Bazı şeyler paylaştıkça artar!

OFCOM’un telekom altyapısının paylaşımı konusundaki görüşlerini Emin Köksal aktarıyor.

Geçtiğimi hafta İngiltere’nin iletişim endüstrisini düzenlemekle görevli otoritesi OFCOM’un hazırladığı “Dijital İletişimin Stratejik Değerlendirilmesi” raporunun ilk sonuçları açıkladı. Raporda yer alan en çarpıcı görüş, ülkedeki  kablolu iletişim altyapısının alternatif operatörlerin de kendi fiber yatırımlarını yapacak şekilde paylaşılması yönündeydi.

OFCOM, 2006 yılında British Telecom’un (BT) ile yaptığı bir anlaşma ile  “Openreach” adında BT’nin iştiraki olan, fakat ayrı bir yönetime sahip bir girişimin hayata geçmesini sağladı. Bu tür bir girişimin kurulmasındaki amaç, ev ve işyerlerine ulaşan kablolu iletişim ağının bakım ve gelişimi işini tamamen Openreach’e vererek, BT’nin yanında, alternatif operatörlerin de son kullanıcılara etkin bir şekilde erişebilmesine imkan sağlamaktı. Böylelikle hizmet bazlı rekabetin gelişmesi amaçlanıyordu.

16649920968_f671108c56_zBugün, Openreach’in, çoğu alternatif operatörlerden oluşan 500’ün üzerinde servis sağlayıcısı konumunda müşterisi var. Ancak alternatif operatörler bugün gelinen noktada, son kullanıcılara sundukları hizmetin kalitesini arttırmak konusunda ihtiyaçları olan altyapı yatırımlarının yeterince yapılmadığını iddia ediyorlar. Bunu  da  Openreach’in, iştiraki olması sebebiyle, BT’den bağımsız bir yatırım stratejisinin olmamasına bağlıyorlar. Çözüm olarak da, Openreach’in BT’den tamamen ayrılmasını savunuyorlar.

Geçtiğimiz hafta ilk sonuçları açıklanan rapora bakıldığında ise, Openreach’in BT’den olabildiğince bağımsız bir şekilde yatırım ve yönetim kararlarını alınmasına önemi bir vurgu yapılırken, herhangi bir ayrıştırmadan bahsedilmiyor. Ancak, alternatif operatörlerin Openreach’in sorumluluğundaki kablolu iletişim altyapısındaki kanalların alternatif operatörlerin kendi fiber yatırımlarını yapabilmelerini teşvik edecek şekilde paylaşılması ifade ediliyor. Bu durum, Openreach’in BT’den tamamen ayrılması yönünde beklentilere sahip alternatif operatörler için bir teselli ikramiyesi niteliğinde. Henüz sadece ilk sonuçları açıklanan ve tamamı açıklandığında daha da çok tartışma yaratacak bu rapor hakkındaki yorum hakkımızı saklı tutarak, biz yurda dönelim.

Bizde, Bilgi Teknolojileri ve İletişimi Kurumu’nun (BTK) 2011 yılında ilan ettiği eve/binaya kadar fiber erişimi yatırımlarının paylaşım zorunluluğunun dışında tutulmasına dair süreli düzenlemenin sonuna gelmek üzereyiz. BTK’nın yakın zamanda bu yatırımı yapmış olan işletmecilere nasıl bir paylaşım yükümlülüğü getireceğini merakla bekliyoruz.

Sokaklardaki altyapının paylaşımı konusunda ise, 2012 yılı sonunda ilgili bakanlığın çıkardığı yasal düzenlemenin henüz meyvelerini verdiğini söylemek oldukça güç. Düzenlemenin ardından BTK’nın belirlediği usul ve esaslar, 2015 yılı Ağustos’unda alternatif operatörlerin geri bildirimleri çerçevesinde revize edilmesine rağmen henüz kayda değer bir alternatif operatör yatırımını göremedik. 4.5G’ye geçiş sürecinde daha da alevlencek  paylaşım üzerine  tartışmaları ise, hep birlikte izleyip göreceğiz.

Emin Köksal
EminKoksal.com
@EminKoksal


[Photo credit: Got Credit]

Hükûmet Programı – Teknolojiye dair

Hukûmet Programı’nda “teknoloji” başlığına dair neler var? Barış Yüksel anlatıyor.

Blogumuzda çeşitli açılardan ele aldığımız 64. Hükûmet Programı’nda teknoloji alanına ilişkin son derece önemli açıklamalar yer alıyor. Öyle ki, söz konusu planların fiilen hayata geçirilmesi durumunda hem sektörel düzeyde hem de ülkenin genel ekonomik yapısında kökten değişiklikler olması kaçınılmaz.
Programda yer alan en önemli ekonomik hedeflerden birisi, Türkiye’nin ileri teknoloji üretebilen bir ülke haline getirilerek, teknoloji geliştirmeye ve AR-GE’ye dayalı bir piyasa modeline geçilmesi ve böylece ülkenin genel gelir düzeyinin artırılması. Bu kapsamda kilit rol, katma değeri yüksek teknolojik ürünler geliştirip bunları üretebilecek yerli işletmelere düşüyor. Program’da bilgi ve teknoloji alanında katma değer üreten işletmelerin oluşturulması için pek çok yöntem ve öneri sunuluyor.
Bu amaca ulaşılabilmesi için tabi ki kamuya hem önemli bir yük düşüyor. Kamunun bu noktadaki en önemli doğrudan katkısının yapılacak altyapı yatırımları olduğu görülüyor. Söz konusu altyapı yatırımlarında özel sektörden de destek alınması ve kamu özel ortaklığı (PPP) modelinden mümkün olduğunca yararlanılması planlar arasında.
financing-solutions-technologyAncak söz konusu dönüşümün yaşanmasında esas payın özel sektöre düşeceği de açık. Peki, ama kamu esasen özel sektöre düşen bu görevin yerine getirilmesinde nasıl bir rol oynayacak? Plan’da bilgi ve teknoloji alanında katma değer üreten işletmelerin oluşturulması için çeşitli araçlara değiniliyor. Bu araçlardan öne çıkanlar ise şu şekilde: kamu alımları, teşvik mekanizmaları, doğrudan destekler ve gerekli yasal düzenlemelerin yapılması.
Kamu alımları bakımından özellikle yerli teknoloji üreten şirketlerden yapılacak alımlara ağırlık verilmesi temel bir strateji olarak benimseniyor. Hatta kamu alımlarının, teknoloji alanında faaliyet gösteren yerli firmaların desteklenmesi için bir kaldıraç olarak kullanılmasının hedeflendiği açıkça dile getiriliyor. Bu amaç doğrultusunda, aralarında telekomünikasyonun da yer aldığı çeşitli sektöreler bakımından özel ihale kanunları çıkarılması öngörülüyor. Ancak kamu alımlarının yerli firmaları desteklemek için kullanılması noktasında gerek AB uyum sürecinde önemli bir eksiklik olan devlet yardımları, gerekse Türkiye’nin WTO’ya taraf olması dolayısıyla sahip olduğu yükümlülükler mutlaka dikkate alınmalı ve bir denge politikası izlenmeli.
Teşvik mekanizmalarında ise temel olarak vergi politikalarına vurgu yapılıyor ve özellikle teknoloji üretimi ve altyapı alanındaki yatırımları daha cazip hale getirilecek vergi düzenlemeleri yapılacağına işaret ediyor. Her ne kadar Program’da özel olarak değinilmese de burada elektronik haberleşme piyasalarındaki ÖİV uygulaması da unutulmamalı. Zira tamamen bütçesel nedenlerle getirilen bu vergi, günümüzde elektronik haberleşme piyasalarındaki gelişime çok büyük zarar veriyor ve yatırım motivasyonunu ciddi derecede düşürüyor. Vergi politikalarının yanı sıra, ileri teknoloji ürünlerine yönelik yatırımları çekmek için serbest bölgeler oluşturulması da diğer bir teşvik mekanizması olarak öngörülüyor.
Doğrudan destekler noktasında ise KOBİ’ler ön plana çıkıyor ve KOBİ’lerin siparişe dayalı AR-GE faaliyetlerinin destekleneceği ifade ediliyor. Ayrıca KOBİ’lerin patent maliyetlerinin de kamu tarafından karşılanması da öngörülüyor.
Son olarak, özellikle sınai haklara ilişkin önemli mevzuat çalışmaları yapılması planlanıyor. Öne çıkan mevzuat çalışmaları arasında Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Tasarısı’nın yasalaştırılması ve Patent Borsası’nın kurulması da yer alıyor.

5G alt yapısına PPP desteği

Güniz Çiçek, 5G-PPP projesini anlatıyor.

20-22 Ekim 2015 tarihleri arasında Lizbon’da yapılan ICT 2015 (Information and Communication Technologies – Bilgi ve Haberleşme Teknolojileri) konferansı sektörün önde gelen teknoloji firmaları ve akademisyenlerin aktif katılımları ile yoğun bir programa sahne oldu. Bu yılki tema, ICT kısaltmasından da faydalanılarak belirlenen Innovate, Connect, Transform‘du. Konferansın en dikkat çeken ve gelişmeleri merakla beklenen konusu ise 5G-PPP olarak adlandırılan proje oldu.

5G-PPP-200x1555G-PPP, 2020 yılı itibarı ile Avrupa’nın 5G teknolojisi alt yapısını oluşturmayı hedefleyen AB Komisyonu, iletişim sektörü, kobiler ve araştırmacıların ortak girişimi programı. Bu program, aynı zamanda, 80 milyar Avro ile Avrupa’nın gelmiş geçmiş en büyük araştırma ve inovasyon programı olan Horizon-2020 adlı programın da tamamlayıcı bir parçası. 5G-PPP adından da anlaşılacağı üzere bir kamu özel ortaklığı modeli olma özelliğini taşımasının yanı sıra bu alanda gerçekleştirilen en geniş kapsamlı ortaklıklardan birisi olarak karşımıza çıkıyor.

2020 yılı ile birlikte, 5G teknolojisinin hayatın her alanına yerleşmesi ve sadece insanların değil her türlü cihazdan ulaşım ve üretim araçlarına, doğal yaşam ve enerji üretiminden iş dünyası, sağlık ve şehir yaşamına kadar uzanan ağın parçası olması bekleniyor. Tabi bu teknolojinin etkin ve yaygın şekilde kullanılabilmesi için ihtiyaçların projelendirilmesi ve alt yapının da sağlam kurulması gerekiyor.

AB Komisyonu 2012 yılında bu konudaki farkındalığını faaliyete döktü ve ilgili diğer kuruluşlar ile birlikte bu alt yapının nasıl oluşturulacağına yönelik bir yöntem ve yol haritası belirledi.

Programın hedeflendiği şekilde sonuçlandırılması durumunda 2020 yılından itibaren;

  • 100 kat daha fazla kablosuz bağlantı kapasite,
  • %90 oanında enerji tasarrufu,
  • 7 trilyon ağa bağlantı noktası (insansız her türlü birim),
  • %99.999 güvenilirlikle sistem işeletimi sağlanması planlanıyor.

Program 3 safhadan oluşuyor: ilk safha araştırma ve ilk projelerin başlatılması, ikinci aşama optimizasyon ve üçüncü aşama geniş ölçekli denemeler ve hayata geçirme.

İlk safha hayata geçirildi ve 83 teklif arasından seçilen 19 projeye (ilk dalga projeler olarak da tanımlanıyor) Temmuz 2015 ayından itibaren topluca başlandı. Başlatılan bu 19 projenin gelecek nesil iletişim sisteminin kısıtlı kaynaklar ile yaygın, etkin, güvenilir ve yüksek kapasiteli olarak var olabilmesine yönelik farklı alanlara odaklanan ancak ana hedef için birbirini destekleyecek şekilde olmasına gayret edilmiş.

PPP modeli yaklaşımının, her geçen gün kendisine yeni bir mecra bulduğu ve ihtiyaca göre esnek çözümlerin sunulmasında kilit rol oynadığı biliniyor. Avrupa’nın, öngörüsü ile rekabet üstünlüğü elde etmek için giriştiği bu programda da PPP daha programın en başından beri düşünülen çözüm yaklaşımı oldu. Diğer yandan, sağlık, eğitim, ulaşım sektörlerindeki gibi hizmetin nispeten daha somut olduğu ve AR-GE’ye dayanmayan projelere nazaran daha yoğun bir araştırma dönemi içermesi, daha önceden yapılmakta olmayan bir hizmetin sağlanmasını hedeflemesi ve ilk sonuçlarını uzun vadede ortaya çıkarabilecek olması nedeniyle 5G-PPP gibi bir proje için öngörülen PPP yaklaşımı da diğerlerinden biraz farklı şekilde değerlendirilmeli.

Klasik PPP modellerindeki risk transferi, motive edici unsurlar, çeşitli muhtemel durumlara ilişkin çözümleri kapsayan belirli bir sözleşme disiplini gibi değişkenleri 5G-PPP’de de görmek mümkün ancak asıl kafaları kurcalayan hususlar başka:

  • Projelerin yoğun bir ARGE içermesine bağlı olarak herhangi bir projedeki gecikme ve belki de başarısızlığın diğer projelerin süreçlerine ve genel program hedeflerine etkisinin nasıl olacağı,
  • Projelerin 20’den fazla değişik ülkeyi içermesi ve her ülkenin mevcut gelişmişlik düzeyinin aynı olmaması dikkate alındığında coğrafi bölge olarak da ayrım yapılması gerekmez miydi sorunsalı,
  • Bu proje aslında, yakın zamanda uzak doğu ve amerika eksenine kaymaya başlayan iletişim ve teknoloji üstünlüğüne karşı bir müdahale veya kendi firmalarını daha rekabet edebilir kılma amacıyla yapılmış bir hamle olarak değerlendirilebilir mi sorusu.

Sorunların cevabı mı… henüz değerlendirme yapacak kadar veri birikmediğinden hep birlikte bekleyip göreceğiz.

Hizmetler arasında sınırlar siliniyor: Vodafone Ono’yu devraldı

Teknolojideki hızlı gelişim ile elektronik haberleşme arasındaki yakınsama, bir kez daha kendini net bir şekilde gösterdi. Barış Yüksel anlatıyor.

Avrupa’nın en büyük mobil şebeke işletmecisi olan Vodafone, geçen sene yaklaşık 8 milyar dolar karşılığında devraldığı Almanya’nın önemli kablo hizmet sağlayıcısı Kabel’in ardından şimdi de İspanya’nın özel sektöre ait en büyük kablo işletmecisi Ono’yu 7.2 milyar dolar karşılığında satın aldı. Vodafone’un sabit internet hizmetlerine bu denli ciddi yatırım yapması ise elektronik haberleşme piyasalarında teknolojiler arası yakınlaşma eğiliminin bir sonucu.

Elektronik haberleşme piyasalarında eskiden birbirinden bağımsız hizmetler olarak değerlendirilen sabit internet, mobil internet, ses ve ödemeli televizyonculuk hizmetlerinin tamamı artık neredeyse tüm büyük işletmeciler tarafından tek bir paket içinde sunuluyor. Bu paketlerin oluşturulması için ise işletmecilerin önünde iki seçenek bulunuyor: İşbirliği anlaşmaları ile piyasada farklı hizmetler sunan işletmeciler bir araya gelebilir ve gelir paylaşımı esasına dayalı paketler oluşturabilir. Ya da birleşme ve devralmalar yoluyla paket içinde yer alan tüm elektronik haberleşme hizmetlerini tek başına sunabilecek altyapıya sahip “dev” işletmeciler oluşturulabilir.

fictional_device_smBu iki yöntemin avantajlarını ve dezavantajlarını daha iyi anlayabilmek için yakın zamanda hayatını kaybeden Nobel ödüllü iktisatçı Ronald Coase’nin teorileri yol gösterici olabilir. Zira firmayı büyütmek ile diğer firmalarla işbirliği anlaşmaları yapmak arasındaki tercih aslında firmanın büyümesi dolayısıyla artacak operasyon ve organizasyon maliyetleri ile pazarın kullanılmasından kaynaklanacak işlem maliyetleri arasında bir karşılaştırma yapmaktan ibarettir. Piyasalara bakıldığında, güçlü işletmecilerin hemen hemen tamamının işbirliğini değil, büyümeyi ve tüm hizmetleri kendi bünyesinde toplamayı tercih ettiği görülmektedir ki bu da işletmecilerin işlem maliyetlerini yüksek bulduğuna işaret eder.

Peki, Ono’yu devralması Vodafone için ne anlama geliyor?

Vodafone zaten İspanya’da mobil hizmetlerin tamamlayıcısı olması adına fiber altyapı kurulumu için yatırımlara başlamış ve yaklaşık 2 milyon haneye ulaşan bir fiber altyapısı oluşturmayı başarmıştı. Ancak Vodafone’un bu altyapısı Ono’nun İspanya’nın %42’sini kapsayan ve 7.2 milyon eve ulaşan altyapısının yanında oldukça küçük kalıyordu. Devir işleminin ardından Vodafone mobil pazardaki en önemli rakipleri olan Telefonica ve Orange’ın sunduğu ve içinde mobil hizmetlerin yanında sabit internet ve ödemeli televizyonu da barındıran paketlere daha rahat cevap verebilecek.

Teknolojiler ve elektronik haberleşme hizmetleri arasındaki yakınsama bu kadar hızlı bir şekilde gerçekleşirken ve işletmeciler kendilerini tüm hizmetleri tek başına sunabilecek şekilde yeniden yapılandırırken, tüm elektronik haberleşme hizmetlerini birbirinden bağımsız ilgili ürün pazarları olarak gören rekabet ve regülasyon stratejilerinin geçerliliğini ne kadar koruyabileceği de merak konusu. Zira bir yanda stratejilerini tamamen paket halinde sunulan hizmetler üzerinden belirleyen işletmeciler, diğer yanda da her hizmet özelinde analizler yapmaya çalışan otoriteler bulunması halinde pazarın gerçekleriyle uyuşmayan ve topluma beklenen faydayı sağlayamayan karar ve uygulamalar ile karşılaşılması kaçınılmaz olacaktır.

Piyasaların yakınsama süreci sonunda mümkün olan en rekabetçi yapıya kavuşması ve yenilikler ve etkinlik artışları vasıtasıyla toplumsal refahın en üst seviyeye getirilmesi adına bu amaçlara hizmet eden otoritelerin de bir an önce değişime ayak uydurması ve işleyişlerini yeni gelişmelere ayak uyduracak şekilde güncellemeleri faydalı olacaktır. Ülkemizde de bu tip paketlerin sayısının her geçen gün arttığı göz önünde bulundurularak şimdiden gerekli adımların atılması halinde, her hizmetin tamamen bağımsız olarak görüldüğü dönemlerde bu pazarlarda yaşanan problemlerin yakınsama sonucunda oluşacak çok daha geniş çaplı pazarlara sirayet etmemesi sağlanabilir.

Türk Telekom Hakkında Soruşturma Açıldı

Rekabet Kurulu, İDDK kararı üzerinde Türk Telekom hakkında soruşturma başlattı.

Detayını Can İtez anlatıyor.

Rekabet Kurulu’nun son dönemde artan soruşturmalarının sebeplerinden biri olan ve Danıştay ve İDDK’nın “soruşturma açmalıydın” görüşünü içeren kararların bir örneği daha yaşandı. Rekabet Kurulu’nun 2006 yılında Türk Telekom hakkında aldığı Önaraştırma kararı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (İDDK) tarafından bozuldu. Şikayet üzerine Türk Telekomünikasyon’un denizaltı ve karasal fiberoptik kablolardaki hakim durumunu kötüye kullandığı iddiasını inceleyen Rekabet Kurulu, önaraştırma kararı ile Türk Telekom hakkında soruşturma açılmasına gerek duymamıştı.

Takip eden süreçte Danıştay 13. Daire tarafından da reddedilen dava, bu kez İDDK tarafından iddiaların daha detaylı incelenmesi için soruşturma açılması gerektiği ifadesiyle hukuka uygun bulunmadı. Dosya konusu bilgi ve belgeleri kısa süre önce müzakere eden Rekabet Kurulu, Türk Telekom hakkında soruşturma açılmasına karar verdi. Önaraştırma kararında da üç kurul üyesi tarafından soruşturma açılması gerektiği yönünde karşı oy gerekçesi sunulmuş olan tartışmalı kararın bu yeni soruşturma ile nasıl bir boyut kazanacağını göreceğiz.