AB’den Türkiye’ye: Her şeyden az az ortaya karışık

AB’nin Türkiye hakkındaki İlerleme Raporu yayınlandı. Rekabet faslını Belit Polat yorumluyor.

Bir yıl daha geçti. Rekabet Kurumu 2012 Ekim’inden bu yanda birçok karar aldı, kılavuzlar yayınladı. En çok da 1.2 Milyarlık rekor cezasıyla bankacılık soruşturması konuşuldu. Seneye bu rekor kırılır mı birlikte göreceğiz, ama öncelikle Avrupa Birliği ne demiş onu görelim. Avrupa Birliği, Türkiye’nin Birliğe üyelik yolunda ne adımlar attığına yönelik Raporu’nu açıkladı. Türkiye AB yolunda ne kadar ilerledi sorusunun cevabı aylardır tartışma konusu olsa da, son sözü söyleyecek olan otoritelerin satır aralarındaki düşüncelerini yorumlamak gerek. Bu sebeple biz de söz alıp, öncelikle rekabet politikasını incelemek istedik.

Rapor’da rekabet politikasına ilişkin ufak bir bölüm ayrılıyor. İçi dolu ama 2012 raporundan çok farklı olduğu söylenemez. Geçtiğimiz sene, Rekabet Kurulu Başkanı’nın atanması ve Bakanlığın Rekabet Kurumu’nun faaliyetlerini denetlemesine ilişkin mevzuat değişikliği, bağımsızlık bakımından Birliğin endişe duyduğu bir gelişmeydi. Bu sene ise, Kurum’un idari ve operasyonel bağımsızlığının tatmin edici düzeyde olduğu belirtildi. Ancak geçtiğimiz sene yapılan eleştirilerden bazıları da aynen varlığını korudu:

  • Kamu teşebbüslerine dair kurallar ile yatay işbirliği anlaşmaları ile de minimis kuralları noktasındaki uyumun eksikliği ve
  • Devlet destekleri konusundaki mevzuatın bulunmayışı.

aban82lDe minimis kuralı ve kamu teşebbüsleri hakkındaki kurallara ilişkin eksiklik geçtiğimiz sene de raporda yer almıştı almasına ama, esas endişe ikinci noktada. Her ne kadar yatay işbirliği anlaşmaları veya birleşme devralma işlemleri hakkında birçok kılavuz çıkarılsa ve uygulamayla da uyumun ileri düzeyde seyrettiği kabul edilmiş olsa da, devlet destekleri noktasında Birlik hala bir eylem planı beklemekte. Bu beklentinin temel sebebi ise, kanunun yürürlüğe giriş tarihinin yeniden ertelenmiş olması. Devlet Desteklerinin İzlenmesi ve Denetlenmesi Hakkında Kanun’un 2011 yılı Eylül ayı olarak belirlenen yürürlük tarihinin 2013 yılı Haziran ayına ertelenmesinden sonra, ikinci kez tarih değişikliği yapılmış olması da bu eleştirinin temel sebebi.

Rapor’un pek yabancı olmayan diğer bir ifadesi ise bankacılığa ilişkin. Bankacılıkta pazar payı %20’nin altında kalan birleşme ve devralmaların Kanun’un kapsamı dışında olduğunu belirten fakat bu sınırla ilgili bir yorum yapılmayan Rapor’da, yeniden yer bulan konu bankacılık soruşturması. Geçtiğimiz sene de aynı endüstriden örnek vererek Rekabet Kurumu’nun yaptırım gücünü arttırması olumlu bir gelişme olarak gören Birlik, bu sene de Mart ayında sonuçlanan soruşturmadaki rekor ceza miktarlarına dikkat çekiyor.

Sonuç olarak AB bazı konularda Türkiye’nin ilerleyişini “az” olarak görmüş durumda. Ancak Kurum’un rekor cezasıyla birlikte rekabete aykırı anlaşma ve uygulamaların yanında birleşme ve devralmalara ilişkin kurallar ve uygulama “etkili” olarak değerlendiriliyor. Eksik olan konuların geçen seneden bu yana değişim göstermemiş olması da ayrı bir eleştiri konusu. Yani Raporun adı İlerleme Raporu olsa da, durum fotoğraftaki kadar vahim değil elbet. En azından rekabet için.

Telekom Hızı Sınırlı

Rekabet Raporu’ndan telekom bilgileri.

Günlerdir bahsettiğimiz AB İlerleme Raporu’nu açıp,
‘telekomünikasyon’ kelimesini arattığınız zaman karşınıza
sadece 2 adet sonuç geliyor ve açıkçası bu sonuçlar dahi AB’ye uyum
sürecinde daha çok çalışmak gerektiğini anlamak için yeterli.

Raporda öncelikle içerik ile ilgili konulara değinilmiş ve bu konu “ifade

özgürlüğü” başlığı altında değerlendirilmiş. Burada ülkemizde de gündemde önemli yer tutan TİB’in internet yasaklarından ve BTK’nın “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar” çerçevesinde getirdiği internet filtrelerinden bahsedilerek bu tip konuların ifade özgürlüğü bakımından hassas konular olduğu ve yapılacak düzenlemelerin AB mevzuatıyla uyumlu olmasına özen gösterilmesi gerektiği belirtilmiş.

Ülkemizdeki telekomünikasyon pazarlarına ilişkin düzenlemeler hakkında yorumların bulunması beklenen bölümde ise sadece tek bir cümle yer alıyor. Telekomünikasyon piyasasındaki rekabet sınırlı düzeyde kalmıştır”.

Ancak, sabit telefon hizmetleri pazarındaki alternatif işletmecilerin varlık gösteremediği ve mobil telekomünikasyon hizmetleri pazarında da Turkcell’in yıllardır sarsılamayan pazar gücü göz önünde bulundurulduğunda, Rapor’daki önermeye karşı çıkmak da çok kolay görünmüyor.

Kısacası telekomünikasyon konusunda alınması gereken yol çok fazla ve ülkemizdeki ilginç pazar yapısı düzenleyicilerin işini kolaylaştırmıyor. İlerleyen yıllarda pazardaki devlerle etkin rekabet etmeyi mümkün kılacak bir ortamı bekleyip görmemiz gerekiyor.