AB Genel Mahkemesi, PT-Telefonica’yla ilgili kararını verdi

Komisyon’un para cezası hesaplamasına dair ilginç bir örneği Can Yıldız aktarıyor.

Vivo adında Brezilyalı bir telekom firmasını ortak kontrol eden Telefonica ve PT, 2010 yılında yaptıkları hisse devri sözleşmesiyle kontrolü yalnızca Telefonica’ya bırakırken sözleşmeye koydukları rekabet etmeme hükmü sebebiyle, 2013 yılında AB Komisyonu tarafından rekabeti ihlal ettikleri gerekçesiyle para cezasına çarptırılmışlardı. 13.2 milyon euro ceza alan Portekiz telekom devi PT ile 66.8 milyon euroyla cezalandırılan İspanyol Telefonica, cezayı AB mahkemelerine taşımışlardı.

Komisyon, cezanın miktarını belirlerken teşebüslerin yalnızca bu işlemden elde ettikleri geliri değil, tüm cirolarını esas almıştı. Teşebbüsler, komisyonun kararını temyiz ederken para cezasının bu biçimde hesaplanışının hukuka aykırı olduğunu da ayrıca belirtmişlerdi.

AB Genel Mahkemesi, Komisyon’un gerekçesini uygun bularak şirketlerin rekabeti ihlal ettiklerini tescil etmiş oldu. Mahkeme, direkt rakip durumda bulunan teşebbüslerin bu tip bir yükümlülüğü hisse devri sözleşmesine koymalarının bir gerekçesi olamayacağını vurguladı.

Ancak Mahkeme, Komisyon’un para cezası hesaplama biçimini uygun bulmayarak kararın bu kısmını bozdu. Mahkeme, PT ve Telefonica’nın cirolarının değil, yalnızca bu işlem özelinde elde ettikleri gelirlerin cezaya temel olması gerektiğini belirtti. Dolayısıyla, Komisyon teşebbüslere verilecek cezayı yeniden hesaplamak durumunda kalacak.

PT ve Telefonica tarafından ise karara ilişkin bir yorum gelmedi.

Amaç mı? Etki mi?

Rekabete aykırı bir anlaşmanın/hükmün per se ihlal mi yoksa etki analizine tabi tutularak değerlendirilmesi gerektiğine yönelik tartışmalar/kararlar daha önce pek çok defa ele alındı. Özellikle Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Anlaşma’nın 102. maddesi bakımından etki bazlı ve tüketici refahına odaklanan yaklaşımların benimsenmesi de bu tartışmaların başında yer alıyordu.

Benim bugün kısaca bahsedeceğim karar ise, aynı Anlaşma’nın 101. maddesi bakımından rekabet etmeme yükümlülüklerinin nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin.

Adalet Divanı, bir gıda perakendecisi olan SIA Maxima Latvija (“Maxima”)’nın alışveriş merkezleri ile yapmış olduğu anlaşmalarda bulunan rekabet etmeme hükümlerini Anlaşma’nın 101. maddesine göre ele aldı ve ilgi çekebilecek bir yönde görüş verdi.

1006153_485136288236276_66855930_nLetonya Rekabet Otoritesi, Maxima’nın alışveriş merkezleri ile yaptığı anlaşmalarda bulunan, ana kiracı olarak, rakip perakendecilerin aynı alışveriş merkezi ile yapacağı kira sözleşmelerini engelleyebileceği hükmünün “amaç” bakımından rekabeti sınırlayıcı olarak nitelendirmişti. İtirazlarının reddedilmesi üzerine Maxima şansını Letonya Yüksek Mahkemesi nezdinde denemiş ve konu Adalet Divanı’na taşınmıştı.

Olayda, öncelikle 101. maddeye göre bir anlaşmanın amaç bakımından rekabeti ihlal edici niteliği olup olmadığı değerlendirmesinde göz önüne alınacak kriterler belirleniyor. Daha önce alınan kararlardan hareketle, bir anlaşmanın amaç bakımından rekabeti ihlal etmesi teşebbüsler arasındaki işbirliğine bakılabileceği ve ilgili anlaşmanın pazardaki etkisini ölçmeye gerek kalmaksızın rekabete aykırı olabileceği hatırlatılıyor.  Bununla birlikte, Maxima’nın taraf olduğu sözleşmelere benzer şekilde, içeriğinde rekabet etmeme yükümlülüğü olan anlaşmaların doğrudan rekabeti engelleyici amaca dayanak olarak gösterilemeyeceği dile getiriliyor.

Adalet Divanı, rakiplerle yapılacak kira sözleşmelerinin engellenmesi yönündeki hükmün tek başına ilgili pazarda rakibin dışlanması olarak nitelendirilemeyeceğinden hareketle bahsi geçen sözleşmelerin de rekabeti ihlal edip etmediğinin tespiti için pazardaki etkisinin analiz edilmesi gerektiğini belirtiyor. Bu analiz için de öncelikle, anlaşmaların hem hukuki hem hukuki hem de iktisadi anlamda değerlendirmeleri yönündeki gereklilikten bahsediliyor. Bu bağlamda, örneğin ilgili arsanın konumu, pazardaki oyuncu sayısı ve büyüklüğü, pazarın yoğunluk derecesi ve müşteri sadakati gibi hususların da incelemeye dahil edilmesinden bahsediliyor. Yapılan değerlendirmenin yanında, pazarın gerçekten rakibe kapatılıp kapatılmadığının tespiti bakımından da taraf teşebbüslerin pazardaki konumları veya anlaşma süresinin de değerlendirmede dikkate alınması gerektiği vurgulanıyor.