AB enerji sektöründe bir taahhüt daha: AB Komisyonu’nun Bulgaristan Enerji Holding kararı

AB enerji sektöründe faaliyet gösteren elektrik ve doğal gaz şirketlerine son yıllarda birbiri ardına rekabet soruşturmaları açılmıştır. E-ON, RWE, GdF, EdF, ENI, Distrigaz ve CEZ gibi AB enerji devlerinin mercek altına alındığı bu soruşturmalar sonucu AB Komisyonu pek çok taahhüt kararına imza atmıştır. 2012 yılından beri devam eden ve AB ile Rusya arasında adeta siyasi ve diplomatik bir mücadele haline gelen Gazprom soruşturmasında henüz bir sonuca varılamamışken AB Komisyonu, AB enerji sektöründeki taahhüt kararlarına geride bıraktığımız yılın son ayında bir yenisini daha ekledi. Bu bağlamda AB Komisyonu, Bulgaristan’ın dikey bütünleşik ve kamu kontrolündeki enerji şirketi olan Bulgaristan Enerji Holding (BEH) hakkında yürütülen soruşturmada önerilen taahhütleri yeterli bulduğunu duyurdu.

1Aslında AB Komisyonu nezdinde BEH hakkında hem elektrik piyasasını hem de doğal gaz piyasasını ilgilendiren halihazırda iki farklı soruşturma devam etmekteydi. AB Komisyonu’nun verdiği taahhüt kararı, BEH’in Bulgaristan elektrik piyasasında hakim durumunu kötüye kullandığı iddiasını incelediği ve Ağustos 2014 tarihinde soruşturma raporu gönderdiği soruşturmaya ilişkin. Bu soruşturma kapsamında BEH’in müşterileriyle yaptığı uzun dönemli elektrik satım sözleşmelerinde bulunan bölgesel sınırlamaların düzenlemeye tabi olmayan Bulgaristan elektrik toptan satış pazarındaki rekabeti bozduğu ve müşterilerin satın aldıkları elektriği yeniden satma noktasındaki özgürlüklerini kısıtladığı iddiaları ele alınmaktaydı. BEH’in sunduğu taahhütleri Haziran 2015 tarihinde piyasa aktörleriyle paylaşan AB Komisyonu, geçtiğimiz ay BEH hakkında taahhüt kararı verdiğini açıkladı.

Tek pazar entegrasyonuna aykırı ve üye devletlerin ulusal pazarlarının bölümlere ayrılması sonucunu doğuran rekabet ihlallerinin, özellikle pazar paylaşım anlaşmaları ve bölgesel sınırlamaların, AB Komisyonu tarafından çok ağır cezalandırıldığı bilinmekte. Bu doğrultuda BEH’in ikili anlaşmalarında müşterilerin satın aldığı elektriği yeniden satmasını engellemesine AB Komisyonu’nun sıcak bakmayacağı ve geçmiş kararlardan yola çıkarak BEH’in AB Komisyonu’na bitakım taahhütlerde bulunabileceği sürpriz olmayacaktı. Ancak BEH’in önerdiği ve AB Komisyonu’nun kabul ettiği taahhütlere baktığımızda taahhütlerin uzun dönemli elektrik satım sözleşmelerinde herhangi bir değişiklik içermediği, bunun yerine gün öncesi elektrik piyasasına ilişkin birtakım iyileştirmeleri hedeflediği dikkat çekmekte.

BEH Bulgaristan’da yeni bir enerji borsası kurulmasını, kurulum sürecinde bağımsız bir üçüncü kişiden bilgi ve teknik destek almayı ve kurulacak bu enerji borsasının kontrolünü Bulgaristan Maliye Bakanlığı’na bırakmayı taahhüt etti. Yeni kurulacak bu enerji borsasının akışkanlığını sağlamak üzere BEH, beş yıl süre boyunca bu borsaya önceden belirlenmiş miktarda elektrik satmayı da üstlendi. Gün öncesi elektrik piyasasında satılmak üzere borsaya verilecek elektrik miktarları saat bazında değişiklik gösterebilecek ve fiyatı BEH’in ürettiği elektriğin marjinal maliyetini geçmeyecek. AB Komisyonu’na göre BEH’in taahhütleri elektriğin kime satıldığının takibini zorlaştıracağından satıcıların bölgesel sınırlamalar getirmelerini engelleyecektir. Uzun vadede bu taahhütler Bulgaristan elektrik pazarının komşu ülkelerle olan entegrasyonunu arttıracak ve neticede Avrupa Enerji Birliği’ni sağlamaya da yardımcı olacaktır.

AB Komisyonu, Gazprom’a karşı: Titanların savaşında gelişme var

Hatırlarsanız daha önce AB Komisyonu’nun Rus enerji devi Gazprom hakkında 2012 yılında açtığı soruşturmayı “yüzyılın rekabet soruşturması” olarak nitelendirmiştik. Aradan geçen süre içerisinde adeta bir “titanların savaşı”na dönüşen yüzyılın soruşturmasında geçen hafta yeni bir gelişme yaşandı. 22 Nisan’da AB Komisyonu Gazprom’a, eski Doğu Bloku ülkelerini içeren Orta ve Doğu Avrupa doğal gaz piyasalarında hakim durumunu kötüye kullandığı iddialarını içeren bir soruşturma raporu gönderdi. Gazprom’a yöneltilen iddialar arasında aşırı fiyatlama, yeniden satış ve ihracat yasakları suretiyle AB doğal gaz piyasasını bölümlere ayırma ve sınır ötesi ticareti sınırlama, doğal gaz fiyatlarını petrol fiyatına endeksleme ve gaz akışını Gazprom’un bazı yatırımlarına katılmaya bağlama bulunuyor.

aİddialara baktığımızda aylardır düşüş gösteren petrol fiyatlarına paralel olarak aşırı fiyatlamanın önemini kaybettiğini söyleyemesek de, soruşturmanın açıldığı 2012 yılındaki fiyatlar göz önüne alındığında öneminin azaldığını söyleyebiliriz. Yeniden satış ve ihracat yasakları ise önemini korumakta. Orta ve Doğu Avrupa’daki ülkelere satılan gazın başka ülkelere ihracatının önlenmesi suretiyle Gazprom fiyatları kontrolü altına alabilmekte. Satılan gazın yalnızca belli bir coğrafi pazarda tüketilmesi sonucunu doğuran bu kısıtlamalar ayrıca ortak pazarı bölümlere ayırmakta, sınır ötesi ticarete sekte vurmakta ve AB’de izlenilen tek pazar entegrasyonu amacıyla bağdaşmamakta. Doğal gaz fiyatlarının petrol fiyatlarına endekslenmesinin aşırı fiyatlama dışında nasıl bir rekabet zararı doğurduğu ise belki de soruşturmanın en merak edilen noktası.

Tartışmalara baktığımızda soruşturmanın hukuki boyutundan çok siyasi boyutunun öne çıkmış olduğunu görüyoruz. Soruşturma açılmasından beri yaptığı kamuoyu açıklamalarında Gazprom, soruşturmayı siyasi olmakla suçlamakta ama daha da önemlisi AB Komisyonu’nun yargı yetkisi dışında olduğunu vurgulamakta. Soruşturmanın açılmasının ardından Putin stratejik önem taşıyan Rus şirketlerinin, Rus hükümetinin izni olmadan yabancı makamlara ticari sırlarını açıklayamayacaklarına veya bu makamlarla Rusya’nın ekonomik çıkarlarına aykırı anlaşmalar yapamayacaklarına ilişkin bir de yasa çıkardı. Esasen Putin’in 1997 tarihli doktora tezindeki argümanlarından birisi de “doğal kaynak sahibi ülkelerin fiyat oluşumunu piyasaya bırakamayacağı” olunca, Putin’in doğal gazı bir siyasi manevra aracı olarak kullanmak isteyebileceğini daha iyi anlıyoruz.

Son yıllarda E.ON, RWE, GdF, ENI ve CEZ gibi AB enerji devleri hakkında verdiği çok sayıda taahhüt kararları ile AB Komisyonu; bu şirketlerden bazılarının üretim varlıklarının elden çıkartılmasını, iletim sisteminin ayrıştırılmasını, iletim sistemindeki gaz iletim oranlarının rakipleri lehine düşürülmesini vb. sağlamıştı. Başka bir enerji devi olan Gazprom’un ise deyim yerindeyse kolay lokma olmadığı ortaya çıkmış durumda. Gazprom’un gücü bizzat şirketin unvanından bile anlaşılıyor: Gazprom’un açılımı olan “Gazovaya Promyshlennost”, Rusça’da “gaz endüstrisi” demek. Yani Gazprom sadece bir şirket değil, piyasanın ta kendisi. Yine de soruşturmanın hem AB Komisyonu’nun hem de Gazprom’un çıkarlarını gözetecek biçimde bir taahhüt kararıyla sonuçlanma ihtimali ağır basıyor.

Olası bir ihlal kararı ve ceza durumunda ise öncelikle Gazprom’un, AB ile olan doğal gaz ticaretini devam ettirebilmek için kararın gereğini yerine getirmek zorunda olduğu açık. Ama AB pazarına doğal gaz satamamanın Gazprom’un ticari çıkarlarına mı yoksa AB’de doğal gaz arz güvenliğine mi daha fazla zarar vereceği sorusunun yanıtı hiç de kolay değil. Dolayısıyla “titanların savaşı”nda her iki tarafın da kaybedeceği çok şey var. AB Komisyonu Gazprom’a soruşturma raporu göndererek bu savaşta geri adım atmaya niyetinin olmadığını göstermiş oldu. Aslında soruşturmanın siyasi boyutunun hiç olmadığını söylemek pek mümkün gibi görünmüyor. Bu bağlamda soruşturma raporunun soğuk geçen kış aylarının sona ermesinin ardından Nisan ayında gönderilmesi bile manidar. Anlaşılan bir süre daha soruşturma sürecini merakla beklemeye devam edeceğiz.

Elektrik enerjisi üretim kapasite projeksiyonu -2-

TEİAŞ tarafından yayınlanan raporun ikinci kısmına geldi sıra. Can İtez anlatıyor.

TEİAŞ tarafından yayınlanan “Türkiye Elektrik Enerjisi 5 Yıllık Üretim Kapasite Projeksiyonu” hakkındaki haberimin ilk kısmını burada paylaşmıştık. Dünden bugüne yaşanan değişimlerin ardından, bu yazımda yarını konuşacağız.

5 yıllık üretim kapasite projeksiyonunu ileriye yönelik karmaşık bir tahmin sistemi olması nedeniyle, bazı verileri kabul etmeli. Bu kabuller ise doğal olarak modelin ortaya koyduğu sonuçları önemli derecede etkileyebiliyor. Raporda 2013 yılından sonraki her yıl için talebin ortalama %5,6 artacağı hesaplanarak, üretimin karşılayıp karşılamayacağı tespit edilen talep gelişimi bu şekilde ortaya konuluyor. Lisanslarını almış fakat henüz devreye girmemiş (devreye gireceği tarih belirli ve belirsiz olarak bu tesisler de ikiye ayrılmış) üretim tesisleri için iki senaryo oluşturuluyor:

kaynak gelişimi

Birinci senaryoda ilerleme oranı %10 ve altında olan projeler işletmeye giriş tarihleri belirsiz olarak kabul edilirken, ilerleme oranı %70’in üzerinde olan projeler ise 2013 yılı

içerisinde işletmeye geçebilecek olarak değerlendiriliyor. İlerleme oranı %35 ile %70 arasında olan projelerden, 100 MW’ın altında olanlar 2014, 100 – 1000 MW arası tesisler 2015 yılında, 1000 MW’ın üzerinde olanların ise 2016 yılında devreye girmeleri kabul. İkinci senaryoda ise düşük eşik %10’a, %35 eşiği %40’a, yüksek eşik ise %80’e çıkarılıyor. Arz güvenliğine yönelik olarak sahip olduğu önemin yanı sıra, üretim lisansı alınmış ama tesisin devreye sokulmamış olduğu projeler yatırımcı açısından enerji üretiminin gelecek yıllarda elektrik üretim kaynakları açısından gidişatı gösterecek olması nedeniyle de ayrıca bir öneme sahip. Bunun yanında yatırımcı açısından bu çalışmanın en önemli amaçlarından birinin sistemde enerji açığının oluşabileceği yıl/yılların tespitinin yapılması ve böylece yatırımcıya yeni yatırımın gerek duyulduğu zamanı göstermesi olarak belirtilebilir.

2012 yılından 2017 yılına kadar belirlenen dönemde Türkiye toplam kurulu gücünde, linyit, hidrolik, doğal gaz ve ithal kömür kaynaklı kapasitenin hızla artması bekleniyor. Ancak bu artışın her yılın toplam kurulu güç içindeki payları değişiklik gösteriyor. Modele göre, linyit payının 2012’de %14,5 seviyesinden 2017 yılında %12,6 seviyesine düşmesi, hidrolik payında 2012 yılında %34,4’lük değerin ise 2017 yılında %37,1’e yükselmesi, doğal gaz için 2012 yılında %35 seviyesindeki kurulu güç payının 2017 yılında %33,1 seviyesine düşmesi, ithal kömürde 2012 için %6,9 olan payın 2017 yılında %8’e yükselmesi ve rüzgar enerjisine dayalı üretim tesislerinin 2012’de %4 olan payının 2017’de %5 seviyesine yükselmesi öngörülüyor.

paylarRaporda, sisteme bağlı mevcut, inşa halindeki üretim tesislerinin proje ve güvenilir üretim kapasiteleri kadar üretim yaptıkları, yakıt temininde (ve hidrolik santrallerde hidrolik koşullarda) sıkıntı yaşamadıkları, üretim lisansını almış ve inşası devam eden tesislerin öngörülen tarihlerde işletmeye girecekleri gibi kabuller ile 2012-2017 yılları arasında belirlenen enerji talebinin yeterli bir yedekle karşılanabileceği ifade ediliyor. Buna rağmen, ileride yaşanabilecek talep değişimleri nedeniyle enerji açığının yaşanmaması adına, projelerin yatırım sürelerinin de dikkate alınarak kararlaştırılması öneriliyor.

Enerji politika yapıcıları açısından ise, birincil kaynak dağılımında ilave yeni kapasitelerin kaynaklarına göre değişkenlik gösterdiğinin unutulmaması gerektiğinin altı çiziliyor. Örnek olarak, ilave yeni kapasite miktarının termik santraller ile karşılanması durumunda sisteme ilave edilecek kapasite miktarı azalacakken, hidrolik ve rüzgar kaynakları ile üretim yapan tesislerin yeni kapasitede yoğunlaşması durumunda sisteme ilave edilecek kapasite miktarının artacağı ifade ediliyor (yenilenebilir kaynaklara dayalı üretim tesis kapasitesi yapılmasına onay verilirken kapasitenin yaklaşık yarısı kadar yedek konvansiyonel kapasitenin kurulması konusunda önlem alınmalı).

RK’dan Elektrikçilere iyi haber

Rekabet Kurulu’nun kamuoyuyla paylaştığı önaraştırma kararı , güncel bir konu olan Gün Öncesi Piyasası (GÖP)’na ilişkin rekabet ihlali iddialarını ele alıyor.

Devamı Can Artüz’ün yazısında.

Rekabet Kurulu’nun kamuoyuyla paylaştığı önaraştırma kararı, güncel bir konu olan Gün Öncesi Piyasası (GÖP)’na ilişkin rekabet ihlali iddialarını ele alması sebebiyle hem rekabet hukukuyla hem de enerji hukukuyla ilgilenenlerin dikkatini çekecek nitelikte bir karar.

İlk olarak Rekabet Kurulu’nun incelediği iddiaları ve vardığı sonucu irdelememiz gerekiyor. GÖP’te fiyatların son dönemde aşırı yüksek tutarlarda gerçekleşmesi ve hatta azami fiyatlarla eşitlenmesinin, piyasa katılımcılarının arasında bir anlaşmanın bulunduğuna işaret ettiği ileri sürülüyordu. Rekabet Kurulu ise soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar vererek bu iddiaları haklı bulmadı.

BOS001972Neden soruşturma açılmadı?

Kararın detaylarına girmeden önce, GÖP hakkında kısa bir açıklama yapalım: GÖP, Elektrik Piyasası Dengeleme ve Uzlaştırma Yönetmeliği (DUY) kapsamında oluşturulan ve piyasa katılımcılarının (yönetmelik kapsamında lisans sahibi olan tüzel kişilerin) bu mekanizmaya tahmini üretim ve tüketim miktar bilgilerini vermeleri yoluyla gerçekleşen organize toptan elektrik piyasasıdır. Bu mekanizmanın kurulma amacı ise elektrik piyasasında arz ve talep dengesinin gün öncesinde sağlanması ve gün içinde yaşanması muhtemel olan kısıtların önüne geçebilmektir. İşte, Rekabet Kurulu’nun incelediği olayda da piyasa katılımcılarının gizli anlaşmalar yoluyla GÖP’teki fiyatların aşırı artmasına sebep olduğu iddiaları incelenmektedir.

Piyasa katılımcıları bunu nasıl yapabilir?

Bunun en tipik örnekleri; elektrik üretiminin bilerek faaliyet dışı bırakılması ya da katılımcılar arası anlaşmalar yoluyla suni arz problemleri yaratarak fiyatların artmasına sebep olunmasıdır. Bu durumların varlığı halinde, katılımcıların pazar güçlerini kötüye kullandığından ve rekabeti bozucu şekilde davrandıklarından söz edilebilir. Ancak arz kısıtlarının iklim koşulları, iletim sınırlamaları veya katılımcıların kendilerinden kaynaklanmayan sorunlar nedeniyle gerçekleşmesi halinde bu fiyat artışlarının sistemin fiziksel özelliklerinden kaynaklandığı ve firmaların rekabeti bozma amacı gütmedikleri kabul ediliyor.

Rekabet Kurulu da, soruşturma açılmasına gerek olmadığı kararını verirken tam da bu noktadan hareket etmiş. Kurul’a göre, GÖP fiyat artışları, piyasa katılımcıları arasındaki bir anlaşmanın değil, BOTAŞ’ın doğal gaz ile elektrik üreten santrallere yaptığı doğal gaz satışlarında zorunlu kısıntıya gitmesinin bir sonucu. Yakıt temin edemeyen santrallerin büyük kısmının faaliyetlerini durdurması elektrik arzında büyük bir düşüşün gerçekleşmesine sebep olmuş ve fiyat artışı arzdaki bu azalma nedeniyle gerçekleşmiş.

Görüldüğü üzere burada piyasa katılımcılarının bilinçli bir şekilde gerçekleştirdiği ve kar amacı güden bir davranışları değil, tümüyle iradeleri dışında girdi sağlayamamalarından kaynaklanan bir durumdan bahsediliyor. Bu durum, elektrik üretiminde doğal gaza olan bağımlılığının bir an önce azaltılması ve doğal gaz endüstrisindeki sıkıntıların giderilmesi gerekliliğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Buna yönelik olarak önemli adımlar da atılıyor. Doğal gazda depolama tesislerinin sayısının artırılması, LNG faaliyetlerinin gelişmesi ve doğal gaz ithal edilen ülkelerde çeşitlilik sağlanmasına yönelik çalışmalar yanında nükleer enerji santrallerinin devreye alınması, inşaatı devam eden HES’lerin işletmeye alınması, kömürün ve yenilenebilir kaynakların kullanımının artması yönünde atılan adımların daha kararlı bir arz yapısı ve daha az dalgalı bir GÖP için önemli olduğunu düşünüyoruz.

Doğalgaz Sektör Araştırması

Rekabet Kurumu doğal gaz sektörüne ilişkin kapsamlı bir sektör araştırması yaptı.

Türkiye’de 2001 yılında yürürlüğe giren 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu ile bir taraftan elektrik piyasasında, diğer tarafta ise doğal gaz piyasasında bir serbestleşme süreci başladı.

Ürettiğimiz elektriğin yaklaşık % 46 oranında doğal gaz çevirim santrallarında üretildiği düşünüldüğünde, bu piyasalar arasında sıkı bir bağ olduğu, bu nedenle enerji sektöründe etkili bir reformdan beklenen sonuçların elde edilebilmesi için,  elektrik piyasaları ve doğal gaz  piyasalarının serbestleşme süreçlerinin birbirlerine olan etkileri dikkate alınarak yürütülmesi gerektiği kabul ediliyor.

Elektrik piyasasında üretim, iletim, dağıtım ve tedarik aşamalarının ayrıştırması tamamlandı. Üretim ve tedarik seviyelerinde çok sayıda özel şirket piyasaya girdi. Geciken özelleştirmelerin tamamlanmasıyla planlanan reformun önemli bir kısmı gerçekleştirilmiş olacak. Doğal gaz piyasasında ise 2001 yılından bu yana atılan adımlarla birlikte sektörde BOTAŞ yanında özel şirketler de faaliyette bulunmaya başladı. Ancak bu faaliyetler, bazı engeller nedeniyle belli bir seviyeyi henüz aşamadı. Doğal gaz piyasasının serbestleşmesinin önündeki bu engellerin kaldırılması adına kritik adımların atılması beklenen şu günlerde Rekabet Kurumu doğal gaz sektörüne ilişkin kapsamlı bir sektör araştırması yaptı.

Çalışmada, yapılan sektör araştırmasının asıl amacının rekabet hukuku uygulamalarından çok rekabet politikaları çerçevesinde görüş oluşturması olduğu vurgulanıyor. Bu amacı çalışmanın bütününde ve son bölümünde rekabet politikası önerileri başlığı altında getirdiği somut önerilerden de anlamak mümkün.

Toplam yedi bölümden oluşan çalışmada, enerji sektörü ve rekabet politikası, doğal gaz piyasaları ve rekabet politikası, Türkiye doğal gaz piyasalarının serbestleşme sürecinde sorun ve yöntem tespiti, bu süreçte öne çıkan hususlar, BOTAŞ’a ilişkin gerek davranışsal gerekse yapısal durumu konuları ele alınıyor ve çalışmaya rekabet politikası önerileri ile son veriliyor.

Çalışmada Türkiye doğal gaz piyasaları dört aşamalı evrim modeli kapsamında incelenmiş. Bu yöntem gelişimi, doğuş, büyüme, gelişme ve olgunlaşma olmak üzere 4 seviyede ele alıyor ve devletin rolü, talep yapısı, alt yapı ve toptan satış aşamalarının gösterdiği özelliklere göre ele alınan piyasayı konumlandırıyor. Sektör raporu Türkiye doğal gaz piyasasında devletin rolü, talep yapısı, alt yapı ve toptan satış aşamalarının gösterdiği özellikleri değerlendirerek, piyasanın büyüme aşamasında olduğu sonucuna varıyor. Bu noktada, 2001 yılında kabul edilen 4646 sayılı Kanun’un öngördüğü rejimin Türkiye’deki duruma uymayan bu nedenle de hayata geçirilmesi mümkün olmayan bir rejim olduğunu vurguluyor. Özetle gelişme ve olgunlaşma aşamasında olan bir piyasaya uygun olabilecek bir rejimin, doğuş ve büyüme aşamasında olan bir piyasaya biraz bol geleceğine, bunun ise etkin bir rekabet politikası olmadığına işaret ediliyor.

Çalışmada LNG ve depolama projelerinin ve altyapı yatırımlarının önemine vurgu yapılıyor. Bu şekilde kaynak çeşitlendirmesinin sağlanacağı, yeni girişimcilerin pazara girmelerine imkan sağlanacağı, boru hatlarıyla tedarik konusunda çeşitli sebeplerle yaşanabilecek krizlerin daha kolay atlatılabileceği vurgulanıyor.

Katılımcı sayısını artırmak için 4646 sayılı Kanun’daki kontrat devri yönteminin uygulanamadığını, bu nedenle bu yöntemin terk edilerek miktar devri yönteminin benimsenmesinin uygun olacağı vurgulanıyor. Bu yöntem kontrat devrinden farklı, BOTAŞ, ihracatçı ülke karşısında sözleşmenin tarafı olmaya devam ediyor, ancak gazın ulusal şebekeden itibaren belli miktarının ticaretini yapma hakkını yeni katılımcılara bırakıyor. Sözleşme devri yönteminde ihracatçıların isteksizliği, BOTAŞ’ın azalım gücünün azalmasının yaratacağı sıkıntılar dikkate alındığında bu tespitin yerinde olduğunu ve önerilen metodun daha pratik bir şekilde çalışabileceğini düşünüyoruz.

Çalışmada talep yapısı bakımından, tüketicilerin özellikle elektrik santrallerinden oluşan büyük tüketiciler ve hane halkının merkeze konduğu dağıtım şirketleri şeklinde ikiye ayrılarak ele alındığı görülüyor. Ayrıca elektrik santrallarının alıcı gücünün yaratacağı baskının önlenmesi için bunların gaz tedarikine yönelik bütünleşmeleri ve arz güvenliği bakımından da LNG ticaretinin önemine vurgu yapılıyor.

Hane halklarına yapılan satışlar bakımından ise, politik ve sosyal boyutların belli güçlükleri beraberinde getirdiği ancak doğru fiyatlandırmanın bu alanda rekabetin tesisinde önemli olduğu ifade ediliyor. Gerçekten de Türkiye’de hane halkına sağlanan gazın olması gerekenden düşük fiyatla sağlandığı, bunun ise piyasaya yeni girişlerin önünde bir engel oluşturması karşısında çalışmanın bu konuyu  da gündeme getirmiş olmasının isabetli olduğunu düşünüyoruz.
Doğal gaza olan bağımlılığın azaltılması için alternatif birincil enerji kaynakları olarak yerli kömür ve nükleer yatırımlarının önemi de çalışmada ele alınan hususlar arasında.

BOTAŞ’a ilişkin değerlendirmelerin yapıldığı bölümde, BOTAŞ’ın fiyatlandırma politikasının piyasa yapısına etkilerine değinilmiş. Bu noktada mevcut hukuki yapı itibariyle, BOTAŞ’ın davranışlarının devlet politikasının ürünü olması sebebiyle rekabet hukukunun kapsamı dışında kalacağı, ancak ticari bir teşebbüs haline dönüştürülmüş bir BOTAŞ’ın rekabet hukukunun konusuna girebileceği vurgulanmış. BOTAŞ’ın yeniden yapılandırılması için uygun metodun hangisi olacağı sorusuna ise, Türkiye’nin özellikleri dikkate alındığında mülkiyet ayrıştırmasına gidilmesinin doğru bir yol olmayacağı şeklinde yanıt verilmiş.

Çalışma, ilk aşamada yapılması gerekenler, 2018 yılına kadar yapılması gerekenler ve 2018-2023 yılına kadar yapılması gerekenler olmak üzere 3 aşamalı rekabet politikası önerileri ile son buluyor.

Sektör araştırmasının Rekabet Kurumu’nun internet sayfasında yayımlanmasının üzerinden çok geçmeden, 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Taslağı Kamuoyu ile paylaşıldı. Bu bakımdan Kurum’un yaptığı çalışmanın zamanlamasının son derece isabetli olduğunu, doğal gaz piyasalarını gelecekte nelerin beklediğini bilmek isteyenlere kanun taslağı ile birlikte sektör raporuna da göz atmalarını tavsiye ediyoruz. Çalışmaya buradan ulaşabilirsiniz.

Dersimiz: Doğal Gaz Piyasasında Rekabet Sorunları

Rekabet Raporu’nda mercek altına alınan endüstrilerden bir diğeri ise “doğal gaz”.

Rekabet Kurumu’nun 15. Kuruluş Yıldönümünde açıkladığı Rekabet Raporu’nda mercek altına alınan endüstrilerden bir diğeri ise doğal gaz”. Rapor’da piyasaya ilişkin genel bilgiler ve düzenlemelere yer verildikten sonra, endüstrideki rekabet sorunlarının ele alındığını görüyoruz. Nihayetinde Rekabet Kurumu, kısa bir değerlendirmek yaparak önerilerini dile getirmiş.

Rapor’da doğal gaz üretimimizin kısıtlı olduğu, tüketimimizin bir hayli fazla olduğu yani tabir-i caizse ısınmak ve aydınlanmak için doğal gaza bağımlı olduğumuz hususlarının altı bir kez daha çiziliyor. Yine Türkiye’deki doğal gaz tüketiminin %90’lık kısmının BOTAŞ tarafından karşılandığı da belirtilmiş. Kalan %10’luk kısım ise BOTAŞ’ın kontratlarının bir kısmını devralarak pazara giren ithalatçılar ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) lisansı sahibi şirketlere ait.

Türkiye’de doğal gaz piyasasının rekabete açılarak şeffaf bir yapıya büründürülmesi çabalarının genel çerçevesinin 4646 sayılı Kanun ile çizildiğini belirtelim. Buna göre Rekabet Raporu’nda yer verilen açıklamaları da temel alarak doğal gaz piyasasının serbestleştirilmesi sürecinde gerçekleşen ya da gerçekleşmekte olan önemli gelişmeler ise şu şekilde sıralanabilir:

  • BOTAŞ’ın tekel hakkı sona erdirilerek, doğal gaz piyasasında faaliyette bulunmak için lisans alma şartı getirildi.
  • BOTAŞ’ın ithalattaki payının 2009 yılına kadar doğal gaz tüketiminin %20’sine düşürülmesine karar verildi.
  • BOTAŞ’ın dikey bütünleşik tüzel kişiliğinin ayrıştırılması düzenlendi. (Ancak henüz iletim sistemi bakımından hukuki ayrıştırma gerçekleştirilemedi.)
  • Doğal gaz piyasasında faaliyet gösterebilmek için gereken lisans süreleri en az 10 en fazla 30 yıl ile sınırlandırıldı.
  • İthalatçı şirketlere %20’lik pazar payı sınırlaması getirildi.
  • Doğal gaz dağıtım faaliyetleri için toplam 62 bölgede verilen dağıtım lisansı yanında, 4646 sayılı Kanun’dan önce doğal gaz kullanan 7 bölge açsından ise İstanbul ve Ankara dışında özelleştirme çalışmaları tamamlandı.

Piyasanın serbestleştirilmesi için gerçekleştirilen bu atılımlar aslında çok da amacına ulaşabilmiş değil. Nitekim bu husus Rekabet Kurumu’nun da dikkatini çekmiş olmalı ki Rapor’da “Rekabet Sorunları” başlığı altında ayrıntılı açıklamalara yer verilmiş. Kurum tarafından, “doğal gaz piyasasına ilişkin tutarlı bir rekabet politikası geliştirmenin zorlukları” vurgulanırken doğal gazın ürün olarak ticaretine ilişkin piyasanın rekabete açılmasının gerekliliği yanında, piyasa aksaklıklarının yer aldığı iletim, dağıtım ve depolama gibi faaliyetlerini düzenlemeye tabi tutulmasının gerekli olduğuna değiniliyor.

Ayrıca doğal gaz piyasasının “doğuş, büyüme, gelişme ve olgunlaşma” şeklinde aşamalı bir yapıya sahip olduğunun ve bu sürecin sağlıklı bir şekilde yürütülmesindeki kilit noktanın, doğal tekel konumundaki faaliyetleri arz zincirinde tamamen ayrıştırmak ve doğal gaz ticaretini öncül düzenlemelerden ayırarak tamamen genel rekabet hukuku uygulamalarına tabi kılmak olduğu belirtiliyor. 4646 sayılı Kanun’da doğal gaz piyasası bakımından oldukça rekabetçi bir piyasa yapısı öngörülmesine rağmen söz konusu düzenlemelerin uygulamada yeterince hayata geçirilemediği vurgulanıyor. Zira Rapor’da da belirtildiği üzere BOTAŞ’ın pazar payı halen %90 oranında olup, dikey bütünleşik yapısı da ayrıştırılamamış durumda. Bu da bizi doğal olarak doğal gaz piyasasındaki serbestleşme sürecinin elektrik piyasasındaki gelişmelere oranla daha yavaş ilerlediği sonucuna ulaştırıyor.

Söz konusu yavaş ilerlemenin sebebi olarak ise Rekabet Kurumu tarafından yapılan tespit şu şekilde: 4646 sayılı Kanun rekabetçi bir yapıyı hedeflemesine rağmen – yürürlüğe girdiği 2001 yılında büyüme aşamasında olan doğal gaz piyasası söz konusu iken – geçiş aşamalarını dikkate almaksızın ‘olgunlaşmış’ bir piyasa yapısının özelliklerini temel alması nedeniyle ‘etkin ve uygulanabilir’ bir rekabet politikası aracı olmaktan uzaklaşmıştır. Bu kapsamda Rapor’da yer alan ve doğal gaz piyasasına ilişkin rekabetçi yapı ve işleyiş bakımından öne çıkan hususlar ise şu şekilde sıralanmış:

  • Mavi Akım, Güney Akım, Nabucco vb. uluslar arası boru hattı projelerinde hem arz güvenliğini sağlama hem de bir ticaret merkezi oluşturabilme bakımından nasıl bir politika yürütülmesi gerektiğinin altı çiziliyor.
  • Depolama ve LNG terminalleri bakımından yeterli alt yapının oluşturulmasında kamunun rolü, teknik ve hukuki şartların nasıl düzenleneceği hususlarının önemli olduğu belirtiliyor.
  • İletim ve dağıtım şebekesine üçüncü tarafların erişimine ilişkin etkin bir düzenleme yapılması ve bu konuda muafiyet rejiminin gerekli olup olmadığı, gerekli ise kapsamının ne olması gerektiği sorgulanıyor.
  • Rekabetçi bir yapının en önemli unsurunun rekabetçi bir fiyatlandırma mekanizması olduğu dile getiriliyor. Bu kapsamda uzun süreli alım sözleşmeleri çerçevesinde ithalat yapan Türkiye için “etkin bir dengeleme piyasası” ve “spot piyasası” oluşturulmasının gerekli olduğu söyleniyor.
  • Perakende seviyede serbestleşme sürecinde dikkat edilmesi gereken alanlardan bir tanesinin serbest tüketici ve serbest tüketici olmayan kullanıcılar bakımından “son kaynak tedariki yükümlülüğü” hangi yöntemle belirleneceği be kapsamının ne olacağı sorgulanıyor.
  • Yatay yoğunlaşma bakımından toptan satış piyasasında BOTAŞ’ın payının azaltılmasının ve dikey bütünleşme açısından ise üretici veya tedarikçi konumundaki teşebbüslerin toptan satış ve dağıtım/perakende piyasalardan pay almasının doğuracağı olumlu ve olumsuz etkilerin analiz edilerek bir strateji belirlenmesi gerektiği ifade ediliyor.

Özetle, Kurum tarafından Türkiye doğal gaz piyasasının serbestleşme sürecinde; doğal tekel niteliğindeki iletim ve dağıtım faaliyetlerinin etkin bir şekilde düzenlenmesi, rekabetçi bir fiyatlandırma mekanizmasının hayata geçirilmesi, piyasanın yoğunlaşma seviyesinin azaltılması ve BOTAŞ’ın yeniden işlevsel açıdan yapılandırılması konularında etkin bir rekabet oluşturulmasının büyük önem kazandığı sonucuna ulaşılıyor.

Rekabet Kurulu’nun değerlendirmeleri, tüm dünya’da olduğu gibi diğer bir düzenleyici kurumun, yani EPDK’nın görev alanına giren hususlar bakımından oldukça diplomatik ve yargılayıcı nitelik taşımıyor. Kamuoyunun değerlendirmesine bakıldığında sorunlar tabi ki bununla sınırlı değil. Örneğin Botaş’ın sona eren 25 yıllık kontratı sonrası Rusya Batı hattından gelebilecek kapasitenin ithalat yapan özel sektör kuruluşlarınca bir an önce değerlendirilerek rekabete açılmasına ilişkin hızlandırıcı politikalara ihtiyaç var. Keza en önemli yapısal rekabet sorunu olan uzun dönemli al ya da öde kontratları çerçevesinde çok büyük hacimli dağıtım gerçekleştiren Ankara ve İstanbul dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesinden sonraki dönemde, bu büyük alıcıların sağlayıcılarını serbestçe seçmesinin önü nasıl açılacak? İhale süreci ile belirlenen ve 8 yıl için sabit tutulan birim hizmet amortisman bedellerinin tekrar belirlenmesi sürecinde Rekabet Kurumu telekomünikasyonda BTK düzenlemeleri için öngörüldüğü gibi bir rol alacak mı? Gazprom – Botaş ve diğer ithalat ilişkileri geçmişte AB ülkelerindeki deregülasyon sürecinde olduğu gibi dikey nitelikleri ile rekabet mevzuatı bakımından nasıl değerlendirilecek?

Rekabet Kurumu’nun rapordaki değerlendirmeleri ile beraber bu soruların cevapları, biz tüketicilerin refahını doğrudan etkileyen doğal gaz piyasasının performansını belirleyecek diyebiliriz.

Elektrik ve Doğalgaz Satışında Yeni Kurallar

Avrupa Birliği, 2012 yılına enerji toptan satışında katı kurallarla girdi.

Avrupa Birliği, 2012 yılına enerji toptan satışında katı kurallarla girdi.

Hatırlayacak olursak, AB’de 2011 yılının sonlarına doğru elektrik ve doğal gaz toptan satış piyasalarına yönelik olarak yeni bir Yönetmelik çıkarılmıştı. Yönetmelik’in amacı; toptan satış fiyatlarını olumsuz yönde etkileyen ve bu nedenle tüketicilerin ve işletmelerin gerekenden daha yüksek fiyatlar ödemesine neden olan “içerden bilgilendirme” (insider information) ve piyasaya yönelik diğer kötüye kullanma hallerinin önüne geçmekti.

İlginçtir ki, bu düzenlemeyle enerji ticareti, kötüye kullanmaları engellemek amacıyla ilk kez AB seviyesinde incelemeye alındı. Bu sayede, üye devletlerdeki düzenleyici otoriteler piyasa manipülasyonu durdurmak amacıyla çeşitli yaptırımlar öngörebilecekler.

Arka Plan

Avrupa’da elektrik ve doğal gaz toptan satış piyasasında yüzlerce şirket faaliyet gösterirken, her gün nerdeyse 10.000’e varan işlem gerçekleşiyor. Enerji sektöründe fiyatlar, diğer sektörlere kıyasla üretim ve iletim kapasitesine daha duyarlı. Bunun nedeni ise elektriğin endüstriyel ölçekte depolanamaması. Bu sebeple, fiyatlar kapasite ile ilgili yanlış bir izlenim yaratılması veya fiili üretim miktarının azaltılmasından kolaylıkla etkileniyor.

Avrupa’nın toptan enerji piyasası da giderek sınır-ötesi bir niteliğe kavuşuyor. Ayrıca piyasadaki alım satım işlemleri de sıklıkla ülke dışında gerçekleşiyor. Bütün bu gelişmeler, ulusal sınırları aşan seviyede piyasa suistimallerinin gerçekleşmesinin nedeni.

Söz konusu düzenlemeye kadar, üye devletlerdeki düzenleyici kurumların sınır-ötesi işlemlerde bilgiye erişimleri bulunmadığından bu piyasalarda neler olup bittiğini anlamaları ve suistimalleri ortaya çıkarmaları çok zordu.

İşte yeni kurallar, bu duruma bir son vermek amacıyla hayata geçirildi. Yönetmelik, elektrik ve doğal gazın müşterilere iletilmesi de dâhil olmak üzere AB’deki tüm elektrik ve doğal gaz toptan satış ticaretinde uygulanacak. Düzenleme ayrıca piyasa suistimallerinin ortaya çıkarılmasını teminen yeni bir sistem getiriyor ve bu kurallara uyulmaması halinde yaptırımlar öngörüyor.

Yönetmelik’in getirdiği kurallar temel olarak şu şekilde:

  • Enerji toptan satış piyasasında alım ve satım işlemlerinde içerden bilgilendirme yasaklanıyor.
  • Arz, talep ya da fiyat verilerine ilişkin olarak yanlış ya da yanıltıcı sonuçlara neden olan manipülatif işlemler ve doğru olmayan bilgilerin yayılması yasaklanıyor.
  • Enerji ticareti ile uğraşanların doğrudan veya üçüncü bir taraf aracılığıyla (broker veya ticari raporlama sistemleri), işlemlerini enerji piyasası düzenleyici kurumları işbirliği ajansına (ACER) raporlaması zorunlu kılınıyor. Raporlanacak bilgiler arasında fiyat, işlem hacmi, işlemin tarih ve zamanı, alıcı, satıcı ve işlemden yararlanan kimsenin adı gibi bilgiler yer alıyor.
  • Yönetmelik ile ACER enerji toptan satış piyasasında tüm ticari işlemlerin gözetimi ve kurallara uyulup uyulmadığı konusunda yetkilendiriliyor. Buna göre, ACER aldığı bilgiler doğrultusunda ilk değerlendirmesini yaptığında piyasada herhangi bir kötüye kullanmanın olduğundan şüphe eder ise üye devletlerdeki düzenleyici otoritelerden konuyla ilgili soruşturma açmasını talep edebilecek. Buna ek olarak, sınır ötesi manipülasyonlarda soruşturmaların koordine edilmesinden de sorumlu. Son olarak, düzenleyici kurumlar bu kuralların ihlal edildiği sonucuna ulaşır ise tüketicilerin uğradığı zararı yansıtacak şekilde yaptırımlar öngörebilecek.

Doğal Gaz Dağıtım Şirketlerine Tavan Fiyatlar Kapıda

8 yılı tamamlayan doğal gaz dağıtım şirketleri için ‘fiyat tavanı’ sistemine geçilmesi bekleniyor.

İlk ihale süresini, bir başka deyişle 8 yılı tamamlayan doğal gaz dağıtım şirketleri için 1 Ocak 2012′den itibaren ‘fiyat tavanı’ sistemine geçilmesi bekleniyor. Yeni sistemle şirketlerin belirli bir dönem için tüketim miktarı, abone sayısı, işletme giderleri, yatırım maliyetleri vb. unsurları dikkate alınıp bir tavan fiyat belirlenmesi EPDK’nın gündeminde. Buna göre şirketlerin kilowat saat (kWh) başına alacakları birim hizmet ve amortisman bedeli ‘fiyat tavanını” geçemeyecek.

Uygulamanın kaynağı ise Doğalgaz Piyasası ve Müşteri Hizmetleri Lisans Yönetmeliği’nin 12. Maddesinde saklı:

“İhale ile belirlenen birim hizmet ve amortisman bedeli, şartnamede belirlenen süre boyunca uygulanır. Bu sürenin bitiminden itibaren Kurul tarafından fiyat tavanına göre belirlenen birim hizmet ve amortisman bedeli uygulanır.”

Süreci kısaca hatırlayacak olursak, 4646 sayılı Doğalgaz Piyasası Kanunu’nun yayımlandığı 2001 yılından günümüze kadar geçen dönemde, doğal gaz dağıtım bölgeleri oluşturularak doğal gaz dağıtım faaliyetinin özel sektör tarafından yürütülmesi politikası benimsenmişti. Buna göre, şehir içi doğal gaz dağıtım hizmeti, EPDK tarafından açılan ihaleyi kazanarak dağıtım lisansı alan şirket tarafından yerine getiriliyor. İhalelerde göz önüne alınan kriter ise katılımcı firmaların taahhüt ettikleri dağıtım bedeli. Dağıtım bedeli bugüne kadar, birim hizmet ve amortisman bedellerinden oluşuyordu ve 8 yıl için geçerli idi. İşte EPDK’nın yaptığı şehir içi doğalgaz dağıtım ihalelerinde ilk fiyat dönemi olan 8 yıllık süreler dolmaya başladı.

Dağıtım bedeli EPDK tarafından belirlenecek olan tavan fiyatın üzerine çıkamayacak ancak isteyen dağıtım şirketi maliyet etkinliği yaratarak tavanın altında birim hizmet bedeli uygulayabilecek. EPDK’nın bu şekilde elde edilen kârın bir bölümünü tüketicilere yansıtacağı bekleniyor…

Elektrik Alamadık

Rekabet Raporu’nda elektrik piyasası.

Türkiye’nin AB’ye uyum yolundaki adımlarını değerlendiren İlerleme Raporu’nu anlatmaya, Rekabet Faslı ile başlamıştık. Sıra enerjide. Ancak burada pek parlak değiliz.

Sondan başlarsak eğer, enerji alanında istikrarlı bir ilerleme kaydetmediğimiz, Komisyon’un deyişiyle “düzensiz ilerlediğimiz” görülüyor. Elektrik piyasası ve yenilenebilir enerji alanında “iyi”yiz, ancak tam uyum için daha çok çaba gerek. Ayrıca elektrik piyasasında şeffaf ve maliyet esaslı fiyatlandırma mekanizmasının gerektiği gibi uygulanmadığı, doğal gaz sektöründe rekabetçi bir ortam ve hukuki düzenlemelerin hâlâ eksik olduğu belirtiliyor.  Düzenleyici otorite olarak EPDK’nın güçlendirilmesi gerektiği de göze çarpan değerlendirmelerden biri.

Sırayla gidelim…

Arz Güvenliği: Eksik

İlk ele alınan konulardan biri. Arz güvenliği. Kısaca, “yeterli miktardaki kaliteli enerjinin makul fiyatlarla ve kesintisiz olarak temin edilmesi”. Bu alanda sınırlı bir ilerleme kaydettiğimiz söyleniyor. Eylül 2010’da, Türkiye ile Irak arasındaki ham petrol boru hattı anlaşmasının süresinin 5 yıl uzatılarak 15 yıla çıkarılmasına olumlu bakılırken, gaz iletiminde adil ve ayırımcı olmayan kuralların henüz uygulamaya geçirilmediğini de ekliyor.

Elektrik Piyasası: Kanun değişikliği gerek

Komisyon’un Türkiye’nin ilerleme düzeyini “iyi” bulduğunu görüyoruz. Küçük çaplı yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik enerjisi üretilmesi ile ithalat ve ihracatı hakkında mevzuat değişiklikleri olumlu bulunurken, teşvik esaslı fiyatlandırma mekanizmasının gerektiği şekilde uygulanmadığı eleştiriliyor. Bu nedenle, Elektrik Piyasası Kanunu’nda değişiklik yapılması gerektiği vurgulanmış. Bir de, elektrik dağıtım varlıklarının özelleştirme sürecinin henüz tamamlanmadığı da hatırlatılıyor.

Doğal Gaz Piyasası: Sorunlu

Komisyon’un en memnun olmadığı alan doğal gaz. Bu alanda yer altı doğal gaz depolama tesislerine ilişkin bir yönetmelik çıkarılması ve 2010 yılı için, serbest tüketici eşiğinin düşürülmesi gibi “bazı ilerlemeler” kaydedildiği belirtilse de şu konulardaki aksaklıkların altı çizilmiş:

  • Doğal gaz dağıtım lisansı ihale sürecinin devam ettiği ancak, BOTAŞ’ın bir bölümünü özel sektöre devretmek için açtığı ihalede teklif alamadığı,
  • BOTAŞ’ın, % 86’lık payla, doğalgaz ithalatında tekele yakın niteliğini sürdürdüğü,
  • Doğal Gaz Piyasası Kanunu uyarınca BOTAŞ’ın yeniden yapılandırılması konusunda belirlenen son tarihlere uyulmamasının pazara yeni katılanlar için koşulları daha belirsiz hale getirdiği,
  • Doğal Gaz Piyasası Kanunu’nun revize edilmesi ve yeni bir gaz stratejisi geliştirilmesi alanında ilerleme kaydedilmediği.

Yenilenebilir Enerji: İyi

Raporda, yenilenebilir enerji konusunda iyi düzeyde ilerleme kaydedildiği belirtilirken, 2010 yılı sonu itibarıyla, Türkiye’de elektriğin % 26,4’ünün yenilenebilir enerji kaynaklarından üretildiğine dikkat çekiliyor.  Bununla birlikte, AB Komisyonu’nun enerji verimliliği ve nükleer enerji, nükleer güvenlik ve radyasyondan korunma konularında Türkiye’nin gelişiminden memnun olmadığı fark ediliyor.

Sonuç

Sonuç olarak, AB İlerleme Raporu’nda enerji alanında pek çok olumlu değerlendirme alan Türkiye’nin, yine de tüm beklentileri karşılayamadığı açık. Anlaşılan o ki, Türkiye’nin AB Enerji karnesinde tam not alabilmesi yine bir başka bahara kaldı…