İtalyan telekom devinin hareket alanı daralıyor

Telecom Italia ve Swisscom iştiraki Fastweb arasında imzalanan ortak girişim anlaşmasını anlatıyoruz.

Geçtiğimiz günlerde İtalyan Rekabet Otoritesi, Telecom Italia (TIM) ve Swisscom iştiraki Fastweb arasında imzalanan ortak girişim anlaşmasına ilişkin bir soruşturma başlattı. Ortak girişim anlaşması evlere fiber optik şebeke (FTTH) hizmetlerinin sağlanması, hızlandırılması ve geliştirilmesi konularında söz konusu teşebbüslerin işbirliği yapmasını öngörüyor. Anlaşmaya taraf teşebbüsler hakkında kısaca bilgilendirme yapmak gerekirse, TIM sabit ve mobil iletişim hizmetleri sektöründe faaliyet gösteren dikey bütünleşik yapıda bir şirket. Fastweb ise İtalya’daki müşterilerine sabit hat hizmetleri, genişbant internet hizmetleri ve dijital televizyon hizmetleri sağlayan ve TIM gibi dikey bütünleşik bir yapıya sahip bir şirket.

1476724732356İtalyan Rekabet Otoritesi soruşturmanın iki teşebbüsün oluşturduğu ortak girişim neticesinde meydana gelecek yoğunlaşmanın rekabet karşıtı sonuçlar doğurması ihtimaline karşı başlatıldığını ve bu konuda birden çok şikayet aldığını belirtiyor. Zira bu iki şirket tarafından bir ortak girişim oluşturulması noktasında perakende genişbant hizmetleri pazarındaki yoğunlaşmanın artacağı ve bunun hakim duruma sebebiyet vereceği de şikayete konu iddialar arasında yer alıyor.

Soruşturmaya konu anlaşma kapsamında teşebbüslerin 1.2 milyar euro değerinde bir yatırıma imza attığı biliniyor. Anlaşmayla hedeflenen ise İtalya çapında 29 şehirde üç milyon haneye ulaşacak ultra hızlı bir genişbant ağının, hızlı bir şekilde arza sunulması. Soruşturma süreci yeni başlamış olmasına rağmen, ilgili teşebbüslerin her birine şimdiden mali polis gönderildiği ve soruşturma kapsamında değerlendirilebilecek delillerin toplandığı biliniyor.

Otorite hakim durum yaratılacağı iddialarına ek olarak, söz konusu yoğunlaşmanın genişbant ve ultra-hızlı genişbant pazarlarındaki rekabetin yoğunluğunu azaltacağı yönündeki düşüncelerini de kamuoyu ile paylaştı. Ayrıca Otorite yoğunlaşma neticesinde meydana gelecek olumsuz etkilerin yalnızca perakende genişbant ve ultra-genişbant pazarlarını değil, sabit şebekeye toptan erişim hizmetleri pazarını da kapsadığını belirtti.

Öte yandan ortak girşime taraf olan Fastweb, soruşturma konusu faaliyetler çerçevesinde fiber optik kabloların her hafta İtalya çapında 20,000 yeni haneye ulaştırıldığını belirterek bu yoğunlaşmanın İtalyan Devleti’nin başlatmış olduğu ultra-genişbant stratejisiyle de uyumlu olduğunu ileri sürdü. Burada hemen belirtmeliyiz ki ultra-genişbant stratejisi kapsamında İtalya 2016-2022 yılları arasında daha önce internetin bulunmadığı alanlara hızlı internet erişiminin sağlanmasını amaçlamakta. Bu kapsamda İtalya teşebbüslere parasal yardımda bulunacağını da açıkladı. İtalya’nın stratejisi, rekabet hukukuna ilişkin endişelerle Avrupa Komisyonu’nun merceği altına alınsa da, Komisyon’dan geçer not almayı başardı.

Konumuza geri dönmek gerekirse, işlemin hukuki geçerliliği ve faaliyetlerinin doğru yönde ilerlediğine ilişkin hiçbir şüpheleri bulunmadığını açıklayan Fastweb’in yoğunlaşma işlemi neticesinde etkinlik artışlarının yaşanacağı ve bundan tüketicilerin de faydalanacağını düşündüğü söylenebilir.

Öte yandan Enel ve İtalyan ortağı Cassa Depositi e Prestiti’in geçtiğimiz sene Milano ve Lombardiya bölgesinde fiber altyapı sahibi ve işletmecisi olan Metroweb ile kendi iştiraki Enel Open Fiber’ın ortak kontrolünü devralmasının bir sonucu olarak TIM’in hızlı genişbant şebekesi kurma yarışında oldukça büyük bir rakip edindiği biliniyor. AB rupa Komisyonu tarafından uygun görülen  ortak kontrolün devralınması işleminin TIM üzerinde büyük bir rekabetçi yaratacağı aşikar. Ek olarak Fastweb ile gerçekleştirilen ortak girişimin incelenmesi için açılan rekabet soruştuması da hesaba katıldığında, TIM’i FTTH hizmetleri pazarında oldukça zorlu bir sürecin beklediği söylenebilecektir.

– Fırat Eğrilmez –

Mobil operatörlerin OTT’ler ile mücadelesinde şebeke tarafsızlığı ve rekabet hukuku

Şebeke tarafsızlığı konusunu, dünyadan ve Türkiye’den örneklerle Emin Köksal anlatıyor.

Son yıllarda internet ile ilgili tartışmaların merkezinde bulunan şebeke tarafsızlığı konusu, mobil iletişim hizmetleri için kritik bir öneme sahip. Zira, bir çok mobil operatör kendi  sundukları hizmetlerinin ikamesi haline gelen, Whatsapp, Skype, Viber gibi over–the-top (OTT) uygulamalarının, gelirleri üzerindeki etkisini çeşitli trafik yönetimi uygulamalarıyla azaltma eğiliminde. Yakın geçmişte, ABD ve AB’de yasallaşan şebeke tarafsızlığı düzenlemeleri, mobil operatörlerin şebekeleri üzerinden geçen trafiği yönetme kabiliyetlerini büyük ölçüde kısıtlasa da, rekabet hukuku ihlallerine dair riskleri  ortadan kaldırmış değil.

appsBurada sadece kısa bir özetini sunacağımız bir çalışmada, mobil hizmetlerde şebeke tarafsızlığı ve trafik yönetimi uygulamalarını  rekabet hukuku çerçevesinde ele aldık. Henüz Türkiye için somut bir şebeke tarafsızlığı düzenlemesi söz konusu olmasa da, yaptığımız çalışmada, ABD ve özellikle AB uygulamalarının takip edileceğini varsaydık. Mobil işletmecilerin tek taraflı veya içerik sağlayıcılar ile birlikte girişebilecekleri eylemleri, Rekabet Kanunu’nun 4. ve 6. maddeleri çerçevesinde değerlendirmeye çalıştık.

Mobil işletmeciler ve OTT hizmet sağlayıcıları

İnternetin yaygınlaşması, telekomünikasyon endüstrisini çok hızlı bir şekilde değiştirmiştir. Özellikle, mobil internetteki hızlı yaygınlaşma, o pazardaki tüm oyuncuların rollerinin yeniden tanımlanmasına ve buna bağlı olarak da, pazardaki oyuncuların iş modellerini gözden geçirmelerine sebep olmuştur. 3. ve 4. nesil iletişim teknolojilerine geçilmesi, akıllı telefonların kullanımının artması ve katma değerli hizmetlerin yaygınlaşması, mobil iletişimde değer zincirine farklı halkalar eklemiş, bazı halkaların da işlevini azaltmıştır. Bugün bu durumun en somut kanıtı, çoğunluğu “OTT” olarak nitelendirilen ve mesajlaşma, ses, vb. hizmetleri birçok farklı form ve teknoloji ile kullanıcılara sunan hizmet sağlayıcıların, mobil işletmecilerin mevcut iş modellerini tehdit ediyor olmasıdır.

OTT’ler, hem ülkenin hem de mobil iletişim endüstrisinin gelişmişlik düzeyine göre, mobil işletmecileri belli bir sırayı takip eden süreçler ile etkilemektedir. Örneğin geçtiğimiz yıllarda ABD, Japonya ve birçok Batı Avrupa ülkesinde ses gelirlerinde büyük düşüşler gerçekleşmiştir. Mesaj gelirleri ise, İtalya ve İspanya gibi güney Avrupa ülkelerinde azalmaya başlarken, İngiltere, Fransa ve ABD gibi ülkelerde mesaj gelirlerindeki azalış belli bir doygunluğa ulaşıp ivmesini yitirmiştir. Oysa, gelişmekte olan birçok ülkede penetrasyon oranlarının göreceli olarak düşük seviyelerde olması fakat artan bir trend izlemesi, bahsedilen gelir kalemlerinde hala artış olduğunu göstermektedir. Bu noktada, şöyle bir tespit yapmak yerinde olur: Penetrasyon seviyesinin doygunluğa erişmesi ve daha çok veri taşıyabilen mobil teknolojilerinin yaygınlaşması ile birlikte, mobil işletmecilerin önce mesajlaşma hizmetlerinden, sonrasında ise ses hizmetlerinden elde ettikleri gelirlerde belirgin düşüşler yaşanmaktadır.  Penetrasyon seviyesinin henüz doygunluktan uzak olduğu ülkelerde, bu süreç ötelenmiş gibi gözükse de, 4. nesil mobil teknolojilerin yaygınlaşmasının süreci hızlandırması muhtemeldir.

Türkiye’deki durum

Türkiye’deki mobil iletişim pazarına bakıldığında, mobil işletmecilerinin ses ve mesajlaşma hizmetlerini sağlama rolünün giderek azaldığını, mobil internet hizmetleri sağlama rolünün ise  hızla ön plana çıktığını görmekteyiz. Zira, 2008 yılında gelirlerinin %80’ini ses, %1,26’sını veri hizmetlerinden elde edilen işletmeciler, 2015 yılı üçüncü çeyreği itibariyle bu gelirlerin %52’sini ses, %35’ini ise veri hizmetlerinden elde eder hale gelmiştir. 2008 ile 2015 arasında gelir yapısında yaşanan bu dramatik değişimin, önümüzdeki dönemde de 4. nesil mobil iletişim teknolojisine geçilmesi ve OTT hizmetlerinin yaygınlaşmasıyla devam etmesi beklenmektedir.

Yukardaki açıklamalar dikkate alındığında, hem Türkiye’de hem de diğer ülkelerdeki mobil işletmecilerinin yakın zamanda yeni iş modelleri geliştirmek zorunda kalacağı aşikardır. Söz konusu bu yeni iş modellerinin ise, rekabet hukuku sorunlarına yol açması ve yeni yasal düzenlemeler gerektirmesi muhtemeldir.

Gelişmiş ülkelere kıyasla Türkiye’nin yukarıda bahsettiğimiz süreçleri daha  geriden takip etmesi, bizlere diğer ülkelerin deneyimlerden yararlanma fırsatı tanımaktadır. Burada özetini sunduğumuz çalışma, bahsedilen bu fırsatın değerlendirmesine katkı yapmak amacıyla kaleme alınmıştır. Çalışmada, diğer ülkelerin bilgi ve deneyimleri rekabet hukuku kuralları çerçevesinde ele alınmıştır. Bu dönüşümde kilit rol oynayan ve birbirleriyle ilintili iki mesele, şebeke tarafsızlığı ve trafik yönetimi, mobil hizmetlerin sunulduğu pazarın doğası dikkate alınarak, uygulamaya ışık tutacak bir şekilde incelenmiştir.

Şebeke tarafsızlığı düzenlemelerine rağmen devam eden rekabet ihlali riskleri

İşletmecilerin veri trafiğini yönetme kabiliyetlerinin kısıtlanmasını öngören şebeke tarafsızlığı düzenlemeleri, 2000’li yılların ortalarından itibaren hararetli bir şekilde tartışılmaktadır. Tartışmanın farklı taraflarının savunduğu fikirler keskin bir şekilde birbirinden ayrılsa da, 2015 yılında, küresel olarak iletişim endüstrisini etkileme kapasitesine sahip iki coğrafyada (ABD ve AB’de), mobil iletişimi de içine alan şebeke tarafsızlığına dair düzenlemeler yasallaşmıştır. Söz konusu öncül düzenlemeler, bir yandan şebeke işletmecilerinin engelleme veya yavaşlatma gibi dışlayıcı faaliyetlerini yasaklarken, diğer yandan da belirli ölçülerde veri trafiğini yönetmelerine imkan tanımaktadır. Bu özelliğiyle söz konusu öncül düzenlemeler, mobil işletmecilerin girişebileceği rekabete aykırı muhtemel eylemleri tamamen engelleyici bir niteliğe sahip değildir.

Çalışmada, işletmecilerin faaliyet gösterdiği pazarın çift taraflı olma özelliği de dikkate alınarak, mevcut şebeke tarafsızlığı kuralları ve mobil işletmecilerin uygulaması muhtemel trafik yönetimi faaliyetleri düşünülerek bir analiz yapılmaya çalışılmıştır. Her ne kadar henüz Türkiye’de şebeke tarafsızlığına dair açık bir düzenleme yoksa da, Türkiye’deki düzenleyici kurumun AB’deki uygulamaları izleyeceği öngörüsü dikkate alınmıştır. Analiz, (1) mobil işletmecilerinin olası tek taraflı rekabeti kısıtlayıcı faaliyetlerini ve (2) OTT hizmet sağlayıcıları ile girişebilecekleri dikey anlaşmaları dikkate alarak , Rekabet Kanunu’nun 4. ve 6. maddeleri çerçevesinde yapılmıştır. Analiz boyunca, mobil işletmecilerin belirlenen pazarlarda hangi iktisadi amaçlarla, nasıl etkiler yaratabileceği ortaya koyulmuştur.

Varılan sonuçlardan ilki, faaliyet gösterilen pazarın çift taraflı olması sebebiyle, mobil işletmecilerin tek taraflı eylemler (engelleme, zorlaştırma, ilave ücret talep etme vs.) yoluyla, kullanımı yaygın olan OTT’lerin faaliyetlerini zorlaştırılmasının mümkün olmadığı yönündedir. Ancak, tüm mobil işletmeciler beraber hareket ettiği takdirde bu gibi eylemlerin başarıya ulaşma ihtimali vardır. Fakat, teşebbüslerin ortak bir uzlaşı çerçevesinde bu gibi eylemlerde bulunması Rekabet Kanunu’nun 4. maddesinin ihlali anlamına gelecektir.

Çalışmada sunulan ikinci sonuç, yakın gelecekte, özellikle yüksek hizmet kalitesi gerektiren OTT hizmetleri bakımından, işletmeciler ile hizmet sağlayıcılar arasında önceliklendirme ve diğer bazı trafik yönetimi hizmetlerine ilişkin tedarik anlaşmaları akdedilmesine işaret etmektedir. Bu tür anlaşmalar, pazar gücüne sahip işletmeciler ve/veya OTT hizmet sağlayıcıları açısından rakiplerini dışlamak suretiyle kötüye kullanıma dair önemli riskler barındırmaktadır.

Çalışmanın tam metni için buraya tıklayınız.

Emin Köksal
EminKoksal.com
@EminKoksal


[Photo credit: Flickr]

Avrupa’nın en zayıf internet pazarına sahip olmak bir kader midir?

Telekomünikasyon alanındaki serbestleşmenin üzerinden 10 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen, Türkiye’deki genişbant internet pazarı hala Avrupa’daki en düşük penetrasyon oranına ve görece en az rekabete sahip olan pazar konumunda. Av. Şahin Ardıyok ile birlikte yeni yayınladığımız bir makalede, genişbant internet pazarındaki bu zayıf performansı derinlemesine incelemeye çalıştık.

@ internetMakalede önemle üzerinde durduğumuz konulardan biri, hizmet-bazlı rekabetin önündeki kurumsal engeller oldu. Hizmet-bazlı rekabeti gözeten düzenleyici politikaların ve stratejilerin uyumsuzluğunu özellikle vurgulamaya çalıştık. Pazarda rekabetin tesis edilmesi için uygulanmaya çalışılan ve yerleşik operatörün şebekesinin adım adım diğer operatörlere açılması prensibine dayanan “yatırım merdiveni” yaklaşımının önündeki siyasi, bürokratik ve kurumsal kısıtlamaları sıraladık.

Nerdeyse 10 yıllık bir sürenin, etkin bir düzenleyici politika olmadan, sadece yerleşik operatörün şebekesini diğer internet servis sağlayıcılara açmaya çalışmakla geçtiğini ortaya koyduk. Sonuç olarak, yapılanların ya da yapılamayanların sadece hizmet-bazlı rekabeti başarısız kılmakla kalmadığını, aynı zamanda şebeke-bazlı rekabeti de geciktirdiğini gördük.

Fakat, son dönemde Türkiye’de genişbant internet pazarında, özellikle fiber ekseninde meydana gelen gelişmelerin şebeke-bazlı rekabetin başlangıcına işaret ettiği de gözümüzden kaçmadı. Makalede bu tür bir rekabetin tesis edilmesine dair potansiyeli ve engelleri de ele almaya çalıştık. Pazar koşullarının ve bu alandaki düzenleyici politikaların detaylı bir analizi sonucunda, şebeke-bazlı rekabeti harekete geçirebilecek politika önerilerini ve etkili olabilecek faktörleri sıraladık.

Aşağıda tam referansını verdiğimiz makaleyi e-posta yoluyla bizlerden isteyebilirsiniz.

Şahin Ardıyok, SArdiyok@baseak.com; Emin Köksal, emin.koksal@eas.bau.edu.tr

Köksal, E., & Ardıyok, S. (2015). Reviewing regulatory policy for broadband in Turkey: The failure of service-based competition and the prospect of facility-based competition. Competition and Regulation in Network Industries, 16(4), 354–377.

 

Emin Köksal
EminKoksal.com
@EminKoksal


[Photo credit: Flickr]

Bazı şeyler paylaştıkça artar!

OFCOM’un telekom altyapısının paylaşımı konusundaki görüşlerini Emin Köksal aktarıyor.

Geçtiğimi hafta İngiltere’nin iletişim endüstrisini düzenlemekle görevli otoritesi OFCOM’un hazırladığı “Dijital İletişimin Stratejik Değerlendirilmesi” raporunun ilk sonuçları açıkladı. Raporda yer alan en çarpıcı görüş, ülkedeki  kablolu iletişim altyapısının alternatif operatörlerin de kendi fiber yatırımlarını yapacak şekilde paylaşılması yönündeydi.

OFCOM, 2006 yılında British Telecom’un (BT) ile yaptığı bir anlaşma ile  “Openreach” adında BT’nin iştiraki olan, fakat ayrı bir yönetime sahip bir girişimin hayata geçmesini sağladı. Bu tür bir girişimin kurulmasındaki amaç, ev ve işyerlerine ulaşan kablolu iletişim ağının bakım ve gelişimi işini tamamen Openreach’e vererek, BT’nin yanında, alternatif operatörlerin de son kullanıcılara etkin bir şekilde erişebilmesine imkan sağlamaktı. Böylelikle hizmet bazlı rekabetin gelişmesi amaçlanıyordu.

16649920968_f671108c56_zBugün, Openreach’in, çoğu alternatif operatörlerden oluşan 500’ün üzerinde servis sağlayıcısı konumunda müşterisi var. Ancak alternatif operatörler bugün gelinen noktada, son kullanıcılara sundukları hizmetin kalitesini arttırmak konusunda ihtiyaçları olan altyapı yatırımlarının yeterince yapılmadığını iddia ediyorlar. Bunu  da  Openreach’in, iştiraki olması sebebiyle, BT’den bağımsız bir yatırım stratejisinin olmamasına bağlıyorlar. Çözüm olarak da, Openreach’in BT’den tamamen ayrılmasını savunuyorlar.

Geçtiğimiz hafta ilk sonuçları açıklanan rapora bakıldığında ise, Openreach’in BT’den olabildiğince bağımsız bir şekilde yatırım ve yönetim kararlarını alınmasına önemi bir vurgu yapılırken, herhangi bir ayrıştırmadan bahsedilmiyor. Ancak, alternatif operatörlerin Openreach’in sorumluluğundaki kablolu iletişim altyapısındaki kanalların alternatif operatörlerin kendi fiber yatırımlarını yapabilmelerini teşvik edecek şekilde paylaşılması ifade ediliyor. Bu durum, Openreach’in BT’den tamamen ayrılması yönünde beklentilere sahip alternatif operatörler için bir teselli ikramiyesi niteliğinde. Henüz sadece ilk sonuçları açıklanan ve tamamı açıklandığında daha da çok tartışma yaratacak bu rapor hakkındaki yorum hakkımızı saklı tutarak, biz yurda dönelim.

Bizde, Bilgi Teknolojileri ve İletişimi Kurumu’nun (BTK) 2011 yılında ilan ettiği eve/binaya kadar fiber erişimi yatırımlarının paylaşım zorunluluğunun dışında tutulmasına dair süreli düzenlemenin sonuna gelmek üzereyiz. BTK’nın yakın zamanda bu yatırımı yapmış olan işletmecilere nasıl bir paylaşım yükümlülüğü getireceğini merakla bekliyoruz.

Sokaklardaki altyapının paylaşımı konusunda ise, 2012 yılı sonunda ilgili bakanlığın çıkardığı yasal düzenlemenin henüz meyvelerini verdiğini söylemek oldukça güç. Düzenlemenin ardından BTK’nın belirlediği usul ve esaslar, 2015 yılı Ağustos’unda alternatif operatörlerin geri bildirimleri çerçevesinde revize edilmesine rağmen henüz kayda değer bir alternatif operatör yatırımını göremedik. 4.5G’ye geçiş sürecinde daha da alevlencek  paylaşım üzerine  tartışmaları ise, hep birlikte izleyip göreceğiz.

Emin Köksal
EminKoksal.com
@EminKoksal


[Photo credit: Got Credit]

İngiltere’de 4G İhalesi Sonuçlandı

İngiltere’de düzenleyici otorite OFCOM’un rekabete ilişkin endişeleri dolayısıyla, Avrupa’nın geri kalan ülkelerine kıyasla oldukça geciken 4G ihalesi en sonunda sonuçlandı.

Detaylar Barış Yüksel’in yazısında.

İngiltere’de düzenleyici otorite OFCOM’un rekabete ilişkin endişeleri dolayısıyla, Avrupa’nın geri kalan ülkelerine kıyasla oldukça geciken 4G ihalesi en sonunda sonuçlandı. İhale sonucunda, üzerinden 4G hizmetlerin sunulacak frekanslar 5 oyuncu arasında paylaşıldı. Pazarda 5 oyuncunun birden hizmet sunabilmesinin sağlanması ise en azından şimdilik OFCOM’un rekabetçi kaygılarının biraz olsun giderildiğini gösteriyor.

BOS005653İhale kapsamında 800 MHz ve 2.6 GHz frekans bandından toplamda 250 MHz’lik frekans satışa sunuldu ki bu rakam İngiltere’nin ihale öncesi kullanılan toplam frekansının 2/3’üne denk geliyor. Yani bu ihale sonucunda İngiltere’de mobil işletmecilerin kullanımına tahsis edilmiş frekansların miktarın neredeyse iki katına çıktı diyebiliriz.

Daha önce analog televizyon yayıncılığına tahsis edilmiş olan 800 MHz frekansı özellikle çok geniş bir kapsama alanı sağlaması dolayısıyla altın frekans olarak adlandırılıyor. 2.6 GHz frekansı ise daha çok işletmecilerin kapasite kaygılarını gidermek için kullanılıyor. İhale sonucunda İngiltere’de mobil pazarın önemli oyuncularından Telefonica, Vodafone ve H3G hem 800 MHz hem de 2.6 GHz frekansı elde ederken, pazarın en küçük oyuncusu konumunda olan ve esasen tüketicilere mobil internet hizmeti sunan H3G yalnızca 800 MHz frekansı elde etti. Pazara ilk kez bu ihale ile dahil olan BT iştiraki Niche Spectrum Venture (NSV) ise sadece 2.6 GHz frekansı satın aldı. BT zaten önceden de mobil pazara girme gibi bir amacı olmadığını çok açık bir biçimde dile getirdiğinden NSV’nin bu frekansı kullanarak tam olarak nasıl bir hizmet vereceği sorunun cevabı henüz tam olarak belli değil. Ancak genel kanı BT’nin bu frekansı özellikle sabit genişbant hizmetlerinin bazı nedenlerde sunulamadığı yerlerde tamamlayıcı hizmetlerin sunumu için kullanacağı yönünde.

İhale sonucunda toplamda 2.341.113.000 £ gelir elde edilmiş ve en fazla spektrumu toplamda 790 milyon £ ödeme yapan Telefonica elde etmiş. İhale sonrasında, 2017 yılına kadar İngiltere’nin tamamına 4G hizmetlerin götürülmesi bekleniyor.

İhale ile ilgili belki de en dikkat çekici husus ise ihale  bedelinin düşüklüğü.

Zira devletin en azından 3.5 milyar £ gelir beklediği ihalenin ne derece büyük bir hayal kırıklığı olduğu esas olarak 2000 yılında gerçekleşen 3G frekans ihalesi ile bir karşılaştırma yapıldığı zaman gözler önüne seriliyor. 2000 yılındaki ihalede, satılan frekans miktarı daha düşük olmasına rağmen, işletmeciler toplamda 22 milyar £ ödeme yapmışlardı. Piyasa analistleri bu durumu mobil işletmecilerin artık akıllandığı şeklinde yorumluyorlar. Zira gerçekten de 3G hizmetleri bakımından gerek düzenleyici otoritenin müdahaleleri gerekse de yaşanan aşırı rekabet, işletmecilerin umdukları karların yanına bile yaklaşamamaları sonucunu doğurmuştu.

Ancak her ne kadar elde edilen ihale gelirleri düşük olsa da, sonuçta ortaya çıkan rekabetçi pazar yapısında 4G hizmetlerinin hızla yaygınlaşması ve bu sayede İngiliz tüketicilerinin ciddi faydalar sağlaması da kuvvetle muhtemel. 4G’nin gerçekten tüm beklentilere cevap verecek kadar önemli bir hizmet olup olmadığı sorusu ile henüz yanıtlanabilmiş değil. Nitekim 4G teknolojisi ile sunulan hizmetlerin potansiyeli çok yüksek olsa da henüz bu potansiyelin dünyanın herhangi bir yerinde tam anlamıyla kullanıldığını da söylemek mümkün değil.

2012 Rekabet Raporu

Rekabet Kurumu, birçok sektörü mercek altına aldığı Rekabet Raporu’nu açıkladı.

Rekabet Kurumu, birçok sektörü mercek altına aldığı Rekabet Raporu’nu açıkladı. Biz de her bir sektörü ayrı ayrı değerlendirdik.

Elektrik piyasasından doğal gaza, taşımacılık endüstrisinden bankacılığa, telekomünikasyondan hızlı tüketim ve ilaca kadar 11 başlığı kapsayan Rapor, Kurum’un 15. Kuruluş Yıldönümünde ele alındı ve ardından yayınlandı.

“Daha kat edeceğimiz yollar var.”

Toplantının açılışında konuşan Rekabet Kurumu Başkanı Nurettin Kaldırımcı, geçen 15 yıllık sürede Türkiye’nin rekabet hukuku ve politikasının kurumsallaşması açısından çok önemli mesafeler aldığını, ancak rekabetçi bir ekonomi olma konusunda daha kat edilecek yollar olduğunu ve bunların arasında Rekabet Kanunu Tasarısı’nın yasalaşmasının da bulunduğunu belirtti.

Rekor para cezaları

Rekabet Kurumu’nun 15 yıllık geçmişinde 172 soruşturma tamamlanmış durumda; sıranın başında ulaştırma ve gıda sektörleri olmak üzere, bunları inşaat ve sağlık sektörleri izliyor. Bu soruşturmalar sonucunda 800 Milyon TL kadar para cezası uygulandı ve bu cezaların 450 milyon TL’lik bir kısmı 2011 yılına ait.

Hangi sektörler incelendi?

Kurum’un 2012 Rekabet Raporu’nda incelenen sektörlerin her birini detaylarıyla önümüzdeki günlerde ele alacağız. Şimdilik yalnızca başlıklarına bakarsak:

  • Elektrik piyasası
  • Doğalgaz piyasası
  • Havayolu taşımacılığı endüstrisi
  • Denizyolu taşımacılığı endüstrisi
  • Demiryolu taşımacılığı endüstrisi
  • Karayolu yolcu taşımacılığı piyasası
  • Genişbant İnternet erişim piyasası
  • Dijital platform işletmeciliği piyasası
  • Bankacılık piyasası
  • Beşeri ilaç endüstrisi
  • Hızlı tüketim malları perakendeciliği piyasası

RK: Türk Telekom’un Perakende İnternet Hizmeti Sunması BTK’nın Yetkisindedir (!?)

İşlem Rekabet Kanunu kapsamında mı, değil mi?

Rekabet Kurulu, halihazırda TTNET tarafından verilen perakende seviyede internet hizmetinin aynı zamanda Türk Telekom tarafından da sunulması işlemine menfi tespit belgesi verilmesi talebiyle ilgili olarak işlemin Rekabet Kanunu kapsamında olmadığına karar verdi.

Türk Telekom’un özelleştirilmesi sürecinde Rekabet Kurulu’nun görüşü alınmış ve Kurul tarafından Türk Telekom’un perakende internet servis sağlayıcılığı hizmetinin ayrı bir tüzel kişiliğe kavuşturulması gerektiği belirtilmişti. Bunun üzerine Türk Telekom söz konusu şartı yerine getirmek için perakende internet erişim hizmetlerini devretmek üzere TTNET’i ayrı bir tüzel kişilik olarak kurmuştu.

Belirtmek gerekir ki, Türk Telekom Kurul’un yukarıda belirtilen kararından hareketle perakende seviyede internet hizmeti sağlayamıyor. Türk Telekom’un bu nedenle yaptığı menfi tespit talebinin değerlendirildiği kararda Kurul, BTK’nın ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın da görüşlerini aldı.

BTK görüşünde genel olarak Türk Telekom’un perakende seviyede internet erişim hizmetleri sunmaya başlaması durumunda internet erişimi pazarında ortaya çıkabilecek çapraz sübvansiyon, fiyat sıkıştırması, ayrımcılık gibi rekabeti bozucu uygulamaların tespitinin çok daha güç hale gelebileceği gibi hususlar üzerinde duruluyor. Ayrıca, BTK’nın daha önce Kurul’un görüşünü dikkate alarak Türk Telekom’un perakende internet hizmeti sağlama yönündeki talebini reddettiği biliniyor.

Kurul tarafından yapılan değerlendirmede regülasyona tabi piyasalarda hakim durumdaki dikey bütünleşik bir teşebbüsün çeşitli rekabet ihlallerinde bulunabileceği, ayrıca Türk Telekom’un BTK tarafından çeşitli öncül düzenlemelere tabi tutulsa da, perakende genişbant internet hizmetleri pazarında dikey bütünleşik olarak faaliyete başlamasının rekabet üzerinde bazı olumsuz etkilerinin olabileceği belirtildi.  Sonuç olarak, Karar’da söz konusu işlemin rekabetçi endişeler oluşturduğu açıkça belirtilmesine rağmen Kurul tarafından yapılan değerlendirmede işlemin Rekabet Kanunu kapsamında olmadığına karar verildi.

Türk Telekom’un özelleştirilmesi sürecinde, perakende seviyede internet hizmeti sağlayamayacağı yönünde görüş bildiren Kurul’un, bu fikrinde artık tereddüt yaşadığı görülüyor. Ayrıca, Kurul bu konudaki yetkinin BTK’da olduğunu açıkça belirtmemesine rağmen işlemin Rekabet Kanunu’nun kapsamında olmadığını ifade ederek topu BTK’ya atmakta.