Google vs. Rekabet Kurumları (Video)

Google’ın iş modeli tüm dünyada rekabet kurumlarının saldırısı altında. 6,5 dakikada bilmeniz gereken her şey.

Google’ın iş modeli tüm dünyada rekabet kurumlarının saldırısı altında.

6,5 dakikada bilmeniz gereken her şey yukarıdaki videoda.

McDonald’s bu kez lezzetleriyle değil, rekabet davasıyla gündemde

Fastfood sevenler için McDonald’s, sık tercih edilen restaurantlardan birisidir. Tercih ettiğimiz burgeri alıp, yanında gelen patates kızartması ve gazlı içeceği de afiyetle yer içeriz (şimdi buna artık selfie çekme ve check-in yapma da eklendi). Burger içinde sevmediğimiz bir malzeme varsa, mesela soğan ya da turşu, ne yaparız? Kasiyere sipariş sırasında durumu belirtip, o malzemeyi burgerin içeriğinden çıkartırız ya da en kötü burgeri yemeden önce kendimiz çıkarırız, öyle değil mi? Peki yemek istemediğiniz bir malzemeyi burgerinize koyarak fiyata dahil ettiği için McDonalds’ı bir rekabet davasına konu etmeyi hiç düşündünüz mü? Kulağa çılgınca geliyor olabilir, ama geçen ay ABD’de gerçekleşti. Hani derler ya “hayaldi gerçek oldu”, işte aynen öyle.

Muhtemelen peynir sevmeyen tüketiciler tarafından açılan toplu dava kapsamında McDonalds’ın, Quarter Pounder ve Double Quarter Pounder isimli burgerlerini kaşar peyniri ile birlikte servis ettiği, bu iki burgerin fiyatına kaşar peynirinin fiyatını da eklediği, kaşar peyniri istemeyen tüketicilerin (burgerlerine kaşar peyniri koydurtmasalar bile) McDonalds’a kaşar peyniri için tahmini 30 ila 90 Cent arası fazladan bir ücret ödediği iddia edilmektedir. Davacılar McDonalds’ın Amerikan federal rekabet kanununun (Sherman Act) 2. maddesine aykırı bir “bağlama” (tying) oluşturduğunu iddia ettikleri bu davranışından doğan zararları için tazminat davası açmışlardır. Dava kapsamında McDonalds’ın davranışının, aynı zamanda Florida Aldatıcı ve Haksız Ticari Uygulamalar Kanunu’na da aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

Hukuki olarak bakılınca, ayrıntılar bir kenara, bağlamanın dört unsuru bulunmaktadır. Ayrıntılı değerlendirmelere yer verilmese de davacılar, bu unsurların tamamının olayda yerine getirildiğini ifade etmektedir. Buna göre:

  • bağlayan ürün (tying product) ile bağlanan ürünün (tied product) iki ayrı ürün pazarına dahil olması,
  • teşebbüsün bağlayan ürün pazarında belli bir pazar gücüne sahip olması (hakim durumda bulunması),
  • tüketicilerin bağlayan ürünü, bağlanan ürün olmaksızın satın alamaması, ve
  • bağlama nedeniyle ilgili pazarda rekabetin sınırlanmasıdır.

Birinci unsur bağlamında, bağlayan ürünün (burgerler) ayrı satıldığı, bağlanan ürünün (kaşar peyniri) ayrı satıldığı ispat edilmelidir. Quarter Pounder’ın ayrı bir ürün olduğu belli. Kaşar peyniri olmadan da burger olur (kaşar peyniri varsa zaten o “cheeseburger”dir). Diğer taraftan, kaşar peyniri de pek çok üretici tarafından üretilen ve süpermarketlerde satılan bir ürün. Burada tartışılması gereken bir konu McDonald’s restaurantlarında kaşar peynirinin ayrıca satılıp satılmadığıdır. Mesela istenilen her burgere kaşar peyniri koydurtmak mümkün müdür (McDonald’s franchise sistemiyle çalıştığından, restaurantların menü içeriklerine müdahalesi sınırlı düzeyde kalmaktadır)? Şayet mümkünse, bu muhtemelen ek bir ücreti gerektirecektir. O halde kaşar peyniri ile servis edilen mevcut bir burgere müşteri peynir koydurtmazsa, o burgeri kaşar peyniriyle birlikte satın alan müşterilere oranla fiyatta indirim isteyebilir mi?

Bağlamadan söz edebilmek için McDonalds’ın ilgili ürün pazarında belli bir pazar gücüne sahip olması gerekmektedir. İlgili ürün pazarının geniş mi, yoksa dar mı tanımlanacağı dava sonucunu doğrudan etkileyecektir. Eğer ilgili ürün pazarı “fast food zincirlerinde sunulan burger” şeklinde geniş olarak tanımlanacaksa McDonalds’ın pazar gücü çok sınırlı olacaktır, zira Burger King, Arby’s, KFC gibi rakipler var. Buna karşın, ilgili ürün pazarı “McDonald’s restaurantlarında sunulan Quarter Pounder” gibi dar tanımlanacak olursa – ki davacılar “fast food quarter pound hamburger pazarı”ndan bahsetmektedirler, ikinci koşulun rahatlıkla yerine geleceğini söyleyebiliriz. Şüphesiz Quarter Pounder, en azından bu marka adı altında, McDonald’s dışında başka bir resturantta sunulmamaktadır. O yüzden Quarter Pounder’ın, alelade burgerlerden farklı olup olmadığı da ele alınmalıdır.

Üçüncü koşul kapsamında McDonald’s müşterilerinin Quarter Pounder’ı, kaşar peynirsiz olarak alıp alamadığı araştırılacaktır. Aslında en çok tartışılacak unsur bu. Davacılar McDonalds’ın eskiden Quarter Pounder’ı peynirsiz olarak da sattığını, tek satıldığında Quarter Pounder’ın kaşar peynirsiz olduğunu ama menü halinde satıldığında kaşar peyniriyle birlikte (“Quarter Pounder with Cheese” adı altında) sunulduğunu dile getirmektedirler. Tüketiciler kaşar peyniri koydurtmayabilir veya kendileri çıkarabilir, ama sonuçta Quarter Pounder kaşar peyniri ile birlikte satışa sunulmaktadır (eski kararlarla kıyaslarsak, kullanıcılar sonradan silebilse bile Windows işletim sisteminin Media Player ile birlikte sunulmasına benziyor, öyle değil mi?). Hem kaşar peyniri tüketicilere bir ikram olmayıp, Quarter Pounder’ın fiyatına dahildir (halbuki Microsoft, Media Player’ı ücretsiz vermesine rağmen ceza almıştı).

Son olarak McDonalds’ın Quarter Pounder’ı kaşar peyniri ile birlikte satmasının ilgili pazarda rekabeti sınırlaması gerekecektir. Bu uygulama tüketici tercihini sınırlayabilir, rekabetin faydalarından birinin de tüketicilere seçme özgürlüğü (choice) tanıması olduğundan rekabetin de bir şekilde sınırlandığı düşünülebilir. Ancak Quarter Pounder’a kaşar peyniri koyulmasının, kaşar peyniri üretici veya satıcılarını piyasadan dışlayacağını ya da rakip fast food zincirlerini rekabette dezavantajlı duruma getirebileceğini söylemek zor. McDonalds’ın bu uygulamasının tüketicilerin tercihlerini sınırladığını kabul etsek bile aynı zamanda rekabetin de sınırlandığını gösterebilmek davacılar açısından güçlük arz edecektir. Dolayısıyla sağlanılması en problemli olan koşul belki de rekabetin sınırlaması koşulu olacaktır.

Pek çok kimsenin belki de üzerinde durmayıp geçeceği bir hususun dava konusu edilmesi, Amerikan halkının haklarını aramak konusunda ne kadar bilinçli olduğunu ve demokratik bir ülkede nelerin tartışıldığını göstermesi açısından dikkate değerdir. Rekabet hukuku açısından bakıldığında ise davanın pek de emsal niteliği taşıyacak bir kararla sonuçlanacağını söylemek zor olacaktır. ABD ve AB’de geçmişteki örneklerde Windows işletim sistemi ile Internet Explorer ve Windows Media Player, Android işletim sistemi ile bazı Google uygulamaları, yazıcılar ile kartuşları, ameliyat hizmeti ile anestezi hizmeti gibi bazı ürünlerin birlikte sunulması bağlama kapsamında incelenmişti. Ancak o kararlarda ilgili ürünlerin ekonomik değeri yüksekti ve rekabet üzerindeki olumsuz etkiler de tartışılabilecek nitelikteydi. En basitinden, kaşar peynirini bağlama kabul edersek, ekmekteki susamları, domatesi veya marulu ne yapacağız?

Google’a rekor ceza

Google’a verilen cezayı Gülce Korkmaz anlatıyor.

Avrupa Komisyonu, Google’a, internet arama hizmetleri pazarında hakim durumunu kötüye kullandığı gerekçesiyle, tarihindeki en yüksek cezayı vererek 2 milyar 42 milyon Euro ceza kesti.

Avrupa Komisyonu, Google’ın kendi karşılaştırmalı alışveriş sonuçları servisinin içeriklerini arama sonuçlarında en üstte göstererek, genel internet arama hizmetleri (general internet search) pazarındaki hakim durumunu kötüye kullandığına hükmetti.

Google’ın pazardaki durumu incelendiğinde görülüyor ki, dünyanın en büyük arama motoru, Avrupa ekonomik alanında (bir diğer deyişle 31 Avrupa Birliği üyesi ülkede) internet arama hizmetleri pazarında hakim durumda bulunuyor. Komisyon’un basın açıklamasına göre, söz konusu soruşturmada incelemeye esas olan 2008-2017 yılları arasında, Google, Avrupa ekonomik alanında %90’ı aşan pazar payıyla internet arama hizmetleri pazarında ezici bir güçle lider konumda.

Google, 2004 yılında Avrupa’da (adı sonradan “Google Product Search” ve ardından “Google Shopping” olarak değiştirilen) “Froogle” isimli servisi ile, ürünleri ve fiyatlarını karşılaştırma hizmeti vermeye başladı. Google, karşılaştırma hizmeti pazarına girdiğinde, halihazırda faaliyet gösteren aktörler vardı ve Google’ın pazardaki performansı zayıftı ve pazar payı rakiplerinin gerisindeydi. Komisyon’un soruşturma kapsamında Google’dan elde ettiği 2006 tarihli bir iç yazışma dokümanında da bu durum şöyle ortaya konulmuş: “Açıkça söylemek gerekirse, Froogle işe yaramıyor”. Ardından dev arama motoru, 2008 yılında, arama sonuçlarında kendi karşılaştırma hizmetini öne çıkararak daha fazla tıklama almasını sağlayacak ve benzer biçimde ürün/fiyat karşılaştırma hizmeti veren rakiplerin sonuçlarını geride bırakacak şekilde çalışan bir algoritma kullanmaya başladı.

Algoritmanın sonucu olarak, Google üzerinden yapılan arama sonuçlarında Google’ın kendi karşılaştırma hizmeti, rakiplerinkine göre öne çıkarıldı ve kullanıcılar tarafından daha çok tıklandı. Böylece, Google arama hizmetleri pazarındaki hakim durumunu, karşılaştırma hizmetleri pazarında kötüye kullanarak rakipleri karşısında haksız avantaj elde etti. Bahsi geçen uygulamanın temelinde yer alan algoritma, Komisyon tarafından  1.7 milyar arama sonucunu içeren bir analiz üzerine ortaya çıkarıldı.

Söz konusu rekabet karşıtı uygulama 2008 yılında Almanya ve İngiltere’de başladı. Ardından 2010 yılında Fransa’da, 2011 yılında İtalya, Hollanda, İspanya ve 2013’te Çek Cumhuriyeti, Avusturya, Belçika, Danimarka, Polonya ve İsveç’te gerçekleştirilmeye başlanan bu rekabet karşıtı uygulama, 13 Avrupa ülkesinde kullanıldı.

Avrupa Komisyonu rekabet politikasından sorumlu Komisyon üyesi Vestager’in basın açıklamasına göre, Google’ın, hakim durumdaki arama motoru olarak, bir başka Google ürününe arama sonuçları penceresinde en üstte yer vermesi, AB rekabet hukuku kurallarına aykırılık teşkil ediyor. Vestager, “Google, hayatımızda fark yaratan pek çok yenilikçi ürün ve hizmet sundu. Bu harika bir şey. Ancak Google’ın alışveriş hizmetlerini ilişkilendirirken gözettiği stratejisi sadece kendi ürünlerini rakiplerinkinden daha iyi hâle getirmek değil. Bunun yerine, Google kendi hizmetlerini arama sonuçlarında öne çıkararak pazar hâkimiyetini açıkça kötüye kullanmış ve rakiplerini alt sıralara indirmiştir.” açıklamasında bulundu.

Google’ın bu rekabet karşıtı uygulaması, Komisyon tarafından, tarihinde bir şirkete verilen en yüksek ceza ile karşılandı. Buna ek olarak, Google’ın söz konusu eylemlerini 90 gün içinde sonlandırması gerekiyor. Aksi takdirde, ihlalin sürdürüldüğü gün başına (ana şirket Alphabet’in) dünya cirosunun %5’ine tekabül eden miktar olan 10 milyon 600 bin Euro ceza ödenmesi söz konusu olacak.

Google tarafından ise, “Bu karara saygı duymakla birlikte katılmadığımızı ifade ediyoruz. Komisyon’un kararını temyiz sürecinde detaylı olarak değerlendireceğiz” şeklinde bir açıklama yapıldı.

Google Türkiye’de de gündemden düşmüyor: RK’dan yeni soruşturma

Rekabet Kurulu’nun Google hakkında başlattığı soruşturmayı Fatih Özkan anlatıyor.

Dünyaca ünlü arama motoru ve çok sayıda hizmetin sağlayıcısı olan Google’ın, Avrupa Birliği rekabet hukukunda yıllardır bir şekilde gündemden düşmemeyi başardığı sizin de dikkatinizi çekmiş olabilir. Gelişmeleri kısaca özetlersek AB Komisyonu, Kasım 2010 tarihinde ABİDA 102. maddeye aykırı olarak online arama hizmeti pazarında hakim durumunu kötüye kullandığı gerekçesiyle Google’a soruşturma açmış, muhtemelen taahhüt görüşmelerinin sonuçsuz kalması nedeniyle yaklaşık 5 yıl sonra Nisan 2015 tarihinde Google’a soruşturma raporu göndermiş, yine aynı tarihte bu kez Android mobil işletim sistemi ve bazı online hizmetlerin kullanımına ilişkin Google’ın akıllı telefon ve tablet üreticileriyle, yani orjinal ekipman üreticileriyle (OEM), yaptığı (dikey) anlaşmaların yarattığı rekabetçi endişeler nedeniyle Google hakkında ayrı bir soruşturma daha başlattığını duyurmuş, bu soruşturma kapsamında 1 yıl sonra Nisan 2016 tarihinde Google’a yine bir soruşturma raporu göndermişti.

7 yılı aşkın bir süredir AB rekabet hukukunun gündemini meşgul eden Google, Türk rekabet hukukunun gündeminden de düşmeyeceğe benziyor. AB Komisyonu’nun soruşturmalarında öne sürülen iddialara benzer iddialarla Rus menşeli arama motoru Yandex, mobil işletim sistemi ile mobil uygulama ve hizmetleri pazarlarında birtakım anlaşmaları ve uygulamaları sonucu 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. ve 6. maddelerini ihlal ettiği gerekçesiyle Google hakkında Rekabet Kurumu’na Temmuz 2015 tarihinde şikayette bulunmuştu. Aralık 2015 tarihinde verdiği kararında Rekabet Kurulu, raportörlerin soruşturma açılması yönündeki görüşüne rağmen, oyçokluğuyla soruşturma açılmasına yer olmadığına karar vermiş, yalnızca 4054 sayılı Kanun’un 9(3). maddesi uyarınca dosya kapsamındaki uygulamalarına son vermesi yönünde Google’a görüş yazısı gönderilmesine hükmetmişti. Kurul kararına karşı Yandex, idari yargıda itiraz yoluna başvurmuştu.

Ankara 5. İdare Mahkemesi nezdinde hala devam eden yargılama kapsamında davacı Yandex, Kurul kararının yürütmesinin durdurulmasını mahkemeden talep etmiş, ancak mahkeme tarafından bu istem Ağustos 2016 tarihinde reddedilmişti. Yürütmenin durdurulması istemi hakkında verilen bu karara Yandex’in itirazı üzerine konunun önüne geldiği Ankara 7. Bölge İdare Mahkemesi, Kasım 2016 tarihinde verdiği kararında Yandex’in talebini kabul etmiş ve Ankara 5. İdare Mahkemesi’nin yürütmenin durdurulmasına ilişkin ara kararını kaldırmıştı. Bu hukuki sürecin sonucu olarak Kurul’un verdiği soruşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın yürütmesi durdurulmuş olduğundan, Google hakkında aynı iddialara ilişkin (yeni bir) soruşturma açma gereği doğmuştur. Bunun üzerine Kurul, 3 Mart 2017 tarihinde Google hakkında soruşturma başlattığını kamuoyuna duyurdu.

Gerek AB Komisyonu’nun soruşturma raporlarından, gerekse Kurul kararından anlaşılacağı üzere OEM’ler, Google’ın herhangi bir lisans bedeli talep etmeksizin yararlanılmasına izin verdiği Android işletim sistemini üretecekleri cihazlarda kullanabilmek için Google ile dağıtım, gelir paylaşımı, parçalara ayırmama gibi çeşitli anlaşmalar imzalamak durumundalar. İşte bu anlaşmalarda yer alan bazı hükümler sonucu OEM’ler, Google’ın mobil uygulamalarını (örneğin Google Chrome, Play Store, Maps, Drive vs.), piyasaya sürülmeden önce Android mobil işletim sistemli cihazlarına (ön) yükleme yükümlülüğü altındalar. Yürütmesi durdurulan kararında da Kurul’un temel rekabetçi endişesi Android mobil işletim sistemiyle çalışan akıllı telefonlara ve tabletlere yalnızca Google’ın mobil uygulamalarının ön yüklenmesinin, Yandex gibi rakip uygulama üreticilerini ve uygulama sitelerini rekabette dezavantajlı duruma düşürebilecek olmasıydı.

Dosya kapsamındaki rekabetçi endişeler karşısında Kurul, rakip teşebbüslerin uygulamalarını yüklemek ve kaldırmak konusunda son kullanıcılara herhangi bir kısıtlama getirilmediği gerekçesiyle, Google’ın OEM’lerle olan anlaşmalarının rekabet karşıtı bir etki oluşturmadığını ifade etmişti. Hatta Google’ın uygulamalarının ön yüklenmiş olması, Kurul’a göre, satın aldıkları cihazlarda bu uygulamaları kullanmak isteyen son kullanıcılar açısından işlem maliyetlerini azaltıcı etki de doğurmaktaydı. Kurul’un yürüttüğü mantığa göre son kullanıcıların farklı mobil uygulamaları yükleme ve kaldırma serbestisinin yaratacağı rekabet yanlısı etkiler, her hâlükârda münhasıran Google’ın mobil uygulamalarının Android cihazlara ön yüklenmesinin yaratacağı rekabet karşıtı etkilerden fazla olacaktır. Bunun sonucunda Kurul, Google’ın OEM’lerle olan anlaşmalarının 6. madde kapsamında yasaklanan bir bağlama (tying) uygulaması olmadığını açıkça belirtmiş olsa da, söz konusu anlaşmaların dikey kısıtlama olarak 4. maddeyi ihlal edip etmediği konusunda karardan net bir sonuca ulaşılamamaktadır.

Günümüzün hızla ilerleyen, teknoloji yoğun pazarlarında Google’ın anlaşma ve uygulamalarının rekabetçi mi, rekabet karşıtı mı olduğu konusuna ilişkin henüz net bir kanının oluşmaması nedeniyle AB Komisyonu’nun yıllar önce açtığı soruşturmaların hala devam ediyor olması, ayrıca zamanında Microsoft WMP kararında Windows Media Player’ın Windows işletim sistemine ön yüklenmiş olarak gelmesi sorunu karşısında tıpkı bugün Google’ın yaptığı gibi Microsoft’un etkinlik artışı iddialarının AB Komisyonu’nca enine boyuna tartışıldıktan sonra reddedildiği dikkate alındığında, Kurul kararının soruşturma açılmaya gerek duyulmadan, şikayet başvurusundan itibaren yalnızca 5 ay gibi kısa bir sürede ve fazlaca üstünkörü bir gerekçeyle verildiği ortaya çıkmaktadır. Ayrıca Kurul, Google’ın faaliyet alanlarının “pek çok alanı kapsama[sı]” nedeniyle kesin bir pazar tanımı yapmaktan kaçınmış, kesin bir tanımını yapmadığı ilgili pazarda Google’ın hakim durumda olup olmadığını da etraflıca araştırmak yerine Google’ın “önemli bir pazar gücüne” sahip olduğunu söylemekle yetinmiştir.

Kurul kararının belki de en sorunlu tarafı 4054 sayılı Kanun’un 9(3). maddesi uyarınca Google’a “uygulamaların ön yüklemesinin münhasıran yapılmasını öngören hükümlerin kaldırılması ve buna ilişkin uygulamalara son verilmesi”ne ilişkin olarak görüş yazısı gönderilmesidir. 9(3) kararları Kurul’un çok sık başvurduğu, aslında çoğu zaman da idari yargıdan dönen, bir uygulamadır. Ancak somut olaydaki 9(3)’ün içeriği son derece problemlidir: Kurul’un herhangi bir ihlal tespiti yapmamasına rağmen tıpkı bir ihlal kararının sonuç hükmünde olabilecek şekilde Google’dan OEM’lerle olan sözleşmelerindeki tüm münhasırlık hükümlerini kaldırmasını istemesi hukuka aykırıdır. Eğer söz konusu hükümler 4054 sayılı Kanun’a herhangi bir aykırılık oluşturmuyorsa, Kurul’un inceleme konusu bir teşebbüsten bunları kaldırmasını istemesi mümkün değildir. Kurul’a göre “rekabetin tesisini güvence altına almak” üzere “sözleşmelerden münhasır ön yüklemeye ilişkin hükümleri[n] kaldır[ıl]masında fayda görüldüğü[nden]” bu yola başvurulmuştur. Yani Kurul münhasırlığın etkilerini etraflıca incelemeden sırf varlığından rahatsız olmuş, bu nedenle 9(3) yoluyla Google’a bunu ortadan kaldırtmak istemiştir.

İlk kararı gibi yürütmesinin durdurulmaması ve daha sonrasında da olası bir iptal hükmüyle karşılaşmaması için Kurul’un, Bölge İdare Mahkemesi’nin de işaret ettiği gibi, “araştırma[sı]nı genişletmesi”ne ihtiyaç bulunmaktadır. Yani Kurul’un ilk kararında yapmadıklarını yapması gerekecektir. Bu bağlamda esas “fayda görülen”, Kurul’un kısa yoldan 9(3) yöntemiyle Google’dan ihlal olmayan bir uygulamayı sona erdirmesini istemesi değil, aksine AB rekabet hukukunda Google’a ilişkin soruşturmalarda elde edilen tecrübelerden daha fazla yararlanması, önündeki olaya ilişkin olarak geçmiş Komisyon kararlarını taraması, özellikle Microsoft WMP kararındaki tartışmaları iyi incelemesi, ilgili pazarın tespiti ve hakim durumun tanımlanması noktasında daha gayretli olması ve kötüye kullanma unsuru açısından da şekilci değerlendirmelerden kaçınıp etki-bazlı analizlere ağırlık vermesidir.

İnsan kaynakları özelinde uzlaşmanın bedeli yüksek

İnsan kaynakları özelinde uzlaşmanın bedeli yüksek.

Sony Imageworks, Blue Sky, Dreamworks Animation ve Walt Disney bünyesinde 2004 ve 2010 yılları arasında çalışan yaklaşık 10.000 kişiyi ilgilendiren dava sonuçlandı. Bu firmalarda çalışan animasyon ve görsel efekt sanatçıları, 2014 yılının Aralık ayında davalı şirketlerin bilgi değişimi yoluyla azami maaş miktarı belirlediği ve işgücü rekabetini engelleyen anlaşmalar (“poaching agreement” ve “cold call agreement”) akdettiği iddiası ile dava açmışlardı. Sırasıyla Sony, Blue Sky ve Dreamworks’den sonra Walt Disney de uzlaşmayı kabul etti. Şirket 100 milyon dolar ile en yüksek uzlaşma miktarına imza attı. Mahkeme kararı veya uzlaşma miktarının %25’ine varabilen avukatlık ücreti ve her çalışan için yaklaşık 10 bin dolar tazminata hükmedilebileceği düşünüldüğünde Walt Disney en iyi kararı vermiş gibi gözüküyor.

Bilindiği üzere, rakipler arası fiyat, üretim miktarı, satış, hedef gibi parametrelere ilişkin bilgi paylaşımı rekabete aykırı olduğu için cezalandırılıyor. Bazı durumlarda ise bu parametrelerden maaş ve benzeri ödemelerle ilgili olarak anlaşma yapmak yerine insan kaynaklarına ilişkin birtakım bilgilerin değişimi tercih ediliyor. Ancak bu tür bir değişimin de, söz konusu bilgilerin ticari hassas bilgiler olması nedeniyle, rekabete aykırı olacağı kuşkusuz.

Haberin içeriğine ışık tutması açısından biraz detaylandırmak gerekirse, insan kaynakları özelinde rekabete aykırılık teşkil eden başlıca iki anlaşma öne çıkmakta. Bunlardan ilki “poaching” anlaşmaları, rakip teşebbüslerin birbirlerinin çalışanlarını deyim yerindeyse ayartıp kendi bünyelerinde çalıştırmalarını engellemeye yönelik. Bu nedenle uygulamada “çalışanları ayartmama yükümlülüğü” olarak da ifade ediliyor. Bir diğeri ise rakip teşebbüslerin rakibin bünyesindeki bir çalışana iş teklif etmeden önce yine rakibe haber vermesini öngören anlaşmalar. Bu anlaşmalar ise “cold call” anlaşmaları olarak anılıyor. Söz konusu anlaşma, mevcut durumda işveren konumundaki şirketin çalışana karşı teklif yapması halinde, teklif yapan rakip şirketin bu teklifini yükseltmemesini de öngörüyor.

Hatırlatalım ki söz konusu dava insan kaynakları özelinde rekabete aykırı bilgi değişiminin incelendiği ilk dava değil. 2010 yılında Adobe, Apple, Google, Intel, Intuit, E-Bay ve Disney’in iştirakleri Pixar ve Lucasfilm hakkında Adalet Bakanlığı tarafından dava açılmıştı. İleri teknoloji alanında faaliyet gösteren bu şirketlerin birbirlerine haber vermeksizin çalışanlarına iş teklif etmeyeceklerine yönelik anlaşmalar (cold call anlaşmaları) akdettiği ileri sürülmekteydi. Bakanlığın iddiası yalnızca bu anlaşmalara yönelik olmasına rağmen şirketler uzlaşırken işgücü rekabetini engelleyen birtakım başka davranışları da kabul etmişti. Ardından 2011 yılında ise eski bir Lucasfilm çalışanı tarafından yaklaşık 64.000 çalışanı ilgilendiren bir grup davası açılmıştı. Duruşmaların başlamasından itibaren davalılar sırasıyla uzlaşma yoluna gitmiş, uzlaşmaların onandığı nihai karar ise 2015 yılında verilmişti. Bu karar ile Adobe, Apple, Google ve Intel’in 415 milyon dolara uzlaştığı açıklanmıştı.

Durum böyle olmakla birlikte, ülkemizde insan kaynakları özelinde bilgi değişimine ilişkin içtihat birliği olmadığını da anımsatmak gerekir. Bu doğrultuda Rekabet Kurulu tarafından verilen kararlara bugüne kadar diğer ülkelerin rekabet otoritelerinin içtihatları yol göstermekte.

Gediz Çınar

Yine, yeni, yeniden: Google bir türlü gündemden düşmüyor

ABD menşeli teknoloji devi Google, AB rekabet hukuku uygulamasında bir türlü gündemden düşmüyor. Dev şirketin ünlü mobil işletim sistemi Android ile ilgili olarak AB Komisyonu 20 Nisan’da Google’a soruşturma raporu gönderdiğini kamuoyuna duyurdu. Hatırlarsanız geçen yıl, hatta yine Nisan ayında AB Komisyonu’nun Google’a soruşturma raporu gönderdiği haberini buradan vermiştik. Geçen yılki soruşturma raporu Google’ın arama motoru pazarındaki hakim durumundan yararlanarak, faaliyet gösterdiği diğer pazarlarda rakiplerinin ürünleri karşısında kendi ürünlerini kayırmak suretiyle hakim durumunu kötüye kullandığı iddiasının incelendiği soruşturma kapsamında gönderilmişti. Aynı duyuruda AB Komisyonu Google’a Android ile ilgili olarak bir de soruşturma açtığını duyurmuştu. İşte geçtiğimiz ay Android soruşturması kapsamında da Google’a soruşturma raporu gönderildi.

android-5.1-cikis-tarihi2010 yılından beri AB Komisyonu’nun ajandasında yerini koruyan Google’ın, yeni bir Microsoft vakası haline geldiğini söylemek artık zor değil. Microsoft davaları ABD ve AB’de uzun yıllar rekabet camiasını meşgul etmiş, kararlarda varılan sonuçlar doktrinde çok tartışılmıştı. Şimdi Google’ın da o yolda ilerlediğini söyleyebiliriz. Hatta Android soruşturmasının, birebir olmasa da Microsoft davasının koşullarıyla örtüştüğü görülmekte. İlk olarak her iki karar da hakim durumun kötüye kullanılmasına ilişkin. Her iki kararın konusu da bir işletim sistemi ve o işletim sisteminde çalışan uygulamalar: Microsoft’ta bilgisayar işletim sistemi Windows ve uygulamalar Windows Media Player ve Internet Explorer, Google’da ise mobil işletim sistemi Android ve uygulamalar Google Search ve Chrome. Yine her iki kararda da tartışılan konulardan birisi birtakım uygulamaların işletim sistemlerine önyüklenmesinin, rakip uygulama üreticileri üzerindeki etkileri.

Google’ın AB’de arama motoru pazarında sahip olduğu mevcut hakim durumunu artık neredeyse kimse tartışmıyor. Buna bir de Android’in “lisanslanabilir mobil işletim sistemi” pazarındaki hakim durumu eklenmişe benziyor. AB Komisyonu, ilgili ürün pazarında Android’in pazar payının yüzde %90’ı aştığını gözlemlemekte. Ucuz segmentteki hemen hemen tüm akıllı telefon ve tabletlerde Android’in bulunduğunu kaydeden Komisyon, şebeke dışsallıkları da dahil olmak üzere pek çok piyasaya giriş engelinin Google’ın sahip olduğu hakim durumu güçlendirdiğini tespit etmekte. Yine Android’de çalışan programların %90’ından fazlasının da, Android’in uygulama indirme mağazası konumundaki Google Play Store’dan indirildiğine dikkat çekilmekte.

AB Komisyon’un endişeleri arasında ilk olarak Google’ın, Play Store’u cihazlarına yüklemek isteyen akıllı telefon veya tablet üreticilerinin aynı zamanda Google Search ve Google Chrome uygulamalarını da söz konusu cihazlara önyüklemelerini zorunlu tutması yer alıyor. Bu noktada soruşturmanın kapsamının sadece Google Search ve Chrome ile sınırlı olduğu, Google’ın diğer ürünleri arasında olan Google Maps, Google+, Google Drive veya YouTube gibi uygulamaların soruşturma kapsamında ele alınmadığı anlaşılıyor. AB Komisyonu konuyu üreticilerin hangi uygulamaları önyükleyeceği konusunda kararı kendilerinin vermesi gerektiğine getirmekte. Komisyon’a göre akıllı telefon veya tabletlere önyüklenerek varsayılan hale gelen uygulamalarla aynı işi gören uygulamalar tüketiciler tarafından nadiren indirilmekte. Aynı mantığa AB’deki Microsoft WMP kararında da rastlamıştık.

Komisyon’un durumdan çıkardığı rekabet karşıtı sonuç ise Android işletim sistemi kullanan üreticilerin Google’ın diğer bazı ürünlerini de kullanmak zorunda kalmaları nedeniyle Google’ın arama motoru pazarındaki hakim durumunu güçlendirmesi ve mobil internet tarayıcı pazarındaki rekabeti bozması. Rekabet hukuku kuralları açısından yorumlandığında bunun bir “bağlama” (tying) olduğu ve arama motoru pazarındaki (bağlayan ürün) hakim durumunu korumak amacıyla mobil internet tarayıcı pazarındaki (bağlanan ürün) rekabetin kısıtlanması şeklinde gerçekleştiği söylenebilir. Dolayısıyla AB Komisyonu’nun üzerinde yoğunlaştığı rekabet zararı teorisinin, ABD’li ünlü iktisatçılar Carlton ve Waldman’ın “The Strategic Use of Tying to Preserve and Create Market Power in Evolving Industries” adlı özgün makalesinde ortaya koyduğu bağlama modeline benzediğini söyleyebiliriz. Aynı mantığa bu sefer ABD’deki Microsoft IE kararında rastlamıştık.

Komisyon’un ele aldığı ikinci iddia, birinci iddiaya konu olan davranışların bazı büyük çaplı akıllı telefon veya tablet üreticilerine ilişkin olarak – ki bunlar arasında Samsung, Sony veya HTC’nin olması muhtemel – zorlama şeklinde değil de birtakım finansal teşvikler vermek suretiyle gerçekleştirilmiş olmasına ilişkin. Dolayısıyla aynı rekabet karşıtı davranışın küçük çaplı üreticiler açısından bağlama şeklinde, büyük çaplı üreticiler açısından ise indirim sistemleri veya münhasırlık şeklinde ortaya çıktığı anlaşılıyor. Yani Google’ın para verdiği, karşılığında ise büyük çaplı üreticilerin münhasıran Google Search uygulamasını önyükledikleri bir durum söz konusu. Google’ın bu davranışı, AMD yerine Intel işlemcili bilgisayar satmaları konusunda Intel’in OEM dediğimiz orjinal ekipman üreticilerine yaptığı ödemelerin ABİDA 102. madde ihlali olarak değerlendirildiği AB Komisyonu’nun Intel kararını çağrıştırıyor ister istemez.

Üçüncü iddia ise Google’ın akıllı telefon veya tablet üreticileriyle yaptığı “parçalamama anlaşmaları” (anti-fragmentation agreements). Öncelikle bu iddia geçen yılki duyuruda bu şekilde ifade edilmese de içeriksel olarak geçen yılki duyuruyla bu yılki duyuru arasında bir farkın olmadığını söyleyebiliriz. Buna göre parçalamama anlaşmaları, özellikle Google Play Store ve Search uygulamalarını cihazlarına önyüklemek isteyen akıllı telefon veya tablet üreticilerinin, “Android forks” denilen Android mobil işletim sisteminin modifiye edilmiş versiyonlarıyla çalışan cihazlar üretmeyeceklerine ilişkin Google’a çeşitli taahhütlerde bulundukları anlaşmalar olarak nitelendirilmiş. Bu iddianın ne anlama geldiğini ve rekabet hukuku açısından ne gibi rekabetçi endişeler doğurduğunu anlamak için sanırız biraz teknik bilgi vermemiz gerekiyor.

nexus2cee_ChromeAndroidPlayStoreAndroid işletim sistemi, bir açık kaynak platformu (open source platform). Açık kaynak olması sonucu akıllı telefon ve tablet üreticileri tarafından ücretsiz olarak (lisans bedeli ödemeden) kullanılabiliyor. Bu da elbette sistemin daha hızlı ve daha çok kişiye yayılmasını sağlıyor. Bu bir tercih, çünkü her sistem böyle değil. Örneğin Apple’ın işletim sistemi iOS, bir kapalı kaynak platformu (closed source platform). Yani Apple’dan başka bir üretici kullanamıyor. Android forks ise Android mobil işletim sisteminin başka programcılar tarafından modifiye edilmiş, geliştirilmiş, güncelleştirilmiş vs. versiyonlarının tümüne genel olarak verilen ad. Bunların yaygınlaşması elbette Android’in açık platform olmasından beklenen yararları ortadan kaldırmaya neden oluyor. Bu yüzden Google’ın bu tür versiyonları parçalamama anlaşmalarıyla engellemeye çalıştığını anlıyoruz. AB Komisyonu’na göre bu davranış, yeni veya daha iyi mobil işletim sistemlerinin ortaya çıkmasına sekte vurabilecek ve böylece doğrudan tüketiciler üzerinde olumsuz etkiler doğurabilecek nitelikte.

Şüphesiz tüm bu gelişmeler Google’ın aleyhine. Google’ın hakim durumunu kötüye kullandığı, başka bir deyişle ABİDA 102. maddeyi ihlal ettiğine ilişkin iddiaları içeren gerek bu soruşturma raporu gerekse geçen sene Nisan ayında gönderilen soruşturma raporu, Google’ın AB’de bir ihlal kararı ile karşı karşıya kalabileceğini gösteriyor. Her ne kadar AB Komisyonu’nun Rekabetten Sorumlu Üyesi Vestager döneminde ABİDA 102. maddeye ilişkin taahhüt mekanizması cazibesini kaybetmiş olsa da somut olayda bu olasılığın tamamen dışlandığını söyleyemeyiz. Diğer yandan soruşturma süreci uzayıp gitmekte. Taahhüt kararlarının amacı rekabet ihlali olduğu ileri sürülen davranışlardan kaynaklanan uyuşmazlıkların Komisyon ile karşılık anlaşma suretiyle hızlı ve etkin bir biçimde çözülmesi ise yaşanan gelişmelerin bu amaçla pek bağdaşmadığı açık. Anlaşılan Google bir süre daha gündemden düşmeyecek.

Google’a soruşturma raporu şoku

Dikkat ederseniz başlığımızda Google’a soruşturma şoku yerine soruşturma raporu şoku ifadesini kullanmayı tercih ettik. Zira soruşturma şoku deseydik bu başlığı neredeyse 5 yıl önce, AB Komisyonu’nun Google’a soruşturma açtığını duyurduğu 30 Kasım 2010 tarihinin hemen ardından atmamız gerekirdi. O tarihten beri yılan hikayesine dönen Google soruşturmasında geçenlerde yeni bir gelişme yaşandı. 15 Nisan’da AB Komisyonu’nun internet sitesinde Google’a soruşturma raporu gönderildiği bilgisi paylaşıldı. Aslında Google’a soruşturma raporu gönderilmesi, AB Komisyonu’nun ABİDA 102. maddeye ilişkin ihlal kararı vermeye hazır olduğunu gösteren bir gelişme. Dosyanın taahhüt yoluyla sona erdirileceğini düşündüğümüz bir zamanda bu soruşturma raporu biraz sürpriz oldu desek yanlış olmaz.

aGoogle’ı artık dünya üzerinde tanımayan, en azından bir kez bile kullanmayan herhalde kalmamıştır. Ancak Google’ın arama motoruna ek olarak bir çok hizmetinin de (harita, müzik, alışveriş vs.) bulunduğunu belirtmemizde fayda var. İşte tam bu yüzden bu devasa şirket halen Avrupa’da rekabet denetimine tabi tutulmakta. Her ne kadar Google’ın bugüne kadarki açıklamalarının büyük bir bölümü, şirketin online arama motoru pazarında hakim durumda bulunmadığı, aksine bu alandaki rekabetin baş döndürücü olduğu yönünde şekillenmiş olsa da rakamlar aksini söylüyor. Mart 2015 itibarıyla AB’de Google’ın pazar payının %92’ye ulaştığı, buna karşın en yakın rakiplerinden olan Bing’in pazar payının %3, Yahoo’nun %2 ve Yandex’in de %1 olduğu ifade edilmekte.

Hakim durum açısından bir netlik bulunsa da, kötüye kullanma unsuru açısından aynı şeyi söylemek oldukça zor. Zaten soruşturma raporunun en önemli noktası da Google hakkındaki kötüye kullanma iddiasının gerekçesinin ne olduğu. Soruşturma sürecinin en başındaki temel iddia Google’ın arama motoru pazarındaki hakim durumundan yararlanarak diğer hizmetlerini, rakiplerinin hizmetleri karşısında sistematik olarak kayırdığıydı. Örneğin herhangi bir video izlemek isteyen bir kullanıcının Google’ın arama motoruna izlemek istediği videoyu girmesinin ardından çıkan arama sonuçlarında Google’a ait YouTube’un ilk sırada yer alması, buna karşın Dailymotion gibi rakip şirketlerin daha sonraki sıralarda yer alması ya da hiç yer almaması, Google’ın kendi hizmetlerini kayırması olarak nitelendirilmekte.

Soruşturma raporundaki iddianın sadece Google Shopping’in kayrılmasıyla sınırlı olduğu görülmekte. Arama sonuçlarında Google Shopping’e ait sonuçlara ağırlık verilmesi sonucu rakip alışveriş sitelerine olan erişimi yapay bir biçimde Google Shopping’e yönlendirmenin ve rakiplerin rekabet etmelerini engellemenin, Google’a yöneltilen temel iddia olduğu ifade edilmekte. Kullanıcıların yapılan aramayla en ilgili sonuçları görememesinin tüketici zararına yol açtığı ve rakiplerin inovasyon güdülerine zarar verdiği dile getirilmekte. Bu uygulamanın ayrımcı mı yoksa dışlayıcı mı kötüye kullanma olduğu noktasında ise AB Komisyonu’nun basın bülteninde ilginç bir biçimde hiçbir açıklama bulunmamakta. Dolayısıyla en fazla merak edilen konuyla ilgili olarak hala tatmin edici bir yanıt alamadık.

Google Shopping ile ilgili olan iddianın bir pazardaki hakim durumun diğer bir pazarda kötüye kullanılmasından başka ek bir davranışı içermediği görülmekte. Google’ın davranışı mesela rekabet karşıtı ürün tasarımı veya kendi hizmetlerini kayırmadan arama motoru hizmeti vermeyi reddetme ya da arama motoru hizmetini diğer hizmetlere bağlama gibi bilinen kötüye kullanma türlerinden biri altında değerlendirilmediği anlaşılıyor. Ayrıca soruşturma sürecinde AB Komisyonu’nun araştırdığı Google’ın rakip sitelerden içerik kopyalama, münhasır reklam anlaşmaları ve rakip platformlara reklam vermemeye yönelik kısıtlamaları bu soruşturma raporunun kapsamına alınmamış. Bu durum söz konusu iddialara ilişkin ciddi bir rekabet zararının doğmadığı veya giderildiği ihtimalini akıllara getiriyor.

Arama motoruna ek olarak bir de Android meselesi var tabi. AB Komisyonu’nun konuyla ilgili soruşturma açtığını (bu kez soruşturma raporu değil) duyurduğu yine 15 Nisan tarihli basın bülteninde, Google’ın sahip olduğu ve AB’de %80’i aşan bir pazar payına sahip olan Android mobil işletim sistemini kullanan akıllı telefon ve tablet üreticilerinin, ürettikleri cihazlara Google’ın diğer hizmetlerini yükleme noktasında Google ile imzaladığı anlaşmaların mercek altına alındığı ifade ediliyor. Soruşturma bir çok yönüyle geçen yüzyılın çok ses getiren Microsoft kararlarına benziyor. Windows işletim sistemine önyüklenen Internet Explorer ve Windows Media Player’ın yerini Android mobil işletim sistemine önyüklenen Chrome, Google Maps, Google+, YouTube gibi uygulamalar almış gözüküyor.

Ancak Android soruşturmasında Microsoft kararına benzemeyen ve ciddi sayılabilecek başka bir iddia daha var. Android işletim sistemine uygulama indirme platformu olan Google Play’e alternatif olarak başkaca platformların kullanılmasına imkan veren uygulamaların (bilinen adıyla “Android folks”) Google tarafından engellenmeye çalışıldığı iddiası Google’ın başını ağrıtacak gibi görünüyor. Örneğin Android üzerinden ücretli uygulama indirmek yerine Aptoide isimli uygulamanın kullanılarak Google Play yerine Aptoide üzerinden ücretsiz uygulama indirilmesi, Google Play üzerinde indirilen ücretli uygulamalardan Google’ın aldığı payı azaltmakta. Aptoide’e bazı kısıtlamalar getirmek noktasında Google’ın güç zehirlenmesi yaşadığına biz de dikkati çekmiştik.

Peki bundan sonra ne olacak?

Girişte de belirttiğimiz üzere soruşturma raporunun gönderilmesi, Google’ın bir ihlal kararı ile karşı karşıya kalabileceğini gösteren bir gelişme. Ancak bu durumun tersi de mümkün. Şöyle ki, AB Komisyonu bu hamle ile Google’ı, kendi belirleyeceği koşullarda taahhüt yoluna çekme noktasında elini güçlendirmek istemiş olabilir (hatırlarsanız Google’ın daha önceki taahhütleri yeterli görülmemişti). Geçen yıl verilen Samsung taahhüt kararından önce de AB Komisyonu Samsung’a soruşturma raporu göndermişti. Taahhüt mekanizması işletilirse AB Komisyonu, Google’in arama sonuçlarını üreten algoritmalarının yeniden tasarlanmasında söz sahibi olabilecek, halbuki ihlal kararı verilmesi halinde müdahale sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla soruşturma raporu gönderilmiş olsa da taahhüt yolunun hala geçerliliğini koruduğunu, hatta önemini daha da arttırdığını söyleyebiliriz.

Komisyon’dan Google ve Android hakkında inceleme

Komisyon üyesi Margrethe Vestager’in Google ve Android hakkında inceleme yapılacağına ilişkin açıklaması yayınlandı. Söz konusu yazıda Google ile ilgili olarak karşılaştırmalı alışveriş hizmeti sağlayan “Google Shopping” uygulaması ile internet arama alanındaki hakim durumunu kötüye kullanılıp kullanılmadığına ilişkin soruşturma yapılacağı belirtiliyor. Google’a söz konusu yazıya ilişkin cevabını iletmesi için 10 hafta süre veriliyor.

c1_529175_150415173817_620x413Vestager, yazısında Google ile alakalı yürütülen soruşturmalara ve bunların pazardaki diğer oyuncular ve tüketicilere olan etkilerine Komisyon tarafından özel olarak olarak önem verildiğini ifade ediyor. Bu noktada Google’ın internet arama pazarında yüzde 90’ın üzerinde pazar payına sahip olduğuna da ayrıca dikkat çekiliyor.

İnceleme kapsamında ilk etapta Google’ın, sunduğu karşılaştırmalı alışveriş hizmeti bakımından Google’dan yapılan arama sonuçlarında herhangi  bir önceliklendirme yapıp yapmadığı inceleme konusu yapılıyor. Bu aşamada yapılan incelemelerde tüketiciler tarafından Google arama motoruna alışveriş ile alakalı bir sorgu yapıldığında, Google’ın karşılaştırmalı alışveriş imkanı sağlayan ürününün girilen sorgu ile en ilgili sonuç olduğundan bağımsız bir şekilde ve sistematik olarak arama sonuçlarının en başlarında görüldüğü ifade edilmekte. Bu tespit ışığında Google ürününün diğer karşılaştırmalı alışveriş hizmeti sağlayan ürünlerden farklı bir algoritmaya sahip olduğu sonucuna varılıyor.

Vestager, somut olayda elde edilen ilk bulguların pazardaki hakim durumun diğer bir pazarda avantaj sağlayacak şekilde kötüye kullanılmasına ilişkin olduğunu belirtiyor. Ayrıca Google’ın karşılaştırmalı alışveriş sağlayan hizmeti ile bu alandaki rakiplerine eşit şekilde davranması gerektiği de yazıda ifade edilen bir diğer husus. Bu noktada Komisyon, Google’ın tasarım ve algoritma tercihlerine karışmak niyetinde olmadıklarını, arzu ettikleri şeyin tüketicilerin girdikleri sorgu ile en alakalı sonuçlara ulaşmalarını güvence altına almak olduğunu belirtiyor.

Son olarak yazıda, Google’ın rakiplerin internet içeriğini kopyalama, reklam ortakları ile aralarındaki sözleşmelerde münhasırlığa yer verme ve reklam verenlerin diğer rakip reklamcılık platformlarını kullanmalarına ilişkin sınırlamalar getirme şeklinde ifade edilen üç uygulamasına ilişkin çalışmaların da yürütüldüğü ifade ediliyor.

Android soruşturması ile ilgili olarak ise mobil internet kullanımının son yıllarda hızla gelişmekte olduğu ve bu noktada tüketicilerin mümkün olan en geniş yelpazede mobil hizmetlere ve yeniliklere ulaşmalarının sağlanması gerektiği belirtiliyor.

Komisyon kendisine gelen şikayetler ve başlattığı inceleme neticesinde Google’ın akıllı telefon ve tablet üreticilerini kendi uygulamalarının ve hizmetlerinin ön yüklemesini yapmaları konusunda teşvik ettiği, belli Google ürünlerinin diğer uygulamalarla birlikte paket halinde sunulduğu ve Google’ın, Android işletim sistemini kullanmak isteyen tablet ve akıllı telefon üreticilerini Android’in diğer açık kaynak versiyonlarını kullanmaları konusunda engelleyip engellemediği hususlarına yönelik olarak inceleme yapılacağı belirtiliyor.

Google’ın güç zehirlenmesi

Kendi ihtişamına aşık olan yalnızca modern padişahlar değil. Google’ın Avrupa Birliği’nde karşılaşacağı muhtemel soruşturmayı Barış Yüksel araştırdı.

Arama motorları pazarındaki faaliyetleri AB Komisyonu tarafından adeta mikroskobik bir incelemeye tabi tutulan Google, bu sefer de Android platformuna yönelik uygulamaları yüzünden Komisyon ile papaz olacak gibi görünüyor.

Google-Lighting-Science-Group-Bulb-544x311pxAndroid işletim sistemine sahip telefonlarda, kullanıcılar uygulamaları genellikle zaten telefonların içinde kurulu olarak bulunan Google Play aracılığıyla indiriyorlar. Ancak özellikle teknolojiyle yakından ilgilenenlerin de bileceği üzere Google Play, Android işletim sistemi kullanan telefonlarda uygulamalara erişmekte kullanılabilecek tek platform değil. İşte Google Play’in alternatifi olmaya çalışan önemli platformlardan Aptoide yakın zamanda Komisyon’un kapısını çaldı ve Google’ın hem Android aplikasyon platformu hem de internet tarayıcıları pazarındaki hakim durumunu kötüye kullanarak kendisini pazar dışına atmaya çalıştığını iddia etti.

Aptoide’in iddiaları aslında çok basit. Birinci iddia Google’ın Google Play üzerinden Aptoide platformunun indirilmesine izin vermediği yönünde. İkinci iddia ise Google’ın, kullanıcıların Google Chrome üzerinden Aptoide’in web sitesine erişimini engellediğine dayanıyor. Böylece Google, Android kullanıcılarının Aptoide platformuna ulaşabileceği kanalları daraltıyor ve Google Play’in tahtını sarsabilecek gelişmeleri baştan itibaren engellemiş oluyor. Bu şikayeti görünce ben de iddiaların yerindeliğini araştırmak için kişisel bir inceleme yaptım ve Aptoide platformuna Google Play ve Google Chrome üzerinden erişmeye çalıştım. Bu yazı yazıldığı an itibariyle platforma Google Play üzerinden erişim sağlanamıyor ancak Chrome bakımından herhangi bir engelleme söz konusu değil.

Google’ın mevcut uygulamaları bir zamanların “Google’ı” olan Microsoft’unkileri anımsatır nitelikte. Zira Microsoft da işletim sisteminin kurucusu olmanın verdiği büyük gücü kullanarak hem internet tarayıcıları hem de ortam oynatıcıları pazarlarını uzun bir süre rekabete kapatmış ancak hem Komisyon’un hem de ABD’deki otoritelerin yoğun baskısı ve ağır yaptırımları karşısında bu uygulamalara son vermek zorunda kalmıştı. Belki rekabet otoritelerinin yerinde müdahaleleri olmasa bu günleri görmesi dahi mümkün olamayacak olan Google’ın, şimdi benzer uygulamaları kendisi yapması çok fazla gücün sadece insanları değil, şirketleri de bozduğunun bir göstergesi aslında. Yani mağdurun mağrura dönüşmesi için güç dengesindeki (uzun süreli) değişikliğin tek başına yeterli olduğu tezi ülkemizdeki siyaset arenasından sonra bu kez de global ekonomi arenasında kanıtlanmış oldu (zamanında demişler zaten “güç yozlaştırır, mutlak güç mutlaka yozlaştırır” diye).

Şu an için Komisyon’un Android işletim sistemine yönelik resmi bir soruşturma veya incelemesi yok. Ancak Almunia bu konunun gündemlerinde olduğunu ve Google’ın bu alandaki faaliyetlerinin yakından takip edildiğini gizlemiyor. Eğer Google uyum için gerekli adımları atmaz ise yakın bir zamanda çok büyük ve yeni bir “Google soruşturması” ile karşılaşmamız hiç de sürpriz olmayacaktır.

Gündemden düşmeyen Google soruşturmasında son durum

Google soruşturmasının düellosu devam ediyor. Sercan Sağmanlıgil anlattı.

Google hakkında yürütülen soruşturma, Komisyon ile arasındaki anlaşmanın ardından dahi gündemdeki yerini kaybetmedi. Nitekim Komisyon bu günlerde Google’ın taahhütlerinin yarattığı yankılara göğüs germeye çalışıyor.  Son eleştiriler de Axel Springer’in Alman CEO’su Matthias Döpfner’den geliyor.

silhouettes of athletes fencersDetaylı bir inceleme ile web sayfalarındaki reklamlarda Google’ın gücünün halen devam ettiğine dikkat çeken Döpfner, mevcut taahhütlerin Google’a ek gelir elde etme fırsatı vereceğini savundu.

Komisyon cephesinden ise yanıt gecikmedi. Döpfner’in açıklamasından birkaç hafta sonra, Joaquin Almunia iddiaların aksine mevcut taahhütlerin önemli değişiklerde bulunacağından kimsenin şüphesi bulunmaması gerektiğini savundu. Almunia, mevcut taahhütler çerçevesinde Google’ın özel arama hizmetlerinin diğer arama sonuçlarından açıkça ayırt edilebileceğini, ayrıca Google’ın kendi arama hizmetini sunduğunda rakiplere ilişkin sonuçlara da yer verilmesi zorunluluğu bulunduğunu vurguladı. Ayrıca Google’ın ek gelir elde edeceği iddiasına da değinen Almunia, rakiplere ilişkin sonuçların başarı sıralamasına göre belirleneceğini, söz konusu sonuçların ücret karşılığı satılmayacağını belirtti. Son olarak Komisyon’un bu noktada yetkilerinin sınırsız olmadığına dikkat çeken Almunia, Google’a kendi ara sonuçlarını rakiplerinki ile tamamen eşit şartlara getirmesinin şart koşulmayacağını, böyle bir sınırlamanın da daha önce görülmediğini belirtti.

Karşılıklı açıklamalardan anlaşılan o ki, Komisyon mevcut taahhütlerden her ne kadar tatmin olmuş gözükse de, yapılan yoğun eleştiriler ve Komisyon’a doğan cevap hakkı soruşturmayı uzun süre daha gündemde tutmaya devam edecek gibi gözüküyor.

 

 

Bunu mu demek istediniz?

AB Komisyonu ile Google arasındaki savaş sona eriyor. Detaylarını Sercan Sağmanlıgil yazdı.

Kasım 2010’dan bu yana süre gelen Google soruşturması artık sonuçlanıyor. Hatırlanacağı üzere bu soruşturma, 3 yıl önce Google’ın arama sonuçlarında bazı teşebbüslere ayrıcalık sağlanması iddiası ile başlamıştı. Süreç boyunca Google tarafından sunulan taahhütleri yeterli görmeyen AB Komisyonu, artık anlaşmaya yakın gözüküyor. Zira, Komisyon’un rekabetten sorumlu direktörü Joaquin Almunia, Google tarafından yapılan son önerinin Komisyon’un taleplerini tatmin edici nitelikte olduğu ifadesinde bulundu.

mercekGoogle’ın zorlu müzakereler sonucunda sunduğu son önerisinin genel hatları ise şu şekilde:

  • Google kendisine ait arama hizmetleri sonuçlarını belirgin kılarak, bu sonuçları “doğal sonuçlardan” ayrı bir biçimde gruplandıracak;
  • Kendisine ait arama hizmeti sonuçlarının yanında en az 3 rakip teşebbüsün benzer hizmetlerinin linki bulunacak, söz konusu teşebbüsler tekliflerini ne şekilde sunacaklarına ilişkin yetki sahibi olacak;
  • Google’ın özelleşmiş arama hizmetleri (örneğin; otel, restoran öneren linkler)  üçüncü kişilere ait içerik sunuyorsa, bu kişiler söz konusu içeriğin Google’ın bu hizmeti kapsamında sunulmamasını sağlayabilir. Bunun sonucu olarak da Google, bu kişilerin arama motorundaki başarı sıralamasında aleyhte bir düzenleme yapamaz;
  • Google bundan böyle web editörleri ile bu kişilere ait içeriklerin sadece Google ile paylaşılabileceğine dair yazılı ya da yazısız anlaşma yapamaz;
  • Ayrıca yine bu taahhütlerin verilmesi ile birlikte Google, reklamcılara sadece AdWords sisteminde reklamlarını paylaşmalarına ilişkin bir yükümlülük yükleyemez.

Yapılan son önerinin ardından, AB Komisyonu nihai kararı vermeden önce son olarak şikayetçilerin görüşlerine başvurdu. Google’un bu taahhütlerinin bir öncekilere göre “çok az daha” tatmin edici olduğunu söyleyen Microsoft yetkilileri, gelinen noktada yıllar önce Microsoft’a uygulanan katı yaklaşımın Google’a uygulanmadığı görüşünü taşıdıklarını ortaya koydular.

Görünen o ki, geçerliliği 5 yıl olacak bu anlaşmayla yaşanacak değişim, arama motoru pazarındaki küçük teşebbüsler bakımından oldukça fırsatçı bir ortam yaratacak.

Arama içinde arama: Google’ın mücadelesi

Google’a 2010 yılında başlatılan soruşturmanın 2014 yılına sarkacağı konuşuluyor. Tolga Aytemizel, soruşturmayı ve muhtemel ihlalleri ele alırken, bu sırada Google’ın ‘inception’ yaşatan aramalarını canlandırıyor.

Web arama ve online reklam pazarında hakim durumunu kötüye kullandığı iddiasıyla Avrupa Komisyonu’nun Google’a karşı 2010 yılında başlattığı soruşturmada, tartışmalar 1990’ların Microsoft davalarını kıskandıracak şekilde devam ediyor. Google’ın genel arama platformu, reklam anlaşmaları ve Adwords platformu üzerindeki uygulamaları hakkında yürütülen soruşturma kapsamında, Google tarafından daha önce sunulan iki taahhüdün yeterli bulunmaması sonucunda kesin kararın 2014’ün ortalarına sarkacağı konuşulmakta(1). Google’ın süreci geciktirdiği suçlamaları bir yana,  bu yazıda özellikle şu sıralar gündemde olan Google’ın kendi dikey arama sitelerine arama motoru pazarındaki gücünü kullanarak rakiplerinin aleyhine avantaj vermesi iddialarını değerlendirdik.

63a52b36-25d1-4669-8e3f-e0cb65dc778e-460x418Google’ın hakim durumda olduğu (%90 civarı pazar payıyla) arama pazarının aksine, internetteki içeriğin sadece belirli bir alanına (bir ürüne ya da servise) odaklanan aramaları ifade eden dikey arama teknolojileri, amazon, yelp, TripAdvisor vs. gibi ürünler hakkında bilgi ve fiyat karşılaştırması sunan sitelerde kullanılmakta. Özellikle mobil kullanımın yaygınlaşması ile birlikte hakim durumunu az da olsa etkileyen dikey aramaların artan payına Google kendi dikey arama siteleriyle cevap veriyor. Soruşturulan konu ise, Google’da herhangi bir ürün hakkında yapılan aramada Google’ın kendi dikey arama sitelerinin diğer rakip sitelerine kıyasla her zaman daha yüksek bir sıralamada olması ve çoğu zaman rakip sitelerin sıralamada ilk beş sonucun altına itilmesi.

Şikayetçi firmalar bu sıralamanın herhangi bir objektif kritere dayanmayıp (örneğin organik arama sonuçlarına), Google’ın dikey arama sitelerinin tüketici için herhangi bir avantajı olmadığını (düşük fiyatlar gibi), dolayısıyla bu sıralama sisteminin haklı bir gerekçesi olmadığını, böylelikle var olan sıralama metodolojisi ve arama algoritmalarının haksız bir şekilde diğer siteleri dışladığını iddia ediyor(2). Rekabet açısından sıkıntı yaratan faktör ise, kullanıcılar tarafından internete giriş kapısı olarak kullanılan Google’ın internet trafiğini kendi dikey arama sitelerine yöneltip arama pazarındaki hakim durumunu dikey arama pazarındaki rekabeti bozacak edecek şekilde kullanması. Sonuçta bir ürün ararken arama yapmak için önce Google’da arama yapıp ‘inception’ konseptine girmek işten bile değil. Bu nedenle Google’ın arama sonuçlarının zorunlu unsura benzetilebilecek bir özelliği var. Arama sonuçlarının sıralaması için Google’ın para almaması dolayısıyla sitelerin sıralaması yani bu zorunlu unsur için bir pazarın bulunmuyor oluşu da, sorun yaratan hususlar arasında. Bu nedenle Google’ın Komisyona sunduğu taahhütler arasında kendi dikey arama sitelerine ayırdığı kutuda rakip firmaların yer almak için ödeme yapmasına izin vermesi de yer alıyor. Fakat bu durumda da Google’ın kendi dikey arama sitelerinin daha fazla görsellikle sergilenecek olması nedeniyle aslında soruşturulan uygulamanın değişmeyeceği ve hatta Google’ın hangi linke tıklanırsa tıklansın bundan para kazanacak olması nedeniyle bu taahhüde çok sıcak bakılmadığı da gördüğümüz bilgiler arasında.

Avrupa Komisyonu’nun yaklaşık üç yıldır süren bu soruşturmada taraflar arasında kalıp taahhüt ve tartışmaya açma yollarıyla ilerlemesinin sebeplerinden biri, bu uygulamanın yakın zamanda mümkün görünmese bile kaldırılmasının tüketici refahı açısından potansiyel etkilerinin çok net olmaması. Dikey aramanın ve bundan etkilenen ürün pazarlarının Google’ın arama pazarındaki hakim durumuyla alakası olmaması ve bu nedenle böyle bir uygulamanın Google’ın tekel gücünü başka pazarlara taşıması neticesiyle rekabete aykırı olarak düşünülebileceği doğru. Şikayetçiler bu durumun aynı zamanda dikey arama hizmetlerindeki inovasyon güdüsünü de azaltacağı görüşünde.

Öte yandan(3), internet gibi tüketicinin başka sitelere geçiş yapabilmesinin neredeyse maliyetsiz olduğu bir pazarda, Google’ın arama sonuçlarındaki sıralamayı kendi ticari amaçlarına göre belirliyor oluşunun tüketiciler tarafından tahmin edilebilecek ve buna göre davranabilecek olması da göz önünde bulunduruluyor. Bu bakımdan Google’ın internete giriş kapısı olarak nitelendirilmesi, yani zorunlu unsur özelliği olması tartışmaya açık. Ayrıca online aramanın çift-taraflı bir pazar olduğunu belirtmekte fayda var. Google tüketiciye ne kadar iyi bir arama tecrübesi sunup talebi artırırsa reklam gelirleri o kadar fazla olacağından, söz konusu bir pazar kapamanın ilk önce Google’ın karlılığı üzerine darbe vuracağı da açık. Bunun yanında Google’ın kendi dikey arama sitelerini genel arama sonuçlarında üst sıralara eklemesi bir ürün geliştirme yani inovasyon olarak da düşünülebilir.

Bu nedenlerden dolayı herhangi bir piyasa müdahalesi Google’ın gelirlerini olumsuz yönde etkileyebileceği gibi ve arama pazarındaki inovasyon güdüsünü düşürebilir. Bu gibi kritik bir piyasa müdahalesinin iyi bir şekilde tartılması ve sınırının iyi çizilmesi gerekir(4). Sonuç olarak, Google’ın uygulamaları Microsoft’un masaüstü bilgisayar piyasasındaki hakim durumunu tarayıcı pazarında Internet Explorer’ı öne çıkarıp rakip Netscape’e pazara kapama şeklinde kullanmasıyla benzerlik gösterse de, aslında pazar dinamikleri ve tüketicilerin değişim maliyeti göz önüne alındığında rekabete etkisi açısından farklılaşıyor. Komisyon’un kararı, yeni nesil pazarlardaki dinamiklerin değerlendirilmesi konusunda kritik bir öneme sahip.

Google’ın Taahhütleri Görücüye Çıktı

Google’ın taahhütleri kamuoyu ile paylaşıldı.

Değişiklikleri Barış Yüksel’in yazısında görebilirsiniz.

Önceki bir yazımızda, Avrupa Komisyonu’nun Google’ın web arama, online arama reklamları ve online arama reklamları aracılığı piyasalarındaki hakim durumunu kötüye kullandığına ilişkin şüpheleri olduğunu ve bu şüpheleri dört ana başlık altında sıralayarak Google ile paylaştığını söylemiştik.

Google’ın bu şüpheleri gidermeyi amaçlayan bir takım taahhütlerde bulunmasının ardından, Komisyon şimdi de taahhütleri kamuoyu ile paylaşarak ilgililerin düşüncelerine başvuruyor. Google, Komisyon’a sunduğu taahhütler çerçevesinde beş senelik bir süre boyunca:

  • Kendisine ait arama hizmetlerine ilişkin arama sonuçlarını özel olarak işaretleyecek ve böylece kullanıcıların bu sonuçlar ile “doğal” sonuçlar arasındaki farkı anlamasını sağlayacak.
  • Google tarafından desteklenerek üst sıralara çıkarılan sonuçlar ile diğer sonuçlar arasında açıkça görülebilecek bir ayrım yapacak ve desteklenen sonuçlar örneğin bir çerçeve içine alınacak.
  • Kendisine ait arama hizmetlerine ilişkin linklerin yanında en az üç rakip işletmecinin benzer hizmetlerine de link koyacak.
  • Tüm web sitelerine, içeriklerinin belli bir kısmını Google’ın özel hizmetleri tarafından kullanılmamasını talep etme hakkı tanınacak ve bu talepte bulunan web sitelerinin arama sonuçlarının olumsuz etkilenmemesi güvence altına alınacak.
  • Özel arama hizmeti sunan işletmecilere, kendi siteleri üzerinden yapılan aramalara ilişkin bilgilerin Google tarafından kullanılmasını engelleme hakkı verilecek.
  • Gazete yayıncılarına Google News hizmeti üzerinden kendi haberlerinin ne kadarlık bir kısmının yayınlandığını takip etme hakkı verilecek.
  • Yayıncılarla münhasırlık şartı içeren sözleşmeler akdedilmeyecek.
  • Reklam verenlerin rakiplerle anlaşması engellenmeyecek.

Google’ın tüm bu taahhütleri yerine getirdiğinin nasıl takip edileceği hususu ise şu an için belli değil. Özellikle Google’ın yazılımına ilişkin bilgileri Komisyon’la paylaşmaktan kesin olarak kaçındığı göz önünde bulundurulduğunda, yukarıda yer alan teknik taahhütlerin takibinin son derece zor olması muhtemel. Henüz rakiplerin ne yönde fikir bildireceği belli olmasa da, rakiplerin Google’a ait yazılımların Komisyon’la paylaşılması için maksimum çabayı göstermesi bekleniyor.