İlerlemeye devam!

AB İlerleme Raporu’nu anlatmaya devam ediyoruz. Can İtez ve Tolga Aytemizel, enerji konusunu ele aldılar.

Rekabet faslıyla başladık, enerji ile devam ediyoruz İlerleme Raporu’na.

Türkiye için enerji piyasalarında 2013 yılı hareketliydi; özellikle yeni Elektrik Piyasası Kanunu ve paralel olarak hazırlanan yeni yönetmelikler, doğalgazda serbest tüketici olmamız (biz tüketicilerin), nükleer enerji programı tartışmaları gibi… Avrupa Birliği de İlerleme Raporu’nda enerji piyasalarının akıbeti konusunda bu konulara ve daha fazlasına dikkat çekiyor. Önceki İlerleme Raporlarına kıyasla bu sene daha olumlu bir not aldık mı yoksa derdimizin biri biterken öbürü mü başladı?

Kimi konularda evet kimi konularda hayır, buyurun Birliğin gözünden başlıklar ve gözlemler ile Türkiye enerji piyasalarında gösterilen ilerleme/ilerlememeyi inceleyelim:

  • Arz güvenliği konusunda, Türkiye’de doğalgaz satışı, Türkiye üzerinden doğalgazın transit geçişi gibi konuları kapsayan, Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı Projesi’nin hükümetler arası anlaşması Türkiye ve Azerbaycan arasında imzalandı. Aynı zamanda bu hattın Trans Adriyatik Boru Hattı ile birleştirilme kararı ile doğalgazın batıya dağıtımı konusuna değinildi.
  • Raporda Türkiye’nin özellikle yeni Elektrik Piyasası Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile piyasadaki rekabetin artırılması ve AB uyumu konusunda ilerleme kat ettiği ve genel olarak yaşanan gelişmelerin tatmin edici olduğu kaydediliyor.  Bu bağlamda EPİAŞ’ın kurulması, 2013 yılı için serbest tüketici alt limitinin düşürülmesi (ve 2015’te ortadan kaldırılmasının planlanması) olumlu değerlendirilmiş. Bunun yanında dağıtım şirketlerinin incelenmesi ve denetlenmesi görevinin EPDK’dan alınarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na verilmiş olmasının AB müktesebatına uygun düşmediği belirtilmiş.
  • Doğalgaz piyasalarında geçmiş yıllarda da sıkça konu edilen mevzuattaki uyumsuzluklar yine bu raporda da dile getiriliyor. Ancak tüm tüketicilerin 2013 yılı itibari ile serbest tüketici statüsüne kavuşmaları ve doğalgaz ithalatında özel sektör payının %25’e çıkması raporda olumlu tarafta yer buluyor.
  • Yenilenebilir enerji konusunda ise var olan teknolojilerin geliştirilmesi için ARGE projelerine uygulanacak yönetmeliğe yer verilip, kullanımlarının hızlanması için rüzgar ve güneş enerjisine dayalı lisans başvurularına ilişkin ölçüm standartlarında yapılan değişiklik yer alıyor. Ayrıca, 2012 sonunda yenilenebilir kaynaklardan elde edilen elektrik enerjisinin toplama oranının 2011 yılına kıyasla %26’dan %27,6’ya çıktığı belirtildi.
  • Enerji verimliliğinde danışmanlık şirketlerinin yetkilendirilmesine devam edilmesine yer verilirken Enerji Verimliliği Strateji Belgesindeki hedeflerin tamamlanması için kurumsal anlamda daha koordineli bir eylem planının gerekliliğinin altı çiziliyor.
  • Raporda son olarak nükleer güvenlik ve radyasyondan korunma konusunda Türkiye’nin Japon-Fransız ortaklığı tarafından Sinop’ta kurulacak ikinci nükleer santralle nükleer programına devam etmesi yer alıyor. Bunun yanında, Mart 2013’te Türkiye Atom Enerjisi Kurulu (TAEK) tarafından yayınlanan nükleer santrallerde radyoaktif atıkların yönetimi hakkında iki yönetmelikten bahsedilmesine rağmen mevzuattaki eksiklerin giderilmesine ve mevcut yönetmeliklerin AB müktesebatıyla uyumluluğunun doğrulanmasına gerek olduğu ifade ediliyor.

Sonuç olarak, ilerleme raporunun enerji faslında Türkiye’nin uyum düzeyi oldukça yüksek olarak değerlendirilmiş olup, özellikle elektrik piyasalarının serbestleşmesinde atılan adımların önemli ilerlemeler olduğu belirtiliyor. Öte yandan, enerjide rekabetçi bir piyasanın oluşturulması ve doğal gaz konusundaki mevzuattaki eksikliklerin giderilmesi gerektiği, enerji verimliliği ve nükleer enerji konularında AB Direktifleriyle uyum bakımından ilave çabalara ihtiyaç olduğunun vurgulanması enerji konusundaki gelişmelerin sürdürülmesi gerektiğine dikkat çekmekte.

Elektrik Dağıtım Şirketlerinin Tüketicilerden Aldığı Bedeller

Can Artüz, tüketicileri yakından ilgilendiren iki konuya açıklık getiriyor:

Faturalardaki ‘kayıp-kaçak bedeli’ ne anlama geliyor? Sayaç bedeli ve işletiminden kim sorumlu?

Aslında her şey 2011 yılında bazı elektrik dağıtım şirketlerinin faturalarda kayıp-kaçak bedelini ayrı bir kalem olarak göstermesiyle başladı.

BOS001755Bu zamana kadar faturalarda “birim fiyat” kalemi altında mevcut olan kayıp-kaçak bedeli şeffaflık amacıyla gösterilmeye başlanınca[1] tepkilerin de ardı arkası kesilmedi. Yani, zaten ödediğimiz bir bedeli açıkça görünce tüketici olarak hepimiz rahatsız olduk ve kendimize kayıp-kaçağın bedelini neden ben ödüyorum diye sorduk. Ne dersiniz, işler şeffaf değilken daha mı mutluyduk?

Şeffaflığın mutluluk getirip getirmediği bilinmez ama kayıp-kaçak bedellerinin dağıtım şirketlerince belirlenmediği ve EPDK tarafından onaylan tarifelere bağlı olduğu bir gerçek. Her ne kadar söz konusu bedeller tüketici sorunları hakem heyetlerinde ve tüketici mahkemelerinde uyuşmazlık konusu yapılsa da, EPDK’nın düzenleyici işlem niteliğindeki tarifelerine bağlı oldukları için başvurulacak yargı yolunun da idari yargı olması gerekiyor.

Kayıp-kaçak bedelleri hakkında yaptığımız bu kısa açıklamadan sonra, konuya paralel ve güncel bir konu olan sayaç değişimi mevzusuna da değinmek gerekiyor. Özellikle son günlerde basına yansıyan açıklamalar nedeniyle elektrik sayaçlarının dağıtım şirketlerince değiştirilmesi konusu kamuoyunu oldukça ilgilendiren bir hal aldı. Sayaç ücretleri çok yüksek miktarda olmasa da, abone sayısının milyonlarla ifade edildiği düşünüldüğünde toplam rakam yüz milyonları buluyor. Biz de konuya bir de güncel mevzuat çerçevesinde bakalım istedik.

Aslında bu konuda derinlemesine bir mevzuat taraması yapmaya gerek yok. Çünkü yeni Elektrik Piyasası Kanunu konu hakkında aydınlatıcı hükümler içeriyor. Kanunun dağıtım faaliyetini hüküm altına alan 9. maddesine göre dağıtım şirketleri lisanslarında belirlenen bölgelerde sayaçların okunması, bakımı ve işletilmesi hizmetlerinden sorumlu tutulmuş. Aynı maddenin 7. fıkrasına göre de sayaçların mülkiyetinin dağıtım şirketlerine ait olduğu, kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle (30.03.2013) kullanıcıların mülkiyetinde olan sayaçların işletme ve bakım hizmetleri karşılığında kullanıcılardan iz bedelle devralınacağı belirtilmiş. Ancak bu uygulamaya ilişkin usul ve esasların EPDK tarafından çıkartılacak yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmüş.

Yaşanan tartışmaların sebebi de söz konusu yönetmeliğin henüz çıkarılmamış olması. Bu süreçte dağıtım şirketlerinin değiştirdiği sayaçların bedellerini tüketicilerden alması aslında kanunun ruhuna aykırı bir uygulama olarak görülüyor. Bu noktada atılacak en doğru adım EPDK’nın bu konuda düzenleme yapmasını bekleyerek bu uygulamaya son vermek olacaktır.


[1] Doğan,B.F.: Elektrik Piyasalarında Tüketicilerden Kayıp-Kaçak ve Sayaç Okuma Bedeli Alınmasının Hukuka Uygun Olup Olmadığı ve Tüketici Sorunları Hakem Heyetinin Görev Alanına Girip Girmediği, Enerji, Piyasa ve Düzenleme Cilt:2, 2011, Sayfa 74-88.

Yeni Elektrik Piyasası Kanununa Bir Bakış

2001 yılında kabul edilmiş olan Elektrik Piyasası Kanunu değiştirilip yenilenip kesilip biçilerek yeni bir görünüme kavuştu!

Can İtez eski ve yeni kanunu karşılaştırıyor.

Türkiye 14 Mart’ta enerji piyasaları açısından önemli bir gelişmeye imza attı. Bu tarih itibariyle 2001 yılında kabul edilmiş olan Elektrik Piyasası Kanunu değiştirilip yenilenip kesilip biçilerek yeni bir görünüme kavuştu. Bu yeni görünüm şüphesiz son kanundan beri geçen 12 yılın tecrübesi ve yaşanmışlıklarına dayanmakta. Yoktan var edilen olgular, değiştirilen maddeler üzerine analizler yapılacaktır, ancak şu an genel hatları itibariyle öne çıkan değişikliklere bir göz atmakta fayda olabilir.BOS001377

  • Yeni kanunda ortaya çıkan önemli yeniliklerden birisi önlisanslardır. Önlisanslar, adından da anlaşılabileceği gibi üretim lisansı almak isteyen yatırımcılar için bir ön koşul olarak getirilmiştir. Bu ön koşul, yatırıma başlanabilmesi için edinilmesi gereken izin, onay, ruhsat, tesisin kurulacağı bölge için mülkiyet veya kullanım gibi hakları ve belgeleri edinmesi için ihtiyacı olan belirli bir vakit süresince verilmekte ve yatırımcıların üstüne bu yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde ön lisansın iptaline kadar gidebilen bir maliyet eklemektedir. Bir anlamda eski kanunun aksine, yeni kanunda yatırımın tam olarak olgunlaştığını görmeden lisansı vermekten vazgeçilmiş görünmektedir.
  • Diğer büyük gelişme ise piyasaya bir piyasa işletmecisinin tanıtılıyor olmasıdır. Nam-ı diğer EPİAŞ için tanımlanmış görevler, organize toptan elektrik piyasalarının işletilmesi, faaliyetlerin mali işlemleri, ve bu piyasalarda gerçekleştirilen mali uzlaştırma işlemleridir. Bu noktada piyasa mali uzlaştırma merkezinin varlığını sürdürüp sürdürmeyeceği belirsizliği ortaya çıkmaktadır. Yeni kanunun bir kısmında merkezi uzlaştırma kuruluşu şeklinde bir tanımlama kullanılsa da, eski kanunda düzenlenen piyasa mali uzlaştırma merkezi hakkındaki bölümler çıkarılmıştır.
  • Piyasaları ilgilendiren bir başka kritik konu ise, eski kanunda düzenlenmiş olan yaptırımların doğurduğu idari para cezalarının neredeyse istisnasız olarak tanımlanan her durum için artmış olmasıdır. Bu durum EPDK’nın piyasalarda daha caydırıcı bir rol üstleneceğinin habercisi olarak gözükmektedir.

Yeni kanun, eski kanunun piyasalara duyduğu bazı güvensizlikleri (üretim yatırımlarının arz güvenliğini sağlayamayacak olması durumunda yapılması gereken düzenlemeler gibi kanun bölümlerini) geride bırakmış, yabancı yatırımcının önüne koyulan limitler (yabancı tüzel kişilerin sektörel bazda kontrol oluşturacak kadar pay sahibi olmasını engelleyen kanun bölümü) tekrar yeni kanunun içinde düzenlenmemiştir. Bunların dışında, piyasalarda faaliyet gösteren EÜAŞ, TETAŞ, TEİAŞ gibi kuruluşların hak ve yükümlülükleri oldukça açık ve düzenli bir şekilde verilmiştir. Bir faydasının olup olmadığı tartışılabilir ama en azından kanundaki belirsizliğin önüne geçilmiştir.

Uzaktan bir bakış atıldığında yeni elektrik piyasası kanununun eskisine göre çok daha derli toplu olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu durumun hem fiziksel olarak hem de içerik olarak kastedildiğini belirtmekte yarar var. Daha uzun süre boyunca analiz edilecek, uygulamalarıyla deneyimlenecek olmasına rağmen, neticede karşımıza çıkan yeni kanunun daha sağlam bir duruş sergilediği kadar daha profesyonel bir şekilde hazırlandığını da görüyoruz.

Elektrik Üretim Tesislerinin Denetimi

Elektrik piyasasının serbestleşmesi süreci, önemli sorunları da beraberinde getirdi.

Devamı Can Artüz’ün yazısında.

Elektrik piyasasının serbestleşmesi süreci, önemli sorunları da beraberinde getirdi.

Bu bağlamda irdelenmesi gereken önemli konulardan biri, kamu hizmeti olarak değerlendirilen elektrik üretiminin, özel sektör tarafından gerçekleştirilmesi halinde kimin tarafından denetleneceği hususu.

BOS001370Bu soruya yanıt vermek için bakılması gereken kaynaklar 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun. Özellikle 4628 sayılı Kanun’un Geçici 14. maddesinin f. fıkrasında ve 5346 sayılı Kanun’un 6/c maddesinde ilk bakışta birbirine çok benzeyen düzenlemeler bulunmakta. 4628 sayılı Kanun’un ilgili maddesinde özetle elektrik enerjisi üretim tesislerinin su yapılarıyla ilgili kısmının denetiminin DSİ tarafından yapılacağı veya yetkili su yapı denetim şirketlerine yaptırılabileceği, 5346 sayılı Kanun’un ilgili maddesinde ise bu Kanun kapsamındaki elektrik üretim tesislerinin lisansı kapsamındaki inceleme ve denetimin EPDK tarafından yapılacağı veya yetkilendirilecek denetim şirketlerine yaptırılabileceği düzenleniyor.

Her iki düzenlemede de bu denetim şirketlerinin sağlaması gereken koşullar ya da denetimin kapsam, usul ve esaslarının çerçevesi Kanun’da çizilmemiş, sadece yönetmelikle düzenlenir denilmekle yetinilmiş. İşte bu düzenlemeler Anayasa Mahkemesi’nin incelemesine konu olmuş ve her iki düzenlemede de denetimin özel şirketlere yaptırılabilmesinin yolunu açan kısımlar iptal edilmiştir. Her ne kadar 4628 sayılı Kanun’un ilgili maddesine ilişkin verilen iptal kararının gerekçesi henüz açıklanmasa da, 5346 sayılı Kanun’un ilgili maddelerine yönelik gerekçeli karar 28433 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Buna göre, elektrik üretim tesislerinin denetiminin yetkilendirilecek denetim şirketlerine yaptırılabileceği şeklindeki düzenleme iptal edildi. İptalin gerekçesi ise, bu denetimin yönteminin sınırlarının çizilmediği ve bunun yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesi ile kamu hizmetlerinin gerektirdiği görevlerin memurlar eliyle görülmesi ilkesiyle bağdaşmayacağı şeklinde.

Peki, Denetimi Kim Yapacak?

Bu karar ışığında söyleyebiliriz ki, 4628 sayılı Kanuna ilişkin verilen iptal kararının gerekçelerinin de açıklanan gerekçelerle paralel olması muhtemel. Bunun sebebi ise, her iki düzenlemenin de temel olarak aynı amacı gütmekte ve aynı yöntemle bu amaca ulaşmaya çalışıyor olması.  Bu iptal kararlarından sonra ise denetim konusunda herhangi bir boşluk doğmayacağı ve denetimlerin ilgili maddelerde işaret edildiği üzere DSİ ve EPDK tarafından yapılmaya devam edileceği söylenebilir.

Ayrıca bu noktada değinilmesi gereken diğer bir husus, 4628 sayılı Kanun’un ilgili maddesine yönelik verilen iptal kararının yayımı tarihinden itibaren 6 ay sonra yürürlüğe girecek olması. Bu da, bu süreç içerisinde denetimlerin hem DSİ hem de yetkili şirketler eliyle yapılabileceği anlamını taşımakta.

Görüyoruz ki, elektrik piyasasının serbestleştirilmesi ve rekabete açılması sürecinde  -piyasanın doğrudan kamu yararını ilgilendirmesi sebebiyle- bazı sıkıntılar yaşanmaya devam etmekte. Serbestleşen piyasada, bu serbestliğin sınırlarının doğru bir şekilde çizilmesi büyük önem arz ediyor. Özellikle denetime ilişkin faaliyetlerin kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılması konusunda hassasiyet gösterilirse bu sürecin daha sağlıklı bir şekilde ilerleyeceğini düşünüyoruz.

Elektrikte Çantacılara İzin Yok

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, katıldığı 11. Enerji Yatırım Konferansı’nda enerji sektörü için önemli bir açıklama yaptı.

Devamı Can Artüz’ün yazısında.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, katıldığı 11. Enerji Yatırım Konferansı’nda enerji sektörü için önemli bir açıklama yaptı: “Elektrikte çantacılara izin yok!”

Peki, Bakan Yıldız ne demek istedi?

BOS001862Önce piyasadaki ifadesiyle ‘çantacılığın’ ne olduğuna ve bu sistemin nasıl işlediğine değinmek gerekiyor. ‘Çantacılık’ en basit anlatımla, elektrik piyasasında, aslında yatırım yapmaya niyeti olmayan müteşebbislerin(!) lisans alarak gerçek yatırımcılara bu lisansları satmaları olarak tanımlanabilir. Daha önceden alınmış bu lisanslar, piyasaya yeni giriş yapacak üreticilerin söz konusu kaynak için yeni lisans başvurusunda bulunmalarını engelliyor ve yatırımcı daha önce alınmış lisansa belli bir bedel ödemeyi göze alıyor. Her ne kadar lisans devri ilgili mevzuat uyarınca mümkün değilse de, lisans sahibi şirketin hisselerinin tamamının bir başka şirkete ya da onun hissedarlarına devretmesi şeklinde lisanslar da şirketle beraber el değiştirmiş oluyor.

2012 yılının ilk aylarında kamuoyu ile paylaşılan Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı Taslağı’nda öngörülen ‘önlisans’ kurumunun bu soruna çare olması amaçlanıyor. Taslağın çizdiği çerçeveye göre önlisans; üretim faaliyetinde bulunmak isteyen tüzel kişiye,  yatırıma başlaması için gereken prosedürleri tamamlaması amacıyla verilecek bir çeşit hazırlık aşaması lisansı olarak düşünülebilir. Buna göre,  üretim faaliyetinde bulunmak isteyen bir tüzel kişinin lisans almak için belirli süreler içerisinde Kanun’da öngörülen yükümlülükleri yerine getirmiş olması gerekiyor. Bununla birlikte, üretim lisansı almak isteyen tüzel kişilerin ortaklık yapısını değiştirecek doğrudan ya da dolaylı işlemler yapması veya hisse devri yapması halinde önlisansın hükümsüz kalacağı da önlisans mekanizmasının getirdiği en önemli yeniliklerden biri. İşte bu düzenleme sayesinde yukarıda işaret ettiğimiz,  hisse devri yoluyla lisansların şirketle beraber el değiştirmesi uygulaması da son bulmuş olacak.

Bunun bir tamamlayıcısı olarak getirilen diğer bir düzenleme ise Taslağın hâlihazırda yatırıma başlamamış bulunan lisans sahiplerinin EPDK’na başvurarak lisanslarının sona erdirileceği ve belirli süreler için önlisans verileceğini düzenleyen hükmü. Bu hüküm sayesinde, sadece yeni verilecek lisanslar değil, önceden alınmış, fakat yatırımına başlanmamış lisanslar da yukarıda bahsettiğimiz düzenlemeye tabi olacak.

Bu şekilde sınırlı enerji kaynaklarının ülkeye kazandırılmasında yatırım niyeti olmayan, adeta aracı konumunda olan oyuncuların sistemin dışına itilmesi, lisansların sadece gerçek yatırımcılara verilmesinin sağlanması hedefleniyor. Gecikmiş bir düzenleme olsa da, her yıl milyarlarca dolar enerji faturası ödeyen ülkemizin kendi kaynaklarını değerlendirme konusunda her türlü gecikmeyi bertaraf etmek üzere atılan bu adımların isabetli olduğunu düşünüyoruz.

Doğalgaz Sektör Araştırması

Rekabet Kurumu doğal gaz sektörüne ilişkin kapsamlı bir sektör araştırması yaptı.

Türkiye’de 2001 yılında yürürlüğe giren 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu ile bir taraftan elektrik piyasasında, diğer tarafta ise doğal gaz piyasasında bir serbestleşme süreci başladı.

Ürettiğimiz elektriğin yaklaşık % 46 oranında doğal gaz çevirim santrallarında üretildiği düşünüldüğünde, bu piyasalar arasında sıkı bir bağ olduğu, bu nedenle enerji sektöründe etkili bir reformdan beklenen sonuçların elde edilebilmesi için,  elektrik piyasaları ve doğal gaz  piyasalarının serbestleşme süreçlerinin birbirlerine olan etkileri dikkate alınarak yürütülmesi gerektiği kabul ediliyor.

Elektrik piyasasında üretim, iletim, dağıtım ve tedarik aşamalarının ayrıştırması tamamlandı. Üretim ve tedarik seviyelerinde çok sayıda özel şirket piyasaya girdi. Geciken özelleştirmelerin tamamlanmasıyla planlanan reformun önemli bir kısmı gerçekleştirilmiş olacak. Doğal gaz piyasasında ise 2001 yılından bu yana atılan adımlarla birlikte sektörde BOTAŞ yanında özel şirketler de faaliyette bulunmaya başladı. Ancak bu faaliyetler, bazı engeller nedeniyle belli bir seviyeyi henüz aşamadı. Doğal gaz piyasasının serbestleşmesinin önündeki bu engellerin kaldırılması adına kritik adımların atılması beklenen şu günlerde Rekabet Kurumu doğal gaz sektörüne ilişkin kapsamlı bir sektör araştırması yaptı.

Çalışmada, yapılan sektör araştırmasının asıl amacının rekabet hukuku uygulamalarından çok rekabet politikaları çerçevesinde görüş oluşturması olduğu vurgulanıyor. Bu amacı çalışmanın bütününde ve son bölümünde rekabet politikası önerileri başlığı altında getirdiği somut önerilerden de anlamak mümkün.

Toplam yedi bölümden oluşan çalışmada, enerji sektörü ve rekabet politikası, doğal gaz piyasaları ve rekabet politikası, Türkiye doğal gaz piyasalarının serbestleşme sürecinde sorun ve yöntem tespiti, bu süreçte öne çıkan hususlar, BOTAŞ’a ilişkin gerek davranışsal gerekse yapısal durumu konuları ele alınıyor ve çalışmaya rekabet politikası önerileri ile son veriliyor.

Çalışmada Türkiye doğal gaz piyasaları dört aşamalı evrim modeli kapsamında incelenmiş. Bu yöntem gelişimi, doğuş, büyüme, gelişme ve olgunlaşma olmak üzere 4 seviyede ele alıyor ve devletin rolü, talep yapısı, alt yapı ve toptan satış aşamalarının gösterdiği özelliklere göre ele alınan piyasayı konumlandırıyor. Sektör raporu Türkiye doğal gaz piyasasında devletin rolü, talep yapısı, alt yapı ve toptan satış aşamalarının gösterdiği özellikleri değerlendirerek, piyasanın büyüme aşamasında olduğu sonucuna varıyor. Bu noktada, 2001 yılında kabul edilen 4646 sayılı Kanun’un öngördüğü rejimin Türkiye’deki duruma uymayan bu nedenle de hayata geçirilmesi mümkün olmayan bir rejim olduğunu vurguluyor. Özetle gelişme ve olgunlaşma aşamasında olan bir piyasaya uygun olabilecek bir rejimin, doğuş ve büyüme aşamasında olan bir piyasaya biraz bol geleceğine, bunun ise etkin bir rekabet politikası olmadığına işaret ediliyor.

Çalışmada LNG ve depolama projelerinin ve altyapı yatırımlarının önemine vurgu yapılıyor. Bu şekilde kaynak çeşitlendirmesinin sağlanacağı, yeni girişimcilerin pazara girmelerine imkan sağlanacağı, boru hatlarıyla tedarik konusunda çeşitli sebeplerle yaşanabilecek krizlerin daha kolay atlatılabileceği vurgulanıyor.

Katılımcı sayısını artırmak için 4646 sayılı Kanun’daki kontrat devri yönteminin uygulanamadığını, bu nedenle bu yöntemin terk edilerek miktar devri yönteminin benimsenmesinin uygun olacağı vurgulanıyor. Bu yöntem kontrat devrinden farklı, BOTAŞ, ihracatçı ülke karşısında sözleşmenin tarafı olmaya devam ediyor, ancak gazın ulusal şebekeden itibaren belli miktarının ticaretini yapma hakkını yeni katılımcılara bırakıyor. Sözleşme devri yönteminde ihracatçıların isteksizliği, BOTAŞ’ın azalım gücünün azalmasının yaratacağı sıkıntılar dikkate alındığında bu tespitin yerinde olduğunu ve önerilen metodun daha pratik bir şekilde çalışabileceğini düşünüyoruz.

Çalışmada talep yapısı bakımından, tüketicilerin özellikle elektrik santrallerinden oluşan büyük tüketiciler ve hane halkının merkeze konduğu dağıtım şirketleri şeklinde ikiye ayrılarak ele alındığı görülüyor. Ayrıca elektrik santrallarının alıcı gücünün yaratacağı baskının önlenmesi için bunların gaz tedarikine yönelik bütünleşmeleri ve arz güvenliği bakımından da LNG ticaretinin önemine vurgu yapılıyor.

Hane halklarına yapılan satışlar bakımından ise, politik ve sosyal boyutların belli güçlükleri beraberinde getirdiği ancak doğru fiyatlandırmanın bu alanda rekabetin tesisinde önemli olduğu ifade ediliyor. Gerçekten de Türkiye’de hane halkına sağlanan gazın olması gerekenden düşük fiyatla sağlandığı, bunun ise piyasaya yeni girişlerin önünde bir engel oluşturması karşısında çalışmanın bu konuyu  da gündeme getirmiş olmasının isabetli olduğunu düşünüyoruz.
Doğal gaza olan bağımlılığın azaltılması için alternatif birincil enerji kaynakları olarak yerli kömür ve nükleer yatırımlarının önemi de çalışmada ele alınan hususlar arasında.

BOTAŞ’a ilişkin değerlendirmelerin yapıldığı bölümde, BOTAŞ’ın fiyatlandırma politikasının piyasa yapısına etkilerine değinilmiş. Bu noktada mevcut hukuki yapı itibariyle, BOTAŞ’ın davranışlarının devlet politikasının ürünü olması sebebiyle rekabet hukukunun kapsamı dışında kalacağı, ancak ticari bir teşebbüs haline dönüştürülmüş bir BOTAŞ’ın rekabet hukukunun konusuna girebileceği vurgulanmış. BOTAŞ’ın yeniden yapılandırılması için uygun metodun hangisi olacağı sorusuna ise, Türkiye’nin özellikleri dikkate alındığında mülkiyet ayrıştırmasına gidilmesinin doğru bir yol olmayacağı şeklinde yanıt verilmiş.

Çalışma, ilk aşamada yapılması gerekenler, 2018 yılına kadar yapılması gerekenler ve 2018-2023 yılına kadar yapılması gerekenler olmak üzere 3 aşamalı rekabet politikası önerileri ile son buluyor.

Sektör araştırmasının Rekabet Kurumu’nun internet sayfasında yayımlanmasının üzerinden çok geçmeden, 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Taslağı Kamuoyu ile paylaşıldı. Bu bakımdan Kurum’un yaptığı çalışmanın zamanlamasının son derece isabetli olduğunu, doğal gaz piyasalarını gelecekte nelerin beklediğini bilmek isteyenlere kanun taslağı ile birlikte sektör raporuna da göz atmalarını tavsiye ediyoruz. Çalışmaya buradan ulaşabilirsiniz.

Elektrikte Serbest Tüketici Pazarı Büyüdü

EPDK, serbest tüketici limitini düşürmeye devam ediyor.

EPDK, serbest tüketici limitini düşürmeye devam ediyor.

Öncelikle serbest tüketicilerin elektrik kullanımı hakkında kısa bir hatırlatma yapmak gerekirse, yıllık tüketimi Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’nun belirlediği miktardan daha fazla olan gerçek ve tüzel kişiler serbest tüketici olarak kabul ediliyorlar. Serbest tüketici olmanın sağladığı avantaj, kişilerin elektriklerini dağıtım şirketinden almak zorunda olmamaları. Yani seçecekleri bir tedarikçi ile ikili anlaşma yaparak elektriklerini bu anlaşmada belirlenen şartlarla temin edebilme haklarının olması. Bu şekilde serbest tüketiciler rekabet halinde olan tedarikçilerden kendilerine en avantajlı fiyatı sunanla ikili anlaşma yapabiliyorlar.

Fiyat ise serbest tüketicinin anlaştığı tedarikçin tarife üzerinden belli bir oranda indirim yapma garantisi vermesiyle ortaya çıkıyor. Bu indirim oranı, tedarikçiler tarafından serbest tüketicinin elektrik tüketimi (tüketim miktarı, tüketimin yoğunlaştığı saatler) incelenerek belirleniyor. Böylece serbest tüketiciler, sözleşmenin yürürlüğe girdiği günden itibaren, mevcut tarifeye sözleşmede belirlenen indirim oranı uygulanarak hesaplanan fiyattan elektrik alabiliyor.

Serbest tüketici limitinin önceki yıllarda çok yüksek olması sebebiyle sadece çok yüksek tüketimi olan kullanıcılar serbest tüketici olabilmekteydi. Limitin kademeli olarak aşağı düşmesiyle birlikte serbest tüketici pazarı da giderek büyüdü ve sonunda sokakta elektrik şirketlerinin serbest tüketicileri kendileriyle ikili anlaşma yapmaya davet eden ilanlarını dahi görmeye başladık.

Bu gelişmelerin sebebi, elektrik piyasasını rekabetçi bir yapıya kavuşturmayı sağlamaya yönelik olarak devlet tarafından atılan adımlar. Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Strateji Belgesi de bu politikanın ürünü. Strateji Belgesine göre, 2015 yılına kadar serbest tüketici limiti sıfırlanarak tüm tüketicilerin serbest tüketici olması sağlanacak. Bu doğrultuda EPDK serbest tüketici limitini her yıl daha aşağı çekiyor. 26 Ocakta aldığı kararıyla da bunu sürdürdü ve 2011 yılında yıllık 30 bin kilovatsaat olan serbest tüketici limitini 2012 yılı için 25 bin kilovatsaate indirdi.

 Bu indirim ne işe yarayacak?

Yeni kararla yıllık elektrik tüketimi 25 bin kWh’nın üzerinde olan 400 bine yakın potansiyel abonenin ikili anlaşmalarla elektrik almasına fırsat doğdu.

Bu kararla daha önce limit yüksek olduğundan serbest tüketici olamayan birçok KOBİ, ticarethane, fabrika ve site tüketimleri limiti aşacağından serbest tüketici olarak elektrik üreticileriyle pazarlık yapabilecek ve elektriklerini daha ucuza temin edebilecekler.

Limitin bu şekilde düşmesiyle bir kez daha büyüyen serbest tüketici pazarından daha fazla pay almak isteyen elektrik üreticileri ve toptan satış şirketleri de AVM’ler, plazalar, oteller, marketler, mağazalar, hastaneler ve siteleri müşteri portföylerine katabilmek için yarışıyorlar.

Strateji belgesine göre 2015 yılına kadar limitin kademeli olarak aşağı çekilip sıfırlanması gerekiyor. Yani 2015 yılından itibaren tüm kullanıcılar herhangi bir tüketim limiti olmaksızın kendi tedarikçilerini seçebilecekler. Bu şekilde özellikle son 3-4 yıldır rekabetin giderek yoğunlaştığı elektrik pazarı yepyeni bir görünüme kavuşacak.

Elektrik Alamadık

Rekabet Raporu’nda elektrik piyasası.

Türkiye’nin AB’ye uyum yolundaki adımlarını değerlendiren İlerleme Raporu’nu anlatmaya, Rekabet Faslı ile başlamıştık. Sıra enerjide. Ancak burada pek parlak değiliz.

Sondan başlarsak eğer, enerji alanında istikrarlı bir ilerleme kaydetmediğimiz, Komisyon’un deyişiyle “düzensiz ilerlediğimiz” görülüyor. Elektrik piyasası ve yenilenebilir enerji alanında “iyi”yiz, ancak tam uyum için daha çok çaba gerek. Ayrıca elektrik piyasasında şeffaf ve maliyet esaslı fiyatlandırma mekanizmasının gerektiği gibi uygulanmadığı, doğal gaz sektöründe rekabetçi bir ortam ve hukuki düzenlemelerin hâlâ eksik olduğu belirtiliyor.  Düzenleyici otorite olarak EPDK’nın güçlendirilmesi gerektiği de göze çarpan değerlendirmelerden biri.

Sırayla gidelim…

Arz Güvenliği: Eksik

İlk ele alınan konulardan biri. Arz güvenliği. Kısaca, “yeterli miktardaki kaliteli enerjinin makul fiyatlarla ve kesintisiz olarak temin edilmesi”. Bu alanda sınırlı bir ilerleme kaydettiğimiz söyleniyor. Eylül 2010’da, Türkiye ile Irak arasındaki ham petrol boru hattı anlaşmasının süresinin 5 yıl uzatılarak 15 yıla çıkarılmasına olumlu bakılırken, gaz iletiminde adil ve ayırımcı olmayan kuralların henüz uygulamaya geçirilmediğini de ekliyor.

Elektrik Piyasası: Kanun değişikliği gerek

Komisyon’un Türkiye’nin ilerleme düzeyini “iyi” bulduğunu görüyoruz. Küçük çaplı yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik enerjisi üretilmesi ile ithalat ve ihracatı hakkında mevzuat değişiklikleri olumlu bulunurken, teşvik esaslı fiyatlandırma mekanizmasının gerektiği şekilde uygulanmadığı eleştiriliyor. Bu nedenle, Elektrik Piyasası Kanunu’nda değişiklik yapılması gerektiği vurgulanmış. Bir de, elektrik dağıtım varlıklarının özelleştirme sürecinin henüz tamamlanmadığı da hatırlatılıyor.

Doğal Gaz Piyasası: Sorunlu

Komisyon’un en memnun olmadığı alan doğal gaz. Bu alanda yer altı doğal gaz depolama tesislerine ilişkin bir yönetmelik çıkarılması ve 2010 yılı için, serbest tüketici eşiğinin düşürülmesi gibi “bazı ilerlemeler” kaydedildiği belirtilse de şu konulardaki aksaklıkların altı çizilmiş:

  • Doğal gaz dağıtım lisansı ihale sürecinin devam ettiği ancak, BOTAŞ’ın bir bölümünü özel sektöre devretmek için açtığı ihalede teklif alamadığı,
  • BOTAŞ’ın, % 86’lık payla, doğalgaz ithalatında tekele yakın niteliğini sürdürdüğü,
  • Doğal Gaz Piyasası Kanunu uyarınca BOTAŞ’ın yeniden yapılandırılması konusunda belirlenen son tarihlere uyulmamasının pazara yeni katılanlar için koşulları daha belirsiz hale getirdiği,
  • Doğal Gaz Piyasası Kanunu’nun revize edilmesi ve yeni bir gaz stratejisi geliştirilmesi alanında ilerleme kaydedilmediği.

Yenilenebilir Enerji: İyi

Raporda, yenilenebilir enerji konusunda iyi düzeyde ilerleme kaydedildiği belirtilirken, 2010 yılı sonu itibarıyla, Türkiye’de elektriğin % 26,4’ünün yenilenebilir enerji kaynaklarından üretildiğine dikkat çekiliyor.  Bununla birlikte, AB Komisyonu’nun enerji verimliliği ve nükleer enerji, nükleer güvenlik ve radyasyondan korunma konularında Türkiye’nin gelişiminden memnun olmadığı fark ediliyor.

Sonuç

Sonuç olarak, AB İlerleme Raporu’nda enerji alanında pek çok olumlu değerlendirme alan Türkiye’nin, yine de tüm beklentileri karşılayamadığı açık. Anlaşılan o ki, Türkiye’nin AB Enerji karnesinde tam not alabilmesi yine bir başka bahara kaldı…