Rekabet Kurumu’nun Birleşme Devralma Tebliği’nde Değişiklik

Gülce Korkmaz, Birleşme ve Devralma Tebliği’nde yapılan değişiklikleri anlatıyor.

2010/4 sayılı Rekabet Kurulu’ndan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’de, 24 Şubat 2017 tarihli ve 29989 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 2017/2 sayılı Tebliğ ile değişiklikler yapıldı. Buna göre, Tebliğ’in 7. maddesinin 2. fıkrası yürürlükten kaldırıldı, 8. maddesinin 5. fıkrası değiştirildi ve Tebliğ’in onuncu maddesine yeni bir fıkra eklendi.

Yapılan ilk değişiklik, bir birleşme devralma işleminin izne tabi olup olmadığı noktasında belirleyici olan ciro eşiklerinin Rekabet Kurulu tarafından iki yılda bir yeniden belirlenmesini öngören hükmün kaldırılması oldu. Böylelikle Tebliğ’in “bu maddenin birinci fıkrasında yer alan eşikler, iki yılda bir Kurul tarafından yeniden belirlenir” biçiminde olan 7. maddesinin 2. fıkrası yürürlükten kaldırıldı.

İkinci değişiklik ise, bir işlemin Kurul iznine tabi olup olmadığını belirleyen ciro eşiklerinin hesaplanmasını düzenleyen “Cironun hesaplanması” başlıklı 8. maddenin 5. fıkrasında yapıldı. Fıkranın eski haline göre, iki yıl içinde aynı kişiler ya da taraflar arasında gerçekleştirilen iki ya da daha fazla devir işlemi, ciroların hesaplanması bakımından tek bir işlem olarak değerlendirilmekteydi. Yapılan değişiklikle, söz konusu süre üç yıla çıkarıldı ve işlemin aynı kişiler ya da taraflar arasında yapılmış olması şartına alternatif olarak aynı ilgili ürün pazarında aynı teşebbüs tarafından yapılmış olan işlemlerin de tek bir işlem olarak değerlendirileceği öngörüldü.

Son olarak, yapılan değişiklikle Tebliğ’in 5. maddesinin 4. fıkrası ile tek bir işlem olarak kabul edilen şartla bağlanan ya da kısa bir zaman dilimi içerisinde menkul kıymetlerle seri bir şekilde gerçekleşen yakın ilişkili işlemlerin bildirimine ilişkin bir düzenleme getirildi. 10. maddeye eklenen 6. fıkrayla, koşulların sağlanması halinde anılan işlemlerin bildiriminin işlem gerçekleştirildikten sonra yapılabilmesine de imkan tanındı. Şartlar ise şu şekilde: (i) işlem Kurul’a gecikme olmaksızın bildirilecek ve (ii) elde edilen menkul kıymetlere bağlı oy hakları kullanılmamış olacak veya kullanıldı ise sadece yatırımların tam değerinin korunmasını sağlamak amacıyla Kurul kararıyla tanınacak bir istisnaya dayanarak kullanılmış olacak. Bu koşulların sağlanması kaydıyla; işlem, gerçekleştirildikten sonra Kurul’a bildirilebilecek. Ayrıca, Tebliğ’e yeni eklenen bu hükme göre Kurul istisna kararlarında işlem taraflarına etkin rekabet koşullarını sağlamak amacıyla şart ve yükümlülükler getirebilecek.

AB Genel Mahkemesi, PT-Telefonica’yla ilgili kararını verdi

Komisyon’un para cezası hesaplamasına dair ilginç bir örneği Can Yıldız aktarıyor.

Vivo adında Brezilyalı bir telekom firmasını ortak kontrol eden Telefonica ve PT, 2010 yılında yaptıkları hisse devri sözleşmesiyle kontrolü yalnızca Telefonica’ya bırakırken sözleşmeye koydukları rekabet etmeme hükmü sebebiyle, 2013 yılında AB Komisyonu tarafından rekabeti ihlal ettikleri gerekçesiyle para cezasına çarptırılmışlardı. 13.2 milyon euro ceza alan Portekiz telekom devi PT ile 66.8 milyon euroyla cezalandırılan İspanyol Telefonica, cezayı AB mahkemelerine taşımışlardı.

Komisyon, cezanın miktarını belirlerken teşebüslerin yalnızca bu işlemden elde ettikleri geliri değil, tüm cirolarını esas almıştı. Teşebbüsler, komisyonun kararını temyiz ederken para cezasının bu biçimde hesaplanışının hukuka aykırı olduğunu da ayrıca belirtmişlerdi.

AB Genel Mahkemesi, Komisyon’un gerekçesini uygun bularak şirketlerin rekabeti ihlal ettiklerini tescil etmiş oldu. Mahkeme, direkt rakip durumda bulunan teşebbüslerin bu tip bir yükümlülüğü hisse devri sözleşmesine koymalarının bir gerekçesi olamayacağını vurguladı.

Ancak Mahkeme, Komisyon’un para cezası hesaplama biçimini uygun bulmayarak kararın bu kısmını bozdu. Mahkeme, PT ve Telefonica’nın cirolarının değil, yalnızca bu işlem özelinde elde ettikleri gelirlerin cezaya temel olması gerektiğini belirtti. Dolayısıyla, Komisyon teşebbüslere verilecek cezayı yeniden hesaplamak durumunda kalacak.

PT ve Telefonica tarafından ise karara ilişkin bir yorum gelmedi.

İngiltere’nin mobil şebeke sahipleri dörtte kaldı

Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik işlem AB Komisyonu tarafından kabul görmedi. Dilara Yeşilyaprak anlatıyor.

İngiltere’nin mobil telekomünikasyon hizmeti sağlayıcılarından Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik yaklaşık £10.3 milyar değerindeki işlem, Mart 2015’ten beri gündemdeydi.  İşlem ile birlikte, Three UK’in ana şirketi Hutchinson CK’nin İngiltere’de 30 milyon üzeri müşteri ile beraber %40 üzerinde mobil telefon kullanıcısına sahip olması beklenmekteydi. Bununla birlikte, İngiltere’nin dört şebeke sahibi üçe inecek; mobil telekomünikasyon hizmeti sağlayan şirketler arasında Hutchinson, Vodafone ve BT kalacaktı.

Söz konusu işlem, Aralık 2015’te AB Komisyonu tarafından değerlendirilmeye başladı. Bu süreçte, hem İngiltere Rekabet Otoritesi (CMA) hem de İngiltere Telekomünikasyon Düzenleme Kurumu (OFCOM) işleme ilişkin rekabetçi endişelerini dile getirdi.

İşleme izin verilmesi umudundaki Hutchinson CK birçok kez sunduğu taahhütleri gerçekleştirmeye hazır olduğunu dile getirmişti. Zira bir yandan Three UK geçtiğimiz Ocak ayında BT’nin EE’yi devralmasının artçı etkilerini yaşamaya; diğer yandan rakibi EE ve Vodafone ise pazardaki güçlü konumlarını ellerinde tutmaya devam ediyordu. Bu doğrultuda, sunulan taahhütler arasında 5 senelik fiyat sabitlemesi, Sky, Virgin, Tesco gibi işletmeciler ile şebeke paylaşımı yanı sıra pek çok kişi tarafından iddialı olarak değerlendirilen geniş kapsamlı bir yatırım programı da bulunmaktaydı. Ancak, Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik işlem AB Komisyonu tarafından kabul görmedi.

Margrether Vestager işleme yönelik yaptığı açıklamalarda mobil telekomünikasyon sektörünün rekabetçi olmasını istediklerini, rekabetçi bir sektörün uygun fiyatta ve iyi bağlantı kalitesinde inovatif mobil hizmetler sağlanmasını destekleyeceğini dile getirdi. Söz konusu işlemin İngiltere’nin mobil telekomünikasyon sektörü için olumlu sonuçlara yol açmayacağını değerlendiren Vestager, işlem ile beraber mobil şebeke altyapısını etkileyecek bir pazar liderinin doğacağını belirterek, tüketicilerin seçeneklerinin ürün ve fiyat bakımından kısıtlanacaklarını öngördüklerini ifade etti. Vestager açıklamalarında söz konusu işlemin hızlı gelişen sektör olan mobil telekomünikasyon sektörü için pek çok rekabetçi endişe doğurduğunu açıklarken aynı zamanda Hutchinson tarafından sunulan taahhütlerin yeterli bulunmadığını söyledi. Vestager’in Twitter üzerinden yaptığı açıklamalar AB Komisyonu’nun değerlendirmelerini kısa ve net bir şekilde açıklıyor:

AB Komisyonu’nun kararına yönelik Hutchinson CK tarafından yapılan açıklamalarda ise şirketin Komisyon kararını iyice inceleyip tavaf ederek temyize gideceği ve işlemi zorlayacağı yönünde ifadeler yer alıyor. Özellikle de Almanya ve İrlanda’da telekomünikasyon sektöründe izin alan birleşme ve devralma işlemleri sonrasında, Three UK ve O2 işlemine haksız yere izin verilmediğine ilişkin açıklamalar bulunuyor.

Bonus: AB Komisyonu tarafından Hutchinson CK’nin Italya’daki iştirakinin faaliyetleri ile rakibi konumundaki mobil operatör Wind’in birleşmesi işlemi incelenmeye devam ediyor. AB Komisyonu’nun İtalya’daki işleme yönelik son sözünü merakla bekliyoruz.

Birleşme kontrolünde değişen yaklaşım /video

Fevzi Toksoy ve Ali Ilıcak Rekabet Kurulu’nun Beta Marin/Setur kararını konuşuyor. Karar, birleşme/devralmaların kontrolünde yeni bir dönemi işaret ediyor. Aşağıdaki pencere açılmıyorsa buradan izleyebilirsiniz.

2015’de Neler Oldu?

Tabi neler olduğunu yalnızca “rekabet kuralları” bakımından yazmak istiyorum. Eskisi gibi. Gerçeğine kalem dayanmaz.

O halde başlayalım 2015 Rekabet Almanağına…

2015’in ‘en’leri kıvamında Top (5) Listesi:

  • En pahalı bilet: Danıştay Rekabet Kurulu’nun AFM-Mars birleşme işlemine iznini iptal etti derken, bu karar da bozuldu ve izin kararı yine yürütülebilir duruma geldi.
  • En taraflı pazar: Rekabet Kurumu, çift taraflı pazarlardan bazılarına daha el attı ve geçmişte en çok kayrılan müşteri şartına ilişkin olarak almış olduğu tek kararına yenilerini ekleyeceğini gösterdi.
  • En çoğalan soruşturma: Tüketici elektroniği ve bilgisayar/konsol alanında faaliyet gösteren teşebbüslere yenileri eklenerek soruşturma açıldı. Video oyun severlerden birinin soruşturma hakkındaki görüşlerini buradan izlemenizi öneririm.
  • En üzücü hat trick: Passolig ismiyle yürütülen e-bilet uygulamasına soruşturma açılmadı. Mevcut haliyle üç sezon boyunca bireysel muafiyet kapsamında değerlendirilmesine karar verildi. Anayasa Mahkemesi ise ilgili Kanun ve uygulamanın kamu yararına vurgu yaptı. Belit iki senedir maçlara gidemedi.
  • En ilk RUP: Lesaffre tarafından Dosu Maya’nın devralınmasına ilişkin başvuruda, Kurum tarihinde ilk defa, Rekabet Uyum Programı yürütülmesi taahhüt olarak kabul edildi.

Rekabet Kurumu bu sene 200’e yakın birleşme işlemine baktı ve 40’a yakın muafiyet başvurusunu ele aldı. Kurum ayrıca 20 civarı soruşturma açtı ve 10 soruşturmayı sonlandırdı.

Peki bunlar dışında neler oldu?

  • Rekabet Kurulu’na Başkan, İkinci Başkan ve Üye atamaları tamamlandı ve telaş içerisinde beklenen kararlar alınabildi.
  • Anadolu Endüstri Holding’in Migros üzerindeki kontrolüne dair başvuru, taahhütler kapsamında onaylandı.
  • Koç Holding iştiraki Setur tarafından Beta Marina ve Pendik Turizm hisselerinin devralınması işlemine geçit verilmedi.
  • Aygaz’ın bayilerinin yeniden satış fiyatını belirlediği iddiası yeniden Kurul’a intikal etti ve Aygaz’a soruşturma açıldı.
  • Türk Hava Yolları  dışlayıcı eylem iddiasıyla yine gündemdeydi, ancak Rekabet Kurulu teşebbüsün hakim durumunu kötüye kullanmadığına karar verdi.
  • Özelleştirmeler tam gaz ilerledi.
  • Ceza Yönetmeliği’nin uygunluğu konusunda İdare Mahkemesi-Danıştay çatışması sürdü.
  • Rekabet Kurumu, BTK’dan sonra EPDK ile de el sıkıştı.
  • Rekabet incelemelerinde dijital delillerin kullanılmasına yönelik tartışmalar hız kesmedi.
  • Motorlu taşıtlara yönelik grup muafiyeti kurallarının değiştirilmesine yönelik adımlar atılmaya devam etti. Onun yerine akaryakıt ve LPG sektörü ile AR-GE anlaşmalarına ilişkin tebliğlerle tanışıldı.
  • AB İlerleme Raporu’ndaki değerlendirmeler kendini tekrarladı.
  • Kurul kararları kısalmaya devam etti.
  • Rekabet Kanunu Tasarısı ise uzaktan el sallamaya ve bizi bekletmeye devam etti (BEKLEYEMEDİ).

Seneye güzel başlangıçlarla görüşmek üzere.

Şirket birleşmeleri mercek altında

Nisan 2015’de Goldman Sachs Yatırım Bankacılığı Eş Başkanı David Solomon ve Citigoup Kurumsal ve Yatırım Bankacılığı Başkanı Ray McGuire tarafından yapılan eş zamanlı açıklamalardan anlaşılan şu ki, ABD’de son yıllarda şirket birleşmelerinde yaşanan artışların ardında yatan motivasyon ve bunu destekleyen koşullar geçerli oldukça birleşme arayışları bir süre daha devam edecek. Kuşkusuz sermayenin maliyeti her şirket için önemlidir ve her faaliyette en önemli göstergelerden birini oluşturur. Ancak bazı durumlarda birleşmelerin rekabeti kısıtlayıcı amaçlar da güdebileceği bir gerçek.

shall-not-mergeÖzellikle son iki yılda ABD’de şirketlerden rakiplerini zor durumda bırakarak önemli bir pazar gücü elde etmeye yönelik birçok cesur girişim gerçekleşti. Ancak bu girişimler sahnelenirken arka planda olup en kritik replikleri son perdede söyleyen aktörleri de unutmamak gerekiyor: Pazardaki rekabeti ve bunun pazarın gelişimine katkısını gözettiğini söyleyen ilgili yetkili makamlar.

Nitekim, 29 Nisan 2015 tarihinde çip üretiminde kritik bir bileşen olan yarı iletkenin üreticisi Amerikan Applied Materials ve onun daha küçük rakiplerinden Japon Tokyo Elektron, iki yıla yakın zamandır yürüttükleri yaklaşık 29 milyar Amerikan Doları değerindeki birleşmeyi iptal ettiklerini açıkladılar. Birleşme, Applied Material şirketinin Tokyo Electron şirketini devralması ile gerçekleşecek ve Citigroup’un Nikko Cordial şirketini satın almasından sonra bir Amerikan şirketinin Japon şirketini satın almış olacağı ikinci büyük birleşme olacaktı. Bu karara sebep olan şirketlerin şartlarda anlaşamaması veya ekonominin genelindeki beklenmedik bir gelişme değil, Adalet Bakanlığı tarafından bu birleşmeye yönelik taraflara hiç de cesaretlendirici olmayan bir görüş verilmesiydi.

Bu gelişme, ABD’de ilgili otorite ve makamların rekabet konusunda daha hassas bir tavır almaya başladıklarını gösteren tek gelişme de değil ve görünen o ki, yetkililer pazarlarda rekabeti tehlikeye düşürecek her türlü riske karşı gözlerini daha da çok açmaya başladılar.

Applied Materials ile ilgili bu gelişmeden bir hafta öncesinde de kablolu tv hizmet sağlayıcısı Comcast’in bir süredir Time Warner Cable şirketini almak için yürüttüğü girişimini iptal ettiği haberi duyuldu. Bu kararda da Adalet Bakanlığı ve Federal İletişim Komisyonu tarafından gösterilen direncin etkili olduğu kuşkusuz. Comcast ve Time Warner Cable bu pazardaki en büyük iki şirket ve birleşme gerçekleşmiş olsaydı ortaya 45 milyar Amerikan Dolarlık dev bir şirket çıkacaktı.

Her iki birleşmeye karşı gösterilen direncin gerekçelerinde de benzer temel kaygılar aynı: Pazardaki rekabetin olumsuz etkilenecek olması ve bunun da sektöre yönelik yaratıcı ve alternatif gelişmelerin önüne set koyabileceği, sonuç olarak birleşmenin pazardaki rekabete vereceği zarardan daha fazla fayda getirmesinin mümkün görünmemesi.

Aynı Adalet Bakanlığı çok değil daha 2013 yılında US Airways Group  ve American Airlines şirketlerinin birleşmesinde bir sakınca görmedi. Yine yakın zamanda Federal Ticaret Komisyonu internet üzerinden gayrimenkul işlemleri yürüten Zillow ve Trulia şirketlerinin birleşmesine yönelik olumsuz bir yaklaşım sergilemedi ve önümüzdeki dönemde Reynolds Amerikan şirketinin rakip sigara üreticisi Lorillard’ı devralmasına da izin vermesi beklenmekte.

Bu arada, önümüzdeki günlerde önemli bir başka birleşme de Federal Ticaret Komisyonunu bir hayli meşgul edecek gibi görünüyor. Hazır gıda sektörüne tedarik ve dağıtımda en büyük aktörlerden Sysco Corp. ile US Food arasında devam etmekte olan ve Federal Ticaret Komisyonu tarafından birçok konuda itirazın ileri sürüldüğü birleşme sürecinde kılıçlar çekildi. Ancak Sysco Corp. geri adım atacak gibi görünmüyor ve kararlı bir şekilde önümüzdeki haftalarda başlayacak olan Federal mahkeme sürecine hazırlanıyor. Birleşme gerçekleşirse Sysco Corp. en azından ulusal bir değerlendirme yapıldığında neredeyse rakipsiz konuma gelecek.

Yakın zamanda şirket birleşme girişimlerinin genel trendini takip etmek nispeten kolay olsa da bu girişimlerinin hangi sektörde ne kadar gerçekleşme oranı olduğunu ve Federal makamların çeşitli müdahale veya itirazlarına hangi sektörün ne kadar maruz kaldığını kesin olarak ifade etmek zor. Bazı teşebbüsler şartları sonuna kadar zorlarken bazıları diğer birleşme girişimlerinde gözlemledikleri federal müdahaleleri dikkate alarak vaz geçiyor veya cesaretleri kırılıyor.

Ama görünen o ki, federal makamlar pazardaki hakim durumun kötüye kullanılması olasılığına karşı ön tedbir olarak herhangi bir şirketin hakimiyetini arttırma olasılığına sıcak bakmıyor. Bunun yanı sıra, inovasyona dayalı olarak yeni jenerasyon ürün ve hizmetlerin ortaya çıkarılmasının mümkün olduğu teknoloji sektörleri ile doğrudan başka alt sektördeki üreticilerin üretim faaliyetlerini etkileyecek sektörlerde federal makamlar daha katı müdahaleler de sergileyebiliyor. Bunu yarı iletken üreticisi Applied Materials ve Comcast şirketlerinin büyümeye yönelik agresif devralma girişimine karşı Federal makamların tavırlarından da görebiliyoruz.

Birkaç soru ile bitirmek gerekirse: pazardaki sermaye potansiyeli karşısında devlet engellemelerinde esneme yaşanması mümkün mü, ne kadar zorlamayla ne kadar esner, sektöre göre farklı şapka takarak mı düşünmek doğrusu, hangi sektör için ne kadar katı olunması genel faydayı artırır, tüm bu ince parametreler ne kadar doğrulukla belirlenebilir ve aslında tüm bunlar kimin işine yarar? Bu soruların cevapları belki de önümüzdeki dönemlerde birleşmelerle ilgili yaşanacak gelişmeler ışığında daha da netleşecek.

Kaynaklar: Wall Street Journal, Bloomberg.com, CNBC.com

Şili’de azınlık hisselerinin devri konusu

Kontrol kavramı ile azınlık hisseleri ilişkisi hemen her ülkenin rekabet kuralları bakımından özellikli bir durum teşkil ediyor. Azınlık hisselerinin kontrol kavramı içerisinde değerlendirilmemesi gerektiği düşüncesini benimseyen ülkeler olduğu gibi bundan farklı yaklaşımlara sahip olan ülkeler de göze çarpıyor.

Şili’deki Durum

Şili’de rekabet hukuku ile ilgili konularda 211 sayılı kanun (DL 211) uygulanıyor. Bu kanuna göre rekabet hukuku alanında yetkili kılınan iki müessese, Rekabet Mahkemesi (Tribunal de Defensa de la Libre Competencia) ve Rekabet Otoritesi (Fiscalia Nacional Economica) olarak karşımıza çıkıyor.

615x200-ds-photo-getty-article-171-139-87732603_XSKontrol kavramı ile ilgili DL 211’de bir tanım bulunmaması sebebiyle mahkeme, menkul kıymetlerle ilgili kanunda yer alan ve bir şirketteki hisselerin en az %25’ini kontrol edebilmeyi ifade eden kıstasa atıf yapıyor. Dolayısıyla Şili’de kontrol kavramının tespiti için %25’lik bir hisseye sahip olmak önem arz ediyor.

Rakip bir şirketten kontrol sağlamayan hisselerin devralınması noktasında ise iki faktör göz önüne alınıyor. Bunlardan ilki azınlık hissesi sahibinin belli bir düzeyde kontrol sağlaması ihtimali. İkincisi ise azınlık hisseleri yoluyla şirketlerin gizli bilgilerinin ele geçirilmesi riski.

Azınlık hisseleri devrine ilişkin mahkeme yaklaşımının anlaşılması için bu konuda daha önce verilen kararları incelemek gerekli. Bu noktada ilk olarak 2004 senesindeki Metropolis Intercom ve VTR birleşme işlemi örnek gösterilebilir. Bu birleşme işleminden önce, bir Amerikan şirketi olan Liberty Media Corporation hem MI’da ve Liberty’de %50 ortaklığa hem de United Global Com’un yöneticilerinin çoğunluğunu seçme hakkına sahipti. Her ne kadar somut olayda işleme izin vermiş olsa da, mahkeme Liberty’den diğer şirketlerdeki hisselerini Şili’de uydu yayıncılığı alanında faaliyet gösteren şirketlere devretmelerini talep etti.

Şili Rekabet Otoritesi’nin konuya yaklaşımı ise daha somut adımlar içeriyor ve bu konuda 2012 senesinde Yoğunlaşma İşlemleri Üzerine Kılavuz’un yayımlanması da önemli bir adım olarak karşımıza çıkıyor. Ancak kılavuzda rakip bir şirketten azınlık hissesi devralınması hususlarına yönelik değerlendirmelerin eksikliği “Rakip Şirketlerdeki Ortak Yönetici ve Azınlık Hisseleri” üzerine gerçekleştirilen çalışma ile gideriliyor. Çalışmada, azınlık hisselerinin veto hakkı, imtiyazlı hisse ve finansal bağlılık gibi özel mekanizmalar vasıtasıyla kontrol sağlayabileceği ifade ediliyor. Diğer bir ifade ile rakip şirketlerde sahip olunan hisselerin birtakım rekabet riskleri yaratabileceği  ve bunların incelemeye konu edilebileceği vurgulanıyor.

Türk Hukukundaki Yaklaşım

Bilindiği üzere Türk rekabet hukukunda azınlık hisselerinin devrinin kontrol değişikliği sağlamadığı kabul ediliyor. Bu noktada Rekabet Kurulu’nun 09-28/600-141 sayılı Erdemir Kararı azınlık hisselerinin devri konusuna yaklaşım açısından yol gösterici. Kararda,  Erdemir’in Borçelik’de %9.34’e tekabül eden hissedarlığının, taraflar arasında rekabetçi davranışların koordinasyonuna yol açtığına ve rekabeti sınırlayıcı amaç ve etkilere sahip olduğuna karar veriliyor. Ayrıca Kurul, söz konusu hissedarlığın verilen taahhüt çerçevesinde sona erdirilmesini de karara bağlıyor. Dolayısıyla yukarıdaki karar ışığında Türkiye’de azınlık haklarının devrine ilişkin yaklaşımın, bu işlemlerin taraflar arasındaki rekabetçi davranışların koordinasyonu ihtimalini artırdığı şeklinde olduğu savunulabilir.

 

Rekabet Kurumu 16. Yıllık Raporu

Rekabet Kurumu’nun 2014 yılına ait faaliyetlerini kapsayan 16. Yıllık Rapor yayımlandı.

Rapor’da, Kurum’un vizyonu ve misyonu hakkında bilgi verildikten sonra yıllık faaliyete ilişkin istatistiki bilgilere yer verildiğini görüyoruz. Toplamda kaç dosya tamamlandı, ne kadar idari para cezası verildi gibi bilgilere Rapor’un bu kısmında ulaşmak mümkün.

Bunun yanı sıra, Rekabet Kurumu’nun TBMM’ye sunmuş olduğu kanun tasarısının önemine de değiniliyor; mevcut yönetmelik ve tebliğlerin gözden geçirilerek yenilenmesi hususundan ve rekabet savunuculuğu kapsamında hangi faaliyetlerin yürütüldüğünden bahsediliyor. Kurum’un gerek üniversitelerle gerek uluslararası kurum ve kuruluşlarla yürüttüğü ortak çalışmalara, kurumsal yapı ve işleyişin başarılı olması için yapılan çalışmalara, özellikle kurumun bilişim altyapısındaki e-imza uygulaması ve elektronik bilgi yönetim sistemi gibi önemli ilerlemelere değiniliyor. Ayrıca Kurum’un yıllık gelir-gider durumunu gösteren mali bilgileri de raporda görebiliyoruz.

Son olarak, Kurum’un söz konusu rapor kapsamında ortaya koyduğu hedefleri gerçekleştirmek adına birtakım tedbir ve öneriler sunduğunu görüyoruz. Bu kapsamda Kanun’da yapılması öngörülen değişikliğin ve yapılması planlanan ikincil düzenlemelerin öncelik gösterdiğini söyleyebiliriz.

Gelin şimdi yıllık raporda bizim en çok ilgimizi çeken istatistiki bilgi ve değerlendirmelere şöyle bir göz atalım:

  • Kurum’un 2014 yılı içerisinde, 1 Ocak-31 Aralık dönemi itibariyle ilk inceleme, önaraştırma ve soruşturmalar sonucunda toplam 163 dosyanın nihai karara bağlandığını; aynı dönem içinde sonuçlanan menfi tespit/muafiyet kararı sayısının 59, birleşme/devralma karar sayısının ise 215 olarak gerçekleştiğini görüyoruz.
  • Son beş yılda sonuçlandırılan toplam dosya sayısına bakıldığında, özellikle son iki yılda toplam dosya sayısında bir azalış eğilimi olduğunu; nitekim 2010 yılında 624, 2011 yılında 590, 2012 yılında 656, 2013 yılında 462, 2014 yılında ise 437 dosyanın sonuçlandırıldığını görüyoruz.
  • Rekabet ihlalleri ile ilgili olarak; son beş yılda sonuçlandırılan dosya sayısına bakıldığında; 2010 yılında 252, 2011 yılında 283, 2012 yılında 303, 2013 yılında 191 ve 2014 yılında 163 dosyanın sonuçlandırıldığı görülüyor. Rekabet ihlali dosyalarında 2010-2012 yıllarında gözlemlenen artış eğiliminin 2013 yılından itibaren azalmaya işaret ettiğini söyleyebiliriz. Rekabet ihlalleri ile ilgili olarak 2014’te sonuçlandırılan 163 dosyanın sektörel dağılımına bakıldığında ise; sırasıyla petrol-petrokimya-petrol ürünleri, ulaştırma-taşıt ve hizmetleri, inşaat, bilgi ve iletişim teknolojileri ürün ve hizmetleri ve gıda-tarım-ormancılık-balıkçılık-hayvancılık sektörlerinin rekabet ihlali iddiası ile yapılan incelemeler içerisinde en büyük payı aldığı dikkat çekiyor.
  • Sonuçlandırılan birleşme/devralma/özelleştirme dosyalarının sayısının 2010 yılında 276, 2011 yılında 253, 2012 yılında 303, 2013 yılında 213, 2014 yılında ise 215 olarak gerçekleştiği görülüyor. Rapora göre; 2014 yılındaki 215 dosyanın 169’una izin verilmiş, 3 tanesine koşullu izin verilmiştir; kalan 43 dosya ise kapsam dışında kalmıştır. Kurum tarafından bu durumun büyük ölçüde, birleşme ve devralma başvurularına ilişkin eşiklerde artış öngören 2010/4 sayılı Rekabet Kurulundan İzin Alması Gereken Birleşme ve Devralma Hakkında Tebliğ’de 2012 yılı sonunda yapılan değişiklikten kaynaklandığı düşünülüyor. Sonuçlandırılan dosyaların sektörel dağılımına bakıldığında ise; gıda-tarım-ormancılık-balıkçılık-hayvancılık, ulaştırma-taşıt ve hizmetleri, kimyasal ürünler ve enerji sektörlerinin ön plana çıktığı gözlemliyoruz.
  • Menfi tespit/muafiyet dosyaları bakımından duruma bakıldığında ise, sonuçlandırılan dosya sayısının 2010 yılında 96, 2011 yılında 54, 2012 yılında 50, 2013 yılında 58, 2014 yılında ise 59 olarak gerçekleştiği; dolayısıyla son beş yılda dosya sayısında ciddi bir değişiklik olmadığı görülüyor. Bu kapsamda sonuçlandırılan dosyaların sektörel dağılımına bakıldığında ise, en büyük payı sırasıyla ilaç- sağlık hizmetleri ve ürünleri, finans, petrol-petrokimya ve petrol ürünleri ve ulaştırma-taşıt ve hizmetleri sektörlerinin aldığını görüyoruz.
  • Resen incelenen dosyaların sayısı 2010 yılında 13, 2011 yılında 16, 2012 yılında 17, 2013 yılında 18, 2014 yılında ise 11 olarak görülüyor. Bu kapsamda 2014 yılında 4. Madde kapsamında 9 ve 7. Madde kapsamında 2 resen incelenen dosya bulunuyor.
  • 2014 yılında sonuçlandırılan soruşturmalarda rekabeti sınırlayıcı anlaşmalara yönelik uygulamanın ağırlığını koruduğunu görüyoruz.
  • Hâkim durumun kötüye kullanılması bakımından ise, 2014 yılında sonuçlandırılan soruşturmalarda ve diğer incelemelerde özellikle aşırı fiyatlama ile piyasaya yeni girişlere ya da mevcut rakiplere yönelik dışlayıcı davranışlar noktasında hassas davranıldığı görülüyor.
  • Son beş yılda uygulanan idari para cezaları incelendiğinde; 2011 ve 2013 yıllarında olduğu gibi 2014 yılının da bu bakımdan çarpıcı bir dönem olarak karşımıza çıktığını söyleyebiliriz. Zira bu dönemde, yaklaşık 468 milyon TL tutarında idari para cezası uygulandığını; 2014 yılındaki bu tutarın önemli bir bölümünü (yaklaşık 412 milyon TL) akaryakıt pazarında faaliyet gösteren bir teşebbüse yönelik yürütülen soruşturma sonucunda verilen cezanın oluşturduğunu görüyoruz. Son beş yıllık uygulamanın ışığında; Kurum’un rekabet ihlallerine karşı tavrını kararlı bir şekilde sürdürdüğünü söylemek mümkün.
  • Son olarak, 2014 yılında yerinde incelemede yanıltıcı ve yanlış bilgi verilmesinden dolayı toplamda 15.226 TL; işlemin Rekabet Kurulu’nun izni olmaksızın gerçekleşmesi ve süresi içinde bildirilmemesinden dolayı toplamda 30.452 TL idari para cezası verildiğini görüyoruz.

Birleşme-Devralma Görünüm Raporu

2014 yılında Rekabet Kurumu’na bildirilen birleşme ve devralma işlemlerine ait veriler çerçevesinde hazırlanan Görünüm Raporu, Rekabet Kurumu’nun internet sitesinde yayınlandı.

Antitrust2013Rapora göre 2014 yılında Rekabet Kurumu’na toplam 215 birleşme ve devralma işlemi bildirilmiş. Bildirilen bu 215 işlemden 122’sinde hedef şirket veya oluşturulan ortak girişim, Türkiye yasalarına göre kurulmuş şirketlerden oluşmakta. Aynı dönemde değerlendirmeye alınan özelleştirme sayısı ise 18.

Hedef şirket veya oluşturulan ortak girişimin Türkiye kökenli olduğu özelleştirme haricindeki işlemlerde, bildirilen toplam işlem bedeli 22 milyar 90 milyon TL olarak belirtiliyor. Aynı dönemde Kurum’a bildirilen özelleştirmelerin toplam değeri ise 9 milyar 193 milyon TL. Ayrıca tüm tarafları Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre kurulmuş şirketlerin gerçekleştirdikleri birleşme ve devralmaların değeri de 6 milyar 186 milyon TL olarak gösteriliyor. Yabancıların yaptıkları yatırımlara ilişkin bilgiler de raporda detaylı olarak yer alıyor. Buna göre 2014 yılında yabancı yatırımcılar 56 işlemde Türk şirketlerine yatırımda bulunmuş ve ilk sırada Lüksemburg bulunuyor. Son olarak Türk şirketlerinin devir konusu olduğu işlemlerde yabancı yatırımcılar yaklaşık 10 milyar TL’lik yatırımda bulunmuş.

İşlemler sonucu etkilenen pazarlar bakımından ise hedef şirketin veya oluşturulan ortak girişimin Türkiye kökenli olduğu işlemlerde ilk sırayı 3 milyar 295 milyon TL ile kendine ait veya kiralanan gayrimenkulün kiralama verilmesi veya işletilmesi alanı alıyor.

Son olarak, bildirilen işlemlerin nihai karara bağlanma süresi ise 16 gün olarak belirtiliyor.

Söz konusu Rapor’a buradan ulaşabilirsiniz.

AB’de gun jumping cezaları

Daha önce de bahsetmiştik. Genel olarak gun jumping, bir birleşme devralma işleminde tarafların işleme izin verilmeden önce birlikte hareket etmelerini, işbirliği içinde bulunmalarını ifade etmekte. Usuli olarak gun jumping işlem taraflarının bildirim ve izin gerekliliklerini göz önünde bulundurmada başarısız olmaları halinde ortaya çıkarken, diğer taraftan birbirlerinin rakibi olmaları ve işlemin tamamlanmadan önce koordinasyon içerisinde olmaları halinde ise maddi anlamda gun jumping ortaya çıkmakta.

keep_calm_and_focus_on_jumping_the_gun_button-r95fc69e129664d479f38f02e80a07d71_x7j18_8byvr_324Gun jumping denetiminin geçmişi ABD’de Hart-Scott-Rodino mevzuatı bakımından uzun yıllar öncesine dayanmakta iken AB Komisyonu ve üye ülke otoriteleri bu uygulamaya mevzuatlarında yeni yeni yer vermeye başladı. Adalet Divanı ve AB Komisyonu uygulamaları da göz önünde tutulduğunda, gun jumping uygulamalarına yönelik yaptırımları açısından uyumlu oldukları söylenebilir. Adalet Divanı’nın bir davada 20 milyon euro’luk ceza öngörmesinin ardından Komisyon’un başka bir davadaki gun jumping uygulamasında yine aynı miktarda cezaya hükmettiği görülebiliyor. Hatta yaşanan bu gelişmeler sonrasında 20 milyon euro’nun gun jumping davaları için bir benchmark olup olmadığı da epey tartışma konusu yapılıyor. Mevcut durumda teşebbüsler, belirlenen eşikleri aşan ve kontrol değişikliği içeren her işlem için bildirimde bulunmak ve Komisyon’a bildirmek zorunda olduğundan, bu öncelikli kontrol Avrupa Birliği birleşme kontrol sisteminin mihenk taşı olarak görülüyor.

Bahsedilen iki davada ise, azınlık payları kontrol değişikliğine yol açıyor ve dolayısıyla izin gerekliliği ortaya çıkıyor. Bu doğrultuda Komisyon, kalan hisselerin bölünmesi ve Genel Kurul’a katılan paydaşların oranının Electrabel ve Marine Harvest’a tek başına kontrol imkanı verdiğini belirtiyor. Bahse konu davalar, kontrol değişikliği içeren ancak %50’nin altında bir orandaki payların devrini öngören işlemler bakımından Komisyon’a başvurma zorunluluğunun doğabileceğini göstermesi bakımından bize önemli bir ipucu veriyor.

Meksika’dan haberler

Rekabet hukuku, ülkelerde dinamizmini muhafaza etmiş bir disiplin olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yönüyle dinamik etkinliği hedefleyen rekabet hukukunun bu hedefi gerçekleştirmek adına sürekli bir değişim içinde olduğu söylenebilir. Yakın dönemde Meksika’da rekabet hukuku alanında yaşanan gelişmeler de bu durumun somut bir göstergesidir.

7 Temmuz’da Meksika’da yürürlüğe giren yeni Rekabet Kanunu, birçok radikal değişikliği beraberinde getirmiştir. Bu değişikliklerden bahsetmeden önce yeni bir kanun hazırlanmasına ön ayak olan 2013 anayasa değişikliklerine de kısaca değinmek faydalı olabilir.

©LauraManske.Mexico.Sombreros1acMeksika’nın yeni Rekabet Kanunu (NFECL) dayanağını telekomünikasyon ve rekabet konuları üzerine yapılan 2013 Anayasa değişikliğinden almıştır. Anayasada yapılan değişikliklerle; eski rekabet otoritesi yerini anayasal özerkliği bulunan COFECE’ye bırakmış ve telekomünikasyon alanında da yeni bir otorite oluşturulmuştur. Ayrıca, bu kurumlar kapsamlı düzenlemeler yapma yetkileriyle donatılmış; söz konusu organik değişikliklerin yanında kurum üyelerinin hepsi yeniden seçilmek suretiyle değiştirilmiştir.

Ayrıca kurum üyelerinden bağımsız bir statüde olan “Rekabet Savcılığı”nın oluşturulması da anayasa değişikliğiyle getirilen bir yeniliktir. Yargı teşkilatı bakımından rekabet ve telekomünikasyon konularında görevli özel federal mahkemelerin yapılandırılması yoluyla bir yenilik de getirilmiştir.  Telekomünikasyon ve rekabet alanında yetkilendirilen otoritelere anayasa değişikliğiyle bazı yeni yetkiler verilmiştir (rekabet engellerini kaldırmayı amaçlayan önlemler alma, zorunlu unsura erişimi düzenleme vb. )

Kanun maddi hukuk bakımından da önemli değişikliklere sebep olmuştur. Bu konuda, rakipler arasındaki ufak bir bilgi değişiminin bile cezalandırılabilir olmasını düzenleyen hüküm önem arz etmektedir. Ayrıca rakipler arasındaki bilgi değişimine yönelik verilecek cezaların süreleri de ceza kanunundaki değişikliğe paralel olarak artmış ve 5 yıldan 10 yıla kadar olarak değişmiştir.

Hakim durumun kötüye kullanılması özelinde bir değerlendirmede bulunulursa; ülke hukukunda hakim durumun tek başına yasaklanmadığı ancak bu konuda bir strateji kataloğu metodu ile hakim durumun kötüye kullanılması incelemesinde bulunulduğu görülmektedir. Eski kanundaki listeye ek olarak yeni kanun zorunlu unsur doktrini ile bağlantılı iki durum daha eklemiştir. Ayrıca zorunlu unsur konsepti yeni kanunda detaylı olarak ele alınmıştır.

Birleşme devralma işlemlerine yönelik olarak bildirime tabi tüm birleşme devralma işlemlerinin otoritenin nihai kararını vermesinden önce sonlandırılamayacağı şeklindeki hüküm yeni kanun ile getirilmiştir. Ayrıca kanunda rekabetçi endişeleri azaltıcı çözüm önerilerine tabi bir birleşme devralma işlemine izin verilebileceği öngörülmektedir. Ancak bu noktada çözüm önerileri ile alternatiflerin müzakere edilmesine ve sunulmasına yönelik şeffaf bir usul kuralının bulunmadığı yeni kanuna getirilen eleştirilerdendir.

Son olarak kartel ve hakim durumun kötüye kullanılmasına ilişkin soruşturmaların tabi olduğu usul kuralları incelenirse; yeni kanunun yeni otoritelerin tek başlarına veya ilgili bir kimsenin talebi üzerine başlatılacağını düzenlediği görülmektedir. İlgili kanuna göre soruşturma, yargılama ile alakalı birçok yetkiye sahip rekabet savcılığı tarafından yürütülecektir. Ayrıca yeni kanun soruşturma esnasında delillerin ortadan kaldırılmasını bir federal suç olarak düzenlemiştir.

Son olarak usul hukuku ile bağlantılı, yargılama esnasında kanunun uygulanması ve yorumlanması bakımından zor bir durum ile karşılaşıldığında otoritelerden görüş istenmesi şeklindeki hüküm getirilmiştir.

Özetle, tüm dünya ülkelerinde, dinamizmini korumuş bir disiplin olan rekabet hukukuna yönelik detaylı yasama faaliyetleri yürütülmektedir. Ülkelerin global güçlerini doğrudan etkileyebilecek bir yansıması olan rekabet hukuku disiplinin dayanağını teşkil eden mevzuatların da dinamik nitelikte olduğu ve bu durumun en somut örneklerinden birisinin Meksika’daki rekabet reformu olduğu söylenebilir.

 

Gun-jumping cezaları

Adını pek sık duymadığımız “gun-jumping” uygulamalarına Brezilya Rekabet Otoritesi de katıldı. Gun-jumping nedir? Nasıl yenir? Belit Polat anlatıyor.

But first, nedir bu gun jumping?

En genel anlamıyla “gereken zamandan önce harekete geçmek” olarak nitelendirebileceğim “gun jumping”, örneğin sporda düdüğü duymadan yarışa başlamak, biraz daha romantik bir anlamda ise Aerosmith’in sözlerindeki “life is a journey, not a destination” algısına karşı bir tabir.

How-to-speed-up-the-certification-process_dnm_galleryBu terimin rekabet kuralları bakımından karşılığı ise birleşme ve devralma işlemlerinde karşımıza çıkıyor. Bu bakımdan izne tabi olan işlemin Rekabet Kurulu’na bildirilmeden gerçekleşmesi olarak tanımlayabileceğimiz gun jumping, klasik manada ise, bildirim yapılmakla birlikte henüz izin verilmeyen bir dönemde teşebbüslerin birleşme işlemlerine başlaması anlamına geliyor. Mantığı ise yoğunlaşma öncesindeki düzenin yeniden tesisinin güçlüğünden hareketle (scrambled eggs effect), işlem tüm yönüyle incelenip izin verilmeden evvel taraflardan bu konuda adım atmamalarının bekleniyor olması.

Geçtiğimiz aylarda, gun-jumping ihlallerinin örneklerine Brezilya Rekabet Otoritesi’nin konuyla ilgili attığı ilk adımlarında rastladık. Öyle ki, ilk kararında Otorite eski milyarder Eike Batista tarafından kontrol edilen OGX petrol şirketine 3 milyon reias (yaklaşık US$1,5 milyon) ceza verirken, yalnızca 1 yıl içerisinde 3 farklı gun-jumping cezasına daha imza attı. Tarafların petrol ve gaz üretiminin %0,01’den az olduğu işlemlerde kısıtlama yapmadan izin verilmiş olsa da, UTC isimli petrol şirketi ticari imtiyaz anlaşmalarından kaynaklı ödemeleri yapması, benzer şekilde Potioleo şirketi de izin alınmaksızın işlemi gerçekleştirmesi sebebiyle Otorite’den nasibini aldı. Diğer bir davada ise, Fiat tarafından Chrysler hisselerinin devralındığı işlem kapsamında her ne kadar Fiat Chrysler’ın kontrolünü sağlayan hisse sahibi olarak nitelendirilmişse de, taraflara para cezası verildi.

Pek çok hukuk düzeninde yasaklanan gun-jumping, esasen bizim mevzuatımızda doğrudan yer almasa da, uygulaması mümkün. Zira bu işlemleri düzenleyen Tebliğ’in 10. maddesinde belirtildiği üzere izne tabi birleşme veya devralmaların Kurul’a bildirilmeksizin gerçekleştirilmesi, Rekabet Kanunu’nun 11. maddesi gereği ilgililere idari para cezası verilmesini gerektiriyor. Gerek ABD, gerek AB ve Türkiye’de uygulama bulan gun-jumping cezalarının verilebilmesi için, tarafların izin kararı bulunmaksızın işlemi gerçekleştirmiş olmaları söz konusu. Ceza tutarının hesaplamasında da, tarafların büyüklüğü, kasten kötüye kullanma, kötü niyet ve işlemin neden olduğu potansiyel rekabete aykırı etkiler göz önünde bulunduruluyor. Bunun yanında, gerçekleştirilen işlemin hükümsüz kılınması da mümkün. “İşlemin gerçekleştirilmesi”nden kastımız ise, yalnızca söz konusu birleşme veya devralmayı düzenleyen sözleşmenin imzalanmasından ziyade, bu sözleşmenin icrasının da başlamış olması. Yani kriterin sözleşmenin imzalanmasının ardından söz konusu yoğunlaşma davranışının (örneğin kapanışın) da etkilerini göstermiş olmasında arandığını söyleyebiliriz.

Pek tabi gun-jumping’in bir diğer yansıması da birleşen teşebbüsler arasındaki koordinasyonda kendini gösterebilir. Daha açık bir ifadeyle, örneğin bir teşebbüsün rakibini devralması işlemine henüz izin verilmeden, rekabet bakımından hassas bilgilerin ya da pazarın paylaşılması gibi bir senaryoyla karşı karşıya kalınabilir. Bu durumda taraflar tek bir ekonomik bütünlükten ziyade halen birbirlerinin rakibi olarak addedildiklerinden, Kurul’un ağır para cezası yaptırımlarına da maruz kalınabilir.

Rekabet Kurumu’nun faaliyetleri

Rekabet Kurulu en çok hangi sektörle ilgilendi? Her yıl rekor cezalara imza atan Kurul’un 2013 faaliyetleri nelerdi? Tolga Han Aytemizel inceliyor.

Rekabet Kurumu geçtiğimiz günlerde 15. Yıllık Raporu’nu yayınladı. Rapor, 2013 yılındaki faaliyetler hakkında bilgilerin yanında, sonuçlandırılan dosyalar ve para cezalarıyla ile ilgili detaylı istatistikler içeriyor.

image002İlk olarak 2013 yılında sonuçlandırılan toplam dosya sayısında, geçen yıllarda görülen artışların aksine 2012 yılına göre azalma görülüyor. Nitekim 2009’dan 2012’ye bir yıl içerisinde Kurum tarafından sonuçlandırılan dosya sayısı 270’te 656’ya çıkmışken, 2013 yılında sadece 462 dosya sonuçlandırdı. %30 civarında düşüş hem rekabet ihlalleri hem de birleşme/devralma/özelleştirme dosyalarındaki azalmadan kaynaklanıyor. Raporda, bu durumun gerçekleşmesinde birleşme ve devralma işlemleri için başvuru eşiklerinde öngörülen artışa ilişkin ve rekabet ihlallerine yönelik başvurularda izlenecek usule ilişkin tebliğlerin yürürlüğe girmesinin etkili olduğunu belirtiliyor.

image004

Rekabet ihlallerinin ele alındığı madde açısından ise, 2009’dan itibaren görülen 4. madde incelemelerinin sahip olduğu ağırlık 2013 yılında da devam ediyor. 2013 yılı içerisinde 4. madde kapsamında incelenen doya sayısı 117 olurken, 6. madde dosyalarının sayısı 57. Bunun yanında 4. madde kapsamında incelenen  yatay ve dikey anlaşmaların paylarına bakıldığında ise yatay anlaşmalarla ilgili dosyaların sayısı 67 iken, dikey anlaşmalarla ilgili olanların sayısı 63 olarak göze çarpıyor.

Dosyaların sektörel dağılımına bakıldığında ise:

  • Birleşme/devralma/özelleştirme dosyalarında 2012 yılında olduğu gibi; ulaştırma-taşıt ve hizmetleri (22), gıda-tarım-ormancılık-balıkçılık-hayvancılık (29), elektrik-gaz-buhar üretimi ve dağıtımı (19) ve ilaç ve sağlık hizmetleri ve ürünleri (16) sektörleri ön plana çıkıyor. Önemli kararlar ise DiaSA Dia devralma kararı, Başkent Doğalgaz Dağıtım devralma (özelleştirme) kararı olarak verilmiş.
  • Menfi tespit/muafiyet dosyalarında ilaç sağlık hizmetleri ve ürünleri (12), petrol, petrokimya ve petrol ürünleri (10) ile sermaye piyasası finans ve sigorta hizmetleri sektörleri (11) ağırlıklı.
  • Rekabet İhlallerinde sırasıyla sermaye piyasası, finans ve sigorta hizmetleri; bilgi ve iletişim teknolojileri ürün ve hizmetleri ve gıda, tarım, ormancılık, balıkçılık, hayvancılık sektörlerinin rekabet ihlali iddiası ile yapılan incelemeler içerisinde en büyük payı aldığı dikkat çekmekte. Raporda, kuyumculuk hizmetleri (Konya Sarraflar ve Kuyumcular Derneği), sermaye piyasası finans ve sigorta hizmetleri (Bankacılık soruşturması), şeker pancarı, atık kâğıt alımı, yaş çay alımı, cips (Frito Lay), çimento ve hazır beton pazarlarını öne çıkan örnekler olarak gösteriliyor.

image006Değerlendirme olarak Kurum raporda sürekli rekabet ihlalleri gözlenen ya da şikayete konu olan sektörlere yönelik olarak yapılan incelemelerin ve tedbirlerin olumlu sonuçlanması ve kalıcı çözümlere ulaşabilmesi için ilgili sektörlerin düzenlenmesinden sorumlu kamu otoriteleri ile işbirliğinin önemine vurgu yapıyor.

Rekabet ihlalleri nedeniyle uygulanan para cezaları bakımından ise 2013 yılının çarpıcı bir dönem olduğu açık. 2013’teki teşebbüslere verilen idari para cezası 1 milyar 203 milyon olarak karşımıza çıkıyor, bunun nedeni ise bu tutarın %92’sini oluşturan bankacılık soruşturması kapsamında ilgili teşebbüslere verilen cezalar. Dolayısıyla Kurul tarafından 2013 yılında idari para cezalarının neredeyse tamamının 4. madde kapsamında verildiği söylenebilir.

Rapor’a buradan ulaşabilirsiniz.