İngiltere’nin mobil şebeke sahipleri dörtte kaldı

Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik işlem AB Komisyonu tarafından kabul görmedi. Dilara Yeşilyaprak anlatıyor.

İngiltere’nin mobil telekomünikasyon hizmeti sağlayıcılarından Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik yaklaşık £10.3 milyar değerindeki işlem, Mart 2015’ten beri gündemdeydi.  İşlem ile birlikte, Three UK’in ana şirketi Hutchinson CK’nin İngiltere’de 30 milyon üzeri müşteri ile beraber %40 üzerinde mobil telefon kullanıcısına sahip olması beklenmekteydi. Bununla birlikte, İngiltere’nin dört şebeke sahibi üçe inecek; mobil telekomünikasyon hizmeti sağlayan şirketler arasında Hutchinson, Vodafone ve BT kalacaktı.

Söz konusu işlem, Aralık 2015’te AB Komisyonu tarafından değerlendirilmeye başladı. Bu süreçte, hem İngiltere Rekabet Otoritesi (CMA) hem de İngiltere Telekomünikasyon Düzenleme Kurumu (OFCOM) işleme ilişkin rekabetçi endişelerini dile getirdi.

İşleme izin verilmesi umudundaki Hutchinson CK birçok kez sunduğu taahhütleri gerçekleştirmeye hazır olduğunu dile getirmişti. Zira bir yandan Three UK geçtiğimiz Ocak ayında BT’nin EE’yi devralmasının artçı etkilerini yaşamaya; diğer yandan rakibi EE ve Vodafone ise pazardaki güçlü konumlarını ellerinde tutmaya devam ediyordu. Bu doğrultuda, sunulan taahhütler arasında 5 senelik fiyat sabitlemesi, Sky, Virgin, Tesco gibi işletmeciler ile şebeke paylaşımı yanı sıra pek çok kişi tarafından iddialı olarak değerlendirilen geniş kapsamlı bir yatırım programı da bulunmaktaydı. Ancak, Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik işlem AB Komisyonu tarafından kabul görmedi.

Margrether Vestager işleme yönelik yaptığı açıklamalarda mobil telekomünikasyon sektörünün rekabetçi olmasını istediklerini, rekabetçi bir sektörün uygun fiyatta ve iyi bağlantı kalitesinde inovatif mobil hizmetler sağlanmasını destekleyeceğini dile getirdi. Söz konusu işlemin İngiltere’nin mobil telekomünikasyon sektörü için olumlu sonuçlara yol açmayacağını değerlendiren Vestager, işlem ile beraber mobil şebeke altyapısını etkileyecek bir pazar liderinin doğacağını belirterek, tüketicilerin seçeneklerinin ürün ve fiyat bakımından kısıtlanacaklarını öngördüklerini ifade etti. Vestager açıklamalarında söz konusu işlemin hızlı gelişen sektör olan mobil telekomünikasyon sektörü için pek çok rekabetçi endişe doğurduğunu açıklarken aynı zamanda Hutchinson tarafından sunulan taahhütlerin yeterli bulunmadığını söyledi. Vestager’in Twitter üzerinden yaptığı açıklamalar AB Komisyonu’nun değerlendirmelerini kısa ve net bir şekilde açıklıyor:

AB Komisyonu’nun kararına yönelik Hutchinson CK tarafından yapılan açıklamalarda ise şirketin Komisyon kararını iyice inceleyip tavaf ederek temyize gideceği ve işlemi zorlayacağı yönünde ifadeler yer alıyor. Özellikle de Almanya ve İrlanda’da telekomünikasyon sektöründe izin alan birleşme ve devralma işlemleri sonrasında, Three UK ve O2 işlemine haksız yere izin verilmediğine ilişkin açıklamalar bulunuyor.

Bonus: AB Komisyonu tarafından Hutchinson CK’nin Italya’daki iştirakinin faaliyetleri ile rakibi konumundaki mobil operatör Wind’in birleşmesi işlemi incelenmeye devam ediyor. AB Komisyonu’nun İtalya’daki işleme yönelik son sözünü merakla bekliyoruz.

AB birleşme/devralma incelemelerini basitleştiriyor

Birleşme/devralma işlemlerinin hem değerlendirmesinde, hem de taraflarından istenen bilgilerin azaltılmasında rol oynayacak bir değişiklik. Tolga Aytemizel anlatıyor.

Avrupa Birliği, birleşme/devralma işlemlerinin hızlanması ve idari yükün azaltılması amacıyla uygulanacak prosedürlerin basitleştirilmesine yönelik bir dizi değişiklik kararı aldı. 2014 itibariyle yürürlüğe giren bu basitleştirme paketini iki ana başlıkta özetlemek mümkün:

  • mazeRekabet karşıtı etkilerin olası olmadığı durumlarda kullanılan basitleştirilmiş prosedür kapsamının artırılması:

Yatay işlemler için pazar payı eşikleri %15’ten %20’ye, dikey için %25’ten %30’a çıkarılırken, toplam pazar payının %20-%50 arası olduğu durumlarda hızlandırılmış prosedüre imkan tanınıyor.

  • Taraflardan istenen bilgilerde yapılan değişiklikler

Tüm birleşme/devralma işlemlerinde taraflardan istenen bilgilerden bazılarının kaldırılması ve işlem konusuna bağlı olarak bazılarından da muafiyet tanınacağı belirtiliyor. Ayrıca, talep edilecek bilgilerin farklı kategorilere uyarlanması sonucunda ön bildirim işleminin hızlandırılması da gündemde (Buna örnek olarak Avrupa Ekonomik Alanı dışındaki ortak girişimler için aşırı basitleştirilmiş bir prosedür uygulanması, etkilenen pazarın küçük olması durumunda uygulanan hızlı prosedürün de kapsamının artırılması amacıyla eşiklerinin artırılması veriliyor).

İlk adımın basitleştirilmiş prosedüre dahil edilen tüm birleşme/devralma bildirimleri oranını %10 artırarak %60-70’a çıkarması beklenmekte. Dolayısıyla değişikliklerin birleşme/devralma işlemlerindeki birçok maliyeti azaltıp rekabet politikasını etkin bir şekilde kullanmak amacıyla öne çıkarılmış olduğu görülüyor.

İkinci kısım ise birleşme/devralma formlarının doldurulması için gereken bilgi miktarını azaltmayı hedefliyor. Fakat potansiyel etkiler ile ilgili bazı şüpheler de mevcut. AB’nin bu yeni yaklaşımının teşebbüslerin önceden hazırlanması gereken destekleyici bilgiler konusundaki yükümlülüklerinin arttığına dair değerlendirmeler göze çarpıyor.

Bildirime tabi olmayan bir işlem yasaklanabilir mi?

Bir devralma işlemi, kapanıştan sonra dahi rahat bir nefes aldıramıyor. İşlemin hikayesi Belit Polat’ın yazısında.

Yasaklanabilir.

Geçen hafta, kapanışından bu yana 1.5 yıl geçmiş olan $168 milyonluk bir işlem hakkında, bildirime tabi olmasa da rekabeti kısıtlama amacına yönelik olduğu gerekçesiyle Kanun’u ihlal ettiğine dair karar alındı.

KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERABirleşme & devralma işlemlerinin yani yoğunlaşmaların Rekabet Otoriteleri tarafından kontrol edilmesinin ana amacı, piyasalardaki rekabeti kısıtlayıcı devralma işlemlerinin önüne geçebilmek. Bu amaca yönelik olarak, “hakim durum testini” kullanan otoriteler, incelemeye konu işlem neticesinde bir hakim durumun yaratılıp yaratılmadığına veya mevcut bir hakim durumun güçlendirilip güçlendirilmediğine bakar. ABD’de ise “rekabetin önemli ölçüde azaltılması (substantially lessening competition) testi” uygulanır. Yani ABD’de, yazıma konu olan bu davada olduğu gibi, mevcut işlemin rekabete aykırı etkilerinin olma ihtimali, o işlemi yasaklamak için yeterli olabilir.

Hikâyeye dönelim. Bazaarvoice, ABD’de bir sosyal medya pazarlama şirketi olarak internet sitelerine reyting izleme ve ölçüm hizmeti sağlıyor. 2012’nin Haziran’ında rakibi PowerReviews adlı şirkete talip oluyor. Yapılan değerlendirmede rakibin gerekli büyüklüğü sağlamaması nedeniyle bildirime tabi olmadığı görülüyor ve dolayısıyla herhangi bir rekabet izni olmadan işlem gerçekleştiriliyor. Kapanış sevincinin üzerinden henüz iki gün geçtiğinde ise, DoJ (Department of Justice) işleme yönelik soruşturma ve birkaç ay sonra da dava açıyor. İleri sürülen iddia, Bazaarvoice’in fiyat rekabetini ortadan kaldırmak için en ciddi rakibini ortadan kaldırma amacını taşıyor olduğu.

Duruşmalar sırasında 40 farklı tanığın ifadesinden ve sayısız bilgi ve belgeden faydalanılıyor. Bu durum, birleşme devralma işlemleri de dahil olmak üzere şirketlerin şirket içi yazışma ve belgelerinin Rekabet Otoritelerince ne şekilde delil olarak kullanabildiğinin açık bir kanıtı. Zira benzer davaların aksine, DoJ bu davada yüksek pazar paylarına veya yoğunlaşmış pazara dikkat çekmekten ziyade, birleşen taraflar arasındaki rekabetin azalmasına dikkat çekti. Çünkü davada rol oynayan ve Bazaarvoice’in tek başına sorumlu tutulmasına sebep olan delillerin çoğu şirket içi yazışma ve yönetime yapılan sunumlardan oluşuyordu. Bu delillerin karşısında, Şirketin 100’ü aşkın eski ve potansiyel müşteriden almış olduğu “işlem bizi olumsuz etkilemeyecek” görüşleri de Mahkeme’nin düşüncesini değiştirmeye yetmedi.

Bu karar, bildirime tabi olmayan ve fakat rekabeti kısıtlayıcı amaç içeren bir işlemin yasaklanabilmesi bakımından elbette önemli. Ancak bir de, bunun Bildirim Formu’nun doldurulmasından öte bir iş olduğunu göstermekte. Çünkü şirketler arasındaki iletişim ve işlemin gerekçesi bakımından bu sürecin doğru yönetilmesi, ayrıca belgeler üzerinden yapılan değerlendirmenin yanında iktisadi olarak detaylı analizlerin bu değerlendirmelere dahil edilmesi, özellikle karmaşık işlemler için adeta ayrı bir işkolu. Bazaarvoice tarafından planlanan bu işlemin gerekçesine ilişkin çokça açıklama yapılmış olsa da, bulunan evraklarda yer alan “rakibi ortadan kaldırmak” ve “fiyat rekabetinden kurtulmak” gibi ifadelerin karara konu olması, bu düşüncemin kaynağını oluşturuyor.

soru-isareti-435x550 (1)

Kapanıştan neredeyse 1 yıl sonra sonuçlanan davada, işlemin birleşme ve devralmaları düzenleyen Clayton Kanunu’na aykırı olduğuna karar verildi. Peki şimdi ne olacak? Duruşma yarın. Öğrendiğim kesin bilgileri bu yazının altında paylaşacağım.

(Son bir not: Türkiye’deki uygulamada kullanılan “hakim durum testinin” uygun olup olmadığı, örneğin tek başına hakim durum yaratmayan ama rekabeti önemli ölçüde azaltabilecek yoğunlaşmalara müdahale edilip edilemeyeceği hep tartışılıyordu. Ancak TBMM gündeminde olan yeni Tasarı’nın yasalaşması, Türkiye’de de Avrupa’da uygulanan “significant impediment to effective competition – SIEC testine” geçilmesini sağlayabilir.)

Birleşme-Devralma ve Muafiyet Başvurularına Yönelik Açıklama

Rekabet Kurumu tarafından bugün yapılan açıklamada, başvurulara ilişkin önemli bir hatırlatma yapıldı.

Rekabet Kurumu tarafından bugün yapılan açıklama ile birleşme-devralma ile menfi tespit ve muafiyet başvurularının ne şekilde yapılmasına gerektiğine dair önemli bir hatırlatma yapıldı.

2011 yılında Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’in 10. maddesinde bir değişiklik yapılmış ve bundan böyle Bildirim Formu ile ekindeki tüm belgelerin ayrıca elektronik ortamda hazırlanarak Kurum merkezine iletilmesi gerektiğiopinion-logo açıklanmıştı.

Benzer şekilde Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Teşebbüs Birliği Kararlarının İsteğe Bağlı Bildirimine İlişkin Kılavuz’un 5. maddesine göre de Bildirim Formu ve kullanılan tüm eklerin hem orijinallerinin hem de elektronik ortamda hazırlanmış bir nüshalarının iletilmesi zorunludur.

Kurum tarafından bugün yapılan açıklama ile hem bu husus tekrar hatırlatılmış hem de aba altından sopa gösterilmiş oldu. Zira bildirime ilişkin tüm esaslar tamamlanmış olmadıkça başvuru tam olarak yapılmış sayılmıyor. Bu durumda elektronik versiyonu iletilmeyen bir muafiyet bildirimi de, bu eksiklik tamamlanıncaya kadar yapılmış sayılmıyor.

Kurum hem bu hususa dikkat çekmek hem de var olan iş yükünü azaltmak için bir de rica-uyarıda bulunuyor ve elektronik ortamda teslim edilen belgelerin orijinal sıralamayı takip etmesi gerektiğini söylüyor.

Kurum tarafından yapılan resmi açıklamaya buradan ulaşabilirsiniz.

3. Raund Sona Erdi

Rakibi Aer Lingus’u satın almak için 6 senedir mücadele veren Ryanair, yeniden Komisyon engeline takıldı.

Geçmişi ve bugünüyle, Türkiye’den örneklerle işlemi Belit Polat anlatıyor.

Herkes ikinci bir şansı hak eder derler, peki ya dördüncüyü?

O zamanlar da yazmıştık, çabuk geçmiş. Sene 2013 oldu, Ryanair’in üçüncü denemesi de başarısızlıkla sonuçlandı. Rakibi Aer Lingus’u satın almak için 6 senedir mücadele veren Ryanair, yeniden Komisyon engeline takıldı.

  1. İlk deneme 2007’deydi…  Aer Lingus Havayolunu satın alma girişimini ilk kez 2007 yılında hayata geçiren Ryanair, Komisyon’dan izin alamamış ve kararı Genel Mahkeme’ye götürse de orada da benzer sonuçla karşılaşmıştı. İrlanda’da birbirleriyle etkin rekabet içerisinde olan iki havayolu şirketinin birleşmesi, rekabet edilen 35 hattın 22’sinde tekel oluşturacak, kalan hatlarda ise %60 pazar payıyla tüketiciye pek tercih imkanı bırakmayarak 14 Milyon AB vatandaşının İrlanda giriş veya çıkışlı uçuşlarındaki fiyatların yükselmesine sebep olacaktı. Ryanair’in öne sürdüğü taahhütler de bu riski ortadan kaldıramayacak kadar yetersiz görülmüştü.
  2. Ryanair ikinci şansını 2009’da denedi… Ancak başvurusunu geri çekti. Komisyon ilk defa aynı ülkede ve aynı ana havaalanından faaliyet gösteren ve noktadan noktaya düşük maliyetli uçuşlar gerçekleştiren iki havayolunun birleşmesine ilişkin olarak varış veya çıkış noktası Dublin olan yolcuların bu işlemden olumsuz yönde etkileneceği gerekçesiyle işleme muhalefet etmişti.
  3. Ancak Komisyon işlemi üçüncü kez değerlendirme fırsatı buldu… Temmuz 2012’de bildirilen işlemi üçüncü defa nihai inceleme aşamasına alan Komisyon, kararını dün bildirdi.

616027.TIFTarafların konumlarının 2007 yılı zamanından daha bile güçlü durumda olduğu değerlendirmesini yapan Komisyon, 2007 yılında rekabet edilen hat sayısı 35 iken, bu sayının 46’ya çıktığını, tekel oluşacak hat sayısının ise 22 iken 28’e ulaşmış durumda olduğunu göz ardı etmedi. Ayrıca, Avrupa içinde birçok hat dahilinde bu iki havayolu şirketinin birbirlerinin en yakın rakipleri olduğunu ve bu rekabete girmenin diğer şirketler için giriş engeli oluşturduğunu belirtti. Bu da, Avrupa’da bir çok hatta bu iki havayolu dışında alternatif olarak hizmet verecek bir şirketin bulunmaması sebebiyle muhtemel bilet fiyatlarını akla getiriyordu.

Sonucunda, Ryanair’in öne sürdüğü taahhütlere rağmen Komisyon işlemi reddetti. Son verilen paket kapsamında, çakışan bazı hatların İngiliz havayolu şirketi Flybe ve British Airways’e yönlendirilmesi gibi öneriler bulunuyordu. Paketi detaylıca incelediğini belirten Komisyon, rakipler, tüketiciler, seyahat acenteleri, tüketici birlikleri ve kamu otoritelerinden aldığı görüşler ile birlikte tek bir sonuca vardığını belirtti: Verilen taahhütler, rekabetçi endişeleri giderebilecek yeterlilikte değil. Tüketiciler, iki şirket arasındaki rekabetin ve düşük fiyatların keyfini sürmeye devam etmeliler.

Türkiye’ye baktığımızda, yalnızca son beş yıldır Rekabet Kurulu’nun nihai incelemesine takılan 15 civarında birleşme/devralma işlemi görüyoruz (Hemen hatırladıklarım: Tekel Birası, Havaş/TGS, AFM/MARS Sinema, YKM/Boyner, Samsung/Seagate kararları gibi…).

Milyonluk satışların bir an önce iradelerine uygun şekilde sonuca ulaşmasını bekleyen taraflar, bazen Rekabet Otoriteleri’nin bu işlemlerde ne kadar söz sahibi olduğunu göz ardı ederek sürecin uzamasına boyun eğmek durumunda kalıyor. Halbuki şirket birleşme/devralmalarında rekabet kurallarına uyum kısmı, işlemin küçük fakat oldukça önemli bir kısmını oluşturuyor. Bu da, Rekabet Otoritesi’nden alınacak iznin bildirim formunun 3-5 bölümünü doldurmaktan ibaret olmadığını, iktisadi bakış açısıyla hazırlanan başvurunun bütün süreci ne kadar etkileyebileceğini gösteriyor…

(Benzer durumla AT&T ve T-Mobile devralma işinde de karşılaşmıştık, hatırlayalım.)

Rekabet Hukukunda “ONE-STOP-SHOPPING”

“İyi repütasyona” sahip bir çatı altında olmanız bazı çevrelerce sizi kurtarmaya yetmeyebiliyor.

Şirketlere verdiğimiz rekabet eğitimlerinin bir bölümünde, kurallara uymamanın sonuçlarına yer veriyoruz. Burada, mevzuatı, bu mevzuata göre verilebilecek cezaları anlatırken üzerinde durduğumuz bir konu da “kötü repütasyon”.

Bu iki kelime, en basit haliyle medya karşısında düşülen durumu tanımlıyor. Dev birleşmeler hayal kırıklığıyla sonuçlandığında, şirketlerin -genel tabirle- centilmenlik anlaşmaları 300 milyona yaklaşan cezalarla karşı karşıya kaldığında, bu gelişmeler medyada esprili başlık ve fotoğraflarla yer alıyor, tüketiciler ise tavrını buna göre belirleyebiliyor.

Gözler danışmanlara çevrildiğinde, öngörülebilecek bir durum konusunda şirketi uyarmadığınızda ya da ihmalinize yol açan konuları göz ardı ettiğinizde, son derece “iyi repütasyona” sahip bir çatı altında olmanız bazı çevrelerce sizi kurtarmaya yetmeyebiliyor.

AT&T’nin en yakın rakiplerinden T-Mobile’ı 39 Milyar Dolara devralma girişimi buna bir örnek. Amerika’da gazetelere baktığınızda, neredeyse her gün bu devralmayla ilgili bir haberle karşılaşıyordunuz. Biz de konuya 2011 başlarından beri Pazarlardan Haberler’de yer veriyoruz; gerek bu denli güçlü rakibi yutmanın zorluğuyla, gerek Adalet Bakanlığı’nın itirazıyla, gerekse itirazın detaylı analiziyle. Nitekim beklenen oldu ve işlem rekabeti engelleyici etkileri nedeniyle suya düştü, şimdi AT&T 4 Milyar Dolarlık tasfiye ücretini ödeyecek.Bu son karar anlaşılsa da, medyada hala tartışmalar devam ediyor, ancak farklı başlıklarla, hem de isimlere de yer vererek: “Danışmanlar bu sonu neden öngöremedi?”

Görüldüğü gibi bu sefer oklar şirkete değil, şirketin çok yüksek ücretlerle anlaştığı hukuki ekibe yönelmiş durumda. Bazı muhabirler her durumda devralmaya izin alınabileceği şeklinde görüş veren tüm avukatların ihmaline yer veriyor, bazıları ise avukatların riskler konusunda şirketi bilgilendirdiğinden şüphe duymadıklarını belirtiyor.

Bu tür sorunlara iktisadi bakış açımızı burada da uygulayalım ve neden böyle bir sonucun ortaya çıkabileceğine yönelik fikir yürütelim.

Şirket birleşme devralmalarında rekabet kurallarına uyum kısmı, birleşme devralma işleminin küçük fakat oldukça önemli bir kısmını oluşturuyor. Genelde birleşen firmalar bu iki hizmeti de tek çatı altında sunan danışmanlarla çalışıyorlar, danışmanların başarısı ise işlemin biran önce tarafların iradeleri doğrultusunda kapatılması, hatta bunun prime bağlandığı da oluyor. Rekabet bakımından hassas olmayan birleşmelerde bu yapı bir sorun doğurmazken, işlemin gerçekleşmesinin rekabet otoritelerinin iki dudağı arasında olduğu durumlarda ise, işlemle ilgili sözleşmeleri hazırlayan, görüşleri yazan, due diligence yapan yani danışmanlık sürecinin büyük kısmını gerçekleştiren ekip ile aynı firmanın rekabet ekibi arasında mücadele yaşanabiliyor.

  • “Bildirim formunu doldurmamız için 3 gün var”,
  • “sözleşmede bu hükmü çıkarmadan izin almanın bir yolu yok mu?”,
  • “Rekabet Kurumu’na gidelim closing day’i söyleyip öncelik isteyelim”,
  • “bu şekilde bir değişikliği taraflar kesinlikle kabul etmez”

gibi diyaloglara sıklıkla rastlamak mümkün. Ve genelde de rekabet ekibi çok sıkı durmaz ise ekibin çoğunluğunu oluşturan gruba boyun eğiyor. Benim kanaatim AT&T gibi bir devin böylesine büyük yatay bir işlemde rekabet hukuku konusunda tabi ki işin ehliyle çalıştığı fakat, söz konusu ekibin 39 Milyar Dolarlık bir işleme izin verilmeyebileceğine ilişkin kanaatini fazla seslendiremediği yönünde.