Madalyon Öteki Yüzünü Gösterdi!

Sonunda tahmin ettiğimiz oldu ve Türkiye’ye karşı demir çelik sektörüne ilişkin anti damping soruşturması başlatıldı.

Sonunda tahmin ettiğimiz oldu ve Türkiye’ye karşı demir çelik sektörüne ilişkin anti damping soruşturması başlatıldı

31 Mart tarihli AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanan bildiriye göre Türkiye’nin yanı sıra Ukrayna ve Makedonya menşeli “Kesiti Dikdörtgen ya da Kare Şeklinde Olan Demir/Çelikten Tüp, Boru ve İçi Boş Profiller” ithalatına yönelik olarak başlatıldı bu soruşturma. Çok değil, soruşturmanın başlatılmasından 5 gün önce Pazarlardan Haberler’de çok yakında Türkiye’nin böyle bir soruşturma ile yüz yüze kalacağının sinyallerini vermiştik. Dr. Fevzi Toksoy’un kaleme aldığı yazıda, son yatırımlarla Türkiye’nin en büyük demir çelik merkezlerinden biri haline gelmesine, Çin’den sonra üretimini en fazla artıran ülke konumuna geçmesine değinirken diğer yandan da “Steel Business Briefing” tarafından açıklanan verilere dikkat çekmiştik.

Nitekim AB’nin açtığı bu soruşturma konusu ürüne ilişkin ihracatımız,

  • 2011 yılında 2010 yılına göre %35 artarak 237 milyon dolara ulaşmış,
  • bu rakam aynı yıl içerisinde AB’ye gerçekleştirilen 62,3 milyar dolarlık toplam ihracatımızın yaklaşık %0,38’lik kısmını oluşturmuş.

Ancak Steel Business Briefing’in haberi ABD tarafından tespit edilen verileri içeriyor. Bu durumda yakında ABD tarafından ya da farklı ülkelerden de yeni soruşturma haberleri gelirse çok şaşırmamak gerekir.

Şimdi olmuşla ölmüşe çare yok diyerek önümüze bakalım, gelişmeye devam diyecek isek bu ve bunun gibi yeni soruşturmalara maruz kalacağımız aşikar. Nitekim bu soruşturma bunu bize gösterdi. Ancak yine uyarımızı yapalım. Ve gelişmenin kontrollü olması gerektiğinin altını bir kez daha çizelim.

Madalyonun iki yüzü…

“Türkiye Sanayisine Sektörel Bakış: Demir-Çelik Sanayii” semineri İskenderun Ticaret ve Sanayi Odasında gerçekleştirildi.

TÜSİAD, SEDEFED ve Türkiye Demir Çelik Üreticileri Derneği işbirliği ile düzenlenen “Türkiye Sanayisine Sektörel Bakış: Demir-Çelik Sanayii” semineri 21 Mart 2012 günü İskenderun Ticaret ve Sanayi Odasında gerçekleştirildi.

Seminerde:

  • Demir çelik sanayisinin son on yılda yakaladığı tempolu büyüme performansı ile Türk imalat sanayisi açısından önemli bir noktaya ulaştığı,
  • Artan üretim kapasitesi ve ihracat potansiyeli ve birçok sektöre ara girdi sağlaması bakımından imalat sanayinin genel performansı için stratejik bir öneme sahip olduğu,
  • Demir çelik sektörünün  imalat sanayisinin yaklaşık % 8’ini oluşturduğunu ve Türkiye’nin son on yılda demir çelikte Çin’den sonra üretimini en fazla artıran ülke konumunu elde ettiği,
  • Gerçekleştirilen son yatırımlarla, Türkiye’nin en büyük çelik üretim merkezi haline gelmiş bulunduğu,
  • İskenderun bölgesindeki çelik sektörünün önemli miktarlarda ihracat da gerçekleştirdiği ve son dönemlerde devreye giren kapasitelerin de deneme üretimlerini tamamlamaları ile, 2012 yılında bölgenin çelik üretiminin 13 milyon mt seviyesine ulaşacağının tahmin edildiği

gibi endüstri adına gurur verici bilgiler paylaşılmış…

Da… Dünyanın bir başka coğrafyasından davulun sesi başka geliyor…

Steel Business Briefing, mükemmel bir zamanlamayla İskenderun’daki seminerden 24 saat önce bir haber yayınlıyor… Haber:

  • geçtiğimiz üç ay içerisinde,  beş ülkenin ABD’ne demir çelik ürünleri ihracat oranlarında aylık %126-391 arasında ortalama artış yaşandığını,
  • Demir Çelik İthal Kontrolü ve Analiz Ofisi’ne göre (Steel Import Monitoring and Analysis Office (SIMA), Türkiye’den ithal edilen tüm ürün kategorilerindeki artış oranının (ama özellikle inşaat demirinde), ithal hacmi bakımından ilk sıralarda yer aldığını,
  • Türkiye’nin ABD’ne toplam sevkiyatının, 54,958 ton/ay’dan 124,477 ton/ay’a yükselerek %126’lık artış gösterdiği; Türkiye’nin inşaat demiri ihracatının 16,947 ton/ay aylık ortalamadan 80,764 ton/ay’a yükselerek,  %376’lık artış gösterdiğini,
  • Ülkelere göre yüzde artışı açısından, sadece Japonya’nın sıcak haddelenmiş levha ihracat oranının (%391 artış ile 20,696 ton/ay) Türkiye’nin inşaat demiri ihracat oranının üzerinde olduğunu

ifade ediyor…

Her iki veri seti de doğru ise, ki örtüşüyorlar, bu bana ABD’den gelecek yeni bir damping iddiasının sesleri gibi geliyor…

Komisyon’un Çelik Yumruğu

AB Komisyonu 30 Haziran tarihinde 17 çelik üreticisine, kartel nedeniyle toplam 518 milyon € tutarında ceza kesti.

AB Komisyonu 30 Haziran tarihinde 17 çelik üreticisine, kartel nedeniyle toplam 518 milyon € tutarında ceza kesti. Komisyon, yaptığı incelemeler sonucunda teşebbüsler arasındaki anlaşmanın 18 yıldan beri devam ettiğini ve bu süre boyunca fiyat tespiti ve pazar paylaşımı ile ilgili en az 550 görüşmenin yapıldığını ortaya çıkardı. Bu cezayla birlikte AB Komisyonu’nun 2010 yılında rekabet ihlalleri nedeniyle teşebbüslere uygulamış olduğu cezalar toplamda 1.49 milyar €’ya yükseldi.

Verilen cezalar hakkında bilgi vermek gerekirse; ArcelorMittal Fontaine ve ArcelorMittal Wire adlı şirketlere verilen cezalar, bu şirketlerin daha önceden de benzer konularda iki kez ceza almış olmaları nedeniyle % 60 oranında artırıldı. Proderac ve Emme isimli şirketlere verilen cezalar ise, bu teşebbüslerin ihlale katkılarının pasif düzeyde kalması nedeniyle % 5 oranında da indirime gidildi. Pişmanlık başvurularının da yapıldığı soruşturma süreci boyunca, iki şirketin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilmek için yeterli delil standartlarını sağlayamaması nedeniyle, cezalarında herhangi bir indirim yapılmaması dikkat çekti. Bu husus pişmanlık uygulamalarının artık rutin olmaya başladığı AB uygulamasında, delil standartlarının yükseldiği anlamına gelebilir. Kartelin 18 yıl gibi çok uzun bir süreden beri devam etmesi, cezaların yükselmesine ve kimi teşebbüslerin 2009 yılı cirolarının %10’u  oranında para cezası almasına yol açtı.

Komisyon’un bu kararını ilginç yapan ve para cezası miktarının artmasını engelleyen bir diğer husus da, hakkında ceza kararı verilen 17 teşebbüsten 13’ünün bu cezaları ödemeyecekleri nedeniyle indirme gidilmesi yönündeki başvuruları oldu. Komisyon bu başvurulardan 3’ünü geçerli bularak, bu teşebbüslerin mevcut finansal yapılarını ve piyasalardaki  mevcut ekonomik durumu da göz önünde bulundurarak, bunların cezalarında indirime gitti. Daha önce DRAM ve Banyo kartelinde de, şirketlerin iflas etmemek adına bu yöndeki başvurularını Komisyon haklı bulmuştu. Bu tür indirimler küresel ekonomik krizin, rekabet hukuku uygulamalarına bir yansıması olarak görülebileceği gibi, cirosunun önemli bir kısmını ceza olarak ödemek durumunda kalan teşebbüslerin kriz olmayan bir kurguda da ödeme güçlüğü çekebileceği rahatlıkla söylenebilir.

Daha yılın ilk yarısında çok sayıda teşebbüse, çok yüksek oranlarla kestiği cezalarla bir rekora imza atan AB Komisyonu’nun rekabet hukuku uygulamasındaki bu şahin tutumu, artık teşebbüsleri aldıkları cezaları ödeyememe durumuna kadar getirdi. Gerçekten de en üst para cezası sınırında verilen cezalar (bir önceki yılın cirosunun %10’u) ve özellikle pişmanlık uygulmalarının etkin bir biçimde uygulanması, rekabeti sınırlayıcı davranışların maliyetlerinin teşebbüsler açısından oldukça artmasını sağlamakta ve hukuka uyumlu bir şekilde faaliyet göstermenin önemini gözler önüne sermektedir.