Mobilde şebeke tarafsızlığını 2016’da çok konuşacağız

Şebeke tarafsızlığı (net neutrality) meselesine ilişkin olarak mikrofonu yeniden Emin Köksal’a uzatıyoruz.

Yine bir şebeke tarafsızlığı (net neutrality) meselesi ile karşınızdayız. Mesele, çoğunlukla olduğu gibi, bu sefer de Amerika’dan. Birkaç gün önce Wall Street Journal’in teknoloji sayfasında yer alan bir haber, Amerikan mobil iletişim pazarındaki oyunculardan biri olan T-Mobile’in Binge On hizmeti ile, Youtube’u dezavantajlı konuma düşüren  bir eylem içerisinde olduğunu öne sürdü.

T-Mobile_Throttles_YouTubeDaha birkaç yıl önce, Amerika’nın ikinci büyük mobil operatörü  AT&T tarafından devralınması konuşulan T-Mobile, bu devralmanın onaylanmaması ardından pazarda daha kalıcı olabilmek için atağa geçmiş ve ses getiren promosyon kampanyalarına imza atmıştı. Faaliyet  gösterdiği pazarda küçüklere yer olmadığını bilen T-Mobile, abone sayısını kitlesel bir biçimde arttırmak için ailelere özgü kampanyalar yapmış; hatta dolaşım (roaming) ücretlerini de sıfırlayan diğer başka kampanyalar ile de bunu pekiştirmeye çalışmıştı.

T-Mobile, bu girişimlerine bir yenisini ekleyerek Kasım ayında abonelerine yeni bir hizmet daha sunmaya başladı. “Binge On” adı verilen bu hizmet, birçok video şebeke/sitesinde yer alan içeriği herhangi bir veri ücretlendirmesi ve sınırı olmadan izlemeye olanak veriyor. Tüm videolar  DVD kalitesine yakın olan 480p çözünürlükte sunuluyor. Bu hizmete, henüz Türkiye’den erişemediğimiz HBO, Netflix, ESPN, Hulu gibi şebekelerde yer alan filmler diziler ve şov programları da dahil. Fakat bu hizmette internetteki en zengin video içeriğine sahip  Youtube yok! Açıklamalardan anladığımız kadarıyla Youtube, T-Mobile’in bu hizmeti için sağlayıcı olmak üzere imza atmamış.

Bu meselede, Youtube iki konudan rahatsız ve T-Mobile ile bir mücadeleye girmek üzere. İlki, rekabet halinde olduğu diğer video paylaşım sitelerine göre veri kullanım ücretlendirilmesi açısından dezavantajlı bir pozisyona düşmesi. İkincisi ise, T-Mobile’in videoları 480p  çözünürlükte yayınlayarak içerik  kalitesini kısıtlaması.  Zira, mobil araçların desteklediği ve Youtube’un sunduğu içeriğin çözünürlüğü bu kalitenin oldukça üzerinde.

Youtube’un bu bahsettiğimiz rahatsızlıkları  Amerikan Federal İletişim Komisyonu’nun da gözünden kaçmamış olmalı ki, olay basına yansımadan önce (16 Aralık’ta) T-Mobile’a Binge On hizmeti  ile ilgili bir soru formu  göndererek bir ay içinde cevaplamasını istemiş.  Görünen o ki, Amerikalı mobil işletmecileri, şebeke tarafsızlığı konusunda hareketli bir 2016 bekliyor.

Bizde de, 4.5G ile birlikte bu tür tartışmaların yaşanması muhtemel. OTT’lerin, SMS gelirleri üzerinde yaratığı baskı, ses hizmetleri üzerinde de etkisini göstermeye başlayınca, operatörlerin veri trafiğini yönetme motivasyonu artacak ve mobil şebeke tarafsızlığına dair tartışmaların ortaya çıkışı pek de vakit alamayacak gibi görünüyor.

Emin Köksal
EminKoksal.com
@EminKoksal

AB roaming ücretlerini sıfırlıyor

Geçtiğimiz hafta AB, üye 28 ülkede Haziran 2017 itibariyle roaming ücretlerini sonlandırma kararı aldı. Böylelikle AB ülkelerindeki mobil aboneleri, konuşma, SMS, ve veri kullanımı için AB içerisinde herhangi bir ekstra ücret ödemeyecekler.

roaming-logo1Aslına bakarsanız AB bu ücretleri önümüzdeki yaz (Haziran 2016) itibariyle sonlandırmayı planlıyordu. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. Pazarlıklar sonucu bu tarih bir yıl ötelendi.

Roaming ücretlerinin sonlandırılmasına geçiş kademeli bir şekilde devreye girecek. Örneğin, Nisan 2016 itibariyle operatörlerin uygulayabileceği en yüksek ücretler şu şekilde olacak:  SMS başına hali hazırda 6 cent olan roaming ücreti 2 cent’e;  dakika başına 19 cent olan ses roaming ücreti 5 cente; MB başına 20 cent olan veri roaming ücreti de 5 cente düşürülecek.  Böylelikle 2007 yılından bu yana roaming ücretlerinde yaşanan düşüş %90’lara ulaşacak.

AB’yi iletişim teknolojileri anlamında bir bütün haline getirmeyi amaçlayan bu kararlar,  Dijital Tek Pazar yaratmanın da en önemli adımları. Özellikle Amerikan firmalarının hakimiyetinden rahatsızlık duyulmasının, AB’nin bu alandaki düzenlemelere dair faaliyetlerine ağırlık vermesinin bir sebebi olarak görülüyor. Zira geçtiğimiz hafta AB, bir önemli karar daha aldı. Umulmadık bir şekilde, ağ tarafsızlığı konusunda Amerika’da yürürlüğe koyulan düzenlemeden daha esnek bir düzenleme konusunda bir karara imza attı.

Her ne kadar AB’nin roaming ile ilgili kararı operatörler haricinde geniş bir kesimde memnuniyet yaratmış görünse de, ağ tarafsızlığı ile ilgili karar için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil. Zira şimdiden tartışmalar başladı ve üye ülkelerde ağ tarafsızlığı konusunda farklı yasal düzenlemelerin olması tartışmayı daha da büyüteceğe benziyor.

Ve FCC ağ tarafsızlığı konusunda kararını verdi!

Amerikan Federal İletişim Komisyonu FCC, geçtiğimiz hafta internetin geleceği için kritik bir adım attı. İnternet hizmet sağlayıcılarına 2005 yılı öncesinde olduğu gibi bazı yükümlülükler getirdi. Bu yükümlülükler sadece sabit interneti değil, mobil interneti de kapsayacak şekilde genişletildi. Temelde ağ tarafsızlığı tartışmalarını sonlandırmayı amaçlayan bu düzenleme, ABD ve AB basınında yarattığı tartışmaya bakılırsa, aslında sadece ağ tarafsızlığı meselesini yeni bir evreye soktu.

2005’te FCC’nin internet servis sağlayıcılarının bazı yükümlülüklerini kaldırması, ağ tarafsızlığı tartışmasının başlamasına zemin hazırlamış ve bu tartışma 10 yıl boyunca zaman zaman alevlenerek sürmüştü. Şimdi ise, FCC o düzenlemenin tam tersi bir yönde bir öneriyi oylayarak, interneti telefon hizmetlerine benzer bir kategoriye soktu. Bu sefer sadece sabit interneti değil mobil interneti de bu düzenleme kapsamına aldı. Yeni kurallara göre hem mobil hem de sabit internet sağlayıcıları sağladıkları içerik ve uygulamalar için engelleme ya da yavaşlatma gibi işlemleri yapamayacaklar.

İçeriklerin engellenmesi ve yavaşlatılması gibi fiiller abonelerinin çok da hoşuna gitmediği için, zaten internet servis sağlayıcıları ya da mobil operatörler tarafından yaygın olarak uygulanmıyordu. Ancak, abonelerin talepleri ve içerik sağlayıcıların gönüllü olması ile uygulanacak trafik yönetimi benzeri fiiler operatörlerin sık başvurduğu yöntemlerdendi. İçerik sağlayıcıların ek bir bedel ödeyerek hizmetlerinin daha hızlı taşınmasını sağlayacak bu tür “öncelikli”  iletim yöntemleri, aslında tüketiciler için de ekonomik açıdan değer yaratan uygulamalardı. Ancak dünkü düzenleme ile birlikte bu tür uygulamalar da rafa kalkmış oldu.

Bundan sonraki süreçte tartışmanın şiddetinin artacağı  ve kararın yargıya taşınacağı kesin gibi gözüküyor.

Ağ tarafsızlığı ile ilgili tartışmaları ve gelişmeleri daha iyi anlamak için yakın zamanda yazdığımız yazıları okuyabilirsiniz:

Internette Tarafsızlık İyi midir?

Ağ tarafsızlığı (net neutrality) tartışması nereye gidiyor?

FCC, cini lambaya geri sokmaya çalışıyor!

Emin Köksal
eminkoksal.com
@eminkoksal


1. Görsel: publicknowledge.org

FCC, cini lambaya geri sokmaya çalışıyor!

Bundan iki hafta önce Ağ Tarafsızlığı (Net Neutrality) Tartışması Nereye Gidiyor? diye sormuş, iki gelişmenin yakın zamanda bu tartışmayı hararetlendirdiğinden bahsetmiştik. Bu gelişmelerden ilki, başkan Obama’nın Amerikan Federal İletişim Komisyonu FCC’yi, ağ tarafsızlığından yana yeni bir düzenleme yapamaya çağırmasıydı. İkincisi ise, ağ tarafsızlığı tartışmalarının büyük ölçüde dışında kalan mobil internetin de bu tartışmaya dahil edilmesiydi. Her iki konuyu da içeren yeni bir ağ tarafsızlığı önerisini geçtiğimiz hafta FCC başkanı açıkladı.

FCC’ni yeni önerisi ne diyor?

open-InternetFCC Başkanı Wheeler’in 4 Şubat’ta açıkladığı yeni öneri, hem Başkan Obama’nın istediği tarzda bir ağ tarafsızlığını içeriyor, hem de mobil interneti bu düzenlemeye dahil ediyor. Bu sebeple de, radikal bir yaklaşımı simgeliyor. Zaten Wheeler öneriyi açıklarken de, bunu “açık interneti” korumak için şimdiye kadar sunulmuş en güçlü öneri olarak lanse etti.

Ağ tarafsızlığı tartışmasına, 2005 yılında FCC’nin internet servis sağlayıcılarının bazı yükümlülüklerini kaldırmasının sebep olduğunu önceki yazıda anlatmıştık. FCC şimdi, bu yeni öneri ile yükümlülükleri yeniden tesis edip, buna mobil interneti de dahil etmek istiyor. Yani, cini lambaya geri sokmaya çalışılıyor.

Peki, cin lambaya girer mi?

FCC bunu daha önce de denemiş, fakat başaramamıştı. FCC’nin 2010 yılındaki benzer bir girişimi, AT&T ve Verizon gibi firmaların hukuk mücadelesi sonucu başarısız olmuştu. Benzer bir mücadele muhtemelen düzenlemenin hayata geçmesine yine şans tanımayacak.

İktisadi açıdan da, bugün internetin geldiği nokta düşünüldüğünde önerinin hayata geçmesi oldukça zor görünüyor. İnternet trafiğinin %30’unu video içerikleri oluşturuyor. Önümüzdeki üç yılda ise, bunun %60’lara çıkacağı tahmin ediliyor. Bu durumda, servis sağlayıcıların taşıdıkları her türlü içeriği eşit muamele ile iletmesini gerektiren bir düzenleme kimi ne kadar tatmin edecek? Bu cevaplanması gereken bir soru. Bu soruya bugün verilenlerden daha kesin cevaplar verilmediği sürece, ağ tarafsızlığı düzenlemeleri hukuki ve iktisadi açıdan meşruiyet kazanmayacağa benziyor.

Emin Köksal
EminKoksal.com
@EminKoksal


1. Görsel: publicpolicy.telefonica.com

Ağ tarafsızlığı (net neutrality) tartışması nereye gidiyor?

İnternet tüm nimetleriyle hayatımızın her alanına nüfuz etmeye devam ediyor. Alışverişten eğlenceye, eğitimden sağlığa, giderek büyüyen bu bağımlılık internet servis sağlayıcılarının rolünü de giderek arttırıyor. Bu nedenle de birçok kesim servis sağlayıcıların nasıl davranması gerektiği konusunda mesai harcıyor. Geçtiğimiz aylarda ABD başkanı Obama’nın da dahil olduğu internetin geleceği ile ilgili bu tartışma “ağ tarafsızlığı” (net neutrality) olarak biliniyor. Ve şimdiye kadar sadece sabit interneti kapsayan bu tartışmanın mobil interneti de içine alacağı görülüyor.

Bu tartışma nereden çıkmıştı?

2005 yılında Amerikan Federal İletişim Komisyonu’nun (FCC) internet servis sağlayıcılarının bazı yükümlülüklerini kaldırması, ağ tarafsızlığı tartışmasına zemin hazırladı. Tartışmanın fitilini ateşleyen ise, ABD’nin en büyük servis sağlayıcılarından AT&T’nin CEO’sunun bir röportajında özellikle Google ve Yahoo gibi içerik sağlayıcıları kastederek,  “onların benim altyapımı bedava kullanmalarına izin vermeyeceğim” söylemi oldu.

İnternet aslında birçok ağı birbirine bağlayan büyük bir ağ olarak tasvir edilebilir. Bu ağın tarafsız olması ise, ağ içerisindeki verilerin ayrım gözetmeksizin olabildiğince çabuk bir şekilde aktarılması prensibini gerektirir. Yani, servis sağlayıcının taşıdığı veriyi önceliklendirecek ya da geciktirecek bir muamele yapmadan iletmesi beklenir. Ancak zamanla, kullanılan uygulama/içeriklerin artması ve bunların veri gereksinimin birbirinden farklılaşması, servis sağlayıcılarda bu temel prensipten sapma güdüsü yarattı. Bazı servis sağlayıcılar karlarını azaltacak uygulamaları engelleyip yavaşlatırken, işbirliği içerisinde bulundukları içerik ve uygulamaları da önceliklendirdiler. Bu tür eylemler yaygın bir şekilde görülmese de tartışmanın zaman zaman daha da hararetlenip canlı kalmasına sebep oldu.

On yılda bu tartışma nasıl evrildi?

On yıl önce ilk alevlendiğinde bu tartışmanın birbirinden keskin bir şekilde ayrılmış iki tarafı vardı: ağ tarafsızlığını savunanlar ve bunu tamamıyla gereksiz bulanlar. Tartışma zaman içinde internet fanatikleri, politikacılar ve akademisyenlerden giderek büyüyen bir ilgi gördü. Ancak yine de, kamuoyu önünde yapılan beyanların bir kısmı pek de gerçeği yansıtmayan duygusal dürtüler şeklinde oldu.  Temelde, ağ tarafsızlığını savunanlar, bu prensipten sapmanın yeni Google’ların, Facebook’ların, Youtube’ların ortaya çıkmasını engelleyeceğini; gereksiz bulanlar ise bu prensipte ısrar etmenin altyapı yatırımlarını ve bu alandaki teknolojik ilerlemeyi engelleyeceğini savundu.

Fakat zamanla sağduyu ve üçüncü bir yolun bulunabileceği düşüncesi tartışmaya hâkim oldu. Akademik çalışmaların katkısının da yadsınamayacağı bu olgunlaşma süreci, FCC’nin 2010 yılında yaptığı bir düzenleme ile somutlaştı. Buna göre servis sağlayıcılar, yasal içerik ve uygulamaları engelleyemeyecek fakat makul bir ağ yönetimi yapabilecekti. Yani, servis sağlayıcıların değeri yok eden eylemlerine yasak getirilirken, değer yaratabilecek bazı iş modellerini uygulamalarına izin verildi.

AB’de ise 2009’daki ek düzenlemeler ile yasal olarak, ağ tarafsızlığından yana bir tavır koyuldu. Fakat uygulamada ortaya çıkan durumun biraz tartışmalı bir hal aldığını da belirtmek lazım. Türkiye’de ise ağ tarafsızlığı konusunda yasal bir düzenleme olamamasına rağmen Bilgi Teknolojileri ve İletişimi Kurulunun 2012 yılında TTNET aleyhine aldığı kararın kurulun bu konuya bakışını yansıttığı söylenebilir. Bu kararla kurul, TTNET’in bazı dosya paylaşım ve video sitelerine erişimi yavaşlattığı/engellediği gerekçesi ile para cezasına hükmetmişti.

Tartışma ne durumda?

Geçtiğimiz aylarda ağ tarafsızlığı tartışmasına iki yeni olay damgasını vurdu. İlki, Obama’nın, başkanlıktan ayrılmadan önce kalıcı bir miras bırakma motivasyonundan olsa gerek, FCC’yi bu konuda ağ tarafsızlığından yana yeni bir düzenleme yapmaya çağırmasıydı. Tabii ki dünyanın en güçlü adamının bu çağrısı bazı çevrelerde sevinçle karşılanırken, bazı çevrelerde de rahatsızlık uyandırdı. Örneğin AT&T’nin yeni CEO’su böylesine karmaşık bir ortamda yeni yatırımlar yapmayacaklarını açıkladı. Fakat başta da söylediğimiz gibi,  kamuoyu önünde bu konuda yapılan çıkışlar genelde duyguların hakim olduğu, aklın ise daha sonra devreye girdiği tartışmalar oluyor. Nitekim gerek Beyaz Saray’dan yapılan açıklamalar, gerekse AT&T gelen sonraki açıklamalar, daha sağduyulu ve yumuşak açıklamalar oldu.

Tartışmaya son dönemde damgasını vuran ikinci şey ise, ağ tarafsızlığı düzenlemelerinden büyük ölçüde muaf olan mobil servis sağlayıcıların da sabit servis sağlayıcılar ile benzer yükümlülüklere maruz kalacak olmaları. Mobil internet hizmetlerinin iş ve günlük hayatın bu kadar içine girdiği günümüzde, bu durumun tartışmaya yeni bir boyut kazandırdığını söyleyebiliriz.

Peki, ne olacak?

Teknoloji konusunda öngörüde bulunmak oldukça zor. Konu internetin geleceği olunca bu zorluk bir kat daha artıyor. Fakat en azından bu tartışmada, son on yılda, genelde sağduyu kazandı. Sivil toplum örgütlerinin, internet ekonomisinden para kazanan şirketlerin, akademisyenlerin, mahkemelerin ve hatta politikacıların katkısıyla düzenleyiciler, sert ve keskin düzenlemelerden büyük oranda kaçındı. Çok taraflı bu ortam bozulmadıkça da internet gibi altın yumurtalayan bir tavuğun kesilmesini beklemiyoruz.

Emin Köksal
eminkoksal.com
@eminkoksal


1. Görsel: publicknowledge.org