Mobil operatörlerin OTT’ler ile mücadelesinde şebeke tarafsızlığı ve rekabet hukuku

Şebeke tarafsızlığı konusunu, dünyadan ve Türkiye’den örneklerle Emin Köksal anlatıyor.

Son yıllarda internet ile ilgili tartışmaların merkezinde bulunan şebeke tarafsızlığı konusu, mobil iletişim hizmetleri için kritik bir öneme sahip. Zira, bir çok mobil operatör kendi  sundukları hizmetlerinin ikamesi haline gelen, Whatsapp, Skype, Viber gibi over–the-top (OTT) uygulamalarının, gelirleri üzerindeki etkisini çeşitli trafik yönetimi uygulamalarıyla azaltma eğiliminde. Yakın geçmişte, ABD ve AB’de yasallaşan şebeke tarafsızlığı düzenlemeleri, mobil operatörlerin şebekeleri üzerinden geçen trafiği yönetme kabiliyetlerini büyük ölçüde kısıtlasa da, rekabet hukuku ihlallerine dair riskleri  ortadan kaldırmış değil.

appsBurada sadece kısa bir özetini sunacağımız bir çalışmada, mobil hizmetlerde şebeke tarafsızlığı ve trafik yönetimi uygulamalarını  rekabet hukuku çerçevesinde ele aldık. Henüz Türkiye için somut bir şebeke tarafsızlığı düzenlemesi söz konusu olmasa da, yaptığımız çalışmada, ABD ve özellikle AB uygulamalarının takip edileceğini varsaydık. Mobil işletmecilerin tek taraflı veya içerik sağlayıcılar ile birlikte girişebilecekleri eylemleri, Rekabet Kanunu’nun 4. ve 6. maddeleri çerçevesinde değerlendirmeye çalıştık.

Mobil işletmeciler ve OTT hizmet sağlayıcıları

İnternetin yaygınlaşması, telekomünikasyon endüstrisini çok hızlı bir şekilde değiştirmiştir. Özellikle, mobil internetteki hızlı yaygınlaşma, o pazardaki tüm oyuncuların rollerinin yeniden tanımlanmasına ve buna bağlı olarak da, pazardaki oyuncuların iş modellerini gözden geçirmelerine sebep olmuştur. 3. ve 4. nesil iletişim teknolojilerine geçilmesi, akıllı telefonların kullanımının artması ve katma değerli hizmetlerin yaygınlaşması, mobil iletişimde değer zincirine farklı halkalar eklemiş, bazı halkaların da işlevini azaltmıştır. Bugün bu durumun en somut kanıtı, çoğunluğu “OTT” olarak nitelendirilen ve mesajlaşma, ses, vb. hizmetleri birçok farklı form ve teknoloji ile kullanıcılara sunan hizmet sağlayıcıların, mobil işletmecilerin mevcut iş modellerini tehdit ediyor olmasıdır.

OTT’ler, hem ülkenin hem de mobil iletişim endüstrisinin gelişmişlik düzeyine göre, mobil işletmecileri belli bir sırayı takip eden süreçler ile etkilemektedir. Örneğin geçtiğimiz yıllarda ABD, Japonya ve birçok Batı Avrupa ülkesinde ses gelirlerinde büyük düşüşler gerçekleşmiştir. Mesaj gelirleri ise, İtalya ve İspanya gibi güney Avrupa ülkelerinde azalmaya başlarken, İngiltere, Fransa ve ABD gibi ülkelerde mesaj gelirlerindeki azalış belli bir doygunluğa ulaşıp ivmesini yitirmiştir. Oysa, gelişmekte olan birçok ülkede penetrasyon oranlarının göreceli olarak düşük seviyelerde olması fakat artan bir trend izlemesi, bahsedilen gelir kalemlerinde hala artış olduğunu göstermektedir. Bu noktada, şöyle bir tespit yapmak yerinde olur: Penetrasyon seviyesinin doygunluğa erişmesi ve daha çok veri taşıyabilen mobil teknolojilerinin yaygınlaşması ile birlikte, mobil işletmecilerin önce mesajlaşma hizmetlerinden, sonrasında ise ses hizmetlerinden elde ettikleri gelirlerde belirgin düşüşler yaşanmaktadır.  Penetrasyon seviyesinin henüz doygunluktan uzak olduğu ülkelerde, bu süreç ötelenmiş gibi gözükse de, 4. nesil mobil teknolojilerin yaygınlaşmasının süreci hızlandırması muhtemeldir.

Türkiye’deki durum

Türkiye’deki mobil iletişim pazarına bakıldığında, mobil işletmecilerinin ses ve mesajlaşma hizmetlerini sağlama rolünün giderek azaldığını, mobil internet hizmetleri sağlama rolünün ise  hızla ön plana çıktığını görmekteyiz. Zira, 2008 yılında gelirlerinin %80’ini ses, %1,26’sını veri hizmetlerinden elde edilen işletmeciler, 2015 yılı üçüncü çeyreği itibariyle bu gelirlerin %52’sini ses, %35’ini ise veri hizmetlerinden elde eder hale gelmiştir. 2008 ile 2015 arasında gelir yapısında yaşanan bu dramatik değişimin, önümüzdeki dönemde de 4. nesil mobil iletişim teknolojisine geçilmesi ve OTT hizmetlerinin yaygınlaşmasıyla devam etmesi beklenmektedir.

Yukardaki açıklamalar dikkate alındığında, hem Türkiye’de hem de diğer ülkelerdeki mobil işletmecilerinin yakın zamanda yeni iş modelleri geliştirmek zorunda kalacağı aşikardır. Söz konusu bu yeni iş modellerinin ise, rekabet hukuku sorunlarına yol açması ve yeni yasal düzenlemeler gerektirmesi muhtemeldir.

Gelişmiş ülkelere kıyasla Türkiye’nin yukarıda bahsettiğimiz süreçleri daha  geriden takip etmesi, bizlere diğer ülkelerin deneyimlerden yararlanma fırsatı tanımaktadır. Burada özetini sunduğumuz çalışma, bahsedilen bu fırsatın değerlendirmesine katkı yapmak amacıyla kaleme alınmıştır. Çalışmada, diğer ülkelerin bilgi ve deneyimleri rekabet hukuku kuralları çerçevesinde ele alınmıştır. Bu dönüşümde kilit rol oynayan ve birbirleriyle ilintili iki mesele, şebeke tarafsızlığı ve trafik yönetimi, mobil hizmetlerin sunulduğu pazarın doğası dikkate alınarak, uygulamaya ışık tutacak bir şekilde incelenmiştir.

Şebeke tarafsızlığı düzenlemelerine rağmen devam eden rekabet ihlali riskleri

İşletmecilerin veri trafiğini yönetme kabiliyetlerinin kısıtlanmasını öngören şebeke tarafsızlığı düzenlemeleri, 2000’li yılların ortalarından itibaren hararetli bir şekilde tartışılmaktadır. Tartışmanın farklı taraflarının savunduğu fikirler keskin bir şekilde birbirinden ayrılsa da, 2015 yılında, küresel olarak iletişim endüstrisini etkileme kapasitesine sahip iki coğrafyada (ABD ve AB’de), mobil iletişimi de içine alan şebeke tarafsızlığına dair düzenlemeler yasallaşmıştır. Söz konusu öncül düzenlemeler, bir yandan şebeke işletmecilerinin engelleme veya yavaşlatma gibi dışlayıcı faaliyetlerini yasaklarken, diğer yandan da belirli ölçülerde veri trafiğini yönetmelerine imkan tanımaktadır. Bu özelliğiyle söz konusu öncül düzenlemeler, mobil işletmecilerin girişebileceği rekabete aykırı muhtemel eylemleri tamamen engelleyici bir niteliğe sahip değildir.

Çalışmada, işletmecilerin faaliyet gösterdiği pazarın çift taraflı olma özelliği de dikkate alınarak, mevcut şebeke tarafsızlığı kuralları ve mobil işletmecilerin uygulaması muhtemel trafik yönetimi faaliyetleri düşünülerek bir analiz yapılmaya çalışılmıştır. Her ne kadar henüz Türkiye’de şebeke tarafsızlığına dair açık bir düzenleme yoksa da, Türkiye’deki düzenleyici kurumun AB’deki uygulamaları izleyeceği öngörüsü dikkate alınmıştır. Analiz, (1) mobil işletmecilerinin olası tek taraflı rekabeti kısıtlayıcı faaliyetlerini ve (2) OTT hizmet sağlayıcıları ile girişebilecekleri dikey anlaşmaları dikkate alarak , Rekabet Kanunu’nun 4. ve 6. maddeleri çerçevesinde yapılmıştır. Analiz boyunca, mobil işletmecilerin belirlenen pazarlarda hangi iktisadi amaçlarla, nasıl etkiler yaratabileceği ortaya koyulmuştur.

Varılan sonuçlardan ilki, faaliyet gösterilen pazarın çift taraflı olması sebebiyle, mobil işletmecilerin tek taraflı eylemler (engelleme, zorlaştırma, ilave ücret talep etme vs.) yoluyla, kullanımı yaygın olan OTT’lerin faaliyetlerini zorlaştırılmasının mümkün olmadığı yönündedir. Ancak, tüm mobil işletmeciler beraber hareket ettiği takdirde bu gibi eylemlerin başarıya ulaşma ihtimali vardır. Fakat, teşebbüslerin ortak bir uzlaşı çerçevesinde bu gibi eylemlerde bulunması Rekabet Kanunu’nun 4. maddesinin ihlali anlamına gelecektir.

Çalışmada sunulan ikinci sonuç, yakın gelecekte, özellikle yüksek hizmet kalitesi gerektiren OTT hizmetleri bakımından, işletmeciler ile hizmet sağlayıcılar arasında önceliklendirme ve diğer bazı trafik yönetimi hizmetlerine ilişkin tedarik anlaşmaları akdedilmesine işaret etmektedir. Bu tür anlaşmalar, pazar gücüne sahip işletmeciler ve/veya OTT hizmet sağlayıcıları açısından rakiplerini dışlamak suretiyle kötüye kullanıma dair önemli riskler barındırmaktadır.

Çalışmanın tam metni için buraya tıklayınız.

Emin Köksal
EminKoksal.com
@EminKoksal


[Photo credit: Flickr]

AB roaming ücretlerini sıfırlıyor

Geçtiğimiz hafta AB, üye 28 ülkede Haziran 2017 itibariyle roaming ücretlerini sonlandırma kararı aldı. Böylelikle AB ülkelerindeki mobil aboneleri, konuşma, SMS, ve veri kullanımı için AB içerisinde herhangi bir ekstra ücret ödemeyecekler.

roaming-logo1Aslına bakarsanız AB bu ücretleri önümüzdeki yaz (Haziran 2016) itibariyle sonlandırmayı planlıyordu. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. Pazarlıklar sonucu bu tarih bir yıl ötelendi.

Roaming ücretlerinin sonlandırılmasına geçiş kademeli bir şekilde devreye girecek. Örneğin, Nisan 2016 itibariyle operatörlerin uygulayabileceği en yüksek ücretler şu şekilde olacak:  SMS başına hali hazırda 6 cent olan roaming ücreti 2 cent’e;  dakika başına 19 cent olan ses roaming ücreti 5 cente; MB başına 20 cent olan veri roaming ücreti de 5 cente düşürülecek.  Böylelikle 2007 yılından bu yana roaming ücretlerinde yaşanan düşüş %90’lara ulaşacak.

AB’yi iletişim teknolojileri anlamında bir bütün haline getirmeyi amaçlayan bu kararlar,  Dijital Tek Pazar yaratmanın da en önemli adımları. Özellikle Amerikan firmalarının hakimiyetinden rahatsızlık duyulmasının, AB’nin bu alandaki düzenlemelere dair faaliyetlerine ağırlık vermesinin bir sebebi olarak görülüyor. Zira geçtiğimiz hafta AB, bir önemli karar daha aldı. Umulmadık bir şekilde, ağ tarafsızlığı konusunda Amerika’da yürürlüğe koyulan düzenlemeden daha esnek bir düzenleme konusunda bir karara imza attı.

Her ne kadar AB’nin roaming ile ilgili kararı operatörler haricinde geniş bir kesimde memnuniyet yaratmış görünse de, ağ tarafsızlığı ile ilgili karar için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil. Zira şimdiden tartışmalar başladı ve üye ülkelerde ağ tarafsızlığı konusunda farklı yasal düzenlemelerin olması tartışmayı daha da büyüteceğe benziyor.

Yüksek roaming ücretleri tarih oluyor

Şebeke tarafsızlığı ve roaming ücretlerine yönelik gelişmeleri Sercan Sağmanlıgil anlatıyor.

New York Times’da  geçtiğimiz hafta yer alan haberde, şebeke tarafsızlığı ve roaming ücretlerine ilişkin güncel gelişmelere yer verildi. Çünkü Avrupa Parlamentosu Endüstri Komitesi üyeleri oylarını, şebeke tarafsızlığının sağlanması ve tüketiciye yansıtılan roaming ücretlerinin düşürülmesi bakımından daha sıkı önlemler alınması yönünde kullandılar.

EU-competition-commission-001Hatırlanacağı üzere Avrupa Komisyonu roaming ücretlerinin aşamalı olarak ortadan kaldırılması için çeşitli seçenekler sunmuş ve süre sınırını Temmuz 2016 olarak öngörmüştü. Salı günü oylanan tasarı ise bu seçenekleri sunmaksızın son tarihi 2015 Aralık olarak belirledi. Tasarı pek çok tüketici ve endüstri grubu tarafından eleştirilirken, pek çok üye ülkenin de yeni düzenlemelerden memnun olduğunu söylemek mümkün değil.

Bunun yanında Birleşik Devletler’de yaşanan tartışmaların bir benzeri olarak, Avrupa’da da telefon şirketleri ev internet servis sağlayıcıları, kapasiteye ilişkin problemler ve rakip hizmetler dolayısıyla gelir kaybı yaşama korkusuyla internete serbest erişimin kısıtlanmasını desteklerken, içerik sağlayıcıları ise şebeke tarafsızlığının korunması için lobi çalışmalarını sıkı bir şekilde sürdürmekte.

Bu tasarının tüketiciler bakımından olumlu etkisinin ne olacağı sorusuna ilişkin olarak ise, Parlamento üyesi Pilar de Castilo’nun da belirttiği üzere, artık yurtdışında kolayca internet hizmetlerinden yararlanabilecekleri ve yüksek faturalarla yüzleşmek zorunda kalmayacaklarını söylemek yanlış olmayacak.

Tüm bu gelişmelerin yanında, yeni Parlamento seçimleri de süreci yakından ilgilendiriyor. Seçimlerin süreci uzatması ihtimali bir kenara dursun, Parlamento üyesi Marietje Schaake’nin de ifade ettiği üzere roaming ücretlerinin düşürülmesinin bir seçim kampanyası olduğu düşüncesi koridorlarda yayılmaya devam ediyor. Schaake’nin bunun dışında diğer bir eleştirisi ise tasarının tüketicilerin korunması bakımından yeterli garantileri içermediği yönünde. Nitekim buna ilişkin olarak tüketici grupları da ısrarla tasarının pek çok belirsizliği bünyesinde barındırdığını eleştirisini yöneltiyor.

Eleştirilerin yoğunlaştığı bir diğer nokta, şebeke tarafsızlığının inovasyonlar üzerinde nasıl bir etki doğuracağı hususunda. Buna ilişkin olarak Avrupa Telekomünikasyon Şebeke İşletmecileri Birliği Başkanı Luigi Gamberdella, “Parlamento tarafından ortaya konan kuralların oldukça katı olduğu, ve sektördeki yeniliklerin önünü tıkayacağını” ifade etti. Ancak şebeke tarafsızlığının altyapı yatırımları ve trafik yönetimine ilişkin teknolojilerin geliştirilmesi yönündeki motivasyonları azaltabileceği bir gerçek ise de, bu kuralın özünde yaratıcı programcıların korunması ve içerik hizmetlerindeki yeniliklerin önünün açılması olduğunu da unutmamak gerekir.

Görünen o ki, gelecek süreçte Parlamento ve üye ülkeler, mobil ve sabit internet hizmet sağlayıcıları – tüketiciler – içerik hizmeti sunanlar terazisinde dengeyi bulmak zorunda kalacaklar.

ABD kararını verdi: Bu kadar tarafsızlık fazla

“Regülasyon ancak rekabet hukukunun yeterli olmadığı zaman fayda sağlayacak bir katkı maddesidir.” Nedenini Barış Yüksel anlatıyor.

İnternetin hayatımızdaki önemi arttıkça interneti kullanma oranımız da buna paralel olarak yükseliyor ve hem sabit hem de mobil şebeke altyapıları üzerindeki kapasite baskısı giderek çoğalıyor. Ancak yakın zamanda ortaya çıkan ve önemi giderek artan bu sorun karşısında nasıl bir tutum izleneceği henüz bir belirginlik kazanmış değil.
FCC resimAltyapı işletmecileri haliyle kontrolün tamamen kendilerine bırakılmasını ve trafik yönetimi uygulamalarına izin verilmesini istiyor. Böylece işletmeciler diledikleri içeriği engelleme, yavaşlatma veya ücret karşılığında hızlandırma ve kalitesini arttırma gibi çeşitli uygulamalar yapabilir hale gelecek.

Diğer tarafta ise işletmecilere bu kadar geniş bir serbesti tanınmasının İnternet’in açıklığı ile bağdaşmayacağını ve ifade özgürlüğüne de önemli darbe vuracağını, sorunun çözümünün daha fazla altyapı yatırımı yapmakta saklı olduğunu savunanlar bulunuyor.

İşte bu ikinci gruba girenlere göre işletmecilerin ne yapıp ne yapamayacağını belirlemek için şebeke tarafsızlığına ilişkin kurallar çıkarılması ve işletmecilerin trafiği yönetmesine izin verilmemesi gerekiyor. Henüz ülkemizde ve de AB’de düzenleyiciler bu büyük çıkar çatışmasında taraf seçmiş değiller ve şebeke tarafsızlığı hem işletmecilerin hem de düzenleyicilerin sürekli olarak aklını kurcalayan soyut bir kavram olmaktan öteye geçebilmiş değil.

Fakat bu fırtına öncesi sessizlik durumu ABD’de bundan yaklaşık 4 yıl kadar önce FCC tarafından bozulmuş ve FCC işletmecilerin bağrış çağırışları arasında “Açık İnternet Düzenlemesini” hayata geçirmiş ve son derece sıkı şebeke tarafsızlığı kuralları getirmişti. Doğal olarak süreç aynı hızla yargıya taşınmıştı. Geçtiğimiz günlerde yargı kararını açıkladı ve şebeke tarafsızlığı düzenlemelerini büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Karara göre FCC’nin işletmecilerin trafiğe nasıl muamele etmesi gerektiğini belirlemesi yetkisi yok. Zira söz konusu işletmeciler ortak taşıyıcı sınıfına girmiyor ve tüm verileri altyapıları üzerinden geçirmek gibi bir yükümlülükleri de yok. Columbia Bölge Mahkemesi’ne göre FCC’nin tüm işletmecilerin trafik yönetimi uygulamalarını tamamen şeffaf hale getirmelerini talep etmesi ise mümkün. Yani işletmeciler trafik yönetimi uygulamalarında bulunabilecekler ama bunları mutlaka tüketicilere açık bir şekilde belirtmek zorunda olacaklar.

Karar işletmeciler tarafından olumlu karşılanırken tüketici organizasyonları bu çarpışmanın kaybedildiğini ancak savaşın devam edeceğini dile getiriyor. FCC yeni bir adım atana kadar dünyanın geri kalanında olduğu gibi ABD’de de şebeke tarafsızlığı sadece rekabet hukuku kuralları ile ve sınırlı bir ölçüde korunabilecek.

Bu kararın yerindeliği hakkında kesin bir değerlendirme yapmak şu an için mümkün değil, çünkü bunu ancak zaman gösterecektir, en azından kararı analiz ederken bir ilkenin hiçbir zaman akıldan çıkarılmaması gerekir: Regülasyon ancak rekabet hukukunun yeterli olmadığı zaman fayda sağlayacak bir katkı maddesidir. Adeta tuz gibidir yani. Gereğinden fazlası yarardan çok zarar verebilir.