Pişmanlık başvuruları şişman da etti pişman da

Ali Ilıcak – Bir şirket için olabilecek en kötü rekabet hukuku tecrübesi herhalde pişmanlık başvurusunda bulunup yönetmelik kapsamına girmediği gerekçesiyle ceza yemek olmalı

picture_form___shrek_2___by_c_22

2015’i geride bırakırken her alanda yapıldığı gibi rekabet hukukuna ilişkin olarak da görev savma kabilinden bir bilanço çıkarayım dedim. Sonra bu işi nasıl olsa bloğu ayakta tutan sevgili Belit ve saz arkadaşlarının yapacağını umarak daha özel bir konuya ışık tutmak istedim: pişmanlık olayı!

Daha Pazarlardan Haberler Microsoft Publisher’da dizilip pdf olarak dağıtılırken -yaşı genç olanlarınız hatırlamaz- Pişmanlık Yönetmeliği 2009’da yürürlüğe girdiğinde “Karteller dağdan inecek mi?” diye yazmıştım. Ve mealen şöyle devam etmiştim: “Bu pişmanlık, ispiyonculuk kurumları ahiliğin, kardeşliğin üstün değer olduğu bu topraklarda boy vermez” eleştirilerine katılamıyorum. Tam tersine, bu topraklar ne satışlar gördü (Meğer daha o zaman hiçbir şey görmemişiz). Hem ayrıca artık “yabancı yatırımcı” diye bir şey var, diye yazmıştım, en iyi kardeşinin adı “kâr” olan.

Aradan göz açıp kapayana kadar geçen 6 yılda (bu rekabet işi yedi, ömrümü yedi) Kuruma toplamda 17 pişmanlık başvurusu yapılmış. Arkadaşlarımdan rica ettim, kısa bir çalışma ile duruma bakalım diye. Şu bilgileri ilettiler:

Kurum tarafından yayımlanan istatistikler uyarınca bu başvurulardan Kurul tarafından incelenen 14 başvuru eğitim, ekmek ve taşıma/ulaştırma sektörlerinden ikişer tane olmak üzere medikal gaz, elektronik, trafik işaretleme, tuz/sülfat, otomotiv, maya, endüstriyel paketleme, soğutucu/kompresör sektörlerine aittir. Başvuruların beşi ön araştırma öncesinde, ikisi ön araştırma safhasında ve yedi tanesi de soruşturma safhasında yapılmıştır.

Ama sizin ilginizi çekecek asıl nokta şu:

Kurul, bu başvurulardan soğutucu/kompresör, elektronik ve trafik işaretleme sektörlerine ilişkin 3 başvuruda ihlal bulunmadığına ilişkin tespitte bulunmuştur.

Nasıl ama ?! “Çok pişmanım, kendimde değildim, aslında kötü bir niyetim yoktu, olayın bu noktaya nasıl geldiğini biz de anlamadık” diye ta Bilkent’e git, yok numara al, yok uzmanları tatmin edecek kadar bilgi-belge sağla, sonra kurduğun karteli beğendireme! Yediğin para cezasına bile üzülemez hale getiren, kendini gerçekleştirememiş, bir işi usulüne uygun yapamamış olmanın getirdiği ve orta yaşlı erkeklerde sıklıkla görülen o kesif yetersizlik duygusu… Kararı eline alan başvuru sahiplerinin dişlerinin arasından tıslayarak -ama kibarlıktan da ödün vermeden- şunu söylediklerini hayal ediyorum: “Bir dahakine daha iyisini kurarız”.[1]

Bir başka sorun da Pişmanlık Yönetmeliği’nin rakipler tarafından stratejik bir araç olarak kullanılması, yani verilen imkanın kötüye kullanılması.  En son 4. Geleneksel Ekmek Mayası soruşturmasında[2] pişmanlık başvurusu sahibi tarafından sunulan eposta yazışmalarının –makul şüphe ve itirazımıza rağmen- elektronik doğrulamasının yapılmadan, yazıcıdan çıkarılmış halleriyle delil olarak kabul edilmiş olması bende bir takım soru işaretleri yarattı.

Bunun üzerine arkadaşımdan (adı gizli değil, Şebnem) pişmanlık başvurusu yapılan dosyalarda diğer rakiplere ne kadar ceza kesildiğini bulmasını istedim. Çok değil, 17 milyon lira imiş (Sıralı tam liste aşağıda).

Ee, ne dersiniz karteller silahlarıyla birlikte dağdan inip Devletin şefkatli kollarına kendilerini teslim etmiş mi? Uzun lafın kısası: Kartelin tanımı ve delil standardının ne olduğu netleştirilirse pişmanlık başvurusu sayısı artacaktır. Siz yine de pişman olacağınız işler yapmayın!

Bahsi geçen kararlarda ilgili sektördeki kartel üyelerine verilen toplam ceza miktarları ve pişmanlık başvurusunda bulunan teşebbüslere sağlanan indirimler aşağıdaki gibidir:

  • Başvurucuya tam muafiyet tanınan maya sektörüne ilişkin kararda 3 teşebbüse toplamda 14.049.620,54 TL;
  • İlk başvuru için tam muafiyet tanınan medikal gaz sektöründeki 26 teşebbüse toplamda 2.423.004,08 TL;
  • İlk başvuran teşebbüs için tam muafiyet ve diğer başvuru sahibi için 1/2 oranında ceza indirimi sağlanan ulaştırma sektörüne ilişkin kararda 2 teşebbüse toplamda 733.016,80 TL;
  • Başvurucunun cezasından 1/2 oranında ceza indirimi yapılan endüstriyel paketleme sektörüne ilişkin kararda 2 teşebbüse toplamda 1.217.093,52TL;
  • Başvurucu için 1/3 oranında indirim sağlanan tuz/sülfat sektörüne ilişkin kararda 2 teşebbüse toplamda 984.200,45 TL;
  • İlk başvurucuya 1/2, ikinci başvurucuya 1/3, diğer başvuruculara ise 1/4 oranında cezadan indirim sağlanan ekmek sektöründe toplamda 173.763,75 TL;
  • Başvurucuya 1/2 indirim sağlanan eğitim sektöründe 20 teşebbüse toplamda 65.951,13

ceza kesilmiştir.

[1] Eksik olmasın, Otomotiv bayileri soruşturmasında da başvuru sahibine bir ihlal var ama kartel değil denilerek cezadan muafiyet tanınmadı ama boş göndermemek için mansiyon indirimi ile binde 3 yerine binde 2,25 ceza verildi.

[2] 22.10.2014 tarih ve 14-42/783-346 sayılı Rekabet Kurulu kararı.

Pişmanlıkta da mı kartel?!

Pazardaki beraberlik devlet kapısında da devam ediyor. Gözümüzden kaçmayan hikayeyi Ceren Üstünel anlatıyor.

177_Ekmek_getiren_firinci_soygunu_enGün geçmiyor ki Rekabet Kurumu’nun internet sitesinde yeni bir kartel soruşturması haberiyle daha karşılaşmayalım. Zaten her sene “adı çıkmış dokuza inmez sekize” diyerek tabir ettiğim sektörlere yönelik mutlaka bir soruşturma açılıyordu, bir de onun üzerine küçük esnaf eklendi, tam evlere şenlik bir tablo ortaya çıktı. Otomotiv bayilerinden tutun da fırınlara, sürücü kurslarından yapı denetim firmalarına, kuyumculardan gözlükçülere… İşin komik kısmı nedense kartel deyince Avrupa Komisyonu’nun videolarında olduğu gibi hep sigara dumanı dolu odalar, şifreli telefon konuşmaları, anlaşılması zor e-posta yazışmaları hayal edilirdi hep. Halbuki bizim yan sokaktaki şişman, göbekli Hasan Amcayla tüm gün tavla atan Mehmet Abimiz de işi gücü bırakıp yok çeyreğin fiyatı ne olsun, aman yarım altın da şu fiyatın üzerine verme ha diye konuşabiliyormuş.

Peki, nereden çıktı bu kartel muhabbeti… Yaklaşık iki ay önce yine bir kartel haberi yayınlandı. Aksaray merkezde faaliyet gösteren 45 fırına karşı ekmek satış fiyatlarını birlikte belirledikleri şüphesi ile soruşturma açılmıştı. Kısa karara göre fırınların hepsi Kanun’un 4. Maddesini ihlal ettiklerinden yani kartel kurup fiyatları birlikte belirlediklerinden ceza aldılar.

Buraya kadar her şey normal. Garip olan şu ki soruşturma açılan 45 teşebbüsün tamamı da yani 45’i de pişmanlık başvurusunda bulunuyor. Biri, ikisi, beşi, onu değil hepsi. Gerekçeli kararı görmeden yorum yapmak doğru olmaz tabi ama şimdiye kadar Kurum’a yapılan toplam pişmanlık başvurusu 45’i bulmamıştır yahu, aynı kartel soruşturmasına taraf tüm fırınlar, ne iş demeden de edemiyor insan.

Yurtdışı seyahatlerden feyz almalı

Bir kartelin faka bastırılması mı demeli? ICN konferansındaki sözlerin Türkiye’deki soruşturmalara etkisi mi?
Belit Polat yazdı.

Uluslararası Rekabet Ağı olarak bilinen ve ülkelerin rekabet hukuku alanındaki deneyimleri paylaşılarak uyumu artırmaya yönelik çalışmaların yapıldığı, ayrıca Şahin ARDIYOK’un da Türkiye’deki danışman olarak faaliyetini yürüttüğü ICN (International Competition Network), 2002 yılından bu yana Rekabet Kurumu’nu da bünyesine katmıştı. Haftalık gelişmelerin takibi ve tartışmaların yanında yıllık konferanslar yoluyla, hem Rekabet Kurumu hem de uygulayıcılar tarafından takip edilen bu rekabet ağı, Kurul’un hazır beton hakkında aldığı bir kararda ilginç bir şekilde karşımıza çıktı.

img4

Bursa’da faaliyet gösteren 11 hazır beton üreticisinin müşterileri/bölgeleri paylaştığı ve rekabeti kısıtlayıcı anlaşma içerisinde olduğu iddiası üzerine alınan karar, üç sayfadan oluşuyor. Yapılan incelemede her ne kadar teşebbüslerden birinde elde edilen ajanda da rakip fiyatları yer alsa da, bu bilginin doğrudan rakipten alınıp alınmadığı konusunda bir tespit yapılamıyor. Müşteri veya bölge paylaşımı konusunda ise herhangi bir belgeye ulaşılamadığından, şikayet reddedilerek dosya kapatılıyor. Ancak kararın uzunluğu kadar, Kurul Üyesi Fevzi ÖZKAN’ın karşı oyunu görüyoruz, hem de son gelişmeleri özetleyecek şekilde:

  1. Fevzi ÖZKAN’ın üzerinde durduğu ilk husus, ajanda notunda yer alan fiyat bilgilerine ilişkin yeterli araştırma yapılmadığı hakkında. Kurul Üyesinin görüşü, bu bilgilerin kaynağı hakkında yalnızca ajanda sahibinin beyanlarına dayanılamayacağı, o bilgilerin ne anlama geldiği noktasında detaylı inceleme yapılması gerektiği yönünde.
  2. İkinci olarak ÖZKAN, bizim de burada sıkça dile getirdiğimiz Danıştay kararlarına değiniyor. En ufak bir şüphe dahi olsa soruşturma açılması gerektiği yönündeki kararın altını çizerken, bu karara dayanarak açılan soruşturmaların sayısında artış olacağına ilişkin görüşümüzü de desteklemiş oluyor.
  3. En ilginci ise karşı oyun son kısmında. ÖZKAN, katıldığı bir ICN konferansında konuşmacı olan Alman Rekabet Otoritesi Başkanı’nın sözlerine yer vererek, ihlal iddiaları karşısında pro-aktif davranılması gerektiğine yönelik görüşlerin Türkiye’ye de yansıması gerektiğini söylüyor.

Alman Rekabet Otoritesi Başkanı’nın verdiği örnek, yine bir ihlal iddiasındaki deneyimlerine dayanıyor. Bir o kadar da hedefi tutturan bir deneyim.

Almanya’da bir kartel iddiası, ancak pazardaki veriler bu iddiayı kuvvetlendirse de deliller ihlali ortaya koymaya ve dolayısıyla cezalandırmaya yeterli değil. Ancak Rekabet Otoritesi bu yetersizlik karşısında dosyayı kapatmak yerine, teşebbüsleri bir kez daha ziyaret etmeye karar veriyor ve bu kararını dosyanın kapanmasına yakın bir tarihte alıyor. Teşebbüsler artık sona gelindiği ve Otorite’nin elinin boş olduğunu düşünürken, son anda kapılarına gelen Uzmanlar karşısında şaşkın. Başkan’a göre, bu şaşkınlık karşısında teşebbüsler Rekabet Otoritesi’nin çok sayıda delile sahip olduğu düşüncesine kapılıyor ve çareyi itiraf etmekte buluyor. Esasen elinde yeterli delil bulunmayan ve belki de dosyayı ceza vermeden kapatmak zorunda kalan Otorite, bu son inceleme sayesinde aynı gün yedi farklı teşebbüsten gelen pişmanlık başvurusunu kabul ediyor ve böylelikle ortaya çıkaramadığı delilleri bu kez bizzat kartelin taraflarından elde ediyor.

Noktaları birleştirelim. “Dosyayı hemen kapatamazsınız, şüphe varsa soruşturma açmalısınız” diyen Danıştay; bu karar nedeniyle yeniden soruşturmalar açan ve mevcut önaraştırmaları da şüpheye dayanarak soruşturmaya dönüştüren Rekabet Kurumu; Rekabet Kurulu Üyesi Fevzi ÖZKAN’ın her iki uygulamaya değinen karşı oyu ve uluslararası uygulamaların Türkiye’ye yansımasına yönelik düşüncesi; geçtiğimiz aylarda yayınlanarak pişmanlığın faydalarını detaylıca açıklayan Pişmanlık Kılavuzu

2014 yılı yoğun geçeceğe benziyor.

Kartel Dokümanlarının Üçüncü Kişilere Açılması

Kartel dokümanları üçüncü kişilere açılabilir mi?

Bu soruyu Can İtez yanıtlıyor.

Avrupa Adalet Divanı, Donau Chemie hakkında verdiği karada Avusturya Rekabet Otoritesi’nin (ACC) kartel dokümanlarının üçüncü kişilerin erişimine açılması konusunda uyguladığı hükmün Avrupa Birliği mevzuatına uygun olmadığına karar verdi.

BOS001926Konu dahilindeki kartel soruşturması, Avusturya baskı (matbaa) kimyasallarının toptan dağıtımı pazarında kartel oluşturulduğuna dair iddialar üzerine başlamıştı. Soruşturma sonunda ACC, kartel üyelerine para cezası vererek soruşturmayı karara bağladı. Bunun üzerine bir tüketici derneği soruşturma dokümanlarına erişim için ACC’ye başvuruda bulundu. Ancak ACC ülkenin hukuk kuralları çerçevesinde soruşturma taraflarının her birinin rızası bulunmadan bu talebin karşılanamayacağını gerekçe göstererek tüketici derneğini geri çevirdi. Keza, kartel dokümanlarının tüketici derneğine açılması konusunda yalnızca Avusturya Federal Kartel Otoritesi rıza göstermiş, kartel üyeleri gibi soruşturmanın geri kalan tarafları bu talebi kabul etmemişlerdi.

Bunun üzerine ACC, Avrupa Adalet Divanına söz konusu hükmün AB mevzuatına uyumluluğu konusundaki soruyu yöneltti. Divan, “Courage and Crehan”, “Manfredi” ve “Pfeiderer” kararlarına referansla, tazminat taleplerine uygulanabilecek olan ülke mevzuatının kullanımının fiilen imkansızlaştırılmaması gerektiğini belirtti.

Karara göre, üçüncü kişilerin dokümanlara erişim talebinde bulundukları zaman ülkesel kurallar menfaatlerin dengelenmesi adına somut olay özelinde değerlendirme yapmaya imkan vermelidir. Bu noktada menfaat dengesi ile kast edilen, soruşturma taraflarının gizlilik menfaati ile toplum yararının gözetilmesi arasında ortaya çıkan bir tercih zorunluluğunun varlığıdır. Menfaatler dengesindeki oynama ya da değişim ise müdahale yoluyla mevcut durumda (hukuk kurallarının önerdiği şekilde) dengede ağır basan tarafın menfaatlerinden ziyade diğer menfaat gurubunun faydasını gözetecek şekilde ortaya çıkan düzenlemedir. Bu durumda mevcut kurallar çerçevesinde meşru olan gizlilik hakkının tamamen ortadan kaldırılmaması ya da ACC’nin alacağı kararların ülkesel kurallar ile tezat oluşturmaması adına belli koşulların sağlanması (örneğin toplum yararı) durumunda, menfaat dengesinin değişimi somut olay özelinde bir değerlendirmeye tabi tutularak gerçekleştirilecektir. ADD verdiği kararda, kartel dokümanlarının üçüncü kişilerin erişimine açılmasının – ve kamu yararı menfaatinin gözetilmesi ihtimalinin kanunen desteklenmesinin – pişmanlık (lenniency) programının etkin bir şekilde uygulanması açısından önemli bir durum olduğu açıklamasını da eklemiştir.

Cezadan Muaf Olmanın Yolu: Pişmanlık!

Pişmanlıkla ilgili belirsizlikleri kaldırmak adına hazırlanan Kılavuz sonlandırıldı.

Detayları Belit Polat anlatıyor.

BOS001927Geri sayım bitti. Pişmanlıkla ilgili belirsizlikleri kaldırmak adına hazırlanan Kılavuz fırından çıktı!

Rekabet hukuku uygulamasında ilk defa 2009 yılında yayımlanan Pişmanlık Yönetmeliği ile bu adım atılmış, sonrasında Rekabet Kurumu bünyesinde Kartel ve Yerinde İnceleme Destek Birimi görevlendirilmişti. Şirketlerin rakibini ihbar ederek ceza almaktan kurtulmalarını sağlayan bu çözüm için önceleri racona ters dense de, neyin rasyonel olduğuna ilişkin bilinç yavaş yavaş da olsa oluşturuldu. Hele ki, Avrupa’da artık cezaların tamamına yakını bu şekilde ortaya çıkmışken ve çıkıyorken, yabancı şirketlerin Türkiye ayağında devralma öncesine dair sürpriz ihlallerle karşılaşılıyorken, çözümü pişmanlıkta ve rekabet uyumunda aramak en doğrusuydu.

Öyleyse Kılavuz’a bakalım…

Rekabet Kurumu doğabilecek belirsizlikleri asgariye indirme amacına yönelse de, uygulamada karşılaşılacak farklılıklara yönelik önlemini alıyor. Öyle ki, Kılavuz’daki açıklamalar doğrultusunda değerlendirme çabasında olacağını belirtse de, her somut olayın kendine has özellikleri olabileceğini de hatırlatmakta fayda görüyor.

Kılavuz’da vurgu yapılan konulardan biri ‘başvuran lehine yorum’. Zaten rakibi ihbar etmek fikrine yeni yeni alışılırken, bir de eli boş dönme düşüncesiyle karşılaşmak istemeyen şirketler için, Kurum ile aktif işbirliği yapanların yapmayanlara göre dezavantajlı duruma düşmeyeceği belirtiliyor. Dolayısıyla Kurum, yönetici veya çalışanların birbirleri aleyhine verebilecekleri ifadeler sebebiyle taraflar arasında oluşabilecek menfaat çatışmasının farkında. Bu noktada, pişmanlıktan yararlanma imkanının eski çalışanlara da tanındığı veya teşebbüsten bağımsız başvurunun da yapılabileceği görülüyor. Tüm süreç boyunca Rekabet Kurumu ile işbirliği esas olduğundan, kartel üyeliğine aniden son vermenin dikkat çekeceği durumlarda en azından yerinde incelemeler gerçekleştirilene kadar kartele devam etmeleri ihtimali de öngörülenler arasında yer alıyor.

Başvuruyu ne zaman yapmalı?

Bunu iki başlık altınca cevaplamak lazım. Önaraştırma kararı verilmeden evvel yapılan bir başvuru için, Pişmanlık Yönetmeliği’nde aranan koşul ‘ilk’ başvurunun yapılmış olması. Kılavuz, ihlal sonucuna ulaşılacak delilleri sunmamış olsanız dahi cezadan muaf olma şansınızın olduğunu belirtiyor. Ancak bunu, soruşturma açılmasına gerek olmayacak delil yoksa ceza da olmayacağından, olmayan cezadan muaf tutulmak şeklinde yorumlamamak lazım. Kurul’un her şekilde sunulan delillerle sınırlı olmadığı bir gerçek.

Önaraştırma kararından sonraki dönem için ise, soruşturma raporunun tebliğine kadar yalnızca ilk başvuranın cezadan bağışıklığı söz konusu. İkinci ve devamındaki sıradakilerin yararlanması mümkün değil. Dahası, başvurunun kabulü de Kurul’un elinde ihlal sonucuna ulaşacak delillerin bulunmamasına bağlı tutuluyor. Yani Kurul’un elinde halihazırda yeterli delil bulunuyorsa, ilk başvursanız dahi cezadan kurtulmak mümkün olmuyor, ancak indirimden faydalanmak mümkün.

Takdir yetkisi geniş

Sonuç olarak, delillerin yeterliliği ve sonradan başvuranlara verilecek indirim konusunda Kurul’a geniş bir takdir yetkisi verildiği görülmekte. İndirimin oranı konusunda da aynı şeyi söylememiz mümkün.

Şimdi birkaç soru-cevap ile diğer konuları da netleştirmeyi umuyorum…

  • İhlal tarafları birlikte başvurabilir mi? Hayır. Kartel üyelerinin birlikte başvurması söz konusu değil.
  • Ne tür belgeler gerekir? İspat bakımından yararlı olan belgelere örnek olarak; faturalar, ajanda notları, yazışmalar, seyahat kayıtları, toplantı notları gösterilmiştir. Ayrıca, nihai karar alınana kadar yeni bilgi ve belgeleri de sunma yükümlülüğü bulunmaktadır.
  • Başvuru sahibinin kimliği gizli tutulacak mıdır? Evet. Soruşturma raporunun tebliğine kadar gizlilik söz konusudur. Ancak istisnalar tanımak da mümkün.
  • Kartelin kurucusu da pişmanlıktan yararlanabilir mi? Evet. Kartele liderlik edilmesi, diğer üyelerin uzlaşmaya zorlanması bağışıklığı engellemeyecektir. Ancak fiziksel şiddet veya toplu boykot gibi ağır iktisadi baskı veya tehdit söz konusu ise, yalnızca indirimden faydalanılıyor.

Rekabet Kurumu ile Uzlaşıp Cezadan Kurtulmak

Rekabet Otoritesi ile uzlaşmanın bir örneğine Brezilya’da rastlıyoruz. Türkiye’deki uygulama ise çok daha farklı.

Belit Polat inceledi.

Brezilyalılar için rekabet ihlallerinde Rekabet Otoritesi CADE ile uzlaşarak cezanın miktarında kayda değer değişiklikler yapabilmek mümkün. 2010 yılında Uluslararası Barolar Birliği tarafından dünyada kartellerle mücadelede en iyi ve saygı duyulan Rekabet Otoritelerinden biri olarak belirlenen CADE, bu yeni düzenlemesiyle uygulamanın ne kadar değiştiğini gösteriyor.

olive branchYeni kurallara göre, ‘uzlaşma‘ denilen mekanizma yoluyla şirketlerin teşvik edilmesi amaçlanıyor ve kartel soruşturmaları kapsamında cezada indirim öngörülebiliyor. Üstelik uzlaşmanın Otorite uzmanları tarafından da öne sürülmesi ve hatta soruşturma devam ederken dahi işletilmesi mümkün, ancak bu durumda soruşturmanın tüm gereklerinin yerine getirilmesi ve şirketin de Otorite ile işbirliği içerisinde olması zorunlu. Cezada ne kadar indirim yapılacağı ise bu işbirliğinin boyutuna bağlı. Diğer kriter uzlaşma teklifinin zamanına göre değişiyor; örneğin ilk teklif için 30% – 50% gibi bir indirim, devam eden tekliflerde %25’e düşüyor.

İhlalin uzlaşma masasına oturtulması, Rekabet Otoriteleri ile şirketler arasındaki şeffaflığı ve iletişimi güçlendirebilir. Hatta tıpkı diğer bazı hukuk dallarında olduğu gibi daha ufak kapsamlı incelemelerin süzgeçten geçmesini ve kaynak tasarrufunu da sağlayabilir. Ancak böyle bir uygulama Türk Rekabet Hukuku’nda bulunmuyor (Yok dedik ama, uzlaşmanın akla pişmanlık mekanizmasını getirdiği de bir gerçek. Ancak uzlaşmada süreci devam eden kartel soruşturmaları söz konusu iken, pişmanlıkta ise bilinmeyen kartellerin ortaya çıkarılması amaçlanıyor. Uzlaşmaya benzetilebilen Rekabet Kanunu’nun 9/3.maddesi ise etkinlik doğurabilecek şekilde uygulama alanı yaratmıyor. Daha detayı ve Kurul’un 5 yıllık soruşturma performansını ILICAK ve ARDIYOK’un makalesinden inceleyebilirsiniz).

Türkiye’de uygulansa dahi pek tabi ki son takdir Otoritelere ait olduğundan, bu yolun tercih edilmesi için de öncelikle; cezanın ihlaller ve teşebbüsler için caydırıcı ve ölçülü olması gerekliliği, iktisadi savunmaların ve örneğin regüle piyasaların gerçeklerine ilişkin açıklamaların enine boyuna incelenmesi, dosyaya girişlerde şeffaflığın sağlanması gibi sorunların çözülmesi gerektiğini düşünüyorum.

Komisyon’dan Rekor Ceza!

Avrupa Komisyonu’nun rekor cezası!

Devamı Başak Yılmaz’ın yazısında.

Komisyon geçtiğimiz günlerde bir rekora imza atarak, aralarında Philips, LG gibi dünyaca ünlü şirketlerin bulunduğu 7 bilgisayar ve ekran tüpü üreticisine “katot ışın tüpü” fiyatlarını sabitledikleri gerekçesiyle toplamda 1.5 milyar Euro para cezası kesti.

Bu cezanın, Komisyon’un şimdiye kadar bir soruşturma sonucunda kestiği en yüksek para cezası olduğunu söylemekte yarar var.

Komisyon tarafından yapılan açıklamaya göre şirketler, 90’lı yılların sonundan 2006 yılına kadar bilgisayar ve ekran tüpü pazarlarında “katot ışın tüpü” fiyatlarını sabitlemekle kalmamış, pazar ve müşteri paylaşımı anlaşmaları da yapmış.

Race TrackDeğişen ve gelişen teknolojiler karşısında tüplü televizyon ve bilgisayarlara olan ilginin azalmasıyla birlikte şirketlerin işbirliği yoluna gitmeyi tercih ettiklerini belirten Komisyon, işbirliği sayesinde şirketlerin büyük kazanç sağladığını belirtti.

Soruşturma süresince yapılan incelemelerde kartel üyesi şirket yöneticilerinin ve çalışanlarının Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde toplantılar düzenlediği anlaşılmış. Bu toplantıların notlarına da ulaştığını belirten Komisyon, toplantı notlarının aslında eskiyen teknolojik ürünlerden maksimum gelir elde etmek isteyen şirketlerin pazardaki fiyatları sabitlemek konusunda nasıl bir çaba içinde olduklarını kanıtlar nitelikte olduğunun altını çiziyor.

Bununla birlikte, kartel üyelerinin aslında rekabet kurallarını ihlal etmenin ne gibi sonuçlar doğurduğunun bilincinde olduğu da inceleme sırasında bulunan bir belgede yer alan şu ifadelerden anlaşılıyor: “Bunu herkes gizli tutmalı, çünkü bu tüketici ve Avrupa Komisyonu tarafından öğrenilirse ciddi zararlar doğabilir”.

Komisyon tarafından bu kadar ilgiyle karşılanan soruşturmanın sonuçlarına da değinmek lazım. Zira şirketlere kesilen cezalar dudak uçuklatacak oranlarda. Örneğin soruşturma kapsamında en yüksek cezayı alan şirket 391 milyon Euro ile Philips ve LG’nin bir araya gelerek kurduğu ortak girişim. Bununla birlikte Philips tek başına 313 milyon Euro ceza alırken LG 295 milyon Euro ceza almış.

Tayland’lı şirket Chunghwa ise ilk pişmanlık başvurusunda bulunan şirket sıfatıyla karteli ispiyonladığı için Komisyon tarafından mükâfatlandırılmış ve herhangi bir ceza almamış. Komisyon tarafından verilen cezalara ve indirim oranlarına bakıldığında, Chungwa dışında Samsung, Philips ve Technicolor’ın da pişmanlık başvurusunda bulunduğu ve çeşitli oranlarda indirim aldığını görüyoruz.

Soruşturma sonucunda Komisyon tarafından verilen cezalara ve indirim oranlarına baktığımızda aslında pişmanlık müessesesinin ne kadar önemli olduğunu ve şirketlere ne kadar büyük avantajlar sağladığını söylemek mümkün.

RK 2 – 0 ŞY

Üç yıldır 1-0 Rekabet Kurulu’nun üstünlüğüyle devam eden ceza serüveni, Kurul’un atağa geçmesiyle aradaki farkı 2’ye çıkardı.

Üç yıldır 1-0 Rekabet Kurulu’nun üstünlüğüyle devam eden ceza serüveni, Kurul’un atağa
geçmesiyle aradaki farkı 2’ye çıkardı sayın seyirciler.

“Bu ceza ne cezası?”

Bu ceza bir kartel soruşturması sonucu RK tarafından Şirket Yöneticilerine verilen bir ceza. Sektör pudra sodyum sülfat, kristal sodyum sülfat ve ham tuz pazarı.

Ancak “renkli tv’de ilk kez” misali bu karar ilklerin bir örneği sayılır…

2009 yılında alınan Beyaz Et Karteli kararından (bu kararda yöneticiden ayrı savunma alınmıştı) sonra yine hem şirkete hem de yöneticiye ceza verildi; ayrıca aynı karar pişmanlık başvurusunu da beraberinde getirdi.

“Kime ne kadar ceza?”

Eğitimlerde sürekli bahsediyoruz, Kurul’un şimdiye dek verdiği cezalar 800 Milyon TL’yi aşmış durumdayken; şirket yöneticilerine veya çalışanlarına verilen ceza örneği yalnızca biri, pişmanlık başvurusu sayısı ise bir elin parmağını geçmiyordu.

Şimdiyse durum farklı: Otuzbir Kimya ve Sanayi ile Sodaş Sodyum şirketlerine, aktif işbirliği sonucu yapılan indirimle toplamda 963.482 TL; ayrıca Otuzbir Kimya Müdürü’ne 12.532,38 TL, Sodaş Sodyum Genel Müdürü’ne ise 8.186,04 TL ceza verildi.

Yalnızca bu tabloya bakarak, karşılaşmanın geniş özeti şöyle:

  • Belirleyici etki ceza getirdi: Yöneticilere verilen bu cezalar, şirkete verilen ceza üzerinden oranlanarak hesaplanıyor. RK da kısa kararında yöneticilerin ihlalde belirleyici etkisi olduğunu söylüyor.
  • Pişmanlık fayda etti: Aktif Pişmanlık sayesinde şirketlerin ceza almaktan kurtulabildiği ya da cezada indirimden faydalandığı görülüyor.
  • Yerli oyuncular da oyuna katıldı: Bugüne kadar az sayıda ve genellikle global şirketlerde gördüğümüz pişmanlık başvurusu imkanından yerli şirketlerin de haberdar olduğu görülüyor. Hatta haberdar olmanın ötesinde, artık yerli şirketler de rakiple rekabet etmeyip beraberliğe razı olmaktansa, ofsayt korkusunu atıp rakibinin önüne geçecek gibi görünüyor. Yani RK’dan gol yememek adına, artık internet sitesinde yazdığı gibi ‘%100 Türk sermayesi ve emeği ile kurulmuş’ şirketler de rakibi ihbar edip pişmanlıktan faydalanarak cezadan kurtulabileceğinin bilincine vardı (Avrupa’da bu işler neredeyse yalnızca pişmanlık başvurularıyla ortaya çıkıyor, hatta pişmanlığın pişmanlığına bile rastlamıştık.)
  • Arşivler açıldı: Karar yeni çıkmış olsa bile ihlalin 2005 yılına kadar uzandığını görünce, RK’nın geçmişe yönelik inceleme yapabileceği hatırlatılıyor.

Tabi bunlar gerekçeli kararın yayınlanmasıyla netleşecek. Her ne kadar 6 yıllık bir dönemden bahsediliyor olsa da, karardaki delillere ve ihlal olunduğu farkında bile olunmayan yazışmaların var olup olmadığına bakmalı.

O halde şirketlerin ve yöneticilerin de çok geçmeden geriye bakıp, eğer varsa riskleri bilmesi, ileriye yönelik korumayı sağlamak için de bilinci oturtması gerek. Beraberlik ancak böyle sağlanır gibi görünüyor; sağlam bir gözden geçirme ve aktif uygulama.

Gerekçeli kararın ardından gelişmelerle yeniden birlikte olacağız.

Bu Cezalar Sizi Yakar

OFT, rekabet ihlallerinde verilecek cezalar ve pişmanlık uygulamalarına ilişkin yeni kılavuz taslaklarını yayınladı.

İngiliz rekabet otoritesi OFT, rekabet ihlallerinde verilecek cezalar ve pişmanlık uygulamalarına ilişkin yeni kılavuz taslaklarını yayınladı.

Yeni kılavuzlar çok ciddi sistem değişiklikleri öngörmüyor ve esasen OFT uygulamalarının daha açık, anlaşılabilir ve caydırıcı olmasını hedefliyor. OFT bu değişiklikleri yaparken hem kendi uygulamalarından, hem de AB’nin tavsiyelerinden faydalanmış.

Her ne kadar yeni kılavuzlar çok ciddi değişiklikler getirmiyor demiş olsak da, cezalara ilişkin kılavuzdaki değişikliklerden bir tanesi oldukça dikkat çekici. OFT rekabet ihlallerine verilecek cezaların üst sınırını, teşebbüslerin, ihlalin sona erdiği yıldan bir önceki mali yıl cirosunun %30’u seviyesine çıkarmış. Bu seviyenin en yüksek kar marjlarıyla faaliyet gösteren teşebbüslerin dahi hayatını karartma potansiyeline sahip olduğu tartışmasız. Ancak seviyenin bu denli yükseğe çekilmiş olması bundan böyle OFT’nin tüm ihlallerde bu oran üzerinden ceza vereceği anlamına da gelmiyor. Zaten OFT azami ceza miktarlarını ciddi biçimde yükseltirken, belki de bunu dengeleyecek bir unsur olarak, cezaların hesaplanması aşamasına yeni bir basamak daha eklemiş. Bundan sonra OFT cezaları hesaplarken, bu cezaların “orantılı” olmasına da ayrıca özen gösterecekmiş. İhlale göre orantısız ve aşırı derecede yüksek cezalar verilmesi de bu basamağın sisteme dahil edilmesiyle önlenebilecekmiş.

Bunların yanı sıra OFT’nin ceza miktarını hesaplama prosedürü de mümkün olduğunca şeffaf bir hale getirilecekmiş. Böylece cezalandırılan teşebbüslerin, aldıkları cezaların hangi sebeplerle ve ne miktarlarda ağırlaştığını veya hafiflediğini rahat bir biçimde analiz edebilmesini sağlamak amaçlanıyor.

Pişmanlık uygulamalarına ilişkin kılavuzdaki değişiklikler de, benzer şekilde, yapılacak uygulamaların mümkün olduğunca şeffaf bir hale getirilmesini amaçlıyor. Yeni kılavuzda pişmanlık başvurusunun usulü, pişmanlığa başvurulması halinde sağlanacak korumanın kapsamı ve pişmanlık çerçevesinde beklenen işbirliği ve yardımlaşmanın seviyesi hususları açıklığa kavuşturulmaya çalışılmış. Ayrıca pişmanlığın özel hukuk alanındaki sonuçları da düzenlenmiş.

Sonuç olarak, OFT’nin bir yandan cezalarda önemli bir artırıma giderken, bir yandan da hem cezalara hem de pişmanlığa ilişkin uygulamalarda tam bir açıklık ve şeffaflık ortamını öngördüğünü söylemek mümkün. OFT’nin neden böyle bir yaklaşımı tercih ettiğinin ise hukuk ve ekonomi öğretisi yardımıyla açıklığa kavuşturabileceğini düşünüyoruz. Bilindiği gibi günümüzde, rekabet hukuku bilinci son derece gelişmiş teşebbüsler dahi sıkça rekabet ihlalleri içerisinde yer alabiliyorlar. Bunun sebebi, bu teşebbüslerin ihlal sonucunda nasıl bir ceza alabileceklerini ve bu cezanın verilme ihtimalini, ihlalden elde edecekleri ekstra kar ile karşılaştırarak, ihlalin daha cazip görünmesi halinde “hesaplanmış” bir risk almaları. OFT’nin yeni uygulamaları ise, öngördüğü açıklık ve şeffaflık düzenlemeleri çerçevesinde, teşebbüslerin bu riski “hesaplamasını” belki de daha da kolay bir hale getirebilecek türden. Ama OFT bir yandan hesaplamayı kolaylaştırırken, bir yandan da, ağırlaştırılmış ceza oranları yardımıyla denklemi değiştirerek teşebbüslere ihlalin doğru seçenek olmayacağı yönünde bir mesaj veriyor.

Pişmanlık uygulamalarının mümkün olduğunca şeffaf ve açık bir hale getirilmesinin de benzer bir amacı olduğunu düşünüyoruz. OFT, teşebbüslere pişmanlığın getirilerini rahatça hesaplayabilme olanağını sunarak, pişmanlık başvurularının sayısını arttırmayı hedefliyor. Ayrıca bu sayede teşebbüslerin sürekli olarak rakiplerin pişmanlık başvurusunda bulunma ihtimalini dikkate almaları ve bir ihlal içerisine girmeden önce çok daha fazla düşünmelerini de sağlanmış oluyor. Bir başka deyişle OFT, teşebbüslerin beynine hitap ediyor ve “ihlal size zarar verecektir, işte veriler, hesaplayın siz de görün” diyerek, rekabet ihlallerini ekonomik açıdan rasyonel olmaktan çıkarmayı ve caydırıcılığı arttırmayı amaçlıyor.

Pişmanlık Raconu Bitirir mi?

Pişmanlık; taraf olduğunuz bir karteli Rekabet Kurumu’na deliller sunarak ihbar etmek demek.

2009 yılının başlarında Türk Rekabet Hukuku’na pişmanlık sisteminin kabulü, herkesi çok heyecanlandırmıştı. Herkesi heyecanlandırdı derken, bir Nihat Doğan ve İsrail ilişkileri kadar değil tabii ki… Pişmanlık; taraf olduğunuz bir karteli Rekabet Kurumu’na deliller sunarak ihbar etmek demek. Pişmanlık Yönetmeliği’nin yayınlanması akabinde “rekabet hukukunda pişmanlık” konulu bir sempozyuma gittiğimde; tartışmaların Pişmanlık Yönetmeliği ile ilgili teknik, hukuki konulardan ziyade, “bu bize ters arkadaş, bizde ispiyonculuk olmaz” üzerine yoğunlaştığını görmek, o sıralar harıl harıl pişmanlık üzerine yüksek lisans tezi yazmakta olan beni, derin duygulara gark etmişti.

Ancak görünen o ki, rekabet hukukunda kartellerin ortaya çıkarılmasında en etkin yol olan pişmanlık uygulamaları, ülkemizde de yavaş yavaş uygulanmaya başlıyor. Buna son bir örnek de, Rekabet Kurulu’nun Sun Express ve Condor Havayolları hakkında yürüttüğü soruşturma…

Genel itibariyle Doğu toplumlarında pişmanlık uygulamasına insanlar şüpheci yaklaşmaktalar. Bu durum Pişmanlık programlarının gayri resmi adının ispiyonculuk olmasından kaynaklanıyor. Ee tabi bizde de ispiyonculuk racona ters. Ancak iş şirketlere geldiğinde, ortaya çıkan tercih; tüm sene çalışıp emek emek oluşturulan cironun belirli bir yüzdesini ceza olarak ödemek, belki o seneyi zararla kapatmak ve durumu ifşa etmek arasında… Bu da birçok durumda şirketler için pişmanlık hükümlerinden yararlanmayı daha rasyonel hale getiriyor. Sonuçta kimse, ayıp olur diye milyonlarca lira ceza ödemek istemez.

Rekabet Kurulu geçtiğimiz günlerde, Sun Express ve Condor Havayolları hakkında yürüttüğü soruşturmada aldığı kısa kararı yayınladı. Kararda her iki teşebbüsün rekabeti kısıtlayıcı bir anlaşma içerisinde olduklarını kabul ederek, Rekabet Kurulu’na pişmanlık başvurusunda bulundukları belirtiliyor. Böyle birden fazla pişmanlık başvurusu olduğunda, ilk başvuruyu yapan “0 ceza” ile paçayı kurtarmakta. Ancak 2. ve daha sonraki başvuru sahipleri de unutulmuyor tabi ki, onlara da verilen cezada başvuru sırasına göre azalan oranlarda indirimler veriliyor. Nitekim Condor Havayolları’na verilen cezada da indirim yapıldığı kısa karar metninde belirtilmiş.

Allah göstermesin bir kartele taraf olursanız, sizden önce bir pişmanlık başvurusu yapılıp yapılmadığını da sorgulama imkanı var. Basit bir biçimde açıklarsak, Rekabet Kurumu’na gidip numaratörden numara alıyorsunuz! Numarayı aldıktan sonra, gişeye gidip işlem yapıp yapmamak size kalmış… İsterseniz pişmanlık başvurusu yapmayabilirsiniz, yaptığınız bu sorgulama gizli tutuluyor. Tabi aldığınız numara 1 değilse, sizden önce birisi o soruşturma için pişmanlık başvurusu yapmış demek oluyor. Bu durum, sizin de hemen bir başvuru yapmanız ve en azından alacağınız cezada indirim almanız için önemli. Zira ne kadar önce başvurursanız cezadan o kadar fazla indirim yapılıyor.

Rekabet Kurumu’nda gerçekten bir numaratör yok tabii ki, sorgulamalar yazılı veya sözlü olarak yapılmakta. Siz veya rekabet hukuku danışmanınız Kurum’a şirketin ismini vermeden “Pardon acaba …. sektöre ilişkin daha önce yapılmış bir pişmanlık başvurusu var mı onu öğrenecektim” diye soruyor. Kurum’daki ilgili birim de “var dostum; geç kaldınız maalesef. Sizi de sıraya yazalım mı?” veya “yok, hemen başvurunuzu alalım isterseniz” diyor. Bundan sonra başvuru yapıp yapmamak size kalmış.

Kafayı ferah tutmak açısından, rakiplerinizle fiyatları falan konuşmamak, rekabeti kısıtlayıcı anlaşmalara bulaşmamak en iyisi tabii ki… Şüpheleriniz varsa size hemen bir Rekabet Uyum Programı öneririz. Pişmanlık son çare…

Rekabet Uyum Programı

Otoritelere göre çözüm, ceza riskini azaltmaktan, bu ise rekabet uyum programlarından geçiyor.

Yalnızca 2010 yılında, Avrupa Komisyonu 70 teşebbüse 3 Milyar Euro kartel cezası verdi. İngiltere Rekabet Otoritesi OFT de tütün üreticilerini tarihindeki en yüksek cezaya çarptırdı. Türk Rekabet Kurumu’nun rekoru ise 270 Milyon TL’ye ulaşmış durumda.

Otoritelere göre çözüm, ceza riskini azaltmaktan, bu ise rekabet uyum programlarından geçiyor.

Geçtiğimiz günlerde, Kurumların bu programlar hakkında birkaç lafı olduğunu söylemiştik. Komisyon ile OFT’nin bakış açılarında bazen farklılıklar olsa da, kilit nokta, şirketlerin bu programı uygulayıp günlük işlerine ve gündemlerine dahil etmeleri. Rekabet Kurumu’nun da özellikle 2010’dan bu yana uyum programlarına sıkça değinmesinin sebebi bu. Bunu bilen şirketler de rekabet uyum programlarına başvurmakta, hatta bu programların tüm çalışanlar üzerinde öğretici ve sonuçların raporlanacağı şekilde online sunulanları çıktı.

Peki, Kurumların şirketlere uyum programı önermelerinin sonucu ne?

–          Çalışanların, mesela bir satış personelinin, günlük iş hayatının bir parçası zannettikleri yazışmalardan kaynaklanan hatalardan dolayı şirketlerin ceza görme riski azalır.

–          Çalışanların, ticaret ya da borçlar hukukuna aykırı değil diye rekabet hukukuna da aykırı olmadığını sandıkları yazışmalar yüzünden ceza almaları engellenebilir.

–          Pişmanlık kavramıyla tanışan şirketler, hem ihlalin tam ortasında olup hem de cezadan kurtulabildiklerinin farkına varırlar.

(Bu sayede belki de, uzmanın elinden delilleri çekiştirmek-hatta bazılarını komik yollarla yok etmek/uzmanları kovalamak gibi sebeplerle ceza almazlar.)

Buraya kadar tamam da, iş işten geçtikten sonra ne olacak?

Kurum uzmanları geldi, delilleri topladı, soruşturmayı açtı, şirketinize ceza talep etti, artık Rekabet Kurulu karar aşamasında… Bu aşamada sarfedilen “Biz rekabet uyum programı gerçekleştiriyoruz” cümlesinin de doğrudan faydası yok mu? Bu soruya bazı Rekabet Otoriteleri olumlu cevap veriyor, bazılarıysa çekimser.

Mesela Avrupa Komisyonu’nun rekabet politikalarından sorumlu üyesi, uyum programı alan şirketin buna rağmen rekabet ihlali içerisinde olmasının o programın yetersizliğinden kaynaklandığını söylüyor.

OFT buna katılmıyor.

OFT’ye göre, rekabet ihlallerine uyum konusunda yeterli çabayı gösterdiğine ikna eden şirketlerin cezadan %10 oranında muaf tutulması mümkün. Hatta bu programın ihlalden önce ya da sonra alınmış olması önemli değil.

İlk okuduğumda ben de şaşırmıştım.

Farklı görünse de, verdiğim iki örneğin temel ortak noktaları var:

1. Rekabet kurallarına uyum çabası

2. Rekabet uyum programlarının niteliği

Türkiye’ye dönelim. Rekabet Kurumu bir kararında “rekabet kurallarına uyum çabası” noktasını ele almıştı, biz de bunu size bildirmiştik. Karara göre, şirketin çalışanlarına rekabet kitapçığı dağıtması, rekabet kurallarına uyum konusundaki niyetini gösteriyor. İkinci noktaya dönersek, rekabet uyum programlarının içeriği genel çerçevesiyle nasıl olmalı? Kurum onu da söylüyor:

–          Şirket çalışanlarına belirli aralıklarla eğitim verilmesi

Söylediğim gibi, çalışanların günlük işlerinde ihlal olacağını hiç tahmin etmeyecekleri öyle konular var ki; hatta bazen yapılan işin doğal bir parçası olarak görülüyor.

–          Rekabet hukukunun esas ve usullerini ortaya koyan şirket içi bir kılavuz hazırlanması

Rekabet Kurulu’nun son dönemdeki soruşturmalarına bir göz atarsanız görürsünüz (mesela otomotiv soruşturmasında böyleydi). Onca cezaya sebep olan yazışmalar genel müdürlere değil, belki bir satış temsilcisine belki de başka bir departmandan bir çalışana ait. Ama ceza şirkete çıkıyor, hatta bazen çalışanlara… Esasında fatura şirketin yatırımcılarına kesiliyor. Hal böyle olunca, o yazışmaya başlamadan, kılavuzun sayfalarını aralayıp neyin kırmızı ışığa yakalandığını görmek rahatlatıcı oluyor.

–          Takip ve denetim

Bu yazıyı okuyanların çoğunun, yerinde incelemenin nasıl gerçekleştiği hakkında fikri vardır. Burada bahsedilen de, baskınların bir nevi simülasyonu şeklinde, danışmanlar tarafından denetim yapılması. Rekabet Kurulu uzmanları önceden haber vermeden binanıza gelir, genel müdürünüzle-departman müdürleriyle vs görüşmek istediklerini ve bilgisayar ile evraklar üzerinde inceleme yapacaklarını söyler. Uzun süre bekletilmemeleri gerekir ve engel olursanız bu sefer polisle gelir. Yerinde inceleme, nam-ı diğer şafak baskınları (bu baskınlar bazı ülkelerde sabahın 5’inde başlıyor), uzmanlara kanunen verilen bir yetkidir.

Rekabet Kurumu bu noktaya yer vermemiş ama, denetim kısmının en eğlenceli tarafı da; denetime gittiğiniz şirketteki bir çalışanın sizi gerçekten Rekabet Kurumu uzmanı olarak düşünmesi. Bu durumda, sizin Rekabet Kurumu uzmanı değil de, şirketin danışmanı olduğunuzu açıklamanızın zamanlaması hayal gücünüze kalmış.

İlk Pişmanlık da Fayda Etmedi

Deltafina ilk pişman olanlardandı ama, neye yaradı?

Deltafina ilk pişman olanlardandı ama, neye yaradı?

İngiltere Rekabet Otoritesi OFT’nin tütün şirketlerine kestiği 225 Milyon £ cezadan bahsetmiştik. 2005 yılında da, Avrupa Komisyonu’ndan yine tütüncülere 56 Milyon € kartel cezası çıkmıştı. Şimdi bu ceza onandı, ama kartele üye şirketlerden Deltafina’nın pişmanlık başvurusu sonucu alınan kararda Deltafina’nın cezadan muaf tutulmaması ilgi çekiciydi.

Toplam cezanın 30 Milyonluk kısmına muhatap olan Deltafina, pişmanlık başvurusu sürecindeki yükümlülüklerine uymamakla suçlandı. Peki bu yükümlülükler nelerdi?

– Pişmanlık yarışında 1.gelen şirket cezadan muaf olur, devamındaki başvurularda derecesine göre indirim sağlanır.

– Aynı şirket, söz konusu kartel hakkındaki tüm delillere ortaya koymalı ve ihlali ispata yönelik her türlü işbirliğini gerçekleştirmelidir.

Deltafina ise ilk bölümde başarılı olsa da, sınavın 2.bölümünde rakiplerine kopya verirken yakalandı. Karara göre, yaptıkları pişmanlık başvurusunun ardından yükümlülüklerinin tamamlandığını düşünen şirket yetkilileri, başvuruları hakkında rakip şirketleri bilgilendirerek uzmanların şafak baskınlarına gelebilecekleri konusunda onları uyardı. Yani, pişmanlığın bir anlamı kalmadı.

Soruşturmanın tamamlanması ve kartele yönelik tüm delilleri toplamak amacıyla hazırlanan Komisyon, galiba kendini, durumdan tüm rakiplerin haberdar olduğu ve delillerin yok edildiği bir süreçte buluverdi. Soruşturmanın geleceğini tehlikeye atan Deltafina’nın, pişmanlık başvurunda bulunmuş olsa dahi, cezaya çarptırılması kaçınılmaz oldu.

Çıkarılacak sonuç, Komisyon’un sözleriyle, Türkiye için de geçerli: “Pişmanlık başvuruları ancak tam, süratli ve devamlı ise sonuç doğurur.”

Çikita Muz, Biz Kartelde Yokuz!

Komisyon soruşturması tamamlandı.

Avrupa Birliği Komisyonu Chiquita ve Pacific Fruit isimli şirketlerin aralarında anlaşarak muz fiyatlarını belirledikleri iddiasına ilişkin yürütmekte olduğu soruşturmayı tamamladı. Soruşturma sonucunda pişmanlık başvurusunda bulunan Chiquita hiç ceza almazken, Pacific Fruits isimli teşebbüse 9 milyon €’ya yakın bir ceza verildi. 

Yaklaşık bir yıl boyunca devam ettiği ortaya çıkarılan rekabeti kısıtlayıcı anlaşmanın konusunun, İtalya, Yunanistan ve Portekiz’de satılan muz fiyatlarını tüketiciler aleyhine artırılması olduğu AB Komisyonu’nun basın açıklamasında yer aldı. AB Komisyonu 2008 yılında da yine Chiquita’nın yapmış olduğu pişmanlık başvurusu sonucunda da Almanya başta olmak üzere 7 AB ülkesinde muz pazarında devam eden kartel ortaya çıkarılmış ve 60 milyon €’yu aşan bir para cezasına hükmedilmişti. Chiquita 2008 yılında da AB Komisyonu’na pişmanlık başvurusunda bulunduğu için hiç ceza almadan paçayı kurtarmıştı.

AB Komisyonu kararında, muz kartelinin 2004 Temmuz ve 2005 Nisan ayları arasında 9 aylık bir dönemi kapsadığı ve bu dönemde İtalya, Yunanistan ve Portekiz’de gerçekleşen muz satışının yarım milyar €’yu geçtiğini belirtiliyor. Kartel anlaşmasına taraf olan teşebbüslerin  haftalık satış fiyatlarını belirledikleri ve fiyat bilgilerini kendi aralarında değiştikleri AB Komisyonu tarafından ortaya çıkartılmış.

Kartel ile ilgili olara AB Komisyonu’nun rekabet politikasından sorumlu Başkan Yardımcısı Joacquin Almunia; “Şirketler, anti-kartel uygulamasının Komisyon tarafından çok ciddi olarak ele alındığı konusunun farkında olmalı. Cezayı engellemek için iki yol var: bir kartele taraf olmaktan kaçınmak ya da hemen  pişmanlık başvurusunda bulunarak Komisyon’a bilgi sunmak.” şeklinde açıklamada bulundu.

AB Komisyonu’nun konu ile ilgili yapmış olduğu duyurusunda ayrıca, ihlalden zarar gördğünü kanıtlayan kişi veya kuruluşların bu zararlarının miktarını ispat ederek ihlale taraf olan teşebbüslerden tazminat talebinde bulunabilecekleri beliritiliyor. Türk rekabet hukukunda da düzenlenmiş olan özel hukuk tazminatı, verilen idari para cezasından bağımsız olarak, ihlalden zarar gören kişilerin bu zararlarının karşılanması amacını gütmekte. İhlale taraf olan şirketler tarafından ödenen bu cezalar, yukarıda belirtilen 9 milyon € tutarındaki cezadan da düşülmüyor.

Son yıllarda AB Komisyonu tarafından rekabet aykırı anlaşmalara ilişkin olarak verilen cezaların çoğunda pişmanlık başvuruları büyük bir rol oynamakta. Türkiye’de de medikal gaz soruşturması ilk defa pişmanlık başvurusu sonucunda ceza verilen soruşturma olmuştu. Yüksek özel hukuk tazminatlarının gündeme gelmesi ile birlikte ilerleyen günlerde pişmanlık başvurularında da artış yaşanacağı söylenebilir.