Karasal Sayısal Yayıncılığa Geçiş Süreci

Analog yayından sayısal yayınlara geçiş bakımından süreç yeniden başladı.
Yeni Yönetmeliği ve Anten A.Ş. sürecini ele alarak, konuyu Ceren Üstünel aktarıyor.

Geçtiğimiz yıl Ekim ayında AB İlerleme Raporu’nun Görsel İşitsel Politika başlığını ele almış ve analog yayından sayısal yayınlara geçiş bakımından Türkiye’nin öngördüğü 31 Aralık 2014 tarihinin aslında AB hedeflerinden çok da uzak olmadığını söylemiştik.

Bununla birlikte sayısal yayıncılığa geçişte kilit teşkil eden tek bir verici tesisi kurmak ve işletmek amacıyla kurulan Anten A.Ş.’nin başından geçenlere de değinmiş ve hedefin aslında pek de gerçekçi olmayabileceğini söylemiştik.

Hatırlayalım…

BOS0053682007 yılında sayısal yayıncılığa geçmede önemli bir adım olan ortak anten sistemine geçiş amacıyla aralarında TRT’nin de bulunduğu pek çok yayıncı kuruluş tarafından Anten A.Ş. adıyla ortak bir şirket kurulmuştu. Ortak anten sistemine geçişle birlikte tüm radyo ve televizyon yayınları bu tek anten ve verici frekansından yapılacaktı. Yeni kurulacak karasal sayısal yayın şebekeleri sayesinde yayıncılık kalitesinin artması bir yana, meşhur Çamlıca tepesini dört bir yandan çevreleyen anten kirliliği de ortadan kalkmış olacaktı. ACTECON’un danışmanlığını yürüttüğü süreç sonucunda Rekabet Kurulu’ndan gerekli izinler de alınınca, artık Melih Gökçek’in çılgın projeleriyle yarışır şekilde her bir şehre konumlandırılacak tek bir antenin şehrin simgesi dahi olabileceği tartışılmaya başlanmıştı.

Her şey sütliman devam ederken Anten A.Ş. Danıştay engeline takıldı, TRT’nin Anten A.Ş.’deki ortaklığına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının yürütmesi, tüm medya kuruluşlarının pay sahibi olabileceği bu özel ortak yapıda TRT’nin ayrıcalıklı konumunun dolasıyla özerklik ve tarafsızlığının yeterince korunmadığından bahisle durduruldu. İptal davası sürecinde de Anten A.Ş. resmen tasfiye oldu.

Kasım ayında Karasal Yayın ve Sıralama İhalesine İlişkin Yönetmelik’in, geçtiğimiz günlerde ise Verici Tesis ve İşletim Şirketi ile Multipleks İşletmecileri Hakkında Yönetmelik’in yayınlanmasıyla birlikte karasal sayısal yayıncılığa geçiş süreci yeniden başlamış oldu. Yeni Yönetmelik’te tıpkı Anten A.Ş.’de olduğu gibi tek bir verici tesis ve işletim şirketinin kurulmasına ilişkin esaslar yer alıyor. TRT’nin hissedarlık yapısına, frekans ve multipleks kapasitesine ilişkin özel hükümlere yer verilmesi, kurulacak şirketin tarafsızlık ve hakkaniyet ölçülerinde, makul ve ayrımcılık içermeyecek koşullarda hizmet vereceğine birçok yerde vurgu yapılması aslında önceden yaşanan olumsuzlukların tekrarlanmaması amacıyla bilinçli bir seçim olmuş. Bununla birlikte yeni Yönetmelik’in mevcut hükümlerinin, Danıştay’ın TRT’nin ayrıcalıklı konumunun korunmasına dair endişelerini ne derece giderdiği de ayrı bir merak konusu. Bekleyip göreceğiz…

Yeni RTÜK Kanunu Medyada Çoğulculuğun Önünü Açabilecek mi?

Kanun, pek çok yeni düzenlemeyi bünyesinde barındırıyor.

2011 yılı içinde RTÜK Kanunu’nun* yürürlüğe girmesi medya sektöründe heyecan yaratmıştı. Hatırlayacak olursak, Yeni RTÜK Kanunu eskisine paralel olarak medya sektörüne yönelik içerik regülasyonu (reklam süreleri, yayın içeriğinin denetimi vb.) bakımından değişiklikler içerirken, çoğulculuğun sağlanması, bir başka deyişle tekelleşmenin önlenmesi bakımından da pek çok yeni düzenlemeyi bünyesinde barındırıyor.

Yeni RTÜK Kanunu’nun kabul edilmesinin ardından ikincil mevzuatta da peşi sıra pek çok yeni düzenleme yürürlüğe girdi. Medya hizmet sağlayıcı kuruluşlarının elde ettiği ticari iletişim gelirlerinin denetimi ve bu gelirler üzerinden alınacak üst kurul paylarının ödenmesine ilişkin yönetmelik, kablolu yayın yönetmeliği ve uydu yayın yönetmeliği ilk akla gelenler…

Bu düzenlemeler arasında en son 2011 yılının Aralık ayında yürürlüğe giren “Birden Çok Medya Hizmet Sağlayıcıya Ortaklıkla İlgili Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” ise ayrıca ele alınması gereken bir niteliğe sahip. Zira Yönetmelik “medya sektöründe çoğulculuğun sağlanmasını” teminen ayrıntılı düzenlemelere sahip:

Yönetmelik’in 1. Maddesine baktığımızda söz konusu kuralların “yayın hizmetleri alanında, çoğulculuğun güvence altına alınması ve yoğunlaşmanın önlenmesi” amacıyla getirildiğini anlıyoruz. Yönetmelik ile getirilen düzenlemeler ise temel olarak şu şekilde:

  • Bir gerçek veya tüzel kişinin doğrudan veya dolaylı olarak ortak olduğu karasal yayın lisansına sahip (radyo, televizyon vb.) medya hizmet sağlayıcı kuruluş sayısı 4’ü geçemeyecek.
  • Yabancı bir gerçek veya tüzel kişinin doğrudan ortak olacağı medya hizmet sağlayıcı kuruluş sayısı ise 2’yi geçemeyecek.
  • Yabancı bir gerçek veya tüzel kişinin dolaylı ortaklık dâhil ortak olabileceği karasal yayın lisansına sahip medya hizmet sağlayıcı kuruluş sayısı 4’ü geçemeyecek.
  • Kuruluşların yayın lisansı taleplerinin değerlendirilmesinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşların hisse devri, birleşme ve devralma gibi ortaklık yapılarında değişikliğe neden olan işlem ve taleplerinde bu kurallara göre değerlendirme yapılacak.
  • Bir gerçek veya tüzel kişinin medya hizmet sağlayıcı kuruluştaki dolaylı ortaklığı tespit edilirken bu kuruluşta hisse sahibi bulunan veya hisse devralacak tüzel kişiler ile varsa bunların tüzel kişi ortaklarının ortaklık yapılarının zincirleme bir şekilde gerekirse gerçek kişilere ulaşılıncaya kadar tespit edilecek.
  • Birden fazla medya hizmet sağlayıcı kuruluşta doğrudan veya dolaylı ortak olduğu halde bu kuruluşların yıllık toplam brüt ticari iletişim geliri sektörün toplam ticari iletişim gelirinin %30’unu aşamayacak.

Görüldüğü üzere, Yönetmelik ile getirilen düzenlemeler “çoğulculuğun” sağlanması bir başka deyişle medya sektöründe kontrolün tek bir kişinin elinde olmasının tehlikelerini önlemek bakımından önemli. Dolayısıyla, pazar payı ve lisans sahipliği hakkındaki bu sınırlamaların düzenleyici otorite RTÜK tarafından ektin bir şekilde uygulanması sağlıklı bir medya sektörünün oluşmasında altın kural niteliğinde.

*6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun