Yurtdışına satış (ihracat) yasaklarına dair önemli bir karar

İhracat yasaklarına dair Kurul kararı iptal edildi.

Danıştay 13. Dairesi Rekabet Kurulu’nun ilaç sektöründe uygulanan dikey kısıtlamalara ilişkin vermiş olduğu bir önaraştırma kararının iptali istemiyle açılmış davada verdiği karar ile yine gündem konusu. Karar, Rekabet Kurulu’nun etki teorisi kapsamında gerçekleştireceği gelecek değerlendirmeler ve başta ilaç olmak üzere birçok piyasada uygulanan ihracat yasaklarına ilişkin olarak önümüzdeki günlerde ne tür değerlendirmeler yapılacağına dair ipuçları vermekte.

Danıştay’ın iptal kararından bahsetmeden önce, iptale konu olan Kurul kararını ve inceleme konusu sözleşme hükmünün açıklanmasında fayda var. Rekabet Kurulu’nun 17.06.2010 tarihinde vermiş olduğu karar kapsamında, Roche’un ilaç tedarik ettiği Co-Re-Na isimli ecza deposu ile yapmış olduğu sözleşme kapsamında ilgili ecza deposu yönünden ithalat yasağı öngördüğü belirtilmiş, söz konusu hükmün sözleşmede bulunmasını reddeden ecza deposuna ilaç tedarikinin kesildiği ve bu davranışın rekabet hukukunun 4. ve 6. maddeleri anlamında ihlal teşkil ettiği ileri sürülmüş. Kurul ise ilgili karar kapsamında ihracat yasağına ilişkin sözleşme hükmünün rekabet hukuku anlamında Türkiye sınırları içerisinde bir etki doğurmayacağı kanaatine varmış. Ayrıca şikayetçi ecza deposunun söz konusu etkiyi destekleyecek bilgi ve belgeleri Kurum ile paylaşmakta imtina ettiğine işaret ederek yalnızca elindeki bilgi ve belgeler ışığında değerlendirme gerçekleştirdiğini belirtmiş ve netice olarak Rekabet Kanunu’nun 41. maddesi uyarınca soruşturma açılmasına gerek olmadığına yönünde karar vermiş.

İptal kararına geri dönmemiz gerekirse Danıştay’ın karar kapsamında daha çok etki konusuna eğildiği ilk göze çarpan hususlardan. İptal davası kapsamında davacı firma tarafından ileri sürülen iddialardan en dikkate değeri  ise “Corena kısa ünvanlı şirketin Türk hukukuna göre kurulmuş merkezi Ankara olan ve bir ecza deposu işleten şirket olduğu, hukuki açıdan işleyiş ve vergilendirmesi Türk hukukuna göre, faaliyeti yani alış ve satışını Türkiye’de gerçekleştirmekte olduğu, (…) satın alınan malların yurtiçi ve yurtdışında satılıyor olmasının rekabet hukuku açısından ve pazar payının tayini açısından bir önemi olmadığı” iddiası. Bu doğrultuda Danıştay’ın rekabet hukuku anlamında etki teorisine ilişkin detaylı bir değerlendirme gerçekleştirmediği ve söz konusu iddiayı haklı bularak  ihracat yasağına ilişkin sözleşme hükmünün “Türkiye piyasalarında etki doğuracağı” kanaatine varıldığı görülüyor.

Danıştay 13. Dairesi’nin karar kapsamında yaptığı gerekçelendirmede ayrıca, Kurul’un önaraştırma kapsamında rekabet kurallarını ihlal eden uygulamanın hiçbir kuşkuya yer verilmeyecek şekilde ortaya konmuş olmadığı belirtilmiş. Bu doğrultuda Danıştay’ın, önceki içtihatlarına da paralel şekilde, Kurul tarafından soruşturma açılmamasını yetersiz bulduğu ve olası bir soruşturma içerisinde önaraştırma kapsamında ulaşılamayan ve rekabet ihlali olup olmadığı konusunu aydınlatabilecek bilgi ve belgelere ulaşılabileceği kanaatini sürdürdüğü görülüyor.

Söz konusu Danıştay kararının önümüzdeki günlerde Türk rekabet hukuku uygulaması bakımından önemli yankıları olacağı aşikar. Zira, Rekabet Kurulu’nun yetkisinin kapsamını belirleyen etki teorisinin şikayetçi firmanın iddiaları doğrultusunda yorumlanması en basit haliyle rekabet hukuku açısından daha detaylı bir açıklama ve değerlendirmeye muhtaç görülmekte. Dolayısıyla Kurul’un ileriki önaraştırma kararlarında, soruşturma açılmasına gerek olmadığına hükmetmesi halinde daha detaylı değerlendirmelere yer vermesinin gerekeceği öngörülebilir.

Öte yandan Türk ilaç sektöründe uygulanmakta olan “referans fiyat uygulaması” ve benzeri fiyatlandırmaya ilişkin regülasyonlar, ilaç firmalarının iktisadi olarak anlamlı faaliyetler yürütebilmesi için alıcıları ile olan anlaşmalarında ihracat yasağı ve benzeri dikey kısıtlamalar öngörmesini gerekli kıldığı hususu daha önce birçok Kurul kararı değerlendirmelerine konu olmuş durumda. Dolayısıyla, Danıştay kararı ile iptal edilen Kurul kararı neticesinde verilecek ilave kararda ihracat yasağı öngören sözleşme hükmüne ilişkin yapılacak değerlendirme, benzer nitelikli sözleşmeler bakımından önemli.

2015’de Neler Oldu?

Tabi neler olduğunu yalnızca “rekabet kuralları” bakımından yazmak istiyorum. Eskisi gibi. Gerçeğine kalem dayanmaz.

O halde başlayalım 2015 Rekabet Almanağına…

2015’in ‘en’leri kıvamında Top (5) Listesi:

  • En pahalı bilet: Danıştay Rekabet Kurulu’nun AFM-Mars birleşme işlemine iznini iptal etti derken, bu karar da bozuldu ve izin kararı yine yürütülebilir duruma geldi.
  • En taraflı pazar: Rekabet Kurumu, çift taraflı pazarlardan bazılarına daha el attı ve geçmişte en çok kayrılan müşteri şartına ilişkin olarak almış olduğu tek kararına yenilerini ekleyeceğini gösterdi.
  • En çoğalan soruşturma: Tüketici elektroniği ve bilgisayar/konsol alanında faaliyet gösteren teşebbüslere yenileri eklenerek soruşturma açıldı. Video oyun severlerden birinin soruşturma hakkındaki görüşlerini buradan izlemenizi öneririm.
  • En üzücü hat trick: Passolig ismiyle yürütülen e-bilet uygulamasına soruşturma açılmadı. Mevcut haliyle üç sezon boyunca bireysel muafiyet kapsamında değerlendirilmesine karar verildi. Anayasa Mahkemesi ise ilgili Kanun ve uygulamanın kamu yararına vurgu yaptı. Belit iki senedir maçlara gidemedi.
  • En ilk RUP: Lesaffre tarafından Dosu Maya’nın devralınmasına ilişkin başvuruda, Kurum tarihinde ilk defa, Rekabet Uyum Programı yürütülmesi taahhüt olarak kabul edildi.

Rekabet Kurumu bu sene 200’e yakın birleşme işlemine baktı ve 40’a yakın muafiyet başvurusunu ele aldı. Kurum ayrıca 20 civarı soruşturma açtı ve 10 soruşturmayı sonlandırdı.

Peki bunlar dışında neler oldu?

  • Rekabet Kurulu’na Başkan, İkinci Başkan ve Üye atamaları tamamlandı ve telaş içerisinde beklenen kararlar alınabildi.
  • Anadolu Endüstri Holding’in Migros üzerindeki kontrolüne dair başvuru, taahhütler kapsamında onaylandı.
  • Koç Holding iştiraki Setur tarafından Beta Marina ve Pendik Turizm hisselerinin devralınması işlemine geçit verilmedi.
  • Aygaz’ın bayilerinin yeniden satış fiyatını belirlediği iddiası yeniden Kurul’a intikal etti ve Aygaz’a soruşturma açıldı.
  • Türk Hava Yolları  dışlayıcı eylem iddiasıyla yine gündemdeydi, ancak Rekabet Kurulu teşebbüsün hakim durumunu kötüye kullanmadığına karar verdi.
  • Özelleştirmeler tam gaz ilerledi.
  • Ceza Yönetmeliği’nin uygunluğu konusunda İdare Mahkemesi-Danıştay çatışması sürdü.
  • Rekabet Kurumu, BTK’dan sonra EPDK ile de el sıkıştı.
  • Rekabet incelemelerinde dijital delillerin kullanılmasına yönelik tartışmalar hız kesmedi.
  • Motorlu taşıtlara yönelik grup muafiyeti kurallarının değiştirilmesine yönelik adımlar atılmaya devam etti. Onun yerine akaryakıt ve LPG sektörü ile AR-GE anlaşmalarına ilişkin tebliğlerle tanışıldı.
  • AB İlerleme Raporu’ndaki değerlendirmeler kendini tekrarladı.
  • Kurul kararları kısalmaya devam etti.
  • Rekabet Kanunu Tasarısı ise uzaktan el sallamaya ve bizi bekletmeye devam etti (BEKLEYEMEDİ).

Seneye güzel başlangıçlarla görüşmek üzere.

Rekabet cezalarına açık kapı

Türkiye’de rekabet hukukuyla uğraşanlar bilir; birkaç yıl önce yapılan değişiklik ile Rekabet Kurulu kararlarının iptali hakkında başvurulacak merci artık Danıştay değil, Ankara İdare Mahkemeleri olarak belirlendi. Rekabet Kanunu’nun yürürlüğe girdiği ve Kurul’un atandığı doksanlı yılların ikinci yarısını müteakip, geride bıraktığımız on beş yıl içinde yüzlerce kararı gözden geçiren ve çok sayıda içtihat geliştiren Danıştay, artık iptal davalarında ilk derece mahkemesi konumunda değil. Artık bu görevi Ankara İdare Mahkemeleri üstlenmiş durumda.

Peki, bu neyi etkiliyor?

indirİlk bakışta, özellikle ilk aylarda bu haberi alanların kafasında koca bir soru işareti olduğunu söylemek yanlış olmaz. Aslına bakılırsa büyük belirsizliğin hâkim olduğu bu atmosferde, İdare Mahkemeleri’nde görevli hâkimlerin yerleşik Danıştay içtihatlarından asla sapmayacağı, daha az riskli kararlar alacağı beklenmiş olabilir. Oysa her geçen gün böyle düşünenleri yanıltan, zaman zaman hayrete düşüren ve hatta heyecanlandıran kararlara bir yenisi eklenir durumda. İdare Mahkemeleri, işine kendinden beklenenden çok daha sıkı sarılmış gibi görünüyor. Olay yalnızca söz konusu davaların eskisinden on kilometre mesafedeki yeni bir binada görülmesinden ibaret değil.

Gelelim başlıkta okuduğunuz mevzuya; nedir bu açık kapı?

Son yıllardaki Kurul kararlarının karşı oy bölümlerini epey meşgul eden bir husus var. Reşit Gürpınar’ın yıllardır her fırsatta kaleme aldığı mesele, gerek idare hukukçularını gerekse cezaya çarptırılan teşebbüs temsilcilerini düşündürmüş, heveslendirmiş durumdaydı. Buna göre, 2009 yılına yürürlüğe giren Ceza Yönetmeliği’nin 3. maddesinde yer alan kartel tanımı ve 5. maddesinin ilk fıkrasında düzenlenen yeni temel ceza oranları, Rekabet Kanunu’nun 16. maddesine aykırıydı. Nitekim, 16. maddede belirlenen tek sınır, cezaların cironun %10’unu geçemeyeceği olup hükümde bu tarz belirlemeler yapma yetkisini Kurum’a tanıyan bir ifade de yer almıyordu. Oysa idare hukukçularının sıkça öne sürdüğü bir kural olarak, ikincil düzenlemeler, detaylandıracakları kanunların kendilerine çizdikleri sınırların dışına çıkamazlar, yeni yetkiler üretemezler, yeni düzenlemeler yapamazlar.

Bu mesele uzunca bir süre tartışıldıktan sonra Kurul kararlarına karşı iptal davası açan tarafların savunmalarında da sıkça yer almaya başladı. Danıştay’ın bu konudaki görüşü merak edilir olmuştu. 2013 yılının sonlarına doğru alınan piliç eti üreticileri kararının gerekçesinde Danıştay’dan tam aksi yönde bir yorum geldi: yönetmeliğin hiçbir hükmü kanuna aykırı bulunmamıştı.

Ancak şaşırtıcı bir biçimde, hikâye şimdilik böyle olmadı. 2015’in ilk aylarında, Ankara 6. İdare Mahkemesi’nden sürpriz bir karar geldi. Frito Lay’in rekabet ihlali sebebiyle aldığı cezanın iptaline ilişkin görülen davada mahkeme, önce tartışılan Yönetmelik ve Kanun hükümlerini art arda sıralayıp ilgili kısımların altını çizdikten sonra Danıştay’ın yapmadığı yorumu yaptı. Buna göre Rekabet Kanunu’nun 4. maddesini çeşitli şekillerde ihlal ettiği kabul edilen Frito Lay’in cezası mahkemece, Anayasa’nın 124. maddesine, normlar hiyerarşisine, kanuna aykırı yönetmelik çıkarılamayacağına dayanılarak, teşebbüslerin aleyhine olan Yönetmeliğin yasaya açıkça aykırı bulunduğu vurgulanarak iptal edildi.

Elbette bu kararın davalı idare tarafından temyiz edildiğini ve olayı bu kez temyiz merci olarak inceleyecek Danıştay’ın kararının merakla beklendiğini eklemek gerek. Ancak İdare Mahkemesi’nin verdiği bu karar, rekabet ihlalinden cezaya çarptırılmış olan herkese “Acaba?” dedirten bir karar oldu, bunu belirtmemiz şart.

Bundan sonra ne olacağını zaman gösterecek, fakat zaman zaman cesur, etkileyici, başarılı kararlar verdiğini gördüğümüz İdare Mahkemeleri, Danıştay’ın rekabet hukukuna yıllardır yerleştirdiği bazı ezberleri bozacağa benziyor. Ankara 6. İdare Mahkemesi’nin Frito Lay kararı da bu yolda büyük bir adım gibi duruyor.

Kurul, Doğa Koleji’ne “soruşturma açılmasına gerek yok” dedi

Daha önce Rekabet Kurulu’nun son dönemlerde yayınladığı bazı kararlarda neredeyse hiçbir gerekçeye yer vermediğini, zira gerekçeli kararların çoğu zaman bir sayfayı bile aşmadığını ironik bir şekilde izah etmeye çalışmıştık.

Şimdi yine gerekçesini anlamakta zorluk çektiğimiz! bir Kurul kararıyla karşı karşıyayız.

İddia özetle Doğa Koleji’nin anlaşmalı olduğu servis hizmetleri veren firmanın, Servisçiler Azami Tarifesi üzerinde taşıma ücreti aldığına dayanıyor. Karardan anladığımız kadarıyla Doğa Koleji, Okul Servis Araçları Hizmet Yönetmeliği’ne aykırı şekilde servis kiralama, denetim, fesih gibi işlemlerinin tamamını İlkem Turizm’e devretmiş durumda. İlgili Yönetmelik’e göre aslında okul servis araçlarının kiralanması işi, her yıl okul-aile birliği ve okul yönetim kurulunca ortaklaşa oluşturulacak bir komisyon tarafından yapılmalı. Dolayısıyla Doğa Koleji’nin bu konu özelindeki yetkiyi tamamen İlkem Turizm’e devretmiş olması sonucunda servis firmalarının okul aile birlikleri veya okul yönetimleri ile görüşme ve anlaşma imkânının ortadan kalktığı söylenebilir – ki Kurul da böyle demiş.

Doğa Koleji ile İlkem Turizm arasında 2010 yılında imzalanan Okul Servisi Sözleşmesi Ek Protokol uyarınca Doğa Koleji’ne ait İstanbul dışındaki tüm illerde servis hizmetleri İlkem Turizm’e bırakılıyor. Ancak İlker Turizm servis hizmetlerini kendi yerine getirmeyip farklı yüklenici firmalar ile anlaşıyor. Bu yüklenici firmalardan biri olan Ayder Turizm ile imzalanan anlaşmalarda ise, son dönem hariç, açıkça fiyat tespiti yapıldığı görülüyor. Kurul, İlkem Turizm ile Ayder Turizm arasındaki taşeronluk benzeri anlaşmanın plaka tahdidi uygulamasıyla sektörün yapısı gereği oluştuğunu, Doğa Koleji tarafından belirlenen kriterler sebebiyle servis fiyatlarının ATO tarafından belirlenen Servisçiler Azami Fiyat Tarifesi’nin üzerinde olduğunun düşünüldüğünü, söz konusu fiyatların okul aile birlikleri veya ATO tarafından izlenmesi gerektiği kanaatine varıyor ve sonuçta soruşturma açılmamasına karar veriyor.

3793963800_0ddcdccefb_zKararda iki ayrı Raportör görüşü bulunduğunu da söyleyelim. İlk görüş İlkem Turizm’in anlaşmalı olduğu servis hizmetleri veren firmaların taşıma ücretlerini belirlemesi sebebiyle Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiği yönünde ciddi şüphelerin bulunduğunu ve soruşturma açılması, öğrenci servis taşımacılığı yapacak firma seçiminin ilgili Yönetmelik’e uygun şekilde gerçekleştirilebilmesi için de Doğa Koleji’ne görüş bildirilmesi gerektiğini ifade ediyor. Diğer Raportör ise bu aşamada soruşturma açılmasına gerek olmadığına ama muhtemel sorunların bertaraf edilebilmesi için servis hizmetleri pazarındaki rekabetin sağlanabilmesi adına ilgili Bakanlıklara, Doğa Koleji ve İlkem Turizm arasındaki sözleşmelerin ve protokolün yeniden düzenlenmesi gerektiğine yönelik Doğa Koleji’ne görüş gönderilmesi, İlkem Turizm’in ise fiyat tespiti uygulamasını sonlandırmasına yönelik uyarılması gerektiğini ifade ediyor.

Bu noktada benim aklıma aşağıdaki sorular geliyor:

  1. Kurul, gerekçeli kararında açıkça İlkem Turizm ile Ayder Turizm arasında imzalanan sözleşmelerde fiyat tespiti yapıldığını belirtiyor. Danıştay 13. Dairesi’nin “en ufak bir şüphenin varlığında dahi soruşturma açman gerekli” içtihadı ile bozduğu sayısız önaraştırma kararı varken şüpheyi bile geçip rekabet ihlalinin var olduğunun tespit edildiği bir dosyada niçin Raportör görüşü göz önüne alınarak soruşturma açılmıyor? Yarın birgün bu dosya Ankara İdare Mahkemesi’nden geri gelirse ne olacak?
  1. Madem soruşturma açılmasına gerek görülmüyor, o zaman ihlalin devam ediyorsa durdurulması, devam etmiyorsa tekrarlanmaması için bu sefer diğer raportörün görüşü dikkate alınarak niçin Rekabet Kanunu’nun 9/3. maddesi uyarınca uyarı yazısı gönderilmesi tercih edilmiyor? – Gerçi ihlalin varlığı tespit edildikten sonra uyarı yazısını göndermek de yetmiyor ya , yine soruşturma açmak lazım –
  1. Dosyada Okul Servis Araçları Hizmet Yönetmeliği’ne yani ilgili mevzuata aykırı bir uygulama tespit ediliyor. Hatta ilgili mevzuata aykırı söz konusu uygulamanın sektör genelinde yaygın olduğu da dolaylı olarak ifade ediliyor. Bu derece bariz bir mevzuat ihlali söz konusu iken niçin raportör görüşlerinde de ifade edildiği üzere ilgili firmalara veya ilgili Bakanlıklara görüş gönderilmiyor?

Anlayan varsa beri gelsin.

Rekabet Hukuku Sempozyumu’na ilişkin çalışma yayınlandı

Rekabet Kurumu ile Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen ve “Rekabet Hukuku ile İlgili Kurul ve Yargı Kararları Sempozyumu” kapsamında sunulan bildiri ve tartışmaları içeren çalışma yayınlandı.

conflict nurse manager 1 400.jpgÇalışmada, Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı Ortaklarından eski Rekabet Kurumu uzmanı Av. Şahin Ardıyok ile Av. Barış Yüksel’in “Mevzuat ve Danıştay Kararları Işığında Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu ile Rekabet Kurumu Arasındaki Yetki Çatışmaları” başlıklı makalesi de yer alıyor.

Söz konusu makale kapsamında, ilk olarak, kalıcı ve geçici piyasa aksaklıkları inceleniyor ve bu aksaklıkların giderilmesinde kullanılan öncül ve ardıl müdahale yöntemleri izah ediliyor. Takip eden bölümde ise, elektronik haberleşme piyasalarına özgü kalıcı ve geçici piyasa aksaklıkları irdeleniyor. Kalıcı piyasa aksaklıkları kapsamında doğal tekeller, şebeke dışsallıkları ve bilgi asimetrisi ele alınarak bu piyasa aksaklıklarının oluşmasının öncül regülasyonlarla nasıl engellendiği ve hangi aşamada ardıl müdahalelere ihtiyaç duyulabileceği açıklanıyor. Geçici piyasa aksaklıkları incelenirken özellikle fiyata dayalı kötüye kullanma halleri dikkate alınarak bu sorunların çözümünde kullanılan ardıl müdahale yöntemleri üzerinde duruluyor.

Çalışmanın üçüncü bölümünde ise, geçmişte BTK ve RK arasında oluşan yetki çatışmaları, kurumlar arasında imzalanmış olan protokol ve bu protokolün etkileri dikkate alınarak yetki dağılımına ilişkin yasal çerçeve çizilmeye çalışılıyor. Dördüncü bölümde ise, iki Kurum arasında oluşan yetki çatışmalarına ilişkin olarak Danıştay’ın vermiş olduğu başlıca kararlar üzerine yoğunlaşarak iki Kurum açısından Danıştay’ın yargısal denetim yapısı inceleme konusu yapılıyor. Makalenin son bölümünde ise fiyat sıkıştırmalarına değinilerek BTK ile RK tarafından ardıl yöntemlerle fiyat sıkıştırmalarına hangi yollarla müdahale edildiği değerlendiriliyor.

 

 

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!

Turkcell’in baz istasyonlarının/kulelerinin kurulumuna ilişkin doğrudan ya da dolaylı tarafı olduğu sözleşmelerde yer alan münhasırlık hükümleri ile Kanun’un 4. ve 6. maddesini ihlal edip etmediğinin tespitine yönelik -Danıştay kararları üzerine verilen- gerekçeli kararı[1] Rekabet Kurumu’nun internet sitesinde yayınlandı. Karara göre, özellikle 4. madde bakımından yapılan değerlendirmelerin bazı soru işaretlerini beraberinde getirdiği söylenebilir. Bu soru işaretlerini tespit edebilmek adına Kurul’un konuya ilişkin ilk  kararı[2] da incelenmelidir.

radwindow_features_predefined_windows_034. madde bakımından ilk kararda yapılan değerlendirmelerde, “…baz istasyonu yeri kiralama hizmeti pazarı olarak adlandırılan pazarda hizmeti sağlayan taşınmaz sahipleri ya da alıcı konumundaki Turkcell’in pazar payının yukarıda sayılan nedenlerle oldukça düşük olacağı ortadadır. Bu nedenle bu sözleşmelerde sağlayıcılara getirilen rekabet etme yasağının muafiyet sınırları içerisinde değerlendirilebilmesi muhtemeldir.” ifadelerine yer verilmişti. Ancak Danıştay kararı üzerine verilen ikinci kararda, 4. maddeye ilişkin yapılan değerlendirmeler bakımından bariz farklılıklar göze çarpmakta.

Bahsi geçen kararın ilgili paragrafında, “…Turkcell ile söz konusu kira sözleşmelerini imzalayan tarafların teşebbüs niteliğini haiz olup olmadıklarının incelendiği ve (…)  kiraya verenlerin söz konusu taşınmazları operatörlere kiralamak üzere edinmedikleri, bu amaçla herhangi bir yatırım ve harcama yapmadıkları, dolayısıyla herhangi bir finansal risk almadıkları, kiralama sonucunda elde edilen bedelin (…) gayrimenkul sermaye iradı şeklinde olduğu ve (…) Turkcell/Kule A.Ş ile kira sözleşmesi imzalayan tarafların salt söz konusu kiraya verme faaliyetlerinden dolayı teşebbüs olarak nitelendirilemeyecekleri” kanaatine varıldığı ifade ediliyor.

Yani Kurul, ilk kararında sözleşme tarafının teşebbüs olduğunu tespit ederken, aynı konudaki ikinci kararında sözleşme tarafının teşebbüs niteliğini haiz olmadığı şeklinde farklı bir değerlendirmede bulunuyor. Bu durum karşısında Kurul’un, söz konusu çelişkiyi gidermesi ve kendisini farklı değerlendirmelerde bulunmaya iten gerekçeleri ortaya koyması faydalı olacaktır. Zira lafza sıkı sıkıya bağlı kalınan ve gerekli değerlendirmenin yapılmadığı görülen bu kararda, Turkcell ile kira sözleşmesi imzalayan tarafların teşebbüs niteliğini haiz olmadıkları şeklindeki tespite katılmak pek mümkün değil.

[1] 14-28/585-253 sayılı Kurul Kararı

[2] 09-17/381-90 sayılı Kurul Kararı

Danıştay Kanunu değişiyor!

Rapor tamamlandı. Bazı metinler taslaktan çıkarıldı, bazıları ise Danıştay Kanunu’ndan Ceza Muhakemesine kadar devam eden değişiklikleri beraberinde getirdi. Belit Polat anlatıyor.

TBMM Adalet Komisyonu, Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’na ilişkin Raporunu tamamladı. İdari yargılama usulünün geliştirilmesi ve makul sürede yargılama yapılması amaçlarına yönelik olarak hazırlanan Tasarı, rekabet&regülasyon&PPP dava süreçlerini de etkileyecek şekilde Danıştay Kanunu’ndan Ceza Muhakemesine kadar birçok değişiklik ve usule yönelik geliştirme içeriyor.

Metinde ilk olarak göze çarpan husus, makul sürede yargılama yükümlülüğünün gereğinin yerine getirilemediğine yönelik yapılan eleştiri (Bu eleştiri, aklımıza geçtiğimiz günlerde 20 yılı aşkın zamandır devam eden bir dava ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nin davacıyı haklı bulup Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle davacıya manevi tazminat verilmesine hükmettiği kararı getirdi). Bu eleştirilere karşılık getirilen yeniliklerden biri, Rekabet Kurulu ve regülasyon otoritelerinin aldığı kararlarının iptali amacıyla başvurulan İdare Mahkemesi aşamasını takiben temyize yetkili Danıştay’da, makul sürede yargılamaya katkı sağlamak amacıyla bir idari dava dairesi daha kurulması.

Temyiz aşamasında Danıştay’ın bazı konularda kararı ilk derece mahkemesine göndermeden kendisi düzeltebilmesini öngören hüküm ise 10. maddede karşımıza çıkmakta. Bu hükmün örneğin bir Rekabet Kurulu kararında yer alan usul hatasına yönelik uygulanması mümkün görülmüyor; maddi hataların yanında yeniden yargılanma gerektirmeyen eksiklik ve yanlışlıklar için bu imkân tanınıyor. Akla gelen hatalar bakımından ise, kararın asli olmayan unsurları olarak örneğin vekalet ücreti veya yargılama giderinin hesaplamasındaki yanlışlıklar ya da faize hükmedilmesinin unutulması gibi örnekler sayılıyor.

Diğer bir konu Bölge İdare Mahkemeleri’nin durumu. Danıştay’a gelen dosya sayısını azaltmak amacıyla ilk derece mahkemelerine gelen davalar bakımından Bölge İdare Mahkemesi’nin aktif hale getirilmesi hedefleniyor.

Bu davalar 9. maddede sayılanlarla sınırlı bırakıldığından, rekabet&regülasyon&PPP otorite kararlarının iptali için başvurulan İdare Mahkemesi’ne ilişkin böyle bir değişiklikten bahsetmek mümkün değil. Ancak bu otoritelerin karar alma sürecinde başvurulabilen Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uygulaması ise madde kapsamına dâhil edilmiş durumda.

ED000043

Diğer bir değişiklik de dava açma sürelerini düzenliyor. Üçüncü yargı reformuyla rekabet ve regülasyon otorite kararlarının iptali bakımından Danıştay 13. Dairesi’nin yetkisi İdare Mahkemesi’ne verilirken, bu kez de mevcut düzenlemeyle hem ilk derece mahkemesi olarak İdare Mahkemeleri’nde hem de temyiz makamı olarak Danıştay’da dava açma süresi 30 güne indirildi.

Tasarıyla getirilen en önemli değişikliklerden biri, bazı ihale işlemleri, acele kamulaştırma ve özelleştirme kararları ile diğer bazı kanunlara ilişkin işlemlere yönelik olarak ivedi yargılama usulünün getirilmiş olması. Bu usul kapsamında, savunma süresinin kısaltılması ve yürütmenin durdurulması talebine karşı verilecek kararlara itiraz mekanizmasının kaldırılması gibi değişiklikler yer alıyor. Rekabet ve regülasyon kurallarına ilişkin açık bir düzenleme olmamakla birlikte, PPP’nin kendine özgü yapısından dolayı tasarı metninde belirtilen ivedi yargılama usulü hallerinden birinin kapsamına girip girmeyeceği tartışılabilir. Zira tasarı metninin gerekçesinde yer alan şu ifade, akla PPP projelerini de getiriyor: “Gecikerek karar verilmesinde hem idare hem de davacılar bakımından katlanılması zor ya da imkansız sonuçlar doğuracak sınırlı sayıdaki dava türünün diğerlerine göre daha ivedi bir şekilde sonuçlandırılması gerekmektedir.” Çünkü PPP projeleri yüksek bedelli, hızlı kararlar alınması gereken ve hem devleti hem de özel sektörü risk altında bırakan kapsamlı projeler. Hukuki bir belirsizlik, telafisi güç zararlar doğurabilir. Bu açıdan mevcut tasarı metninde bulunmasa da ivedi yargılama usulünün kapsamına alınması PPP projeleri açısından bir gereklilik olarak düşünülebilir.

Tasarının aynı maddesinde ayrıca, maddi ve hukuki sebep olarak birbirine bağlı nitelikteki davaların grup davası olarak ele alınacağı belirtiliyor ve uygulama usulüne ilişkin bazı soru işaretlerinin yanında grup davası imkânının getirilmesi olumlu görülüyor.

Metinde rekabet&regülasyon&PPP bakımından etki gösteren değişikliklerin yanında, Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’da tutuklama kararına ilişkin olarak, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na paralel olarak da kararın düzeltilmesine ilişkin bazı sınırlama veya süre uzatmaya ilişkin hükümler de karşımıza çıkan diğer hususlar arasında. Ancak idarenin savunmasına cevap hakkına getirilen kısıtlama ve dava açma süreleri kısaltılmasına rağmen idarenin cevap süresine kısıtlama getirilmemesi ya da yürütmenin durdurulması kararına itiraz edilememesi gibi hususlar, özellikle ivedi yargılamaya getirilen eleştiriler arasında. Hızlı yargılama amacına hizmet etmesi beklenen metnin hızlı adaleti de beraberinde getirmesi gerektirdiği şüphesiz.

Danıştay motorlu taşıtlarda rekabet istiyor

Danıştay, RK’yı Motorlu Taşıtlar Tebliği’ni uygulamaya zorluyor. RK Danıştay’ın bozma kararı sonucunda, motorlu taşıtların satış ver servisine ilişkin çıkardığı Tebliğin uygulanması için ilk defa soruşturma açtı. Belit Polat sorduğunuz ve sormadığınız tüm sorularınızı yanıtlıyor.

Haftaya yeni ve ilginç bir soruşturma haberiyle başlıyoruz.

Rekabet Kurulu, Renault Trucks hakkında başlattığı soruşturmayı biraz önce duyurdu. Soruşturma açılmasına dair kararın ilk ilginç özelliği, 2005/4 sayılı Tebliğ’in ihlali iddiasına dayanıyor olması.

2005/4 sayılı Tebliğ, motorlu taşıtlar sektöründeki dikey anlaşmalar ve uyumlu eylemlere ilişkin grup muafiyeti kurallarını düzenlemekte. Bu kurallar ise genel olarak, rakip otomotiv sağlayıcılarının pazara girişlerini kolaylaştırmak ve yetkili satıcı ve servislerin sağlayıcı karşısındaki konumlarını güçlendirmek amacına yöneliyor. Bu amaçlarla yürütülen ve Avrupa Birliği mevzuatına paralel olarak hazırlanan Tebliğ hükümlerine bakıldığında ise, adeta otomotiv piyasasını detaylıca düzenleyen regülasyonlar görüyoruz. Çok markalı bayilerden sözleşme sürelerine, teknik bilgiye erişimden hakem uygulamasına kadar, hem satış hem de satış sonrası ve servis için, gerekli olup olmadığı konusunda tartışmalar olmakla birlikte, endüstriye özgü kurallar karşımıza çıkıyor. Ancak adından anlaşılacağı üzere 2005 yılında yürürlüğe giren bu Tebliğ’in 7-8 senelik uygulama alanında pek dinamik olduğunu söylemek mümkün değil. Sağlayıcılar bakımından, kuralların harfiyen uygulandığını söyleyebilirdik söylemesine ama, uyulmaması durumunda ne ile karşılaşılacağı belirsiz (idi). Bunun için de, kapatılan önaraştırmalar ile bireysel muafiyet başvuruları dışında, şimdiye kadar doğrudan 2005/4 sayılı Tebliğ’in ihlaline yönelik bir soruşturma ile karşı karşıya kalınmamıştı. Bayi şikayetlerinde ise sonuç baştan belliydi: “Derdinizi mahkemede anlatın.”ramazan3

Şimdiyse, AB’de satış ve satış sonrası ayrılarak özellikle satışa ilişkin kurallar değişmiş  durumda. Düzenlemelerin genellikle AB’den aynen alındığı düşünüldüğünde, Rekabet Kurulu’nun öncelerde yürüttüğü anket çalışması dışında, yeni düzenlemelerin ülkemiz açısından benimsenmesi için atacağı adımları ve takvimi henüz belirlenmedi. Şu an için konuyla ilgili en çarpıcı gelişme, mevcut kurallar olan 2005/4 sayılı Tebliğ kapsamında Renault Trucks’a açılan soruşturma. İddiaya göre, teşebbüsün yetkili servis olma taleplerini anlaşma konusu hizmetin niteliği ile bağdaşmayan gerekçelerle reddettiği, özel servislerin teknik bilgi, ekipman ve eğitime erişimini kısıtladığı ve yetkili servisler ile özel servisler arasında ayrımcılık yaptığı ileri sürülüyor.

Açılan soruşturmanın ikinci ilginç yanına gelince… Her ne kadar Rekabet Kurulu’nun bir ilki gerçekleştirmiş olacağından bahsetsek de, Kurul’un son yıllarda art arda soruşturmalarla gündeme geldiği malum. Ancak 2005/4 sayılı Tebliğ’e dayalı bir soruşturmanın başlamasında Danıştay kararının büyük etkisi var. Çünkü Danıştay’ın kararında, Rekabet Kanunu’nu ihlal eden bir eylem veya uygulamanın varlığına ilişkin en ufak bir şüphe dahi varsa soruşturma açılması gerektiğinin bir kez daha altı çiziliyor. Danıştay’ın bu görüşünü yinelemesi de, yakında benzer soruşturmalarla daha karlılaşabileceğimizin sinyalini veriyor.

İdari Yargı Aşamasındaki Rekabet Kurulu Kararları – Haziran 2013

Haziran ayında yayımlanan İdare Mahkemesi/Danıştay kararlardan bazılarını derledik.

Bilindiği gibi Rekabet Kurulu kararlarına karşı kanun yolu olarak idari yargı yolu açık bulunmakta.

Biz de sizler için Haziran ayında yayımlanan kararlardan bazılarını aşağıda derledik:

Karasal Sayısal Yayıncılığa Geçiş Süreci

Analog yayından sayısal yayınlara geçiş bakımından süreç yeniden başladı.
Yeni Yönetmeliği ve Anten A.Ş. sürecini ele alarak, konuyu Ceren Üstünel aktarıyor.

Geçtiğimiz yıl Ekim ayında AB İlerleme Raporu’nun Görsel İşitsel Politika başlığını ele almış ve analog yayından sayısal yayınlara geçiş bakımından Türkiye’nin öngördüğü 31 Aralık 2014 tarihinin aslında AB hedeflerinden çok da uzak olmadığını söylemiştik.

Bununla birlikte sayısal yayıncılığa geçişte kilit teşkil eden tek bir verici tesisi kurmak ve işletmek amacıyla kurulan Anten A.Ş.’nin başından geçenlere de değinmiş ve hedefin aslında pek de gerçekçi olmayabileceğini söylemiştik.

Hatırlayalım…

BOS0053682007 yılında sayısal yayıncılığa geçmede önemli bir adım olan ortak anten sistemine geçiş amacıyla aralarında TRT’nin de bulunduğu pek çok yayıncı kuruluş tarafından Anten A.Ş. adıyla ortak bir şirket kurulmuştu. Ortak anten sistemine geçişle birlikte tüm radyo ve televizyon yayınları bu tek anten ve verici frekansından yapılacaktı. Yeni kurulacak karasal sayısal yayın şebekeleri sayesinde yayıncılık kalitesinin artması bir yana, meşhur Çamlıca tepesini dört bir yandan çevreleyen anten kirliliği de ortadan kalkmış olacaktı. ACTECON’un danışmanlığını yürüttüğü süreç sonucunda Rekabet Kurulu’ndan gerekli izinler de alınınca, artık Melih Gökçek’in çılgın projeleriyle yarışır şekilde her bir şehre konumlandırılacak tek bir antenin şehrin simgesi dahi olabileceği tartışılmaya başlanmıştı.

Her şey sütliman devam ederken Anten A.Ş. Danıştay engeline takıldı, TRT’nin Anten A.Ş.’deki ortaklığına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının yürütmesi, tüm medya kuruluşlarının pay sahibi olabileceği bu özel ortak yapıda TRT’nin ayrıcalıklı konumunun dolasıyla özerklik ve tarafsızlığının yeterince korunmadığından bahisle durduruldu. İptal davası sürecinde de Anten A.Ş. resmen tasfiye oldu.

Kasım ayında Karasal Yayın ve Sıralama İhalesine İlişkin Yönetmelik’in, geçtiğimiz günlerde ise Verici Tesis ve İşletim Şirketi ile Multipleks İşletmecileri Hakkında Yönetmelik’in yayınlanmasıyla birlikte karasal sayısal yayıncılığa geçiş süreci yeniden başlamış oldu. Yeni Yönetmelik’te tıpkı Anten A.Ş.’de olduğu gibi tek bir verici tesis ve işletim şirketinin kurulmasına ilişkin esaslar yer alıyor. TRT’nin hissedarlık yapısına, frekans ve multipleks kapasitesine ilişkin özel hükümlere yer verilmesi, kurulacak şirketin tarafsızlık ve hakkaniyet ölçülerinde, makul ve ayrımcılık içermeyecek koşullarda hizmet vereceğine birçok yerde vurgu yapılması aslında önceden yaşanan olumsuzlukların tekrarlanmaması amacıyla bilinçli bir seçim olmuş. Bununla birlikte yeni Yönetmelik’in mevcut hükümlerinin, Danıştay’ın TRT’nin ayrıcalıklı konumunun korunmasına dair endişelerini ne derece giderdiği de ayrı bir merak konusu. Bekleyip göreceğiz…

Soruşturma Rüzgârları Dinmek Bilmiyor

Biletix, Opet-Tüpraş, Hyundai Bayileri, Turkcell derken en son TTNET ve Türk Telekom’a da soruşturma açıldı. Dahası da var!

Geçtiğimiz 4 ayda Kurul’un hızına yetişemedik doğrusu.

Biletix, Opet-Tüpraş, Hyundai Bayileri, Turkcell derken en son TTNET ve Türk Telekom’a da soruşturma açıldı. Dahası da var!

Ardı ardına açılan bu soruşturmaların internet sitesinde duyurulması bile o kadar hızlı oldu ki, birinin haberini alıp daha üzerinde düşünemeden bir başka soruşturma haberi geldi.

Aslında biz Kurul’un soruşturmacı bir yaklaşım içerisine gireceğini sezmiştik. Diğer deyişle -tabir-i caizse- bunun böyle olacağı belliydi. Zira Danıştay’ın “en ufak bir şüpheye sahip olunması durumunda soruşturma açılması gerekir”  yaklaşımı soruşturmaların sayısının artacağına işaret ediyordu. Danıştay Kararı’ndan alıntı yapmanın sıkıcı olduğunun farkındayım ama yine de can alıcı kısmını sizinle paylaşmak istiyorum:

“(…) Bu bağlamda, önaraştırma sonucunda rekabet kurallarını ihlal eden eylemin, karar ve anlaşmaların söz konusu olmadığının hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkması halinde Kurulca soruşturma açılmamasına karar verileceği, ancak önaraştırma sonucu elde edilen bilgi ve delilerin bu sonuca ulaşmaya elverişli olmaması veya yetersizliği halinde ise soruşturma açılmasına karar verilmesi gerektiği konusunda duraksamaya yer yoktur.”

Danıştay, soruşturma açılmaması yönündeki kararın, ancak Rekabet Kanunu’nu ihlal eden bir eylem veya uygulamanın söz konusu olmadığının hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmış olduğu hallerde alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Haliyle bu yaklaşım da Kurul’u aldığı kararların iptal tehlikesi ile karşılaşmaması için temkinli davranmaya ve soruşturma açmaya itiyor. Fakat burada asıl önemli olan, ortada gerçekten kuşku yaratacak bir delil olup olmadığı meselesinin dikkatlice değerlendirilmesi. Aksi takdirde açılan pek çok soruşturmanın sonunda 1 yıllık harcanan emek ve zaman boşa gidecek ve pek çok soruşturma ceza verilmesine yer olmadığı kararı ile sonuçlanabilecek.

Kurul’un soruşturmacı yaklaşımı nedeniyle yaklaşık son 4 ayda açtığı soruşturmalara sırayla bir göz atalım:

Soruşturma Açılan Teşebbüsler Soruşturma Konusu İddialar
Atık Kağıt Sektöründeki 9 Teşebbüs Selüloz ve Kağıt Sanayii Vakfının büyük geri dönüşüm firması niteliğindeki bazı üyelerinin, küçük geri dönüşüm firması niteliğindeki firmalara, atık kağıt ihracatına onay verilmemesi yönünde baskı yaptığı ve bu yolla ihracat yapmak isteyen toplama firmalarının faaliyetlerini zorlaştırdığı, dolayısıyla atık kağıt toplanması piyasasındaki rekabeti bozduğu
Fritolay Rakiplerin dışlanması, pazarın kapanması ve/veya münhasır faaliyetler
TÜPRAŞ ve OPET TÜPRAŞ bakımından başta aşırı fiyatlama, mal vermeyi reddetme ve bir ürünü diğer bir ürünle birlikte satın alma şartına bağlama gibi çeşitli dışlayıcı ve sömürücü davranışlar, TÜPRAŞ ve Opet bakımından ise, her iki şirketin ilgili pazarlardaki konumları ve OPET’in ortaklık yapısı da dikkate alınarak, aralarındaki karşılıklı ilişkilerin Kanun’un 4. maddesi kapsamında ilgili pazarlardaki rekabeti bozucu etkilerinin olup olmadığı
Samsun’daki Sürücü Kursları Samsun ve Nevşehir’de faaliyet gösteren sürücü kurslarının anlaşarak kurs ücretlerini belirledikleri
21 Adet Hyundai Bayisi İstanbul’da faaliyet gösteren Hyundai bayileri tarafından araç satış fiyatlarının birlikte belirlendiği ve bu fiyatlara uyulmasının sağlanması amacıyla yaptırım mekanizması oluşturulmaya çalışıldığı
Turkcell Araç takip hizmeti sunan işletmelere GPRS alt yapı hizmeti sağlayan Turkcell’in bu işletmeler ile yaptığı dikey anlaşmalar ve çeşitli uygulamalar yoluyla Vodafone’un faaliyetlerini zorlaştırdığı
Fethiye’deki 8 Sürücü Kursu Muğla’nın Fethiye ilçesinde faaliyet gösteren sürücü kurslarının A2 tipi ehliyet fiyatını anlaşarak belirledikleri
Biletix Biletix tarafından “futbol müsabaka biletlerinin satışına aracılık hizmetleri pazarı”nda ve “canlı müzik etkinlikleri satışına aracılık hizmetleri pazarı”nda bir yılı aşan münhasırlık içeren sözleşmeler ve benzeri uygulamalar
Endüstriyel Gaz Satışında 3 Teşebbüs Endüstriyel gaz satışı alanında faaliyet gösteren üç teşebbüsün müşteri paylaşımında bulunmak, müşterilere rekabetçi fiyat teklifi vermekten kaçınmak, fiyat teklifleri konusunda bilgi değişimi yapmak gibi davranışlarda bulunduğu
TTNET ve Türk Telekom TNET ve Türk  Telekom’un fiyatlandırma politikaları aracılığıyla perakende ve toptan sabit geniş bant internet erişim hizmetleri pazarlarında Kanun’un 6. maddesini ihlal edip etmedikleri
Microsoft Microsoft ile Microsoft Corporation ve Microsoft Ireland Operations Limited‘in, dağıtım kanallarına uygulanan baskı ve indirim sistemleri yolu Gelecek Bilişim’in faaliyetlerini zorlaştırdığı

Görüldüğü üzere Kurul, son 4 ayda 11 tane soruşturma açmış. Yani, böyle giderse soruşturma rüzgârları esmeye devam edecek gibi görünüyor…

Üçüncü Havalimanı ne olacak?

Üçüncü havalimanı nereye yapılacak, arsa fiyatları ne kadar artacak vb. soruların yanıtı yok ama ortaklarımızdan Ali Ilıcak bazı soruları cevaplıyor.

Ali Ilıcak
Ali Ilıcak ve kareli gömleği

Üçüncü havalimanı nereye yapılacak, arsa fiyatları ne kadar artacak vb. soruların yanıtı yok ama ortaklarımızdan Ali Ilıcak ihaleye girmek isteyecek, onlara yatırım yapacak, onlara yol gösterecek olanların merak edebilecekleri bazı soruları gündeme getiriyor. Ve ilginçtir bazılarına yanıt da veriyor hani…

Ayrıntılar için haberi okuyunuz:

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/21433860.asp

Rekabet Kurulu Kararlarına İtiraz Merci Değişti

Rekabet Kurulu kararlarının kontrolü artık Danıştay’dan alındı, artık söz sahibi: İdare Mahkemesi.

Rekabet Kanunu’nda özel olarak düzenlenen ‘Yargı Yolu’ müessesesinin değişeceğini ve Rekabet Kurulu kararlarına karşı yargı yolunda reform niteliğinde düzenlemeler yapılacağını daha önce duyurmuştuk. Artık bu durum resmiyete erdi ve ben de bu değişikliği hemen paylaşıyorum.

Rekabet Kurulu kararlarının kontrolü artık Danıştay’dan alındı, artık söz sahibi: İdare Mahkemesi.

Yürürlüğe giren ilgili düzenlemeye göre*, “İdari yaptırım kararlarına karşı yetkili idare mahkemesinde dava açılabilir. Kurul kararlarına karşı açılan her türlü dava öncelikli işlerden sayılır” hükmüyle, yargı reformu kapsamında Danıştay’ın 13. Daire’deki işleri İdare Mahkemesi’ne devredildi. Böylelikle, Rekabet Kurulu kararlarına karşı açılacak davalar bundan sonra ilk derece mahkemesi sıfatı ile İdare Mahkemesi’nde görülecek. Yetki bakımından ise, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 32. maddesi gereği dava konusu olan idari işlemi veya idari sözleşmeyi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesi olması nedeni ile Ankara İdare Mahkemesi söz sahibi olacak.

Bu değişikliğin yalnızca ilk derece mahkemesi sıfatı bakımından geçerli olduğu, temyiz merci bakımından herhangi bir değişiklik olmadığı unutulmamalı. Dolayısıyla yetkili idare mahkemesinin vereceği kararın temyizi için Danıştay’a başvurulması halen mümkün.

Diğer bir nokta, Kanun değişikliğinin içeriği yalnızca Rekabet Kanunu ile sınırlı değil. Kapsama diğer düzenleyici kurumlar da dahil edilmiş durumda. Örnek vermek gerekirse; 3. Yargı Reformu bağlamında yapılan bu değişikliklerle, Kanun’un 63 ila 71. maddeleri gereği şu kanunların ilgili maddelerinde de değişiklik yapıldı:

  • 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 55.maddesi
  • 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 12.maddesi
  • 4634 sayılı Şeker Kanunu’nun 11.maddesi
  • 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu’nun 10.maddesi
  • 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nun 21.maddesi
  • 5307 sayılı Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Kanunu ve Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 18.maddesi
  • 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 105.maddesi
  • 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’nun 62.maddesi
  • 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 30.maddesi

*5 Temmuz 2012 tarih ve 28344 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun (63.md)