Avrupa’nın en zayıf internet pazarına sahip olmak bir kader midir?

Telekomünikasyon alanındaki serbestleşmenin üzerinden 10 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen, Türkiye’deki genişbant internet pazarı hala Avrupa’daki en düşük penetrasyon oranına ve görece en az rekabete sahip olan pazar konumunda. Av. Şahin Ardıyok ile birlikte yeni yayınladığımız bir makalede, genişbant internet pazarındaki bu zayıf performansı derinlemesine incelemeye çalıştık.

@ internetMakalede önemle üzerinde durduğumuz konulardan biri, hizmet-bazlı rekabetin önündeki kurumsal engeller oldu. Hizmet-bazlı rekabeti gözeten düzenleyici politikaların ve stratejilerin uyumsuzluğunu özellikle vurgulamaya çalıştık. Pazarda rekabetin tesis edilmesi için uygulanmaya çalışılan ve yerleşik operatörün şebekesinin adım adım diğer operatörlere açılması prensibine dayanan “yatırım merdiveni” yaklaşımının önündeki siyasi, bürokratik ve kurumsal kısıtlamaları sıraladık.

Nerdeyse 10 yıllık bir sürenin, etkin bir düzenleyici politika olmadan, sadece yerleşik operatörün şebekesini diğer internet servis sağlayıcılara açmaya çalışmakla geçtiğini ortaya koyduk. Sonuç olarak, yapılanların ya da yapılamayanların sadece hizmet-bazlı rekabeti başarısız kılmakla kalmadığını, aynı zamanda şebeke-bazlı rekabeti de geciktirdiğini gördük.

Fakat, son dönemde Türkiye’de genişbant internet pazarında, özellikle fiber ekseninde meydana gelen gelişmelerin şebeke-bazlı rekabetin başlangıcına işaret ettiği de gözümüzden kaçmadı. Makalede bu tür bir rekabetin tesis edilmesine dair potansiyeli ve engelleri de ele almaya çalıştık. Pazar koşullarının ve bu alandaki düzenleyici politikaların detaylı bir analizi sonucunda, şebeke-bazlı rekabeti harekete geçirebilecek politika önerilerini ve etkili olabilecek faktörleri sıraladık.

Aşağıda tam referansını verdiğimiz makaleyi e-posta yoluyla bizlerden isteyebilirsiniz.

Şahin Ardıyok, SArdiyok@baseak.com; Emin Köksal, emin.koksal@eas.bau.edu.tr

Köksal, E., & Ardıyok, S. (2015). Reviewing regulatory policy for broadband in Turkey: The failure of service-based competition and the prospect of facility-based competition. Competition and Regulation in Network Industries, 16(4), 354–377.

 

Emin Köksal
EminKoksal.com
@EminKoksal


[Photo credit: Flickr]

Bazı şeyler paylaştıkça artar!

OFCOM’un telekom altyapısının paylaşımı konusundaki görüşlerini Emin Köksal aktarıyor.

Geçtiğimi hafta İngiltere’nin iletişim endüstrisini düzenlemekle görevli otoritesi OFCOM’un hazırladığı “Dijital İletişimin Stratejik Değerlendirilmesi” raporunun ilk sonuçları açıkladı. Raporda yer alan en çarpıcı görüş, ülkedeki  kablolu iletişim altyapısının alternatif operatörlerin de kendi fiber yatırımlarını yapacak şekilde paylaşılması yönündeydi.

OFCOM, 2006 yılında British Telecom’un (BT) ile yaptığı bir anlaşma ile  “Openreach” adında BT’nin iştiraki olan, fakat ayrı bir yönetime sahip bir girişimin hayata geçmesini sağladı. Bu tür bir girişimin kurulmasındaki amaç, ev ve işyerlerine ulaşan kablolu iletişim ağının bakım ve gelişimi işini tamamen Openreach’e vererek, BT’nin yanında, alternatif operatörlerin de son kullanıcılara etkin bir şekilde erişebilmesine imkan sağlamaktı. Böylelikle hizmet bazlı rekabetin gelişmesi amaçlanıyordu.

16649920968_f671108c56_zBugün, Openreach’in, çoğu alternatif operatörlerden oluşan 500’ün üzerinde servis sağlayıcısı konumunda müşterisi var. Ancak alternatif operatörler bugün gelinen noktada, son kullanıcılara sundukları hizmetin kalitesini arttırmak konusunda ihtiyaçları olan altyapı yatırımlarının yeterince yapılmadığını iddia ediyorlar. Bunu  da  Openreach’in, iştiraki olması sebebiyle, BT’den bağımsız bir yatırım stratejisinin olmamasına bağlıyorlar. Çözüm olarak da, Openreach’in BT’den tamamen ayrılmasını savunuyorlar.

Geçtiğimiz hafta ilk sonuçları açıklanan rapora bakıldığında ise, Openreach’in BT’den olabildiğince bağımsız bir şekilde yatırım ve yönetim kararlarını alınmasına önemi bir vurgu yapılırken, herhangi bir ayrıştırmadan bahsedilmiyor. Ancak, alternatif operatörlerin Openreach’in sorumluluğundaki kablolu iletişim altyapısındaki kanalların alternatif operatörlerin kendi fiber yatırımlarını yapabilmelerini teşvik edecek şekilde paylaşılması ifade ediliyor. Bu durum, Openreach’in BT’den tamamen ayrılması yönünde beklentilere sahip alternatif operatörler için bir teselli ikramiyesi niteliğinde. Henüz sadece ilk sonuçları açıklanan ve tamamı açıklandığında daha da çok tartışma yaratacak bu rapor hakkındaki yorum hakkımızı saklı tutarak, biz yurda dönelim.

Bizde, Bilgi Teknolojileri ve İletişimi Kurumu’nun (BTK) 2011 yılında ilan ettiği eve/binaya kadar fiber erişimi yatırımlarının paylaşım zorunluluğunun dışında tutulmasına dair süreli düzenlemenin sonuna gelmek üzereyiz. BTK’nın yakın zamanda bu yatırımı yapmış olan işletmecilere nasıl bir paylaşım yükümlülüğü getireceğini merakla bekliyoruz.

Sokaklardaki altyapının paylaşımı konusunda ise, 2012 yılı sonunda ilgili bakanlığın çıkardığı yasal düzenlemenin henüz meyvelerini verdiğini söylemek oldukça güç. Düzenlemenin ardından BTK’nın belirlediği usul ve esaslar, 2015 yılı Ağustos’unda alternatif operatörlerin geri bildirimleri çerçevesinde revize edilmesine rağmen henüz kayda değer bir alternatif operatör yatırımını göremedik. 4.5G’ye geçiş sürecinde daha da alevlencek  paylaşım üzerine  tartışmaları ise, hep birlikte izleyip göreceğiz.

Emin Köksal
EminKoksal.com
@EminKoksal


[Photo credit: Got Credit]

Yeni Nesil Şebekeler ve Tesis Paylaşımı

BTK, tesis paylaşımı ve yükümlülüğü konusunda önemli bir karara imza attı.

Sonucunda işletmecilere 1 Temmuz’a kadar süre verilen kararın detaylarını Can İtez anlatıyor.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu, tesis paylaşımı ve yükümlülüğü konusunda verilen karar ile birlikte bu uygulamaların yaygınlaşması ve süreçlerin etkin bir şekilde işletilmesi konusunda önemli bir adım attı.

Bu kararın, teknoloji ve tercihler ışığında artan altyapı yatırımının etkisiyle altyapı rekabetin tesisi şansını da artırmayı hedeflediği yorumunu yapmak yanlış olmayacaktır. Konuyla ilgilenen pek çok kişinin de fark ettiği gibi, karara konu ve hızla artan altyapı tesisi süjelerinden birisi de yeni nesil şebekelerin fiber optik kablo altyapısıdır.

¹|‘Genişbant internet hizmetleri, fiber optik teknolojisinin gelişmesi ve uygulama alanlarının artması ile birlikte bakır kablo (telefon) ve kablo TV hatlarından sonra piyasada rol oynamaya başlayan üçüncü fiziksel kablo şebekesine hızla artan bir kullanırlık oranıyla kavuştu. Türkiye açısından rekabete açık bir pazar olarak internet genişbant hizmetleri pazarında da ilk defa bir altyapı kurulum sürecine şahit olmaktayız.

Bu durumda bizim ilgimizi çeken iki konuyu belirtmekte fayda var:

  1. Piyasa belki de ilk defa tek bir şirkete ait ve kullandırılmak sureti ile işletilen bir altyapı tekeline, her ne kadar düzenlenmekte de olsa, muhtaç olmama şansına sahip.
  2. Kurul verdiği bu kararla aslında her ne kadar iyi niyet ve rekabet söylemi ile yola çıksa da bu durumu güçleştirme ihtimali ile bizleri yüz yüze mi bırakıyor?

İlk konu ile ilgili olarak aslında güncel olarak ülkemizde hakim durumda olan ve olmayan hizmet sağlayıcıların fiber optik altyapı yatırımlarına büyük önem verdikleri ve farklı kollardan bu altyapı kurulumuna başladıkları biliniyor. Rekabet açısından faydalı bu gelişmeyi gölgede bırakma ihtimali olan ikinci konu ise tamamlanmamış altyapıları (veya daha doğru bir tabirle belli kısımlarını) paylaşmak yükümlülüğünün, bu altyapıyı kuran şirket tarafından kurgulanan fiziksel kapsamın azaltılması veya kapsam genişlemesinin yavaşlaması ile fiziksel kapsamının optimal düzeyde olmasını arzulayan biz kullanıcıların bu teknolojiye erişim süresinin uzaması veya hiç olmaması.

Kararın aslında tam da altyapı kurulum hızının arttırılmasını ve yayılımını hedefliyor olması ve AB piyasaları ile düzenlemelerinin referans olarak gösterilmesi, bazı soruları akla düşürüyor. Bu da, Türkiye’de altyapıyı kuracak olan ve tesis paylaşımı yükümlüsü haline gelen potansiyel ve mevcut şirketlerin kısıtlı olmakla birlikte talep yoğunlaşmasının ve hedef kitle bölgelerinin nispeten sınırlı oluşunun uygulamada yaratabileceği sıkıntılar. Neticede tablo, hedef kitlenin talebin yüksek olduğu bölgelerde oluşan rekabet ve talebin düşük olduğu bölgelerde teknolojinin olmayışı şeklinde oluşabilir. Bu muhtemel durum ekonomik etkinlik olarak desteklenebilse de (talebin olduğu yerde yatırımın fazla olması ve talebin oluşmadığı yerde maliyetlerinin geri dönüşünün mümkün olmaması nedeniyle yatırımın sağlanmaması mantık çerçevesinde sayılabilir) bilgi teknolojileri ve iletişim politikaları açısından tutarsızlık olarak algılanabilir (ulusal bir politika olarak internet kullanımının, erişiminin yaygınlaştırılması, kalite kriterleri, ulaşılabilirlik gibi konular belirlenmişse ve ülke çapında bir talep yaratılmak isteniyorsa özellikle bkz. “Bilgi Toplumu Stratejisi”).

Kararın pozitif ve negatif yönleri uzun uzun tartışılabilir, ancak uygulamanın gerçekleşebilmesi için, ciddi ve konuya özel olarak takip, teşvik ve aksi durumda caydırıcılık mekanizmalarının birlikte ve etkin bir şekilde çalıştırılması gerektiği bir gerçektir. Kurum 1 Temmuz tarihine kadar tesis paylaşımı yükümlülüğüne tabi işletmecilerden tesis paylaşımı ücretlerini talep etti, yaşanılacak gelişmeleri ve uygulamanın gidişatını bekleyip göreceğiz.

Paylaşmak Güzeldir: BEREC’in Raporu ve Türkiye’de Mobil Şebeke Yatırımları

BEREC yakın bir tarihte “Mobil Şebeklerde Altyapı ve Spektrum Paylaşımı” adlı raporda bir rapor hazırladı.

BEREC (Avrupa Elektronik Haberleşme Düzenleyicileri Birliği), Avrupa’da telekomünikasyon endüstrisine yönelik düzenlemelerde iyileşme ve etkinliği sağlamak üzere kurulan ve bünyesinde üye ülkelerin düzenleyici kurumlarının bulunduğu bir örgüttür. Bu örgüt 2009 yılında çıkarılan telekomünikasyon endüstrisine yönelik AB’nin yeni dönem düzenlemeleri içinde öngörülmüş ve birlik seviyesinde yapılacak regülasyonlarda rol almaktadır.

BEREC yakın bir tarihte “Mobil Şebeklerde Altyapı ve Spektrum Paylaşımı” adlı raporda bir rapor hazırlamıştır. Rapor mobil hizmetlerde artan yatırım maliyetlerini dikkate alarak, bu tür yatırımlarda operatörlerin işbirliği yapmasının getirilerine odaklanmıştır. Rapor benzer durumun söz konusu olduğu Türkiye için de büyük anlam ifade etmektedir.

Rapor mobil operatörler arasında yapılan altyapı ve spektrum paylaşımına yönelik anlaşmaları hem doğurdukları etkinlik artışları, hem de rekabet üzerinde yarattıkları etkiler bakımından incelemiş ve farklı paylaşım türlerinin doğurmaları muhtemel etkileri değerlendirmiştir.

Mevcut durumda mobil operatörler arasındaki altyapı paylaşımları iki şekilde ortaya çıkmaktadır. Bunlar “pasif altyapı paylaşımı” ve “aktif altyapı paylaşımı”. Kısaca tesis paylaşımı olarak nitelendirilebilecek pasif altyapı paylaşımı, şebekedeki pasif bileşenlerin (kule, saha, kabin, güç ve klima vb.) paylaşılması olarak tanımlanabilir. Bundan çok daha geniş bir kapsama sahip olan aktif altyapı paylaşımının ise birçok türü olmakla beraber, temel olarak bu kavram, erişim şebekesindeki aktif donanımın (anten, node, BSC, RNC) paylaşılmasını ifade etmektedir. Bu donanımın tamamı veya bir bölümü, paylaşımı gerçekleştiren tüm operatörler tarafından yönetilebilmekteyken, bir operatör tarafından da yönetilebilir. Aktif altyapı paylaşımının oldukça kapsamlı olduğu ve paylaşımın yüksek düzeyde gerçekleştiği bir yönteme ise spektrum paylaşımı adı verilmektedir. Spektrum paylaşımında, aktif altyapı paylaşımının yanında frekanslar da taraflarca ortak olarak kullanılmaktadır.

Burada şunu belirtmek gerekir ki, BEREC’e göre, bu tip paylaşım yöntemlerine ilişkin teknolojilerin hızla gelişmesi sayesinde paylaşım içerisindeki operatörlerin kendi şebekelerinin en optimal şekilde çalışmasını sağlayacak biçimde hizmetlerini farklılaştırması da mümkün olabilmektedir. Yani aktif altyapı paylaşımı içerisindeki operatörler kendi ihtiyaçlarına cevap verecek biçimde, örneğin en iyi kapsama alanını sağlayacak biçimde farklı hizmetler sunabilmektedirler.

BEREC’in yaptığı çalışmalar hem aktif hem de pasif altyapı paylaşımı anlaşmalarının çok ciddi maliyet etkinlikleri doğurabileceğini göstermektedir. Zira bu çalışmalara göre bu tip paylaşım anlaşmaları toplam maliyetler üzerinde %30’lara varan düşüşler meydana getirebilmektedir. Ayrıca özellikle Avrupa’da birçok operatörün kendi aralarında gönüllü olarak yapmakta olduğu tesis paylaşımı anlaşmaları operatörlerin tesis için yaptıkları yıllık sermaye harcamalarında %60’lara varan azalmalar sağlamıştır. BEREC’e göre, tesis paylaşımını yönelik anlaşmalar sermaye harcamalarında ciddi düşüşler yaratırken, aktif altyapı paylaşımları da özellikle operasyonel maliyetler bakımından çok ciddi etkinlik artışları sağlama potansiyeline sahiptir. Teknik olarak, operatörlerin mobil şebekenin kontrolünü sağlayan araçlar (RNC) vasıtasıyla, mobil şebekeye erişimin (RAN) her türlü unsurunu paylaşmaları mümkün olabilmekte ve hatta operatörler, her operatörün aboneleri ve bunlara verilen hizmetler ayrı tutulacak şekilde, frekansı dahi ortak kullanabilirler. Bu tip anlaşmalar ise operatörlerin operasyonel maliyetlerinin çok büyük miktarlarda düşüşler göstermesini sağlayacaktır. Ayrıca özellikle aktif paylaşım türlerinden olan spektrum paylaşımı modelinde maliyet düşüşlerinin yanı sıra pazarın genel etkinliği üzerinde de önemli olumlu etkiler görülebilecektir. Zira spektrum paylaşım anlaşmaları sayesinde, operatörlerin ideal seviyenin altında kullandıkları spektrumdan diğer operatörlerin faydalanması ve böylece var olan spektrumdan maksimum verim alınması mümkün olacaktır. Mobil hizmetler bakımından spektrumun en önemli kıt kaynaklardan olduğu dikkate alınırsa bu tip paylaşma anlaşmalarının önemi daha da açık bir biçimde ortaya çıkacaktır.

BEREC’in hazırladığı rapor, teknik açıdan, paylaşma anlaşmalarının operatörlerin etkinliğini önemli ölçüde arttıracağını göstermektedir. Raporda bu teknik değerlendirmenin ardından ise bu tip paylaşım anlaşmalarının rekabet üzerindeki etkilerine değinilmiştir. Rapora göre AB’de tesis paylaşımı Üye Ülkelerin çoğunluğunda operatörler arasında gönüllü olarak yapılmaktadır ve bazı ülkelerde de bu tip anlaşmalar zorunlu tutulmuştur. Ancak aktif altyapı paylaşımı konusunda Üye Ülke uygulamaları arasında farklılıklar bulunmaktadır. Bazı üye ülkeler bu tip anlaşmalarının kapsamlarını regülasyonlar vasıtasıyla kısıtlarken, bazı ülkeler ise operatörlerin gönüllü olarak yaptıkları aktif altyapı paylaşım anlaşmalarına izin vermektedir.

AB uygulamalarından verilebilecek en güzel örnek ise İlk Derece Mahkemesi’nin O2 GmbH & Co. OHG v Commission kararı olabilir. Bu kararda İlk Derece Mahkemesi, Komisyon’un, aktif altyapı paylaşım anlaşmalarının en son noktası olarak değerlendirilebilecek ulusal dolaşım anlaşmaları hakkında verdiği bir kararı incelemiştir. Ulusal dolaşım anlaşmalarının altyapı rekabetini kısıtladığını ve dolayısıyla Roma Antlaşması’nın 81. maddesi bağlamında rekabeti kısıtlayıcı anlaşmalardan olduğunu ve bu tip anlaşmalara sadece koşullarını sağlaması halinde 81(3). madde kapsamında muafiyet tanınabileceğini öne süren Komisyon kararını bozan İlk Derece Mahkemesi, bazı koşullarda ulusal dolaşımın rekabeti kısıtlayıcı değil aksine arttırıcı etkiler doğuracağını belirtmiştir. İlk Derece Mahkemesi, özellikle daha güçsüz operatörlere ulusal dolaşım hakkı tanıyan anlaşmaların rekabeti arttıracağını belirterek bu tip anlaşmaların 81. madde kapsamında değerlendirilmemesi gerektiğini karara bağlamıştır.

BEREC’e göre ise özellikle aktif altyapı paylaşımı anlaşmalarının rekabet üzerindeki etkilerini değerlendirebilmek için birçok unsuru dikkate almak gerekmektedir. Bu unsurla raporda şöyle sıralanmıştır:

– Anlaşmanın tek taraflı mı (tek bir operatöre mi paylaşım hakkı veriliyor), çift taraflı mı, yoksa çok taraflı mı olduğu.

– Anlaşmanın coğrafi boyutu (tek bir tesise ilişkin, bir bölgeye ilişkin, bir ülkenin tamamına ilişkin ya da AB ortak pazarının tamamına ilişkin).

– Anlaşmanın fiyat, kapsama alanı ve kalite gibi en önemli rekabet parametreleri üzerindeki etkileri.   

– Anlaşma taraflarının yeni tesis kurma ve şebeke planlama alanlarındaki serbestisinin kısıtlanıp kısıtlanmadığı.

– Anlaşmada münhasırlık şartının olup olmadığı.

– Anlaşmanın, amacını aşacak bilgi değişimi gerektirip gerektirmediği.

– Anlaşma taraflarının rekabetçi parametreler üzerinde farklılaştırma yapma olanağının devam edip etmediği.

– Operatörün alacağı kararlar konusunda bağımsızlığını sürdürüp sürdüremeyeceği (özellikle de anlaşma sonucunda zımni koordinasyonun kaçınılmaz hale gelip gelmediği konusu önem kazanıyor).

BEREC’e göre en önemli unsur, altyapı paylaşım anlaşmaları sonrasında anlaşma taraflarının her konuda rakip olarak kalmaya devam etmeleri ve rekabetçi parametreleri (fiyat ve kalite gibi) bağımsız bir biçimde belirleyebilmeleridir.

Raporda son olarak altyapı paylaşım anlaşmalarının olumlu ve olumsuz yönlerine değinilmiştir. BEREC bu tip anlaşmaların olumlu yönlerini:

– kaynakların en etkin biçimde kullanılması yoluyla tahsis etkinliğini arttırmaları

– gereksiz tesis kurulmasını (pasif) ve anten dikilmesini (aktif) engellemek suretiyle çevreyi korumaları

– daha az emisyon dolayısıyla sağlık üzerindeki riskleri azaltmaları

– kapsama alanlarını arttırmaları

– önemli maliyet etkinlikleri sağlamaları

– etkin olmayan düplikasyonu önlemeleri

– daha tenha ve karlılığı düşük alanlara gönüllü olarak hizmet gitmesini sağlamaları

olarak sıralamaktadır.

BEREC’e göre bu anlaşmaların potansiyel olumsuz yönleri ise:

– servis kalitesi üzerinde olumsuz etkiler doğurabilmeleri

– altyapı rekabetini kısıtlayabilmeleri

– rakipler arası koordinasyon riskini arttırarak rekabetçi parametrelerin rakiplerce farklılaştırılmasını engelleyebilmeleri

şeklinde sıralanmaktadır.

Ancak raporda bu olumlu veya olumsuzlukların olay bazında değişebileceğine ve dolayısıyla genellemelerden kaçınılması gerektiği de vurgulanmaktadır.