İngiltere’de Hukuki Hizmetler Tüketici ve Küçük İşletmelere Ne Kadar Fayda Sağlıyor?

Birleşik Krallık’ın rekabet ve tüketici konularındaki en önemli otoritesi, Rekabet ve Piyasalar Kurumu (Competition and Markets Authority-CMA), İngiltere ve Galler’de hukuki hizmetlerin tüketici ve küçük işletmeler için ne kadar düzgün işlediğine ilişkin bir piyasa araştırması başlattı[1]. Sektördeki hizmet kalitesi ve hizmet alanların alım gücüne yönelen araştırma temel olarak;

  • tüketici ve küçük işletmelerin alacakları hizmete ilişkin ne kadar bilgi sahibi olduklarını ve bu anlamda rekabete olan katkılarını,
  • hukuki hizmetin tüketici ve küçük işletmeleri olası zararlardan ne kadar koruduğu veya hukuki hizmetin olumsuz sonuçlanması halinde kendilerine tatmin edici düzeyde telafi edici hizmet sağlanıp sağlanmadığını ve
  • hukuki hizmetlerin sağlanmasına ilişkin mevzuatın sektördeki rekabet üzerindeki etkisini ortaya çıkarmaya çalışıyor.

Tüketiciler ve küçük işletmeler için hukuki danışmanlığın ulaşılabilir olması, yeri geldiğinde hayati derecede önem taşıdığından araştırmanın sonucunda tüketici ve küçük işletmelerin beklentilerinden daha fazla ödeyip ödemedikleri veya daha kötü kalitede bir hizmet alıp almadıklarının da görülmesi amaçlanıyor. Bu konudaki güncel araştırmalarda[2] küçük işletmelerin yalnızca %13’ü, avukatları uygun maliyetli bulduklarını ve yarısı işletme sorunlarını çözmek için avukata başvurmayı son çare olarak gördüklerini belirtmiş.

Hukuk hizmetlerine ilişkin olarak hükümet ise Kasım 2015’te duyurduğu üzere, 2016’da hukuk hizmetlerin sağlanmasında rekabetin arttırılması amacıyla alternatif işletmeler için pazara giriş engellerinin kaldırılmasına yönelik bir danışmanlık almayı planlıyor[3]. CMA’in konuyla ilgili hükümet ile yakın olarak çalışması planlanıyor.

CMA araştırma sonuçlarına ilişkin ara raporunu Temmuz 2016’da, nihai raporunu ise Aralık 2016’da yayımlamayı planlıyor. Araştırma sonuçlarını ve konuyla ilgili gelişmeleri sizlerle paylaşıyor olacağız.

[1] Araştırma İskoçya ve Kuzey İrlanda’nın hukuk sistemlerinin farklı olması nedeniyle yalnızca İngiltere ve Galler’e odaklanıyor. Ayrıca ceza yargılaması sırasında sanıklar için müdafi atanacağından ceza hukuku araştırmanın kapsamına dahil edilmemiş.

[2] Araştırma için bkz. http://www.legalservicesconsumerpanel.org.uk/publications/research_and_reports/

[3] Detaylı bilgi için bkz. https://www.gov.uk/government/publications/a-better-deal-boosting-competition-to-bring-down-bills-for-families-and-firms

Ofcom, Sky’ın toptan seviyede teklif düzenlemesini kaldırdı

Ofcom, Sky’a yönelik olarak getirilen ve  Sky Sports 1 ve 2 kanallarının toptan seviyede diğer işletmecilere teklif edilmesi anlamına gelen düzenlemenin kaldırıldığını duyurdu. Ofcom’un sitesinde düzenlemenin kaldırılma gerekçesi olarak Sky’ın mevcut durumda söz konusu kanalları diğer pay TV işletmecilerine ticari koşullar altında sağlamaya başlaması gösteriliyor.

OfcomBilindiği üzere toptan seviyede teklif düzenlemesi (“wholesale must-offer”) pay TV pazarında yeniliğin desteklenmesi ve tüketici tercihlerinin arttırılması amacıyla ilk olarak 2010 yılında getirilmişti. Bu noktada Ofcom tarafından yayınlanan çalışmalarda tüketiciler bakımından kilit içerik (“key content”) olarak adlandırılan içeriklerin tek bir işletmecide toplanmasının rekabet üzerindeki olumsuz etkilerine sık sık değinildiğini de hatırlatalım.

Geçen yıldan itibaren Ofcom söz konusu düzenlemenin uygun olup olmadığının tespiti amacıyla birtakım çalışmalara başladı.

Yapılan bu çalışmalar sonucunda 2010 yılından itibaren tüketicilerin çok geniş bir yelpazede yayıncılık hizmetleri alabildikleri ve bu çerçevede özellikle spor yayınlarına birçok pay TV yayıncısından ulaşılabildiği sonucuna varıldı.

Ofcom’un geçtiğimiz dönemlerde söz konusu düzenlemeye ilişkin başlattığı kamuoyu görüşü, mevcut durumda Sky’ın söz konusu kanalları diğer işletmecilere düzenlemeden ziyade daha çok ticari koşullar altında sağladığını ortaya koydu. Bu tespit sonrasında ise Ofcom, 2010 yılında Sky’a yönelik olarak getirilen düzenlemenin kaldırıldığını duyurdu.

Ancak bu Sky’ın tamamen serbest bir şekilde hareket edebileceği anlamına da gelmiyor. Nitekim Ofcom, İngiltere’deki hanelerin %58’sinin bir pay TV hizmetine abone olduğunu, bu nedenle pay TV pazarında etkin rekabetin sağlanmasının hayati önem taşıdığını sık sık dile getiriyor. Bu kapsamda siteden Sky’a yönelik düzenlemenin kaldırıldığı duyurulurken pay TV pazarının sıkı bir şekilde takibine devam edileceği ve eğer yeni bir düzenleme ihtiyacı ortaya çıkarsa bu konuda gerekli adımların atılacağı belirtiliyor.

 

İngiltere’de PF2 modeli ile yürütülen ilk hastane projesinin ihalesi tamamlandı

İngiltere’nin, kamu yatırım ve hizmetlerinin özel sektör ortaklığı ile yürütülmesinde meydana getirdiği yöntemler ile lider konumda olduğunu söyleyebiliriz. Bu kapsamda kamu özel ortaklığı modellerinden biri olan Private Finance Initiative (PFI) bu yöntemlerden biriydi ve İngiltere’de kamu özel ortaklığının en çok uygulanan modeliydi. Ancak söz konusu modelin ileride doğabilecek sorumluluklara ilişkin yeterince şeffaf olmayışı, ihale sürecinin yavaş ve pahalı oluşu, PFI sözleşmelerinin özellikle işletme döneminde yeterince esnek olmayışı gibi sebepler modelin ilk zamanlardaki parlaklığını kaybetmesine yol açmıştı. 2011 yılında İngiltere Hükümeti PFI modelininin problemlerini ilgili taraflarla birlikte ele aldı ve değerlendirmelerde bulundu. Bu değerlendirmeler neticesinde PFI modelinin doğurduğu endişeleri ortadan kaldırmak amacıyla “PF2” adında yeni bir yaklaşım ortaya koyuldu.

privatisationPF2 modeli ile birlikte, özkaynak ve borç finansmanı açısından daha geniş kaynaklara erişim sağlamak, proje finansmanı için para değerini arttırmak, uzun süreli projeler dolayısıyla meydana gelen yükümlülüklerin şeffaflığını arttırmak, yatırımcılar tarafından elde edilen hisse senedi getirilerini artırmak, ihale sürecini hızlandırmak, ihale sürecinin maliyetlerini azaltmak, kamu hizmetlerinin sağlanmasında daha fazla esneklik sağlamak amaçlandı.

Bu haberimiz ise PF2 modeli kapsamında yürütülen ilk hastane projesinin ihalesi ile ilgili. “Midland Metropolitan Hospital PPP Project” ihalesinde kabul edilen teklif sahibi Carillon Ortak Girişimi oldu. Smethwick’te yapılacak olan yaklaşık 670 yataklı hastanenin 2018 yılında açılması planlanıyor. Projenin finansal kapanışının ise 2015’in sonunda yapılacağı, 2016 yılının başlarında ise inşaata başlanacağı öngörülüyor.

Premier Lig’den ihale rekoru

Dünyanın en prestijli liglerinden biri olan İngiltere Premier Ligi’nde 2016-2019 dönemini kapsayacak yayın hakları ihalesi rekor bir bedelle tamamlandı. Yapılan ihale sonucu, üç sezonu kapsayan yayın hakları Sky Sports ve BT Sport tarafından 5.136 milyar Pound’a satın alındı. Bu bedelin diğer ülkelerde yayın hakları için yapılacak ihaleleri etkileyip etkilemeyeceği de merak konusu.

cq5dam.thumbnail.490.338.marginBir sezonda 168 karşılaşmanın yayınlanacağı sistemde yedi farklı paket seçeneği bulunmakta. Buna göre A, C, D, E ve G paketlerine sahip olan Sky Sports, 126 müsabakayı canlı yayınlarla futbolseverlerle buluşturacak. Sky Sports’un söz konusu paketler için ödeyeceği bedel ise 4.2 milyar Pound olarak açıklandı. B ve F paketlerinin sahibi BT Sport ise 42 mücadeleyi canlı olarak ekranlara getirecek ve bunun için 960 milyon Pound ödeyecek.

Ayrıca yapılan yeni sözleşmeyle İngiliz futbolunun yayıncı kuruluştan elde edeceği gelir, öncekine oranla %71 artmış olacak. Bunun yanında, iki yayıncı kuruluşun maçları ortak yayınlaması nedeniyle daha fazla karşılaşma canlı olarak gösterilebilecek ve ortalama bir lig maçının yayın değeri 10.2 milyon Sterlin’i bulacak.

Hatırlanacağı üzere 1992-1993 yıllarında yapılan ilk Premier Lig naklen yayın ihalesi 15 milyon Pound üzerinden tamamlanmıştı. Ayrıca  2012 yılında yapılan son ihaleyi de Sky ve BT ortaklığı kazanmıştı.

İhalenin İngiliz liginin marka değerini önemli ölçüde artıracağını ifade eden Premier Lig Başkanı Scudamore, gerçekleştirilen ihale sayesinde Premier Lig’de mücadele eden orta sıra takımların diğer liglerde şampiyonluğa oynayan birçok kulüpten daha iyi bir ekonomik yapıya kavuşacağını ifade etti. Spor otoriteleri ise,  ihale sonucu yaratılan finansal kaynağın, İngiliz futbol kulüpleri açısından büyük bir fırsat olduğunu ve bunun finansal açıdan sıkıntı yaşayan kulüpler için bir düzlüğe çıkma fırsatı sağladığını, diğer kulüplerin de stadyum, tesisler ve altyapı bakımından kendilerini geliştirebilmelerine olanak tanıdığını ifade ediyor.

Hatalıysam, aramızda kalsın

…gibi bir kamyon arkası yazısına benzer bir soruşturma yürüyor. AB’den haberleri Dilara Yeşilyaprak anlatıyor.

İngiltere Rekabet Otoritesi, 2010 yılında ticari araç üreticilerine yönelik başlattığı soruşturmayı sonlandırma kararı alarak AB’deki kamyon endüstrisinin incelenmesinde artık AB Komisyonu’nun önemli bir rol oynayacağını dile getirmişti. Buna istinaden de Komisyon, 2011 başında bu endüstrideki teşebbüslere baskınlar düzenlemeye başlamıştı.

Yakın zamanda yapılan basın açıklamasında ise Komisyon, birçok ağır ve orta ticari kamyon üreticilerinin kartel oluşumu içerisinde olduğundan şüphelendiğini dile getirdi. Bu basın açıklamasına yönelik çıkan haberlerde, geniş çaplı bu kartel soruşturmasının, aralarında Daimler, Volvo ve Iveco’nun ana şirketi olan CNH Industrial’ın da bulunduğu dünyadaki en büyük kamyon üreticilerinin yıllık gelirlerinin %10’una kadar cezalandırılmasına neden olabileceği belirtildi.

AB Rekabet Komisyonu Üyesi Margrethe Vestager de yaptığı açıklamada, karayolu ulaşım maliyetini yüksek tutmanın ekonomiyi önemli derecede olumsuz olarak etkilediğini belirtirken, söz konusu sorunun uzlaşma ile çözülmesinin güç olacağını dile getirdi. Volvo ve Daimler gibi markaların 2013 yılında öngördükleri muhtemel rekabet cezasına ilişkin olarak hissedarlarına uyarı niteliğinde yaptıkları açıklamalara rağmen AB Komisyonu’nun kartel soruşturmasına yönelik Raporunu gönderdiği teşebbüsleri açıklamaması dikkat çekiyor. 

Bankalara bir soruşturma da İngiltere’den

Birkaç sene öncesinde Amerika’da bankacılık faaliyetlerine yönelik şikayetlerle patlayan kargaşanın benzeri İngiltere’de mi hissedilecek? Dilara Yeşilyaprak anlatıyor.

İngiltere Rekabet Otoritesi tarafından yayınlanan kamuoyu açıklamasına göre, bankacılık sektörünün önemli noktalarında rekabetin etkisiz kaldığı ve bireysel kullanıcılar ile KOBİ’lerin ihtiyaçlarının karşılanamadığı belirtildi. Üç ay boyunca farklı kurumlara danışılarak sürdürülen çalışmalar sonucunda ise, bankalara soruşturma açılması sonucuna varıldı.

dab1415289370_288_489590395Bu sorunların değerlendirilmesinde, Otorite öncelikle bankacılık pazarını bir karşılaştırmaya tabi tutuyor: Sektör, arama, mesajlaşma, veri kullanma gibi ana hizmetlerinin farklılaşmadığı, ancak geçiş oranının yüksek olduğu ve yenilikçi fiyatlandırma uygulamaları doğrultusunda rekabetçi stratejilerin benimsendiği cep telefonu pazarı ile bir kıyaslama yapılıyor. Yapılan değerlendirmeye göre ise, yeni ve daha küçük boyuttaki bankaların pazara girişi ve büyümesi kısıtlı olmakla beraber pazardaki yoğunlaşmanın özellikle İskoçya ve Kuzey İrlanda’da sorun teşkil ettiği sonucuna varılıyor.

İngiltere genelinde, bireysel bankacılık hesaplarına yönelik pazarın %77’ini, KOBİ bankacılığına yönelik hesap ve kredilerine yönelik pazarın ise %85-%90’ını Royal Bank of Scotland, Llyods, Barclays ve HSBC bankaları oluşturmakta. Yakın zamanda pazara başarılı bir şekilde giriş yapan bankalar arasında yalnızca Metro Bank ve Lylods bankalarının elden çıkarılması sonucu ortaya çıkan TSB bankası bulunması ve bu bankalardan yalnızca Metro Bank’ın KOBİ bankacılığı hizmeti sunması gerçeği karşısında, bankalar arası geçişin düşük seviyede kaldığı eleştirisi karşımıza çıkıyor.

Öte yandan, pazardaki şeffaflık ve özellikle de bireysel kullanıcı hesaplarındaki limit aşımı ücretleri gibi bankalar arası sunulan hizmetlere yönelik farklılıkların hesaplı hizmetlerin seçimini engellediği ileri sürülüyor. Yapılacak soruşturma da, bankacılık sektörüne dair günümüze kadar yapılan araştırmaların bir çıktısını ortaya koyacak şekilde ele alınıyor. Bu doğrultuda Otorite, soruşturma kapsamında Rekabet Komisyonu tarafından 2002 yılında KOBİ bankacılığına yönelik oluşturulan raporların getirdiği yükümlülükleri de inceleme altına alacağını açıklamış durumda. Bankaların KOBİ hesap açma standartlarının kolaylaştırılması, bankalar arası geçişi teşvik edici promosyon çalışmalarının arttırılması gibi konularda yeni davranışsal yükümlükler üstlenmelerinin beklenildiği soruşturmanın, tüm tarafların görüşlerini sunmaları üzerine 2016’ya kadar nihayete ermesi planlanmakta.

Yeniden satış fiyatının belirlenmesi meselesi

Fiyatlar “tavsiye” niteliğinde olsa da ihlale yol açabileceği malum. İngiltere’den bir örneği Beyza Uygun anlatıyor.

CMA_Logo_01İngiltere Rekabet Otoritesi, Pride Mobil  ile perakendecileri arasında mobil scooterların belli modellerinde online reklam  fiyatlarının Pride’ın tavsiye niteliğindeki perakende fiyatının altında olamayacağına dair bir anlaşma olduğunu tespit etti.

Türkiye’deki uygulamaya paralel olarak sağlayıcının perakendeciye satış fiyatını tavsiye etmesi mümkün olsa da bu fiyatın sabit veya asgari satış fiyatına dönüşmemesi kuralını hatırladığımızda, bu haberi es geçemedik. Karara ilişkin yaptığı açıklamaya göre, bu karar teşebbüslere açık bir mesaj gönderiyor: inandırıcı bir delilin bulunduğu durumda, online gerçek satış fiyatının reklamı hususunda perakendecilerin özgürlüğünü kısıtlayan düzenlemelere karşılık yaptırım uygulanacaktır. Otorite ayrıca, daha büyük teşebbüslere benzer bir olayda çok daha yüksek para cezası verilebileceğinin altını çiziyor. Bir diğer yönüyle de, Otorite tarafından 2011 yılında yürütülen mobil aletler sektörüne ilişkin çalışma ve 2013 yılında sektördeki online satış kısıtlamalarını ilgilendiren rekabet hukuku ihlal kararı hatırlandığında, özellikle benzer konumdaki pazarlarda faaliyet gösteren teşebbüslerin adımlarını dikkatlice atmaları gerektiği bir kez daha hatırlatılmış oluyor.

İngiltere’de 4G İhalesi Sonuçlandı

İngiltere’de düzenleyici otorite OFCOM’un rekabete ilişkin endişeleri dolayısıyla, Avrupa’nın geri kalan ülkelerine kıyasla oldukça geciken 4G ihalesi en sonunda sonuçlandı.

Detaylar Barış Yüksel’in yazısında.

İngiltere’de düzenleyici otorite OFCOM’un rekabete ilişkin endişeleri dolayısıyla, Avrupa’nın geri kalan ülkelerine kıyasla oldukça geciken 4G ihalesi en sonunda sonuçlandı. İhale sonucunda, üzerinden 4G hizmetlerin sunulacak frekanslar 5 oyuncu arasında paylaşıldı. Pazarda 5 oyuncunun birden hizmet sunabilmesinin sağlanması ise en azından şimdilik OFCOM’un rekabetçi kaygılarının biraz olsun giderildiğini gösteriyor.

BOS005653İhale kapsamında 800 MHz ve 2.6 GHz frekans bandından toplamda 250 MHz’lik frekans satışa sunuldu ki bu rakam İngiltere’nin ihale öncesi kullanılan toplam frekansının 2/3’üne denk geliyor. Yani bu ihale sonucunda İngiltere’de mobil işletmecilerin kullanımına tahsis edilmiş frekansların miktarın neredeyse iki katına çıktı diyebiliriz.

Daha önce analog televizyon yayıncılığına tahsis edilmiş olan 800 MHz frekansı özellikle çok geniş bir kapsama alanı sağlaması dolayısıyla altın frekans olarak adlandırılıyor. 2.6 GHz frekansı ise daha çok işletmecilerin kapasite kaygılarını gidermek için kullanılıyor. İhale sonucunda İngiltere’de mobil pazarın önemli oyuncularından Telefonica, Vodafone ve H3G hem 800 MHz hem de 2.6 GHz frekansı elde ederken, pazarın en küçük oyuncusu konumunda olan ve esasen tüketicilere mobil internet hizmeti sunan H3G yalnızca 800 MHz frekansı elde etti. Pazara ilk kez bu ihale ile dahil olan BT iştiraki Niche Spectrum Venture (NSV) ise sadece 2.6 GHz frekansı satın aldı. BT zaten önceden de mobil pazara girme gibi bir amacı olmadığını çok açık bir biçimde dile getirdiğinden NSV’nin bu frekansı kullanarak tam olarak nasıl bir hizmet vereceği sorunun cevabı henüz tam olarak belli değil. Ancak genel kanı BT’nin bu frekansı özellikle sabit genişbant hizmetlerinin bazı nedenlerde sunulamadığı yerlerde tamamlayıcı hizmetlerin sunumu için kullanacağı yönünde.

İhale sonucunda toplamda 2.341.113.000 £ gelir elde edilmiş ve en fazla spektrumu toplamda 790 milyon £ ödeme yapan Telefonica elde etmiş. İhale sonrasında, 2017 yılına kadar İngiltere’nin tamamına 4G hizmetlerin götürülmesi bekleniyor.

İhale ile ilgili belki de en dikkat çekici husus ise ihale  bedelinin düşüklüğü.

Zira devletin en azından 3.5 milyar £ gelir beklediği ihalenin ne derece büyük bir hayal kırıklığı olduğu esas olarak 2000 yılında gerçekleşen 3G frekans ihalesi ile bir karşılaştırma yapıldığı zaman gözler önüne seriliyor. 2000 yılındaki ihalede, satılan frekans miktarı daha düşük olmasına rağmen, işletmeciler toplamda 22 milyar £ ödeme yapmışlardı. Piyasa analistleri bu durumu mobil işletmecilerin artık akıllandığı şeklinde yorumluyorlar. Zira gerçekten de 3G hizmetleri bakımından gerek düzenleyici otoritenin müdahaleleri gerekse de yaşanan aşırı rekabet, işletmecilerin umdukları karların yanına bile yaklaşamamaları sonucunu doğurmuştu.

Ancak her ne kadar elde edilen ihale gelirleri düşük olsa da, sonuçta ortaya çıkan rekabetçi pazar yapısında 4G hizmetlerinin hızla yaygınlaşması ve bu sayede İngiliz tüketicilerinin ciddi faydalar sağlaması da kuvvetle muhtemel. 4G’nin gerçekten tüm beklentilere cevap verecek kadar önemli bir hizmet olup olmadığı sorusu ile henüz yanıtlanabilmiş değil. Nitekim 4G teknolojisi ile sunulan hizmetlerin potansiyeli çok yüksek olsa da henüz bu potansiyelin dünyanın herhangi bir yerinde tam anlamıyla kullanıldığını da söylemek mümkün değil.

Maçları Paylaşmaya Devam

Mahkeme kararını verdi ve Sky’ın itirazlarını haksız bularak kararı onadı.

Devamı Barış Yüksel’in yazısında.

Bundan yaklaşık iki sene önce İngiltere Telekomünikasyon Sektörü’nün düzenleyici otoritesi konumundaki OFCOM, İngiltere Premier Lig maçlarının yayın haklarının tamamını elinde bulunduran SKY’ın bu maçların yayınlandığı Sky Sports 1 ve Sky Sports 2 kanallarını rakiplerine de satmak zorunda olduğuna hükmetmişti.

Tıpkı Digitürk gibi, Sky da maç yayın haklarını İngiltere’nin Futbol Federasyonu konumundaki FA’nın düzenlediği bir ihale sonucunda kazanmış ve bu hakları rakiplerinin hiçbirine kullandırmayarak sadece kendi platformu üzerinden yayınlamayı tercih etmişti. Ancak OFCOM’a göre Sky’ın bu tutumu ödemeli televizyonculuk hizmetleri pazarındaki rekabeti ciddi biçimde zedeliyordu. Ayrıca Sky’ın bu tutumunun ekonomik bir gerekçesi de bulunmuyordu. Nitekim Sky maçların rakiplerince de yayınlanmasına izin verdiği takdirde kendi müşterilerinin yanı sıra rakiplerinden de gelir elde edebilecekti.

Madem daha fazla kazanacaktı o zaman neden rakiplere de satmasın ki?

Cevap çok basit. Çünkü bu gibi şirketler, tüketicilere sadece maçları değil, bunun yanında diğer birçok içeriği de satıyor. Bu duruma Türkiye’den de bir örnek vermek mümkün. Maç yayın haklarının sahibi olan Digitürk kullanıcılarına Süper Lig maçlarını tek başına satmıyor, bununla beraber birçok diğer kanalı da satın almayı zorunlu tutuyor. Bu sayede de satılan tüm kanallardan bir gelir elde edilmiş oluyor. İşte OFCOM maç yayın haklarının bu şekilde adeta bir pazar kapatma aracı olarak kullanılmasını bir piyasa aksaklığı olarak değerlendirmiş ve duruma Sky’a bu maçları talep eden diğer ödemeli televizyon işletmecilerine de satmak yönünde bir yükümlülük yüklemişti.

Sky da tahmin edilebileceği üzere bu karardan memnun kalmamış ve bir üst merci olan Temyiz Mahkemesi’ne başvurmuştu. Mahkeme kararını verdi ve Sky’ın itirazlarını haksız bularak kararı onadı. Onama kararında hem kararın yerindeliğine hem de OFCOM’um bu şekilde bir yükümlülük yükleme yetkisi olup olmadığına değinen mahkeme her iki soruya da olumlu cevap verdi.

Bunun üzerine OFCOM resmi sitesinde yayınladığı bir yazı ile Mahkeme’ye adeta teşekkür etti. OFCOM kararın alındığı günden bu yana ülkenin en değerli içeriği olarak addedilen maç yayınlarının eskiye oranla çok daha fazla tüketiciye ulaşmasının mümkün hale geldiğini ve bu karar sayesinde hem tüketici refahının hem de ödemeli televizyon pazarındaki rekabetin ciddi bir biçimde arttığını da belirtti. OFCOM bu yazıda aynı zamanda Sky’a da teşekkür etmeyi unutmadı. Çünkü artık Sky maç yayın haklarını sadece OFCOM’un zorladığı rakipleriyle değil, gönüllü olarak diğer bazı işletmecilerle de paylaşıyor. OFCOM’a göre Sky’ın bu tutumunun devam etmesi durumunda sadece pazardaki rekabet artmakla kalmayacak, aynı zamanda pazar giderek daha da büyüyecek ve bu durumdan Sky da dahil olmak üzere tüm işletmeciler de fayda sağlayacak.

Belki ülkemizde de günün birinde maçların her türlü platform üzerinden izlenebileceği ve tüm tüketicilerin tek bir işletmeciye bağlı olmadan bu içeriğe ulaşabileceği bir gün gelir. Neden olmasın? Bekleyip göreceğiz.

Demiryolları Özelleştirmesi

Geçtiğimiz hafta, TCDD serbestleştirme hazırlıklarından yola çıkarak demiryolları serbestleştirme/özelleştirmelerinin “özel” konumuna ilişkin bir gözden geçirmede bulunmuştuk.

Geçtiğimiz hafta, TCDD serbestleştirme hazırlıklarından yola çıkarak demiryolları serbestleştirme/özelleştirmelerinin “özel” konumuna ilişkin bir gözden geçirmede bulunmuştuk.

Demiryolları kamuoyunda oluşturduğu yankıların niteliği ve işletme teknikleri bakımından diğer ulaştırma hizmetlerinden ayrılıyor. Bu nedenle, demiryollarındaki bir yapısal dönüşüm alışılmışın dışında bir yaklaşım ve süreçler gerektiriyor. TCDD için serbestleştirme çalışmalarının hız kazandığı bu günlerde dünyadaki önem arz eden demiryolları serbestleştirme/özelleştirme süreçlerine göz atılmasının faydalı olacağını düşünüyoruz.

1 – İngiliz Demiryolları Özelleştirmesi

İngiliz Demiyolları Özelleştirmesi, özelleştirme öncesi yeniden yapılandırma ve ayrıştırma işlemlerinin riskleri ve getirilerinin görülmesi açısından önemli bir örnektir. 1962’de dört büyük özel işletmenin ulusallaştırılmasıyla kurulan İngiliz Demiryolları, 60’lı yıllar süresince Beeching raporunu esas alarak bir tasviye ve yeniden yapılanma hareketi başlatmıştır.

1962 – 1973 yılları arasında, yolcu istasyonlarının %45’i, yük taşımacılığı istasyonlarının %90’ı, toplam ray altyapısının %30’un üstünde bir kısmı kapatılarak, yük taşımacılığı demiryolu filosu %70 oranında azaltılmıştır. Bu dönüşüm projesi ile altyapı ve istihdam’da önemli bir düşüş sağlanırken, yolcu taşımacılığında kayda değer bir azalma gözlenmemiştir. Bununla birlikte demiryollarının piyasa payına bakıldığında, yapılan reformların demiryolu taşımacılığını canlandırmada yetersiz kaldığı görülmektedir. 1950lerde sırasıyla %20 ve %40 pazar payına sahip olan yolcu ve yük taşımacılığı, 1990’lara gelindiğinde piyasanın ancak %6’lık bir kısmını elinde tutabilmiştir. Ancak yaşanan kritik düşüş, tamamen demiryolları işletmeciliğinin bir sorunu olarak algılanmamalıdır. Söz konusu dönemde, özel vasıtaların yaygınlaşmasının ve yük taşımacılığın ana müşterisi olan kömür ve çelik sektörlerindeki gerilemenin demiryolları üzerinde büyük etkisi olduğu yadsınamaz.

1992 genel seçimlerinden sonra yayınlanan özelleştirme planıyla, İngiliz Demiryolları’nda yeni bir dönem başlatılmıştı. Demiryollarının kendine has işletim sistemi ve maliyet yönetim teknikleri nedeniyle oldukça karmaşık bir hal alan özelleştirme sürecinin sağlıklı bir şekilde çözümlenebilmesi için yolcu ve yük taşımacılığı hizmetlerini ayrı ayrı değerlendirmekte fayda var.

Yük Taşımacılığı

1990’larda demiryolu yük taşımacılığı, halen daha karlılığını sürdüren ancak ekonomik fizibilitenin devamlılığı için önemli miktarda altyapı yatırımı ihtiyacı duyan bir yapıdaydı. Bu nedenle, hızlı bir özelleştirme ve ardından sektördeki rekabetin canlandırılması ile bahsedilen ihtiyaçların giderilmesi bekleniyordu. Rekabetin canlandırılması amacıyla, piyasaya giriş serbestliği getirilmesi ve böylece ABD örneğinde olduğu gibi büyük demiryolu şirketlerinin es geçtiği küçük çaplı demiryolu projelerinin gereken yatırımı çekmesinin sağlanması hedeflenmekteydi. Piyasaya giriş serbestliğinin sağlanması, özellikle sektördeki ataletten kurtulunması ve diğer sektörlerle rekabet edebilmek için gerekli canlılığa sahip olunması açısından kritik önem taşımaktaydı.

Bunun yanında, liberalleşmenin gerekli rekabet ortamını sağlamak için yeterli olmayacağını işaret eden deliller de mevcuttu. Mevcut demiryolları işletmesinin bir bütün halinde özelleştirilmesi piyasaya girişlerin önünü kapatabilecek bir unsur olarak değerlendiriliyordu. Bunun yanında demiryolu işletmeciliğin şart koştuğu büyük ölçekli yatırımlar ve know-how da piyasaya girişlerin düşünüldüğü kadar hızlı olamayabileceğine işaret ediyordu.

Bahsedilen faktörlerin değerlendirilmesi sonucunda, liberalleştirme, özelleştirme ve mevcut yük taşımacılığı işletmesinin birbiriyle rekabet eden daha küçük işletmelere bölünmesi unsurlarını içeren bir orta yol bulunmuştur. Burada, mevcut işletmenin bölünmesi en önemli husus olarak göze çarpmaktadır. İşletmenin girift mali yapısı nedeniyle, yeniden yapılandırma sürecinde maliyetlerin ve sübvansiyonların uygun şekilde paylaştırılması önem kazanmaktadır. Bunun yanında yeni oluşturulan işletmelerin bazı müşteri gruplarını kıskaca almasına imkan verilmemesi ve rekabetin tüm coğrafi bölgelerde sağlanabilmesi de vurgulanan başka bir konudur.

Yolcu Taşımacılığı

İngiliz Demiryolları’nın mali yapısı incelendiğinde, yolcu taşımacılığında hizmet kesintileri yaşanmasına ve fiyat artışlarına göz yumulmadığı sürece devlet sübvansiyonlarının özel sektör yapısı altında da kesilmesi mümkün gözükmemektedir. Buna ek olarak, özelleştirmeyle birlikte taşımacılık hizmeti veren firmaların İngiliz Demiryolları’nda olduğu gibi maliyetleri hizmet coğrafyasına yayarak çapraz-sübvansiyon yoluyla maliyet yönetiminde bulunma şansları olmayacaktır.

Yolcu taşımacılığı özelleştirmesinin yük taşımacılığında olduğu gibi piyasaya serbest girişin sağlanması şeklinde yapılması durumunda “cherry-picking” olgusuyla karşılaşılması beklenmektedir. Piyasaya girecek olan işletmeler tarafından yolcu taşımacılığı hizmetinin sadece en karlı olan bölümlerinin seçilmesi, piyasa faaliyetlerinin sağlıksız bir şekilde gelişmesine sebep olacaktır. Bu nedenle devlet müdahalesinden tamamen yoksun bir yolcu taşımacılığı piyasasının tüketiciye mümkün olan en etkin hizmeti sağlayamayacağı düşünülmektedir.

Hizmet kalitesinin istenilen seviyede tutulmasının hedeflendiği durumda ise İngiliz Demiryolları’nın yolcu taşımacılığı hizmetlerinin bir bütün olarak özelleştirilerek özel sermayeli bir tekel oluşturulması gerekmektedir. Ancak bu yöntemin izlenmesi, sübvansiyonların azaltılması ve sektörde rekabetin canlandırılması hedeflerinden vazgeçilmesi anlamına gelmektedir.

Yolcu hizmetlerinin özelleştirilmesiyle ilgili olarak değerlendirilen başka bir yöntem de İngiliz Demiryolları’nın hizmet coğrafyaları ekseninde bölünerek demiryolları piyasasının 1960’larda ulusallaştırmadan öncekine benzer bir yapıya döndürülmesidir. Ancak bu yöntemin uygulanmasıyla oluşturulan dikey birleşik şirketlerin altyapıları arasındaki geçişlerin düzenlenmesi büyük bir verimlilik kaynağı olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun yanında, sübvansiyonların azaltılmasına dair kaydadeğer bir fayda sağlanamayacağı öngörülmüştür.

Klasik özelleştirme teorilerinin etkin bir çözüm sunamayacağının anlaşılması, “franchising” uygulaması fikrinin mevcut yöntemler içinde öne çıkmasına sebep olmuştur. Franchising’le ilk olarak “piyasa için rekabet” olgusunun gerçekleşmesi sağlanarak yukarıda bahsedilen alternatiflerdeki gibi rekabetçilik konusunda uç noktalara kaçılmasının önüne geçilmektedir. İhaleler yoluyla piyasadaki hizmet kalitesinin kontrolü sağlanmakta ve piyasanın gelişimi gözetim altında tutulmaktadır. İkinci olarak, sübvansiyonların franchising sözleşmelerinin uygulanması yoluyla daha isabetli ve verimli bir şekilde yapılandırılması sağlanacaktır. Sözleşme hükümlerine aykırılık durumunda faaliyet gösteren firma bir başkasıyla değiştirilerek tüketicinin firmalar tarafından sömürülmesi engellenecektir. Üçüncü olarak, İngiliz Demiryolları’nın kademeli bir şekilde franchising yoluyla özelleştirilmesi yöntemiyle mevcut know-how’un yeni işletmelere aktarılması ve böylece hizmet güvenliği ve verimliliğinden taviz verilmemesi sağlanacaktır.

Sonuç olarak yolcu taşımaclığı sektöründe faaliyet gösterecek olan 25 franchise belirlenmiş ve hizmet devamlılığının garanti altına alınması için bu firmalara altyapı ve işgücü devrine dair şartlar koşulmuştur. Böylelikle hizmet kalitesinin yanında mevcut işgücünün de kayba uğramaması hedeflenmiştir.

Haftaya: Amerikan Demiryolları Serbestleştirmesi..

Üstün Alman Teknolojisi İçin Zor Zamanlar

Dava, 2007-2010 arasına dair ayrı ayrı beş ihlali içeriyor. Her bir ihlal iki ya da üç tedarikçi ile ilişkili.

Ocak 2010’da Mercedes-Benz ve onun tedarikçilerini soruşturmaya başlamıştı. Haziran’da da The Office of Fair Trading (OFT), Mercedes-Benz ve beş kamyon ve kamyonet tedarikçisinin rekabeti ihlal ettiğini iddia etti. OFT’nin web sitesinde özetlenen iddialar, düzenleyicinin iki yıllık soruşturma sonrası geçici bulgularını içeriyordu.

Dava, 2007-2010 arasına dair ayrı ayrı beş ihlali içeriyor. Her bir ihlal iki ya da üç tedarikçi ile ilişkili. OFT’nin geçici bulgusuna göre Mercedes-Benz de iddia edilen ihlallerin ikisine karışmış durumda.

Kapsam değişse de, iddiaların hepsi değişen seviyelerde en azından bir miktar pazar paylaşımı unsuru, fiyat koordinasyonu ve/veya ticari bakımdan hassas bilgilerin paylaşımını içeriyor. Deliller aynı zamanda iddia edilen iki ihlale ilişkin olarak Mercedes-Benz’in tederikçiler arası anlaşmaları kolaylaştırmaya ya da pekiştirmeye yardım ettiğini ileri sürüyor.

Bunlar geçici bulgular; OFT rekabetin kesin olarak ihlal edildiğine karar vermeden  tüm tarafların savunma hakkı kapsamında cevap verme imkanları bulunuyor.

Görülen o ki OFT’nin otomotiv sektöründeki tetkiki dolayısıyla büyük küçük tüm işletmelerin rekabet hukukunun onlara nasıl uygulandığının bilincine sahip olmaları, bunun yanı sıra mevcut uyum programlarının gözden geçirilmesi İngiltere’deki gibi tüm dünyada; ve otomotiv sektöründe olduğu gibi diğer tüm sektörlerde de çok önemli.

Bu Cezalar Sizi Yakar

OFT, rekabet ihlallerinde verilecek cezalar ve pişmanlık uygulamalarına ilişkin yeni kılavuz taslaklarını yayınladı.

İngiliz rekabet otoritesi OFT, rekabet ihlallerinde verilecek cezalar ve pişmanlık uygulamalarına ilişkin yeni kılavuz taslaklarını yayınladı.

Yeni kılavuzlar çok ciddi sistem değişiklikleri öngörmüyor ve esasen OFT uygulamalarının daha açık, anlaşılabilir ve caydırıcı olmasını hedefliyor. OFT bu değişiklikleri yaparken hem kendi uygulamalarından, hem de AB’nin tavsiyelerinden faydalanmış.

Her ne kadar yeni kılavuzlar çok ciddi değişiklikler getirmiyor demiş olsak da, cezalara ilişkin kılavuzdaki değişikliklerden bir tanesi oldukça dikkat çekici. OFT rekabet ihlallerine verilecek cezaların üst sınırını, teşebbüslerin, ihlalin sona erdiği yıldan bir önceki mali yıl cirosunun %30’u seviyesine çıkarmış. Bu seviyenin en yüksek kar marjlarıyla faaliyet gösteren teşebbüslerin dahi hayatını karartma potansiyeline sahip olduğu tartışmasız. Ancak seviyenin bu denli yükseğe çekilmiş olması bundan böyle OFT’nin tüm ihlallerde bu oran üzerinden ceza vereceği anlamına da gelmiyor. Zaten OFT azami ceza miktarlarını ciddi biçimde yükseltirken, belki de bunu dengeleyecek bir unsur olarak, cezaların hesaplanması aşamasına yeni bir basamak daha eklemiş. Bundan sonra OFT cezaları hesaplarken, bu cezaların “orantılı” olmasına da ayrıca özen gösterecekmiş. İhlale göre orantısız ve aşırı derecede yüksek cezalar verilmesi de bu basamağın sisteme dahil edilmesiyle önlenebilecekmiş.

Bunların yanı sıra OFT’nin ceza miktarını hesaplama prosedürü de mümkün olduğunca şeffaf bir hale getirilecekmiş. Böylece cezalandırılan teşebbüslerin, aldıkları cezaların hangi sebeplerle ve ne miktarlarda ağırlaştığını veya hafiflediğini rahat bir biçimde analiz edebilmesini sağlamak amaçlanıyor.

Pişmanlık uygulamalarına ilişkin kılavuzdaki değişiklikler de, benzer şekilde, yapılacak uygulamaların mümkün olduğunca şeffaf bir hale getirilmesini amaçlıyor. Yeni kılavuzda pişmanlık başvurusunun usulü, pişmanlığa başvurulması halinde sağlanacak korumanın kapsamı ve pişmanlık çerçevesinde beklenen işbirliği ve yardımlaşmanın seviyesi hususları açıklığa kavuşturulmaya çalışılmış. Ayrıca pişmanlığın özel hukuk alanındaki sonuçları da düzenlenmiş.

Sonuç olarak, OFT’nin bir yandan cezalarda önemli bir artırıma giderken, bir yandan da hem cezalara hem de pişmanlığa ilişkin uygulamalarda tam bir açıklık ve şeffaflık ortamını öngördüğünü söylemek mümkün. OFT’nin neden böyle bir yaklaşımı tercih ettiğinin ise hukuk ve ekonomi öğretisi yardımıyla açıklığa kavuşturabileceğini düşünüyoruz. Bilindiği gibi günümüzde, rekabet hukuku bilinci son derece gelişmiş teşebbüsler dahi sıkça rekabet ihlalleri içerisinde yer alabiliyorlar. Bunun sebebi, bu teşebbüslerin ihlal sonucunda nasıl bir ceza alabileceklerini ve bu cezanın verilme ihtimalini, ihlalden elde edecekleri ekstra kar ile karşılaştırarak, ihlalin daha cazip görünmesi halinde “hesaplanmış” bir risk almaları. OFT’nin yeni uygulamaları ise, öngördüğü açıklık ve şeffaflık düzenlemeleri çerçevesinde, teşebbüslerin bu riski “hesaplamasını” belki de daha da kolay bir hale getirebilecek türden. Ama OFT bir yandan hesaplamayı kolaylaştırırken, bir yandan da, ağırlaştırılmış ceza oranları yardımıyla denklemi değiştirerek teşebbüslere ihlalin doğru seçenek olmayacağı yönünde bir mesaj veriyor.

Pişmanlık uygulamalarının mümkün olduğunca şeffaf ve açık bir hale getirilmesinin de benzer bir amacı olduğunu düşünüyoruz. OFT, teşebbüslere pişmanlığın getirilerini rahatça hesaplayabilme olanağını sunarak, pişmanlık başvurularının sayısını arttırmayı hedefliyor. Ayrıca bu sayede teşebbüslerin sürekli olarak rakiplerin pişmanlık başvurusunda bulunma ihtimalini dikkate almaları ve bir ihlal içerisine girmeden önce çok daha fazla düşünmelerini de sağlanmış oluyor. Bir başka deyişle OFT, teşebbüslerin beynine hitap ediyor ve “ihlal size zarar verecektir, işte veriler, hesaplayın siz de görün” diyerek, rekabet ihlallerini ekonomik açıdan rasyonel olmaktan çıkarmayı ve caydırıcılığı arttırmayı amaçlıyor.