Mobilde şebeke tarafsızlığını 2016’da çok konuşacağız

Şebeke tarafsızlığı (net neutrality) meselesine ilişkin olarak mikrofonu yeniden Emin Köksal’a uzatıyoruz.

Yine bir şebeke tarafsızlığı (net neutrality) meselesi ile karşınızdayız. Mesele, çoğunlukla olduğu gibi, bu sefer de Amerika’dan. Birkaç gün önce Wall Street Journal’in teknoloji sayfasında yer alan bir haber, Amerikan mobil iletişim pazarındaki oyunculardan biri olan T-Mobile’in Binge On hizmeti ile, Youtube’u dezavantajlı konuma düşüren  bir eylem içerisinde olduğunu öne sürdü.

T-Mobile_Throttles_YouTubeDaha birkaç yıl önce, Amerika’nın ikinci büyük mobil operatörü  AT&T tarafından devralınması konuşulan T-Mobile, bu devralmanın onaylanmaması ardından pazarda daha kalıcı olabilmek için atağa geçmiş ve ses getiren promosyon kampanyalarına imza atmıştı. Faaliyet  gösterdiği pazarda küçüklere yer olmadığını bilen T-Mobile, abone sayısını kitlesel bir biçimde arttırmak için ailelere özgü kampanyalar yapmış; hatta dolaşım (roaming) ücretlerini de sıfırlayan diğer başka kampanyalar ile de bunu pekiştirmeye çalışmıştı.

T-Mobile, bu girişimlerine bir yenisini ekleyerek Kasım ayında abonelerine yeni bir hizmet daha sunmaya başladı. “Binge On” adı verilen bu hizmet, birçok video şebeke/sitesinde yer alan içeriği herhangi bir veri ücretlendirmesi ve sınırı olmadan izlemeye olanak veriyor. Tüm videolar  DVD kalitesine yakın olan 480p çözünürlükte sunuluyor. Bu hizmete, henüz Türkiye’den erişemediğimiz HBO, Netflix, ESPN, Hulu gibi şebekelerde yer alan filmler diziler ve şov programları da dahil. Fakat bu hizmette internetteki en zengin video içeriğine sahip  Youtube yok! Açıklamalardan anladığımız kadarıyla Youtube, T-Mobile’in bu hizmeti için sağlayıcı olmak üzere imza atmamış.

Bu meselede, Youtube iki konudan rahatsız ve T-Mobile ile bir mücadeleye girmek üzere. İlki, rekabet halinde olduğu diğer video paylaşım sitelerine göre veri kullanım ücretlendirilmesi açısından dezavantajlı bir pozisyona düşmesi. İkincisi ise, T-Mobile’in videoları 480p  çözünürlükte yayınlayarak içerik  kalitesini kısıtlaması.  Zira, mobil araçların desteklediği ve Youtube’un sunduğu içeriğin çözünürlüğü bu kalitenin oldukça üzerinde.

Youtube’un bu bahsettiğimiz rahatsızlıkları  Amerikan Federal İletişim Komisyonu’nun da gözünden kaçmamış olmalı ki, olay basına yansımadan önce (16 Aralık’ta) T-Mobile’a Binge On hizmeti  ile ilgili bir soru formu  göndererek bir ay içinde cevaplamasını istemiş.  Görünen o ki, Amerikalı mobil işletmecileri, şebeke tarafsızlığı konusunda hareketli bir 2016 bekliyor.

Bizde de, 4.5G ile birlikte bu tür tartışmaların yaşanması muhtemel. OTT’lerin, SMS gelirleri üzerinde yaratığı baskı, ses hizmetleri üzerinde de etkisini göstermeye başlayınca, operatörlerin veri trafiğini yönetme motivasyonu artacak ve mobil şebeke tarafsızlığına dair tartışmaların ortaya çıkışı pek de vakit alamayacak gibi görünüyor.

Emin Köksal
EminKoksal.com
@EminKoksal

Ve FCC ağ tarafsızlığı konusunda kararını verdi!

Amerikan Federal İletişim Komisyonu FCC, geçtiğimiz hafta internetin geleceği için kritik bir adım attı. İnternet hizmet sağlayıcılarına 2005 yılı öncesinde olduğu gibi bazı yükümlülükler getirdi. Bu yükümlülükler sadece sabit interneti değil, mobil interneti de kapsayacak şekilde genişletildi. Temelde ağ tarafsızlığı tartışmalarını sonlandırmayı amaçlayan bu düzenleme, ABD ve AB basınında yarattığı tartışmaya bakılırsa, aslında sadece ağ tarafsızlığı meselesini yeni bir evreye soktu.

2005’te FCC’nin internet servis sağlayıcılarının bazı yükümlülüklerini kaldırması, ağ tarafsızlığı tartışmasının başlamasına zemin hazırlamış ve bu tartışma 10 yıl boyunca zaman zaman alevlenerek sürmüştü. Şimdi ise, FCC o düzenlemenin tam tersi bir yönde bir öneriyi oylayarak, interneti telefon hizmetlerine benzer bir kategoriye soktu. Bu sefer sadece sabit interneti değil mobil interneti de bu düzenleme kapsamına aldı. Yeni kurallara göre hem mobil hem de sabit internet sağlayıcıları sağladıkları içerik ve uygulamalar için engelleme ya da yavaşlatma gibi işlemleri yapamayacaklar.

İçeriklerin engellenmesi ve yavaşlatılması gibi fiiller abonelerinin çok da hoşuna gitmediği için, zaten internet servis sağlayıcıları ya da mobil operatörler tarafından yaygın olarak uygulanmıyordu. Ancak, abonelerin talepleri ve içerik sağlayıcıların gönüllü olması ile uygulanacak trafik yönetimi benzeri fiiler operatörlerin sık başvurduğu yöntemlerdendi. İçerik sağlayıcıların ek bir bedel ödeyerek hizmetlerinin daha hızlı taşınmasını sağlayacak bu tür “öncelikli”  iletim yöntemleri, aslında tüketiciler için de ekonomik açıdan değer yaratan uygulamalardı. Ancak dünkü düzenleme ile birlikte bu tür uygulamalar da rafa kalkmış oldu.

Bundan sonraki süreçte tartışmanın şiddetinin artacağı  ve kararın yargıya taşınacağı kesin gibi gözüküyor.

Ağ tarafsızlığı ile ilgili tartışmaları ve gelişmeleri daha iyi anlamak için yakın zamanda yazdığımız yazıları okuyabilirsiniz:

Internette Tarafsızlık İyi midir?

Ağ tarafsızlığı (net neutrality) tartışması nereye gidiyor?

FCC, cini lambaya geri sokmaya çalışıyor!

Emin Köksal
eminkoksal.com
@eminkoksal


1. Görsel: publicknowledge.org

FCC, cini lambaya geri sokmaya çalışıyor!

Bundan iki hafta önce Ağ Tarafsızlığı (Net Neutrality) Tartışması Nereye Gidiyor? diye sormuş, iki gelişmenin yakın zamanda bu tartışmayı hararetlendirdiğinden bahsetmiştik. Bu gelişmelerden ilki, başkan Obama’nın Amerikan Federal İletişim Komisyonu FCC’yi, ağ tarafsızlığından yana yeni bir düzenleme yapamaya çağırmasıydı. İkincisi ise, ağ tarafsızlığı tartışmalarının büyük ölçüde dışında kalan mobil internetin de bu tartışmaya dahil edilmesiydi. Her iki konuyu da içeren yeni bir ağ tarafsızlığı önerisini geçtiğimiz hafta FCC başkanı açıkladı.

FCC’ni yeni önerisi ne diyor?

open-InternetFCC Başkanı Wheeler’in 4 Şubat’ta açıkladığı yeni öneri, hem Başkan Obama’nın istediği tarzda bir ağ tarafsızlığını içeriyor, hem de mobil interneti bu düzenlemeye dahil ediyor. Bu sebeple de, radikal bir yaklaşımı simgeliyor. Zaten Wheeler öneriyi açıklarken de, bunu “açık interneti” korumak için şimdiye kadar sunulmuş en güçlü öneri olarak lanse etti.

Ağ tarafsızlığı tartışmasına, 2005 yılında FCC’nin internet servis sağlayıcılarının bazı yükümlülüklerini kaldırmasının sebep olduğunu önceki yazıda anlatmıştık. FCC şimdi, bu yeni öneri ile yükümlülükleri yeniden tesis edip, buna mobil interneti de dahil etmek istiyor. Yani, cini lambaya geri sokmaya çalışılıyor.

Peki, cin lambaya girer mi?

FCC bunu daha önce de denemiş, fakat başaramamıştı. FCC’nin 2010 yılındaki benzer bir girişimi, AT&T ve Verizon gibi firmaların hukuk mücadelesi sonucu başarısız olmuştu. Benzer bir mücadele muhtemelen düzenlemenin hayata geçmesine yine şans tanımayacak.

İktisadi açıdan da, bugün internetin geldiği nokta düşünüldüğünde önerinin hayata geçmesi oldukça zor görünüyor. İnternet trafiğinin %30’unu video içerikleri oluşturuyor. Önümüzdeki üç yılda ise, bunun %60’lara çıkacağı tahmin ediliyor. Bu durumda, servis sağlayıcıların taşıdıkları her türlü içeriği eşit muamele ile iletmesini gerektiren bir düzenleme kimi ne kadar tatmin edecek? Bu cevaplanması gereken bir soru. Bu soruya bugün verilenlerden daha kesin cevaplar verilmediği sürece, ağ tarafsızlığı düzenlemeleri hukuki ve iktisadi açıdan meşruiyet kazanmayacağa benziyor.

Emin Köksal
EminKoksal.com
@EminKoksal


1. Görsel: publicpolicy.telefonica.com

Ağ tarafsızlığı (net neutrality) tartışması nereye gidiyor?

İnternet tüm nimetleriyle hayatımızın her alanına nüfuz etmeye devam ediyor. Alışverişten eğlenceye, eğitimden sağlığa, giderek büyüyen bu bağımlılık internet servis sağlayıcılarının rolünü de giderek arttırıyor. Bu nedenle de birçok kesim servis sağlayıcıların nasıl davranması gerektiği konusunda mesai harcıyor. Geçtiğimiz aylarda ABD başkanı Obama’nın da dahil olduğu internetin geleceği ile ilgili bu tartışma “ağ tarafsızlığı” (net neutrality) olarak biliniyor. Ve şimdiye kadar sadece sabit interneti kapsayan bu tartışmanın mobil interneti de içine alacağı görülüyor.

Bu tartışma nereden çıkmıştı?

2005 yılında Amerikan Federal İletişim Komisyonu’nun (FCC) internet servis sağlayıcılarının bazı yükümlülüklerini kaldırması, ağ tarafsızlığı tartışmasına zemin hazırladı. Tartışmanın fitilini ateşleyen ise, ABD’nin en büyük servis sağlayıcılarından AT&T’nin CEO’sunun bir röportajında özellikle Google ve Yahoo gibi içerik sağlayıcıları kastederek,  “onların benim altyapımı bedava kullanmalarına izin vermeyeceğim” söylemi oldu.

İnternet aslında birçok ağı birbirine bağlayan büyük bir ağ olarak tasvir edilebilir. Bu ağın tarafsız olması ise, ağ içerisindeki verilerin ayrım gözetmeksizin olabildiğince çabuk bir şekilde aktarılması prensibini gerektirir. Yani, servis sağlayıcının taşıdığı veriyi önceliklendirecek ya da geciktirecek bir muamele yapmadan iletmesi beklenir. Ancak zamanla, kullanılan uygulama/içeriklerin artması ve bunların veri gereksinimin birbirinden farklılaşması, servis sağlayıcılarda bu temel prensipten sapma güdüsü yarattı. Bazı servis sağlayıcılar karlarını azaltacak uygulamaları engelleyip yavaşlatırken, işbirliği içerisinde bulundukları içerik ve uygulamaları da önceliklendirdiler. Bu tür eylemler yaygın bir şekilde görülmese de tartışmanın zaman zaman daha da hararetlenip canlı kalmasına sebep oldu.

On yılda bu tartışma nasıl evrildi?

On yıl önce ilk alevlendiğinde bu tartışmanın birbirinden keskin bir şekilde ayrılmış iki tarafı vardı: ağ tarafsızlığını savunanlar ve bunu tamamıyla gereksiz bulanlar. Tartışma zaman içinde internet fanatikleri, politikacılar ve akademisyenlerden giderek büyüyen bir ilgi gördü. Ancak yine de, kamuoyu önünde yapılan beyanların bir kısmı pek de gerçeği yansıtmayan duygusal dürtüler şeklinde oldu.  Temelde, ağ tarafsızlığını savunanlar, bu prensipten sapmanın yeni Google’ların, Facebook’ların, Youtube’ların ortaya çıkmasını engelleyeceğini; gereksiz bulanlar ise bu prensipte ısrar etmenin altyapı yatırımlarını ve bu alandaki teknolojik ilerlemeyi engelleyeceğini savundu.

Fakat zamanla sağduyu ve üçüncü bir yolun bulunabileceği düşüncesi tartışmaya hâkim oldu. Akademik çalışmaların katkısının da yadsınamayacağı bu olgunlaşma süreci, FCC’nin 2010 yılında yaptığı bir düzenleme ile somutlaştı. Buna göre servis sağlayıcılar, yasal içerik ve uygulamaları engelleyemeyecek fakat makul bir ağ yönetimi yapabilecekti. Yani, servis sağlayıcıların değeri yok eden eylemlerine yasak getirilirken, değer yaratabilecek bazı iş modellerini uygulamalarına izin verildi.

AB’de ise 2009’daki ek düzenlemeler ile yasal olarak, ağ tarafsızlığından yana bir tavır koyuldu. Fakat uygulamada ortaya çıkan durumun biraz tartışmalı bir hal aldığını da belirtmek lazım. Türkiye’de ise ağ tarafsızlığı konusunda yasal bir düzenleme olamamasına rağmen Bilgi Teknolojileri ve İletişimi Kurulunun 2012 yılında TTNET aleyhine aldığı kararın kurulun bu konuya bakışını yansıttığı söylenebilir. Bu kararla kurul, TTNET’in bazı dosya paylaşım ve video sitelerine erişimi yavaşlattığı/engellediği gerekçesi ile para cezasına hükmetmişti.

Tartışma ne durumda?

Geçtiğimiz aylarda ağ tarafsızlığı tartışmasına iki yeni olay damgasını vurdu. İlki, Obama’nın, başkanlıktan ayrılmadan önce kalıcı bir miras bırakma motivasyonundan olsa gerek, FCC’yi bu konuda ağ tarafsızlığından yana yeni bir düzenleme yapmaya çağırmasıydı. Tabii ki dünyanın en güçlü adamının bu çağrısı bazı çevrelerde sevinçle karşılanırken, bazı çevrelerde de rahatsızlık uyandırdı. Örneğin AT&T’nin yeni CEO’su böylesine karmaşık bir ortamda yeni yatırımlar yapmayacaklarını açıkladı. Fakat başta da söylediğimiz gibi,  kamuoyu önünde bu konuda yapılan çıkışlar genelde duyguların hakim olduğu, aklın ise daha sonra devreye girdiği tartışmalar oluyor. Nitekim gerek Beyaz Saray’dan yapılan açıklamalar, gerekse AT&T gelen sonraki açıklamalar, daha sağduyulu ve yumuşak açıklamalar oldu.

Tartışmaya son dönemde damgasını vuran ikinci şey ise, ağ tarafsızlığı düzenlemelerinden büyük ölçüde muaf olan mobil servis sağlayıcıların da sabit servis sağlayıcılar ile benzer yükümlülüklere maruz kalacak olmaları. Mobil internet hizmetlerinin iş ve günlük hayatın bu kadar içine girdiği günümüzde, bu durumun tartışmaya yeni bir boyut kazandırdığını söyleyebiliriz.

Peki, ne olacak?

Teknoloji konusunda öngörüde bulunmak oldukça zor. Konu internetin geleceği olunca bu zorluk bir kat daha artıyor. Fakat en azından bu tartışmada, son on yılda, genelde sağduyu kazandı. Sivil toplum örgütlerinin, internet ekonomisinden para kazanan şirketlerin, akademisyenlerin, mahkemelerin ve hatta politikacıların katkısıyla düzenleyiciler, sert ve keskin düzenlemelerden büyük oranda kaçındı. Çok taraflı bu ortam bozulmadıkça da internet gibi altın yumurtalayan bir tavuğun kesilmesini beklemiyoruz.

Emin Köksal
eminkoksal.com
@eminkoksal


1. Görsel: publicknowledge.org

Hizmetler arasında sınırlar siliniyor: Vodafone Ono’yu devraldı

Teknolojideki hızlı gelişim ile elektronik haberleşme arasındaki yakınsama, bir kez daha kendini net bir şekilde gösterdi. Barış Yüksel anlatıyor.

Avrupa’nın en büyük mobil şebeke işletmecisi olan Vodafone, geçen sene yaklaşık 8 milyar dolar karşılığında devraldığı Almanya’nın önemli kablo hizmet sağlayıcısı Kabel’in ardından şimdi de İspanya’nın özel sektöre ait en büyük kablo işletmecisi Ono’yu 7.2 milyar dolar karşılığında satın aldı. Vodafone’un sabit internet hizmetlerine bu denli ciddi yatırım yapması ise elektronik haberleşme piyasalarında teknolojiler arası yakınlaşma eğiliminin bir sonucu.

Elektronik haberleşme piyasalarında eskiden birbirinden bağımsız hizmetler olarak değerlendirilen sabit internet, mobil internet, ses ve ödemeli televizyonculuk hizmetlerinin tamamı artık neredeyse tüm büyük işletmeciler tarafından tek bir paket içinde sunuluyor. Bu paketlerin oluşturulması için ise işletmecilerin önünde iki seçenek bulunuyor: İşbirliği anlaşmaları ile piyasada farklı hizmetler sunan işletmeciler bir araya gelebilir ve gelir paylaşımı esasına dayalı paketler oluşturabilir. Ya da birleşme ve devralmalar yoluyla paket içinde yer alan tüm elektronik haberleşme hizmetlerini tek başına sunabilecek altyapıya sahip “dev” işletmeciler oluşturulabilir.

fictional_device_smBu iki yöntemin avantajlarını ve dezavantajlarını daha iyi anlayabilmek için yakın zamanda hayatını kaybeden Nobel ödüllü iktisatçı Ronald Coase’nin teorileri yol gösterici olabilir. Zira firmayı büyütmek ile diğer firmalarla işbirliği anlaşmaları yapmak arasındaki tercih aslında firmanın büyümesi dolayısıyla artacak operasyon ve organizasyon maliyetleri ile pazarın kullanılmasından kaynaklanacak işlem maliyetleri arasında bir karşılaştırma yapmaktan ibarettir. Piyasalara bakıldığında, güçlü işletmecilerin hemen hemen tamamının işbirliğini değil, büyümeyi ve tüm hizmetleri kendi bünyesinde toplamayı tercih ettiği görülmektedir ki bu da işletmecilerin işlem maliyetlerini yüksek bulduğuna işaret eder.

Peki, Ono’yu devralması Vodafone için ne anlama geliyor?

Vodafone zaten İspanya’da mobil hizmetlerin tamamlayıcısı olması adına fiber altyapı kurulumu için yatırımlara başlamış ve yaklaşık 2 milyon haneye ulaşan bir fiber altyapısı oluşturmayı başarmıştı. Ancak Vodafone’un bu altyapısı Ono’nun İspanya’nın %42’sini kapsayan ve 7.2 milyon eve ulaşan altyapısının yanında oldukça küçük kalıyordu. Devir işleminin ardından Vodafone mobil pazardaki en önemli rakipleri olan Telefonica ve Orange’ın sunduğu ve içinde mobil hizmetlerin yanında sabit internet ve ödemeli televizyonu da barındıran paketlere daha rahat cevap verebilecek.

Teknolojiler ve elektronik haberleşme hizmetleri arasındaki yakınsama bu kadar hızlı bir şekilde gerçekleşirken ve işletmeciler kendilerini tüm hizmetleri tek başına sunabilecek şekilde yeniden yapılandırırken, tüm elektronik haberleşme hizmetlerini birbirinden bağımsız ilgili ürün pazarları olarak gören rekabet ve regülasyon stratejilerinin geçerliliğini ne kadar koruyabileceği de merak konusu. Zira bir yanda stratejilerini tamamen paket halinde sunulan hizmetler üzerinden belirleyen işletmeciler, diğer yanda da her hizmet özelinde analizler yapmaya çalışan otoriteler bulunması halinde pazarın gerçekleriyle uyuşmayan ve topluma beklenen faydayı sağlayamayan karar ve uygulamalar ile karşılaşılması kaçınılmaz olacaktır.

Piyasaların yakınsama süreci sonunda mümkün olan en rekabetçi yapıya kavuşması ve yenilikler ve etkinlik artışları vasıtasıyla toplumsal refahın en üst seviyeye getirilmesi adına bu amaçlara hizmet eden otoritelerin de bir an önce değişime ayak uydurması ve işleyişlerini yeni gelişmelere ayak uyduracak şekilde güncellemeleri faydalı olacaktır. Ülkemizde de bu tip paketlerin sayısının her geçen gün arttığı göz önünde bulundurularak şimdiden gerekli adımların atılması halinde, her hizmetin tamamen bağımsız olarak görüldüğü dönemlerde bu pazarlarda yaşanan problemlerin yakınsama sonucunda oluşacak çok daha geniş çaplı pazarlara sirayet etmemesi sağlanabilir.

OFCOM’dan Mobil İnternete Doping Arayışı

İngiliz telekomünikasyon sektörü düzenleyici otoritesi OFCOM, 700 MHz frekansın mobil genişbant internet hizmetlerinin sunumunda kullanılmasının olası etkilerini değerlendiriyor.

Detaylar Barış Yüksel’in yazısında.

BOS005380Günlük hayatımızdaki önemi her geçen gün artan mobil internete olan talep de doğal olarak durmaksızın yükseliyor. Fakat sabit internetin aksine mobil internette arzı arttırmak yalnızca daha fazla altyapı yatırımı yapmak ile mümkün olamıyor. Bunun sebebi ise mobil internet hizmetlerinin sunulmasında frekansa duyulan ihtiyaç. Mobil dünyanın en önemli kıt kaynağı olan frekans, mobil şebeke işletmecilerinin patlama noktasına gelen talebi karşılamasına yetemeyebiliyor ve bu durumda yeni frekans bloklarının mobil işletmecilerinin kullanımına tahsisi gerekiyor.

İngiliz telekomünikasyon sektörü düzenleyici otoritesi OFCOM, 800 ve 2600 MHz frekansları çok yakın bir zaman önce LTE hizmetlerinde kullanılmak üzere mobil işletmecilerin kullanımına açılmış olmasına rağmen, bu frekansların da, büyümeye devam eden talebi karşılamada birkaç yıl içinde yetersiz kalacağını ve dolayısıyla uluslararası arenada şimdiden talebi karşılamanın alternatif yollarının aranmaya başlaması gerektiğini düşünüyor. Bunun için ise şu anda mobil genişbant internet hizmetleri dışındaki alanlarda kullanılan bazı frekans aralıklarının bu alanda kullanılması için ne gibi adımlar atılabileceğini araştırıyor ve 700 MHz frekansının dünya genelinde mobil genişbant internete tahsisi ihtimali üzerinde duruyor. İşte geçtiğimiz günlerde OFCOM, 700 MHz frekansının mobil genişbant internet hizmetlerinin sunumunda kullanılmasının olası etkilerini değerlendirdiği ve piyasadaki tüm menfaat gruplarından konuya ilişkin görüşlerini sunmasını istediği bir doküman yayınladı.

OFCOM UHF bandı  (Ultra High Frequency Band) olarak adlandırılan ve 470 ve 862 MHz frekansları arasında kalan bloğun iki amaç için kullanılması gerektiğini söylüyor ve bu amaçları mobil genişbant internet ve dijital karasal yayıncılık (DTT) olarak sıralıyor. Halihazırda DTT hizmetlerinin sunulması için kullanılan 700 MHz frekans bandı 694-790 arasındaki frekansları ifade ediyor ve bu bandın başka amaca tahsisi halinde yine UHF bandı içinde kalan 600 MHz frekans bandının DTT hizmetleri için kullanılabileceği belirtiliyor.

Ancak OFCOM’a göre 700 MHz bandının kullanım alanını değiştirmek bir ülkenin tek başına alabileceği bir karar değil ve mutlaka uluslararası platformların dünya genelinde yapılacak bir değişikliği koordine etmesi gerekiyor. Uluslararası koordinasyon gerekliliği dolayısıyla da değişimlerin hızlı bir şekilde gerçekleşmesinin mümkün olamayacağı ve sürecin başlaması için en azından 4-5 yıllık bir  süre gerektiği de belirtiyor.

OFCOM’un hazırladığı çalışmada 700 MHz frekans bandının mobil genişbant internet hizmetlerine tahsisinde sürecin en etkin şekilde işlemesi için alınması gereken önlemlerin neler olabileceği inceleniyor. Bunun yanı sıra, spektrumun etkin kullanımını ve telekomünikasyon hizmetlerini yaygınlaştırmayı sağlamak ve rekabetçi ortamı geliştirmek için neler yapılabileceği araştırılıyor ve tahsis halinde ortaya çıkabilecek maliyetlere ve sürecin sağlayabileceği faydalara da kısaca değiniyor.

OFCOM ortaya çıkacak maliyetleri şu şekilde sıralıyor:

  • Mevcut durumda DTT için kullanılan bu frekansın boşaltılması ve yeni frekansa geçişin yaratacağı maliyetler,
  • Tüketicilerin yeni cihaz almak için katlanacakları maliyetler,
  • Halihazırda 700 MHz sinyali alabilen televizyon ve set-top-box gibi cihazların yaratabileceği olası enterferans dolayısıyla oluşabilecek maliyetler,
  • Tüketicilerin bilgi eksikliğinin giderilmesi için katlanılması gerekli maliyetler ve
  • Fırsat maliyetleri

Süreçten beklenen faydalar ise şöyle:

  • Hızla artan mobil veri ihtiyacının karşılanması sağlanabilir,
  • İç mekanlarda ve kırsal alanlarda daha güçlü kapsama sağlanabilir,
  • Mobil cihaz maliyetleri düşebilir,
  • Piyasa rekabetine önemli katkılar sağlanabilir,
  • Alt pazarlarda yeni fırsatlar oluşur ve
  • Acil çağrılar daha kolay gerçekleştirilebilir

OFCOM’un bu değerlendirmelerine menfaat gruplarından gelecek yanıtlar, 700 MHz’nin gelecekte hangi amaçla kullanılacağı hususunda çok önemli ipuçları verebilir. Ülkemizde henüz 800 MHz frekansının boşaltılma ve mobil işletmecilere tahsisi süreci henüz başlangıç aşamasında olduğundan, 700 MHz frekansına ilişkin gelişmelerin ülkemiz bakımından çok önemi olmadığı düşünülebilir. Ancak uzun vadede Türkiye piyasasının nasıl şekilleneceği de, mobil işletmecilerin artan mobil internet talebini nasıl karşılayacağı ile yakından ilişkilidir.