Kurul’dan bilgi paylaşımına menfi tespit

Rekabet Kurulu, Lastik Sanayicileri ve İthalatçıları Derneği (LASİD) tarafından yürütülecek pazar araştırması sonuçlarının kamu ile paylaşılması uygulamasına ilişkin başvuruyu karara bağladı.

lasid-den-yaz-lastigine-gecin-uyarisi-7128453_x_oMenfi tespit değerlendirilmesinin yapıldığı bölümde özellikle LASİD tarafından paylaşılacak verilerin rekabet hukuku açısından önem teşkil eden özelliklerine vurgu yapılıyor. Verilerin sektör dışından bağımsız bir araştırma şirketi tarafından toplanacağı ve bunların LASİD tarafından yayınlanacağı ifade ediliyor. Ayrıca bilgi paylaşımının gelecek ve güncel döneme ait veri içermeyip konsolide bir biçimde sektör toplamını göstereceği belirtiliyor. Paylaşımın rakiplere ve kamuya açık bir şekilde gerçekleştirilmesi de LASİD tarafından paylaşılacak verilerin bir diğer özelliği.

Kurul değerlendirmesinde, LASİD üyesi teşebbüslerin lastik sektöründe birbirlerinin rakibi konumunda olmaları nedeniyle gerçekleştirilecek araştırmanın koordinasyon doğurucu olup olmadığının incelenmesi gerektiğini ifade ediyor. Bu çerçevede rekabete duyarlı bilgilerin -teşebbüsler arasında rekabeti ortadan kaldırmak suretiyle- piyasalarda istenmeyen birtakım sonuçlar doğurabildiği vurgulanıyor. Rekabete duyarlı bilgilere örnek olarak ise fiyat, maliyet, satış stratejisi, stok bilgisi örnek gösteriliyor. Ancak Kurul, somut olayda bildirim konusu anlaşmada bilgi değişimi yönünden sınırlı bir değişimin öngörüldüğünü, yukarıda bahsedilen şekilde rekabet hukuku açısından riskli bilgilerin değişiminin söz konusu olmadığını ve teşebbüsler arasında koordinasyon doğurucu bir etkinin ortaya çıkmayacağını belirtiyor.

Kararda son olarak LASİD üyesi olan teşebbüsler tarafından araştırma şirketine sunulacak bilgilerin, LASİD veya LASİD üyesi teşebbüsler tarafından öğrenilmesinin de rekabeti engelleyici bir risk barındırdığına değiniliyor. Ancak bu noktada araştırma şirketi ile LASİD ve yine araştırma şirketi ile araştırmaya katılacak firmalar arasında gizlilik sözleşmeleri imzalanmasının planlandığı ve bu durumun  araştırma şirketine sunulacak verilerin sunulacak verilerin rakip teşebbüslerin eline geçme riskini azaltacağı ifade ediliyor.

Sonuç olarak Kurul paylaşılacak bilgilerin büyük ölçüde kamuya açık nitelikte olması, bilgilerin bağımsız bir kuruluş tarafından toplanacağının taahhüt edilmesi ve bu kuruluş ile teşebbüsler arasında gizlilik sözleşmelerinin imzalanacak olması, bilgilerin toplanması neticesinde elde edilecek istatistiki verilerin rekabet hukuku bakımından bir risk taşımaması hususlarını göz önüne alarak bildirime konu uygulama kapsamında gerçekleştirilecek bilgi değişiminin 4. madde kapsamında rekabeti kısıtlayıcı amacı veya etkisinin olmadığı sonucuna varıyor. 

Karşınızdaaa: Bilgi Değişimi!

Ürettiğimiz akıl fikirleri paylaştığımız alanlardan biri olan Actecon Papers, 6.sayısında bir başka paylaşımı ele alıyor: Rakipler arasında bilgilerin paylaşımı.

Devamı Belit Polat’ın yazısında.

Ürettiğimiz akıl fikirleri paylaştığımız alanlardan biri olan Actecon Papers, 6.sayısında bir başka paylaşımı ele alıyor: Bilgilerin paylaşımı, ancak rakip teşebbüsler arasında.

Daha önce de pek çok kez yazdığımız gibi, şimdiye dek teşebbüslerin başını en çok yakan cezaların kaynağı olan bu ihlal türü, Rekabet Kurumu’nun da bir rekora imza atmasına sebebiyet verdi. Zira bir çalışanın attığı ve içeriğinde yine aynı çalışanın öngörülerinin yer aldığı bir e-posta bile, o şirkete 50 milyon TL, toplamda ise  270 milyon TL ceza verilmesine sebep olabildi. Ama nasıl? ve neden?

Ben de, Ali Ilıcak’ın editörlüğünde, yeni sayımızda Kurum’un rekora imza attığı ve hatta geçen 13 senede verdiği cezaların toplamından bile daha fazla ceza kesmesine sebep olan bu ihlal türüne, sebeplerine, örneklerine ve sonuçlarına yer verdim. İçeriğine de, özellikle şirket avukatlarına yol gösterecek şekilde kılavuz olmasını umduğumuz yol haritalarını ekledim.

Umarız beğenirsiniz:

Untitled

Bankacılık Sektörüne Yakın Markaj

Avustralya’da yapılan yeni düzenlemeler ile ACCC bankacılık sektöründeki rekabet ihlallerine ilişkin daha etkin bir konum kazandırıyor.

Bankacılık sektöründeki faaliyetlerin ana unsurlarından biri “bilgi değişimi”, finans kurumlarının sıkça başını ağrıtan bir konu. Türkiye’de 12 banka mevduat ve kredi faizleri ile kart ücretlerini ortak belirledikleri gerekçesiyle soruşturma altında bulunuyor. Daha önce de bankacılık sektörü yine geniş kapsamlı bir soruşturma geçirmişti ve kayda değer bir cezayla karşılaşılmıştı. Ancak bankacılık sektöründeki bilgi değişimlerine özel bir yasal düzenleme bulunmamakta.

Avustralya’da ise yapılan yeni yasal düzenlemeler ile Avustralya Rekabet ve Tüketici Komisyonu’nun (ACCC) bankacılık sektöründeki rekabet ihlallerine ilişkin daha etkin bir konum kazanması bekleniyor. Bankacılık sektöründeki “price signalling (rakiplerin fiyat değişimlerini bildirmesi)” uygulamalarını ele aldığı yasa yürürlüğe girmiş durumda. Bankacılık sektöründe var olduğu öngörülen yasal boşlukları kapatması beklenen yasa, sektördeki faaliyetleri geniş ölçüde etkileyecek.

Nasıl mı?

Yeni yasayla birlikte lisanslı mevduat kabul eden kuruluşların dikkate alması gereken iki önemli nokta bulunmakta:

  • Rakiplerle fiyat ve fiyatlamayla ilgili (indirimler, faiz hadleri, vs.) bilgi paylaşımları ve
  • Fiyat ve fiyatlamayla ilgili piyasada rekabeti önemli ölçüde azaltabilecek herhangi bir (özel ya da genel) bilgi paylaşımı yapılması.

Sonuç ise malum: Cezai yaptırım. Peki bu cezadan kaçınmak mümkün mü? Evet.

Herhangi bir yaptırımla karşılaşmamak için bilgi paylaşımı öncesi ACCC onayı alınması şart koşulmakla birlikte ACCC; kurum ortakları, bilinmeyen rakipler ve kredi hizmetleri dahilinde müşteri ve kurum arasındaki bilgi paylaşımları ile hisse alım/satımına ilişkin bilgi paylaşımları bilgi değişimi kapsamında saymıyor.

Yasa kapsamının belirtilen şekilde yapılmasıyla sektördeki işleyişin zarar görmemesi amaçlanıyor, ancak bu hedefin ulaşılabilirliğine dair şüpheler mevcut. Sektördeki fiyat bildirimi işlemlerinin büyük çoğunluğunun ACCC onayından geçmesi zorunluluğu ve ACCC’nin bu işlemleri değerlendirmek için iki haftalık bir yasal müddete sahip olması, finans dünyasında piyasa işlerliğine sekte vurulacağına dair tedirginlik oluşturuyor. Bankacılık gibi işlem sürelerinin saniyelerle ölçüldüğü, şartların hızlı bir şekilde değişebildiği bir sektörde “iki haftalık onay süresi” kabul edilebilir sınırların dışında olarak algılanıyor. Buna karşın bazı otoriteler, belirlenen onay müddetinin birçok işlem için gerekli olmayacağını, bankacılık sektöründeki işlemlerin benzer doğasından ötürü ACCC’nin konuyla ilgili bilgi birikiminin artmasıyla birlikte onay süreçlerinin oldukça kısalacağını savunuyorlar.

Başka bir görüş de, yasayla birlikte getirilen uygulamaların bankacılık sektörüyle kısıtlı kalmaması yönünde. Özellikle petrol ve petrol ürünleri piyasasında, bilgi paylaşımı çerçevesinde rekabet ihlaline yol açan durumların bankacılık sektörüyle önemli bir paralellik taşıdığına inanılıyor.

Hukuki düzenlemelerin piyasa için bir maliyet oluşturacağı şüphesiz, ancak bu maliyetin karşılığının bankacılık sektörünün gelecekteki muhtemel krizlerden korunmasının sağlanması ile alınacağına inanılıyor. Yeni yasanın uygulamadaki yansımasının sonuçlarını  göreceğiz.

Bulut Bilişim konusunda neler oluyor?

Komisyon, dilimize biraz da IT şirketi ismi gibi duran “bulut bilişim” hakkındaki çalışmalarını hızlandırıyor.

Komisyon, dilimize biraz da IT şirketi ismi gibi duran “bulut bilişim” olarak çevrilen Cloud Computing’in yasal zemine oturtulması hakkındaki çalışmalarını hızlandırıyor.

Gelecekte bilgisayarlarımızdaki hard disklerin yerini almaya aday olan ve çevrimiçi bilgi paylaşımı yoluyla bilgisayarlar, cep telefonları ve tabletler arasında bilgi paylaşımı imkanı sunan cloud computing, ABD’ye kıyasla özellikle AB’ye üye ülkelerde gizlilik kaygısı sebebiyle çekinceyle yaklaşılan bir teknoloji. Özellikle şirketleri yüksek yazılım ve donanım maliyetlerinden kurtaran ve basit tanımıyla ilgili buluta önceden yüklenen bilgi, doküman ya da programa, internet bağlantısı olan herhangi bir cihaz üzerinden ulaşılmasını sağlayan bu teknoloji, en büyük riski de bu unsurların gizliliği ve erişim güvenliğinin sağlanması konusunda barındırıyor.

Komisyon’un Dijital Ajanda’sının önemli başlıklarından biri olan cloud computing, bilişim teknolojilerine ilişkin masrafların azaltılması, yeni iş alanlarının yaratılması ve şirketlerin, kamu kurumlarının ve AB vatandaşlarının daha yenilikçi hizmetler üretmesinin önünü açması sebebiyle, her geçen gün daha çok sayıda firma ve hükümet tarafından tercih ediliyor. Buna karşılık AB’nin bulut bilişim konusunda en büyük endişesi, başta kişisel verilerin gizliliği ve işlenmesi olmak üzere, bulut hizmetlerinin AB düzenlemeleri ile uyumlu olması. Bu amaçlardan yola çıkan Komisyon, 2011 yılı başında Avrupa Bulut Bilişim Strateji’sini açıklamış ve bu kapsamdaki çalışmaları başlatmıştı.

AB’yi sadece “bulut dostu” değil, “bulut aktif” bir topluluk haline getirmek iddiasıyla yola çıkan Komisyon, bulut teknolojisinin etkin bir şekilde çalışmasının ön şartı olarak gördüğü güçlü bir telekomünikasyon ağı ve bu kapsamda data roaming konusundaki çalışmalarını da Bulut Bilişim Stratejisi’nin içine dahil ediyor. Komisyon’un bu çalışmaları devam ederken, bulut hizmeti sunan şirketler, konunun bir an önce yasal zemine oturtulması yönündeki taleplerini gündeme getiriyor. Diğer taraftan bankalar gibi son derece hassas verileri veri tabanlarında bulunduran kuruluşlar da, çok ciddi maliyet avantajları sağlasa da, tüm bu verilerinin yurt dışında bir yerlerde tutulması fikrine mesafeyle yaklaşıyor ve veri güvenliği konusunda somut adımların atılmasını bekliyor. Ancak tüm bu tartışmalar, bulut kullanımının her yıl %24 oranında artarak devam etmesinin önüne geçemiyor.