AB birleşme/devralma incelemelerini basitleştiriyor

Birleşme/devralma işlemlerinin hem değerlendirmesinde, hem de taraflarından istenen bilgilerin azaltılmasında rol oynayacak bir değişiklik. Tolga Aytemizel anlatıyor.

Avrupa Birliği, birleşme/devralma işlemlerinin hızlanması ve idari yükün azaltılması amacıyla uygulanacak prosedürlerin basitleştirilmesine yönelik bir dizi değişiklik kararı aldı. 2014 itibariyle yürürlüğe giren bu basitleştirme paketini iki ana başlıkta özetlemek mümkün:

  • mazeRekabet karşıtı etkilerin olası olmadığı durumlarda kullanılan basitleştirilmiş prosedür kapsamının artırılması:

Yatay işlemler için pazar payı eşikleri %15’ten %20’ye, dikey için %25’ten %30’a çıkarılırken, toplam pazar payının %20-%50 arası olduğu durumlarda hızlandırılmış prosedüre imkan tanınıyor.

  • Taraflardan istenen bilgilerde yapılan değişiklikler

Tüm birleşme/devralma işlemlerinde taraflardan istenen bilgilerden bazılarının kaldırılması ve işlem konusuna bağlı olarak bazılarından da muafiyet tanınacağı belirtiliyor. Ayrıca, talep edilecek bilgilerin farklı kategorilere uyarlanması sonucunda ön bildirim işleminin hızlandırılması da gündemde (Buna örnek olarak Avrupa Ekonomik Alanı dışındaki ortak girişimler için aşırı basitleştirilmiş bir prosedür uygulanması, etkilenen pazarın küçük olması durumunda uygulanan hızlı prosedürün de kapsamının artırılması amacıyla eşiklerinin artırılması veriliyor).

İlk adımın basitleştirilmiş prosedüre dahil edilen tüm birleşme/devralma bildirimleri oranını %10 artırarak %60-70’a çıkarması beklenmekte. Dolayısıyla değişikliklerin birleşme/devralma işlemlerindeki birçok maliyeti azaltıp rekabet politikasını etkin bir şekilde kullanmak amacıyla öne çıkarılmış olduğu görülüyor.

İkinci kısım ise birleşme/devralma formlarının doldurulması için gereken bilgi miktarını azaltmayı hedefliyor. Fakat potansiyel etkiler ile ilgili bazı şüpheler de mevcut. AB’nin bu yeni yaklaşımının teşebbüslerin önceden hazırlanması gereken destekleyici bilgiler konusundaki yükümlülüklerinin arttığına dair değerlendirmeler göze çarpıyor.

Buzlar Eriyor (mu?)

Rekabet Kurumu ve BTK Arasında Protokol İmzalandı

Rekabet Kurumu ve BTK Arasında Protokol İmzalandı

Elektronik haberleşme hizmetleri pazarlarındaki rekabete aykırı olarak değerlendirilebilecek teşebbüs faaliyetlerine ilişkin olarak RK ve BTK arasındaki yetki çatışması uzun süredir gerilimlere yol açmaktaydı.

Bu çatışma  işletmecilerin bir kısmı için fırsatlar yaratmakta, bazıları için ise belirsizlik doğurmaktaydı. Zira diğerlerini şikayet etmek isteyen işletmeciler şikayetlerini her iki kurum nezdinde de dile getirerek veya sadece kendi lehlerine bir karar alma olasılığı daha yüksek olan kurum nezdinde başvurularda bulunarak bu çatışmadan fayda elde etmeye çalışıyordu. Şikayetçi işletmecilerin izlediği bu forum shopping politikası ise, kurumların birbirinden tamamen farklı kararlar verme potansiyeli sebebiyle şikayet edilen teşebbüsleri zor durumda bırakıyordu.

RK elektronik haberleşme pazarlarının rekabet hukuku mevzuatından muaf tutulmadığı savıyla bu pazarlardaki rekabete ilişkin konularda kendini yetkili görürken, BTK ise kendisinin sektördeki rekabetin tesisi için özel yetkilerle donatıldığını ve RK’nın da kendi düzenlemelerini dikkate alması gerektiğini öne sürmekteydi. BTK ayrıca yaptığı öncül düzenlemelerin RK tarafından mutlaka dikkate alınması gerektiğini de iddia etmekteydi.

Ekonomik regülasyon teorileriyle açıklanabilecek bazı sebepler dolayısıyla BTK’nın RK’ya göre çok daha bağışlayıcı bir tutum sergilemesi de, kurumlar arası çatışmanın sadece iki kurumu ilgilendiren bir yetki çatışmasından çok daha öteye geçmesine ve bu çatışmanın pazar oyuncularının davranışları üzerinde de ciddi etkiler doğurmasına sebep oluyordu.

2008 yılında yürürlüğe giren 5809 sayılı Kanun ile BTK’nın elinin RK karşısında oldukça kuvvetlendirildiği ileri sürülse de, bu iki kurum arasındaki çatışmanın tam olarak ortadan kaldırılamadığı da açıktı.

Ayrıca her ne kadar teoride rekabet hukuku ve regülasyonların farklı amaçlara hizmet ettiği, bu sebeple de aslında bir yetki çatışmasının anlamsız olduğu ileri sürülse de, uygulamadaki sorunlar çözülemiyordu.

2 Kasım 2011 tarihinde yürürlüğe giren protokol ilk bakışta süregelen bu sorunları giderme konusunda çok önemli bir adım gibi görünüyor. Protokolün amaç kapsamlı 3. maddesinde forum shopping’in önlenmesinin gerekliliğine değinilmiş. 7 ve 8. maddelerde ise Kurumların işbirliğinin neleri gerektirdiğine ilişkin düzenlemeler var. Bu düzenlemelerin başlıcaları özetle şöyle:

– RK elektronik haberleşme pazarlarına ilişkin vereceği tüm kararlarda BTK’nın görüşünü alır. Ayrıca BTK’nın karara ilişkin düzenlemeleri varsa kararı verirken bu düzenlemeleri de dikkate alır.

– BTK rekabetin tesisine ilişkin düzenlemeler ve sınırlı kaynak tahsisine ilişkin yetkilendirmeler yaparken RK’nın görüşünü alabilir.

– BTK öncül düzenlemeye tabi olacak yeni pazarları tanımlarken RK’nın görüşünü alır.

– BTK elektronik haberleşme pazarındaki rekabet ihlallerine ilişkin RK’dan görüş isteyebilir.

– BTK ve RK’nın yetki alanlarına girmeyen fakat diğer taraf ile ilişkili olduğunu düşündükleri konuları re’sen ya da şikayet üzerine diğer tarafa iletmeleri gerekir.

– BTK’ya pazar gücünün kötüye kullanılması ile ilgili bir başvuru yapılırsa ve konuyla ilgili öncül düzenleme yoksa ve yakın zamanda da olması beklenmiyorsa konuyu RK’ya iletebilir.

– RK’ya yapılan hakim durumun kötüye kullanılması başvurusunda da eğer konu 5809 sayılı Kanun ile düzenlenen bir konuysa RK konuyu BTK’ya iletebilir.

– RK’ya hakim durumun kötüye kullanılması ile ilgili yapılan başvuruda RK bunu BTK’ya bildirir ve BTK’da konuyla ilgili öncül düzenleme yapacağını söylerse, RK kendi bünyesinde işleyen sürece ara verebilir. Bu durumda BTK makul sürede öncül düzenleme yapmaz ya da yapmayacağını açıkça belirtirse RK süreci işletmeye devam edebilir.

Bu protokolün düzgün bir biçimde işlemesi ve kurumların protokole uygun hareket etmeleri halinde uzun zamandır devam etmekte olan belirsizliklerin büyük bölümünün ortadan kalkabileceği açık. Ama tek bir sorun var. Protokolün kurumlar üzerinden herhangi bir hukuki bağlayıcılığı yok. Yani protokolün etkin bir biçimde işlemesi ve amacına ulaşması tamamen kurumların iyi niyetine kalmış durumda. Bu zamana kadar bu iyi niyeti göstermekte çok da hevesli olmayan kurumların, bu protokol sonrasında yaklaşımlarını değiştirip değiştirmeyeceklerinin bekleyip görülmesi gerekiyor.