkin herhangi bir şüphesinin olmaması, bankacılıkla ilgili devam eden soruşturmanın da önemli yankılar yaratacağının bir işareti olarak görülebilir.

Başkan’ın 4054 sayılı Kanun’un değişiklik taslağı ile ilgili “6 ay içinde yasalaşmasını ümit ediyoruz”, ifadesi de tabi ki, değişikliğin kapsamı irdelenerek analiz edilmeli. Öyle anlaşılıyor ki, taslağın kamuoyu görüşüne açılan hali üzerinde bazı değişiklikler olmuş. Nurettin Bey, taslağın Rekabet Kurumu’nun etkinliğini artıracağına vurgu yaptıktan sonra, organizasyon alanında tanınmış bir akademisyen olarak Kurum Başkanı’nın yetkileri ile ilgili değişikliklerden bahsediyor. Öyle anlaşılıyor ki, taslağın yasalaşması halinde Rekabet Kurulu üyelerinin artık mesailerinin tamamını mesleki kararlara yoğunlaştırması, karar gerekçelerinin ve karşı oyların daha da nitelikle hale gelmesi söz konusu olacak.

Başkan’ın bahsettiği en önemli değişiklik İdare Hukukçularını oldukça meşgul edeceğe benziyor. Bu değişiklik önerisi ile Rekabet Kurulu, devletin diğer kuruluşlarının rekabet kurallarına aykırı düşen düzenlemeleri ve işlemleri ile ilgili iptal davası açmak için menfaat sahibi kabul edilecek. De Minimis kuralının getirilmesi ile kuyumcular, dalgıç kursları gibi genel ekonomiye etkisi sınırlı soruşturmalar açılmayacak; fakat bu mikro pazarlarda oluşan haksızlıkların özel hukuk mahkemeleri aracılığıyla ne ölçüde çözüme kavuşturulacağı belirsiz. Birleşme devralmalarda nihai inceleme sürecinin rekabet soruşturmaları ile olan paralelliğinin kaldırılması, daha kısa 2. faz inceleme demek ama, bu durumda daha fazla 2. faz inceleme görme ihtimalimiz yüksek. Dolayısıyla yatırım bankaları, fonlar ve hukuk büroları için Rekabet Kurumu’ndan izin alma süreci daha kritik hale gelebilir ve rekabet konusu işlemin sonunda tamamlanması gereken bir usul olarak değil, taraflar arasında müzakereler başlarken konuşulacak ilk etap konular arasına girebilir. Rekabet Kurumu’nun yetkilerini güçlendiren, yerinde incelemelerde 3 güne kadar ilgili yeri mühürleme yetkisi veren, bilgi teknolojilerinin kullanımını artıran değişiklikler ise yine Başkan’ın geçen yılki mektubu ile firmalarca başlatılan rekabet uyum programı girişimlerini artıracak gelişmeler.

Başkan’ın rekabet hukukunun özel hukuk alanındaki sonuçları yani tazminat davaları ile ilgili verdiği bilgiler ise gerçekten iç karartıcı. Kanun’un çıkışından bu yana 18 yıl geçmesine rağmen henüz tek bir tazminat davasının sonuçlanmamış olması rekabet hukukçuları için kabul edilemez bir gerçek. Bizim de teknik olarak destek verdiğimiz birkaç davada Mahkemelerin Rekabet Kurulu kararının Danıştay önünde kesinleşmesini bekletici mesele kabul etmeleri, bu nedenle yargılamanın 5-8 yıla yayılması böyle bir dava açmayı anlamsız kılıyor. Dahası son dönemde dava zamanaşımının şikayet başvurusu ile beraber başlayacağının kabul edilmesi, bu sürenin Rekabet Kurulu’nun soruşturması ile beraber 10 yılın üzerine çıkması demek. Dolayısıyla Başkan’ın da işaret ettiği gibi bu sorunlar (bekletici mesele, zamanaşımı) çözülmeden rekabet ihlali yoluyla elde edilen sebepsiz zenginleşmenin tam olarak giderilmesi mümkün değil. Buradaki ataleti bence giderecek olan şey, AB üyelik sürecinin tekrar alevlenmesi halinde AB’nin özel hukuk davalarını kolaylaştıracak direktifini bu yıl içinde çıkarması. Çünkü bu direktifin çıkarılması demek, Türkiye’nin buna uygun olarak mevzuatını elden geçirmesi demek.

Mülakatı yapan GCR muhabirinin dersini çalıştığını, Türkiye’de Rekabet Kurumu ile ilgili Bakanlığın yetkilerinin genişletilmesi konulu sorusundan anlıyoruz. Regülasyon Teorisinin kurucusu Prof. Sam Peltzman’ın bir öğrencisi olarak Rekabet Kurumu Başkanı’nın bu soruya vereceği cevabı kolaylıkla tahmin edebiliyorum. Dünya’da da çözümü tam olarak bulunamamış, politik süreçler rekabet hukuku uygulamasına ne ölçüde tesir etmeli sorunu burada karşımızda. ABD’de Adalet Bakanlığı teşkilatı altında çalışan Rekabet Otoritesi’nin etkin olmadığı nasıl söylenemez ve politik meşruiyet kaygısı olmayan bir rekabet otoritesinin kendi etkinliğini sorgulayıp sorgulamayacağı konusunda da şüphe duymamak olası değil ise, bazı ICN üyesi ülkelerdeki kararları Bakan tarafından onaylanan rekabet otoritelerinin iyi örnek olduğu da kabul edilemez. Bu noktada keşke Posner, Easterbrook gibi Rekabet Hukuku doktrineri yargıçların yer aldığı temyiz mahkemeleri, Danıştay’ın aksine işin usulünden çok esası üzerinde kafa yoran Avrupa Adalet Divanı gibi mahkemeler bizde de olsa diyoruz.

Son söz olarak Başkan’ın samimi ve içeriği bizleri aydınlatan bu röportajından mutluluk duyduğumuzu belirtelim. Bizce GCR ile Rekabet Kurumu arasındaki etkileşimdeki bir sonraki adım, otoritemizin “Yılın Otoritesi Ödülü” (GCR Agency of the Year Award) için yarışması olmalı.

Bakım Ücretleri İncelemede, Sıradaki Sektör e-Tic@ret

Otorite, ücretlerdeki yüksek artışla ilgili sektör araştırması başlattı.

Otomobil bakım ücretlerindeki yükselişe Fransız Rekabet Otoritesi’nden tepki… Otorite, ücretlerdeki yüksek artışla ilgili sektör araştırması başlattı.

Açıklamaya göre, 90’ların sonundan itibaren otomobil bakım ve onarım ücretleri %35 oranında arttı.

Bu oran ilgili dönemdeki enflasyonun 2.5 katı. Araştırmaya neden olan fiyat artışları konusunda diğer ilgi çekici nokta ise, bu dönemde yeni araç fiyatlarındaki  %8’lik artışa karşın, yedek parça fiyatlarındaki artışın %30’lara varmış olması.

Mercek altına alınan konular ise şöyle:

  1. Yedek parçaya ve teknik bilgiye ulaşım imkanı,
  2. Bunun, bağımsız ve yetkili tamirciler arasındaki rekabete etkisi.
  3. Bir de araçların camları ya da farları gibi görünür yedek parçaların durumları var. Her ne kadar herhangi bir üretici ya da distribütör yedek parça üretip satabilecekse de, bazı ülkelerde fikri mülkiyet haklarından kaynaklanan kısıtlamalarla buna istisna getirebiliyor. Fransa da bu ülkelerden biri… İşte Otoritenin incelemesine kattığı üçüncü kalem ise, bu korumanın satış fiyatına, kullanılabilirliğe ve inovasyona etkileri olacak.

Bir diğer sektör araştırması ise elektronik ticarete yöneliyor. Nedeni ise sektörün önemli orandaki gelişimi…

2010 yılında ekektronik ticaret hacmi 2009 yılına göre %24 artışla 31 milyar Avro ve 28 milyon kullanıcıya ulaştı. Elektronik ticaretin en aktif olarak kullanıldığı sektörler ise turizm, ev elektroniği, gıda ve giyim oldu. Bu konuda Otorite’nin ilgi alanı yine 3 noktada:

  1. Elektronik ticaretin geleneksel dağıtım kanalları üzerinde etkisi,
  2. Üretici ve dağıtıcıların, bu yeni tip dağıtım konusundaki tutumları,
  3. Aracıların ticarete etkileri.

RK’dan Hızlı Tüketim Raporu

Rekabet Kurumu, Hızlı Tüketim ürünleri perakende sektörü hakkında yürüttüğü çalışmalarının ilk bölümünü tamamladı.

Rekabet Kurumu, Hızlı Tüketim ürünleri perakende sektörü hakkında yürüttüğü çalışmalarının ilk bölümünü tamamlayarak sonuçları bir önaraştırma raporuyla kamuoyuna duyurdu.

Yaklaşık bir yıldır devam eden çalışmanın ilk aşaması olan bu ön rapor, hızlı tüketim ürünleri perakendeciliğindeki rekabet koşullarını ve pazarın yapısını inceliyor. Pazardan elde edilen veriler ışığında perakendeci ile tedarikçi ilişkisi arasındaki muhtemel sorunların incelendiği raporda, birçok yabancı ülkenin hızlı tüketim perakende sektörü de mercek altına alınarak karşılaştırmalı bir analiz sunulmuş.

Raporun iki bölümünden ilkinde “Raporun Önerileri” bulunuyor. Bu bölümde Kurum tarafından tartışmaya açılan konular şöyle:

  • Hızlı Tüketim Ürünleri Perakendiciliği özelinde yoğunlaşma bildirilmesine yönelik ciro eşiklerinin düşürülmesi
  • Davranış kodu ve ombudsmanlık sisteminin hayata geçirilmesi
  • Tedarikçi-Perakendeci anlaşmalarının Rekabet Kurumuna yıllık olarak gönderilmesi

Raporun ikinci bölümünde de sektör hakkındaki çalışmalar sonucu elde edilen ön bulgulara yer verilmiş. Bunların bazılarını kısaca sıralamak gerekirse:

  • Hızlı tüketim ürünleri içinde, organize perakendenin payı artmaktadır. 2000 yılında %30 olan bu pay, 2009 yılı itibariyle %43’e ulaşırken, indirim mağazacılığı bu artışta başı çekmektedir. Örneğin BİM, Migros’u geçerek 2009 yılında pazar lideri olmuştur.
  • Türkiye’de bölgesel/yerel perakendecilik, organize perakende içinde payını arttırmaktadır. Son iki yılda bölgesel/yerel perakendeciler, mağaza sayısı ve toplam satış alanı bakımından %50 büyümüşlerdir.
  • Türkiye’deki hızlı tüketim perakendeciliğinde yoğunlaşma oranları Avrupa ülkelerine nazaran çok düşüktür. En büyük dört perakendecinin toplam pazar payları (CR4) Türkiye’de %14 seviyesindeyken, bu değer İsveç için %91, İngiltere için %68, Almanya için ise %67’dir. Öte yandan, Türkiye’de bazı illerde yoğunlaşma oranları ortalamanın çok üzerindedir. Ege Bölgesi ve İzmir’de bu değerler sırasıyla %22 ve %34’tür.
  • Özel markalı ürünler (private label) kategori olarak büyümelerine rağmen, toplam satış içindeki oranları hala düşüktür.

İlk bölümü 11 Mart 2011 tarihinde yayınlanan bu Ön Araştırma Raporu ile tamamlanan çalışmalar, önümüzdeki günlerde geniş bir özet olarak Rekabet Kurumu internet sayfasında yayımlanacak. Araştırmanın ikinci aşamasında ise tedarikçilere yönelik saha çalışması ve Türkiye için model olabilecek uygun ülke uygulamaları üzerine yoğunlaşılacağı ifade edildi.

Sürücü Kursları’na Sektör Araştırması

Birçok ülke tarafından uygulanan ve rekabet politikası aracı olarak görülen sektör raporları Türkiye tarafından da uygulanmaya başladı.

Birçok ülke tarafından uygulanan ve rekabet politikası aracı olarak görülen sektör raporları Türkiye tarafından da uygulanmaya başladı. Rekabet Kurumu 4. Daire Başkanlığı tarafından motorlu taşıt sürücü adaylarına yönelik özel öğretim hizmetleri pazarında yaygın bir şekilde ortaya çıkan rekabet ihlallerinin önlenmesine yönelik olarak “Sektör Araştırması Raporu” hazırlandı.

Raporda öncelikle ilgili mevzuat ve kuruluşlar incelenerek, Türkiye ve dünyadaki sürücü eğitimi sistemlerinin karşılaştırması yapıldı ve sektörde arz fazlasının ve sağlıksız piyasa koşullarının etkili olduğu belirtildi. Rekabet Kurumu ayrıca, motorlu taşıt sürücü kursları sektörüne yönelik olarak yapılacak düzenlemelerde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Rekabet Kurumu’nun da görüşü alınmasının önemini kaydetti.

Raporda diğer yandan, sektördeki rekabetin tesisi açısından direksiyon eğitimi veren araçlara ders saati tespit cihazı takılarak eğitimin takibinin yapılması ve bu şekilde fiyatların haksız olarak düşmesinin engellenmesi gerektiği belirtildi. Özellikle denetim ve yaptırımların caydırıcılığı üzerinde duran Rekabet Kurumu, bu şekilde pazardaki yapısal sorunların önceden tespitini ve çözüm yollarını ortaya koydu. Söz konusu raporu takiben Rekabet Kurulu Nisan, 2010’da Sivas Özel Sürücü Kursları Derneği ile sürücü kursu firmalarının aralarında anlaşma yaparak kurs fiyatlarını birlikte belirledikleri iddiasıyla başlattığı soruşturmayı tamamlayarak teşebbüslere toplam 40 bin TL.’ye yakın para cezası verdi.

Kurul daha önce genellikle Rekabet Kanunu’nun 9/3 maddesine dayanarak rekabetin tesisi ve ihlalden önceki durumun korunması için yerine getirilmesi gereken davranışları kapsayan bir karar almadan önce ilgili teşebbüslere ihlale ne şekilde son vereceklerine ilişkin görüşlerini bildiriyordu. Böylelikle AB’de de görülen ve piyasada rekabeti olumsuz etkileyen faktörlerin teşhis ve tespitine yönelik sektör araştırmaları kartını Türkiye de kullanmaya başladı. Rekabet Kurumu’nun ayrıca Akaryakıt Sektör Araştırmasına yönelik Raporu ile Tüm Kartları Kabul Kuralına İlişkin Sektör Araştırması Raporu bulunuyor.