Av. Şahin Ardıyok, Riyad’da gerçekleşen rekabet hukuku etkinliğinde konuştu

Av. Şahin Ardıyok, Riyad’da gerçekleşen rekabet hukuku etkinliğinde konuştu

Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı’nın Rekabet ve Regülasyon Departmanı Başkanı Av. Şahin Ardıyok, 5 Şubat Pazar günü Suudi Arabistan’ın Riyad kentinde Riyad Amerikan İş Topluluğu (American Business Group of Riyadh) tarafından düzenlenen etkinlikte “Suudi Rekabet Hukukunun Karşılaştırmalı Analizi ve Rekabet Uyum Programı” başlıklı programı sundu.
img_5791Riyad’daki Rotana Hotel’de gerçekleştirilen kahvaltılı etkinlik, global hukuk firması Dentons ve yerel hukuk firması Wael A Alissa’nın desteğiyle gerçekleştirildi.

Program, rekabetin serbest piyasada niçin elzem olduğunun vurgusu, Suudi Rekabet Hukuku’nun AB ve Türkiye uygulamaları ile karşılaştırmalı analizi ve rekabet uyum programının tanıtılması ile birlikte Suudi Arabistan rekabet hukukundaki son gelişmeleri konu edindi. Katılımcılar arasında çeşitli sektörlerden ABGR üyesi şirketlerden yöneticiler ve hukuk müşavirlerinin yanı sıra Suudi Arabistan’ın önde gelen yerel ve uluslararası hukuk bürolarından çok sayıda avukat yer aldı.

Katılımcılar, Şahin Ardıyok’un bu alanda yirmi yılı aşkın tecrübelerinden yararlanarak hem yerel hem de küresel perspektiften rekabet uyumunu sağlamak ve aynı zamanda riskleri azaltmak için neler yapabileceklerini dinlediler ve Suudi Rekabet Hukukunu uluslararası en iyi uygulamalarla kıyaslama imkânını buldular.

Hatırlayacağınız üzere, Suudi Arabistan’da bir hayli yeni olan rekabet hukuku, uygulamaya girdiğinde önemli sorunları beraberinde getirmişti. Bu sancılı süreçte, firmaların yaptırımlardan çekinerek kurallara uyum sağlamaya çalışmaları esnasında, Av. Şahin Ardıyok ve ekibi önemli rol oynamış, sorunları uluslararası uygulamayla karşılaştırmalı olarak inceleyen akademik çalışmalar yapmışlardı.

Üretimde Verimliliğin Arttırılması Programı’na ilişkin Rekabet Kurumu önerileri

Rekabet Kurumu’nun verimlilik eylem planına dair katkılarını Hakan Demirkan özetledi.

Kalkınma Bakanlığı  “Üretimde Verimliliğin Arttırılması Programı” eylem planına Rekabet Kurumu tarafından ne tür katkıların yapılabileceğine dair yazısını Kurum’a tebliğ etmişti. Söz konusu yazıya dair Kurum açıklamaları  da internet sitesinde yayınlanmıştı.

Bakanlık yazısına ilişkin hazırlanan Kurum görüşünde başlıca iki konuya vurgu yapılıyor. Bunlardan ilki, firmaların rekabet hukuku eğitimi almalarının teşvik edilmesi ile alakalı. Diğer bir eylem planı olarak ise, Kurum tarafından hazırlanan Rekabet Değerlendirmesi Rehberi’nin düzenleme taslağı hazırlayan kamu kuruluşlarına tanıtılması.

İlk eylem planı önerisine ilişkin, firmalara verilecek bazı teşviklerin, rekabet hukuku eğitimi alma veya rekabet hukuku uyum programları edinme koşullarına bağlanabileceği ifade ediliyor. Bu yönde bir uygulamada Rekabet Kurumu’nun eğitim programlarının içeriğinin hazırlanması, Kurum uzmanlarının eğitimlerde görevlendirilmesi noktasında rol oynayabileceği belirtiliyor.

Rekabet Kurumu söz konusu yazıda ikinci eylem planı olarak Rekabet Değerlendirmesi Rehberi’nin kamu kurumlarına tanıtımını öneriyor. Bu çerçevede kamu tarafından yapılacak düzenlemelerde Düzenleyici Etki Analizi yapılacağına değinilerek rekabet değerlendirmesi aşamasında Rekabet Kurumu’na danışılması gerektiği vurgulanıyor. Kurum’un bu fonksiyonu açısından Rekabet Değerlendirmesi Rehberi’nin rekabet üzerinde olumsuz etki doğurma riski bulunan düzenleme ve idari işlemler bakımından genel bir çerçeve sunduğu belirtiliyor. Bu kapsamda Bakanlık tarafından söz konusu rehberin kamu kuruluşlarına tanıtılması bir eylem planı olarak belirlenirse Kurum’un bu rehberin sunuşu noktasında aktif rol alabileceği ifade ediliyor.

Son olarak, Rekabet Kurumu’nun Sanayi Etkileşim Ağı kurulması konusunda “eylemle ilgili kuruluşlar” arasında yer aldığı,  kurulması planlanan Ağ’ın faaliyetlerinde rekabet hukuku ile çelişebilecek uygulamalar bakımından görüş verilebileceği belirtiliyor.

Dikey Anlaşmalarda da Pişmanlık Mümkün

Bilindiği şekliyle pişmanlık mekanizması, kartel oluşumlarında ceza almayı engellemek üzere kullanılıyor; bunun haricinde rekabet soruşturmalarında, hakim karşısına takım elbise giyip çıkmakla taciz suçundan sıyrılmak gibi bir durum mümkün olmuyor. (Pişmanlık Programları hakkında ofis arkadaşlarım Şebnem ile Ali’nin yazdıkları bültene bakabilirsiniz). Her ne kadar kartel harici pişmanlık ve cezasızlık mümkün olmasa da şirketin soruşturma kapsamında gösterdiği tutumun verilecek ceza miktarını ciddi oranda etkilediğine ilişkin örnek bir karar çıktı.

Alman Bundeskartellamt, dikey ilişkide bazı “lider ürünler”in yeniden satış fiyatının belirlendiğinin tespit edildiği soruşturma neticesinde LEGO’yu 130.000 EUR gibi nispeten düşük bir cezaya mahkum etmiş. Şöyle ki Bundeskartellamt’ın 12 Ocak 2016 tarihli kararında tespit edildiği üzere, LEGO’nun satış temsilcileri, kuzey ve doğu Almanya’daki bazı bayilerini 2012 ve 2013 senelerinde bazı ürünlerin mağaza fiyatlarını yükseltmesi konusunda  zorlamış ve hatta ürünlerin istenildiği fiyatlardan aşağıya satılması halinde tedarik etmeyeceklerine dair tehdit etmişler. LEGO basın açıklaması yaparak, söz konusu satış temsilcilerinin davranışlarının, LEGO’nun global uyum programını ihlal ettiğini ve Almanya’da sınırlı bir coğrafi alanda yalnızca 20 farklı LEGO ürününü kapsadığını belirtmiştir. Soruşturmanın yanı sıra LEGO, şirket içi rekabet uyumu denetim başlatarak, bulgularını Bundeskartellamt ile paylaşmış. Soruşturmadan bağımsız olarak yürütülen şirket içi denetim sonucunda ise global uyum programlarının ve çalışanların eğitim programlarının genişletilmesinden, soruşturmaya konu olan davranışlarda bulunan çalışanların işten çıkarılmasına kadar varan kararlar uygulamaya konulmuş. LEGO’nun rekabet kurallarına gösterdiği bağlılık ve soruşturma kapsamında kuruma sağladığı desteğin faydaları, kendisini cezanın miktarında gösterdi.

Yukarıdaki incelemede LEGO’nun tutumunu şirketler için “iyi örnek” olarak sunarsak Volkswagen emisyon oranları hakkında yürütülen incelemeler kapsamında Volkswagen nasıl bir tutum sergilenmemesi gerektiğine ilişkin iyi bir örnek oluşturabilir.

LEGO kararında iki dikkat çekici nokta bulunuyor. İlk olarak Avrupa Birliği sektör incelemelerine paralel olarak Bundeskartellamt’ın oyuncak üreticilerini markaja alması, rekabet kurumları arasındaki yakın ilişkiye işaret ediyor. İkinci dikkat çekici nokta ise kural olarak pişmanlık mekanizmasının dikey anlaşmalara uygulanmaması dolayısıyla aslında cezadan muafiyet veya indirim uygulanmamasına rağmen soruşturma esnasında kurum ile sağlanan işbirliği, ceza miktarının belirlenmesinde etkili olabiliyor. Bu noktada kurum ile işbirliği yapabilmesi adına şirketlerin rekabet uyumu denetim hizmeti almaları, çalışanların şirket yönetiminden habersiz olarak gerçekleştireceği rekabet ihlallerinin tespit edilmesi açısından önemli gözüküyor.

İspat et!

Şüpheden sanık yararlanır ilkesini elbet duymuşsunuzdur. Temeli ceza hukuku yargılamasına dayanan oldukça basit bir ispat kuralı. Eğer bir kişinin suç işlediğini hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispat edemiyorsanız, o halde o kişiyi suçsuz kabul etmek zorundasınız. Mantığı ise bir suçlunun cezasız kalmasının, bir suçsuzun mahkum olmasına tercih edilmesine dayanıyor.

presumption-of-innocence-Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“AİHS”) 6. maddesinde düzenlenen “adil yargılanma hakkı” ise temelinde “masumiyet karinesi” ve “şüpheden sanık yararlanır” ilkelerini barındırıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“AİHM”), rekabet hukukundan doğan yaptırımları AİHS çerçevesinde cezai alanda yöneltilen suçlamalar olarak kabul ediyor. Bu durum karşısında Rekabet Otoritelerinin ve dolayısıyla Rekabet Kurumu’nun bir ihlalin gerçekleştiğine hükmedebilmesi için makul her türlü şüpheyi, hukuka uygun olarak elde edilmiş delil araçları ile ortadan kaldırması gerektiği sonucuna ulaşıyoruz.

Adil yargılanma hakkını ele aldığımızda, Rekabet Kurulu kararlarındaki ispat standardı farklılığını tartışmak adeta bir zorunluluk halini alıyor. Zira bana göre Kurul kararlarında giderek artan bir ispat standardı çelişkisi var. Örneğin adı çıkmış dokuza inmez sekize dediğimiz çimentoculara karşı yürütülen soruşturmaların çoğunda gerçekten bir teşebbüsün kartele katılıp katılmadığı, hangi dönemlerde katıldığı, katılımın ne boyutta kaldığı gibi birçok nokta es geçiliyor. Bir iki e-posta yazışması, aynı tarihli ajanda notları veya fiyatların bir dönem aynı seyretmesi ihlalin varlığına kanaat getirilmesi için yeterli sayılabiliyor. Ancak diğer bazı dosyalara baktığımızda taraflar arasında bir kartel anlaşması olduğunu gösterebilmek için uzmanların adeta dedektif gibi çalıştığını da görebiliyoruz.

Mesleğimiz gereği bizlerin objektifliği de sorgulamaya açık. Bu yüzden işe bir de raportörler gözünden bakmaya çalışalım dersek, gerek rekabet uyum programları gerekse de ağır cezai yaptırımlar karşısında giderek bilinçlenen teşebbüslerin olduğu da yadsınamaz bir gerçek. Artık kartel toplantısı olduğunu kabak gibi gösteren ajanda notları neredeyse hiç tutulmuyor veya e-posta yazışmaları yapılmıyor. O zaman da tek başına pek bir şey ifade etmeyen toplantı veya ajanda notları, başı sonu belli olmayan e-posta yazışmaları elde edilen tek delil olabiliyor. Yine de, delil bulunamıyor diye masumiyet karinesini ezip geçmek veya ispat standardını eleştirel bir düzeye indirgemek doğru değil.

Yalnız söz konusu ispat standardını yalnızca ihlalin varlığını kanıtlama bakımından düşünmemek lazım. Sonucunda ihlalin varlığına hükmetmeseniz dahi, bunu da temelleri, delilleri, argümanları sağlam bir şekilde yine belli bir ispat standardına bağlıyor olmak lazım.

İşte bu bakımdan geçen aylarda yayınlanan Turkcell – Kule A.Ş. kararına haklı bir eleştiride bulunabileceğimizi düşünüyorum. Şikayetçi taraf olarak dosyanın içeriğine hakim olduğumuzu varsayarken gerekçeli karardaki karşı oyu okuduğumuz zaman hakkında inceleme yapılan Turkcell ve Kule A.Ş.’de yerinde inceleme yapılmadığını öğreniyoruz.

Elbette her önaraştırma ve soruşturmada yerinde inceleme yapılacaktır gibi bir kaide yok. Ancak memleketimin adı sanı duyulmamış ilçelerindeki sürücü kurslarına, fırıncılara, kuyumculara karşı açılan önaraştırmalarda üşenmeyip yerinde inceleme yapılıyorsa, şimdiye dek onlarca rekabet ihlaline imza atmış bir teşebbüse karşı, üstelik Danıştay’dan dönen bir dosya bakımından yürütülen soruşturmada yerinde inceleme yapılmaması hayret verici. Üstelik soruşturma dönemi ekstra iki ay daha uzatılan ve karşı oyların birçoğunda “yeterli derecede inceleme ve araştırma yürütülmediğinin” ifade edildiği bir dosya.

Rekabet Kanunu tarafından verilen bir yetkiyi kullanmayarak en büyük delil elde etme şansını kendi elinle bertaraf ettiğin bir dosyada, “yeterli derecede inceleme ve araştırma yürütülmediğine” yönelik yapılan itirazlara karşı nasıl bir savunma yapmak gerekir?

İstanbul, Uluslararası Rekabet Hukuku Zirvesi’ni ağırlıyor!

25 Mart’ta gerçekleşecek ve gün boyu sürecek olan Uluslararası Rekabet Hukuku Zirvesi, şirket avukatları ve yöneticilerine yönelik zengin bir içerikle Taksim’deki Grand Hyatt Otel’de yapılıyor.

CaptureRekabet dünyasında ileri gelen online araştırma platformu olan Wolters Kluwer tarafından organize edilen ve Rekabet Kurumu, European Company Lawyers Association, Asian Competition Forum, International Law Association, The British – Turkish Lawyers Association gibi kuruluşların katkılarıyla düzenlenen zirveye, Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı Rekabet Grubu’nun Kıdemli Ortağı Şahin Ardıyok da konuşmacı olarak katılıyor.

Türk rekabet hukuku ile yeni gelişen Suudi Arabistan rekabet hukukunun yapısı ve bu yapıların Uluslararası Rekabet Ağı’nın (ICN) tecrübesi ve öngörüleri ile etkileşimini paylaşacak olan Şahin Ardıyok,  rekabet uyum programlarının uluslararası ortamda ve Türkiye’deki önemi ve etkisini tartışacak.

Rekabet Kurulu üyelerinden Dr. Murat Çetinkaya’nın yanı sıra akademisyenler ve uluslararası hukuk firmaları temsilcilerinin de katılacağı ve sunumlar beraberinde açık oturumun da yer alacağı bu etkinlik, rekabet hukuku dünyasının mesleki ve ticari yönü hakkında etraflı bilgi verecek.

Katılmayı düşünürseniz, etkinlik hakkında aşağıda belirtilen detaylı bilgilere bakmanızı öneririz; Turkey & Middle East: Global Competition Law Forum

Dönerse senindir

Şirketi devredince sorumluluktan kurtulmak mümkün değil. Hatta her şey yeni başlıyor. Belit Polat anlattı.

Hatta dönmezse de… Geçtiğimiz günlerde Adalet Divanı tarafından verilen karar, yavru şirketin rekabet ihlalleri sebebiyle ana şirkete yüklenen sorumluluğu bir adım daha öteye taşıyarak, şirketin devredilmesinden sonra bile bu sorumluluğun devam ettiğini belirtti ve kolay kolay elveda denilemeyeceğini de göstermiş oldu.

8eea64e0563590b07a4d93537eb2851fAB Yüksek Mahkemesi, bir şirketin yavru iştirakini başka bir şirkete devretmesinden sonra dahi, o şirketin kontrol ettiği döneme dair rekabet ihlallerinden sorumlu olmaya devam edeceğine karar verdi. Hafıza kartları karteli hakkında alınan kararda Mahkeme, birçok teşebbüsün fiyatlar konusunda anlaşma yaptığını tespit etti ve bu teşebbüslerden biri de kartelin gerçekleştiği dönemden sonra yavru şirketini elden çıkarmış olmasına rağmen 20 Milyon Euro kartel cezası almaktan kurtulamadı.

Malumun ilanını bir kenara koyarsak bu kararın esasen iki sonucu olduğunu söyleyebiliriz: Öncelikle, kartel soruşturmalarının neredeyse tamamının pişmanlık başvurusuyla tetiklendiği ve hatta teşebbüslerin bunu neredeyse rakiplerine karşı strateji olarak da kullanabildiği AB’de, rekabet uyum programlarının yalnızca teşebbüsün fotoğrafını çekmekten öteye gittiğini görüyoruz. Yani due diligence süreçlerinin bir yansımasını da satıcı için söylemek mümkün. Bu program kapsamında yavru şirkete yapılacak iyi bir rekabet denetimi, bu şirketin sicilini ortaya koyacağı gibi satıcı tarafın da ileride nasıl bir riski üstlenmeye devam edeceğini öngörmesini sağlayabilir. İkincisi, bu denetim sonucu yavru şirkete yönelik bir ihlal şüphesi doğsa da, satıcı Rekabet Kurumu’na pişmanlık başvurusunda bulunarak bu sorumluluktan kurtulup yola devam der. İşin daha da ilginç yanı, bu başvurunun elbette devralmanın tamamlanması sonrasında Alıcı tarafından da yapılabileceği. Ancak bu durumda Satıcı’nın pişmanlıktan faydalanıp ceza almaktan kurtulması mümkün olmadığından, ben önce önlemimi alayım sonra yoluma bakarım demek daha mantıklı gibi görünüyor.

Efes’in rekabet filmi vizyonda

Anadolu Efes’in rekabet uyumundan sorumlu arkadaşımız Oğuzcan Bülbül, şirketinin rekabet uyumu eğitimi videosunu geçenlerde kendi blogundan paylaştı. Epey emek harcandığı belli olan videoyu buradan izleyebilirsiniz.

efes

Çocuğun mu var derdin var

Adalet Divanı, ana şirketlerin rekabet cezalarından sorumlu olup olmadıkları konusundaki son kararını verdi. Sebebini sonucunu Belit Polat anlatıyor.

Anasıyla-yavrusuyla, özellikle küresel düzeyde faaliyet gösteren şirketlerin rekabet cezası risklerine bir yenisi daha eklendi: Yavru teşebbüsün rekabet ihlalinden sorumluluk. Bir süredir tartışılan, hatta bizlerin de ayrı bir makale haline getirip tartıştığımız bu konu, Avrupa Topluluğu Adalet Divanı tarafından alınan kararla yeniden pazarlardan haberlerimize taşındı.

UntitledSürecin geçmişine bakarsak, laf arasında “kauçuk karteli” olarak bahsettiğimiz kararda, teşebbüslerin 50%-50% oranlarda kontrole sahip oldukları ortak girişimin rekabet ihlalinden dolayı sorumlu olmaları gündeme gelmişti. Komisyon, ana şirketin sorumluluğuna gerekçe olarak, ortak girişimin ticari uygulama ve politikaları üzerindeki belirleyici etkilerini göstermiş; Komisyon’un kararının iptali amacıyla başvurulan Genel Mahkeme de fikrini değiştirmemişti.

Şimdiyse son kararı Adalet Divanı verdi ve tartışmalara noktayı koydu:

  • Yavru şirketin uygulamalarından ana şirketin de sorumlu olmasının koşullarından biri, yavru şirketin pazardaki davranışları noktasında ana şirketten bağımsız olmamasıdır,
  • Hatta ana şirkete ceza vermek için, ihlale doğrudan katılım gösterdiğinin ispatlanmasına gerek yoktur,
  • Önemli olan, yavru şirketin yönetimi üzerinde belirleyici bir etkinin varlığıdır,
  • Ancak belirleyici etkinin varlığı, yavru şirketin tamamının ana şirkete bağlı olmadığı durumlarda aranabilir. Diğer bir deyişle, 100%’ü ana şirketin kontrolünde olan bir yavru şirketin üzerinde belirleyici etkiye sahip olunup olunmadığı noktasında tartışmaya gerek kalmayacaktır.

Kauçuk karteline taraf olan birçok teşebbüse ceza verilmesiyle başlayan bu süreç, hem küresel şirketlere uyarı olduğu gibi, yerel rekabet otoritelerinin incelemelerine de yansımasıyla adını duyurdu. Şimdiyse, ana şirketlere verdiği mesajla, tek başlarına rekabet cezası almaktan kurtulamayacaklarını, rekabet uyum programlarını tüm grup bünyesinde gerçekleştirmeleri gerektiğini hatırlatıyor.

Rekabet Cezası Riski Karşısında Uyum Programları: İki Önemli Gelişme

Rekabet uyum programı uygulamak, şirketleri cezadan kurtarır mı?

Önemli iki gelişmeyi ve AB-ABD rekabet uyum uygulamalarını Belit Polat anlatıyor.

Çok yazdık, çizdik, ancak gerçekten de her geçen sene geçmişindeki cezaları katlayan ve hatta bu yılın başlarında rekoru da deviren rekabet cezalarıyla karşı karşıyayız. İşte kanıtı, kesin bilgi:

Untitled

Bu cezalara sebebiyet veren olayları ayrı ayrı incelemiş olsak da, genel olarak şunu söyleyebiliriz. “Bizler Rekabet Kurumu’ndan geliyoruz, genel müdürünüz ve çalışanlarınızın bilgisayarlarında denetim yapacağız” cümlesiyle başlayan süreçler, genellikle bir çalışanın e-postasındaki 1-2 kelimenin kelebek etkisi gibi şirkete ve çalışanlara uygulanan cezalarla sonuçlanıyor. Bir adım öncesine bakıldığında ise, delillerdeki o kelimelerin, çalışanlar ve hatta yöneticiler tarafından rekabet ihlali oluşturan karar ve yazışmalarla ticari hayatın gereği gibi görüldüğü anlaşılıyor.

Avrupa ve Amerika’da ise öyle önemli gelişmeler oldu ki, Türkiye’deki uygulamanın gidişatına ilişkin sinyalleri verebilmek için ben de yazmak istedim.

Avrupa: Şirketin tüm server bilgileri kopyalanabilecek!

Hepsinden önce, AB Komisyonu, şirketlere yapılan baskınlara yönelik yepyeni bir delil toplama sistemi üzerinde çalışıyordu. Türkçesi şu: Artık Rekabet Kurumu şirketinize baskına geldiğinde, ayrı ayrı çalışanların bilgisayarlarında inceleme yapmak yerine, tüm şirket belge ve kayıtlarının dijital kopyasını alabilecek ve sonra her bir belgeyi kodlayarak ihlallere ulaşmaya çalışacak.

Amerika: Hakim kararıyla rekabet uyum programı uygulanmakta!

Öyle ki, Federal Mahkeme, AUO adlı şirketin etkin bir rekabet uyum programı oluşturmasına ve bu programın tüm masrafları yine şirkete ait olacak şekilde 3 yıl boyunca bağımsız uzman tarafından denetlenmesine karar verdi; ayrıca şirkete verilen cezada indirim yapılarak iki şirketi yöneticisi hakkında talep edilen hapis cezasının süresi düşürüldü!

Geçtiğimiz günlerde bir konferansta söz alan Rekabet Birimi görevlisi avukat, AUO’nun kartel davasında olduğu gibi diğer davalara ilişkin olarak da rekabet uyum programı yürütülmesi yönünde kararlar alabileceklerini açıkladı. Bu kararın ve hatta Amerika’da bu kararla yönlenen uygulamanın Türkiye’ye de yansıdığı günlerde, bağımsız uzmanların şirket uyum programlarını denetlediklerini ve bu şekilde rekabet cezalarında indirime gidildiğini görebiliriz.

O halde çözüm nedir?

Bilmemek değil öğrenmemek ayıp deriz, doğru, ama bu durumda kanunu bilmemenin mazeret sayılmadığı ilkesini de öngörmek 5981052908_6bd5f6cc9bgerekiyor. Kanunu bilmenin en güvenli ve resmi yolunun da Rekabet Uyum Programları’ndan geçtiğini bizzat Rekabet Kurumu kabul ediyor. Nitekim Rekabet Kurumu Başkanı, Rekabet Uyum Raporu’nda sarf ettiği “Teşebbüs ve yöneticilerinin, uyum konusundaki çalışma ve gayretleri yalnızca rekabetçi düzenin kurumsallaşmasına katkı sağlamayacak, ağır idari yaptırımlarla karşı karşıya gelmelerini de önleyecektir.” cümlesiyle de bu düşüncemizi destekliyor. Hatta Kurul’un bir önaraştırma kararında, şirketin belli standartlarda uyum programı yürütüyor olmasının o şirkete soruşturma açılmasına gerek olmadığı yönündeki kararın şekillenmesindeki belirleyici unsurlardan biri olduğunu hatırlayacaksınızdır. Çünkü rekabete uyumun artık şirketlerin kurumsal sorumlulukları bakımından adeta temel bir yükümlülük haline gelmiş olması kadar, bu test sürüşünün Rekabet Kurumu’nun öngördüğü içeriğe sahip olması da önemli.

Rekabet Soruşturması Geçiren Şirketler İçin

Ceza almasa dahi yeniden rekabet incelemesine taraf olan şirketler için risk artmıyor mu?

Geçmişte aynı şirketin farklı bir soruşturma ile yeniden rekabet cezası aldığını gördüğümüz gibi, eli sopalı Rekabet Kurumu ile tanışmayan şirketin kalmaz olduğu bu dönemde rekabet kurallarına ceza alarak merhaba diyenleri de gördük. Malum, önümüzdeki günlerde örneğin bankacılık soruşturmasının sonuçlanması bekleniyor. Hatırlarsak, rekabete uyum konusunda geciken bankalar önceki cezanın tesiri geçmeden yeni bir soruşturma ve muhtemel rekabet cezası ile karşı karşıya durumdalar.

Peki, (ceza almasa dahi) yeniden rekabet incelemesine taraf olan şirketler için risk artmıyor mu?

Rekabet Kurumu’nun adeta ‘ben söylemiştim…’ dediği durumlardan biri: İhlalin Tekerrürü. İsmi eski fakat uygulaması yeni diyebiliriz. Kurul kararlarından örnekler de verebiliriz. Ancak 2009 yılında yürürlüğe giren Ceza Yönetmeliği’nde kısaca ‘her bir tekrar eden ihlal için  temel para cezası yarısından bir katına kadar artırılır” dense de halen belirsizlikler bulunmakta. Tekerrürün unsurları nelerdir? Rekabet kurallarının ‘teşebbüs’ tanımından hareketle aynı ekonomik bütünlüğe bağlı teşebbüslerin farklı ihlallerden dolayı sorumluluğu doğar mı? 10 sene önce farklı yapının altında olan şirketimin ihlalinden sorumlu muyum? Pişmanlık başvurusunda bulunsam işime yarar mı?

Papers serimizin yeni sayısı, pek yazılıp çizilmemiş olan bu konuya yoğunlaşıyor. Dostumuz Başak Yılmaz’ın hazırladığı 7. Sayıyı resme tıklayarak hemen okuyabilirsiniz:

Actecon_papers7

Nam-ı Diğer 9.99 Problemi

Davalı yayıncılar uzlaşmaya vardı.

E-kitap[1] okuma alışkanlığı yeni yeni serpiliyor. “Tek bir tık”, kitaplara da sıçramış durumda. Herşey, e-kitap satışı piyasasında perakende seviyede faaliyet gösteren Amazon’un, 2007’de Kindle’ını piyasaya sürmesi; yeni ve çok satan e-kitapları 9.90’dan satması ve hızla piyasada lider hale gelmesiyle başladı. Bu sefer 2010 başlarında Apple, iPad’i ile e-kitaplara da dokundurmaya başlamıştı bile.

Ve nihayet yayıncıların toplam gelirlerinin %15’ini e-kitap satışlarının oluşturduğu ABD’nde, ABD Hükümetinin, davalılar Apple ve ülkedeki altı büyük yayıncıdan beşinin[2], perakende seviyede faaliyet  gösteren e-kitap satıcıları (Amazon ve diğerleri) ve davalı yayıncılar arasındaki perakende fiyat rekabetini bitirmek için gizli olarak anlaştıklarını iddia eden şikayeti üzerine Federal Bölge Mahkemesi’nde görülen davada, üç davalı yayıncı[3] uzlaşmaya vardı.

Önceleri davalı yayıncılar, e-kitapları Amazon ve diğerlerine toptan fiyata sattıkları toptan satış modelini[4] kullanıyorlardı. Böylece Amazon, yayıncıdan toptan fiyatına aldığı yeni ve çok satan e-kitapları 9.90’dan fiyatlandırıyordu. iPad’in gün yüzüne çıkması ile birlikte Apple ile davalı yayıncılar, Apple’ın iBookstore vasıtasıyla sattığı her e-kitap için %30 komisyon alacağının ve fiyat basamaklarının belirlendiği; yayıncının, Apple’a tedarik ettiği e-kitabın diğer bütün perakendecilerdeki satış fiyatının  iBookstore satış fiyatından daha az  olamayacağına ilişkin taahhüdünü içeren acente sözleşmeleri akdettiler.

Yayıncılar ve Apple, “acente modeli” olarak da bilinen satış modelinde, yayıncıların, sözde kısa zamanda 9.99  fiyat noktasının daha pahalıya sattıkları basılı kitap satışlarını yiyip bitireceğine inanmaları, uzun dönemde ise 9.99’dan e-kitap alan okurların yükseleceği; e-kitap toptan fiyatlarının ucuzlayacağı; basılı kitap fiyatlarının düşeceği; e-kitapların hızlı yükselişinin kendi öncelikli dağıtıcıları olan kitapçı dükkanlarının varlığını tehdit edeceği; perakendecilerin yayıncılık piyasasına girebilecekleri ve kendileriyle rekabet edecekleri; kısaca “9.99 problemi”nden endişe duymaları; Apple’ın ise Amazon ile rekabet etmek istememesi sebebiyle anlaşmışlardı.

İddiaya göre bu sözleşmeler her bir yayıncı ile ayrı pazarlıklar sonucu akdedilmemişti ve davalı yayıncıların diğer başlıca perakendecilerle de münhasıran “acente modeli”nde anlaşmaları, perakende seviyesinde etkili olarak rekabeti bitirmiş, daha yüksek perakende satış fiyatları ile sonuçlanmıştı.

İlerleyen davada, uzlaşmayan Apple ve diğer iki yayıncıya ilişkin süreç, Haziran 2013 tarihindeki duruşmayla devam edecek.  Şimdilik, uzlaşan diğer üç yayıncı, Apple ile akdettikleri acente sözleşmelerini feshettiler. Uzlaşan yayımcılarımız, perakendecilerle imzaladıkları ve perakendecilerin herhangi bir e-kitabın yeniden satış belirleme yeteneğini kısıtlayan şözleşmeleri sona erdirmekle yükümlüler.

Bununla birlikte karar, uzlaşan yayımcılarımızın rekabet hukukuna uymaları ile görevli bir de memur tayin etmelerini gerektiriyor. Anlaşılan görev yine üstadlara düşüyor.

[1] E-kitaplar elektronik biçimde satılan ve ancak elektronik iPad, Kindle gibi bir cihazda okunabilen kitaplardır.

[2] Hachette, HarperCollins, Simon&Shuster, MacMillan, Penguin

[3] Hachette, HarperCollins, Simon&Shuster

[4] Toptan satış modelinde perakendeciler, yayıncıdan toptan fiyata aldıkları e-kitapları kendi belirledikleri perakende fiyattan okura satmakta özgürdürler.

“Acente modeli”nde ise perakendeciler, yayıncıdan hiçbir zaman e-kitap temin etmez; aksine yayıncılar,e-kitapları satılan her e-kitaptan kendilerinin acentesi gibi komisyon alan perakendeci aracılığıyla (iBookstore vasıtasıyla) kendi belirledikleri fiyattan doğrudan okura satar.

Üstün Alman Teknolojisi İçin Zor Zamanlar

Dava, 2007-2010 arasına dair ayrı ayrı beş ihlali içeriyor. Her bir ihlal iki ya da üç tedarikçi ile ilişkili.

Ocak 2010’da Mercedes-Benz ve onun tedarikçilerini soruşturmaya başlamıştı. Haziran’da da The Office of Fair Trading (OFT), Mercedes-Benz ve beş kamyon ve kamyonet tedarikçisinin rekabeti ihlal ettiğini iddia etti. OFT’nin web sitesinde özetlenen iddialar, düzenleyicinin iki yıllık soruşturma sonrası geçici bulgularını içeriyordu.

Dava, 2007-2010 arasına dair ayrı ayrı beş ihlali içeriyor. Her bir ihlal iki ya da üç tedarikçi ile ilişkili. OFT’nin geçici bulgusuna göre Mercedes-Benz de iddia edilen ihlallerin ikisine karışmış durumda.

Kapsam değişse de, iddiaların hepsi değişen seviyelerde en azından bir miktar pazar paylaşımı unsuru, fiyat koordinasyonu ve/veya ticari bakımdan hassas bilgilerin paylaşımını içeriyor. Deliller aynı zamanda iddia edilen iki ihlale ilişkin olarak Mercedes-Benz’in tederikçiler arası anlaşmaları kolaylaştırmaya ya da pekiştirmeye yardım ettiğini ileri sürüyor.

Bunlar geçici bulgular; OFT rekabetin kesin olarak ihlal edildiğine karar vermeden  tüm tarafların savunma hakkı kapsamında cevap verme imkanları bulunuyor.

Görülen o ki OFT’nin otomotiv sektöründeki tetkiki dolayısıyla büyük küçük tüm işletmelerin rekabet hukukunun onlara nasıl uygulandığının bilincine sahip olmaları, bunun yanı sıra mevcut uyum programlarının gözden geçirilmesi İngiltere’deki gibi tüm dünyada; ve otomotiv sektöründe olduğu gibi diğer tüm sektörlerde de çok önemli.

Rekabet ihlalinden kaçınmak için ne yapmalı?

‘Rekabet’ kavramı ne ifade ediyor? Olmazsa olmazı mı, yoksa uzak durulması gereken bir savaş mı?”

“‘Rekabet’ kavramı ne ifade ediyor? Olmazsa olmazı mı, yoksa uzak durulması gereken bir savaş mı?”

15 günde bir yayınlanarak alanında söyleşiler ve araştırmalar gerçekleştiren ‘Bütünleşik Pazarlamada Marketing Türkiye’ dergisi, bu gibi soruları Ortaklarımıza yöneltti.

Rekabet hakkında az bilinenler…

Rekabet yalnızca ‘hukuk’ kelimesiyle bir arada kullanılabilecek bir kavram değil. Böyle olduğu gibi, yalnızca hukukçuları ilgilendiren bir alan da değil. Rekabet ihlali ise aynı derecede geniş ve soyut. Bazen pazarlama departmanı, bazen ticari hayatının olağan akışına devam ederek ihlali farkına varmayan bir satış elemanının birkaç satır e-postasından ileri gelen ihlaller, şimdiye dek 800 Milyon TL, hatta soruşturma başına 277 Milyon TL’ye varan para cezalarıyla sonuçlanıyor. Bu noktada söz, rekabet hakkında doğru bilinen yanlışlar ve yanlış bilinen doğrulara değinmek üzere, Rekabet Kurumu’ndaki geçmişleriyle, ACTECON Kurucuları Fevzi Toksoy, Ali Ilıcak ve Şahin Ardıyok’a veriliyor.

  • Şirketlerin rekabet hukuku bilinçleri ne durumda?
  • Hangi konular rekabet ihlaline giriyor?
  • Bu ihlaller karşısında yaptırımlar neler?
  • Bu ihlallerden kaçınmanın yolu yok mu?
  • Rekabet Uyum Programları bilinçlenmeyi sağlar mı?

Bu sorulara farklı bir bakış açısıyla göz atmak için, ortaklarımızla yapılan röportajı Marketing Türkiye’nin Mayıs ayı ilk sayısında görebilirsiniz.