İngiltere’nin mobil şebeke sahipleri dörtte kaldı

Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik işlem AB Komisyonu tarafından kabul görmedi. Dilara Yeşilyaprak anlatıyor.

İngiltere’nin mobil telekomünikasyon hizmeti sağlayıcılarından Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik yaklaşık £10.3 milyar değerindeki işlem, Mart 2015’ten beri gündemdeydi.  İşlem ile birlikte, Three UK’in ana şirketi Hutchinson CK’nin İngiltere’de 30 milyon üzeri müşteri ile beraber %40 üzerinde mobil telefon kullanıcısına sahip olması beklenmekteydi. Bununla birlikte, İngiltere’nin dört şebeke sahibi üçe inecek; mobil telekomünikasyon hizmeti sağlayan şirketler arasında Hutchinson, Vodafone ve BT kalacaktı.

Söz konusu işlem, Aralık 2015’te AB Komisyonu tarafından değerlendirilmeye başladı. Bu süreçte, hem İngiltere Rekabet Otoritesi (CMA) hem de İngiltere Telekomünikasyon Düzenleme Kurumu (OFCOM) işleme ilişkin rekabetçi endişelerini dile getirdi.

İşleme izin verilmesi umudundaki Hutchinson CK birçok kez sunduğu taahhütleri gerçekleştirmeye hazır olduğunu dile getirmişti. Zira bir yandan Three UK geçtiğimiz Ocak ayında BT’nin EE’yi devralmasının artçı etkilerini yaşamaya; diğer yandan rakibi EE ve Vodafone ise pazardaki güçlü konumlarını ellerinde tutmaya devam ediyordu. Bu doğrultuda, sunulan taahhütler arasında 5 senelik fiyat sabitlemesi, Sky, Virgin, Tesco gibi işletmeciler ile şebeke paylaşımı yanı sıra pek çok kişi tarafından iddialı olarak değerlendirilen geniş kapsamlı bir yatırım programı da bulunmaktaydı. Ancak, Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik işlem AB Komisyonu tarafından kabul görmedi.

Margrether Vestager işleme yönelik yaptığı açıklamalarda mobil telekomünikasyon sektörünün rekabetçi olmasını istediklerini, rekabetçi bir sektörün uygun fiyatta ve iyi bağlantı kalitesinde inovatif mobil hizmetler sağlanmasını destekleyeceğini dile getirdi. Söz konusu işlemin İngiltere’nin mobil telekomünikasyon sektörü için olumlu sonuçlara yol açmayacağını değerlendiren Vestager, işlem ile beraber mobil şebeke altyapısını etkileyecek bir pazar liderinin doğacağını belirterek, tüketicilerin seçeneklerinin ürün ve fiyat bakımından kısıtlanacaklarını öngördüklerini ifade etti. Vestager açıklamalarında söz konusu işlemin hızlı gelişen sektör olan mobil telekomünikasyon sektörü için pek çok rekabetçi endişe doğurduğunu açıklarken aynı zamanda Hutchinson tarafından sunulan taahhütlerin yeterli bulunmadığını söyledi. Vestager’in Twitter üzerinden yaptığı açıklamalar AB Komisyonu’nun değerlendirmelerini kısa ve net bir şekilde açıklıyor:

AB Komisyonu’nun kararına yönelik Hutchinson CK tarafından yapılan açıklamalarda ise şirketin Komisyon kararını iyice inceleyip tavaf ederek temyize gideceği ve işlemi zorlayacağı yönünde ifadeler yer alıyor. Özellikle de Almanya ve İrlanda’da telekomünikasyon sektöründe izin alan birleşme ve devralma işlemleri sonrasında, Three UK ve O2 işlemine haksız yere izin verilmediğine ilişkin açıklamalar bulunuyor.

Bonus: AB Komisyonu tarafından Hutchinson CK’nin Italya’daki iştirakinin faaliyetleri ile rakibi konumundaki mobil operatör Wind’in birleşmesi işlemi incelenmeye devam ediyor. AB Komisyonu’nun İtalya’daki işleme yönelik son sözünü merakla bekliyoruz.

Birleşme-Devralma Görünüm Raporu

2014 yılında Rekabet Kurumu’na bildirilen birleşme ve devralma işlemlerine ait veriler çerçevesinde hazırlanan Görünüm Raporu, Rekabet Kurumu’nun internet sitesinde yayınlandı.

Antitrust2013Rapora göre 2014 yılında Rekabet Kurumu’na toplam 215 birleşme ve devralma işlemi bildirilmiş. Bildirilen bu 215 işlemden 122’sinde hedef şirket veya oluşturulan ortak girişim, Türkiye yasalarına göre kurulmuş şirketlerden oluşmakta. Aynı dönemde değerlendirmeye alınan özelleştirme sayısı ise 18.

Hedef şirket veya oluşturulan ortak girişimin Türkiye kökenli olduğu özelleştirme haricindeki işlemlerde, bildirilen toplam işlem bedeli 22 milyar 90 milyon TL olarak belirtiliyor. Aynı dönemde Kurum’a bildirilen özelleştirmelerin toplam değeri ise 9 milyar 193 milyon TL. Ayrıca tüm tarafları Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre kurulmuş şirketlerin gerçekleştirdikleri birleşme ve devralmaların değeri de 6 milyar 186 milyon TL olarak gösteriliyor. Yabancıların yaptıkları yatırımlara ilişkin bilgiler de raporda detaylı olarak yer alıyor. Buna göre 2014 yılında yabancı yatırımcılar 56 işlemde Türk şirketlerine yatırımda bulunmuş ve ilk sırada Lüksemburg bulunuyor. Son olarak Türk şirketlerinin devir konusu olduğu işlemlerde yabancı yatırımcılar yaklaşık 10 milyar TL’lik yatırımda bulunmuş.

İşlemler sonucu etkilenen pazarlar bakımından ise hedef şirketin veya oluşturulan ortak girişimin Türkiye kökenli olduğu işlemlerde ilk sırayı 3 milyar 295 milyon TL ile kendine ait veya kiralanan gayrimenkulün kiralama verilmesi veya işletilmesi alanı alıyor.

Son olarak, bildirilen işlemlerin nihai karara bağlanma süresi ise 16 gün olarak belirtiliyor.

Söz konusu Rapor’a buradan ulaşabilirsiniz.

Dönerse senindir

Şirketi devredince sorumluluktan kurtulmak mümkün değil. Hatta her şey yeni başlıyor. Belit Polat anlattı.

Hatta dönmezse de… Geçtiğimiz günlerde Adalet Divanı tarafından verilen karar, yavru şirketin rekabet ihlalleri sebebiyle ana şirkete yüklenen sorumluluğu bir adım daha öteye taşıyarak, şirketin devredilmesinden sonra bile bu sorumluluğun devam ettiğini belirtti ve kolay kolay elveda denilemeyeceğini de göstermiş oldu.

8eea64e0563590b07a4d93537eb2851fAB Yüksek Mahkemesi, bir şirketin yavru iştirakini başka bir şirkete devretmesinden sonra dahi, o şirketin kontrol ettiği döneme dair rekabet ihlallerinden sorumlu olmaya devam edeceğine karar verdi. Hafıza kartları karteli hakkında alınan kararda Mahkeme, birçok teşebbüsün fiyatlar konusunda anlaşma yaptığını tespit etti ve bu teşebbüslerden biri de kartelin gerçekleştiği dönemden sonra yavru şirketini elden çıkarmış olmasına rağmen 20 Milyon Euro kartel cezası almaktan kurtulamadı.

Malumun ilanını bir kenara koyarsak bu kararın esasen iki sonucu olduğunu söyleyebiliriz: Öncelikle, kartel soruşturmalarının neredeyse tamamının pişmanlık başvurusuyla tetiklendiği ve hatta teşebbüslerin bunu neredeyse rakiplerine karşı strateji olarak da kullanabildiği AB’de, rekabet uyum programlarının yalnızca teşebbüsün fotoğrafını çekmekten öteye gittiğini görüyoruz. Yani due diligence süreçlerinin bir yansımasını da satıcı için söylemek mümkün. Bu program kapsamında yavru şirkete yapılacak iyi bir rekabet denetimi, bu şirketin sicilini ortaya koyacağı gibi satıcı tarafın da ileride nasıl bir riski üstlenmeye devam edeceğini öngörmesini sağlayabilir. İkincisi, bu denetim sonucu yavru şirkete yönelik bir ihlal şüphesi doğsa da, satıcı Rekabet Kurumu’na pişmanlık başvurusunda bulunarak bu sorumluluktan kurtulup yola devam der. İşin daha da ilginç yanı, bu başvurunun elbette devralmanın tamamlanması sonrasında Alıcı tarafından da yapılabileceği. Ancak bu durumda Satıcı’nın pişmanlıktan faydalanıp ceza almaktan kurtulması mümkün olmadığından, ben önce önlemimi alayım sonra yoluma bakarım demek daha mantıklı gibi görünüyor.

Avrupa Birliği’nden telekom piyasalarına müdahale

Mobil haberleşme piyasalarındaki elden çıkarma dalgasını Barış Yüksel inceliyor. Komisyon’un gözlemleriyle birlikte.

Avrupa’nın birçok ülkesinde mobil haberleşme piyasalarında ciddi bir elden çıkarma ve konsolidasyon dalgası yaşanıyor. Bu dalgaya kapılan pek çok işletmeci ya birleşme ve devralmalar ya da varlık satışları yoluyla zaten oldukça yoğunlaşmış olan piyasaların her geçen gün biraz daha yoğunlaşmasına sebep oluyor.

Piyasalardaki işletmeci sayısının azalması ve böylece yoğunlaşmanın artması ise Avrupa Komisyonu tarafından endişe ile karşılanıyor. Zira piyasadaki işletmeci sayısı düştükçe kalan işletmeciler arasında bilinçli paralelliğin gelişmesi ve böylece rekabetçi yapının zarar görmesi riski artıyor. Üstelik doğrudan piyasa yapısından kaynaklanan bilinçli paralelliğe rekabet hukukunun rekabeti kısıtlayıcı anlaşmaları yasaklayan kuralları ile sonradan müdahale edilemeyecek olması Komisyon’u daha da düşündürüyor.

6a00d834515bc269e20120a54e80c0970cŞu an için Komisyon’un elindeki en önemli araç bu yoğunlaşma işlemlerine en baştan müdahale ederek piyasadaki olumsuz yapısal değişiklikleri öncül müdahalelerle gidermek. Bunun için ise yoğunlaşma işlemlerini çok titiz bir biçimde analiz etmesi ve işlem sonucunda piyasadaki rekabetin zarar göreceğini ispatlayabilmesi gerekiyor.

Türkiye’nin aksine AB’de yoğunlaşma işlemleri “hakim durum testine” göre değil “etki testine” göre incelendiğinden, Komisyon bu işlemler neticesinde tek başına ya da birlikte hakim durum ortaya çıkacağını ispatlamak zorunda değil. Ancak yine de Komisyon’un sadece oligopol piyasa teorilerine dayanarak ve tamamen varsayımsal tehditleri sebep göstererek işlemlere izin vermemesi de mümkün değil.

Aslında Komisyon’un mobil haberleşme pazarında gerçekleşen yoğunlaşma işlemlerinde etki testini nasıl uygulayacağını gözlemlemek için halihazırda devam etmekte olan Telefonica’nın Almanya’da faaliyet gösteren E-Plus’ı devralma işlemine ilişkin kararı önemli bir fırsat teşkil ediyor. Söz konusu işlem sonucunda Almanya’daki işletmeci sayısı 4’ten 3’e düşecek ve piyasadaki yoğunlaşma oranı ciddi derecede artacak. Söz konusu işlem sonrasında ilgili pazarda tek başına veya birlikte hakim durum meydana gelme ihtimali son derece düşük ancak bilinçli paralellik riski için aynı tespiti yapmak mümkün değil.

Peki Komisyon’un etki testini uygularken hangi kriterleri dikkate alması bekleniyor?

Komisyon’un şu ana kadarki açıklamalarından özellikle devralınacak şirket konumundaki E-Plus’ın önceki faaliyetlerine odaklanacağı anlaşılıyor. Komisyon E-Plus’ın düşük pazar payına rağmen piyasada “maverick” olarak faaliyet gösterip göstermediğini inceleyecek ve rakipler üzerinde rekabetçi baskı yaratarak daha fazla pazar payına sahip rakipler arası koordinasyonu zorlaştırıp zorlaştırmadığı sorusuna cevap arayacak. Bunun yanı sıra önerilen işlem sonrasında piyasada var olan rakiplerin nasıl bir strateji izlemesinin olası olduğu da inceleme konusu yapılacak.

Tüm bu incelemeler sonucunda, Komisyon’un işleme izin verilmesi halinde piyasadaki etkin rekabetin kısıtlanacağına dair bir kanaate varması halinde ne olacağı ise ayrı bir soru işareti. Böyle bir sonuca varılması halinde devralan teşebbüsün endişeleri gidermek için nasıl taahhütler sunabileceği ve Komisyon’un bu taahhütlere sıcak bakıp bakmayacağı ileride ülkemizde de benimsenebilecek etki testinin oligopol piyasalarda gerçekleşen yoğunlaşma işlemleri bakımından uygulanması noktasında hem Rekabet Kurulu’na hem de teşebbüslere yol gösterici olabilir.

Yatay ve Yatay Olmayan M&A Kılavuzları Yayınlandı

An itibariyle Rekabet Kurumu resmi sitesinde yaptığı bir açıklamayla “Yatay Birleşme ve Devralmaların Değerlendirilmesi Hakkında Kılavuz” ve “Yatay Olmayan Birleşme ve Devralmaların Değerlendirilmesi Hakkında Kılavuz”ları yayınladığını duyurdu.
Hatırlanacağı üzere 5 Aralık 2012 tarihinde yine Rekabet Kurumu’nun resmi sitesinde yapılan bir duyuru ile yatay ve yatay olmayan birleşme ve devralmalar hakkında Rekabet Kurulu tarafından yapılacak değerlendirmelerde dikkate alınacak genel ilkeleri ortaya koymak amacıyla iki ayrı taslak kılavuz hazırlanmış ve kamuoyu görüşüne açılmıştı.
Kamuoyu görüşlerinin alınmasının akabinde çalışmalarını tamamlayan Kurul, bugün itibariyle Kılavuzların son halini yayınladı. AB mevzuatı ile benzerlik taşıyan ve oldukça detaylı olduğu anlaşılan Kılavuzlara aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz:

Yatay Birleşme ve Devralmaların Değerlendirilmesi Hakkında Kılavuz için tıklayınız.

Yatay Olmayan Birleşme ve Devralmaların Değerlendirilmesi Hakkında Kılavuz için tıklayınız.

“İstediğimiz indirim marketinden başlayabilir miyiz?”

Ülker indirim marketi olarak nitelendirilen zincirleri tek tek renklerine katıyor. Rekabet Kurumu da sektörü inceliyor muydu neydi?
Ali Ilıcak yazdı

398824_419428281420183_418230398206638_1488723_1960921467_n

Şok-Market-Logosu

070520131117060803234_2

Bir ara süper marketler hakkında atıp tutmak moda iken, Rekabet Kurumu da havaya girip Hızlı Tüketim Malları Perakendeciliği hakkında meşhur sektör araştırmalarından birini başlatmıştı. Sektörün analizi yapılmaya çalışılmış, marketlerin gücünün tedarikçiler üzerindeki olumsuz etkisinden  bahsedilmiş, Rekabet Kurulu’nun daha dikkatli olması gerektiği söylenerek olay akışına bırakmıştı.

Daha sonra Ülker –BİM’deki eski hissesini saymazsak- sektöre girdi ve benzer bir zamanlamayla da süpermarketlerin gücü eskisi gibi tartışılmaz oldu. Şok ve DİA(SA)’yı alan Ülker’in A101’e de teklif verdiği söylendi, hemen ertesinde bu açıklama her iki tarafça da yalanlandı. Ancak geçen hafta Ülker’in bu sefer 119 mağazalı Onurex  adlı indirim marketini renklerine kattığını bültenlerden öğrendik. Gerekli izinleri en fazla 30 gün içinde aldıktan sonra…

Sahi Creeping Acquisition diye bir şey vardı, neydi o?

….

HTM Raporunun ilgili bölümü şu şekildeydi:

4.4.3. Alıcı Gücü ve Pazar Gelişiminin Takip Edilmesi

(367) Raporda yer verilen tespit ve değerlendirmeler HTM perakendeciliği sektöründe rekabetçi süreci tehdit eder boyutta bir alıcı gücünün hâlihazırda söz konusu olmadığını göstermekle birlikte, alıcı gücünün özellikle tedarikçi sayısının çok ve dağınık yapıda olduğu ürün pazarları başta olmak üzere sektörde artmakta olduğunu da göstermektedir. Gerek pazar yapısı ve gelişimi gerekse tedarikçilerle yürütülen saha çalışmasından elde edilen veriler alıcı gücünün, organize kanalın güç kazanmaya ve yoğunlaşmaların artmaya devam edeceği yapısal dönüşüm süreci içerisinde önümüzdeki dönemde perakendeci- tedarikçi ilişkilerinde kilit konular arasında yer alacağını göstermektedir. Bu çerçevede, tedarik zincirinin bütün pazar aşamalarında rekabetçi sürecin korunması ve rekabetçi süreç üzerinde olumsuz etkiler doğurabilecek nitelikte alıcı gücü kaynaklı sorunların zamanında tespit edilebilmesine olanak sağlanmasını teminen sektörün yakından takip edilmesi özel önem arz etmektedir. Aşağıda öngörülen araçlarına yer verilen takip sistemi ile sektörün yapısı ve gelişiminin yakından takip edilmesi ile sektördeki olası rekabet sorunlarına zamanlı müdahale imkânının yanı sıra sektördeki yoğunlaşma kontrolünde de etkinlik artışı sağlanacağı değerlendirilmektedir.

– HTM perakendeciliği sektöründe önümüzdeki dönemde yapısal dönüşüm eşliğinde yoğunlaşmaların ve beraberinde alıcı gücünün artacağı öngörüsü temelinde yoğunlaşmalara yönelik olarak başta bildirilenler olmak üzere, sektörün yapısı ve gelişimini ortaya koyan parametreler temelinde bir veritabanı oluşturulması.

– Raporun II. bölümünde yer verilen ilgili ürün pazarları ve alt kırılımları temelinde pazarın perakendeci ve tedarikçi tarafında yoğunlaşmaların, özel markalı ürün gelişiminin yıllık olarak takip edilmesi, gerekli bilgilerin taraflardan temin edilmesi ile bu veriler temelinde Raporun III. Bölümünde yer verilen alıcı gücü endekslerinin hesaplanması

– Pazarda bulunan ve pazara yeni giriş yapan oyunculara yönelik uluslararası, ulusal, yerel, süpermarket ve indirim mağazası gibi kriterler temelinde basın ve yayın organlarının takibi ile veritabanı oluşturulması.

Bira Birleşmesi Köpürüyor!

Amerika’daki devralma işlemi, piyasalarda bomba etkisi yaratacak nitelikte.

Ceren Üstünel anlatıyor. Cheers!

Geçtiğimiz yıl Amerika’da 200’den fazla markaya sahip en büyük bira üreticisi Anheuser-Busch InBev, Meksika’nın lider ve Amerika’nın da üçüncü büyüğü Modelo’yu devralmak istediğini duyurmuştu. Piyasalarda bomba etkisi yaratan bu açıklama sonrası işlemin akıbeti konusunda emin olunan tek şey vardı: Bu işlem sıradan bir devralmadan farklıydı. Öyle de oldu.

Anheuser-Busch halihazırda Modelo’nun %50 hissesine sahip. Ancak bu hisse payı, Anheuser-Busch’a herhangi bir kontrol hakkı vermiyor. İşlem ile birlikte geri kalan ve kontrole imkan veren %50’lik hissenin de alınması planlanıyor.

Adalet Bakanlığı devralma ile birlikte Anheuser-Busch’un bira pazarında iyiden iyiye güçleneceğini, rekabetin azalacağını ve dolayısıyla fiyatların artacağını ileri sürerek işleme karşı dava açtı. Modelo’nun ise üçüncü en büyük üretici olduğu düşünüldüğünde insanın bir durup “Yok artık daha neler“ diyesi gelebilir (Daha sonra bir rekabet uzmanı olduğunuzu düşünüp bu kadar peşin peşin ahkam kesmemeniz gerektiğini hatırlıyorsunuz.)

Anheuser-Busch yaptığı açıklamada işlemden vazgeçmeyeceklerini üzerine basa basa söyledi. Hükümetin tavrının yasa, mevcut durum ve pazarın gerçekleri ile bağdaşmadığını da ekledi. Zira işleme izin verilebilmesi adına Modelo’nun sahip olduğu %50 hissesini Amerika distribütörü Constellation Brands’e satacağını duyurdu. Yani Modelo’nun %50 hissesini satarken %50 hissesini alacaklar. Böylece pazar payları aynı kalacak.

Dıştan bakıldığında makul bir anlaşma gibi görünebilir. Fakat sorun şu ki Modelo ve Constellation Brands tarafından kurulan ve bira üretimi, dağıtımı ve pazarlamasında faaliyet gösteren bir ortak girişim olan Crown Imports aslında Anheuser-Busch’un bira pazarındaki en önemli rakiplerinden biri. Nitekim Crown Imports’un ürün yelpazesi altında Amerika’nın en çok ithal edilen birası Corona Extra ile Corona Light, Pacifico, Victoria gibi bira markaları bulunuyor. İşleme izin verildiği takdirde Crown Imports’un CEO’su Bill Hackett’in de söylediği gibi kendilerinin bir zamanlar en büyük rakibi olan Anheuser-Busch bundan böyle sağlayıcıları konumuna gelecek.

Durum görüldüğü üzere hayli karışık. Anheuser-Busch geri adım atacağa benzemiyor. Hükümet de bir o kadar kararlı. Bakalım neler olacak…

Şimdilerde Araba Kiralama Piyasası

Araba kiralama işiyle ilgili güzel bir keşif.

Baran Göka yazıyor.

İki Boston’lunun keşfettiklerine bir bakın. Tatildesiniz ya da iş gezisinde. Arabaya ihtiyacınız var. Sigortasıyla benziniyle de mi uğraşmak istemiyorsunuz? Belki de 25 yaşından küçüksünüz diye kimse size araba kiralamaya yanaşmıyor. Yarım saatlik bir ihtiyaç için bir günlük ücret ödemeyi kim ister ki?

AA027481Şimdi. Bulunduğunuz yerden en fazla on dakikalık uzaklıkta bir araba parkı göreceksiniz. Belki de bir otobüs durağının hemen yanı başında. Parka girin; gözünüze kestirdiğiniz arabanın camına kartınızı okutun. Kapıları birden açılıverecek. Anahtarları da üzerinde hem.

Bu modelle çalışan ve dünya genelinde 12.000 araçlık filosu bulunan Zipcar’ı dört büyük araba kiralama şirketinden Avis satın alıyor. Zipcarlar genel olarak rekabetin görece daha fazla olduğu havalimanlarında değil New York, Londra, Barcelona gibi büyük şehirlerde hizmet veriyor. Yani Zipcar’ın verdiği hizmet, hedef kitlesi ve faaliyet gösterdiği yerler bakımından havalimanlarında görmeye alıştığımız geleneksel araba kiralama hizmetinden biraz daha farklı.

Piyasada yaşanan bir diğer gelişme de dört büyüklerden bir başkası olan Hertz’in, Dollar Thrifty şirketini daha yeni devralmış olması. Federal Ticaret Komisyonu, rakip sayısını azaltan ve Hertz’e araba kira fiyatlarını artırmasına imkan veren bu anlaşmanın rekabeti zedeleyebileceğini söylemişti. Komisyon, Hertz’e elindeki  araba kiralama şirketi Advantage’ı satması ve havalimanlarındaki 30 Dollar Thrifty mahallinin işletme hakkını devretme koşulu getirerek havalimanı araba kiralama piyasasındaki rekabetin korunmasında önemli rol oynamıştı.

Tüketici sayısının aynı kalıp şirket sayısının azalmasıyla yoğunlaşan araba kiralama piyasasında ortalama bir araba için ödenen günlük ücretin 2009‘dan bu yana düşmekte olduğunu da bir kenara not edelim.

Federal Ticaret Komisyonu’nun fiyatları yakın gelecekte dengede tutmaya yönelik müdehaleleri bir tarafa, olur da araba kiralama fiyatları artarsa bu hizmetten yararlananların toplu taşıma kullanmalarının önünde hiçbir engel yok gibi görünüyor. Yürümek de cabası.

Çevremizi sevelim, yeşili koruyalım…

Rekabet Kurulu, başlangıcında etkin rol aldığı atık dönüşüm hareketinin gerisinde kalıyor. Politikasını değiştirmezse çok önemli bir fırsat elden kaçacak.

Devamı Fevzi Toksoy’un yazısında.

2 Ocak sabahı güne büro olarak artık gelenekselleşen yeni yıl kahvaltımızı yaparak başladık (Aralık sonundaki çoluklu çocuklu eşli nişanlılı şirket yemeğimiz, tatile denk gelen yılbaşı akşamı ve şirket kahvaltımız mükemmel bir üçleme sundu bu sene…). Gelenekselleşen dedim ya; boşuna değil. Anasına muhammara ve humus yaptıran kazık kadar adamdan, anneannesiyle birlikte tiramisu yapan genç adama, nutellasını esnaf böreğini kapıp gelenine kadar herkes katkıda bulunuyor… Neyse. Konu bu değil. Baştan söyleyeyim konu sofrada da tartıştığımız yeni birleşme ve devralmalar eşiği de değil (Meraklısına görüşüm: en azından bir nebze daha kolay belirlenebilir eşiklere yaklaştık millet olarak. Malum, daha önce çeşitli vesilelerle ifade ettim, BD eşiği dediğin şeyi iş sahibi okuyunca anlamalı, muhasebecisine talimatla olayı 15 dakikada çözebilmeli… Etkilenen Pazar dediğin şey ise iş adamı için yağmurun kötü etkilediği bir pazar günü olmalı… en fazla… mesela… Ötesi başka bir iş… Hele Türkiye gibi özellikle B&D işlemlerinde hukuk yaratmayan, yaratılmış hukuku uygulayan ekonomiler için böyle deli dolu icatlarla uğraşmamak gerek. ICN, OECD, moECD filan ne diyorsa sıkı sıkı tutunmak lazım… Ucundan o yola girdik diyelim… Etkilenen pazar kriterinin ortadan kalkması iyi oldu. Şu anda sorun, belirlenen ciro rakamlarının RK’nın ana odağı olan iş yükünü azaltma hedefine uygun olup olmadığı. Bence değil… Hatta işlem sayısının artacağını düşünüyorum… Bence asıl sorun, gerçekten bu amaca uygun olursa ortaya çıkacak olan enerjinin nereye ne şekilde kullanılacağının muğlaklığında. Allah muhafaza bir de ‘de minimis’ çıkarsa ve SS taşıma kooperatifleri kapsam dışına çıkarsa ortaya çıkacak enerji fazlasını tahayyül edebiliyor musunuz?).

Neyse efendim kahvaltıdan sonra Göka’nın enerji gelişmeleri mailine bakarken ilk sırada ne göreyim?… ‘[Bir akü firması] rekabet ihlali suçlamasından aklandı’ diye bir haber. Tıkladım ve bir haber sitesinde kısa bir paragraf çıktı karşıma. ‘Allah Allah acaba akü kararında yargıda bir gelişme mi oldu?’ dedim… Kararı RK sitesinde buldum ve bir çırpıda okudum (fazla vaktimi almadı zira karar kısacıktı…). Ayrı bir ihlal iddiası ve bu iddiaya ilişkin yapılan önaraştırma sonucunda soruşturma açılmasına yer olmadığına ilişkin bir karar. Burada bir sorun yok. Karar’da anılan firmayla pozitif/negatif, doğrudan/dolaylı herhangi bir ilişkim de yok. İlk akü kararından bildiğim kadarıyla kağıt üzerinden, jenerikleşen markasıyla da hayatın içinden tanırım… Sorun ihlal iddiasının yersizliğine karar verilmesinin gerekçesi. ÇEVKO kararından beri geri dönüşüm ekonomileri ile yoğun bir şekilde ilgileniyorum. Fiilen de temsilci olarak bir geri dönüşüm/rekabet hukuku ilişkisi üzerine yoğun mesai harcıyorum. Görüşlerim de (bu karara kadar) RK’nın sahip olduğu bilgi birikimi ve kaleme aldığı politikalarla birebir örtüşüyor(du). Bunlar da zaten AB ve OECD politikalarının kabul edilmiş genel doğrularından ibaretti. Özetle ‘çevre amaçlı geri dönüşüm düzenlemeleri rekabet hukukundan ari düşünülemez’ genel kuralına dayanan yaklaşımın aksine, Karar’da konunun hiçbir derinliğine girmeden adeta kestirip atılarak ‘Çevre ve Şehircilik bakanlığının düzenlemeleri orada duruyorken bize laf söylemek düşmez’ sonucuna ulaşılmış. Keşke ihlal iddiası geri dönüşüme yönelik rekabet kuralları çerçevesinde ele alınsaydı, ve yine soruşturmaya yer olmadığına ilişkin karar ilk akü kararında olduğu gibi adeta referans değeri olan bir metin olarak kaleme alınsaydı. Keşke Türkiye bu yeni alandaki gelişmeleri takip edebilseydi ve rekabet hukuku zenginleşseydi. Keşke Karar Türkiye’nin sektörel olarak en kapsamlı geri dönüşüm hareketi olan ‘atık elektrikli ve elektronik eşyaların (AEEE) kontrolü’ne ilişkin düzenlemelere de ışık tutmayı akıl etseydi. Ki, anılan düzenleme özellikle 4054 sayılı Kanun’a gönderme yapmakta…

Şu anda gerek evsel AEEE gerekse de ticari amaçlı AEEE üreticisi firmalar rekabet kurallarına uyumlu sistemler kurmak için harıl harıl çalışıyorken işin felsefesinin DNA’sıyla oynayan bu kararın yaratacağı soru işaretleriyle uğraşmak da yine RK’ya düşecek. Bunun için de ekstra enerjiye ihtiyaç var… İşte sahip olacağın o enerji eşiklerindeki sihirli rakamlarda mevcut…

Diye düşünüyorum…

Toksoy

İDO ÖZELLEŞTİRMESİ ve DEMİRYOLU SERBESTLEŞME MODELLERİNE BAKIŞ

2011 yılında İDO hisselerinin tamamı blok satış yöntemiyle özelleştirilmişti.

Serbestleşme sonrasında tüketicilerin çeşitli teşebbüsler arasından seçim yapması, ürün fiyatlarının rekabet nedeniyle vatandaşın erişebileceği seviyeye gelmesi, ürünün kalitesinin artması beklenir. Kitapta böyle yazıyor en azından.

Hatırlayalım. 2011 yılında İDO hisselerinin tamamı blok satış yöntemiyle özelleştirilmişti. “Özelleştirme” 80’li yıllardan beri önemli bir konu haline geldiği Türkiye’de, serbestleşmenin nasıl gerçekleşeceği sorusu önem kazanmakta.

Birbirine rakip olabilecek hatların ayrı ayrı teşebbüslere verilmesine ilişkin Kurul Görüşü’ne uyulmadı ve İDO blok olarak tek bir teşebbüse devredildi.

Sahi ya ilgili ürün pazarlarında İDO dışında faaliyet gösteren hiçbir teşebbüs yoktu ki devir sonucu yoğunlaşma artışı olsundu! Nihayet Rekabet Kurumu devralma işlemi sonucunda hakim durum yaratılmasının veya mevcut hakim durumun güçlendirilmesinin ve böylece rekabetin önemli ölçüde azaltılmasının söz konusu olmaması nedeniyle işleme izin verilmesinde sakınca olmadığına karar verdi.

Blok satış yöntemi sayesinde hisseler devredilirken yapı parçalanmadan değer kaybetmedi ve rekabetin korunması toplumsal refahın artırılması için bir araç. İkisi de kulağa hoş geliyor değil mi?

Haliyle bilet fiyatları da devralan teşebbüs tarafından serbestçe belirlenmekte. Seçeneklerden biri Godot’yu bekler gibi meşhur simit zincirleri sahibinin “görünmez el”ini belki bir gün bize ucuz bilet, kaliteli hizmet getirir diye bekleyedurmak!

Demiryolu serbestleşme modeline geçmeden blok satış sonrası İDO hakkında yazımıza vesile kamuoyundan; siyasi partilerden, meslek kuruluşundan, barodan, esnaftan gelen tepkilere bakalım.

Demiryolu taşımacılığının mevcut dikey bütünleşik yapısının ayrışacağını herhade öğrenmeyen kalmamıştır.

Demiryolu taşımacılığında blok satış yöntemiyle özelleştirme söz konusu değil. Dermiryolu taşımacılığı – THY’nin özelleştirilmesi bir kenara – sivil havacılıkta uygulanan model gibi özel sektöre açılacak. Üst piyasada, TCDD alt yapı yönetimi faaliyetini sürdürecek. Yolcu ve yük taşımacılığı faaliyetleri olan alt piyasada TCDD’nin yöneteceği altyapıyı hem özel sektör hem de kamu kullanacak. T.C. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı bünyesindeki Demiryolu Rekabetini Düzenleme Makamı, demiryolu altyapısına serbest erişim ve demiryolu altyapısının kullanımında adil rekabet sağlayacak düzenlemeleri yapacak ve uygulamaları denetleyecek.

TCDD’nin blok satış yöntemiyle özelleştirilmeden demiryolunun mevcut dikey bütünleşik yapısının ayrıştırılarak özel sektörden yeni teşebbüslerin demiryolu taşımacılığı olan alt pazara girişini mümkün kılan bu serbestleşme süreci, bakalım 2015 yılı için öngörülen yolcu trafiğine on yıl öncesinden ulaşılan havayolu taşımacılığını yakalayabilecek mi?

Delilleri Nasıl Sunmalı?

Komisyon broşür yayınladı.

Rekabet Hukuku’nun ekonomi ile iç içe olması soruşturmalar ile birleşme&devralma incelemelerinde sunulan delillerde de kendini gösteriyor. Taraflar yüksek meblağlı cezalardan kurtulmak amacıyla yaptıkları eylemlerin etki doğurmadığını kanıtlayan deliller sunmaya çalışıyor.

Komisyon da çerçevesi çizilmemiş, belki de net olarak çizilemeyen bu konuyu, ekonomik delillerin ne şekilde oluşturulması ve sunulması gerektiğine yönelik önerileri içeren bir broşür yayınladı. 

Broşür, sunulacak ekonomik ve ampirik çalışmaların oluşturulmasındaki en iyi uygulamaları gösteriyor. Bu uygulamalar ayrıca, tarafların maruz kaldığı rekabet soruşturmalarının yanı sıra birleşme & devralma incelemelerinde de dikkate alınıyor.

Rekabet soruşturmalarında ekonomik analizler, genellikle, net tavrı ortaya koymak veya aksine delilleri karşı argüman sunup çürütmek amacıyla kullanılıyor. Komisyon ise, tavsiyelerinde bulunmadan önce, kendi  amacını şu şekilde sıralıyor.

–          Taraflarca yapılan analizlerin, incelemelerin esas ekonomik gerekçesini içermesi ,

–          Bu analizlerin inceleme konusu olayla olan ilişkisinin açık bir şekilde anlatılması,

–          Analizlerin ulaşılmak istenen sonuçları güçlendirmesi.

Peki tavsiyeler neler?

–          Ekonomik çalışmanın, sektörün gerçeklerine dayanması,

–          Teorik veya ampirik analizin ilk aşaması olarak, bir araştırma sorusunun oluşturulması ve bunun açık ve ilgili pazarın ve endüstrinin yapısı ile ilgili ekonomik teoriler de dikkate alınarak oluşturulması,

–          Veri kaynaklarının yazılı olarak belirtilmesi, bunun dışında verinin nasıl toplandığı ve teorik karşılığıyla uyuşup uyuşmadığının belirlenmesi,

–          Veri tanımlaması esnasında açıklayıcı istatistikler dahil ilgili değişkenlerin tümüne yer verilmesi (standart sapmalar, maksimum, minimum, korelasyon, histogram vs.)

–          Ampirik çalışmanın metodolojisinin gerekçelendirilmesi; seçilen metodolojinin veri kısıtlamaları, inceleme konusu pazarın özellikleri ve incelenmekte olan ekonomik sorunların ışığında tartışılması,

–          Mümkün olduğu takdirde alternatif metodolojilerin tartışılması ve bu sayede doğrularla sabitlenmiş öngörüler oluşturması,

–          Ekonomik çalışmada ulaşılan sonuçların sadece istatiksel etkisinin değil, pratik bağlantısının da tartışılması,

–          İstatiksel ve ekonomik analiz sonuçlarının aynı zamanda ilgili teoriyle bağlantılı olacak şekilde  değerlendirilmesi,

Komisyon’un yayınladığı ayrıntılı broşür inceleme sırasında üzerindeki yükü ve zaman kaybını hafifletmek istediğinin işaretlerini veriyor ve şirketlerin savunmalarında yaptığı ekonomik analizlerde daha dikkatli olmaları gerektiğinin altını çiziyor.

“Sözünüzde durmadınız, ayrılın!”

Fransa Rekabet Otoritesi, taahhütlerin yerine getirilmemesi sebebiyle izin kararını geri aldı.

Fransa Rekabet Otoritesi, 2006 yılında işlem taraflarınca sunulan 59 taahhüde uyulması şartıyla izin verdiği devralma işleminde, taahhütlerin yerine getirilmemesi sebebiyle izin kararını geri aldı.

Rekabet Otoritesi, ödemeli TV yayıncılığı pazarında faaliyet gösteren TPS ve CanalSattelite’in, Vivendi Universal ve Groupe Canal Plus tarafından devralınmasına ilişkin işleme, işlem sonucunda hakim durumun güçlenecek olması sebebiyle taraflarca önerilen 59 taahhüde uyulması koşuluyla izin vermişti.

Taahhütlerin amacının, başta internet servis sağlayıcılar olmak üzere, işlemden sonra piyasada faaliyet gösterecek olan rakip firmaların, işlem taraflarıyla rekabet etmelerini sağlayacak nitelikte yayın içeriğine erişimlerini teminat altına almak olduğu belirtilirken, özellikle filmler, ABD menşeli diziler ve spor müsabakalarına ilişkin yayın haklarına erişimin önemi de vurgulandı. 2006 yılında verilen taahhütler arasında ayrıca, sinema, spor ve gençlik temalı kanalların, tüm işletmecilere eşit koşullar altında sunulmasına yönelik yükümlükler de bulunuyor. Rekabet Otoritesi böylelikle, bir yandan yayın haklarına erişimi, bir yandan da ödemeli TV yayıncılığı pazarında aboneler açısından cazip paketlerin sunulması bakımından vazgeçilmez olan kanalların, yayın içeriklerinin kalitesi de korunmak suretiyle, diğer işletmecilere de eşit koşullarla sunulmasını teminat almayı amaçlamıştı.

Kanun, taahhütlerin yerine getirilmemesi halinde Rekabet Otoritesi’ne,  iznin geri alınması veya yerine getirilmeyen taahhütlere uyulmasını sağlamaya yönelik bir karar alınması şeklinde iki seçenek sunarken, Rekabet Otoritesi, tarihinde ilk defa, doğrudan iznin kaldırılması yönünde bir karara imza attı. Kararda, taraflarca verilen taahhütler arasında kayda değer öneme sahip olanların ihlal edildiği belirtilerek, tarafların ihmalinin yanı sıra, Canal Plus’un ihlal konusundaki kötü niyetine de vurgu yapıldı. Bu sebeple izin kararının geri alınmasının yanı sıra, 30 milyon Euro tutarında bir para cezasına da hükmedildi. Rekabet Otoritesi ayrıca, bizzat işlem taraflarınca sunulan taahhütlere uyulmasının zor olduğu gibi bir gerekçenin de kabul edilemeyeceğinin altını çizdi. Kararda ayrıca, taahhütlerin geneline uyulmasının yeterli olmadığı, tek tek tüm taahhütlerin yerine getirilmesi gerektiği da ifade edildi.

Kurumun Eylül ayında almış olduğu kararın ardından taraflar, 2006 yılında alınan izin kararından önceki durumun sağlanmasına yönelik olarak, işlemi 1 ay içinde yeniden Rekabet Otoritesi’ne bildirmek zorundalar. Rekabet Otoritesi’nin bu ikinci bildirim işleminden sonra ne yönde bir karar alacağını öngörmek mümkün olmasa da, olası bir izin kararının, en azından 2006 yılındaki taahhütler kadar kapsamlı ve uygulamasının da daha etkin bir şekilde kontrol edileceği bir seri taahhüdün yerine getirilmesi koşuluna bağlanması sürpriz olmayacaktır.

Yıldızsız Pek İyi

AB İlerleme Raporu’nda neler deniyor?

“Türkiye’nin halen kamu teşebbüsleri ile münhasır ve özel haklara sahip teşebbüsler hakkında birtakım kuralları iç hukuk sistemine aktarması gerekmektedir.”

Okuduğunuz sözler AB’nin Türkiye İlerleme Raporu’nun Rekabet Faslı’ndan… 1997 Lüksemburg Zirvesi’nde AB üyelik sürecindeki ülkelerle ilgili gelişmeleri derleyen bir rapor hazırlanmasının karara bağlanmasının ardından Türkiye hakkında çıkarılan raporların on dördüncüsü. Yani, 14.kez, AB gözünden, Türkiye’ye bakıyoruz.

AB’nin her İlerleme Raporu, beraberinde ya tartışmaları ve heyecanlı başlıkları getirir ya da gündemi pek fazla işgal etmezdi (bakınız: 2010). Bunu, raporun medyada-iş dünyasında vb büyük yer görmesi anlamında değil, AB ile Türkiye ilişkisinin gidişatının rapora yansıması bakımından söylüyorum. Bu yılki ise, takdiri yuvarlak dille, uyarıyı ise doğrudan dile getiren türden.

Raporu ilk olarak rekabet ve regülasyon başlığıyla ele aldık. Bakalım, hangi derslerden geçtik, hangilerinden kaldık?

Sorunların bazıları giderilse de (ve hatta bu birçok çevrede “AB’den Türkiye’ye övgü yağmuru” şeklinde algılansa da), rekabet dersinden kalmamamız sevindirici, evet, ama AB’ye adım atmaya yarayacak yıldızı da kapmış değiliz.

Öncelikle uyum ilerlemeleriyle, Türkiye’nin bu alanda geliştiği ifade ediliyor:

  • Birleşme-devralma mevzuatında değişiklik ve yayınlanan Kılavuzlar sayesinde, AB mevzuatına daha fazla uyum sağlandığı söyleniyor.
  • Ancak hala yatay işbirliği anlaşmaları ve de minimis kurallarına ilişkin uyumu sağlamış değiliz!
  • Devlet Yardımlarına ilişkin mevzuatın kabul edilmesi, Kurul atanması vs önemli ilerlemeler olarak kaydediliyor, takdir ediliyor.
  • Ancak gümrük birliği kurallarına uyuma ilişkin birtakım kurallara halen ihtiyaç duyulduğu da sözlere ekleniyor.
Sorunun cevabı şu, alt dönemden çok dersimiz var, yavaş yavaş geçiyoruz, iyi notlar da alıyoruz, ama bize lazım olan yıldızlar, diplomaya daha çok var.
Son hususu okuyucuların yorumlarına bırakıyorum. Raporda diyor ki: “Rekabet Kurumu’nun idari ve işlevsel bağımsızlığı yeterli olmaya devam etmekte… Kurum ayrıca özellikle bankacılık ve otomotiv sektörlerinde aldığı birtakım önemli kararlar sayesinde rekabet kurallarının uygulanması konusundaki sicilini güçleştirmiştir.” Bu sözler, bankacılık ve otomotiv gibi lokomotif sektörlerde almış olduğu kararlarla (diğer bir deyişle, rekor cezalarla) Kurum’un cesaretini mi vurgulamak istiyor? İkincisi, kurumları ilgili bakan denetimine tabi kılan KHK’nın Rekabet Kurumu sitesine konulmadığı gibi, acaba AB de bu durumu önemsiz mi gördü? Cevabı ben de bilmiyorum. Siz ne dersiniz?