Birleşme-Devralma Görünüm Raporu

2014 yılında Rekabet Kurumu’na bildirilen birleşme ve devralma işlemlerine ait veriler çerçevesinde hazırlanan Görünüm Raporu, Rekabet Kurumu’nun internet sitesinde yayınlandı.

Antitrust2013Rapora göre 2014 yılında Rekabet Kurumu’na toplam 215 birleşme ve devralma işlemi bildirilmiş. Bildirilen bu 215 işlemden 122’sinde hedef şirket veya oluşturulan ortak girişim, Türkiye yasalarına göre kurulmuş şirketlerden oluşmakta. Aynı dönemde değerlendirmeye alınan özelleştirme sayısı ise 18.

Hedef şirket veya oluşturulan ortak girişimin Türkiye kökenli olduğu özelleştirme haricindeki işlemlerde, bildirilen toplam işlem bedeli 22 milyar 90 milyon TL olarak belirtiliyor. Aynı dönemde Kurum’a bildirilen özelleştirmelerin toplam değeri ise 9 milyar 193 milyon TL. Ayrıca tüm tarafları Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre kurulmuş şirketlerin gerçekleştirdikleri birleşme ve devralmaların değeri de 6 milyar 186 milyon TL olarak gösteriliyor. Yabancıların yaptıkları yatırımlara ilişkin bilgiler de raporda detaylı olarak yer alıyor. Buna göre 2014 yılında yabancı yatırımcılar 56 işlemde Türk şirketlerine yatırımda bulunmuş ve ilk sırada Lüksemburg bulunuyor. Son olarak Türk şirketlerinin devir konusu olduğu işlemlerde yabancı yatırımcılar yaklaşık 10 milyar TL’lik yatırımda bulunmuş.

İşlemler sonucu etkilenen pazarlar bakımından ise hedef şirketin veya oluşturulan ortak girişimin Türkiye kökenli olduğu işlemlerde ilk sırayı 3 milyar 295 milyon TL ile kendine ait veya kiralanan gayrimenkulün kiralama verilmesi veya işletilmesi alanı alıyor.

Son olarak, bildirilen işlemlerin nihai karara bağlanma süresi ise 16 gün olarak belirtiliyor.

Söz konusu Rapor’a buradan ulaşabilirsiniz.

VOIP İçin Kullanım Hakkı

BTK’nın yakın zamanda Grid Telekom’a yönelik yaldığı karar, VOIP hizmeti sunan işletmeciler bakımından önemli. Skype, Viber ve Whatsapp programlarının akıbeti de belli oluyor.

Devamı Barış Yüksel’in yazısında.

BTK’nın yakın zamanda Grid Telekom’a yönelik yürüttüğü soruşturma ve aldığı karar, VOIP hizmeti sunan veya sunmayı planlayan işletmeciler bakımından önemli sonuçlar doğurabilir. Çünkü BTK bu kararı ile VOIP hizmetlerini kullanım hakkı almadan sunan Grid Telekom’u, yetkilendirme belgesi dışında kalan bir hizmet sunduğu gerekçesiyle cirosunun binde biri oranında cezaya çarptırdı.

BOS004997Konuyu biraz açabilmek için, Türkiye’deki yetkilendirme rejimini çok kısaca açıklamakta fayda olacaktır. Yetkilendirme, BTK’nın işletmecilere elektronik haberleşme sektöründe faaliyet göstermek üzere yetki vermesi anlamına gelmektedir ve bildirim ve kullanım hakkı olmak üzere iki şekilde verilmektedir. Bildirim suretiyle yetkilendirmede, elektronik haberleşme hizmeti sunmak isteyen işletmecinin BTK’yı usulüne uygun bir şekilde bilgilendirmesi yeterlidir. BTK’nın ayrıca izninin alınmasına gerek yoktur. Kullanım hakkı ise işletmecinin sınırlı kaynak (örneğin frekans, numara ve uydu pozisyonu) kullanımını gerektiren bir hizmeti sunması durumunda gündeme gelir. Haliyle, işletmeciye bu sınırlı kaynak üzerinde bir kullanım hakkı tanınması gerekir.

Grid Telekom kararında BTK şu soruya cevap arıyor: VOIP hizmetlerinin sunulması için BTK’dan kullanım hakkı alınması gerekir mi? Bu noktada esasen VOIP hizmetinin sunulması için sınırlı bir kaynağın kullanılmasının gerekli olup olmadığının incelenmesi gerekiyor. Hatta belki bunun da öncesinde, katma değerli hizmet niteliğinde olan VOIP hizmetinin sunulması için herhangi bir yetkilendirmenin gerekli olup olmadığının dahi sorgulanması gerekebilir.

Şunu hatırlatmak isteriz ki, halihazırda herhangi bir yetkilendirme almadan VOIP ve buna benzer katma değerli hizmet sunmakta olan pek çok “ünlü” şirket de piyasada mevcut. Bunların başında Skype, Viber ve Whatsapp geliyor.

Ancak Grid Telekom kararında BTK, VOIP hizmetleri sunmak için yetkilendirmenin gerekli olduğunu ve ayrıca sadece bildirim suretiyle yetkilendirmenin kabul edilemeyeceğini, mutlaka kullanım hakkının da alınması gerektiğini söylüyor. Bu durumda da akla bazı sorular geliyor doğal olarak…

VOIP hizmetleri hangi sınırlı kaynağı kullanıyor? BTK VOIP hizmetlerinin sunulması için numara tahsisi gerektiğini düşünüyor olacak ki, bu kararından sonra Grid Telekom’a bazı numara aralıkları üzerinde kullanma hakkı tanıyor. VOIP hizmetinin teknik boyutu hakkında bilgi sahibi olmadığımız için bu gereklilik konusunda bir yorum yapmak imkânsız. Ama bu durumda bir gariplik olduğu da açık. Madem VOIP hizmetinin sunulması için numara tahsisi gerekiyordu, o zaman bu karara kadar herhangi bir kullanım hakkı olmayan Grid Telekom bu hizmetleri nasıl sunuyordu? Acaba Grid Telekom bu numaraları BTK’dan izinsiz mi kullanıyordu (tabi böyle bir şey mümkünse) yoksa numara tahsisi aslında bir zorunluluk değil mi?

Ancak belki de en önemli soru şu. VOIP hizmetini BTK tarafından yetkilendirmeden sunan Skype ve Viber gibi firmaların akıbeti ne olacak? Bunlar da BTK tarafından cezaya çarptırılacaklar mı? Yoksa bu yetkilendirme gerekliliği sadece Türkiye’de kurulu şirketler bakımından mı söz konusu?

Zaten yeterince karışık bir konuda bu kadar fazla sayıda soru işaretini arka arkaya dizmek zorunda kalmak istemezdik. Ancak ana düşünce olarak şunu söylemekte fayda var ki, Grid Telekom kararı VOIP hizmetleri bakımından oldukça önemli bir karar ve ileride bu hizmetler yaygınlaştıkça daha çok gündeme gelebilir. Ayrıca şunu da belirtmek isteriz ki, bu güne kadar doğası gereği oldukça yoğunlaşmış bir yapıda olan sabit ve mobil iletişim hizmetleri pazarları, VOIP’in yaygınlaşması ile çok daha rekabetçi bir hal alabilir. Dolayısıyla temel görevleri arasında piyasalardaki rekabeti korumak olan kuruluşların da, bu hizmetlerin gelişimine yardımcı olmak konusunda mümkün olduğunca (hukuk kurallarının el verdiği ölçüde) hassas davranması faydalı olacaktır.

“Sözünüzde durmadınız, ayrılın!”

Fransa Rekabet Otoritesi, taahhütlerin yerine getirilmemesi sebebiyle izin kararını geri aldı.

Fransa Rekabet Otoritesi, 2006 yılında işlem taraflarınca sunulan 59 taahhüde uyulması şartıyla izin verdiği devralma işleminde, taahhütlerin yerine getirilmemesi sebebiyle izin kararını geri aldı.

Rekabet Otoritesi, ödemeli TV yayıncılığı pazarında faaliyet gösteren TPS ve CanalSattelite’in, Vivendi Universal ve Groupe Canal Plus tarafından devralınmasına ilişkin işleme, işlem sonucunda hakim durumun güçlenecek olması sebebiyle taraflarca önerilen 59 taahhüde uyulması koşuluyla izin vermişti.

Taahhütlerin amacının, başta internet servis sağlayıcılar olmak üzere, işlemden sonra piyasada faaliyet gösterecek olan rakip firmaların, işlem taraflarıyla rekabet etmelerini sağlayacak nitelikte yayın içeriğine erişimlerini teminat altına almak olduğu belirtilirken, özellikle filmler, ABD menşeli diziler ve spor müsabakalarına ilişkin yayın haklarına erişimin önemi de vurgulandı. 2006 yılında verilen taahhütler arasında ayrıca, sinema, spor ve gençlik temalı kanalların, tüm işletmecilere eşit koşullar altında sunulmasına yönelik yükümlükler de bulunuyor. Rekabet Otoritesi böylelikle, bir yandan yayın haklarına erişimi, bir yandan da ödemeli TV yayıncılığı pazarında aboneler açısından cazip paketlerin sunulması bakımından vazgeçilmez olan kanalların, yayın içeriklerinin kalitesi de korunmak suretiyle, diğer işletmecilere de eşit koşullarla sunulmasını teminat almayı amaçlamıştı.

Kanun, taahhütlerin yerine getirilmemesi halinde Rekabet Otoritesi’ne,  iznin geri alınması veya yerine getirilmeyen taahhütlere uyulmasını sağlamaya yönelik bir karar alınması şeklinde iki seçenek sunarken, Rekabet Otoritesi, tarihinde ilk defa, doğrudan iznin kaldırılması yönünde bir karara imza attı. Kararda, taraflarca verilen taahhütler arasında kayda değer öneme sahip olanların ihlal edildiği belirtilerek, tarafların ihmalinin yanı sıra, Canal Plus’un ihlal konusundaki kötü niyetine de vurgu yapıldı. Bu sebeple izin kararının geri alınmasının yanı sıra, 30 milyon Euro tutarında bir para cezasına da hükmedildi. Rekabet Otoritesi ayrıca, bizzat işlem taraflarınca sunulan taahhütlere uyulmasının zor olduğu gibi bir gerekçenin de kabul edilemeyeceğinin altını çizdi. Kararda ayrıca, taahhütlerin geneline uyulmasının yeterli olmadığı, tek tek tüm taahhütlerin yerine getirilmesi gerektiği da ifade edildi.

Kurumun Eylül ayında almış olduğu kararın ardından taraflar, 2006 yılında alınan izin kararından önceki durumun sağlanmasına yönelik olarak, işlemi 1 ay içinde yeniden Rekabet Otoritesi’ne bildirmek zorundalar. Rekabet Otoritesi’nin bu ikinci bildirim işleminden sonra ne yönde bir karar alacağını öngörmek mümkün olmasa da, olası bir izin kararının, en azından 2006 yılındaki taahhütler kadar kapsamlı ve uygulamasının da daha etkin bir şekilde kontrol edileceği bir seri taahhüdün yerine getirilmesi koşuluna bağlanması sürpriz olmayacaktır.

Yeni Ciro Eşikleri, Yeni Dosya Yükü

Rekabet Kurumu istatistikleri paylaşıldı.

Rekabet Kurumu, yılbaşından Ağustos ayına kadar değerlendirmeye aldığı birleşme&devralma işlemlerine ilişkin istatistikleri kamuoyu ile paylaştı. İstatistikler, 2011 başında yenilenen kuralların, şirket evliliklerine ne ölçüde müdahil olduğu ile ilgili önemli ipuçları taşıyor.

Hatırlarsanız, Birleşme&Devralmalar Hakkında Tebliğ 1 Ocak’ta yürürlüğe girmişti. Rekabet hukuku ve iktisadı çevrelerinin büyük çoğunluğunun ortak görüşü de, eski Tebliğ’in birçok eksikliğinin ortadan kaldırıldığı ve daha etkin bir rejime kavuştuğumuz yönündeydi. Ancak yükseltilmiş gibi gözükse de ciro eşiklerinin yine düşük belirlenmiş olması, en çok tartışılan konu olma özelliğini koruyor.

Aslında Yeni Tebliğ’in yalnızca Türkiye’de faaliyet gösteren ve/veya 500 milyon TL tutarındaki dünya cirosunu karşılayamayan şirketler için belirlediği (tarafların toplam 100 milyon TL ve ayrı ayrı en az 30 milyon TL’yi aşan Türkiye cirolarına sahip olmalarını gerektiren) eşiğin eski Tebliğ ile kıyaslandığında yüksek olduğu ifade edilebilir. Kısa bir hatırlatma yapalım; eski Tebliğ tarafların toplam cirolarının yalnızca 25 milyon üstünde olduğu hallerde bildirim yapılmasını şart koşuyordu.

Fakat işlem taraflarından birinin 500 milyon TL’nin üstünde dünya cirosunun olduğu
Tarafların 25 milyon toplam ciroya sahip olmasını yeterli kabul eden eski Tebliğ ile karşılaştırıldığında, Rekabet Kurulu’nun 2011 yılının ilk sekiz ayında 2010 yılının aynı dönemine göre ay bazında daha fazla işlemi değerlendirdiğini görüyoruz. Kurul geçen yıl ayda ortalama 17 dosya incelerken 2011 yılının ilk sekiz ayında bu sayı 20’yi aşmış durumda. Bu noktada değinilmesi gereken husus Yeni Tebliğ’in ciro eşikleri yanında getirdiği niteliksel bildirim eşiği “etkilenen pazar” kavramı (daha önceki yazımızda da belirttiğimiz üzere bu kavram işlem çerçevesinde tarafların faaliyetlerinin yatay ya da dikey anlamda örtüşmesini gerektiriyor). “Etkilenen pazar” şartı olmasaydı özellikle 500 milyon TL – 5 milyon TL ciro eşiğini aşan çok daha fazla işlemin Kurul önüne gelmiş olacağını tahmin etmek zor değil. Zira yılın ilk 8 ayında Rekabet Kurulu’nun önüne gelen 163 işlemin 137 tanesinde taraflardan birinin yabancı bir şirket olması bu düşünceyi oldukça destekliyor. Hem dünya cirosu olarak belirlenen 500 milyon TL hem de özellikle 5 milyon TL’lik Türkiye ciroları, dünya genelinde ve Türkiye’de faaliyet gösteren orta ölçekteki şirketler için dahi oldukça düşük.

Söz konusu iki ciro eşiği karşılaştırıldığında Rekabet Kurulu’nun politika tercihi yaparak yabancı sermayenin girişini izleme görevini üstlendiği düşünülebilir. Böyle bir gerekçe hariç, söz konusu iki ciro eşiğinin birbiri ile oldukça çelişen büyüklükte olduğunu söylemek epey kolay.

Görünen o ki; iş dünyasının gittikçe daha da fazla küreselleşmesi ve Türkiye’nin yabancı sermaye girişinin yoğun bir ülke olması; birleşme&devralma incelemelerinde 500 milyon TL – 5 milyon TL ciro eşiğinin muhakkak ki daha da ön plana çıkmasına neden olacak. Son olarak ciro eşiklerinin iki yılda bir yenileneceği hükmü dikkate alındığında, Yeni Tebliğ’in 2013’e kadar incelenen işlem sayısını azaltmayacağı ve hatta yıl bazında daha çok işlemin rekabet incelemesinden geçmesine neden olabileceği öngörümüzü bir kenara not edelim.