Lobi faaliyetlerini tadında bırakmalı

Belçika Rekabet Otoritesi, üç çimento üreticisine yaklaşık 14.5 milyon Avro, Belçika Çimento Endüstrileri Birliği’ne ve Belçika Çimento Endüstrisi Ulusal Teknik ve Bilimsel Araştırma Merkezine ise 100 bin Avro para cezası vermişti. Kararın gerekçesine göre ise, bu teşebbüs ve birlikler uyumlu eylem içerisinde yeni bir mevzuat maddesinin hazır beton üretiminde kullanılmasını engelleme amacına yönelik lobi faaliyetleri içerisindeydi. Diğer noktalardan biri de, söz konusu uygulamanın yeni bir üreticinin Belçika pazarına girmesini engellemek amacını da içermesiydi.

Karar Temyiz Mahkemesi’nin önüne geldi. Mahkeme, yargılamanın uzunluğuna ilişkin usuli itirazları, tarafların savunma haklarının açıkça ihlal edildiğinin ortaya konulamaması gerekçesiyle reddetti. Mahkeme ayrıca, söz konusu lobi faaliyetlerinin yeterli derecede değerlendiremediğini belirterek kararı esastan bozdu. Bahsi geçen karar alma organlarının, hakkında karar verilen çimento üreticilerinin kontrolü altında olmadığına da önemle değinen Mahkeme, bu üreticilerin görüş bildirme ve karar alma süreçlerindeki katılımının ise açık, tarafsız ve ayrımcılık teşkil etmeyecek nitelikte olduğuna dikkat çekti. Mahkeme, teşebbüslerin söz konusu süreçlerdeki katılımlarının karar verme organını kontrol etme veya bu organın yerine geçme niteliğinde olmadığı, bu nedenle teşebbüslerin faaliyetlerinin izin verilen lobi faaliyetlerinin ötesine geçmediği sonucuna ulaştığı.

Kişisel verilerin korunmasına dair düzenleme

Belit Polat, kişisel verilerin korunmasına dair düzenlemeleri anlatıyor.

Sanal dünya ile gerçekliğin birbirine girdiği değişen dünyada, nerede olursanız olun, artık mevcut hukuk kuralları tarafından çerçevesi çizilen ve sınırları belirlenen bir dünyada yaşamıyoruz. Yani o kurallar artık bizim gerçekliğimizi kapsamadığı gibi, muhtemel yeni düzenlemelerin bu dünyaya ne süre yetebileceği de tartışmalı.

stanford-program-in-law-science-technology-3-e1438393251909-1200x630Dedemin “bizim zamanımızda fabrikada teklif getirip götüren murahhaslar vardı, şimdi sen ne iş yapıyorsan aynısını bilgisayar da yapacak” sözlerini hatırlayıp bu yaşımda daha fazla duygusallığa bağlamadan, esas meseleye geleyim.

AB Komisyonu, 2012 yılındaki reformu biraz daha ileri götürerek kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemeleri yeniden masaya yatırdı ve genişletti. AB’de üç temel kurumun ortak çalışması sonucunda güncellenen kurallar üzerinde uzlaşıldı ve söz konusu düzenlemelerin iki yıl içinde uygulanabilir hale gelmesine karar verildi. Kuralların bir kısmı şöyle:

  • Kişinin rıza olmaksızın bilgi kullanımının yasaklanması,
  • Herhangi bir kişisel verinin hukuka aykırı yol ile elde edilmesi halinde, kullanıcının gerekli zamanda önlem alabilmesini sağlamak amacıyla bilgilendirme yapma yükümlülüğü,
  • 16 yaşından küçük kişilerin Facebook, Instagram, Snapchat gibi uygulamaları kullanması için ebeveyn rızasının  alınması,
  • Bu kuralların, AB dışında bulunsa dahi AB içerisinde kullanıcıya sahip olan tüm şirketlere uygulanması.
  • İhlal sonucunda şirketlere dünya cirosunun %4’üne varan para cezaları verilebilmesi.

Türkiye’deki duruma gelirsek… “Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tâbi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunmasına İlişkin Sözleşme” 1981 yılında imzalanmış, Sözleşme gereği taraf devletlerin temel ilkelerle aynı doğrultuda iç hukuk düzenlemesi yapması gerekliliğine yer verilmişti. Yakın dönemde ise Anayasa’ya hüküm getirilmiş ve 2014’te “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı” TBMM’ye sunulmuştu. Tasarı’ya göre, kişisel verilerin ancak kişinin rızası alınarak kullanılabilmesine yönelik düzenlemeler yer almakta. Ancak keyfiyete neden olabilecek muğlak ifadelerle bu kurala bazı istisnalar tanınmasına ve Kişisel Veriler Kurulu’nun da bağımsız olup olmayacağına dair eleştiriler halen mevcut.hdbggqlpmcedjyyue53mxrffwco4pi9bfhw9u4kf65dnpl9yuk8fuarn4rbkcbg5

Teknoloji ve yenilik benim için öyle merak uyandıran bir hal aldı ki, bizler acaba hukuk, ve adalet, yavaş mı işliyor noktasındayken, kuralları ve uygulamayı başa baş götürmeye/uygulatmaya uğraşırken, artık geleceği yakalamaya çalışır duruma geldik. Çünkü artık, yaratıcı iş modelleri, ucu bucağı olmayan gerçek/sanal dünya paylaşımları, tek tuşla hayatını kolaylaştıran ve bu sayede belki de hukukla sınırı çizilen farklı adımları da es geçmeni sağlayan servisler, anılarını-işlerini depoladığın bulut teknolojileri hayatımıza girdi. Öyle “ben anlamıyorum o işlerden mişlerden” demekle de olmuyor.

Almanya’da Kartel İhlaline Ağır Ceza

Almanya’da Yüksek Mahkeme, Rekabet Otoritesi’nin teşebbüse verdiği cezayı ağırlaştırdı.

Nedenini ve Türkiye uygulamasını Göksu Utecht anlatıyor.

Geçtiğimiz aylarda Düsseldorf Yüksek Mahkemesi, kartele taraf olan teşebbüsler için Alman Rekabet Otoritesinin verdiği cezayı az buldu ve Otoritenin kararını bozarak daha ağır bir para cezası takdir etti.

BOS005027Alman rekabet otoritesi, 2005 yılında LPG sektöründe faaliyet gösteren 5 teşebbüsün müşteri paylaşmak, müşterilerin firmalar arası geçişine izin vermemek yoluyla beş yıla yayılan bir kartel oluşumu içine girdikleri gerekçesi ile 182 milyon Euro ceza vermişti. Soruşturma sonunda ceza alan teşebbüsler, kararı Düsseldorf Yüksek Mahkemesi’ne götürmüştü. Ancak kartel soruşturmasıyla karşılaşan bu teşebbüsler, Yüksek Mahkeme’de hayal kırıklığına uğradı. Bir ilk derece mahkemesi görevi gören Yüksek Mahkeme rekabet otoritesinin kararını bozarak € 182 milyonluk cezayı arttırdı ve € 244 milyonluk bir para cezasına hükmetti.

Karar sonrası açıklamalarda bulunan Bundeskartellamt başkanı, Yüksek Mahkeme’nin kararına ilişkin duydukları memnuniyete vurgu yaparken, söz konusu arttırılmış ceza hükmünü ‘kartel dosyaları için daha ağır cezalar verilmeli’ şeklinde bir uyarı olarak değerlendirdiklerini de açıklamalarına ekledi.

Rekabet Kurulu 2010 yılı ve sonrasını Rekabet Savunuculuğu yılı ilan ederek daha sert politikalar uygulayacağını duyurmuştu. Bu duyuru kamuoyunda, Rekabet Kurulu’nun, rekabet ihlallerine karşı caydırıcılık politikası güdeceği düşüncesini uyandırmış, Kurul’dan çıkacak cezalarda artış beklentisi oluşmuştu. Fakat 2010 yılından bu yana geçen döneme baktığımızda ben Rekabet Kurulu’nun duyurdukları ile uygulamaları arasında tam bir paralellik olduğunu düşünmüyorum.

Gerçekten de 2010 yılı ve sonrasında Kurul, Rekabet Savunuculuğu politikasına uygun olarak birçok endüstride soruşturmalar başlattı. Hatta soruşturmaların bazılarından yüzlerce milyon liralara varan cezalar çıktığı bile görüldü. Özellikle de para cezası miktarı Ceza Yönetmeliği uyarınca, teşebbüsün nihai karardan bir önceki mali yıla ait toplam cirosu üzerinden hesaplandığından; cirosu yüksek teşebbüslere verilen cezalar Rekabet Kurulu’nun tüm soruşturmalarda cezalarda artırıma gittiği izlenimi uyandırmış olabilir. Fakat bazı soruşturmaların ayrıntısına inildiğinde cezaların miktar bakımından yüksek görünse de oransal bazda düşük kaldığı, Kurul’un hala Avrupa Birliği ile paralel oranda yaptırım uygulamadığı görülmektedir.

Biri Ceza Yer Biri Bakar mı?

Hollanda Rekabet Otoritesi devralma işlemlerinin bildirimi bakımından alıcı ve satıcının birlikte sorumlu olduğunu kabul ediyor.

Avrupa Komisyonu’nun aksine Hollanda Rekabet Otoritesi devralma işlemlerinin bildirimi bakımından alıcı ve satıcının birlikte sorumlu olduğunu kabul ediyor. Bildirilmeyen işlemler nedeniyle de hem alıcıya hem de satıcıya para cezası kesiyor.

Bunun nedeni, Rekabet Otoritesi’nin devralma işlemlerindeki yoğunlaşmalarda alıcı kadar satıcının da katkısının olduğunu düşünmesi. Ancak, Mahkeme aksini düşünüyor olacak ki bildirim yapılmaması nedeniyle hem alıcıya hem de satıcıya kesilen 22,500 Euro para cezasının yanlış olduğuna karar vermiş.

Peki Mahkeme Rekabet Otoritesi’nin yaklaşımını neden yanlış bulmuş?

  • Mahkeme, bu yaklaşımın kabul edilmesi halinde satıcının da yoğunlaşma tarafı olarak kabul edileceğini söylüyor. Ardından ciro eşiklerinin aşılıp aşılmadığına bakılırken satıcının cirosunun dikkate alınmadığının altını çiziyor.
  • Rekabet hukuku perspektifinden bakıldığında bu yaklaşımın mantıklı olmayacağına çünkü satıcının sahip olduğu hisseleri devretmek suretiyle pazar payı kaybedecek taraf olacağına dikkat çekiyor.
  • Son olarak, AB Birleşme-Devralma Tüzüğü’nün tam kontrolün devrine ilişkin işlemlerin bildirilmemesi halinde satıcının sorumlu olacağını düzenlediğini belirtiyor.

Mahkemenin gerekçelerinin Yüksek Mahkeme tarafından da onaylandığı düşünüldüğünde, Rekabet Otoritesi’nin kısa bir süre içinde uygulamasına son vereceğine inanılıyor.

Bizdeki uygulamaya bakacak olursak Kurum, Rekabet Kanunu’nun 16. maddesine dayanarak birleşme işlemlerinde bildirimde bulunmayan tarafların her birine ceza verirken devralma işlemlerinde sadece devralana ceza veriyor. Kurum tarafından verilecek ceza miktarı ise bildirimde bulunmayan teşebbüsün cirosunun binde biri oranında. Ancak bu esasa göre belirlenen ceza her halükarda 10 bin TL’den az olamıyor. Son olarak, Kurum’un şimdiye kadar bildirimde bulunulmaması veya geç bildirimde bulunulmasıyla ilgili birçok ceza kararının olduğunu da hatırlatalım.

Rekabet ihlalinden kaçınmak için ne yapmalı?

‘Rekabet’ kavramı ne ifade ediyor? Olmazsa olmazı mı, yoksa uzak durulması gereken bir savaş mı?”

“‘Rekabet’ kavramı ne ifade ediyor? Olmazsa olmazı mı, yoksa uzak durulması gereken bir savaş mı?”

15 günde bir yayınlanarak alanında söyleşiler ve araştırmalar gerçekleştiren ‘Bütünleşik Pazarlamada Marketing Türkiye’ dergisi, bu gibi soruları Ortaklarımıza yöneltti.

Rekabet hakkında az bilinenler…

Rekabet yalnızca ‘hukuk’ kelimesiyle bir arada kullanılabilecek bir kavram değil. Böyle olduğu gibi, yalnızca hukukçuları ilgilendiren bir alan da değil. Rekabet ihlali ise aynı derecede geniş ve soyut. Bazen pazarlama departmanı, bazen ticari hayatının olağan akışına devam ederek ihlali farkına varmayan bir satış elemanının birkaç satır e-postasından ileri gelen ihlaller, şimdiye dek 800 Milyon TL, hatta soruşturma başına 277 Milyon TL’ye varan para cezalarıyla sonuçlanıyor. Bu noktada söz, rekabet hakkında doğru bilinen yanlışlar ve yanlış bilinen doğrulara değinmek üzere, Rekabet Kurumu’ndaki geçmişleriyle, ACTECON Kurucuları Fevzi Toksoy, Ali Ilıcak ve Şahin Ardıyok’a veriliyor.

  • Şirketlerin rekabet hukuku bilinçleri ne durumda?
  • Hangi konular rekabet ihlaline giriyor?
  • Bu ihlaller karşısında yaptırımlar neler?
  • Bu ihlallerden kaçınmanın yolu yok mu?
  • Rekabet Uyum Programları bilinçlenmeyi sağlar mı?

Bu sorulara farklı bir bakış açısıyla göz atmak için, ortaklarımızla yapılan röportajı Marketing Türkiye’nin Mayıs ayı ilk sayısında görebilirsiniz.

Doğu Anadolu Çimento Soruşturması Tamamlandı

Rekabet Kurulu kararının sonucu ne?

Rekabet Kurulu 16.12.2010 tarihinde Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile Adana ve Doğu Karadeniz bölümlerinde çimento sektöründe faaliyet gösteren bazı teşebbüsler hakkında soruşturma açmıştı. Hatta soruşturmanın son ayağı olan sözlü savunma geçtiğimiz hafta yapılmış, Adana ve Mardin Çimento’yu ACTECON’dan Ali Ilıcak, Şahin Ardıyok ve Bahadır Balkı savunmuştu. Kurul, dün internet sitesinde yayınladığı bir duyuru ile soruşturmanın tamamlandığını açıkladı.

Alınan karar sonucunda Kurul, teşebbüslerin yıllık gayrı safi gelirlerinin takdiren %2’si oranında olmak üzere:

–        Adana Çimento’ya 4.959.857,04 TL

–        Çimko Çimento’ya 3.376.238,67 TL

–        Çimsa Çimento’ya 7.758.016,08 TL

–        Kars Çimento’ya 1.120.842,98 TL

–        KÇS Kahramanmaraş Çimento’ya 2.957.990,69 TL

–        Mardin Çimento’ya ise 2.502.165,95 TL idari para cezası verdi.

Soruşturma kapsamında yer alan diğer teşebbüslere ise yıllık gayrı safi gelirlerinin takdiren %3’ü oranında olmak üzere:

–        Aşkale Çimento’ya 10.745.776,24 TL

–        Elazığ Altınova Çimento’ya 2.902.958,76 TL

–        Limak Çimento’ya 10.283.220,47 TL

–        Yurt Çimento’ya 2.557.954,55 TL idari para cezası verilmesine karar verildi.

Frekansımız Tuttu

AB İlerleme Raporu’nu değerlendirdiğimiz yazı dizimizde sıra, “Görsel İşitsel Politika” başlığına geldi.

AB İlerleme Raporu’nu değerlendirdiğimiz yazı dizimizde sıra, “Görsel İşitsel Politika” başlığına geldi.

Yılın ilk çeyreğinde yürürlüğe giren “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun”, AB düzenlemelerine uyum noktasında Komisyon’u kısmen tatmin etmiş durumda. Buna karşılık TV yayınlarının alımı ve yeniden iletimi konusunda istenilen noktaya ulaşmış değilmişiz.

Türkçe dışındaki dil ve lehçelerdeki yayınlar bakımından da sınıfı geçtik diyebiliriz. Ancak RTÜK’ün popüler dizi ve diğer yayınlara yönelik yaptırımları, yorumsuz da olsa Rapor’da yer bulmuş:

RTÜK, 2011 yılı başında, eski Kanuna dayanarak, tarihe mal olmuş şahsiyetlerin mahremiyetine saygı duyulmadığı, eşcinsellik konusunda tartışmalar yaşandığı veya filmlerde/dizilerde eşcinsellikle ilgili sahnelerin yer aldığı gerekçeleriyle yayıncılara uyarı ve para cezaları vermiştir.” 

Yeni Kanun’un RTÜK’ün benzer yayınları hakkında değerlendirmelerindeki takdir yetkisini kayda değer şekilde kısıtlayacak değişiklikler içermediğini dikkate alırsak, yerli dizilerin önümüzdeki yıllardaki ilerleme raporlarında da “reyting” almaya devam edeceğini söyleyebiliriz.

Elektronik haberleşme alanındaki yeni düzenlemeler bakımından ilerleme kaydedildiği vurgulansa da, Rapor’un telekomünikasyon piyasasındaki sınırlı rekabete ilişkin eleştirileri, sabit telefon ve genişbant internet piyasası bakımından da bu başlık altında tekrar ediliyor.

Türkiye’nin analog yayınların terk edilmesi ve sayısal yayınlara geçiş bakımından öngördüğü 31 Aralık 2014 tarihi, AB hedeflerinden çok uzak olmadığı için herhangi bir olumsuz değerlendirmeye konu olmadan Rapor’da kendine yol buluyor. Buna karşılık hedefi gerçekleştirmeye yönelik en önemli adımlardan biri olan ve yayıncı kuruluşların bir araya gelmesiyle 2007 yılında kurulan Anten A.Ş.’nin başına gelenler, hedefin gerçekçiliğini sorgulatıyor:

Hatırlayalım; sayısal yayın teknolojisine geçiş sürecinin en önemli halkası olan ve tüm yayıncıların hizmet alacağı tek bir verici tesisini kurmak ve işletmek amacıyla kurulan Anten A.Ş., TRT’nin Anten A.Ş.’deki ortaklığına ilişkin Bakanlar Kurulu kararına yönelik iptal davası sürecinde tasfiye olmuştu. Yeni RTÜK Kanunu benzer bir şirketin kuruluşu bakımından TRT’nin ortaklığını şart koşmasa da, geçmişte yaşanan tecrübeler, yeni bir şirketin kurulması, faaliyet başlaması, yatırımların tamamlanması ve hizmete başlaması bakımından önümüzdeki 3 yılın yeterli bir süre olduğunu söylemeyi zorlaştırıyor. İşin yatırım kısmında durum buyken, sayısal yayın için frekans ihalelerinin yapılması, tahsisler ve lisansların verilmesine ilişkin süreci de yatırım sürecinden ayırmak mümkün gözükmüyor. Bu durumda Komisyon’un analog yayınların kapatılması ve sayısal yayınlara geçiş tarihi bakımından sahip olduğu bu “nötr” pozisyonun, bir sonraki İlerleme Raporu’nda olumsuza dönme riski bulunuyor.