EURIBOR kartelinin acı sonu

EURIBOR kararını Can Yıldız aktarıyor.

Bundan üç yıl önce açılan soruşturma ile AB Komisyonu, Avrupa’nın önde gelen bankalarının -tıpkı LIBOR vakasında olduğu gibi- EURIBOR’u manipüle etmek amacıyla kartel kurduğu iddialarını incelemeye almıştı. Geçtiğimiz hafta son karar çıktı; üç bankaya 485 milyon euro ceza verildi.

Hatırlanacağı üzere, yedi dev bankanın; ABD’den JPMorgan Chase, İngiltere’den Barclays ve HSBC, Almanya’dan Deutsche Bank, İskoçya’dan Royal Bank of Scotland ve Fransa’dan Credit Agricole ile Societe Generale, 2005-2008 yılları arasında kafa kafaya verip iletişim içinde olarak euro faiz oranı türevlerini belirledikleri iddia ediliyordu.

İddiaları kabul eden bankalar, %10 indirimi kapmış ve iki yıl evvel 820 milyon euroluk toplam cezayı ödemişlerdi. Credit Agricole, HSBC ve JPMorgan Chase hakkındaki incelemeler ise sürüyordu. AB Komisyonu’ndan sert bir açıklama beraberinde bu bankalara da ceza çıktı.

Bankaların kartel faaliyetlerinden göze çarpan bir örnek, 19 Mart 2007 Pazartesi günü yapılan büyük vurgun sonrasındaki konuşmalar. EURIBOR’daki ufak oynamalar bile uluslararası ticari işlemlerde çok büyük sonuçlara yol açabilecekken, bankalar bu günü EURIBOR’u önemli ölçüde aşağı çekmek için gözlerine kestirmişler, bu etkiyi yaratacak şekilde gereken her şeyi de planlı olarak gerçekleştirmişlerdi. Hemen ardından çeşitli çalışanların birbirlerine tebrik ve teşekkürlerini ilettikleri mesajlar mevcuttu. Bu ölçüde bir “bilgi paylaşımı” söz konusu olunca, ihlal kararı da kaçınılmaz oldu.

Elbette bu durum, sadece bankaları ilgilendirmiyor. Zira Komisyon Üyesi Vestager’in de dediği gibi bankalar, trilyon dolarlık bir piyasayı manipüle ederek kredi ve çeşitli yatırım araçları kullanan şirketleri ve hatta tüketicileri zarara uğratmış olarak kabul edilmekte. Durum yalnızca bu milyar euro’luk ceza ile kalmıyor. Avrupa ortak pazarında yer alan ve kartelden zarar görmüş bulunan bütün şirket ve tüketiciler, üye devlet mahkemelerinde dava açarak zararlarının tazminini isteyebilecekler. Bu ayın son günlerinde yürürlüğe girecek ve rekabet meselelerinden doğan özel hukuk tazminatı ile ilgili süreçleri yeknesaklaştıracak AB direktifi ile birlikte, her zarar gören üye devletin mahkemesine başvurabilecek. Dolayısıyla ilerleyen aylarda bankaları milyarlarca dolarlık tazminat davaları bekliyor olacak.

Üstelik AB Komisyonu’nun açıklaması, finans sektöründeki işlerinin henüz bitmediği, rekabet karşıtı unsurları ortadan kaldırmak adına gereken her şeyi yapacakları yönünde olmuş.

Ülkemizde de son zamanların popüler konularından biri olan kartel tazminatları konusunda AB’de bankaların nelerle karşı karşıya kalacağını görmeyi heyecanla bekliyoruz.

Bir Protokol de Bankacılıktan!

Rekabet Kurulu BDDK arasında İşbirliği Protokolü imzalandı.

Bankacılar son yıllarda Rekabet Kurumu’nun gündemini oldukça meşgul ediyor. 2011 yılında maaş promosyonları hakkında yaptıkları centilmenlik anlaşmalarından dolayı Rekabet Kurulu’ndan toplamda 73 milyon TL’lik ceza yiyen sekiz bankanın ardından Kurul, 2011’in sonunda 12 banka hakkında yeni bir soruşturma daha açılmasına karar verdi. Medya başta olmak üzere birçok mecra tarafından da yakından takip edilen bu ikinci soruşturmanın sonucu heyecanla bekleniyor.

Hal böyle olunca bankacılık sektörünün düzenlenmesi ve denetlenmesinden sorumlu kurum olan BDDK’nın söz konusu sektörde rekabete aykırı olarak değerlendirilebilecek teşebbüs faaliyetleri karşısındaki duruşu konusu merak uyandırmaya başladı.

Nitekim Rekabet Kurulu’nun tamamladığı soruşturmada, taraf teşebbüslerden bazıları BDDK’nın bankalar üzerindeki denetim yetkisinin dikkate alınarak soruşturma bakımından görevli ve yetkili mercii olarak kabul edilmesi gerektiği ve dolayısıyla Rekabet Kurumu’nun bankacılık sektöründeki yetkisinin tartışmalı olduğu yönünde itirazlarda bulunmuştu.

BDDK-50-personel-aliyor

Bunun üzerine Kurul, her kurumun kendi mevzuatı çerçevesinde denetim yapması gerektiğini belirterek Rekabet Kanunu’nda yasaklanan eylemlerin gerçekleştirilmesi durumunda Rekabet Kurumu’nun devreye girmesi gerektiğinin altını çizdi.

16.11.2012 tarihinde ise tüm bu tartışmalara son verecek bir gelişme yaşandı.

Rekabet Kurumu’nun internet sitesinde, Kurum ile BDDK arasında İşbirliği ve Bilgi Paylaşımı Protokolü imzalandığına ilişkin bir haber yayınlanarak söz konusu Protokol kamuoyuna duyuruldu. İlgili Protokol, finansal sektörde rekabet ortamının tesisi, geliştirilmesi ve korunması amacıyla Rekabet Kurumu ve BDDK’nın yetki ve görev alanlarına giren konuların işbirliği içinde ele alınmasını ve bu konular hakkında bilgi paylaşımı içinde bulunmalarını konu alıyor. Bu kapsamda iki kurum arasında imzalanan metinde dikkat çeken hususlar şu şekilde:

–        Her iki kurum da, denetim, inceleme, araştırma ya da soruşturma süreçlerinde diğer tarafın görev alanına giren konular hakkında nihai görüşlerini paylaşabilir.

–        Taraflar birbirlerinden denetim, inceleme, araştırma ya da soruşturma sırasında gerek duyulan ve diğer tarafta bulunabilecek bilgi ve belgeleri talep edebilir.

–        Tarafların birbirlerine ilettikleri bilgi ve görüşler, taraflarca öncelikle değerlendirilir ve ivedilikle karşılanır.

–        Rekabet Kurumu ve BDDK’ya ulaşan şikayet ve bildirimler, diğer kurumun görev ve yetki alanına giriyorsa söz konusu şikayet ve bildirimler diğer kuruma iletilir.

–        BDDK, finansal sektörde rekabetin tesisine ilişkin düzenlemeler yaparken Rekabet Kurumu’nun kendisine sunduğu görüşleri dikkate alır.

–        Rekabet Kurumu tarafından ilgili sektörde başlatılan soruşturmalar ilgililere bildirilmeden ve kamuoyuna açıklanmadan önce BDDK’ya bildirilir.

–        Taraflar, müşterek konulara ilişkin yasal düzenleme ve değişikliklerde birbirlerinin yazılı görüşünü alabilir.

Bu protokol, Rekabet Kurumu ile BDDK’nın görev ve yetki alanlarının belirlenmesi ve finansal sektörde rekabeti kısıtlayıcı eylemlerin meydana gelmesi durumunda Rekabet Kurumu’nun müdahalede bulunacağının netleştirilmiş olması sebebiyle büyük önem taşıyor. Hatırlarsak, benzer şekilde Bilgi İletişim Teknolojileri ve İletişim Kurumu’da Rekabet Kurumu ile işbirliği protokolü imzalayarak buzları eritmeye çalışmıştı. Peki BDDK-RK Protokolü amacına ulaşacak mı? Onu göreceğiz.

Bankaları Kapatıyorlar!

…demedikleri kaldı bir tek. Basın, bu “bankalara ceza verilecek” hikayesinin üzerine bu sefer de çok fena atladı. Borsanın lokomotifi, binlerce yatırımcının ekmek parası, sağlam temeller üzerinde yükselen yeni Türkiye’nin gözbebeği bankalarımıza halel gelecek mi? E, tabi bu haberin okuyucusu da fazla oluyor.

Bankaların bu konuyu gündeme getirmeleri ilginç bir PR çalışmasıydı. Önceki sefer RK’nın sözlü savunma salonundan canlı yayın yaptırıp, CEO’ların ağzından borsa batar tehdidini masaya koymuş ve gerçekten borsayı da düşürmüşlerdi. RK da denizin ısısını parmaklarını sokmakla yetinerek ölçmeye çalışmıştı. Verilen cezalar her bir CEO’nun yılbaşında aldığı primden bile düşüktü muhtemelen. O dönem, “ilk raundu bankalar kazandı” diye başlık atmıştım. Gerçekten de ikinci soruşturma o başlıktan sadece iki ay sonra açıldı. İkinci raund da PR bakımından renkli geçecek.

İşin karşı tarafı olan RK her zaman olduğu gibi ketum. Bulunan deliller üzerinden tabi ki kouşmuyor. Bunu zaten bankalar da istemez. Müşterinin güvenini kaybetmektense cezayı yemeyi tercih edebileceklerini bile düşünüyorum.

Yıldızsız Pek İyi

AB İlerleme Raporu’nda neler deniyor?

“Türkiye’nin halen kamu teşebbüsleri ile münhasır ve özel haklara sahip teşebbüsler hakkında birtakım kuralları iç hukuk sistemine aktarması gerekmektedir.”

Okuduğunuz sözler AB’nin Türkiye İlerleme Raporu’nun Rekabet Faslı’ndan… 1997 Lüksemburg Zirvesi’nde AB üyelik sürecindeki ülkelerle ilgili gelişmeleri derleyen bir rapor hazırlanmasının karara bağlanmasının ardından Türkiye hakkında çıkarılan raporların on dördüncüsü. Yani, 14.kez, AB gözünden, Türkiye’ye bakıyoruz.

AB’nin her İlerleme Raporu, beraberinde ya tartışmaları ve heyecanlı başlıkları getirir ya da gündemi pek fazla işgal etmezdi (bakınız: 2010). Bunu, raporun medyada-iş dünyasında vb büyük yer görmesi anlamında değil, AB ile Türkiye ilişkisinin gidişatının rapora yansıması bakımından söylüyorum. Bu yılki ise, takdiri yuvarlak dille, uyarıyı ise doğrudan dile getiren türden.

Raporu ilk olarak rekabet ve regülasyon başlığıyla ele aldık. Bakalım, hangi derslerden geçtik, hangilerinden kaldık?

Sorunların bazıları giderilse de (ve hatta bu birçok çevrede “AB’den Türkiye’ye övgü yağmuru” şeklinde algılansa da), rekabet dersinden kalmamamız sevindirici, evet, ama AB’ye adım atmaya yarayacak yıldızı da kapmış değiliz.

Öncelikle uyum ilerlemeleriyle, Türkiye’nin bu alanda geliştiği ifade ediliyor:

  • Birleşme-devralma mevzuatında değişiklik ve yayınlanan Kılavuzlar sayesinde, AB mevzuatına daha fazla uyum sağlandığı söyleniyor.
  • Ancak hala yatay işbirliği anlaşmaları ve de minimis kurallarına ilişkin uyumu sağlamış değiliz!
  • Devlet Yardımlarına ilişkin mevzuatın kabul edilmesi, Kurul atanması vs önemli ilerlemeler olarak kaydediliyor, takdir ediliyor.
  • Ancak gümrük birliği kurallarına uyuma ilişkin birtakım kurallara halen ihtiyaç duyulduğu da sözlere ekleniyor.
Sorunun cevabı şu, alt dönemden çok dersimiz var, yavaş yavaş geçiyoruz, iyi notlar da alıyoruz, ama bize lazım olan yıldızlar, diplomaya daha çok var.
Son hususu okuyucuların yorumlarına bırakıyorum. Raporda diyor ki: “Rekabet Kurumu’nun idari ve işlevsel bağımsızlığı yeterli olmaya devam etmekte… Kurum ayrıca özellikle bankacılık ve otomotiv sektörlerinde aldığı birtakım önemli kararlar sayesinde rekabet kurallarının uygulanması konusundaki sicilini güçleştirmiştir.” Bu sözler, bankacılık ve otomotiv gibi lokomotif sektörlerde almış olduğu kararlarla (diğer bir deyişle, rekor cezalarla) Kurum’un cesaretini mi vurgulamak istiyor? İkincisi, kurumları ilgili bakan denetimine tabi kılan KHK’nın Rekabet Kurumu sitesine konulmadığı gibi, acaba AB de bu durumu önemsiz mi gördü? Cevabı ben de bilmiyorum. Siz ne dersiniz?

İlk raund bankaların

Rekabet Kurumu’nun bankacılar soruşturması!

Rekabet Kurulu medyada hiç bu kadar sık telaffuz edilmemişti. Bankaların maaş promosyonu vermemeye ilişkin yaptıkları “centilmenlik anlaşması”nın tespit edilmesi üzerine başlatılan soruşturmanın sözlü savunma toplantısının tarihi bir ay önceden Rekabet Kurumu’nun internet sitesinden ilan edilmiş olmasına rağmen, basın son saniyeye kadar konuya ilgisiz kaldı. Savunma günü banka genel müdürlerinden bazılarının bu soruşturma yüzünden itibarının iki paralık olduğunu, borsanın düşeceğini ve ülkeden sermaye çıkışı olacağını, bazılarınınsa kesilecek cezaları müşterilere yansıtacaklarını ifade etmesi, Kurul’u ceza kesmekten geri durdurmamış gibi görünüyor.

Ancak kesilen toplam 73 milyon TL’lik ceza sadece piyasada yapılan tahminlerin değil, centilmenlik anlaşması nedeniyle müşterilere verilmediği raportörler tarafından tespit edilen rakamların da altında kaldığı söyleniyor.

Sözlü savunmada firmaların çok sık başvurduğu bir diskur, aslında içinde oldukları piyasanın nasıl bir savaş meydanı olduğudur. Dışarıdan bakıldığında görünen bu manzaranın aslını anlamak için, bütün dünyada rekabet kurumları en gizli yazışmalara, en özel elektronik ortamlara girme yetkisi ile donanmışlardır. Bu sayede elde edilen e-posta kayıtları, firmaların dost mu düşman mı olduklarını; “etik”, “istikrar”, “güven”, “haksız rekabet” gibi lafızların gerisinde rekabet etmeme üzerine yapılmış bir anlaşma olup olmadığını ortaya çıkarmak için kullanılır. Firmalar da ya ortaya çıkarılan delillerin niteliğini sorgular, olayların aslında tespit edilenden farklı amaç ve etkilere olduğunu rakamların da yardımı ile ispatlamaya çalışır ya da bankacıların yaptığı gibi “siyasi savunma” yapar. 12 Eylül ve sonrasında yargılanan sol tutukluların başvurduğu yönteme benzeterek adlandırdığım bu taktik, “Mahkemenizin otoritesini tanımıyorum. Sizin ve kanunlarınızın adalet anlayışıyla benimki bir değil” söyleminden çok da farklı olmayarak, olgulara, hukuka ve işin iktisadına hiç değinmeden, hamasete, hayata geçtiği kendinden menkul bir rekabet fikrinin ifadesine dayanır.

Bu tarzın ortaya çıkışına şaşırmamak lazım. Çünkü Rekabet Kurulu’nun BDDK’nın varlığına rağmen bahçelerine, evlerine girmesine benzer bir durumla geçmişte telekomünikasyon endüstrisinin büyük oyuncuları da karşı karşıya kaldı. Çok kısa süre önce Özelleştirme İdaresi ve EPDK’nın itirazlarına rağmen Rekabet Kurumu Kazancı-Çukurova işbirliğinin elektrik ve doğalgaz dağıtımı ile ilgili kazandığı ihalelerde oyunun gidişatını değiştirdi. Rekabet Kurumu son kararı ile serbest piyasa ekonomisi ve bu ekonomi içinde devletin rolü ile ilgili dışarıda çok bilinen, fakat bizim yeni yeni anlamaya başladığımız şu hususu gözler önüne serdi: BDDK ve diğer düzenleyicilerle benim rolüm farklıdır, Rekabet Kurulu bu düzenleyicilerin çerçevelediği alan içinde rekabet serbest bırakılmışsa orada kendi kurallarının çiğnenmesine izin vermez. Bir başka ifade ile sektör değil, piyasalar düzenlenir, bir piyasa düzenlenmemişse  orada rekabet kuralları diğer rekabete açık piyasalarda olduğu gibi uygulanır.

Centilmenlik anlaşmasının amacı, niteliği ve etkilerinin soruşturma sürecinde tartışılmış olması nedeniyle başta borsa oyuncuları nezdinde çıkacak toplam cezanın milyar TL mertebelerinde olması beklenirken çok ucuz atlatılmış olması, sözlü savunma günü içerideki gergin havanın dışarıya yansıması sonucunda hisselerde bir anda yaşanan %6′lık değer kaybını geri döndürmeye başladı bile. Bütün bu toz dumandan geriye akılda bir tek soru kaldı: Bankacılar rekabetin ne demek olduğunu anladı mı?