5. Türkiye Kamu Özel İş Birlikleri (PPP) Forumu başlıyor!

Aralarında Balcıoğlu Selçuk Akman Keki’nin de bulunduğu değerli sponsorların desteğiyle, EEL Events tarafından bu yıl 5. düzenlenecek olan Türkiye Kamu Özel İş Birlikleri (PPP) Forumu yaklaşıyor. Forum bu yıl katılımcılarını 23-24 Kasım 2016 tarihinde Mövenpick Hotel’de ağırlayacak.

Her yıl yatırımcılar, iş geliştiriciler ve sanayicilere Türkiye Kamu Özel İşbirlikleri altyapı projelerine ilişkin iş imkânlarını tanıtmayı amaçlayan forum, bu yıl da alanında uzman katılımcılar ile projeler hakkında bilgi edinmek isteyenleri bir araya getirecek. Forum, daha önceki yıllarda da olduğu gibi aralarında bakanlıklar, büyükelçilikler, hukuk büroları ve bankaların da bulunduğu kurum ve kuruluşların temsilcilerini ağırlayacak.

Bu yıl düzenlenecek olan forumda ele alınacak önemli konulardan bazıları şöyle: İslami finans ve altyapı finansmanı gibi farklı finansman türleri, Türkiye Kamu Özel İş Birlikleri projeleri açısından meydana gelebilecek riskler ve uyuşmazlık çözümü, havaalanı ve köprüler gibi büyük ulaşım projeleri, sağlık, eğitim, enerji ve çevre alanında Kamu Özel İşbirliği projeleri.

Maliye Bakanlığı ve Kalkınma Bakanlığı temsilcilerinin konuşması ile başlayacak olan forumda, Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı kıdemli ortaklarından Av. Şahin Ardıyok, katılımcıları eğitim alanındaki projeler hakkında bilgilendirecek. Ardıyok, Türkiye’de eğitim alanındaki Kamu Özel İşbirliği projelerinin hukuki dayanağı hakkında bilgi verdikten sonra bu alandaki tecrübelerini paylaşacak. BASEAK kıdemli ortaklarından Av. Doğan Eymirlioğlu ise katılımcıları, PPP projelerinde ortak girişimlerin kurulması ve bunlara ilişkin risklerin önlenmesi hakkında bilgilendirecek.

Program hakkında ayrıntılı bilgi almak için http://www.eelevents.co.uk/ppp-in-turkey-2016/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Yazan: Gediz Çınar

Hükûmet Programı – Kamu özel ortaklığına dair

Hükûmet Programı’na dair son yazımızda kamu-özel işbirliklerinden bahsediyoruz. Güniz Çiçek yazdı.

Hükûmet Programı’nda öne çıkan konulardan birisi de devam etmekte olan kamu özel ortaklığı (public-private partnership – PPP) projelerinin bir an önce hayata geçirilmesi. Türkiye’de şu anda ihalesine çıkılmış, inşaat süreci başlamış veya henüz sözleşme aşamasında onlarca şehir hastanelerinin temelleri atılmış durumda. Bu hastanelerin birçoğu yavaş yavaş inşaat sürecinin sonuna gelmeye başladı bile. Hükûmet Programı’nda kamu-özel ortaklığı ile başlatılmış olan şehir hastaneler projelerinin tamamlanacağından söz edilmiş. Bu tabi ki kapsamlı bir hedef. Var olan projeler bitirilirken bir yandan da yeni projelerin takibinin yapılacağı anlamı da çıkıyor Program’ın geneline bakıldığında.

con1PPP projeleri (bu isimle) ilk defa hastane yatırımlarında uygulandı. Program, önümüzdeki dönemlerde ikinci sırada eğitim sektörünün geleceğini haber veriyor. Hükûmet Programı bu konuda kamu-özel işbirliği ile meslek liselerini ve meslek yüksek okullarının yeniden yapılandırılacağını söylüyor. İlerleyen bölümlerde ise eğitim için gerekli finansmanın arttırılması için yine kamu-özel ortaklığı modelinden faydalanılacağı belirtiliyor.

Konuya ilgi duyanlar bilir; 2005 yılından bu yana gerek kamu tarafı gerekse özel sektör, PPP alanında kapsamlı bir mevzuatın bulunmaması nedeniyle son derece sancılı süreçlerden geçti. Bu konuda Program da kapsamlı bir PPP mevzuatına olan ihtiyacı hissetmiş ve tüm kamu-özel ortaklığı projelerine uygulanmak üzere kamu-özel ortaklığı alanındaki dağınık yapıdaki mevzuatın tek bir çerçeve kanununda düzenlenmesine yönelik hedefi ortaya koymuş. Program’da bundan sonraki hızlı tren ve otoyol gibi büyük çaptaki tüm projelerin, bu modelde ve düzenlenecek yeni mevzuata uygun şekilde yapılmasının planladığı da anlaşılan diğer bir husus.

Hükûmet Programı’nda yer alan konulardan bir diğeri de gümrük kapılarının sayısının ve kalitesinin arttırılması. Gümrük kapıları, dış ticaretin ekonomideki yeri bakımından Türkiye için önemli bir konu. Bu kapıların güvenliği kadar kalitesinin ve kapasitesinin arttırımı da hedeflenen konulardan bir diğeri olarak düzenlenmiş. Bu yatırımların da yine kamu-özel ortaklığı modeli ile yapılması planlanıyor.

Program’da turizm alt ve üst yapılandırmalarına da ağırlık verileceği ve tüm bu yatırımlarda kamu-özel işbirliği modelinden de azami ölçüde faydalanılacağı belirtilmiş. Verilecek hizmetlerin kamu eliyle verilmesinin büyük önem arz etmemesi ve ticari gelirlere daha açık olması nedeniyle turizm, kamu-özel ortaklığı modelinin kullanılmasına son derece uygun bir alan olduğundan Program’da turizm yatırımlarının da PPP modeli ile yapılabileceğinin duyurulması son derece olumlu bir gelişme olarak karşımıza çıkıyor.

PPP projelerinin en önemli unsurlardan birisini de proje inşaatlarının denetimi oluşturur. İnşaat süreci denetimin, inşaatın belirli aşamalarında olduğu gibi belirli bir süre devamının sağlanması da projenin sağlam temellere oturtulması için olmazsa olmazlardandır. Bunun önemi PPP modelli şehir hastanelerinin yapımı aşamasında anlaşılmış olmalı ki Hükûmet yeni Programı’nda yerli teknik müşavirlik firmalarının inşaat sektörünün tüm süreçlerinde ve kamu-özel ortaklığı projeleri ile kentsel dönüşüm gibi alanlarda daha etkin faaliyet göstermelerinin sağlanacağını söyleyerek denetim faaliyetinin önemine vurgu yapmış. Bu noktada Program’da bahsedilmeyen ancak son derece önem arz eden bir hususu da biz vurgulayalım: PPP projelerinin yapımı aşamasının denetlenmesi hususu her ne kadar önemli bir konu ise de, inşaat aşamasından sonraki işletme sürecinin denetimi de uzmanlık isteyen birden fazla alanın varlığı ve projelerin uzun soluklu oluşu nedeniyle bir o kadar önemli ve üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur. Ayrıca tüm bu sürecin yönetimine ilişkin bir yönetim sisteminin kurulması ve sürdürülmesi de üzerinde konuşulması ve çalışılması gereken belki de en önemli meseledir diyebiliriz.

Sonuç olarak Hükûmet Programı, içeriğinde şu veya bu şekilde PPP projelerine atıf yapmış olmasından önümüzdeki dönemde birçok büyük PPP projesinin planlandığına ve kamu-özel sektörün uzun süreli birlikteliklerini görmeye devam edeceğimize ilişkin sinyaller veriyor.

PPP sözleşmelerine ortak dil

Kamu özel ortaklığı (PPP) özellikle gelişmiş ülkelerde 20 yıldan fazla süredir ulaşım, sağlık, eğitim, enerji vb. çeşitli sektörlerde uygulama alanı buluyor. Uygulandığı sektörün kendine özgü yapısı, ülkenin ekonomik durumu ve geçerli mevzuatı gibi çeşitli faktörlere göre kamu özel ortaklığı projeleri farklı modeller ve koşullar altında uygulanmaya devam ediyor. Gelişmekte olan ülkelerde de PPP projelerinin uygulanmaya başlaması ve yaygınlaşması da gelişmiş ülkelerdeki başarının bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Gelişmiş ülkelerden edinilen PPP tecrübe ve bilgi birikiminin paylaşılmasını kolaylaştıran teknolojik gelişmeler de gelişmekte olan ülkelerdeki PPP yatırımlarının gelişmesini hızlandıran diğer bir faktör.

PPP-Picture_cropped-570x373Diğer yandan, PPP projelerinden elde edilen bunca tecrübeye rağmen projelerin başarısında kritik rol oynaması bakımından hukuki konular, sözleşme süreci, harcanan zaman ve para en fazla dikkat gerektiren husus olma özelliğini halen korumakta.

PPP sözleşmelerinin, ortaklığın hangi zeminde ve koşullarda yürütüleceğini belirten yegane doküman olması itibarı ile ne kadar titizlikle ve doğru yapıldığı çok önemli. Bununla birlikte, proje sürecinin hızlı ve az maliyetle geçirilmesi de büyük önem arz ediyor.

Bu konu aynı fikre sahip Dünya Bankası’nın PPP alt grubu, yakın zamanda “Tavsiye Edilen PPP Sözleşme Hükümleri İnisiyatifi” ni (Recommended PPP Contractual Provisions Initiative) kurdu ve bu girişim 2015 yılında yavaş yavaş meyvelerini vermeye de başladı. Her çeşit PPP sözleşmesinde bulunması gerekli olduğu düşünülen temel hükümlere yönelik ortak bir dil birliği geliştirilmesini amaçlayan bu girişim 2015 yılının Ağustos ayında “Tavsiye Edilen PPP Sözleşme Hükümleri Üzerine Rapor” adıyla bir doküman yayımladı (rapora buradan ulaşabilirsiniz).

Raporda birçok sözleşme terimine ilişkin tanımlara yer verilmesinin yanı sıra, ortak bir dil oluşturulmasının faydalı olacağı değerlendirilen 8 temel hüküm çerçevesinde açıklamalar getirilmiş. Kısaca raporda, PPP sözleşmesinin hangi alanda yapıldığına bakılmaksızın her türlü PPP sözleşmesinde şu ya da bu şekilde önem arz eden hükümler üzerinde durulduğu söylenebilir.

Raporda 8 temel hüküm olarak şu konulara yer verilmiş:

  • Mücbir sebep: Deprem, sel gibi tarafların kontrol kapasite sınırlarının ötesinde ortaya çıkan olayların sözleşmelerde nasıl ele alınacağı
  • Devlet politikasında değişiklik: Devlet politikasında ortaya çıkabilecek değişikliklerin proje üzerinde olumsuz etkileri olması durumunda nasıl bir yol izleneceği
  • Kanunda değişiklik: Kanun çerçevesinde yapılacak bir değişikliğin sözleşmedeki tarafların sorumluluk ve haklarını nasıl değiştirebileceği
  • Fesih ödemeleri: Sözleşmedeki taraflardan birisinin PPP sözleşmesini beklenmedik bir şekilde feshetmesi durumunda ödenecek tazminatlar
  • Yeniden finansman: PPP projesinin işletmeye başlanılmasından sonra yeninden finansmanı durumunda bunun taraflar arasında nasıl paylaştırılacağı
  • Borç verenin müdahale etme hakkı (step-in rights): Projenin başarısızlığa uğramasının engellenmesi maksadıyla borç verenin hangi durumlarda projeye müdahale etme ve projeyi geliştiren tarafı değiştirme hakkının olacağı
  • Gizlilik ve şeffaflık: PPP sözleşmesinin ne kadarının açıklanabileceği
  • Uyuşmazlıkların çözümü: Uzun süreli projenin hayatta kaldığı süreçte ortaya çıkması engellenemeyecek anlaşmazlık ve uyuşmazlıkların çözümünün nasıl yapılacağı

Raporda değinilen diğer bir önemli husus da belirtilen temel hükümlerin ve ortak dilin tavsiye niteliğinde olduğu ve zorunlu bir çerçeve olarak kabul edilmemesi. Raporun ilk taslağı 16-17 Haziran 2015 tarihlerinde Londra’da gerçekleştirilen PPP Günleri’nde tartışmaya sunulmuş ve çeşitli hukuk firmaları ile uzmanların da katkıları ile olgunlaştırılarak G20 Altyapı ve Yatırımlar Çalışma Grubuna sunulmasını müteakip onaylanmıştı.

Rapor, bu alanda yapılan ilk ciddi girişim olması bakımından son derece önemli. Ancak, böyle bir raporun yayımlanmış olması, raporun zamanla dinamik şekilde geliştirilmesi ve ülkelerin katkılarıyla daha etkili bir doküman hale getirilmesi beklentisini de beraberinde getiriyor. Gelişmekte olan ülkeleri de dahil ederek, PPP projelerinde yaygınlaşma, standardizasyon ve başarı göstergeleri bakımından her ülkenin kendi içerisinde çok önemli atılımların gözlendiğini aşikar. Ancak, hukuksal, ekonomik ve kurumsal farklılıklar nedeniyle aynı başarının uluslararası düzeyde sağlanması için hala yapılabilecek çok iş var. PPP projelerinin ortak bir dili olması amacıyla geliştirilen rapor, PPP’nin uluslararası başarısı için atılmış bir adım. Bunu geliştirmek ve etkinliğini arttırmak tüm ülkelere düşen bir görev olarak değerlendirilmeli. Bu girişimden çıkartılabilecek bir diğer sonuç da; PPP projelerinin başarısı için bu konuda uzman olan hukuk firmalarına ve uzmanlarına olan ihtiyacının artacağı. Ortak bir dil her ne kadar yatırımcıları rahatlatmış gibi görünse de bu dilin PPP projesinin özelliğine göre ustaca pratiğe aktarılması yine uzman hukukçuların eliyle olacaktır.

İngiltere’de PF2 modeli ile yürütülen ilk hastane projesinin ihalesi tamamlandı

İngiltere’nin, kamu yatırım ve hizmetlerinin özel sektör ortaklığı ile yürütülmesinde meydana getirdiği yöntemler ile lider konumda olduğunu söyleyebiliriz. Bu kapsamda kamu özel ortaklığı modellerinden biri olan Private Finance Initiative (PFI) bu yöntemlerden biriydi ve İngiltere’de kamu özel ortaklığının en çok uygulanan modeliydi. Ancak söz konusu modelin ileride doğabilecek sorumluluklara ilişkin yeterince şeffaf olmayışı, ihale sürecinin yavaş ve pahalı oluşu, PFI sözleşmelerinin özellikle işletme döneminde yeterince esnek olmayışı gibi sebepler modelin ilk zamanlardaki parlaklığını kaybetmesine yol açmıştı. 2011 yılında İngiltere Hükümeti PFI modelininin problemlerini ilgili taraflarla birlikte ele aldı ve değerlendirmelerde bulundu. Bu değerlendirmeler neticesinde PFI modelinin doğurduğu endişeleri ortadan kaldırmak amacıyla “PF2” adında yeni bir yaklaşım ortaya koyuldu.

privatisationPF2 modeli ile birlikte, özkaynak ve borç finansmanı açısından daha geniş kaynaklara erişim sağlamak, proje finansmanı için para değerini arttırmak, uzun süreli projeler dolayısıyla meydana gelen yükümlülüklerin şeffaflığını arttırmak, yatırımcılar tarafından elde edilen hisse senedi getirilerini artırmak, ihale sürecini hızlandırmak, ihale sürecinin maliyetlerini azaltmak, kamu hizmetlerinin sağlanmasında daha fazla esneklik sağlamak amaçlandı.

Bu haberimiz ise PF2 modeli kapsamında yürütülen ilk hastane projesinin ihalesi ile ilgili. “Midland Metropolitan Hospital PPP Project” ihalesinde kabul edilen teklif sahibi Carillon Ortak Girişimi oldu. Smethwick’te yapılacak olan yaklaşık 670 yataklı hastanenin 2018 yılında açılması planlanıyor. Projenin finansal kapanışının ise 2015’in sonunda yapılacağı, 2016 yılının başlarında ise inşaata başlanacağı öngörülüyor.

İslam Kalkınma Bankası’ndan 2 Milyar Dolarlık Yatırım Fonu

Suudi Arabistan menşeli İslam Kalkınma Bankası (“İKB”), Müslüman dünyasındaki yatırım projelerine yönelik 2 milyar USD değerinde fon sağlamaya yönelik start verdi.

Bankanın bu yeni fonu İKB’nin 2001 yılında açtığı ve 730 milyon USD’ye yükselen alt yapı yatırım fonun devamı niteliğinde. Bahsi geçen fon Malezya AirAsya ve Suudi Arabistan Petrokimya Şirketi ile Ürdün, Umman ve Pakistan’daki yatırımlardan %18 değerinde yıllık iç verimlilik oranı sağlamıştı.

İKB’nin yeni fonu şimdiye kadar Suudi Arabistan devlet maaş ve yatırım fonundan, Bahreyn ve Brunei maliye bakanlıklarından ve İslam Kalkınma Bankasının kendisinden 750 milyon USD değerinde taahhüt almış durumda.

ASMA Capital Bahreyn’in yönetim kurulu başkanı Mümtaz Khan, para akışının önümüzdeki yıllarda da devam etmesinin planlandığını ve ilk yatırımın önümüzdeki 3 ay içerisinde gerçekleştirileceğini duyurdu.

İKB Afrika, Orta Doğu ve Asya’yı içine alan 57 üye ülkesinde her türlü alt yapı yatırımının bu fonla gerçekleştirilmesini hedefliyor.

Hedefin ağırlıklı olarak Banka’nın G-20 ülkelerinden Suudi Arabistan, Türkiye ve Endonezya’da yoğunlaşacağını söyleyen Khan, ayrıca yüksek geri dönüşlerin alındığı Pakistan, Bangladeş, Nijerya ve Mısır gibi ülkelerden de umutlu olduklarını belirtti.

Sektör olarak ulaştırma ve telekomünikasyondan sonra enerji projelerinin de çok ağırlık kazandığını söyleyen Khan, hedeflerinin önceki fonda gerçekleşen %18 iç verimlilik oranını tutturmak olduğunu sözlerine ekledi.

Alt yapı yatırımları Asya, Orta Doğu ve Afrika’da bu kadar yaygın olmasına rağmen Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (Gulf Coopreation Council) üye ülkelerini hedef alan bazı yatırım araçları son yıllarda İKB fonu kadar etkili olmadı.  Nitekim İsviçre’nin UBS (Union Bank of Switzerland) ’i ile Abu Dhabi Yatırım AD arasındaki 250 milyon USD’lik joint venture altyapı fonu 2010 yılında dağılırken, diğer yandan Gulf odaklı 125 milyon USD değerindeki fonun yeteri kadar uygun yatırım bulunamadığı için yakın zamanda fonun kapatılmasını teklif edildiği bilinmekte.

Geçmişte dar alanda yoğunlaşmış olmaları nedeniyle yatırım fonlarının iyi şekilde değerlendirilemediğini söyleyen Khan, İKB’nin yeni fonu geniş çapta uygulaması nedeniyle bir avantaj sağladığını ve bu şekilde iyi şekilde geri dönüş sağlayacaklarını da sözlerine ekledi.

Khan yukarıda bahsi geçen geçmişte sağlanan fonlar için “onlar yatırımı dar çerçevede tanımlamışlar ve bu nedenle dar bir bölgede çalışmışlar. Eğer fırsatların nerede yer aldığını tam olarak bilemezseniz bu durum sizi hata yapmaya sürükler” şeklinde konuşarak yatırım hedeflerinin genişletilmesinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha vurguladı.

İKB fonunun, G-20 ülkeleri arasında önemli bir yeri olan ve alt yapı yatırımlarında fırsat ülke olarak görülen Türkiye’deki yatırımcılar tarafından ne kadar ilgi göreceğini ise önümüzdeki günler gösterecek.

Büyük projelere hazine desteği geldi

Beklenen Yönetmelik yayınlandı. Detaylarını Beyza Uygun kaleme aldı.

Daha önce Hazine Müsteşarlığı’nın borç üstlenmeye başlayacağını yazmıştık. Şimdi yine yazıyoruz, nitekim PPP (kamu-özel ortaklığı) projelerinin yürütülmesinde esas alınan 6428 sayılı Kanunla hayatımıza giren bazı sorulara cevap bulmak gerekiyordu. Şimdiyse beklenen yönetmelik yayınlandı.

hazinelogoPeki, genel hatlarıyla borç üstlenim anlaşması hangi koşullar altında gerçekleşecek?

Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idareler tarafından yap-işlet-devret modeli ile gerçekleştirilen ve asgari yatırım tutarı 1 milyar TL ve üzeri olan projelere ilişkin sözleşmelerde, (Sağlık Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yap-kirala-devret modeli ile gerçekleştirilmesi planlanan projelerde asgari yatırım tutarı 500 milyon TL olarak belirlenmiştir) sözleşmenin süresinden önce feshedilmesi halinde tesisin ilgili idareler tarafından devralınması hükmü varsa,  bu projeler için sağlanan ana kredi ve mali yükümlülüklerin Hazine Müsteşarlığı tarafından kısmen veya tamamen üstlenilmesi ve ödenmesi söz konusu olacak.

Not edelim, borç üstlenim taahhüdü; sözleşmenin şirket kusuru nedeniyle feshi halinde ana kredi tutarının %85’ini, diğer nedenlerle fesih halinde %100’ünü ve finansman maliyetlerini kapsamakta ve unutulmamalıdır ki sadece yurt dışından sağlanan finansmana verilebilmekte. Müsteşarlığın da açıkladığı üzere: “Proje şirketlerinin yatırım tutarının minimum yüzde 20’si oranında özkaynak getirme yükümlükleri bulunmaktadır. Borç üstlenim taahhüdünün kapsamı ise ilgili sözleşme uyarınca şirketin taahhüt ettiği özkaynağı içermeyen finansman olarak belirlenmiştir. Borç üstlenim mekanizması ile hem proje şirketi hem de kreditör açısından projelerin devamlılığı ve başarılı birşekilde tamamlanması için gereken risk paylaşımı sağlanmış olmaktadır.

Bunun dışında, Borç Üstlenim Anlaşmaları Resmi Gazete’de yayımlanmayacak

Eleştirilen bir husus borç üstlenim anlaşmalarının Resmi Gazete’de yayımlanmayacak olması. Müsteşarlığın açıklamasına göre bunun sebebi; anlaşmaların teknik hususları düzenleyen özel hukuk sözleşmesi niteliğinde olması, diğer borç üstlenim anlaşmalarında kamunun müzakere gücünün sınırlanacağı ve ticari sır niteliğindeki kredi koşullarının açıklanması sonucunu doğuracak olması. Her ne kadar Müsteşarlığın belli kaygıları olsa da kamunun taraf olduğu bir anlaşmada halkın bilgilendirilmesi gerektiği açık.

 Taahhüdün olup olmadığı ihale aşamasında belli olacak

Müsteşarlığın açıklamasına göre ihaleye teklif veren bütün şirketler projede borç üstlenim taahhüdü verilip verilmeyeceğini ihale aşamasında bilecekler. Dolayısıyla ihale aşamasında öngörülmemiş ve haksız rekabet yaratacak şekilde ihale koşullarını değiştirecek bir borç üstlenim taahhüdü verilmesi mümkün değil.

Desteğin bir sınırı var

Hazine Müsteşarlığı, mali yıl içerisinde sağlanacak borç üstlenim taahhütlerine bir sınır getirmek amacıyla bir limit belirledi ve 2014 yılı için bu limiti 3 Milyar ABD doları olarak öngördü. Önümüzdeki yıllarda ise, söz konusu limitin belirlenmesinde projeler için sağlanan ana kredinin tutarı dikkate alınacak.

Kamu özel ortaklığı projelerine yeni yönetmelik

Kamu-Özel İşbirliği (Public Private Partnership – PPP) projelerindeki belirsizliklere yönelik yeni yönetmelik yürürlüğe girdi. Farklılıkları Güniz Çiçek anlatıyor.

Sağlık Bakanlığı’nın Kamu Özel İş Birliği Modeli İle Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi Ve Hizmet Alınmasına Dair Uygulama Yönetmeliği (“Yönetmelik”) Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Yönetmeliğin dayanağı olan 6428 sayılı Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İş Birliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (“Kanun”) ise 2013’de yürürlüğe girmişti. Her ne kadar bu Kanunun Geçici 1. maddesinde Yönetmeliğin altı ay içerisinde yürürlüğe konulacağı hükmü yer alsa da gerek Kanunun konusunu oluşturan projelerin karmaşıklığı gerekse düzenlenmesi Yönetmeliğe bırakılan konuların çok teknik oluşu ve üzerinde çok tartışılan konuları bünyesinde barındırması bu süreci uzattı.

gettyimages_200202347lİlk olarak, bu yeni Yönetmelikle Sağlık Tesislerinin, Kiralama Karşılığı Yaptırılması ile Tesislerdeki Tıbbî Hizmet Alanları Dışındaki Hizmet ve Alanların İşletilmesi Karşılığında Yenilenmesine Dair Yönetmelik (“eski Yönetmelik”) hükümlerinin uygulanmasında karşılaşılan sorunlar ve yönetmelik hükümlerinde yer alan muğlak ifadeler netleştirilmeye çalışıldı. Nitekim 6428 sayılı Kanun kapsamında gerçekleştirilmekte olan projeler 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na tâbi olmadığı için bu durum her ne kadar eski Yönetmeliğin uygulanması sırasında birçok konuda esneklik sağlasa da hakkında hüküm bulunmayan birçok konuda uygulayıcıların kafasında soru işareti bırakmıştı.

Yeni düzenlemede dikkati çeken en önemli yeniliklerden biri sözleşmenin uygulanabilirliği veya anlaşılabilirliğini sağlamak amacıyla Bakan onayı ile sözleşme ve eklerinde değişiklik yapılabileceği. Bu sayede Bakanlık, Yüksek Planlama Kurulu’nun kararından sonra, ihale dokümanında veya sözleşme öngörülen sınırların üstünde maliyet artışına neden olan proje değişiklikleri yapılabilecek ve Kurul’a tekrar sunabilecek. Bu aşamadan sonra Yüksek Planlama Kurulu’nun kararı doğrultusunda sözleşme ve eklerinde gereken değişiklik yapılabilecek. Bu sayede sözleşmesi henüz imzalanmamış projelerde de sözleşme taslağında gerekli tadiller yapılarak sözleşmenin imzalanması mümkün olabilecek.

Yeni Yönetmelikle getirilen diğer bir yenilik de artık Bakanlığın projeleri için danışmanlık, araştırma – geliştirme hizmetleri ile ileri teknoloji ya da yüksek mali kaynak gerektiren bazı hizmetlerin gördürülmesine ilişkin yine bu Yönetmelik hükümleri çerçevesinde hizmet alımı yapabileceği hususu. Bu konuda da yine 4734 sayılı Yasa kapsamında yapılması zorunlu olan danışmanlık hizmet alımı için alternatif bir yöntem belirlenmiş olmakta ve bu durum da sağlık sektöründeki PPP projelerini cazibeli hale getirmektedir.

Yeni Yönetmelikle netleştirilen diğer bir husus da Bakanlığın yapım ve yenile işlerinin yanı sıra hizmet alımı işi için de ödeme yapacağına ilişkin hükmün açıkça düzenlenmesi. Eski Yönetmelikte yapım ve yenileme hizmetleri karşılığında proje şirketine kira bedeli adı altında ödeme yapılacağı düzenlenirken yeni Yönetmelikte Tanımlar başlıklı 4. maddede hizmet bedeli tanımı için “bedelin bir unsuru olup, hizmetlerin sunulması karşılığında idare tarafından yükleniciye ödenen ve beş yılı geçmemek üzere dönemsel piyasa testi ve sözleşme hükümleri ile güncellenen bedeli…”ifadesi kullanılıyor.

Yeni düzenlemeyle gelen başka bir yenilik de ihale öncesi kurulan iş ortaklığının sözleşme imzalanana kadar değiştirilebilecek olması. Tabi ki mali ve teknik yeterlilikleri haiz olmak şartı ile. Yönetmeliğin eski halinde bu açıklıkta bir hüküm yoktu. Buna mukabil ihale üzerinde kalan bir çok iş ortaklığı aylarca devam eden müzakere ve imza sürecinde ortaklığı devam ettiremeyebiliyorsa da ortaklık oranlarında değişiklik yapmak isteyebiliyordu. Önceki yönetmelik bu uygulamalara açıkça cevaz vermediği için uygulayıcılar bu konuda zorluk yaşamışlardı. Getirilen bu esneklikle artık iş ortaklıkları idarenin onayı ile ihale şartlarını koruyarak yapacakları değişikliklerle yollarına devam edebilecekler. Ancak hükümde iş ortaklık yapısındaki değişiklik boyutunun belirtilmemiş olması idarecilere sınırı belirli olmayan bir yetki verilmesi olarak değerlendirilebileceğinden, yönetmelik bu haliyle eleştiri oklarından yine kurtulamayacak gibi görünüyor.

Danıştay Kanunu değişiyor!

Rapor tamamlandı. Bazı metinler taslaktan çıkarıldı, bazıları ise Danıştay Kanunu’ndan Ceza Muhakemesine kadar devam eden değişiklikleri beraberinde getirdi. Belit Polat anlatıyor.

TBMM Adalet Komisyonu, Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’na ilişkin Raporunu tamamladı. İdari yargılama usulünün geliştirilmesi ve makul sürede yargılama yapılması amaçlarına yönelik olarak hazırlanan Tasarı, rekabet&regülasyon&PPP dava süreçlerini de etkileyecek şekilde Danıştay Kanunu’ndan Ceza Muhakemesine kadar birçok değişiklik ve usule yönelik geliştirme içeriyor.

Metinde ilk olarak göze çarpan husus, makul sürede yargılama yükümlülüğünün gereğinin yerine getirilemediğine yönelik yapılan eleştiri (Bu eleştiri, aklımıza geçtiğimiz günlerde 20 yılı aşkın zamandır devam eden bir dava ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nin davacıyı haklı bulup Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle davacıya manevi tazminat verilmesine hükmettiği kararı getirdi). Bu eleştirilere karşılık getirilen yeniliklerden biri, Rekabet Kurulu ve regülasyon otoritelerinin aldığı kararlarının iptali amacıyla başvurulan İdare Mahkemesi aşamasını takiben temyize yetkili Danıştay’da, makul sürede yargılamaya katkı sağlamak amacıyla bir idari dava dairesi daha kurulması.

Temyiz aşamasında Danıştay’ın bazı konularda kararı ilk derece mahkemesine göndermeden kendisi düzeltebilmesini öngören hüküm ise 10. maddede karşımıza çıkmakta. Bu hükmün örneğin bir Rekabet Kurulu kararında yer alan usul hatasına yönelik uygulanması mümkün görülmüyor; maddi hataların yanında yeniden yargılanma gerektirmeyen eksiklik ve yanlışlıklar için bu imkân tanınıyor. Akla gelen hatalar bakımından ise, kararın asli olmayan unsurları olarak örneğin vekalet ücreti veya yargılama giderinin hesaplamasındaki yanlışlıklar ya da faize hükmedilmesinin unutulması gibi örnekler sayılıyor.

Diğer bir konu Bölge İdare Mahkemeleri’nin durumu. Danıştay’a gelen dosya sayısını azaltmak amacıyla ilk derece mahkemelerine gelen davalar bakımından Bölge İdare Mahkemesi’nin aktif hale getirilmesi hedefleniyor.

Bu davalar 9. maddede sayılanlarla sınırlı bırakıldığından, rekabet&regülasyon&PPP otorite kararlarının iptali için başvurulan İdare Mahkemesi’ne ilişkin böyle bir değişiklikten bahsetmek mümkün değil. Ancak bu otoritelerin karar alma sürecinde başvurulabilen Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uygulaması ise madde kapsamına dâhil edilmiş durumda.

ED000043

Diğer bir değişiklik de dava açma sürelerini düzenliyor. Üçüncü yargı reformuyla rekabet ve regülasyon otorite kararlarının iptali bakımından Danıştay 13. Dairesi’nin yetkisi İdare Mahkemesi’ne verilirken, bu kez de mevcut düzenlemeyle hem ilk derece mahkemesi olarak İdare Mahkemeleri’nde hem de temyiz makamı olarak Danıştay’da dava açma süresi 30 güne indirildi.

Tasarıyla getirilen en önemli değişikliklerden biri, bazı ihale işlemleri, acele kamulaştırma ve özelleştirme kararları ile diğer bazı kanunlara ilişkin işlemlere yönelik olarak ivedi yargılama usulünün getirilmiş olması. Bu usul kapsamında, savunma süresinin kısaltılması ve yürütmenin durdurulması talebine karşı verilecek kararlara itiraz mekanizmasının kaldırılması gibi değişiklikler yer alıyor. Rekabet ve regülasyon kurallarına ilişkin açık bir düzenleme olmamakla birlikte, PPP’nin kendine özgü yapısından dolayı tasarı metninde belirtilen ivedi yargılama usulü hallerinden birinin kapsamına girip girmeyeceği tartışılabilir. Zira tasarı metninin gerekçesinde yer alan şu ifade, akla PPP projelerini de getiriyor: “Gecikerek karar verilmesinde hem idare hem de davacılar bakımından katlanılması zor ya da imkansız sonuçlar doğuracak sınırlı sayıdaki dava türünün diğerlerine göre daha ivedi bir şekilde sonuçlandırılması gerekmektedir.” Çünkü PPP projeleri yüksek bedelli, hızlı kararlar alınması gereken ve hem devleti hem de özel sektörü risk altında bırakan kapsamlı projeler. Hukuki bir belirsizlik, telafisi güç zararlar doğurabilir. Bu açıdan mevcut tasarı metninde bulunmasa da ivedi yargılama usulünün kapsamına alınması PPP projeleri açısından bir gereklilik olarak düşünülebilir.

Tasarının aynı maddesinde ayrıca, maddi ve hukuki sebep olarak birbirine bağlı nitelikteki davaların grup davası olarak ele alınacağı belirtiliyor ve uygulama usulüne ilişkin bazı soru işaretlerinin yanında grup davası imkânının getirilmesi olumlu görülüyor.

Metinde rekabet&regülasyon&PPP bakımından etki gösteren değişikliklerin yanında, Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’da tutuklama kararına ilişkin olarak, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na paralel olarak da kararın düzeltilmesine ilişkin bazı sınırlama veya süre uzatmaya ilişkin hükümler de karşımıza çıkan diğer hususlar arasında. Ancak idarenin savunmasına cevap hakkına getirilen kısıtlama ve dava açma süreleri kısaltılmasına rağmen idarenin cevap süresine kısıtlama getirilmemesi ya da yürütmenin durdurulması kararına itiraz edilememesi gibi hususlar, özellikle ivedi yargılamaya getirilen eleştiriler arasında. Hızlı yargılama amacına hizmet etmesi beklenen metnin hızlı adaleti de beraberinde getirmesi gerektirdiği şüphesiz.

Sağlıkta Kamu Özel Ortaklığı Kongresi

Sağlık Sektöründe Kamu Özel Ortaklığı, Yeni Vizyon ve Şehir Hastaneleri Kongresi’ne katıldık.

İzlenimlerini Beyza Uygun anlatıyor.

Kamu ve Özel Ortaklığı Derneği, bir finans modeli olarak kamu özel ortaklığı (PPP – Public Private Partnership) projelerinin daha iyi anlaşılabilmesi ve uygulanabilmesi amacıyla Ankara’da, “Kamu Özel Ortaklığı, Sağlık Sektöründe Kamu Özel Ortaklığı, Yeni Vizyon ve Şehir Hastaneleri Kongresi” adı altında bir kongre düzenledi. Yerli ve yabancı çok sayıda katılımcının yer aldığı kongrede kamu özel ortaklığı projeleri hukuk, finans, tasarım, uygulanan teknolojiler gibi farklı açılardan ele alındı. Türkiye’de sağlık sektöründe kamu özel ortaklığı modeli ile gerçekleştirilen ilk projenin danışmanlarından olarak biz de izlenimlerimizi aktarmak istedik.

BOS001945

Kongrede ilk olarak, fiilen Haziran’da temel atmaya başlanacağını belirtildi ve şehir hastaneleri projelerinin önemini vurgulandı. Ayrıca şu an işletilen yedi kamu hastanesinin kapatılıp Etlik’e taşınmasıyla  devletin yılda yaklaşık 700.000.000 TL tasarruf yapmış olacağı, diğer hastanelerde olmayan cihazların kullanılacağı belirtildi.  Kamu özel ortaklığı projeleri ile özel hastane konforu ve devlet hastanesi tecrübesinin birleşmiş olacağı ifade edildi.

Diğer yandan, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 120.000 derslik ihtiyacı olduğu ve bu ihtiyacın Bakanlığın bütçesiyle karşılanamayacağının açık olduğunu bu nedenle kamu özel ortaklığına başvurulduğu konuşuldu. Ayrıca tatil zamanlarında eğitim tesislerinin işletilebileceğini belirtti. İçinde otel olarak kullanılabilecek olan yurt, havuz, spor tesisleri ve kongre merkezlerinin olduğu eğitim tesislerinin tatil dönemlerinde de işletilebilecek olmasının yatırımcılara cazip gelmesi bekleniyor.

Kongreden çıkarılan sonuçlardan biri şu ki; finansörler 6428 sayılı Kanun’dan memnun. Yeni Kanun Hazine Müsteşarlığı’nın borç üstlenimi hükmü ile kreditörlere Hazine garantisi sağlıyor. Ancak kreditörler yeni Kanundaki Hazine Müsteşarlığı’nın borç üstlenimi hükmünün ya bütün ihalelerde uygulanmasını ya da hiç uygulanmamasını talep ediyorlar.

Ayrıca Kongre’de sağlık alanındaki kamu özel ortaklığı projelerinde uygulanacak olan yeşil tasarımdan bahsedildi. Doğal aydınlatmanın ve enerji performansının artırılması, yalıtım yeşil tasarım çalışmalarının başında geliyor. Kulağa farklı gelen bir uygulama da hastanelerin üzerinin yeşil çatı olması. Ekolojik çatı olarak da bilinen yeşil çatıda yağmur suyu değerlendirilecek ve ekstra bir sulamaya ihtiyaç duymayan bitkiler kullanılacak. Bu şekilde bina yapılarak kaybedilen alanın geri kazanılması amaçlanıyor.

Bu kongre ile sağlıkta kamu özel ortaklığı projeleri hakkındaki belirsizlikler ortadan kaldırıldı diyebiliriz. Orada bulunanların deyimiyle tarihi bir kongreye tanık olduk.

Yayın Dünyasında Varım Diyoruz: Actecon Papers

Actecon Papers’ın üçüncü sayısı da yayında!

Hukuk ve ekonomi alanında dünyada ve Türkiye’de yaşanan gelişmeleri, tecrübelerimizi ve bilgi birikimimizi de içine katarak Pazarlardan Haberler’de yazmaya çalışıyoruz. Artık bunun bir adım daha ötesine geçelim dedik ve takipçilerimizin hukuk ve ekonomi alanında merak ettiklerini, akıllarına takılabilecek olan soruları masaya yatıralım istedik. Böylece Actecon Papers serisi ortaya çıktı. Hatta birinci ve ikinci sayını ardından üçüncü sayıyı geçen hafta yayınladık bile!

Actecon Papers serisinin ilk sayısı olan “First PPP Experience in Turkey: Kayseri Integrated Health Campus” adlı çalışma, ACTECON’un Türkiye’deki ilk Kamu Özel Ortaklığı (Public Private Partnership – PPP) yatırımına ilişkin tecrübelerinden hareketle kaleme alındı. Bu çalışma, Türkiye’de PPP modeliyle gerçekleştirilen ilk yatırım olan “Kayseri Entegre Sağlık Kampüsü” projesinde, T.C. Sağlık Bakanlığı’na tüm proje ve ihale süreçlerinde verilen danışmanlık hizmetleri sayesinde elde edilen bilgi birikimimiz sayesinde PPP modeline ilişkin temel açıklamaları içeriyor.

ACTECON PAPERS serisinin New Media Regulation: A more Transparent, Pluralist and Competitive Media with New Broadcasting Technologies” başlıklı ikinci sayısını ise çok yakın bir tarihte yürürlüğe giren 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’da yer alan düzenlemelere ayırdık. Bir yandan yasada meydana gelen temel değişiklikleri ortaya koyarken, diğer yandan karasal sayısal yayın şebekesinin kurulması ve işletilmesi amacıyla hayata geçirilen Anten A.Ş.’nin kuruluşundan tasfiye aşamasında kadar edindiğimiz tecrübeyi sizinle paylaşmak istedik. Bu sayıda içerik regülasyonuna ilişkin pratik bilgilerin yanı sıra analog yayından karasal sayısal yayına geçiş aşamasında lisanslama sürecine ilişkin bilgiler de yer alıyor.

ACTECON Papers serisinin ilk iki sayısının ardından,Economic Rationale for Interconnection and Different Mobile Interconnection Regimesbaşlıklı üçüncü sayı ise ACTECON’un regülasyon danışmanlığı konusunda önemli bir birikime sahip olduğu telekomünikasyon sektöründeki özel bir uygulamayı konu alıyor: Arabağlantı Kavramı ve Farklı Arabağlantı Rejimleri. Mobil iletişimde sosyal refah üzerinde olumlu etkileri olabilen ancak operatörler tarafından manipüle edildiğinde piyasa üzerinde olumsuz etkileri görülen arabağlantı ücretleri, operatörler açısından önemli bir maliyet dezavantajı yaratabiliyor. Bu ücretler ayrıca bazı durumlarda işletmeciye, nihai tüketicilere yönelik perakende tarifelerini sübvanse etme imkânı da sağlıyor. Dolayısıyla bu akademik çalışmada, arabağlantı kavramı ve mobil operatörler arasındaki asimetrik yükümlülükler nedeniyle ortaya çıkan arabağlantı sorunlarına getirilen farklı arabağlantı rejimlerinin iktisadi gerekçeleri üzerinde duruyoruz.

Actecon Papers yazılarının devamı gelecek… Yorumlarınızı bekliyoruz…

Üçüncü Köprü Geliyor!

Bu işin planlaması neye göre yapıldı? Bu ve bundan sonraki projelere yönelik bazı yasal hazırlıklar yapılmış olabilir mi?

Ankara’da yaşadığım için İstanbul ve köprüleri benim için her zaman farklı şeyler ifade etmiştir. İstanbul’da yaşayan insanların sırf hava değişimi olsun diye bir taraftan diğer tarafa geçebilme imkanları olduğu için ne kadar şanslı olduklarını düşünmüşümdür hep. Belki sadece bir helikopterin içindeyken elde edilebilen uzun görüş mesafesi ile Boğazı, gökyüzünü, denizi, ufku, gemileri, kısacası İstanbul’un en güzel görüntülerini aynı anda istediğin zaman ve istediğin süre boyunca elde edebilme düşüncesi beni hep İstanbul’da yaşamaya imrendiren sebeplerden birisi olmuştur. Tabi hayat telaşı, kısıtlı zaman kavramı, bir yerden bir yere giderken insan zihnini meşgul eden binlerce düşünce İstanbul’da yaşayan ve sık sık köprü kullanan vatandaşlarda bu bahsettiğim etkinin körelmesine hatta birçoğunda hiç oluşmamış olmasına neden olmuş olabilir.

İstanbul’da bir iki senedir, birçok İstanbullu için işkence yöntemlerinden birisi haline gelen köprü geçişlerini hafifletmek adına yeni bir köprünün yapımı konuşuluyordu. Yeni köprünün yapılmasının gerekliliği, yeri ve sonuçları çeşitli platformlarda çok konuşuldu ve tartışıldı. Ve nihayet gelinen aşamada hükümetin aldığı kararla köprünün yapımına karar verildi. Peki, bu kadar büyük çapta bir yatırımı devlet nasıl ve hangi bütçe ile karşılayacak? Bu işin planlaması neye göre yapıldı? Bu ve bundan sonraki projelere yönelik bazı yasal hazırlıklar yapılmış olabilir mi?

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, yaptığı açıklamaların birisinde üçüncü köprü için kamu özel ortaklığı modelinden faydalanmak istediklerini ifade etmişti. Bunun için her iki tarafın yani hem kamu sektörünün hem de özel sektörün haklarını adil bir şekilde koruyan bir sistem kuracaklarını belirtmiş ve sözlerini “kazan-kazan esasına göre bir ihale olacak ve İstanbul 3. Köprüsü ile buluşacak” şeklinde sürdürmüştü.

Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü ve halen ihaleleri devam etmek olan kamu-özel ortaklığı ile yapılması planlanan “Sağlık Kampüsü Projeleri” kısa zaman önce teker teker ihalelere çıkılarak hayata geçirilmeye başlanmıştı. Hatta bu projelerin ilki olma özelliğini haiz olan Kayseri Entegre Sağlık Kampüsü projesinde Actecon olarak Sağlık Bakanlığı’nın danışmanlığı işini üstlenmiştik.

Hazine arazisi üzerinde özel sektöre yaptırılan ve daha sonra devlet tarafından kiralanmak suretiyle belli bir süre sonunda tamamen devlete ait olacak tesisler şeklinde kurgulanan ve ayrıca destek hizmetleri ile tıbbi destek hizmetlerinin de özel sektör tarafından sağlanmasıyla farklı bir uygulamayı beraberinde getiren bir sistemi ortaya koyması bakımından bir ilkin gerçekleştirildiği projede Actecon, dünyada uygulanan en modern kamu özel ortaklığı (PPP) sistemini modellemiş ve gelecekteki PPP yatırımlarında da örnek alınacak bir yapıya kavuşturmuştu.

Ancak Sağlık Bakanlığı projelerinde yatırım şirketlerinin finansal açıdan bazı çekinceleri söz konusu olmuş ve hükümet de bu konuda bazı çalışmalar başlatmıştı. Bu gelişmeler olurken Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın 3. Köprü ihalesini 20 Nisan’a ertelemesinin asıl sebebinin bu konudaki yasal çalışmaların başlamış olduğunu düşünmemek de elde değil doğrusu. Nitekim 3. Köprüye ilişkin ilk ihale, ihaleye katılan 18 şirketin hiçbirisinden teklif gelmemesi üzerine iptal edilmişti.

Bahsettiğim kanun ise çok kısa zaman önce meclis gündemine alınıp jet hızıyla yasalaşan kanun tekliflerinden birisi olan “Katma Değer Vergisi Kanunu İle Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanunda ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”. Söz konusu kanuna göre yap-işlet-devret modeli çerçevesinde gerçekleştirilecek projeler ile Sağlık Hizmeti Temel Kanunu’na göre Yüksek Planlama Kurulu tarafından kiralama karşılığı yaptırılmasına karar verilen sağlık tesislerine ilişkin projelerden,

  • düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ihale ilanı yayımlanmış ancak teklif alınmamış olanlar ile
  • 31 Aralık 2023 tarihine kadar ihale ilanı yayınlanacak olanların, ihale edilmesi, projeyi üstlenen firmalara proje kapsamında inşaata yönelik olarak yapılan mal ve hizmet teslimleri, Katma Değer Vergisi’nden hariç tutulacak.

Bu kapsamda yapılan mal ve hizmet teslimleri sebebiyle yüklenilen vergiler, vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan vergiden indirilecek. İndirim yoluyla telafi edilemeyen vergiler de istisna kapsamında işlem yapan mükellefin talebi üzerine iade edilecek.

Tabi bu düzenlemeyle birlikte gerek Sağlık Bakanlığı projelerine gerekse 3. Köprü ihalesine yönelik yatırımcıların iştahının kabaracağı bir gerçek. Bakalım bu durum 3. Köprü ihalesi için gelecek teklifleri nasıl etkileyecek? Kazan- kazan esası nasıl işleyecek? Ve kazananlar arasında vatandaş da olacak mı?

Çok yakında bu sayfada….

2011’de Neler Oldu?

Alın size eniyle boyuyla 2011 Rekabet Alamanağı

Zaman çabuk geçmiyor, insan çabuk unutuyor. Halbuki herkes kendi hafızasını düzenli tutsa dünya çok daha güzel bir yer olur. Biz de 2004’ten beri Rekabet Hukuku’nun ‘özel’ hafızasını tutan Kurum olarak üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirdik. Alın size eniyle boyuyla 2011 Rekabet Alamanağı:

Kurum’un rekor para cezaları ve ilginç devralma kararları, ha birleşti birleşecek derken işlemleri suya düşen global şirketler, bir ara Kurum kendini özelleştirmelere mi adadı diye düşündüren işlemler, mevzuat değişiklikleri, rekabet uyum programı…

İşte 2011’in ‘en’leri kıvamında Top  Listesi:

–          En pahalı e-posta: Otomotiv soruşturması sonucunda verilen toplam 270 Milyon TL ceza rekoru halen tazeliğini koruyor.

–          En masraflı dağıtım ağı: Tek teşebbüse verilen 92 Milyon TL ceza da kırılmayan diğer bir rekorla Turkcell’e.

–          En koşulsuz onay: Şok’un Yıldız Holding’e devri için çıkan karar ise beni şoka soktu.

–          En çarpan özelleştirme: Elektrik özelleştirmelerinde büyük başın ağrısı da büyüktü.

–          En çok terletilen sektör: Bankacılık sektörünün soruşturma çilesi bitmedi.

Rekabet Kurumu bu sene 239 devralma işlemine baktı, 54 muafiyet başvurusunu inceledi. Karara bağlanan rekabet ihlali iddiası ise 283; bu sayının yalnızca 9’unda ceza çıktı ve 2011 yılında tüm teşebbüslere toplam 462.862.794,86 TL ceza verildi.

Şimdi Pazarlardan Haberler’e sıcaktan soğuğa doğru bakalım

–          Birleşme&Devralma: 1- Rıdvan Dilmen NTV’den Star TV’ye mi geçti tartışması büyüdü, anlaşıldığı üzere Star TV NTV’ye geçti. 2- Oscar’a daha var derken, Mars-AFM Sinemaları birleşmesinin üstünden aylar geçti. 3- Meyhaneler Diageo’ya emanet edildi. 4- Gazete yayıncılığı pazarına yeni bir oyuncu katıldı. 5- İDO da rüzgara kapıldı. 6- AT&T’nin en iyi avukatları bile planı suya düşmekten kurtaramadı.

–          Rekabet İhlalleri: Cezalar cezalar… 1- Et fiyatlarındaki artış Kurum’un da dikkatini çekti, etçilere ceza geldi. 2- Samsung ve Anadolu Elektronik Kurum’da misafir edildi. 3- Bir başka misafir Efes ve 4- ayrıca diyaliz şirketleriydi. 5- Kargoculara da cezalar eksik olmadı. 6- THY’yi Avrupa soruştururken, Rekabet Kurumu kapattı. 7- Sun Express çareyi pişmanlıkta buldu.

–          Mevzuat Değişikliği: 1- Rekabet Kanunu değişti. 2- ‘Rekabet Kurulu kararlarına hangi makamda itiraz edebilirim?’ sorusunun cevabı değişiyor. 3- Özerk kurumlar Bakanlık denetimine alındı. 4- RTÜK Kanunu medyayı telaşa soktu.

–          Prosedürel: 1- Bilkent koridorlarında tatlı bir telaş başladı. 2- İlaç sektör araştırması nitelik değiştirdi. 3- RK ile BTK buzları eritti. 4- Rekabet Uyum Programları Rekabet Kurulu kararına da konu oldu. 5- AB İlerleme Raporu’nu yayınladı.

Olmazsa olmaz, Bizden Haberler’i yine bizim yorumlarımızla okumak isteyenler için:

İlk kamu-özel ortaklığı projesini tamamladık.

Bankalar ve bankacılık hakkında hiç akla gelmeyenleri seslendirdik.

Konuşmayı sevdik, Baro’da da konuştuk.

Sam Peltzman’i Türkiye’de ağırladık.

Tazminat davaları hakkında Yargıtay üyeleriyle buluştuk, makalemiz yolda.

Haziran sonu malum sınav haftası. Biz de RKS yaptık, rekabet kuralları sınavı yani, hem de şifresiz, ama pek geçen olmadı.

Temmuz ayı geldi, şike iddialarını duymayan kalmadı, tabi farklı bir açıdan da bakmalıydı.

Yaz demişken, ELSA’yı unutmazdık.

Nisan’da Rekabet Kurumu’nda yapılan sözlü savunmada kısa film izledik.

Bir film de biz çektik, üstelik oynadık bile.

Seneye tatsız başlamıştık, ama hayat devam etti. Aileye tam tamına 4 ufaklık katıldı (Sizin nazarınız değmez ama biz yine de fotoğraflarını koymadık). Hatta Evlendik! Bekleriz…

PPP Modeliyle Kurulacak İlk Hastanede İmzalar Atıldı!

Türkiye’de gerçekleştirilen ilk kamu-özel ortaklığı proje ihalesi (PPP – Public Private Partnership) tamamlandı.

Türkiye’de gerçekleştirilen ilk kamu-özel ortaklığı proje ihalesi  (PPP – Public Private Partnership) tamamlandı.

ACTECON, DLA Piper ve Koyuncuoğlu-Köksal Hukuku Bürosu ortak girişiminin danışmanlığında yürütülen ve Türkiye’de sağlık sektöründe kamu – özel ortaklığı modeli ile gerçekleştirilecek ilk yatırım projesi niteliğini taşıyan Kayseri Entegre Sağlık Kampüsü ihalesi Türk-İtalyan ortak girişim grubu olan YDA İnşaat Sanayi Ticaret A.Ş. ile INSO Sistemi Per Le Infrastrutture Sociali S.P.A İş Ortaklığı’nda kaldı.

Sağlık Kampüsü, 1048 yataklı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 200  yataklı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi, 200  yataklı Psikiyatri Hastanesi ve 100 yataklı Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri Hastanesi olmak üzere toplam 1548 yataklı bir sağlık tesisi yatırımını kapsıyor.

PPP Modelini, yine ihale yöntemiyle özel sektörün yatırım yapmasını öngören klasik Yap-İşlet veya Yap-İşlet-Devret modellerinden ayıran en önemli fark, modelin isminden de anlaşılacağı üzere devletle özel sektör arasında çeşitli risklerin paylaşılmasına yönelik bir ortaklık tesis edilmesi.

Türkiye’de ilk kez uygulanan ve yurtdışı uygulamalarının olumlu ve olumsuz yönlerinin Türk hukukunun temel prensipleriyle birlikte dikkate alınması suretiyle hazırlanan “ikinci nesil” PPP Sözleşmesinin, kamu hizmetlerinin sunulmasına ilişkin diğer alanlarda da kullanılması bekleniyor.İhaleyi kazanan ortak girişim grubu, projenin finansmanı, uygulama projesi, tasarımı, inşaatı ve tıbbi cihazlar ile diğer ekipmanın tedariki ve tesis için gerekli donanımını sağlamakla yükümlü olacak. Ortak girişim grubu ayrıca, görüntüleme, laboratuar, sterilizasyon, rehabilitasyon gibi tıbbi destek hizmetleri ile tesislerin bakım ve onarımı, bilgi işlem, çamaşır, temizlik, güvenlik ve yemek gibi destek hizmetlerinin sunumu ve sağlık hizmetleriyle uyumlu olmak üzere yapım ve işletilmesi işini de üstleniyor. PPP Modelinde, entegre sağlık kampüsünün esaslı unsuru olan temel sağlık hizmetleri ise, bir kamu hizmeti olarak devlet tarafından sunulacak.