İngiltere’nin mobil şebeke sahipleri dörtte kaldı

Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik işlem AB Komisyonu tarafından kabul görmedi. Dilara Yeşilyaprak anlatıyor.

İngiltere’nin mobil telekomünikasyon hizmeti sağlayıcılarından Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik yaklaşık £10.3 milyar değerindeki işlem, Mart 2015’ten beri gündemdeydi.  İşlem ile birlikte, Three UK’in ana şirketi Hutchinson CK’nin İngiltere’de 30 milyon üzeri müşteri ile beraber %40 üzerinde mobil telefon kullanıcısına sahip olması beklenmekteydi. Bununla birlikte, İngiltere’nin dört şebeke sahibi üçe inecek; mobil telekomünikasyon hizmeti sağlayan şirketler arasında Hutchinson, Vodafone ve BT kalacaktı.

Söz konusu işlem, Aralık 2015’te AB Komisyonu tarafından değerlendirilmeye başladı. Bu süreçte, hem İngiltere Rekabet Otoritesi (CMA) hem de İngiltere Telekomünikasyon Düzenleme Kurumu (OFCOM) işleme ilişkin rekabetçi endişelerini dile getirdi.

İşleme izin verilmesi umudundaki Hutchinson CK birçok kez sunduğu taahhütleri gerçekleştirmeye hazır olduğunu dile getirmişti. Zira bir yandan Three UK geçtiğimiz Ocak ayında BT’nin EE’yi devralmasının artçı etkilerini yaşamaya; diğer yandan rakibi EE ve Vodafone ise pazardaki güçlü konumlarını ellerinde tutmaya devam ediyordu. Bu doğrultuda, sunulan taahhütler arasında 5 senelik fiyat sabitlemesi, Sky, Virgin, Tesco gibi işletmeciler ile şebeke paylaşımı yanı sıra pek çok kişi tarafından iddialı olarak değerlendirilen geniş kapsamlı bir yatırım programı da bulunmaktaydı. Ancak, Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik işlem AB Komisyonu tarafından kabul görmedi.

Margrether Vestager işleme yönelik yaptığı açıklamalarda mobil telekomünikasyon sektörünün rekabetçi olmasını istediklerini, rekabetçi bir sektörün uygun fiyatta ve iyi bağlantı kalitesinde inovatif mobil hizmetler sağlanmasını destekleyeceğini dile getirdi. Söz konusu işlemin İngiltere’nin mobil telekomünikasyon sektörü için olumlu sonuçlara yol açmayacağını değerlendiren Vestager, işlem ile beraber mobil şebeke altyapısını etkileyecek bir pazar liderinin doğacağını belirterek, tüketicilerin seçeneklerinin ürün ve fiyat bakımından kısıtlanacaklarını öngördüklerini ifade etti. Vestager açıklamalarında söz konusu işlemin hızlı gelişen sektör olan mobil telekomünikasyon sektörü için pek çok rekabetçi endişe doğurduğunu açıklarken aynı zamanda Hutchinson tarafından sunulan taahhütlerin yeterli bulunmadığını söyledi. Vestager’in Twitter üzerinden yaptığı açıklamalar AB Komisyonu’nun değerlendirmelerini kısa ve net bir şekilde açıklıyor:

AB Komisyonu’nun kararına yönelik Hutchinson CK tarafından yapılan açıklamalarda ise şirketin Komisyon kararını iyice inceleyip tavaf ederek temyize gideceği ve işlemi zorlayacağı yönünde ifadeler yer alıyor. Özellikle de Almanya ve İrlanda’da telekomünikasyon sektöründe izin alan birleşme ve devralma işlemleri sonrasında, Three UK ve O2 işlemine haksız yere izin verilmediğine ilişkin açıklamalar bulunuyor.

Bonus: AB Komisyonu tarafından Hutchinson CK’nin Italya’daki iştirakinin faaliyetleri ile rakibi konumundaki mobil operatör Wind’in birleşmesi işlemi incelenmeye devam ediyor. AB Komisyonu’nun İtalya’daki işleme yönelik son sözünü merakla bekliyoruz.

Bazı şeyler paylaştıkça artar!

OFCOM’un telekom altyapısının paylaşımı konusundaki görüşlerini Emin Köksal aktarıyor.

Geçtiğimi hafta İngiltere’nin iletişim endüstrisini düzenlemekle görevli otoritesi OFCOM’un hazırladığı “Dijital İletişimin Stratejik Değerlendirilmesi” raporunun ilk sonuçları açıkladı. Raporda yer alan en çarpıcı görüş, ülkedeki  kablolu iletişim altyapısının alternatif operatörlerin de kendi fiber yatırımlarını yapacak şekilde paylaşılması yönündeydi.

OFCOM, 2006 yılında British Telecom’un (BT) ile yaptığı bir anlaşma ile  “Openreach” adında BT’nin iştiraki olan, fakat ayrı bir yönetime sahip bir girişimin hayata geçmesini sağladı. Bu tür bir girişimin kurulmasındaki amaç, ev ve işyerlerine ulaşan kablolu iletişim ağının bakım ve gelişimi işini tamamen Openreach’e vererek, BT’nin yanında, alternatif operatörlerin de son kullanıcılara etkin bir şekilde erişebilmesine imkan sağlamaktı. Böylelikle hizmet bazlı rekabetin gelişmesi amaçlanıyordu.

16649920968_f671108c56_zBugün, Openreach’in, çoğu alternatif operatörlerden oluşan 500’ün üzerinde servis sağlayıcısı konumunda müşterisi var. Ancak alternatif operatörler bugün gelinen noktada, son kullanıcılara sundukları hizmetin kalitesini arttırmak konusunda ihtiyaçları olan altyapı yatırımlarının yeterince yapılmadığını iddia ediyorlar. Bunu  da  Openreach’in, iştiraki olması sebebiyle, BT’den bağımsız bir yatırım stratejisinin olmamasına bağlıyorlar. Çözüm olarak da, Openreach’in BT’den tamamen ayrılmasını savunuyorlar.

Geçtiğimiz hafta ilk sonuçları açıklanan rapora bakıldığında ise, Openreach’in BT’den olabildiğince bağımsız bir şekilde yatırım ve yönetim kararlarını alınmasına önemi bir vurgu yapılırken, herhangi bir ayrıştırmadan bahsedilmiyor. Ancak, alternatif operatörlerin Openreach’in sorumluluğundaki kablolu iletişim altyapısındaki kanalların alternatif operatörlerin kendi fiber yatırımlarını yapabilmelerini teşvik edecek şekilde paylaşılması ifade ediliyor. Bu durum, Openreach’in BT’den tamamen ayrılması yönünde beklentilere sahip alternatif operatörler için bir teselli ikramiyesi niteliğinde. Henüz sadece ilk sonuçları açıklanan ve tamamı açıklandığında daha da çok tartışma yaratacak bu rapor hakkındaki yorum hakkımızı saklı tutarak, biz yurda dönelim.

Bizde, Bilgi Teknolojileri ve İletişimi Kurumu’nun (BTK) 2011 yılında ilan ettiği eve/binaya kadar fiber erişimi yatırımlarının paylaşım zorunluluğunun dışında tutulmasına dair süreli düzenlemenin sonuna gelmek üzereyiz. BTK’nın yakın zamanda bu yatırımı yapmış olan işletmecilere nasıl bir paylaşım yükümlülüğü getireceğini merakla bekliyoruz.

Sokaklardaki altyapının paylaşımı konusunda ise, 2012 yılı sonunda ilgili bakanlığın çıkardığı yasal düzenlemenin henüz meyvelerini verdiğini söylemek oldukça güç. Düzenlemenin ardından BTK’nın belirlediği usul ve esaslar, 2015 yılı Ağustos’unda alternatif operatörlerin geri bildirimleri çerçevesinde revize edilmesine rağmen henüz kayda değer bir alternatif operatör yatırımını göremedik. 4.5G’ye geçiş sürecinde daha da alevlencek  paylaşım üzerine  tartışmaları ise, hep birlikte izleyip göreceğiz.

Emin Köksal
EminKoksal.com
@EminKoksal


[Photo credit: Got Credit]

Ofcom’un Sky’a ilişkin düzenlemeyi kaldırması temyize gitti!

Ofcom’um Sky’a yönelik olarak getirdiği düzenlemelere dair son durumu Hakan Demirkan aktarıyor.

Ofcom’um Sky’a yönelik olarak getirdiği ve Sky Sports 1 ve 2 kanallarının toptan seviyede diğer işletmecilere teklif edilmesi anlamına gelen düzenlemesini kaldırdığını daha önce duyurmuştuk. BT, Ofcom’un bu kararını temyiz etti. Söz konusu başvuruda özetle, Sky’ın pay TV pazarında etkin rekabeti engelleyecek ve spor kanallarının sınırlı bir şekilde dağıtımı şeklindeki davranışlarını önlemeye yönelik bir lisanslama koşulu getirilmesi gerektiği ifade ediliyor.

sky-CCHatırlanacağı üzere Ofcom’un, Sky’a yönelik düzenlemeyi kaldırdığı kararında spor kanallarının sınırlı olarak dağıtılmasının iki şekilde ortaya çıkabileceğini belirtilmişti. Bunlardan ilki, tüketiciler bakımından kilit içerik (key content) olarak nitelendirilebilecek içeriklerin rakiplere sağlanmaması iken diğeri rakipler ile pay-TV pazarında etkin bir biçimde rekabet yaratmayacak koşullar altında anlaşma yapılması olarak ifade edilmişti. Ardından Sky’ın kanalları kendisi bakımından getirilen düzenlemeden ziyade ticari koşullar altında diğer işletmecilere sağladığı tespiti yapılarak  Sky’a getirilen düzenleme kaldırılmıştı. BT başvurusunda ise Ofcom tarafından verilen kararda birçok eksiklik bulunduğu ifade ediliyor.

Başvuruda ilk olarak Ofcom’un somut olayda bekle ve gör (wait and see) yaklaşımını benimsemesinin Haberleşme Kanunu’nda Ofcom’a yüklenen ve rekabete aykırı duruma anında müdahale edilmesi anlamına gelen görevler açısından isabetsiz olduğu ifade ediliyor. Yine Sky’ın toptan dağıtım aşamasında etkin rekabeti engellemeye yönelik davranışlarına ilişkin risk analizinin eksik yapıldığı belirtiliyor. Bu çerçevede toptan seviyede bir düzenleme getirilmediği müddetçe Sky’ın toptan dağıtımda rekabeti engelleyici davranışlarda bulunma ihtimalinin yüksek olduğu iddia ediliyor. Ofcom’un pay-TV pazarında rekabete zarar verebilecek davranışlara ilişkin sınıflandırmasının da eksik ve yetersiz olduğu başvuruda ileri sürülen bir diğer husus.

BT, yukarıdaki argümanları çerçevesinde  Sky’a ilişkin getirilen toptan seviyedeki düzenlemeyi kaldıran Ofcom kararının tekrardan gözden geçirilmesi gerektiğini vurguluyor. Bu çerçevede pay-TV pazarında etkin rekabetin tesisi için Sky’a bir lisanslama koşulu getirilmesinin zorunlu olduğu belirtiliyor. Diğer bir ifade ile BT’ye göre ancak bu şekilde bir koşulun varlığı halinde Sky’ın pay-TV pazarında rekabete aykırı davranışları engellenebilecek.

Son olarak BT başvurusunda,  toptan seviyede hangi fiyat seviyesinin pay-TV pazarında rakiplerin adil ve etkin bir biçimde rekabet edebilmelerini mümkün kılacağına dair bir ekonomik analizin ortaya konulması talep ediliyor.

BT başvurusunda ileri sürülen argümanlar ve Mahkeme’ye yöneltilen talepler dikkate alındığında söz konusu başvurunun iyimser olduğu ifade edilebilir. Nitekim Ofcom tarafından ortaya konulan çalışmalarda kilit içeriklerin diğer işletmecilere sunulmasının pay-TV pazarındaki rekabetin tesisi bakımından en önemli husus olduğu vurgulanmakta. Diğer bir ifade ile, Ofcom için önemli olan Sky’ın kanallarını bir şekilde diğer işletmecilere de sağlaması. Zaten Sky’a ilişkin düzenlemenin kaldırılma nedeni de Sky’ın  kanallarını diğer işletmecilere ticari koşullar altında sağladığının tespit edilmesi ve düzenlemeye artık gerek kalmadığı inancı. Bu nedenle kanallar diğer işletmecilere sağlandığı müddetçe Ofcom’un Sky’a müdahale etmesi zor gibi gözüküyor. BT başvurusunda Mahkeme’den fiyat seviyesi hakkında bir analiz istenmesi ise başvuruyu daha ilginç kılıyor.

Bakalım bu ilginç başvuru nasıl sonuçlanacak. Gelişmeleri buradan bildirmeye devam edeceğiz.

Ofcom, Sky’ın toptan seviyede teklif düzenlemesini kaldırdı

Ofcom, Sky’a yönelik olarak getirilen ve  Sky Sports 1 ve 2 kanallarının toptan seviyede diğer işletmecilere teklif edilmesi anlamına gelen düzenlemenin kaldırıldığını duyurdu. Ofcom’un sitesinde düzenlemenin kaldırılma gerekçesi olarak Sky’ın mevcut durumda söz konusu kanalları diğer pay TV işletmecilerine ticari koşullar altında sağlamaya başlaması gösteriliyor.

OfcomBilindiği üzere toptan seviyede teklif düzenlemesi (“wholesale must-offer”) pay TV pazarında yeniliğin desteklenmesi ve tüketici tercihlerinin arttırılması amacıyla ilk olarak 2010 yılında getirilmişti. Bu noktada Ofcom tarafından yayınlanan çalışmalarda tüketiciler bakımından kilit içerik (“key content”) olarak adlandırılan içeriklerin tek bir işletmecide toplanmasının rekabet üzerindeki olumsuz etkilerine sık sık değinildiğini de hatırlatalım.

Geçen yıldan itibaren Ofcom söz konusu düzenlemenin uygun olup olmadığının tespiti amacıyla birtakım çalışmalara başladı.

Yapılan bu çalışmalar sonucunda 2010 yılından itibaren tüketicilerin çok geniş bir yelpazede yayıncılık hizmetleri alabildikleri ve bu çerçevede özellikle spor yayınlarına birçok pay TV yayıncısından ulaşılabildiği sonucuna varıldı.

Ofcom’un geçtiğimiz dönemlerde söz konusu düzenlemeye ilişkin başlattığı kamuoyu görüşü, mevcut durumda Sky’ın söz konusu kanalları diğer işletmecilere düzenlemeden ziyade daha çok ticari koşullar altında sağladığını ortaya koydu. Bu tespit sonrasında ise Ofcom, 2010 yılında Sky’a yönelik olarak getirilen düzenlemenin kaldırıldığını duyurdu.

Ancak bu Sky’ın tamamen serbest bir şekilde hareket edebileceği anlamına da gelmiyor. Nitekim Ofcom, İngiltere’deki hanelerin %58’sinin bir pay TV hizmetine abone olduğunu, bu nedenle pay TV pazarında etkin rekabetin sağlanmasının hayati önem taşıdığını sık sık dile getiriyor. Bu kapsamda siteden Sky’a yönelik düzenlemenin kaldırıldığı duyurulurken pay TV pazarının sıkı bir şekilde takibine devam edileceği ve eğer yeni bir düzenleme ihtiyacı ortaya çıkarsa bu konuda gerekli adımların atılacağı belirtiliyor.

 

Genişbant internette sahiplik ayrıştırmasının ayak sesleri

Alt pazarda faaliyet göstermenin, üst pazarda doğal tekel niteliğindeki dikey bütünleşik teşebbüse ait altyapıdan yararlanmayı zorunlu kıldığı durumlarda, alt pazar rekabetini sağlamanın ne kadar zor olduğu günümüzde tecrübeyle sabit hale geldi. Genişbant internet söz konusu pazar yapısının en önemli örneklerinden birisini teşkil etmekte.

Pek çok ülkede genişbant internet pazarında dikey bütünleşik yerleşik işletmecilerin varlığı söz konusu olduğundan, üst pazar ve alt pazar arasındaki ilişkinin düzenlenmesi ilgili pazarda rekabetin tesisi bakımından kilit rol oynuyor. Altyapı sahibi dikey bütünleşik işletmecinin, çeşitli uygulamalar yoluyla kendisiyle aynı ekonomik bütünlük içinde yer alan işletmeci lehine uygulamalarda bulunması ciddi bir risk olarak görülmekte. Söz konusu riskin ortadan kaldırılması noktasında 3 temel yöntemden söz edilebilir:

  • Dikey bütünleşik işletmecinin üst pazar ve alt pazar faaliyetlerini aynı tüzel kişilik altında yürütmesi ancak işletmeciye hesap ayrıştırması ve ayrım gözetmeme yükümlülükleri yüklenmesi
  • Dikey bütünleşik işletmecinin üst pazar ve alt pazar faaliyetleri bakımından tüzel kişiliklerin ayrıştırılması ve işletmecinin alt pazarda faaliyet gösteren kolu ile rakiplerine mutlak biçimde eşit muamele göstermek zorunda bırakılması
  • Toptan ve perakende faaliyetler için sahiplik ayrıştırmasına gidilmesi ve ayrımcılık yapma motivasyonun tamamen ortadan kaldırılması

Özellikle AB’de, genişbant internet bakımından 3. seçenek bu güne kadar fazlaca gündeme gelmemiş ve düzenleyici otoriteler altyapı sahibi dikey bütünleşik teşebbüsün kendi perakende kolu ve rakipleri arasında ayrımcılık yapmasını engelleyecek yöntemlere yoğunlaşmıştır. Ülkemizde de şu ana kadar 3. seçeneğin tartışma konusu yapılmadığını hatırlatmakta fayda var.

CaptureAyrımcılık konusunu en fazla irdeleyen ve bu konuda oldukça agresif adımlar atan düzenleyici kurumların başında OFCOM’un geldiğini söylesek yanlış olmaz. OFCOM’un, altyapı sahibi BT’nin kendi perakende kolu ve rakip işletmeciler karşısında mutlak eşitlik prensibi ile hareket etmesi yönündeki taleplerine cevap verebilmek için British Telecom (BT) bünyesinde “Openreach” adlı yeni bir departman kuruldu. Openreach’in ayrı bir tüzel kişiliği bulunmasa da, BT içinde diğer tüm departmanlardan “Çin Seddi” ile ayrılmış bir iş birimi olarak konumlandırılmış ve ayrı bir marka altında faaliyet göstermesi öngörülmüş. Openreach diğer tüm departmanlardan farklı olarak CEO’ya dahi raporlama yapmamakta, yalnızca Equal Access Board adlı bir kurul vasıtasıyla şirket yönetim kurulu ile muhatap olmakta.

İngiltere örneği İtalya için de belli ölçüde yol gösterici. İtalyan düzenleyici otoritesi AGCOM, TI’nın üst pazardaki bazı uygulamalarının ayrımcılığa yol açtığını ve alt pazardaki rekabete zarar verdiğini ileri sürdü. AGCOM’un endişelerinin giderilmesi adına Telecom Italia (TI), Openreach benzeri bir departman olarak Open Access Division’ı kurmuş ve bu departmanı diğer tüm birimlerden Çin Seddi ile ayırdı.

Ancak bugün gelinen noktada İtalya ve İngiltere’deki rekabet otoritelerinin ve düzenleyici kurumların söz konusu tedbirlerin yeterliliği hakkında şüpheleri olduğu görülüyor. Ayrıca TI ve BT’nin rakipleri, bir yandan daha müdahaleci adımlar atılması için düzenleyici kurumları sıkıştırmakta, diğer yandan da rekabet otoritelerine ayrımcılığa dayalı başvurularda bulunmakta.

OFCOM yakın zamanda sahiplik ayrıştırmasına işaret etmiş ve sorunların çözülememesi halinde bu alternatifin de masada yer alacağını çok açık bir dille ortaya koymuştu. İtalya’da ise TI’nın her an ayrımcılığa dayalı çok ciddi bir rekabet soruşturması ile karşı karşıya kalabileceği dile getirilmekte. TI’nın, özel hukuk tazminatları ile birlikte milyar Euro’ları aşabilecek yaptırımlarla karşılaşmamak adına, sahiplik ayrıştırmasını dahi değerlendirmesinin sürpriz olmayacağı ileri sürülüyor.

Enerji sektöründe çoğu ülkede temel kural olarak kabul edilen sahiplik ayrıştırması yavaş yavaş genişbant internet pazarında da önemli bir tartışma konusu olarak ortaya çıkıyor. Altyapı sahibi işletmecilerin sahiplik ayrıştırması karşısındaki temel argümanının yatırım yapma motivasyonunun ortadan kalkacağı olduğu dikkate alındığında, rekabet hukuku ve regülasyonun en temel paradoksu olarak nitelendirilebilecek “inovasyon vs. rekabet” konusunun bu alanda da alevlenmesinin muhtemel olduğu söylenebilir.

Maç Yayın Haklarında Son Viraj

Uzatma dakikalarının sonlarındayız. Peki maç yayın haklarının son durumu ne? Konunun geçmişi ve geleceğine yönelik yorumlarıyla, Barış Yüksel tüm sorularınıza cevap veriyor.

İlk kez şike krizi ile gündeme gelen ve Digitürk ile TFF’nin ısrarları neticesinde adeta bir yılan hikayesi halini alan maç yayın haklarının münhasıran Digitürk’e ait olacağı sürenin uzatılmasına ilişkin süreçte artık son viraja gelindi.

Mevcut durumu anlatmadan önce buraya nasıl gelindiğini kısaca hatırlatalım.

BOS006229Konunun ilk kez Rekabet Kurulu gündemine gelmesi, Digitürk ve TFF’nin Süper Lig maç yayın haklarının süresinin 3 sezon için ihalesiz olarak uzatılmasına dair anlaşmayı Rekabet Kurulu’nun onayına sunması ile başlamıştı. Uzatmanın gerekçesi olarak, Digitürk’ün şike süreci nedeniyle uğradığı zarar gösterilmişti. İddiaya göre ihalesiz süre uzatımı olmaksızın Digitürk bu krizi atlatamayacak ve Türk futbolu zarar görecekti. Kurul yaptığı inceleme sonucunda ilk olarak bu anlaşmaya izin verildiği takdirde ödemeli platform hizmetleri pazarındaki rekabetin büyük ölçüde ortadan kalkacağına işaret etmişti. Ayrıca karar metninde Digitürk’ün iddia edilen zararları ispat edemediğinin de altı çizilmişti. Ancak karardaki belki de en önemli unsur Kurul’un diğer çözüm yöntemlerine ilişkin tespitiydi. Zira Kurul, maç yayın haklarının alt lisanslama suretiyle diğer platformlara da satılabileceğini, ayrıca alternatif teknolojiler (özellikle internet) üzerinden canlı yayın haklarının da pazarlanabileceğini dile getirmişti. Ayrıca Kurul her halükarda 3 sezonun çok uzun bir süre olduğunu da açıkça ortaya koymuştu.

Esasen Kurul’un bu kararı rekabet hukuku ile biraz olsun ilgili olan kişiler için son derece olağan bir karardı. Nitekim AB ülkelerinde zaten maç yayın haklarının münhasır olarak devrine toplamda maksimum 3 yıl için ve eşit içerikte paketlere bölünmesi koşuluyla izin verilirken, ülkemizde zaten 5 yıllığına ve bütün halinde Digitürk’e devredilmiş olan hakların, hem de bu sefer ihaleye dahi ihtiyaç duymaksızın, 3 sezon daha uzatılmasının her ne gerekçeye dayanırsa dayansın meşru olamayacağı aşikardı.

Bu kararın yayınlanmasının hemen ardından bu iki teşebbüs (ki rekabet hukuku çerçevesinde TFF’nin de bir teşebbüs sayıldığı Kurul kararında belirtilmektedir) arasında bu sefer süre iki sezon olarak değiştirilmek üzere aynı anlaşma yeniden imzalanmış. Kamuoyunda pek yer almayan bu anlaşma Türk spor basını tarafından (Fanatik ve AMK gazeteleri) ortaya çıkarılınca, Kurul da haliyle yeniden sürece müdahil olmak zorunda kalmış ve söz konusu anlaşmanın meşruiyetini değerlendirmek için soruşturma başlatmıştı.

İşte bu soruşturmaya yönelik kısa karar geçtiğimiz hafta içinde yayınlandı. İlk bakışta, kararda taraflar arasındaki anlaşmaya onay verildiği görülüyor. Bu durum okuyucuyu oldukça şaşırtabilir. Gerçekten de kısa karara bakınca akla gelen ilk soru “nasıl oldu da sürenin bir sene azalmasıyla önceki kararda şiddetle karşı çıkılan ve rekabeti büyük ölçüde ortadan kaldıracağı açıkça ortaya koyulan sözleşme bir anda hukuka uygun hale geldi?” oluyor.

Ancak zaten birkaç paragraftan oluşan karara bir kez daha göz gezdirince bir ibare ön plana çıkıyor:

İş bu kararın gerekçe bölümünde belirtilen koşulların sağlanması kaydıyla

Yani aslında Kurul henüz kesin kararını açıklamış değil. Belli ki yukarıda değindiğimiz tutarsızlık Kurul’un da dikkatini çekmiş ve Kurul ilk kararda belirttiği olumsuz sonuçların giderilmesi için bir takım önlemler almayı uygun görmüş. Gerekçeli karar yayınlanıncaya kadar bu önlemelerin ne olacağını kesin olarak bilebilmek tabi ki mümkün değil. Ancak dünyadaki uygulamalara ve Kurul’un önceki karardaki tespitlerine bakıp bunlar üzerine biraz da düşününce olası koşullar hakkında fikir yürütmek mümkün olabiliyor.

Öncelikle, söz konusu koşulların ihalesiz süre uzatımının Kurulca da tespit edilen ciddi pazar kapatma etkisini ortadan kaldırması gerektiği şüphesiz. fft104mm1995354Bunun için ise izlenecek yöntem zaten ilk Kurul kararında yer alıyor: “Altlisanslama”. Ama esas sorun bu altlisanslamanın nasıl olacağı. İşte bu noktada da dünya uygulamaları yardımımıza koşuyor. Ödemeli televizyon pazarında, maç yayın haklarına sahip olmayan işletmecilerin yok olmanın eşiğine gelmesi problemi İngiltere’de de ortaya çıkmış. İngiltere’de bu duruma müdahale etme yetkisine sahip olan OFCOM ise hakların sahibi olan BSkyB’ye bu hakları “retail minus” adı verilen yöntemle diğer işletmecilere pazarlamasını zorunlu tutmuş.

Düzenleyici otoritelere mahsus yetkilere sahip olan OFCOM’un aksine Rekabet Kurulu’nun böyle bir zorlama yetkisi olmasa da, Kurul’un aynı uygulamayı ihalesiz süre uzatımına izin verilmesinin bir koşulu olarak kabul etmesi Türk hukukunda da mümkün. Ayrıca ülkemizdeki duruma bakıldığında böyle bir koşulun ödemeli platform hizmetleri pazarındaki rekabeti önemli derecede koruyabileceği de bir gerçek. Dolayısıyla gerekçeli karar açıklandığında böyle bir şartla karşılaşmak hiç de sürpriz olmayacaktır.

Bu yazıyı futbola ilişkin bir analoji ile noktalamak gerekirse, “son düdük çalmadan maç bitmez” ve bu düdüğe kadar en bilgili kişinin öngörüsü bile bir tahminden ileri gidemez. Umalım da son düdük çaldığında tahminlerimize paralel bir sonuç ortaya çıksın ve Türk futbolu için en hayırlısı olsun.

OFCOM’dan Mobil İnternete Doping Arayışı

İngiliz telekomünikasyon sektörü düzenleyici otoritesi OFCOM, 700 MHz frekansın mobil genişbant internet hizmetlerinin sunumunda kullanılmasının olası etkilerini değerlendiriyor.

Detaylar Barış Yüksel’in yazısında.

BOS005380Günlük hayatımızdaki önemi her geçen gün artan mobil internete olan talep de doğal olarak durmaksızın yükseliyor. Fakat sabit internetin aksine mobil internette arzı arttırmak yalnızca daha fazla altyapı yatırımı yapmak ile mümkün olamıyor. Bunun sebebi ise mobil internet hizmetlerinin sunulmasında frekansa duyulan ihtiyaç. Mobil dünyanın en önemli kıt kaynağı olan frekans, mobil şebeke işletmecilerinin patlama noktasına gelen talebi karşılamasına yetemeyebiliyor ve bu durumda yeni frekans bloklarının mobil işletmecilerinin kullanımına tahsisi gerekiyor.

İngiliz telekomünikasyon sektörü düzenleyici otoritesi OFCOM, 800 ve 2600 MHz frekansları çok yakın bir zaman önce LTE hizmetlerinde kullanılmak üzere mobil işletmecilerin kullanımına açılmış olmasına rağmen, bu frekansların da, büyümeye devam eden talebi karşılamada birkaç yıl içinde yetersiz kalacağını ve dolayısıyla uluslararası arenada şimdiden talebi karşılamanın alternatif yollarının aranmaya başlaması gerektiğini düşünüyor. Bunun için ise şu anda mobil genişbant internet hizmetleri dışındaki alanlarda kullanılan bazı frekans aralıklarının bu alanda kullanılması için ne gibi adımlar atılabileceğini araştırıyor ve 700 MHz frekansının dünya genelinde mobil genişbant internete tahsisi ihtimali üzerinde duruyor. İşte geçtiğimiz günlerde OFCOM, 700 MHz frekansının mobil genişbant internet hizmetlerinin sunumunda kullanılmasının olası etkilerini değerlendirdiği ve piyasadaki tüm menfaat gruplarından konuya ilişkin görüşlerini sunmasını istediği bir doküman yayınladı.

OFCOM UHF bandı  (Ultra High Frequency Band) olarak adlandırılan ve 470 ve 862 MHz frekansları arasında kalan bloğun iki amaç için kullanılması gerektiğini söylüyor ve bu amaçları mobil genişbant internet ve dijital karasal yayıncılık (DTT) olarak sıralıyor. Halihazırda DTT hizmetlerinin sunulması için kullanılan 700 MHz frekans bandı 694-790 arasındaki frekansları ifade ediyor ve bu bandın başka amaca tahsisi halinde yine UHF bandı içinde kalan 600 MHz frekans bandının DTT hizmetleri için kullanılabileceği belirtiliyor.

Ancak OFCOM’a göre 700 MHz bandının kullanım alanını değiştirmek bir ülkenin tek başına alabileceği bir karar değil ve mutlaka uluslararası platformların dünya genelinde yapılacak bir değişikliği koordine etmesi gerekiyor. Uluslararası koordinasyon gerekliliği dolayısıyla da değişimlerin hızlı bir şekilde gerçekleşmesinin mümkün olamayacağı ve sürecin başlaması için en azından 4-5 yıllık bir  süre gerektiği de belirtiyor.

OFCOM’un hazırladığı çalışmada 700 MHz frekans bandının mobil genişbant internet hizmetlerine tahsisinde sürecin en etkin şekilde işlemesi için alınması gereken önlemlerin neler olabileceği inceleniyor. Bunun yanı sıra, spektrumun etkin kullanımını ve telekomünikasyon hizmetlerini yaygınlaştırmayı sağlamak ve rekabetçi ortamı geliştirmek için neler yapılabileceği araştırılıyor ve tahsis halinde ortaya çıkabilecek maliyetlere ve sürecin sağlayabileceği faydalara da kısaca değiniyor.

OFCOM ortaya çıkacak maliyetleri şu şekilde sıralıyor:

  • Mevcut durumda DTT için kullanılan bu frekansın boşaltılması ve yeni frekansa geçişin yaratacağı maliyetler,
  • Tüketicilerin yeni cihaz almak için katlanacakları maliyetler,
  • Halihazırda 700 MHz sinyali alabilen televizyon ve set-top-box gibi cihazların yaratabileceği olası enterferans dolayısıyla oluşabilecek maliyetler,
  • Tüketicilerin bilgi eksikliğinin giderilmesi için katlanılması gerekli maliyetler ve
  • Fırsat maliyetleri

Süreçten beklenen faydalar ise şöyle:

  • Hızla artan mobil veri ihtiyacının karşılanması sağlanabilir,
  • İç mekanlarda ve kırsal alanlarda daha güçlü kapsama sağlanabilir,
  • Mobil cihaz maliyetleri düşebilir,
  • Piyasa rekabetine önemli katkılar sağlanabilir,
  • Alt pazarlarda yeni fırsatlar oluşur ve
  • Acil çağrılar daha kolay gerçekleştirilebilir

OFCOM’un bu değerlendirmelerine menfaat gruplarından gelecek yanıtlar, 700 MHz’nin gelecekte hangi amaçla kullanılacağı hususunda çok önemli ipuçları verebilir. Ülkemizde henüz 800 MHz frekansının boşaltılma ve mobil işletmecilere tahsisi süreci henüz başlangıç aşamasında olduğundan, 700 MHz frekansına ilişkin gelişmelerin ülkemiz bakımından çok önemi olmadığı düşünülebilir. Ancak uzun vadede Türkiye piyasasının nasıl şekilleneceği de, mobil işletmecilerin artan mobil internet talebini nasıl karşılayacağı ile yakından ilişkilidir.

İngiltere’de 4G İhalesi Sonuçlandı

İngiltere’de düzenleyici otorite OFCOM’un rekabete ilişkin endişeleri dolayısıyla, Avrupa’nın geri kalan ülkelerine kıyasla oldukça geciken 4G ihalesi en sonunda sonuçlandı.

Detaylar Barış Yüksel’in yazısında.

İngiltere’de düzenleyici otorite OFCOM’un rekabete ilişkin endişeleri dolayısıyla, Avrupa’nın geri kalan ülkelerine kıyasla oldukça geciken 4G ihalesi en sonunda sonuçlandı. İhale sonucunda, üzerinden 4G hizmetlerin sunulacak frekanslar 5 oyuncu arasında paylaşıldı. Pazarda 5 oyuncunun birden hizmet sunabilmesinin sağlanması ise en azından şimdilik OFCOM’un rekabetçi kaygılarının biraz olsun giderildiğini gösteriyor.

BOS005653İhale kapsamında 800 MHz ve 2.6 GHz frekans bandından toplamda 250 MHz’lik frekans satışa sunuldu ki bu rakam İngiltere’nin ihale öncesi kullanılan toplam frekansının 2/3’üne denk geliyor. Yani bu ihale sonucunda İngiltere’de mobil işletmecilerin kullanımına tahsis edilmiş frekansların miktarın neredeyse iki katına çıktı diyebiliriz.

Daha önce analog televizyon yayıncılığına tahsis edilmiş olan 800 MHz frekansı özellikle çok geniş bir kapsama alanı sağlaması dolayısıyla altın frekans olarak adlandırılıyor. 2.6 GHz frekansı ise daha çok işletmecilerin kapasite kaygılarını gidermek için kullanılıyor. İhale sonucunda İngiltere’de mobil pazarın önemli oyuncularından Telefonica, Vodafone ve H3G hem 800 MHz hem de 2.6 GHz frekansı elde ederken, pazarın en küçük oyuncusu konumunda olan ve esasen tüketicilere mobil internet hizmeti sunan H3G yalnızca 800 MHz frekansı elde etti. Pazara ilk kez bu ihale ile dahil olan BT iştiraki Niche Spectrum Venture (NSV) ise sadece 2.6 GHz frekansı satın aldı. BT zaten önceden de mobil pazara girme gibi bir amacı olmadığını çok açık bir biçimde dile getirdiğinden NSV’nin bu frekansı kullanarak tam olarak nasıl bir hizmet vereceği sorunun cevabı henüz tam olarak belli değil. Ancak genel kanı BT’nin bu frekansı özellikle sabit genişbant hizmetlerinin bazı nedenlerde sunulamadığı yerlerde tamamlayıcı hizmetlerin sunumu için kullanacağı yönünde.

İhale sonucunda toplamda 2.341.113.000 £ gelir elde edilmiş ve en fazla spektrumu toplamda 790 milyon £ ödeme yapan Telefonica elde etmiş. İhale sonrasında, 2017 yılına kadar İngiltere’nin tamamına 4G hizmetlerin götürülmesi bekleniyor.

İhale ile ilgili belki de en dikkat çekici husus ise ihale  bedelinin düşüklüğü.

Zira devletin en azından 3.5 milyar £ gelir beklediği ihalenin ne derece büyük bir hayal kırıklığı olduğu esas olarak 2000 yılında gerçekleşen 3G frekans ihalesi ile bir karşılaştırma yapıldığı zaman gözler önüne seriliyor. 2000 yılındaki ihalede, satılan frekans miktarı daha düşük olmasına rağmen, işletmeciler toplamda 22 milyar £ ödeme yapmışlardı. Piyasa analistleri bu durumu mobil işletmecilerin artık akıllandığı şeklinde yorumluyorlar. Zira gerçekten de 3G hizmetleri bakımından gerek düzenleyici otoritenin müdahaleleri gerekse de yaşanan aşırı rekabet, işletmecilerin umdukları karların yanına bile yaklaşamamaları sonucunu doğurmuştu.

Ancak her ne kadar elde edilen ihale gelirleri düşük olsa da, sonuçta ortaya çıkan rekabetçi pazar yapısında 4G hizmetlerinin hızla yaygınlaşması ve bu sayede İngiliz tüketicilerinin ciddi faydalar sağlaması da kuvvetle muhtemel. 4G’nin gerçekten tüm beklentilere cevap verecek kadar önemli bir hizmet olup olmadığı sorusu ile henüz yanıtlanabilmiş değil. Nitekim 4G teknolojisi ile sunulan hizmetlerin potansiyeli çok yüksek olsa da henüz bu potansiyelin dünyanın herhangi bir yerinde tam anlamıyla kullanıldığını da söylemek mümkün değil.

**Tekzip**

Sorumlu yayımcılığımızın gereği olarak düzeltir, kamuoyuna ve rekabet camiasına saygıyla sunarız.

Barış Yüksel, İngiltere’den gelen bir mail üzerine maç yayıncılığına ilişkin gerçekleri açıklıyor.

Tekzip 

Yaklaşık iki ay kadar önce sitemizde yayınlanan “Maçları Paylaşmaya Devam” başlıklı yazıda, İngiltere’de, Preimer Lig maç yayın haklarına ilişkin OFCOM kararına ve bir üst merci konumunda olan Temyiz Mahkemesi’nin bu karara ilişkin değerlendirmelerine yer vermiştik. Yazıda, esas olarak, düzenleyici otorite OFCOM’un resmi sitesinde yer alan ve Mahkeme’ye kararı için teşekkür eden bir açıklamadan bahsetmiştik.

Açıklamada, Mahkeme’ye, OFCOM’un ödemeli TV platformları arasındaki perakende rekabet bakımından çok önemli bir yere sahip olan “maç yayın hakları” pazarına müdahale yetkisi olduğunu onadığı için teşekkür ediliyor, daha sonra da Mahkeme ve OFCOM’un, Sky’ın önceki davranışları ile ilgili “fikir ayrılıkları” olduğu dile getiriliyordu. Ancak buna rağmen Sky’ın toptan pazardaki faaliyet göstermeye devam edeceği ve OFCOM’un da pazarı yakından takip edeceği belirtiliyordu.

Biz de OFCOM’un bu açıklamalarına dayanarak yazımızda şu ifadelere yer vermiştik.

Mahkeme kararını verdi ve Sky’ın itirazlarını haksız bularak kararı onadı. Onama kararında hem kararın yerindeliğine hem de OFCOM’um bu şekilde bir yükümlülük yükleme yetkisi olup olmadığına değinen mahkeme her iki soruya da olumlu cevap verdi.

Ancak bütün bu süreçte Sky’a danışmanlık veren CRAi Londra ofisinden rekabet iktisatçısı arkadaşımız Uğur Akgün’den geçen hafta aldığımız mailde, OFCOM’un teşekkürünün ironik bir “teşekkür” olduğunu ve işin aslını öğrenmemiz için Mahkeme kararını okumamız gerektiği yazılıydı.

Mahkeme’nin incelemeleri iki ana başlık altında gerçekleşmiş. İlk bölümde OFCOM’un yetkisine ilişkin, ikinci bölümde ise fiyat regülasyonuna gerek olmadığına ilişkin itirazlar incelenmiş. Mahkeme, yetkiye dair itirazları reddetmiş ve OFCOM’un piyasaya müdahale konusunda kesin olarak yetkili olduğunu belirtmiş (işte teşekkürün gerçek sebebi burası). Kararın ikinci bölümünde ise, Mahkeme perakende pazarın yapısını incelemiş ve burada gerçekten fiyat regülasyonuna gerek olup olmadığı sorusunun cevabını aramış. Bu noktada, Mahkeme Sky’ın maç yayın haklarının bir toptancı olarak pazarlamasının perakende pazar rekabeti için gerekli olduğu tespitine karşı çıkmamış, ancak OFCOM’un aksine, Sky’ın zaten herhangi bir regülasyon olmadan da gönüllü olarak bu pazarda faaliyet gösterdiğini ve stratejik davranarak rakiplere zarar vermek gibi bir amaç gütmediğini belirtmiştir. Hatta Mahkeme’ye göre Sky değil, perakende pazardaki rakipler stratejik davranmakta ve OFCOM’u kullanarak, Sky’ı, ticari açıdan mantıksız olsa dahi, kendileri için daha avantajlı olacak anlaşmalar yapmaya zorlamaktaymış. Mahkeme, OFCOM’un, Sky’ın stratejik davrandığına ilişkin tespitlerini “tamamen yanlış” olarak değerlendirmiş, hatta OFCOM’un esasen bu gibi konularda çok önemli bir takdir yetkisi olduğunu ve verdiği kararlar “çok hatalı” olmadıkça Mahkeme’nin müdahale etmekten kaçınacağının da altını çizmiş. Kısaca perakende pazardaki tespitler bakımından, Mahkeme (İngiltere’deki arkadaşımızın da belirttiği üzere), OFCOM’a “saçmalama” demiş ancak bunu mümkün olduğunca kibar bir dille yapmış.

Tabi bu karardan sonra da maçların paylaşılmasına devam edilecek. Ancak fiyatlar OFCOM tarafından belirlenen regülasyonlara tabi olmayacak ve taraflar arasında serbestçe kararlaştırılacak. Böylece hem piyasadaki rekabet sağlanacak, hem de Sky’a regülasyonlar yoluyla zarar verilmesi riski ortadan kaldırılacak. Ancak OFCOM’un sözde “teşekkür” yazısında, piyasayı yakından izlemeye devam edeceğini ve Sky’ın toptan pazardaki faaliyetlerine gönüllü olarak devam etmesi halinde bir sorun olmayacağını belirttiğini de unutmamak gerekir. Bu açıklama bir süre daha bu piyasadaki şirketlerin çok da rahat hareket edemeyeceğini gösterir nitelikte sanki.

Son olarak, önceki yazımızdaki hataları giderme fırsatını bize verdiği için, arkadaşımız Uğur Akgün’e bir kez daha teşekkür etmek istiyoruz. Bu günlerde medyada bir gün “Sneijder Galatasaray’da” ertesi gün “Sneijder Umutları Suya Düştü” gibi manşetler yoluyla yaratılan bilgi kirliliğine, OFCOM’un “manidar” teşekkür mektubu yüzünden katkıda bulunduğumuz için de sizlerden özür diliyoruz. Ama yine de bu kadar yakından takip edildiğimizi görmek çok güzel.

Maçları Paylaşmaya Devam

Mahkeme kararını verdi ve Sky’ın itirazlarını haksız bularak kararı onadı.

Devamı Barış Yüksel’in yazısında.

Bundan yaklaşık iki sene önce İngiltere Telekomünikasyon Sektörü’nün düzenleyici otoritesi konumundaki OFCOM, İngiltere Premier Lig maçlarının yayın haklarının tamamını elinde bulunduran SKY’ın bu maçların yayınlandığı Sky Sports 1 ve Sky Sports 2 kanallarını rakiplerine de satmak zorunda olduğuna hükmetmişti.

Tıpkı Digitürk gibi, Sky da maç yayın haklarını İngiltere’nin Futbol Federasyonu konumundaki FA’nın düzenlediği bir ihale sonucunda kazanmış ve bu hakları rakiplerinin hiçbirine kullandırmayarak sadece kendi platformu üzerinden yayınlamayı tercih etmişti. Ancak OFCOM’a göre Sky’ın bu tutumu ödemeli televizyonculuk hizmetleri pazarındaki rekabeti ciddi biçimde zedeliyordu. Ayrıca Sky’ın bu tutumunun ekonomik bir gerekçesi de bulunmuyordu. Nitekim Sky maçların rakiplerince de yayınlanmasına izin verdiği takdirde kendi müşterilerinin yanı sıra rakiplerinden de gelir elde edebilecekti.

Madem daha fazla kazanacaktı o zaman neden rakiplere de satmasın ki?

Cevap çok basit. Çünkü bu gibi şirketler, tüketicilere sadece maçları değil, bunun yanında diğer birçok içeriği de satıyor. Bu duruma Türkiye’den de bir örnek vermek mümkün. Maç yayın haklarının sahibi olan Digitürk kullanıcılarına Süper Lig maçlarını tek başına satmıyor, bununla beraber birçok diğer kanalı da satın almayı zorunlu tutuyor. Bu sayede de satılan tüm kanallardan bir gelir elde edilmiş oluyor. İşte OFCOM maç yayın haklarının bu şekilde adeta bir pazar kapatma aracı olarak kullanılmasını bir piyasa aksaklığı olarak değerlendirmiş ve duruma Sky’a bu maçları talep eden diğer ödemeli televizyon işletmecilerine de satmak yönünde bir yükümlülük yüklemişti.

Sky da tahmin edilebileceği üzere bu karardan memnun kalmamış ve bir üst merci olan Temyiz Mahkemesi’ne başvurmuştu. Mahkeme kararını verdi ve Sky’ın itirazlarını haksız bularak kararı onadı. Onama kararında hem kararın yerindeliğine hem de OFCOM’um bu şekilde bir yükümlülük yükleme yetkisi olup olmadığına değinen mahkeme her iki soruya da olumlu cevap verdi.

Bunun üzerine OFCOM resmi sitesinde yayınladığı bir yazı ile Mahkeme’ye adeta teşekkür etti. OFCOM kararın alındığı günden bu yana ülkenin en değerli içeriği olarak addedilen maç yayınlarının eskiye oranla çok daha fazla tüketiciye ulaşmasının mümkün hale geldiğini ve bu karar sayesinde hem tüketici refahının hem de ödemeli televizyon pazarındaki rekabetin ciddi bir biçimde arttığını da belirtti. OFCOM bu yazıda aynı zamanda Sky’a da teşekkür etmeyi unutmadı. Çünkü artık Sky maç yayın haklarını sadece OFCOM’un zorladığı rakipleriyle değil, gönüllü olarak diğer bazı işletmecilerle de paylaşıyor. OFCOM’a göre Sky’ın bu tutumunun devam etmesi durumunda sadece pazardaki rekabet artmakla kalmayacak, aynı zamanda pazar giderek daha da büyüyecek ve bu durumdan Sky da dahil olmak üzere tüm işletmeciler de fayda sağlayacak.

Belki ülkemizde de günün birinde maçların her türlü platform üzerinden izlenebileceği ve tüm tüketicilerin tek bir işletmeciye bağlı olmadan bu içeriğe ulaşabileceği bir gün gelir. Neden olmasın? Bekleyip göreceğiz.

Medyada “Çoğulculuk” Ölçülebilir mi?

OFCOM’un yayınladığı “Medya Sektöründe Çoğulculuğun Ölçülmesi” konulu belge kamuoyu görüşüne açıldı.

İngiltere telekomünikasyon otoritesi OFCOM’un yayınladığı “Medya Sektöründe Çoğulculuğun Ölçülmesi” konulu belge kamuoyu görüşüne açıldı.

İngiltere Kültür – Medya ve Spor Bakanlığı’nın, OFCOM’dan çoğulculukla ilgili tavsiyesini istemesi üzerine, OFCOM öncelikle kamuoyunun görüşünü almak istedi. Çalışmada konuyla ilgili taraflardan hakkında yorumlar iletilmesi beklenen temel sorular şu şekilde:

–        Platformlar genelinde medyada çoğulculuğun ölçülmesi için seçenekler neler olabilir?

–        Haber ajanslarının pazar payı üzerine kesin sınırlamalar getirilmesi uygulanabilir ya da önerilebilir mi?

–        Herhangi bir birleşme/devralma söz konusu olmadığı halde çoğulculuğun gözden geçirilmesini ne sağlayabilir, bu nasıl ve kim tarafından izlenebilir?

–        Çoğulculuk seviyelerinin ölçülmesi için oluşturulan bir yapıya web siteleri de dâhil edilebilir mi ya da edilmeli midir, cevap evet ise bunlar hangileri olmalıdır?

Çalışmada hâlihazırda “çoğulculuğa” ilişkin düzenlemelerin sağlıklı ve bilgili demokratik bir toplum oluşturulması için getirildiği belirtiliyor. Zira söz konusu prensip, medya sektöründe kontrolün tek bir kişinin elinde olmasının tehlikelerini önlemek bakımından önemli. Mevcut durumda, çoğulculuğa yönelik yapılacak bir değerlendirme ancak medya şirketleri arasında gerçekleşen bir birleşme/devralmaya ilişkin olarak kamuoyu ilgisinin müdahalesi ile harekete geçebiliyor. Ayrıca pazar payı ve lisans sahipliği hakkında da bazı sınırlamalar söz konusu.

Hatırlayacak olursak, bu sene içinde Türkiye’de Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’da (RTÜK Yasası) değişiklik yapılmıştı. Yeni RTÜK yasası da medyada çoğulculuğun sağlanması, bir başka deyişle tekelleşmenin önlenmesi için pek çok yeni düzenleme içeriyor. Bir medya hizmet sağlayıcı kuruluşun artık bir radyo, bir televizyon bir de isteğe bağlı yayın hizmeti sunabilecek olması, bir gerçek veya tüzel kişinin doğrudan veya dolaylı olarak en fazla 4 ulusal karasal yayın lisansına sahip olan medya hizmet sağlayıcı kuruluşa ortak olabilmesi bunlardan bazıları.

Çalışma kapsamında her kesimden ilgililerin bu sorulara yönelik cevap ve değerlendirmelerini 18 Kasım 2011’e kadar OFCOM’a ulaştırmaları bekleniyor. Söz konusu çalışmanın sonuçlarını ve OFCOM bu konudaki daha sonraki değerlendirmelerini blogumuzdan takip edebilirsiniz.