Rekabet Kurumu Taahhüt tebliği taslağını yayımladı

Rekabet Kurumu’nun Taahhüt Tebliği neler getirecek? Yağmur Kaya tebliğ taslağını yazdı.

4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’a, 24.06.2020 tarihli kanun değişikliğiyle getirilen taahhüt mekanizmasının nasıl uygulanacağına ilişkin tebliğ taslağı, kamuoyunun görüşlerinin alınması için Rekabet Kurumu’nun web sitesinde 27 Kasım 2020 tarihinde yayımlandı. Tebliğ taslağına buradan ulaşabilirsiniz.

Tebliğe konu taahhüt prosedürü, hâkim durumun kötüye kullanılması ile rekabeti kısıtlayıcı anlaşma, uyumlu eylem ve kararlardan doğan rekabet ihalelerinin, ön araştırma ve/veya soruşturma evrelerinin tümü tamamlanmaksızın, ortadan kaldırılabilmesine imkân sağlıyor.

Düzenlemeye göre, 4054 sayılı kanunun 4. veya 6.maddeleri uyarınca hakkında ön araştırma veya soruşturma yürütülen bir teşebbüs veya teşebbüs birliği, kendi isteğiyle Rekabet Kurul’una taahhüt sunabilecek. Kurul, kendisine sunulan taahhütleri rekabet endişelerini giderme konusunda yeterli bulursa, ilgili teşebbüs hakkında soruşturma açmayacak veya halihazırdaki ön araştırma veya soruşturmayı sonlandıracak.

Taahhüt prosedürüyle, rekabet hukuku ihlallerinden doğan zararların daha da büyümeden ihlallerin sonlandırılması, ayrıca ön araştırma veya soruşturma prosedürleri tamamlanmaksızın ihlallerin giderilmesiyle de zamandan ve kaynaklardan tasarruf edilmesi amaçlanıyor.

Tebliğ taslağı, taahhüt prosedürün aşamalarını ve özellikle, taahhüttün nasıl sunulması gerektiğini, taahhüt görüşmelerini, taahhüttün içeriği ve niteliğini, taahhüttün nasıl değerlendirileceğini, Rekabet Kurulu’nun değerlendirme sonucunda alabileceği kararları ve taahhütlerin bağlayıcı hale getirilerek uygulanmasını detaylı bir şekilde düzenliyor.

Tebliğ taslağında, ilk aşamada dikkatimizi çeken düzenlemeleri aşağıda sizinle paylaştık.

  • Soruşturma aşamasında 3 aylık süre

Taahhüt prosedürü, ön araştırma veya soruşturmaya konu teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin yazılı şekilde taahhüt sunma talepleriyle başlıyor. Ön araştırma sürecinde taahhüttün sunulması için belli bir süre öngörülmemiş. Ancak soruşturma evresinde, teşebbüs veya teşebbüs birlikleri taahhüt prosedürünü başlatabilmek için, soruşturma bildiriminin kendilerine tebliğinden itibaren 3 ay içinde yazılı talepte bulunmak zorunda. Tebliğ taslağıyla soruşturma evresi için düzenlenen 3 aylık süre, taahhüt mekanizmasının usul ekonomisine yönelik amacıyla bağdaşıyor.

  • Rekabet Kurulu’nun taahhüt sürecini başlatmadaki yetkisi

Taahhüt sunma taleplerinin alınmasının ardından, Rekabet Kurulu teşebbüsler ile taahhüt görüşmelerini en kısa sürede başlatıyor. Bu noktada belirtmek gerekir ki, Rekabet Kurulu ilgili olaydaki rekabet sorunlarını daha açık ve detaylı bir şekilde ortaya koymak için daha fazla araştırma yapmaya gerek görürse, taahhüt görüşmelerinin başlatılmasını erteleme hakkına sahip.  

  • Taahhüttün niteliği ve içeriği hakkında prensipler

Taahhüt görüşmelerinin ardından taraflar taahhütlerini yazılı şekilde taahhüt metni ile sunacaklar. Taahhüt metninde taahhütler açık bir şekilde belirtilmeli ve alternatif taahhütler yer almamalı. Rekabet sorunlarının niteliğine göre davranışsal taahhütler de yapısal taahhütler de sunulabilir.

  • Taahhütlerin Rekabet Kurulu tarafından değerlendirilmesi

Rekabet Kurulu, değerlendirmesi çerçevesinde (i) olaydaki anlaşma, karar veya uygulamaların açık ve ağır bir şekilde rekabet hukukunu ihlal edip etmediğini ve (ii) taahhütlerin söz konusu rekabet endişelerini giderip gidermediğini inceleyecek. Değerlendirme sonucunda Rekabet Kurulu (i) taahhütleri uygun bularak, taahhütlerin bağlayıcı hale getirilmesine ve yürümekte olan soruşturmanın sonlandırılmasına ya da hiç soruşturma açılmamasına karar verebilir (ii) taahhüt sürecine devam ederek şikayetçinin veya üçüncü kişilerin taahhütler hakkındaki görüşlerinin alınmasına karar verebilir (iii) taahhütleri uygun bulmayarak bir defaya mahsus olmak üzere teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin taahhütlerini kararı çerçevesinde değiştirmelerine izin verebilir (iv) taahhütleri yeterli bulmayarak taahhüt sürecini sonlandırabilir.

  • Taahhüt metni hakkında şikayetçinin ve üçüncü kişilerin görüşleri

Rekabet Kurulu, taahhütlerin değerlendirilmesi sonucunda, taahhütler hakkında üçüncü kişiler ile şikayetçinin görüşlerinin alınmasına karar verebiliyor. Bu durumda, Kurul’un bu kararından itibaren 10 gün içinde taahhüt metni ile rekabet endişelerini içeren metni bu kişilere göndermesi veya internet sitesinde yayınlaması gerekiyor. Şikayetçi ile üçünü kişiler, taahhütler hakkında yazılı olarak Kurul tarafından belirlenecek süre içinde yazılı olarak sunmalılar.

  • Üçüncü kişilerin görüşlerinin alınmasının ardından taahhütlerinin yeniden değerlendirilmesi

Tebliğ taslağı, şikayetçi veya üçüncü kişilerin görüşlerinin alınmasından sonra, Rekabet Kurulu’nun taahhütlere ilişkin değerlendirmesini gözden geçirmesini zorunlu tutuyor. Rekabet Kurulu bu ikinci değerlendirmenin sonunda yine yukarıda belirtilen şekilde, taahhütleri uygun bulabilir, taahhütlerde bir defa mahsus olmak üzere değişiklik yapılmasına izin verebilir ya da taahhüt sürecini tamamen sonlandırarak ilgili ön araştırma veya soruşturmasının yürütülmesine karar verebilir.

Arzu edenler tebliğ taslağı hakkındaki görüşleri ve değerlendirmelerini, 28 Aralık 2020 tarihine kadar duzenleme@rekabet.gov.tr e-posta adresine gönderebilirler.

Tebliğin kendisi yayınlandığında, düzenlemeler hakkında daha detaylı bilgi yayınlayacağız.

De minimis ve Taahhüt Tebliğ Taslakları (Video)

Rekabet Kurumunun kamuoyuna görüş için sunduğu “de minimis” ve “taahhüt” tebliğ taslakları hakkında bilmeniz gerekenler.

Ali Ilıcak ve Altuğ Özgün bu hafta Rekabet Kurumunun kamuoyuna görüş için sunduğu “de minimis” ve “taahhüt” tebliğ taslaklarını konuşuyor.

De minimis nedir? Rekabeti çok degil ama biraz azaltmak mümkün mü?

Tebliğ taslağında, ciro eşiklerinin altında kalanların rekabeti kayda değer ölçüde kısıtlamadığı varsayılmış. Ancak bütün taslağın yazılma nedeni olan hüküm, “eşik altında kalan anlaşmalara soruşturma açılmayabilir, ama gerekli görülürse açıla da bilir”, şeklinde

Malum Rekabet Kanunu’nda geçen yaz önemli değişiklikler yapıldı. Bunlardan biri de Kurulun “piyasada rekabeti kayda değer ölçüde kısıtlamayan anlaşmaları“ soruşturmaya konu yapmayabileceğine ilişkin ‘de minimis’ düzenlemesiydi. Bu, soruşturmaya konu yapmama hususunun ne şekilde olacağına dair Tebliğ Taslağı geçenlerde Rekabet Kurumu tarafından görüş için kamuoyuna sunuldu.

Kişisel tarihimden bir yaprak

Konu ilk defa 1999 yılında, ben henüz iki yıllık rekabet uzman yardımcısı iken gündeme gelmişti. Kurum faaliyetine başlayalı daha iki yıl olmuş, topluca gelen muafiyet başvuruları bir yandan, ilgili ilgisiz şikayetler öte yandan, bir odaklanma ve insan kaynağını ve zamanı etkili kullanma sorunu yaşanıyordu. Şikayetlerin her birinin Kurul tarafından görüşülüp uzmanların hazırladıkları raporlar çerçevesinde karara bağlanması, sonra da bunlara Kanun gereği gerekçe yazılması büyük zaman ve enerji kaybına yol açıyordu. Bu şekilde, Kurumun ana görevi olan kartel ve tekellerle mücadeleye yönelemeyeceğini ileri süren Daire Başkanımız -ki kendisinden başka bir tane daha yoktu o vakitler- hem Kanun kapsamına girmeyen hem de önemsiz başvurulardan kurtulmanın yollarını arıyordu.

Bir zamanlar Ankara

Bu arayışın sonucu olarak, halen Kurumda uzman olarak görev yapan bir arkadaşımla birlikte, Avrupa Birliği Komisyonu’nun De Minimis düzenlemesini örnek alarak, gerekçesiyle birlikte bir tebliğ taslağı hazırlamakla görevlendirildik. Gerekçesinin, o zamanlar her biri diğerinden cevval 11 kişiden oluşan Kurulu ikna etmek için sağlam bina edilmiş, AB üye ülkeleri uygulamalarıyla desteklenmiş olması gerekiyordu. İnternetin byte ile verildiği dönemlerde bu hazırlığı yapmak pek kolay olmadı, zira diğer dosyalarımızı yürütmeye aynen devam ediyorduk.

“Hadi şimdi bunu Kurula sokalım”

6 hafta sonra mesai sonrası ve hafta sonu çalışmaları neticesinde Daire Başkanını tatmin edecek bir metin ortaya çıktı. Güzel de bir gerekçe yazdık. Bir pazartesi günü, dosyanın o haftaki Kurulun gündemine konduğu söylendi. Kurul toplantılarının yapıldığı perşembe günü öğlene kadar, törende şiir okuyacak önlüklü öğrenciler gibi gergin bir şekilde bekledik. “Sıra size geliyor, çıkın 5 inci kata”, dendi. Biraz da orada bekledik. En sonunda kurul toplantı odasının koyu renkli masif ahşap kapıları açıldı ve içeriye alındık. 

Girdiğim ilk kurul toplantısıydı. İçerisi bildiğin kalabalık. Devasa bir masanın etrafındaki 11 üyeye ek olarak en az 8-9 kişi daha ya duvar kenarlarındaki koltuklarda oturuyor, ya da bir yerden bir yere koşuşturuyor. Odaya, bizim yaşadığımız 4 üncü katla karşılaştırılamayacak bir lüks hakim. Toplantıyı yöneten İkinci Başkan “evet” dedi, “ne diyorsunuz bu de minimis tebliği ile ilgili?” Daire başkanı üç dört cümle ile “efendim, gereksiz iş yükünün önünü almak…”, “Anadolu’nun bir kasabasındaki küçük tacirlerin, esanfların yaptığı işleri odağımızın dışında bırakalım” ve buna benzer şeyler söyledi. Bir Kurul üyesi bu söz üzerine, balık görmüş kedi gibi atladı:

-Yani ‘kasabadaki fiyatları belirleseler de gündemimize almayalım’ mı diyorsunuz?

Daire başkanı, sanki yanındaki iki çaylak uzman yardımcısına amirlerle nasıl konuşulması gerektiği dersi verir gibi:

-Efendim, siz de okumuşsunuzdur, taslağımızda bunun gibi ağır ihlaller tebliğ kapsamı dışında bırakılıyor.

İkinci Başkan tartışmanın uzamasını önlemek için önündeki kağıtlardan başını kaldırarak bize baktı ve “Bunu yapamayız. Bunun kanunda dayanağı yok.  Bu iş tebliğle olmaz” dedi ve sonraki maddeye geçti. Daire Başkanı bize doğru döndü ve başıyla “hadi dışarı” işareti yaptı. Başımız önümüzde “ne oldu ki şimdi?” şaşkınlığıyla kapıya yöneldik. Böylece ilk Kurul toplantım toplam üç dakika sürmeden bitti.

Yıllar ilerlerken

Bizim 21 yıl önceki kanunsuz tebliğ taslağımızda net bir biçimde, Kurulun, ciro ve pazar payı eşikleri altında kalan tarafların yaptığı anlaşmalara soruşturma açmayacağı ilan ediliyordu. Bu, isterse açar, isterse açmaz benzeri, belirlilik sağlamaktan uzak bir düzenleme değildi. Aynı şimdiki taslak gibi açık ve ağır ihlaller, yani kartel davranışları kapsam dışında bırakıldığından, gerçekten de geriye küçük piyasaya oyuncularının yaptığı, artık her ne ise, işler kalıyordu. Tebliğin amacı aslında bu kesime: “Bizim işimiz sizinle ilgilenmek değil, siz endişe etmeyin” mesajı vermekti.  Tersinden okursanız, buradan rekabeti ihlal eden şirketlere de mesaj çıkıyordu: “Peşinizdeyiz.”

 

Soruşturma açıla da bilir açılmaya da bilir. Kim bilir?

Mevcut tebliğ taslağında ise, rakip teşebbüsler arasında  yapılan  anlaşmalar için yüzde 10, rakip  olmayan  teşebbüsler arasında yapılan anlaşmalar içinse yüzde 15 pazar payı eşiği belirlemiş ve bu eşiklerin altında kalanların rekabeti kayda değer ölçüde kısıtlamadığı varsayılmış. Ancak bütün taslağın yazılma nedeni olan hüküm, “eşik altında kalan anlaşmalara soruşturma açılmayabilir, ama gerekli görülürse açıla da bilir”, şeklinde.

Peki belirlilik sağlamayan böyle bir Tebliğin, yukarıdakine benzer bir mesajı var mıdır? Varsa nedir?

“Vicdanlı tüketim” kulağa hoş, cebe pahalı gelir

Almanya’nın tedarik zinciri yasası ne anlama geliyor? “Etik” beslenme iştahı, etiketleri nasıl vuracak?

Almanya’nın tedarik zinciri yasası ne anlama geliyor? “Etik” beslenme iştahı, etiketleri nasıl vuracak?

Almanya son günlerde “Tedarik Zinciri Yasası çıkarsak mı?” tartışmasına sahne oluyor. DW Türkçe’nin haberini okumaya üşenenler için meseleyi şöyle özetlemek mümkün: Federal Hükümet, insan hakları, çocuk işçiliği, yolsuzluk, iklim ve doğal kaynakların kötüye kullanılması vb. duyarlılıkları göstermeden üretilen malların Alman şirketleri tarafından satılmasını engellemek istiyor. Kısacası; Devlet Ana yavrularına “insan olun” diyor, “Başkalarının evinde oynarken etrafı döküp kırmayın.” Yıl 2020!

Devlet yönetimi böyle bir şeyi neden ister? İnsan haklarına önem verdiği için mi? Çevreye duyarlı olduğu için mi? VW’in ürettiği otomobillerin çevreyi iddia ettiğinden 40 kat daha fazla kirlettiğini öğrenmesine rağmen yıllarca bir şey yapmayan Alman hükümetinden söz ediyoruz! Sırf kendi ülkesinde bile; on binlerce insanın, bu gizlenen fazladan kirliliğin yarattığı hastalıklardan öldüğü tahmin edilen bir ülkenin yönetiminden!

“Yılın kişisi”

Yeni mi akıllarına geldi?

Peki neden o zaman bu yasayı -izninizle kendisine bundan böyle “vicdanlı tüketim yasası” diyeceğim- çıkarıp çıkarmamayı tartışıyorlar? Şu yüzden: Tüketiciler, içtikleri kahvenin çocuk işçiler tarafından yetiştirildiğini artık öğrendiler. Giydikleri kıyafetlerin üretildiği atölyelerin halini gördüler. Modern-kentli Avrupalı, tüketirken kendini olsa olsa kilo aldığı için suçlu hissetmeli, daha fazlası için değil. Şirketler de vicdanlı tüketim talebini uzun zamandır görüyor ve ona yönelik ürünler çıkarıyor. Bunun için fair trade sertifikaları var. Ancak bu tip sertifikaların da gerçek durumu örtmenin ötesine geçmediği yazılıp çiziliyor. Ve sorun burada başlıyor.

Efenim haksız rekabet var!

  1. Vicdanlı üretim yaptığını iddia edenlerin bir kısmı aslında yalan söylüyorsa, ya da;
  2. Vicdansızların fiyatları vicdanlı üreticilerin müşteri bulmasını imkansız hale getirecek kadar düşükse…

tüketicilerden önce üreticiler devleti piyasayı düzenlemesi için sahaya davet eder. Korona virüsünü fırsata çeviren bir sürü üretici çıktı. Tönnies Grubu’nun mezbahalarında virüs kapmış geçici işçileri çalıştırması Almanya gündeminden uzun süre düşmedi. Ucuz et yemenin keyfini sürerken, bir anda sağlıklı et yemenin daha önemli olduğu kafalara girdi.  Başbakan Angela Merkel’in partisi olan CDU’nun, Sosyal Demokratlar’la (SPD) yaptığı koalisyonun sözleşmesinde bulunmasına rağmen konunun ancak şimdi gündeme gelebilmiş olmasını buna bağlayabileceğimizi düşünüyorum. Devletin piyasaya müdahalesi, rekabetin belirli sınırların içinde kalmasını sağlamak içindir. Ötesini ummak naiflik olur.

Elalemin derdi: Negatif faiz

Gelin görün ki olayın bir de şu tarafı var: Almanya’da devlet tahvili faizleri 2019 baharından beri negatif. Bankalar geçen sene 100 bin Avro’nun üzerinde mevduatı bulunanlardan faiz istemeye başladı -mavi ekran. Avrupa Merkez Bankası’nın işletmeleri desteklediği umulan sıfır veya negatif faiz politikasının sürdürülebilir olması için enflasyonun yani mal ve hizmetlerdeki fiyat artış oranının çok düşük olması gerekir; Banka’nın arzusu, yıllık %2’nin altında kalması. Öte yandan, tartışılan türde bir yasanın maliyetleri yükselteceği, bunların da doğrudan doğruya etik tüketim payı olarak fiyatlara yansıyacağı ortada. Zaten pandemi sayesinde Avrupa’da taze gıda fiyatları geçen yıla göre yüzde 10 civarında artmış durumda. Bu artış lokantalara hemen yansıdı. Zincirleme olarak başka mal ve hizmetlere de etki edecektir.

“Etik” yeme iştahı etiketi patlatır!

Terazinin iki kefesi var. Bir yanda tüketiciler oturuyor (ki bunlar seçmen aynı zamanda), etik et yemek istiyorlar. Bir kısım şirket için dert değil. “Karşılığını verirseniz vicdanlı da üretiriz”, diyorlar. Bunlar aynı kefede. Öteki kefede ise alışkanlıklarını değiştirmenin maliyetini kolay kolay sineye çekemeyecek kadar büyük şirketler var. Koskoca Avro Bölgesi Para Politikası var. Bırak pandemiyi, 2008’den beri belini doğrultmaya çalışan Avrupa ekonomisi var.

Ne dersiniz? Bütün bunlar masadayken, yurttaşına “etik et” yedirmek için AB’nin şu anda en zayıf noktası olan ekonomik sürdürülebilirlik tehlikeye atılır mı? 

Not: Alman devletini eleştirip duruyorum. Sadece 4 yıldır burada yaşadığımdan değil, muhtemelen Türkiye hakkında yazacak bir şey de kalmadığından. Yoksa mesela bir Amerikan ilaç firmasının Sağlık Bakanlığına verdiği rüşveti ABD’nin SPK’sı SEC’in internet sayfasındaki duyurudan öğrenmek nasıl bir şeydir? Milletvekili Aytun Çıray Mecliste konuyu gündeme getiriyor ancak yanıt veren yok. Milletvekilinin sorularını gazete bayinde satılan kağıt tomarlarında görmek mümkün değil. “Lanet girsin!” demek dışında ne yazayım?

Lanet girsin!

Rekabet Kurumu’nun Birleşme Devralma Tebliği’nde Değişiklik

Gülce Korkmaz, Birleşme ve Devralma Tebliği’nde yapılan değişiklikleri anlatıyor.

2010/4 sayılı Rekabet Kurulu’ndan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’de, 24 Şubat 2017 tarihli ve 29989 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 2017/2 sayılı Tebliğ ile değişiklikler yapıldı. Buna göre, Tebliğ’in 7. maddesinin 2. fıkrası yürürlükten kaldırıldı, 8. maddesinin 5. fıkrası değiştirildi ve Tebliğ’in onuncu maddesine yeni bir fıkra eklendi.

Yapılan ilk değişiklik, bir birleşme devralma işleminin izne tabi olup olmadığı noktasında belirleyici olan ciro eşiklerinin Rekabet Kurulu tarafından iki yılda bir yeniden belirlenmesini öngören hükmün kaldırılması oldu. Böylelikle Tebliğ’in “bu maddenin birinci fıkrasında yer alan eşikler, iki yılda bir Kurul tarafından yeniden belirlenir” biçiminde olan 7. maddesinin 2. fıkrası yürürlükten kaldırıldı.

İkinci değişiklik ise, bir işlemin Kurul iznine tabi olup olmadığını belirleyen ciro eşiklerinin hesaplanmasını düzenleyen “Cironun hesaplanması” başlıklı 8. maddenin 5. fıkrasında yapıldı. Fıkranın eski haline göre, iki yıl içinde aynı kişiler ya da taraflar arasında gerçekleştirilen iki ya da daha fazla devir işlemi, ciroların hesaplanması bakımından tek bir işlem olarak değerlendirilmekteydi. Yapılan değişiklikle, söz konusu süre üç yıla çıkarıldı ve işlemin aynı kişiler ya da taraflar arasında yapılmış olması şartına alternatif olarak aynı ilgili ürün pazarında aynı teşebbüs tarafından yapılmış olan işlemlerin de tek bir işlem olarak değerlendirileceği öngörüldü.

Son olarak, yapılan değişiklikle Tebliğ’in 5. maddesinin 4. fıkrası ile tek bir işlem olarak kabul edilen şartla bağlanan ya da kısa bir zaman dilimi içerisinde menkul kıymetlerle seri bir şekilde gerçekleşen yakın ilişkili işlemlerin bildirimine ilişkin bir düzenleme getirildi. 10. maddeye eklenen 6. fıkrayla, koşulların sağlanması halinde anılan işlemlerin bildiriminin işlem gerçekleştirildikten sonra yapılabilmesine de imkan tanındı. Şartlar ise şu şekilde: (i) işlem Kurul’a gecikme olmaksızın bildirilecek ve (ii) elde edilen menkul kıymetlere bağlı oy hakları kullanılmamış olacak veya kullanıldı ise sadece yatırımların tam değerinin korunmasını sağlamak amacıyla Kurul kararıyla tanınacak bir istisnaya dayanarak kullanılmış olacak. Bu koşulların sağlanması kaydıyla; işlem, gerçekleştirildikten sonra Kurul’a bildirilebilecek. Ayrıca, Tebliğ’e yeni eklenen bu hükme göre Kurul istisna kararlarında işlem taraflarına etkin rekabet koşullarını sağlamak amacıyla şart ve yükümlülükler getirebilecek.

Kişisel verilerin korunmasında neredeyiz?

Kanun’un uygulamasında son durum ve Finans Sektörü pratikleri ile ilgili bültenlerimiz var.

Bilen varsa söylesin.

Son iki yıldır bu konu ile ilgileniyorum. Konferanslar, toplantılar, seminerler gırla gidiyor ama Kanun maddeleri ve İngilizce kitapların özeti dışında oturup da şirketlerin ne yapması gerektiğinden ne anladığını yazana pek raslamadım. O yüzden aşağıdaki iki çalışmamızı faydalı bulacağınızı düşünüyorum.

Bu link sizi Kişisel Verilerin Korunması (“KVK”) Hakkındaki Kanun’un (hani Nisan’da RG’de yayımlandı) geçiş hükümlerinin, KVK Kurulu üyelerinin ne durumda olduğu vb hakkında bilgilendirecek.

Bu ise daha ilginç. Üzerinde bayağı bir çalıştık. Finans Sektöründe KVK uygulamaları şeklindeki başlığına aldanmayın, örnekler finans sektöründen ama başındaki ilkeler tüm sektörler için geçerli. Kimse yazmıyor dedim ama biz oturup anlaşılabilir ve uygulanabilir şekilde KVK meselesinden ne anladığımızı yazdık. Okuyan olursa ne ala.

Bonus: Bu sayfanın başındaki videonun sonunda beni (saçlı halimle) gert gert konuşurken bulabilirsiniz.

Esen kalın,

Ali

 

Yenilenebilir enerjide beklenen Yönetmelik

Can Yıldız, yeni Yönetmeliği anlatıyor.

Enerji Bakanı Berat Albayrak yakın zamanda yaptığı açıklamada YEKA çalışmalarında sona gelindiğini ve Kasım-Aralık gibi güneşte ilk ihalenin yapılabileceğini söylemişti. Yenilenebilir Enerji Kanunu çıktığından beri ne zaman hazırlanacağı merak konusu olan Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları Yönetmeliği, geçtiğimiz hafta yürürlüğe girdi.

o-renewable-energy-facebookSon yıllarda oldukça popüler hale gelen, enerji sektörünün tüm aktörlerini ilgilendiren ve yatırımcıları da çeken yenilenebilir enerji alanındaki teşvikler, 2010 yılından beri YEKDEM mekanizması ile yürüyordu. Buna göre teşvik kapsamındaki üreticilere daha düşük lisans bedelleri, alım garantileri, projeye kolay arsa tahsisi gibi çeşitli pratik kolaylıklar sağlanıyordu.

Yeni Yönetmelik ile ise büyük ölçekli yenilenebilir enerji kaynak alanları –şu sıralar uygulamada geçen adıyla YEKA’lar- oluşturulması planlanıyor. YEKA’lar, kapsamlı bir ihale süreci sonrasında kuruluyor. İhaleyi kazanan, belirlenen bölgeye, bölgenin özelliğine göre rüzgâr türbinleri, güneş panelleri vs. temelli üretim santralini kuruyor ve alım garantilerinin sağladığı rahatlıkla elektrik üretmeye başlıyor.

Yönetmelik, bu alanların oluşumunun usul ve esaslarını düzenlemenin yanında, yeni bir teşvik sistemi getiriyor. Fakat bu teşvik sistemi beraberinde gelen bir de zorunluluk da söz konusu: Yerli aksam kullanımı. Zira bu model ile Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim kapasitesinin, yatırımlarda kullanılacak aksamların mümkün olan en yüksek oranda yurt içinde üretilerek artırılması hedefleniyor. Faydalanmak isteyenler, Yönetmelik kapsamında yenilenebilir enerjiye dayalı elektrik üretim faaliyetinde bulunmak için, şartnamede yer alan koşulları sağlayan aksamı yurt içinde imal edecek veya yerli malı kullanmayı taahhüt edecek. Bunu gerçekleştirmezlerse karşı karşıya kalacakları durumlar, sırasıyla uyarı, proje kapsamından çıkarma ve lisans iptaline kadar gidiyor.

Yönetmelikle gelen bu imkân, uygulamada YEKDEM’in hâkimiyetini değiştirecek mi, şu aşamada bir şey söylemek güç. Fakat belirtmek gerek ki YEKA kapsamına giren bir yenilenebilir enerji bazı üretim işi için ayrıca YEKDEM teşviki almak mümkün olmayacak.

Kablo TV lobisi galip geldi!

Can Yıldız, FCC’den kablo tv hakkındaki haberleri iletiyor.

ABD telekomünikasyon otoritesi FCC, birkaç gün evvel verdiği kararıyla kablo tv şirketlerinin yüzünü bir hayli gülümsetti.

Kararın konusunu aktarmadan önce kısaca bilgi verelim: Kablo tv yayın hizmeti alan kullanıcılara bu yayını izlemelerini sağlayan bir kutu veriliyor. Set-top box adı verilen bu kutu, gelen sinyalin görüntüye çevrilip tv’ye yansıtılabilmesi için gerekli teknik bir parça. ABD’de (ve aslında dünyanın çeşitli yerlerinde pek çok ülkede) kablo tv yayını ile bunun kullanılabilmesi için gereken kutu, hizmet sağlayan teşebbüs tarafından birbirlerine bağlanarak sağlanıyor. Bu demek oluyor ki bir kullanıcı, yalnızca hizmet aldığı X firmasından kendisine sağlanan (çoğunlukla “lease” edilen) kutu ile bu yayını izleyebiliyor; kendisi gidip başka bir marka alternatif bir kutu alarak kablo tv yayınından faydalanamıyor.

la-ol-fcc-cable-boxes-rules-google-panic-20160218Bu durum, ABD’de FCC tarafından değiştirilmek isteniyordu. Buna göre, hangi firmadan kablo tv yayın hizmeti alırsa alsın bir kullanıcı, kendi seçtiği ve aldığı istediği set-top box aracılığı ile yayını görüntüleyebilir hale gelecekti. Yani örneğin Comcast’den yayın hizmeti alan biri Apple TV kullanarak dahi tv izleyebilecekti.

Söz konusu değişiklik teklifi, ilk olarak Ocak ayında gündeme gelmiş, fakat yayını hangi kutu aracılığıyla sağlayacağını kontrol altında tutmak isteyen kablo tv şirketleri ciddi bir direnç göstermişlerdi. İtirazlar üzerine, değişiklik ertelenmişti. Eylül ayı başında teklif, çehresi değişmiş ve yeni uygulamalar barındıran bir biçimle FCC tarafından yeniden gündeme getirilmişti.

Düzenlemenin planlanan ilk haline göre, örneğin Apple, kendisi bir kablo tv hizmeti vermeksizin son kullanıcılara söz konusu hizmeti tamamen kendi tasarladığı arayüzü kullanan kendi kutuları aracılığıyla sağlayabiliyor olacakken, yeni haliyle bu mümkün değildi. Hizmet sağlayıcıların tek yapması gereken bütün işletim sistemleri ile uyumlu kendi App’lerini hazırlamak ve yayına bu app aracılığıyla erişim sağlamaktı. Taslak düzenlemenin son hali kablo tv hizmet sağlayıcıları için kısıtlayıcı neredeyse hiçbir yükümlülük içermiyordu.

Buna karşın, FCC tarafından üç gün önce yapılan son erteleme açıklaması ise, ‘teknik ve altyapısal meseleler‘ ile ilgilenilip teklifin ilerleyen bir tarihte tekrar gündeme geleceği yönünde oldu. Fakat tüketicilerin yorumları, birilerinin rüşvet aldığı, bu gelişmenin arkasında kablo tv lobisinin olduğu şeklinde. Böylelikle uygulama  şimdilik rafa kalkmış gibi duruyor. Kurdukları baskı ile önce değişiklik taslağını yumuşatıp kendileri lehine çeviren, ancak bununla da yetinmeyen kablo tv şirketleri, mücadeleden galip ayrılmış gibi görünüyor.

ABD’de tüketiciler, kablo tv’den fazlaca memnuniyetsizler ve Netflix’e doğru yönelimler devam ediyor.

Son olarak, bir tüketici forumunda bu karar üzerine yapılmış bir yorumu paylaşarak noktayı koyayım:

They won this battle but the war against traditional cable tv is not over. Cable companies are going to lose!”

2015 yılından geriye kalanlar

Geride bıraktığımız 2015 yılı, mevzuat çalışmalarından sektör raporlarına, ses getiren kararlardan 25’e yakın yeni rekabet soruşturmasına sahne oldu. Tarihte ilk defa bir devralma işleminin yasaklanıp yeni ihlal türlerinin mercek altına alındığı 2015 yılı, rekabet bakımından ilk’lerle dolu bir yıl olarak özetlenebilir.

Ayrıca 2015 yılında hâkim durumdaki firmaların günlük ticari karar ve davranışları yeniden Rekabet Kurumu’nun yakın takibindeydi. Özellikle hızlı tüketim malları endüstrisinde faaliyet gösteren firmaların fiyatlama/münhasırlık/indirim sistemleri gibi uygulamaları birçok defa Rekabet Kurumu soruşturmalarına konu oldu.

Yaşanan rekabet gelişmelerinin bir anlamda fotoğrafını çeken “Competition Insight – Turkey 2015” başlıklı raporu ve hakim durumdaki firmaların rekabet kuralları bakımından taşıdığı riskleri tartışan “Risks for dominant FMCG firms in Turkey” başlıklı bülteni yayımlayarak rekabet alanında yaşanan tüm bu gelişmeleri paylaşmak istedik.

Motorlu taşıtlar sektörüne ilişkin yeni tebliğ taslağı

Motorlu taşıtlara yönelik tebliğ taslağı görüşlere açıldı. Taslağı Hakan Demirkan özetledi.

Rekabet Kurumu nezdinde motorlu taşıtlar sektöründeki düzenlemelerin etkinliği üzerine bir dizi çalışma yürütülmekteydi. Bu çerçevede 2005/4 sayılı Tebliğ ve buna ilişkin Kılavuz’un etkilerinin ölçülmesi adına “Motorlu Taşıtlar Sektör Araştırması Raporu” hazırlanmış ve AB Komisyonu’nun da aralarında bulunduğu birçok kuruluş ile görüşmeler yapılmıştı. Geçtiğimiz günlerde söz konusu çalışmalar neticesinde hazırlanan yeni Tebliğ ve Kılavuz Taslağı Rekabet Kurumu sitesinde yayınlandı ve kamuoyu görüşüne açıldı.

1411771089520Söz konusu metinler incelendiğinde, birçok yeni düzenlemenin getirildiği göze çarpıyor. İlk olarak yeni Taslak ile birlikte motorlu araçların dağıtımı bakımından rekabet etmeme yükümlülüğü getirilebilmesine izin verildiği görülüyor. Yine Taslak Tebliğ’de son yıllarda sayıları giderek artan bakım onarım zincirleri bakımından özel düzenlemeler yer alıyor. Bu kapsamda bakım onarım zincirleri bakımından zincir servislere rekabet etmeme yükümlülüğü getirilebileceğinin düzenlendiğini ifade edelim.

Yeni Taslak Tebliğ’de dikkat çeken bir diğer husus ise 2005/4 sayılı Tebliğ’de yer alan farklı eşik sisteminin terk edilmesine ilişkin. Bilindiği üzere 2005/4 sayılı Tebliğ kapsamında satış pazarlarında grup muafiyetinin uygulanabilmesi için pazar eşiği, münhasır dağıtım sistemi için %30, niceliksel seçici dağıtım sistemi için ise %40 şeklinde yer almakta. Yeni Taslak Kılavuz’da bu ayrımın dağıtım sistemlerinin kurulması açısından bir etkinlik sağlamadığı ifade ediliyor. Bu çerçevede Taslak Kılavuz’da “satış pazarı bakımından sistemin basitleştirilerek tüm dağıtım sistemlerinin grup muafiyetinden yararlanmasının tek bir eşik (%30) çerçevesinde değerlendirilmesi” uygun bulunmuş.

Son olarak  motorlu taşıtların garantisine ilişkin önemli eklemeler yapıldığını da belirtelim. Buna göre artık, garanti kapsamında olmayan ve bedeli tüketiciler tarafından karşılanan bakım ve onarımların özel servislere yaptırılması durumunda, garanti döneminde taşıtta bir arıza meydana halinde, özel servisin yaptığı bakım onarım işlemi ile söz konusu arıza arasında illiyet bağı kurulmaksızın taşıtlar garanti kapsamı dışında bırakılamayacak.

İlgililer Taslak Tebliğ ve Kılavuz’a ilişkin görüş ve değerlendirmelerini 04.04.2016 tarihine kadar duzenleme@rekabet.gov.tr e-posta adresinden Kurum’a iletebilir.

Büyük veri işliyoruz derken aman kişisel verileri ihlal etmeyin

Dünya Gazetesi, 10 Şubat 2016

Yeni çağın simgesi olan “büyük veri”, kişilerin durumlarına ve davranış yapılarına ilişkin bilgilerden oluşuyor. Hem şirketler hem de kafası çalışan kamu yöneticileri, topladıkları bu verileri kullanarak tüketicilerinin ve seçmenlerinin hangi durumlarda ne tepki verebileceğini önceden tahmin etmeye başladılar bile. İnternette gezinirken yaptığımız hareketlerden tutun, web sitelerine üye olmak için gönüllü olarak doldurduğumuz formlara; market kartı sayesinde profil bilgilerimizle eşleştirilen alışverişlerden elektrik şirketinin tuttuğu bilgilere kadar, büyük bir veri havuzunun dolmasını sağlıyoruz. Yeni ekonomi şirketleri bu verilerin reklam yeri ya da veri analizi adı altında üçüncü kişilere satılması sayesinde büyüyorlar. Ancak bu bilgilerin kişinin rızası olmadan toplanması, işlenmesi ve üçüncü kişilere aktarılması gibi konular, gelişmiş ülkelerde uzun zamandır temel kişisel hakların ihlali olarak sınıflandırılıyor.

Evrensel anlamada kişisel verilerin korunması

Kişisel verilerin korunması Avrupa Birliği’nde 1995’den beri bir direktifle düzenleniyor. Avrupa’daki uygulamasında, kişisel verilerin korunması mutlak bir hak olarak görülmüyor. Örneğin terörle mücadele ya da kamu yararı konuları gündeme geldiğinde kişisel verilerin korunması ilkeleri ikinci planda kalıyor. Ancak yine de, Avrupa Birliği mahkemeleri kişileri şirketlerden olduğu kadar devletlerin amaca aykırı, oransız ve keyfi faaliyetlerinden de korumaya çalışıyor.

Bizdeki düzenlemelere baktığımızda, 2003’den beri bir kanun tasarısı gündeme gelip gittiğini görüyoruz. Hatta aşağıda detaylı bir şekilde anlatacağımız gibi, Ceza Kanunu’nda hukuka aykırı şekilde veri işlemeye dair cezalar yer almaktaydı. Ancak hukuka uygun veri işlemenin ne şekilde olacağına dair ilke ve kuralları öğrenmek için Kişisel Verilerin Korunması Kanun’una ihtiyaç var.

Yasa Tasarısında neler var?

Tasarıda öngörülen Veri Koruma Kurul’u, kişisel verilerin temel hak ve özgürlüklere uygun şekilde “işlenmesini” sağlamakla yükümlü. Kişisel verilerin işlenmesi tabiri Tasarı’da, verilerin ilk defa elde edilmesinden başlayarak veriler üzerinde gerçekleştirilen tüm işlem türleri, olarak tanımlanmış. Tasarı’da belirtilen ilkelere göre, Kkişisel veriler hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun ve doğru olarak, açık ve meşru amaçlar için işlenmeli; işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olmalı ve ilgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilmeli.

Verilerin ancak kişinin açık rızası ile toplanması, üçüncü kişilere aktarılması ya da yurtdışına aktarılması mümkün. Aynı şekilde, işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalkması halinde kendiliğinden ya da kişinin talebi üzerine silinmesi gerekiyor. Kişisel verileri işlemek isteyen gerçek ya da tüzel kişiler Kurul tarafından tutulacak sicile, hangi amaçla veri işleyecekleri, veri konusu kişi grupları ile bu kişilerin hangi verilerinin işlendiği, verilerin kimlere ve hangi yabancı ülkelere aktarılabileceği, verilerin güvenli bir biçimde tutulacağına ilişkin alınan tedbirleri ve veri sorumlularının kimlik ve adresleri ile başvuracak.

İşlemlerin hukuka uygun olarak yapılıp yapılmadığının muhatabı, yukarıdaki cümlenin sonunda geçen veri sorumlusu. Veri sorumlusu, yasa tasarısında, verilerin ne şekilde işleneceğine karar verecek olan gerçek ya da tüzel kişi olarak tanımlanıyor. Yani veriyi işleyen bir şirket ise, veri sorumlusu olarak kendi tüzel kişiliğini ya da bir çalışanını gösterebilir.

Kurul, kamu ve özel sektör kuruluşlarının hukuka uygun biçimde veri işlemesini sağlamak için 1 milyon TL’ye varan idari para cezası verme yetkisine sahip olacak.

İstisnalar

Kanunun işleyişinde birçok istisna tanınmış. Şu hallerde veri işlenmesi için kişinin açık rızası aranmayacağı düzenlenmiş: Kanunlarda açıkça öngörülmesi halinde (Polisin şüphelinin parmak izini alması gibi), bir sözleşmenin kurulması ya da ifası için gerekliyse (bankanın kredi vermek için belge istemesi gibi), hukuki yükümlülüklerin yerine getirilmesi için zorunluysa (çalışanlara maaş ödemek için banka hesap numaralarını almak gibi), veri kişinin kendisi tarafından alenileştirildiyse (ah o sosyal medya kendini ifşa tutkusu!) bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için zorunlu olması (kayyımın, tayin edildiği kısıtlının mali bilgilerini tutması gibi) ve son olarak kişinin hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla veri sorumlusunun meşru menfaati için zorunlu olan bir iş için tutuluyorsa (çalışanın özlük bilgileri gibi).

Hata yapan hapse girer mi?

Tasarı, hukuka uygun olmayan iş yapmanın yaptırımını suç ve kabahat olarak ikiye ayırıyor. Kabahatler için 1 milyon TL’ye kadar idari para cezası verme yetkisinin Kurul’a verildiğinden yukarıda bahsetmiştik. Ancak asıl caydırıcılık kişisel verilere ilişkin suçlara ilişkin Ceza Kanunu’ndaki düzenlemelerle sağlanıyor. 2004 tarihli Ceza Kanunu, hukuka aykırı olarak kişisel verilerin kaydedilmesinden, bunların hukuka aykırı olarak yayılması ve ele geçirilmesine, kanunlarla belirlenen süresi geçen verilerin sistem içinde yok edilmemesine kadar bir dizi suçu düzenliyor ve bir ila iki yıldan başlayan hapis cezaları ile cezalandırıyor. Bu suçları tüzel kişilerin işlemesi halinde bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağı da yine Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş.

Bu noktada, “hukuka uygun olmayan şekilde veri işlemekten dolayı 2004 yılından beri hapse giren olmuş mu?” sorusu akla gelecektir. Yanıt: hayır. Bu suçların cezalandırılması için, Tasarı yasalaşıp Kurul oluştuğunda, yaptığı incelemeler sonucunda Savcılığa yukarıdaki suçlar için suç duyurusunda bulunması gerekecek.

Şirketlerin alması gereken aksiyonlar

Her yeni düzenlemede olduğu gibi kişisel verilerin korunmasında da şirketlerin mevcut faaliyetlerini gözden geçirip süreçlerini uyumlu hale getirmesi gerekiyor. Hangi veriyi ne amaçla topladığı, bunları kimlere aktardığı vb konuların masaya yatırılması şart. Konu veri koruması olunca, inşaat şirketinin saklamaya tenezzül etmediği, ev sahibi verilerinin emlakçıların elinde gezmesi bile hapse girmeyi gerektirecek bir suç oluyor. Uyum sağlaması gerekenler kurumsal şirketlerle sınırlı değil yani.

Sonuç

Muhtemelen tasarı yasalaşırken, hem mevcut hem de bundan sonra toplanacak verilerin hukuka uygun şekilde işlenmesi için bir geçiş süresi öngörülecektir. Kurul’un oluşması, Kanun’da belirtilen bir dizi kuralın ayrıntılarının belirlenmesi için yönetmeliklerin çıkarılması, politika önceliklerinin belirlenmesi, Kurum personelinin eğitilmesi vb işler zaten belirli bir süre alacaktır. Şirketler kendi süreçlerini gözden geçirip uyum programları uygulamaya şimdiden başladılar zaten. Uygulamanın başlamasıyla birlikte de akıllardaki bazı soruların yanıtları kolayca oluşacaktır. Sonuçta, eğer müstakbel Kurul Avrupa Birliği’ne uyumlu bir yaklaşım benimserse, orada yıllar içinde oluşmuş devasa bir kişisel verilerin korunması külliyatı hazır bekliyor

Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelik’te muhtemel değişiklikler ve rekabet

Elif Duranay, elektrik üretimine dair mevzuattaki değişikliklerden ve Rekabet Kurumu görüşlerinden bahsediyor.

Rekabet Kurumu’nun, Kanun’un 27. maddesi kapsamında rekabet hukuku ile ilgili mevzuatta yapılması gerekli değişiklikler konusunda doğrudan veya Bakanlığın talebi üzerine görüş bildirme yetkisi vardır. Bu doğrultuda, Rekabet Kurumu 26 Kasım 2015 tarihinde EPDK tarafından yayımlanarak kamuoyunun görüşüne sunulan “Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelikte (LUY) Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Taslağı” için değerlendirmelerde bulundu.

6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanun’un 14. maddesinde “Lisanssız yürütülebilecek faaliyetler” başlığı altında ürettiği enerjinin tamamını iletim veya dağıtım sistemine vermeden kullanan, üretimi ve tüketimi aynı ölçüm noktasında olan, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesislerinin lisans alma ve şirket kurma yükümlülüğünden muaf olarak elektrik üretebileceği düzenlenmiş. Bu düzenlemeye paralel olarak da LUY’un 17. maddesinde lisanssız üretim yapan gerçek ve tüzel kişilerin kendi ihtiyaçlarını karşılamak için üretim yapmalarının esas olduğu hüküm altına alınmış. Fakat uygulamada kendisi tüketmek üzere enerji ihtiyacı duymayan tesislerin de lisanssız olarak elektrik üretebilmelerine izin verilmiş ve bu lisanssız üretim ile birlikte teşvik mekanizmasına dâhil olup, sabit fiyatlı alım garantisinden de (feed-in tariff) yararlanmalarının önü açılmış.

Bu uygulama bazı tartışmaları beraberinde getirmiş. Özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarından olan güneş ve rüzgar enerjisi için lisans başvurularındaki usule ilişkin zorluklar ve lisans alma maliyetleri bu tartışmalara ciddi bir boyut kazandırmış. Ayrıca, lisanssız üretim ile ilgili başvuru ve bağlantı süreçlerinin kendi sorumluluğuna verildiği dağıtım şirketleri tarafından lisanssız üretim için ayrılan bağlantı kapasitesinin aynı ekonomik bütünlük içinde yer alan şirketlere tahsis edilmesi ve sabit fiyat garantili teşvik mekanizmasından yararlanarak üretim şirketlerine sunulan garantili fiyatlar ile gün öncesi spot piyasalarında verilen fiyatlar arasındaki makasın gittikçe açılması bazı endişelerin doğmasına neden olmuş ve LUY’da değişiklikler yapılması kaçınılmaz hale gelmiş.

Rozvodòa Varín
Rozvodòa Varín

Taslak değişiklik kapsamında öncelikle bağlantı esaslarına ilişkin 6. maddeye yeni bir fıkra eklenmek sureti ile her bir trafo merkezinde; herhangi bir gerçek veya tüzel kişiye ve söz konusu gerçek veya tüzel kişinin doğrudan veya dolaylı olarak ortak olduğu tüzel kişilere, tüketim tesisi sayısına bakılmaksızın yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesisleri için en fazla 1 MW tahsis yapılacağı düzenlemesi getirilmiş.

6446 sayılı Kanunun 14. maddesinin ikinci fıkrasında Bakanlar Kurulu tarafından rekabetin gelişmesi, iletim ve dağıtım sistemlerinin teknik yeterliliği ve arz güvenliğinin temini ilkeleri çerçevesinde lisanssız faaliyette bulunabilecek yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesislerinin kurulu güç üst sınırını kaynak bazında beş katına kadar artırılabileceği belirtilmiş idi ve bu enerji santrallerinin aynı zamanda sabit fiyat alım garantisinden de 5346 sayılı Kanun’un “Muafiyetli üretim” başlıklı 6/A maddesi doğrultusunda on yıl süre ile yararlanabilmesi söz konusu. Ayrıca 6/B maddesi kapsamında da üretim tesislerinde kullanılan mekanik ve/veya elektro-mekanik aksamın yurt içinde imal edilmiş olması halinde 5 yıl süre ile ilave teşvik imkanı var.

Yeni fıkralar eklenmesi öngörülen bir diğer madde ise “Diğer hükümler” başlığını taşıyan 31. madde. Eklenen fıkralar lisanssız üretim yapmak isteyen şirketlerin başvurularının değerlendirilmesi süreci hakkında. Bu doğrultuda taslak değişiklikte, söz konusu Yönetmelik kapsamında kurulması planlanan üretim tesisine ilişkin yapılan başvuru tarihinden, başvuruya konu üretim tesislerinin tamamının geçici kabulü yapılana kadar pay devri yapılamayacağı ve pay devri yapılabildiği zaman ise ilgili şebeke işletmecisine pay devri işlemi gerçekleşmeden bir ay önce bilgi verilmesi ve pay devir işleminden sonra en geç on işgünü içinde de pay devri sonrasına ilişkin nihai ortaklık yapısını gösterir bilgi ve belgelerin yine ilgili şebeke temsilcisine ilgili tüzel kişi tarafından sunulması gerektiği düzenlenmiş.

Aynı maddede getirilen bir diğer fıkrada ise kimlerin lisanssız üretim faaliyetinde bulunamayacağı düzenlenmiş. Bu fıkraya göre lisanssız üretim faaliyetinde bulunamayacak kişiler; dağıtım ve görevli tedarik şirketlerinin doğrudan ve dolaylı ortakları, dağıtım ve görevli tedarik şirketleri ile bu tüzel kişilerin doğrudan ve dolaylı ortaklarında istihdam edilen kişiler, bir de bu iki grup içerisindeki gerçek ve tüzel kişilerin doğrudan ve dolaylı olarak ortak olduğu tüzel kişiler.

Rekabet Kurumu, değişiklik taslağına ilişkin verdiği görüşte, değişiklikler ile birlikte dağıtım şirketlerinin kendileri ile aynı ekonomik bütünlük içerisinde yer alan şirketler lehine ayrımcılık yapmasının ve rakip teşebbüslerin lisanssız üretim pazarına girişlerini engelleyici faaliyette bulunmasının engellenmek istendiğini ve bu nedenle dağıtım şirketlerinin objektif davranmasının sağlanması için dağıtım ve onunla aynı bütünlük içinde yer alan şirketlerin ve bu şirketlerin çalışanlarının da lisanssız üretim faaliyetlerinde bulanamayacağının düzenlendiğini belirtmiş. Dolayısı ile yapılan değişiklikler Rekabet Kurumu tarafından olumlu olarak karşılanmış ve düzenlemeyi bölgelerinde hakim durumda olan dağıtım şirketlerinin lisanssız elektrik üretimi yapmak isteyen teşebbüslere karşı başta ayrımcılık olmak üzere çeşitli rekabeti kısıtlayıcı eylem ve işlemlerde bulunmasının önüne geçilmeye çalışılması olarak değerlendirilmiş.

Rekabet Kurumu’nun değindiği bir diğer husus ise, lisanssız elektrik üretimi başvurularının değerlendirmede merkezi role sahip olan dağıtım şirketlerinin konuya ilişkin eylemlerinin denetlenmesine yönelik herhangi bir hüküm bulunmadığı ve bununla birlikte dağıtım şirketlerinin lisanssız elektrik üretimine ilişkin işlemlerinin denetimine yönelik bir düzenlemenin getirilmesi gerektiği. Bu kapsamda lisanssız üretim için yapılan bir bağlantı talebinin reddedilmesi gibi bir durumda da başvuru konusu bölgenin bağlantı sorunları ve başvuru süreci ile ilgili aksaklıkların, diğer yatırımcılarla şeffaf bir şekilde paylaşılması gerektiği de ayrıca belirtilmiş.

Kurum’un başvurunun değerlendirilmesi sürecine ilişkin belirttiği bir diğer husus ise, başvuruları ve bağlantı taleplerini değerlendiren Komisyonun uygulamada dağıtım şirketlerinin personelinden oluşması sebebi ile Komisyonca yapılan değerlendirmelerin şeffaf ve objektif olma kıstaslarını karşılamada sorun yaratabileceği. Bu nedenle başvuruları değerlendiren Komisyonun, bağımsız ve tarafsız değerlendirmelerde bulunmasını sağlayacak bir şekilde, dağıtım şirketi ve aynı ekonomik bütünlük içinde yer alan şirketlerin personellerinin ağırlıklı olarak yer almadığı bir yapıya kavuşturulması gerektiği de son olarak belirtilmiş.

Taslak değişiklikte halihazırda lisanssız üretim faaliyetinde bulunan şirketlerin durumunun ne olacağına ilişkin ise bir düzenleme bulunmamakta. Getirilmesi planlanan 1 MW sınırı öncesinde imzalanmış olan bağlantı anlaşmalarının şirketler açısından müktesep hak oluşturma ihtimali düşünülerek geçici bir hüküm getirilmesi uygun olabilir. Böylece ortaya çıkabilecek hukuki ihtilaflarında önüne geçilmiş olunur. Bu şekilde bir geçici hüküm konulup konulmayacağı, taslağın olduğu gibi kabul edilip edilmeyeceği veya değişiklikler olup olmayacağı Kurul kararının ardından netleşecek. Bu noktada karar, lisanssız üretim faaliyeti ile alakadar olan tüm paydaşlar tarafından merakla beklenmekte.

Yararlanılan Kaynaklar:

1.Lisanssız Mevzuat Değişikliği Hakkında Rekabet Kurumu Görüşü

2.Draft Regulation Amending Regulation on the Unlicensed Electricity Generation on the Electricity Market

3.Şahin Ardıyok, Tolga Turan, “Draft Amendments Might Hinder Un-licensed Power Generation”, Mondaq, 21 December 2015.

Bitmeyen uyum projelerine yenisi ekleniyor: Veri Koruması

Nedir bu veri koruması?! Sadece bizim değil, Avrupalıların da başında yeni bir mevzuat ve yeni uyum programı derdi var. Fikir sahibi olmak için videoları izleyin.

Veri Koruması Kanun’u tasarısı Meclis’te Adalet Komisyonunda. Mart sonu yasalaşır diyen var. İrili ufaklı bütün firmaları ilgilendiren bu konuda herkesin kendi “veri işleme” süreçlerini gözden geçirmesi gerekecek. (Yasa tasarısının neler getireceğine dair daha ayrıntılı bir yazımı yayımlanınca burada da paylaşacağım).

Bu esnada Avrupalılar da bütün üye ülkelerde geçerli olacak tek bir Tüzüğün kabul edilmesini bekliyor. Hatta Avrupalı yurttaşların verisini AB dışında işleyen firmalara da uygulanacak bu kurallar. Oradaki hazırlığa ilişkin bir uzun bir kısa videoyu paylaşıyorum.

Kısası bizim Veri Koruması Grubu eş lideri Stewen Room’a ait.

 

Uzunu da Sophos Labs’dan Anthony Merry’nin. Umarım konu hakkında biraz fikir verir.