Amaç mı? Etki mi?

Rekabete aykırı bir anlaşmanın/hükmün per se ihlal mi yoksa etki analizine tabi tutularak değerlendirilmesi gerektiğine yönelik tartışmalar/kararlar daha önce pek çok defa ele alındı. Özellikle Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Anlaşma’nın 102. maddesi bakımından etki bazlı ve tüketici refahına odaklanan yaklaşımların benimsenmesi de bu tartışmaların başında yer alıyordu.

Benim bugün kısaca bahsedeceğim karar ise, aynı Anlaşma’nın 101. maddesi bakımından rekabet etmeme yükümlülüklerinin nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin.

Adalet Divanı, bir gıda perakendecisi olan SIA Maxima Latvija (“Maxima”)’nın alışveriş merkezleri ile yapmış olduğu anlaşmalarda bulunan rekabet etmeme hükümlerini Anlaşma’nın 101. maddesine göre ele aldı ve ilgi çekebilecek bir yönde görüş verdi.

1006153_485136288236276_66855930_nLetonya Rekabet Otoritesi, Maxima’nın alışveriş merkezleri ile yaptığı anlaşmalarda bulunan, ana kiracı olarak, rakip perakendecilerin aynı alışveriş merkezi ile yapacağı kira sözleşmelerini engelleyebileceği hükmünün “amaç” bakımından rekabeti sınırlayıcı olarak nitelendirmişti. İtirazlarının reddedilmesi üzerine Maxima şansını Letonya Yüksek Mahkemesi nezdinde denemiş ve konu Adalet Divanı’na taşınmıştı.

Olayda, öncelikle 101. maddeye göre bir anlaşmanın amaç bakımından rekabeti ihlal edici niteliği olup olmadığı değerlendirmesinde göz önüne alınacak kriterler belirleniyor. Daha önce alınan kararlardan hareketle, bir anlaşmanın amaç bakımından rekabeti ihlal etmesi teşebbüsler arasındaki işbirliğine bakılabileceği ve ilgili anlaşmanın pazardaki etkisini ölçmeye gerek kalmaksızın rekabete aykırı olabileceği hatırlatılıyor.  Bununla birlikte, Maxima’nın taraf olduğu sözleşmelere benzer şekilde, içeriğinde rekabet etmeme yükümlülüğü olan anlaşmaların doğrudan rekabeti engelleyici amaca dayanak olarak gösterilemeyeceği dile getiriliyor.

Adalet Divanı, rakiplerle yapılacak kira sözleşmelerinin engellenmesi yönündeki hükmün tek başına ilgili pazarda rakibin dışlanması olarak nitelendirilemeyeceğinden hareketle bahsi geçen sözleşmelerin de rekabeti ihlal edip etmediğinin tespiti için pazardaki etkisinin analiz edilmesi gerektiğini belirtiyor. Bu analiz için de öncelikle, anlaşmaların hem hukuki hem hukuki hem de iktisadi anlamda değerlendirmeleri yönündeki gereklilikten bahsediliyor. Bu bağlamda, örneğin ilgili arsanın konumu, pazardaki oyuncu sayısı ve büyüklüğü, pazarın yoğunluk derecesi ve müşteri sadakati gibi hususların da incelemeye dahil edilmesinden bahsediliyor. Yapılan değerlendirmenin yanında, pazarın gerçekten rakibe kapatılıp kapatılmadığının tespiti bakımından da taraf teşebbüslerin pazardaki konumları veya anlaşma süresinin de değerlendirmede dikkate alınması gerektiği vurgulanıyor.

Deutsche Bahn bu sefer gecikti…

Tazminata yönelik ihtilaflarda dava açma süresine ilişkin olarak bir değerlendirme… Sercan Sağmanlıgil anlattı.

Morgan Crucible, 2003 yılında AB Komisyonu tarafından cezalandırılan karbon ürünleri kartelinde ihbarcı konumundaydı. Yasa dışı bir karteli ihbar etmesi neticesinde ceza almaktan kurtulan Morgan Crucible şirketi, haliyle verilen kararı Mahkemeye taşımayı tercih etmemişti. Bir diğer deyişle, Morgan Crucible hoşnutsuz kartel mağdurları tarafından tazminat davasına konu edilebilir bir konumdaydı.

Front view of punching fistGeçtiğimiz hafta Londra’da Yüksek Mahkeme Deutsche Bahn’ın Morgan Crucible aleyhine açtığı tazminat davasına ilişkin yaptığı değerlendirmede, yapılan başvurunun süresi içerisinde olup olmadığını inceledi. Karteli ihbar etmesiyle ceza almaktan kurtulan ve herhangi bir yargı yoluna başvurmayan Morgan Crucible ile, aldıkları cezaları Mahkemeye taşıyan kartelin diğer üyelerine tazminat davası açılmasına ilişkin süreler ne zaman başlayacak sorusu gündeme gelmektedir. Zira, eğer Deutsche Bahn tarafından açılan davanın süresinin Morgan Crucible’nın ihbarcı konumuyla ceza almayacağına ilişkin verilen tarihte başladığı kabul edilirse, Deutsche Bahn tarafından açılan dava 4 yıl kadar gecikmiş olacak.

Yüksek Mahkeme yargılama sonucu verdiği kararda, diğer kartel üyeleri tarafından temyiz yoluna gidilmiş dahi olsa, Morgan Crucible şirketine ilişkin hükmün etki ve sonuçlarını doğuracak şekilde kesinleştiği, bu noktada kartel üyelerine uygulanan farklı yaptırımların farklı sürelere tabi olabileceğini, dolayısıyla Deutsche Bahn tarafından yapılan başvurunun dava açma süresi içerisinde olmadığı ifade edilmiştir.

Kartel Dokümanlarının Üçüncü Kişilere Açılması

Kartel dokümanları üçüncü kişilere açılabilir mi?

Bu soruyu Can İtez yanıtlıyor.

Avrupa Adalet Divanı, Donau Chemie hakkında verdiği karada Avusturya Rekabet Otoritesi’nin (ACC) kartel dokümanlarının üçüncü kişilerin erişimine açılması konusunda uyguladığı hükmün Avrupa Birliği mevzuatına uygun olmadığına karar verdi.

BOS001926Konu dahilindeki kartel soruşturması, Avusturya baskı (matbaa) kimyasallarının toptan dağıtımı pazarında kartel oluşturulduğuna dair iddialar üzerine başlamıştı. Soruşturma sonunda ACC, kartel üyelerine para cezası vererek soruşturmayı karara bağladı. Bunun üzerine bir tüketici derneği soruşturma dokümanlarına erişim için ACC’ye başvuruda bulundu. Ancak ACC ülkenin hukuk kuralları çerçevesinde soruşturma taraflarının her birinin rızası bulunmadan bu talebin karşılanamayacağını gerekçe göstererek tüketici derneğini geri çevirdi. Keza, kartel dokümanlarının tüketici derneğine açılması konusunda yalnızca Avusturya Federal Kartel Otoritesi rıza göstermiş, kartel üyeleri gibi soruşturmanın geri kalan tarafları bu talebi kabul etmemişlerdi.

Bunun üzerine ACC, Avrupa Adalet Divanına söz konusu hükmün AB mevzuatına uyumluluğu konusundaki soruyu yöneltti. Divan, “Courage and Crehan”, “Manfredi” ve “Pfeiderer” kararlarına referansla, tazminat taleplerine uygulanabilecek olan ülke mevzuatının kullanımının fiilen imkansızlaştırılmaması gerektiğini belirtti.

Karara göre, üçüncü kişilerin dokümanlara erişim talebinde bulundukları zaman ülkesel kurallar menfaatlerin dengelenmesi adına somut olay özelinde değerlendirme yapmaya imkan vermelidir. Bu noktada menfaat dengesi ile kast edilen, soruşturma taraflarının gizlilik menfaati ile toplum yararının gözetilmesi arasında ortaya çıkan bir tercih zorunluluğunun varlığıdır. Menfaatler dengesindeki oynama ya da değişim ise müdahale yoluyla mevcut durumda (hukuk kurallarının önerdiği şekilde) dengede ağır basan tarafın menfaatlerinden ziyade diğer menfaat gurubunun faydasını gözetecek şekilde ortaya çıkan düzenlemedir. Bu durumda mevcut kurallar çerçevesinde meşru olan gizlilik hakkının tamamen ortadan kaldırılmaması ya da ACC’nin alacağı kararların ülkesel kurallar ile tezat oluşturmaması adına belli koşulların sağlanması (örneğin toplum yararı) durumunda, menfaat dengesinin değişimi somut olay özelinde bir değerlendirmeye tabi tutularak gerçekleştirilecektir. ADD verdiği kararda, kartel dokümanlarının üçüncü kişilerin erişimine açılmasının – ve kamu yararı menfaatinin gözetilmesi ihtimalinin kanunen desteklenmesinin – pişmanlık (lenniency) programının etkin bir şekilde uygulanması açısından önemli bir durum olduğu açıklamasını da eklemiştir.