TEİAŞ Rüzgar Enerjisi Santrallerine İlişkin Yarışma Takvimini Belirledi

Rüzgar enerjisine dayalı üretim tesislerine ilişkin olarak başvuruları 24-30 Nisan 2015 tarihlerinde alınan toplam 710 MW’lık kapasite için yarışma tarihleri TEİAŞ tarafından belirlendi. TEİAŞ’ın duyurusuna göre yarışma, 21-23.06.2017 tarihlerinde Holiday Inn Ankara Çukurambar Oteli’nde gerçekleşecek.

Yarışmaya katılmak isteyen tüzel kişiler tekliflerini, duyuru ile belirlenen esaslara göre hazırlanmış kapalı zarflar içerisinde her bölge için belirlenen tarihte saat 10:00’a kadar Holiday Inn Ankara Çukurambar Oteli’nde bulunan TEİAŞ yetkililerine teslim edecek. Tüzel kişiler tarafından sunulacak kapalı zarfların içinde bulunması gerekenler ise duyuru metninde ve duyuru eklerinde yer alıyor.

Duyuru ile takvimi belirtilen bölgelere ait yarışmalar ise 13 Mayıs 2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Rüzgar Veya Güneş Enerjisine Dayalı Üretim Tesisi Kurmak Üzere Yapılan Önlisans Başvurularına İlişkin Yarışma Yönetmeliği” uyarınca yapılacak. Yönetmelik uyarınca  bağlantı bölgelerine yönelik geçerli teklifler en düşük tekliften başlamak üzere sıralanacak ve yarışma en düşük fiyatın teklif edilmesi esasına göre yapılacak. Eşit teklif fiyatı verilen projeler için ise kapalı zarf ile eksiltme usulüne göre bağlantı kapasitesi tahsis edilecek.

Yarışmanın toplantının ilk oturumunda ve aynı gün içinde tamamlanması öngörülüyor. Yarışma sonuçları ise on gün içerisinde Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na bildirilecek.

TEİAŞ’ın RES Yarışma Duyurusuna ise buradan ulaşılabilir.

Yazan: Gediz Çınar

5. Türkiye Kamu Özel İş Birlikleri (PPP) Forumu başlıyor!

Aralarında Balcıoğlu Selçuk Akman Keki’nin de bulunduğu değerli sponsorların desteğiyle, EEL Events tarafından bu yıl 5. düzenlenecek olan Türkiye Kamu Özel İş Birlikleri (PPP) Forumu yaklaşıyor. Forum bu yıl katılımcılarını 23-24 Kasım 2016 tarihinde Mövenpick Hotel’de ağırlayacak.

Her yıl yatırımcılar, iş geliştiriciler ve sanayicilere Türkiye Kamu Özel İşbirlikleri altyapı projelerine ilişkin iş imkânlarını tanıtmayı amaçlayan forum, bu yıl da alanında uzman katılımcılar ile projeler hakkında bilgi edinmek isteyenleri bir araya getirecek. Forum, daha önceki yıllarda da olduğu gibi aralarında bakanlıklar, büyükelçilikler, hukuk büroları ve bankaların da bulunduğu kurum ve kuruluşların temsilcilerini ağırlayacak.

Bu yıl düzenlenecek olan forumda ele alınacak önemli konulardan bazıları şöyle: İslami finans ve altyapı finansmanı gibi farklı finansman türleri, Türkiye Kamu Özel İş Birlikleri projeleri açısından meydana gelebilecek riskler ve uyuşmazlık çözümü, havaalanı ve köprüler gibi büyük ulaşım projeleri, sağlık, eğitim, enerji ve çevre alanında Kamu Özel İşbirliği projeleri.

Maliye Bakanlığı ve Kalkınma Bakanlığı temsilcilerinin konuşması ile başlayacak olan forumda, Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı kıdemli ortaklarından Av. Şahin Ardıyok, katılımcıları eğitim alanındaki projeler hakkında bilgilendirecek. Ardıyok, Türkiye’de eğitim alanındaki Kamu Özel İşbirliği projelerinin hukuki dayanağı hakkında bilgi verdikten sonra bu alandaki tecrübelerini paylaşacak. BASEAK kıdemli ortaklarından Av. Doğan Eymirlioğlu ise katılımcıları, PPP projelerinde ortak girişimlerin kurulması ve bunlara ilişkin risklerin önlenmesi hakkında bilgilendirecek.

Program hakkında ayrıntılı bilgi almak için http://www.eelevents.co.uk/ppp-in-turkey-2016/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Yazan: Gediz Çınar

Yenilenebilir enerjide beklenen Yönetmelik

Can Yıldız, yeni Yönetmeliği anlatıyor.

Enerji Bakanı Berat Albayrak yakın zamanda yaptığı açıklamada YEKA çalışmalarında sona gelindiğini ve Kasım-Aralık gibi güneşte ilk ihalenin yapılabileceğini söylemişti. Yenilenebilir Enerji Kanunu çıktığından beri ne zaman hazırlanacağı merak konusu olan Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları Yönetmeliği, geçtiğimiz hafta yürürlüğe girdi.

o-renewable-energy-facebookSon yıllarda oldukça popüler hale gelen, enerji sektörünün tüm aktörlerini ilgilendiren ve yatırımcıları da çeken yenilenebilir enerji alanındaki teşvikler, 2010 yılından beri YEKDEM mekanizması ile yürüyordu. Buna göre teşvik kapsamındaki üreticilere daha düşük lisans bedelleri, alım garantileri, projeye kolay arsa tahsisi gibi çeşitli pratik kolaylıklar sağlanıyordu.

Yeni Yönetmelik ile ise büyük ölçekli yenilenebilir enerji kaynak alanları –şu sıralar uygulamada geçen adıyla YEKA’lar- oluşturulması planlanıyor. YEKA’lar, kapsamlı bir ihale süreci sonrasında kuruluyor. İhaleyi kazanan, belirlenen bölgeye, bölgenin özelliğine göre rüzgâr türbinleri, güneş panelleri vs. temelli üretim santralini kuruyor ve alım garantilerinin sağladığı rahatlıkla elektrik üretmeye başlıyor.

Yönetmelik, bu alanların oluşumunun usul ve esaslarını düzenlemenin yanında, yeni bir teşvik sistemi getiriyor. Fakat bu teşvik sistemi beraberinde gelen bir de zorunluluk da söz konusu: Yerli aksam kullanımı. Zira bu model ile Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim kapasitesinin, yatırımlarda kullanılacak aksamların mümkün olan en yüksek oranda yurt içinde üretilerek artırılması hedefleniyor. Faydalanmak isteyenler, Yönetmelik kapsamında yenilenebilir enerjiye dayalı elektrik üretim faaliyetinde bulunmak için, şartnamede yer alan koşulları sağlayan aksamı yurt içinde imal edecek veya yerli malı kullanmayı taahhüt edecek. Bunu gerçekleştirmezlerse karşı karşıya kalacakları durumlar, sırasıyla uyarı, proje kapsamından çıkarma ve lisans iptaline kadar gidiyor.

Yönetmelikle gelen bu imkân, uygulamada YEKDEM’in hâkimiyetini değiştirecek mi, şu aşamada bir şey söylemek güç. Fakat belirtmek gerek ki YEKA kapsamına giren bir yenilenebilir enerji bazı üretim işi için ayrıca YEKDEM teşviki almak mümkün olmayacak.

Enerji mevzuatındaki kapsamlı değişiklikler neler getiriyor?

Enerji mevzuatındaki değişiklikleri Tolga Turan anlatıyor.

“Let us not go over the old ground,

but rather prepare for what is to come.”

Cicero (106 BC – 43 BC)[1]

6446 sayılı Kanun ve diğer bazı kanunlarda beklenen değişiklik nihayet yasalaştı. Uzun zamandır parlamentonun gündeminde olan değişiklikte enerji sektöründe tartışılan pek çok konu hakkında düzenlemeler yer alıyor. Bunlardan en önemlileri elektrik faturalarında yer alan aktif enerji bedeli dışında kayıp ve kaçak ve diğer bedellere ilişkin düzenleme, yerli kömüre dayalı elektrik üretiminde öngörülen teşvik mekanizması, yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretiminde benimsenen yeni model ve nükleer enerji santrallarının inşaatına başlanabilmesi için getirilen bir takım düzenlemeler yer almakta. Bu yazıda bu temel değişikliklerin esasına için açıklamalarımız yer alıyor.

Öncelikle değinilmesi gereken konu kamuoyunda kayıp-kaçak olarak da bilinen ve Yargıtay’ın 21.05.2014 tarihli ve 2013/7-2454 sayılı Hukuk Genel Kurulu Kararı ile ortaya çıkan duruma yönelik getirilen düzenlemedir. Burada Yargıtay kararında ortaya konulan gerekçeler doğrultusunda EPDK tarafından tarife yapılmasına yönelik olarak ayrıntılı düzenlemeler getirilmekte, aktif enerji bedeli dışında tarife bileşenleri yasal zemine kavuşturulmakta ve bu bedellerin tüketicilerden tahsil edilmesi yasa ile düzenlenmiş olmaktadır. Burada dikkat çekici olan, 6446 sayılı Kanuna eklenen bir geçici madde ile kesin hüküm halini almamış olan ve devam etmekte olan hukuki süreçler ile ilgili de bu hükmün geçmişe dönük olarak uygulanacağınınım düzenleme altına alınması.

İkinci olarak, mevcut YEKDEM rejiminden farklı olarak, yenilenebilir enerji sahalarının belirlenmesi, bu sahalar ile ilgili olarak bağlantı kapasitesinin TEİAŞ tarafından sağlanması ve bu sahalarda elektrik üretim tesisi kurmak isteyenlerin üst sınırı 5346 sayılı Kanunda[2] belirlenen feed-in tariff seviyeleri olmak üzere elektrik satış fiyatı üzerinden sunacakları teklif neticesinde ortaya çıkacak olan fiyattan elektriğin kamu tarafından satın alınmasını öngören bir model getirilmektedir. Modele ilişkin detaylar ise Bakanlığın çıkaracağı yönetmelik ile tespit olunacaktır. Burada saha bazında sahaların verimlilik durumlarına göre farklı fiyatların oluşacağı dikkate alındığında daha optimal bir sisteme geçildiği ifade edilebilir. Ancak, yapılacak ihalelerin ve seçim sürecinin şeffaf olması gerektiği açık. Bu alanlarda kurulacak üretim tesislerinde yerli aksam kullanılmasının da zorunlu hale getirilmesi getirilen değişiklik ile öngörülüyor.[3] Burada dikkat edilmesi gereken husus YEKDEM’in bu sürece paralel olarak hayatını devam ettirdiği. Hatta değişiklik ile geçtiğimiz Mayıs ayında YEKDEM santrallarına sağlanan dengeleme ve yan hizmetler muafiyetlerinin kaldırılmasına ilişkin yönetmelik değişikliği[4] da yasal zemine kavuşturuluyor ve bu gibi hususlarda kanun ile EPDK’ya açık yetki tanınıyor. Mevcut YEKDEM bakımından getirilen yenilik çoklu başvurularda TEİAŞ tarafından yarışmanın katkı payı bazında değil I sayılı Cetvel’de belirlenen fiyatlar üzerinden en düşük fiyatın teklif edilmesi esasına göre yapılacak olması. Bu arada lisanssız elektrik üretiminde de 1 MW altı rüzgâr ve güneş projeleri bakımından yönetmelik ile getirilen düzenlemelerden[5] pay devri yasağına ve dağıtım ve görevli tedarik şirketleri bakımından bu alandaki faaliyetlerin sınırlandırılmasına yönelik hükümler de yasal zemine bu değişiklik ile kavuşturuluyor.

Değişiklik ile getirilen bir diğer düzenleme özellikle nükleer santral inşaatı ile ilgili. Santral sahasında bulunan Kıyı Kanununa tabi yerler ile zeytinlik statüsünde olan yerler nedeniyle geciken inşaata başlama çalışmaları, nükleer santrallar bakımından bu kanunların ilgili hükümlerinden istisna getirilmesi suretiyle aşılmakta. Ayrıca nükleer santral sahalarında yapılacak yapılar hakkında da yapı denetimine ilişkin istisna ve kolaylıklar öngörülmekte. Nükleer santral inşaatları ve lisanslama süreci ile ilgili getirilen bir diğer kolaylık ise nükleer enerji tesisleri için inşaata ilişkin yapı ruhsatı, izin, onay, lisans, ruhsat ve benzeri belgeler ile sahanın mülkiyet veya kullanım hakkının elde edildiğine ilişkin belgelerin üretim lisansı verildikten sonra temin edilmesine olanak sağlanması. Diğer üretim tesisleri bakımından bu belgeler ön lisans süresi içerisinde temin edilmesi gereken belgeler.

Uzun süredir ülke gündemini işgal eden yerli kömüre teşvik bakımından da değişiklik ile yeni bir model öngörülüyor. Bu çerçevede, EÜAŞ ile bağlı ortaklıklarına ait varlıkların veya bu bağlı ortaklıkların hisselerinin yenilenebilir enerji kaynakları veya yerli kömüre dayalı elektrik üretim tesisi kurulması amacıyla özelleştirilmesi halinde yeni model geliştirilmiş durumda. Buna göre, ÖİB bu kapsamda istekliler arasında Elektrik Satış Anlaşması için geçerli olacak fiyatın belirlenmesi noktasında pazarlık veya pazarlık ve açık eksiltme usulüne göre yarışma yapacaktır. Yarışma sonucunda elektriği en düşük bedelle satmayı öngören istekli ile Elektrik Satış Anlaşması imzalanacak ve varlıklar veya hisseler bedel alınmaksızın teklif sahibi ile EÜAŞ arasında devir sözleşmesi imzalanacaktır. Sürece ilişkin usul ve esaslar ihale öncesi Bakanlık tarafından ÖİB’e bildirilecektir.

Yapılan değişiklik ile getirilen en önemli yenilikler bunlar olmakla birlikte diğer pek çok konu da bu değişiklik ile çözüme kavuşturulmuştur. Örneğin elektrik piyasasında ön lisans süresince doğrudan veya dolaylı pay devrinin yasak olmasından kaynaklanan sıkıntı bu konuda getirilecek istisnalarda EPDK’ya geniş bir yetki verilerek çözülüyor. Bu arada EPDK’nın 9 olan Kurul üye sayısı 7’e düşürülüyor. Bu ise zaten boş olan iki üyeliğe atama yapılmayacağı anlamına gelmekte. LPG piyasasında teknik kriterlere aykırılıkta ilk aykırılıkta lisans iptali yerine fiilin lisans süresi boyunca üçüncü kez tekrarı halinde öngören bir modele geçiliyor. Doğal gaz piyasasında depolama yükümlülüğü ve dağıtım bölgeleri, kömüre bağlı metan gazının değerlendirilmesi, maden ruhsatlarının bölünmesi, rüzgâr ve güneş lisans başvuruları bakımından ölçüm verilerine ilişkin süreler ile ilgili de değişiklik ile yeni hükümler getiriliyor.

Yapılan bu kapsamlı değişiklik sonrasında sektörde yaşanan pek soruna ve tartışılan konulara ilişkin öngörülebilirlik artmış durumda. Özellikle yerli kömür teşvikleri, değişen yenilenebilir destekleme sistemi, nükleerde inşaatın önünün açılması ve kayıp-kaçak konusunun yasal zemine kavuşturulması gibi benzeri konularda getirilen düzenlemeler ile değinilen süreçlerde bir hızlanma da söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, yerli kömürün elektrik üretimi için kullanımında artış, rüzgâr ve güneş santrallarını devreye almada bir hızlanma, nükleerde inşaata başlanması önümüzdeki süreçte takip edeceğimiz gelişmeler arasında yer alacak gibi gözüküyor.

[1]Olup bitmişin üzerinde durmayalım, artık olacak olana hazırlanalım.” Çiçero (106 MÖ – 43 MÖ)

[2]Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun

[3] Bilindiği üzere mevcut YEKDEM sisteminde yerli aksam kullanımı zorunlu olmayıp kullanılması halinde ilave feed-in tariff söz konusu olmaktadır.

[4] 29 Nisan 2016 tarih ve 29698 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan; Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Belgelendirilmesi ve Desteklenmesine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik

[5] 23 Mart 2016 tarih ve 29662 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan; Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

Türkiye’de yeni trend: Sanal santral ihaleleri

Bir İlk!

18 Nisan 2016 tarihinde Türkiye’de bir ilk gerçekleşti. Akenerji, 904 MW kurulu güce sahip Erzin Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali’ni 20 MW ile 40 MW kapasitesini sanat santral ihalesi yöntemi ile tedarik şirketlerinin kullanımına açtı. Yapılan ihale sonucunda 2016’nın üçüncü çeyreği için 40 MW kullanım hakkını Vitus Commodities Enerji Sanayi ve Ticaret ve Anonim Şirketi ve dördüncü çeyreği için 20 MW kullanım hakkını Enerji Elektrik Enerjisi Toptan Satış Anonim Şirketi kazandı.

Sanal Santral İhalesi Nedir?

akenerji-erzin-doğalgaz-santrali-2498323-1068x549Sanal santral ihalesi*, alıcının üreticiden ürettiği elektriği, en fazla önceden belirlenen kapasite miktarı kadar olacak şekilde ve önceden belirlenmiş birim başı fiyattan satın alma hakkı tanıyan ihale sistemidir. Burada elektrik peak-load ya da base-load olarak bölünebilir ürünler şeklinde ihale edilebilmekte ve tahsis süreleri de değişiklik gösterebilmektedir. Uygulamada genellikle, bu süreler üç ay ve kırk sekiz ay arasında değişmektedir.

Santralin fiziksel olarak elden çıkarılması yerine, sanal olarak yani kapasite tahsisi yöntemi ile elden çıkarılması söz konusudur. Böylelikle ana üretici firma hala santralin kontrolü ve yönetimini elinde tutar. Bunun karşılığında ise ihalede kazanan taraf kapasiteyi kullanma hakkına sahip olur fakat bu bir kullanma yükümlülüğü oluşturmaz. Genellikle, sanal santral ihalesi belli periyodlar ile ve şeffaf bir şekilde uygulanmaktadır fakat farklı türleri de mevcuttur.

Kısa Tarihçesi

Sanal santral ihalesi yöntemini resmi olarak dünyada ilk ve en uzun süre ile uygulayan Électricité de France (EDF) olmuştur. 2001 yılında EDF’nin bu sistemi uygulamasından önce ise, 2000 yılında Batı Kanada’da bulunan Alberta’da tam olarak sanal santral ihalesi şeklinde gerçekleştirilmese de benzer özelliklere sahip bir uygulama gerçekleştirilmiş.

İlk olarak bu sistemin EDF tarafından uygulanmasının sebebi ise AB Komisyonu’nun 2002/164/EC sayılı ve 7 Şubat 2001 tarihli kararına dayanıyor. Komisyon, Energie Baden-Württemberg (EnBW) üzerinde EDF ve Zweckverband Oberschwäbische Elektrizitätswerke (OEW) tarafından kontrol kurulmasına ilişkin devralma işlemini, verilen taahhütler doğrultusunda şartlı olarak onaylamış. Verilen taahhütlerden biri de EDF’nin o zaman Fransa’da bulunan 5400 MW üretim kapasitesinin sanal santral ihalesi yöntemi ile ihaleye katılacak olan üreticilere, tedarikçilere, elektrik ticareti ile uğraşanlara veya piyasaya girme niyetinde olanlara satılmasıydı.

EDF 2001 yılında Fransa’da elektrik üretim pazarında hakim durumda ve aynı zamanda dünyanın en büyük nükleer enerji üreticisi iken EnBW ise Almanya’da dördüncü en büyük elektrik üretim şirketi idi. EDF için fiziksel elden çıkarma yerine sanal santral ihalesi sisteminin uygulanmasının nedeni ise tamamen EDF’nin nükleer santrallerin emniyet ve güvenliği konusundaki geçmiş performansından ve EDF’nin başarılı yönetimi sayesinde ölçek ekonomisinin faydalarından toplumun yararlanmasından kaynaklanmaktaydı. Dolayısı ile ilk başta bu sistemin uygulanması temelde üç nedene dayanıyordu. Bunlar, piyasaya yeni girişlerin olabileceğinden emin olmak, toptan satış piyasasının gelişimini teşvik etmek ve piyasayı daha likit hale getirmek ve son olarak spot elektrik piyasasında pazar gücünün etkisini azaltmak. Böylelikle de elektrik piyasasında rekabet ve liberalleşme desteklenmiş olacaktı. Öyle ki, söz konusu sanal santral uygulamasına başlandıktan sonraki üçüncü yılın sonunda Fransa Avrupa’daki toptan satış piyasasında en aktif üçüncü pazar unvanını kazandı. EDF 2011 yılında taahhütlerden muafiyetini alana kadar 42 ihale düzenledi.

EDF’nin ardından bu sistem özellikle Avrupa’da hızla yayılmış. Her birinin kendine has özellikleri bulunmakla birlikte, diğer uygulamalar şu şekilde:

Belçika’nın en büyük elektrik üreticisi olan Electrabel’in bağlı ortaklığı olan Electrabel Customer Solutions N.V./S.A.’nın bazı dağıtım şirketlerinin görevli omv_samsun_daki_santrali_satabilir_h602862_01352tedarik şirketi (“default supplier”) olmasına ilişkin işlem Belçika Rekabet Otoritesi’nin önüne gelmiş. Belçika Rekabet Otoristesi verdiği kararında 1200 MW’lık üretim kapasitesinin sanal santral ihalesi yöntemi ile tahsis edilmesi karşılığında izin vermiş ve bu doğrultuda da 2004 yılından 2008 yılına kadar bu sistem uygulanmış.

Yine Hollanda’da Nuon, Reliant Energy Europe’un varlıklarını almak istemiş ve söz konusu işlem Hollanda Rekabet Otoritesi’nin önüne gelmiş ve işleme izin verilmesi karşılığında 900 MW kapasitesinin sanal santral ihalesi yöntemi ile 5 yıl süre ile tahsis edilmesine karar verilmiş.

Bir diğer örnek ise İspanya’dan. İspanya Devleti 2005 yılında bir Beyaz Kitap yayınlıyor ve burada iki elektrik üreticisi olan Iberdola ve Endesa’nın birlikte %80 pazar payına sahip olduğunu ve piyasada rekabeti artırmak için sanal santral ihalesi yöntemine başvurulması gerektiğini belirtilmiş ve ardından da 2007 yılında Iberdola ve Endesa tarafından ortak bir ihale gerçekleştirilmiş.

Ayrıca Almanya’da RWE ve E.ON’un gönüllü olarak yaptığı ihaleler, Portekiz’de REN ve EDP’nin ortak ihalesi, Birleşik Devletler’de de benzer bir şekilde Teksas Kapasite İhaleleri yapılmıştır.

Türkiye’de ise şuan için bilinen örnekleri Akenerji ve OMV’dir. OMV de “Samsun’da bulunan 890 MW gücündeki doğal gaz kombine çevrim santralinin desteğiyle piyasa katılımcılarına ve toptancılara maksimum esnekliği sağlayan uzun vadeli çağrı opsiyonu içeren Sanal Elektrik Santral ürünleri sunmaktadır.”

Akenerji sanal santral ihalesinin ardından yapılan açıklamada, paydaşlara belirlenen dönemler boyunca santral kurulum maliyetleri, arızalar, bakımlar ve krizlerden etkilenmeden üretim kapasitesini kullanım hakkı tanınmasını, son teknoloji santralin verimlilik ve esnekliğinin kiralanmasını, kullanım hakkı sahibi firmanın bir gün öncesinden bildirimde bulunarak elektrik üretimini gerçekleştirme imkanını, tahsis edilen kapasitenin tedarik dönemi boyunca her saat kullanılabilir olması ve böylece olası bir gaz krizinde santral kesintiye uğrasa bile tahsis edilen sanal kapasitenin kesintisiz kullanılabilmesini, enerji sektörüne girmek isteyen ama yatırım maliyetlerini göze alamayan paydaşlar için bir fırsat olmasını bu yöntemin faydaları olarak sıralamıştı.

OMV de sanal santral ihalesi yönteminin piyasa katılımcılarına ve toptancılara maksimum esnekliği ve katılımcılara ihtiyaçları doğrultusunda diledikleri miktardaki elektriği talep imkânını sağladığını belirtmiş.

Literatürde sanal santral ihalesi sisteminin avantajları ve dezavantajları tartışılmakta, üzerine yazılmış görüşler bulunmakta. Her ne kadar bu sistemin ilk uygulamaları rekabet otoritelerinin verdiği kararlar doğrultusunda gerçekleşmiş olsa da, bugün Türkiye’de gönüllü olarak uygulanıyor ve iki taraflı fayda esasına dayanıyor. Nitekim, ilerleyen zamanlarda olası birleşme ve devralmalarda, özelleştirmelerde, hakim durumun kötüye kullanılmasına ilişkin analizlerde bu tür uygulamaların karşımıza çıkabileceğini de dikkate almak gerekecektir.

* Virtual Power Plant (VPP) Auctions

Yararlanılan Kaynaklar:

  1. Akenerji Press Rlease, (Available at: http://www.akenerji.com.tr/Dosya/Dokuman/SanalSantral%C4%B0halesi.pdf )
  2. Virtual Capacity and Competition, Schultz, C., revised July 2009
  3. Virtual Power Plant Auctions, Lawrence M. Ausubel and Peter Cramton, Utilities Policy 18(4), 201-208, December 2010.
  4. Electricity Auctions: An Overview of Efficient Practices, Maurer, L. and Barroso, L., World Bank Study, 2011.
  5. VPP Evaluation From a Small Player’s Perspective, Dong Energy As An Example, Su, M., 2014.
  6. OMV Enerji Ticaret A.Ş.
  7. http://www.omv.com.tr/portal/01/tr/omv_tr/OMV_Trkiyede/about-omv/omv-enerji-ticaret-as

Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelik’te muhtemel değişiklikler ve rekabet

Elif Duranay, elektrik üretimine dair mevzuattaki değişikliklerden ve Rekabet Kurumu görüşlerinden bahsediyor.

Rekabet Kurumu’nun, Kanun’un 27. maddesi kapsamında rekabet hukuku ile ilgili mevzuatta yapılması gerekli değişiklikler konusunda doğrudan veya Bakanlığın talebi üzerine görüş bildirme yetkisi vardır. Bu doğrultuda, Rekabet Kurumu 26 Kasım 2015 tarihinde EPDK tarafından yayımlanarak kamuoyunun görüşüne sunulan “Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelikte (LUY) Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Taslağı” için değerlendirmelerde bulundu.

6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanun’un 14. maddesinde “Lisanssız yürütülebilecek faaliyetler” başlığı altında ürettiği enerjinin tamamını iletim veya dağıtım sistemine vermeden kullanan, üretimi ve tüketimi aynı ölçüm noktasında olan, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesislerinin lisans alma ve şirket kurma yükümlülüğünden muaf olarak elektrik üretebileceği düzenlenmiş. Bu düzenlemeye paralel olarak da LUY’un 17. maddesinde lisanssız üretim yapan gerçek ve tüzel kişilerin kendi ihtiyaçlarını karşılamak için üretim yapmalarının esas olduğu hüküm altına alınmış. Fakat uygulamada kendisi tüketmek üzere enerji ihtiyacı duymayan tesislerin de lisanssız olarak elektrik üretebilmelerine izin verilmiş ve bu lisanssız üretim ile birlikte teşvik mekanizmasına dâhil olup, sabit fiyatlı alım garantisinden de (feed-in tariff) yararlanmalarının önü açılmış.

Bu uygulama bazı tartışmaları beraberinde getirmiş. Özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarından olan güneş ve rüzgar enerjisi için lisans başvurularındaki usule ilişkin zorluklar ve lisans alma maliyetleri bu tartışmalara ciddi bir boyut kazandırmış. Ayrıca, lisanssız üretim ile ilgili başvuru ve bağlantı süreçlerinin kendi sorumluluğuna verildiği dağıtım şirketleri tarafından lisanssız üretim için ayrılan bağlantı kapasitesinin aynı ekonomik bütünlük içinde yer alan şirketlere tahsis edilmesi ve sabit fiyat garantili teşvik mekanizmasından yararlanarak üretim şirketlerine sunulan garantili fiyatlar ile gün öncesi spot piyasalarında verilen fiyatlar arasındaki makasın gittikçe açılması bazı endişelerin doğmasına neden olmuş ve LUY’da değişiklikler yapılması kaçınılmaz hale gelmiş.

Rozvodòa Varín
Rozvodòa Varín

Taslak değişiklik kapsamında öncelikle bağlantı esaslarına ilişkin 6. maddeye yeni bir fıkra eklenmek sureti ile her bir trafo merkezinde; herhangi bir gerçek veya tüzel kişiye ve söz konusu gerçek veya tüzel kişinin doğrudan veya dolaylı olarak ortak olduğu tüzel kişilere, tüketim tesisi sayısına bakılmaksızın yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesisleri için en fazla 1 MW tahsis yapılacağı düzenlemesi getirilmiş.

6446 sayılı Kanunun 14. maddesinin ikinci fıkrasında Bakanlar Kurulu tarafından rekabetin gelişmesi, iletim ve dağıtım sistemlerinin teknik yeterliliği ve arz güvenliğinin temini ilkeleri çerçevesinde lisanssız faaliyette bulunabilecek yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesislerinin kurulu güç üst sınırını kaynak bazında beş katına kadar artırılabileceği belirtilmiş idi ve bu enerji santrallerinin aynı zamanda sabit fiyat alım garantisinden de 5346 sayılı Kanun’un “Muafiyetli üretim” başlıklı 6/A maddesi doğrultusunda on yıl süre ile yararlanabilmesi söz konusu. Ayrıca 6/B maddesi kapsamında da üretim tesislerinde kullanılan mekanik ve/veya elektro-mekanik aksamın yurt içinde imal edilmiş olması halinde 5 yıl süre ile ilave teşvik imkanı var.

Yeni fıkralar eklenmesi öngörülen bir diğer madde ise “Diğer hükümler” başlığını taşıyan 31. madde. Eklenen fıkralar lisanssız üretim yapmak isteyen şirketlerin başvurularının değerlendirilmesi süreci hakkında. Bu doğrultuda taslak değişiklikte, söz konusu Yönetmelik kapsamında kurulması planlanan üretim tesisine ilişkin yapılan başvuru tarihinden, başvuruya konu üretim tesislerinin tamamının geçici kabulü yapılana kadar pay devri yapılamayacağı ve pay devri yapılabildiği zaman ise ilgili şebeke işletmecisine pay devri işlemi gerçekleşmeden bir ay önce bilgi verilmesi ve pay devir işleminden sonra en geç on işgünü içinde de pay devri sonrasına ilişkin nihai ortaklık yapısını gösterir bilgi ve belgelerin yine ilgili şebeke temsilcisine ilgili tüzel kişi tarafından sunulması gerektiği düzenlenmiş.

Aynı maddede getirilen bir diğer fıkrada ise kimlerin lisanssız üretim faaliyetinde bulunamayacağı düzenlenmiş. Bu fıkraya göre lisanssız üretim faaliyetinde bulunamayacak kişiler; dağıtım ve görevli tedarik şirketlerinin doğrudan ve dolaylı ortakları, dağıtım ve görevli tedarik şirketleri ile bu tüzel kişilerin doğrudan ve dolaylı ortaklarında istihdam edilen kişiler, bir de bu iki grup içerisindeki gerçek ve tüzel kişilerin doğrudan ve dolaylı olarak ortak olduğu tüzel kişiler.

Rekabet Kurumu, değişiklik taslağına ilişkin verdiği görüşte, değişiklikler ile birlikte dağıtım şirketlerinin kendileri ile aynı ekonomik bütünlük içerisinde yer alan şirketler lehine ayrımcılık yapmasının ve rakip teşebbüslerin lisanssız üretim pazarına girişlerini engelleyici faaliyette bulunmasının engellenmek istendiğini ve bu nedenle dağıtım şirketlerinin objektif davranmasının sağlanması için dağıtım ve onunla aynı bütünlük içinde yer alan şirketlerin ve bu şirketlerin çalışanlarının da lisanssız üretim faaliyetlerinde bulanamayacağının düzenlendiğini belirtmiş. Dolayısı ile yapılan değişiklikler Rekabet Kurumu tarafından olumlu olarak karşılanmış ve düzenlemeyi bölgelerinde hakim durumda olan dağıtım şirketlerinin lisanssız elektrik üretimi yapmak isteyen teşebbüslere karşı başta ayrımcılık olmak üzere çeşitli rekabeti kısıtlayıcı eylem ve işlemlerde bulunmasının önüne geçilmeye çalışılması olarak değerlendirilmiş.

Rekabet Kurumu’nun değindiği bir diğer husus ise, lisanssız elektrik üretimi başvurularının değerlendirmede merkezi role sahip olan dağıtım şirketlerinin konuya ilişkin eylemlerinin denetlenmesine yönelik herhangi bir hüküm bulunmadığı ve bununla birlikte dağıtım şirketlerinin lisanssız elektrik üretimine ilişkin işlemlerinin denetimine yönelik bir düzenlemenin getirilmesi gerektiği. Bu kapsamda lisanssız üretim için yapılan bir bağlantı talebinin reddedilmesi gibi bir durumda da başvuru konusu bölgenin bağlantı sorunları ve başvuru süreci ile ilgili aksaklıkların, diğer yatırımcılarla şeffaf bir şekilde paylaşılması gerektiği de ayrıca belirtilmiş.

Kurum’un başvurunun değerlendirilmesi sürecine ilişkin belirttiği bir diğer husus ise, başvuruları ve bağlantı taleplerini değerlendiren Komisyonun uygulamada dağıtım şirketlerinin personelinden oluşması sebebi ile Komisyonca yapılan değerlendirmelerin şeffaf ve objektif olma kıstaslarını karşılamada sorun yaratabileceği. Bu nedenle başvuruları değerlendiren Komisyonun, bağımsız ve tarafsız değerlendirmelerde bulunmasını sağlayacak bir şekilde, dağıtım şirketi ve aynı ekonomik bütünlük içinde yer alan şirketlerin personellerinin ağırlıklı olarak yer almadığı bir yapıya kavuşturulması gerektiği de son olarak belirtilmiş.

Taslak değişiklikte halihazırda lisanssız üretim faaliyetinde bulunan şirketlerin durumunun ne olacağına ilişkin ise bir düzenleme bulunmamakta. Getirilmesi planlanan 1 MW sınırı öncesinde imzalanmış olan bağlantı anlaşmalarının şirketler açısından müktesep hak oluşturma ihtimali düşünülerek geçici bir hüküm getirilmesi uygun olabilir. Böylece ortaya çıkabilecek hukuki ihtilaflarında önüne geçilmiş olunur. Bu şekilde bir geçici hüküm konulup konulmayacağı, taslağın olduğu gibi kabul edilip edilmeyeceği veya değişiklikler olup olmayacağı Kurul kararının ardından netleşecek. Bu noktada karar, lisanssız üretim faaliyeti ile alakadar olan tüm paydaşlar tarafından merakla beklenmekte.

Yararlanılan Kaynaklar:

1.Lisanssız Mevzuat Değişikliği Hakkında Rekabet Kurumu Görüşü

2.Draft Regulation Amending Regulation on the Unlicensed Electricity Generation on the Electricity Market

3.Şahin Ardıyok, Tolga Turan, “Draft Amendments Might Hinder Un-licensed Power Generation”, Mondaq, 21 December 2015.

“Paris İklim Zirvesi Ardından Dünya Enerji ve İklim Görünümü” toplantısından notlar

Paris İklim Zirvesi Ardından Dünya Enerji ve İklim Görünümü toplantısından notlarını Elif Duranay aktarıyor.

11 Ocak 2016 tarihinde Sabancı Center’da TÜSİAD ve Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC) işbirliği ile “Paris İklim Zirvesi Ardından Dünya Enerji ve İklim Görünümü” toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda sırasıyla TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Başaran Symes, Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Fatih Dönmez tarafından açılış konuşmaları yapıldı. Akabinde Uluslararası Enerji Ajansı İcra Direktörü Dr. Fatih Birol tarafından “Paris İklim Zirvesi Ardından Dünya Enerji ve İklim Görünümü” sunumu gerçekleştirildi.

İlk açılış konuşmasını yapan TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran Symes, konuşmasının başında enerji sektörünün önemine dikkat çekmek için bazı rakamlara yer verdi. Elektrik piyasasının pazar büyüklüğünün 50-55 milyar TL, doğalgaz piyasasının ise 38-40 milyar TL büyüklüğünde olduğunu belirten Symes sektöre yapılan yatırımların finansmanı için toplam 60 milyar USD banka kredisi kullanıldığını ve bunun 52 milyarının Türk bankaları, 8 milyarının ise yabancı bankalar tarafından sağlandığını vurguladı. Bu yatırımlar neticesinde enerji sektöründe var olan kredi yükünün %95’inin döviz esaslı olduğunu belirterek kur riskine dikkat çekti.

renewableDaha sonrasında enerji piyasalarının serbestleşmesi için atılması gereken adımlardan bahsederken, maliyetlerin altında enerji fiyatlamasının söz konusu olmaması gerektiğini, bu durumun enerji verimliliğine engel olduğunu ve ülke ekonomisini olumsuz etkilediğini söyledi. Bu bakımdan fiyatlarda arz-talep dengesinin sağlanmasının enerji verimliliğine, sektörde öngörülebilirliğe ve kamu maliyesinde sürdürülebilirliğe katkı sağlayacağını belirtti.

EÜAŞ ve TETAŞ’ın piyasada özel sektör mantığı ile ve ekonomik açıdan rekabetçi piyasa koşullarına uygun bir şekilde rasyonel kararlar alarak hareket etmesi gerektiğine değinen Symes, ayrıca bir an önce serbest tüketici limitinin sıfırlanması ve perakende satış tarifelerinin de kaldırılması gerektiğini belirtti.

Doğalgaz sektörü serbestleşmeden elektrik sektörünün serbestleşemeyeceğini ve buna çözüm olarak doğalgaz sektöründe ithalat ve ihracatın serbest bırakılması gerektiğini vurgulayan Symes, bu nedenle 4646 sayılı Doğalgaz Piyasası Kanunu için öngörülen revizyonun bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti. Ayrıca, BOTAŞ’ın piyasa payının küçülmesi ve başka şirketlerin de doğalgaz iletim piyasasına girmesinin, söz konusu piyasada rekabetinin sağlanması açısından zorunlu olduğunu vurguladı.

Ham petrol fiyatlarının 30 USD civarında seyrettiği günümüzde, bu petrol fiyatlarının ülkemiz açısından büyük bir fırsat oluşturduğunu, enerji üretiminde fosil yakıtlara uygulanan sübvansiyonların bu fırsattan istifade edilerek fiyatlarda herhangi bir zam uygulamasına gidilmeksizin kaldırılması gerektiğini belirtti.

Symes, reformların sektörün sürdürülebilirliği, yatırımların devamlılığı ve enerjinin verimli kullanımı açısından memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, 64. Hükümet Programı’nda enerji piyasalarının serbestleşmesine yönelik bir eylemin bulunmamasını eleştirerek bu konunun önemine dikkat çekti ve AB İlerleme Raporu’nda bahsedildiği üzere Türkiye’nin bir “gaz geçiş ülkesi” olarak görülmesinden öte enerjinin fiziksel ve finansal ticaretinin yapıldığı bir “ticaret merkezi” (hub) olması gerektiğini vurguladı.

Paris Anlaşması’nın önemini vurgulayarak bir eleştiride bulunan Symes Anlaşma metninde bir eksiklik olduğunu, gelişmiş ve gelişmemiş ülkelerin tanımlanmadığını, Türkiye’nin gelişmiş ülke olarak zikredilmesinin emisyon azaltımına yönelik hedefin niteliği ve gelişmekte olan ülkelere sağlanacak elverişliliği bakımından sorun oluşturacağını vurguladı. Finansmana erişim ve teknoloji alanında destek verilmesinin ülkemiz için önemli olduğunu belirten Symes, bu belirsizliğin bir an önce giderilmesi için gereken çalışmaların yapılması gerektiğini belirtti.

Yenilenebilir enerji konusunda ise Symes, yenilenebilir enerjinin enerji güvenliği açısından ve düşük karbon ekonomisine geçiş için çok önemli olduğunu vurguladı. Bu sektörde yerli ekipman imalatının da çok önemli olduğunu belirtti. Ayrıca yenilenebilir enerji sektöründe destekleyici mekanizmaların devam etmesi ve yatırım ortamını iyileştirici tedbirlerin alınması gerektiğini söyledi ve konuşması boyunca belirttiği hususlarda kat edilecek gelişmelere inancını vurgulayarak konuşmasını sonlandırdı.

Ardından Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, Paris Anlaşması’nın çok önemli bir dönüm noktası olduğunu ve enerji sektörünün tam merkezinde yer aldığını belirtti. Bu doğrultuda enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynakları alanında atılması gereken adımların önemini vurgulayarak, enerji teknolojileri bakımından kat edilecek gelişmelerle birlikte enerji sektörünün iklim değişikliğinin nedeni değil çözümü olması gerektiğini söyledi. Cansen Symes gibi uluslararası işbirliklerinin önemine dikkat çeken Sabancı, Paris Anlaşması’nda Türkiye’nin statüsünün belirsiz olduğunu ve bunun bir an önce netleştirilmesi gerektiğini belirtti.

Sabancı, ayrıca sektöre ilişkin görüşlerini de sundu. Elektrik piyasasının daha fazla “decentralized” olması gerektiğini belirttikten sonra, sektördeki çapraz sübvansiyonların verimlilik artışlarının önünde bir engel olduğunu ve kaldırılması gerektiğini, bununla birlikte elektrik dağıtım piyasasında 2016-2020 yıllarını kapsayan yeni tarife döneminin esaslarının belirlendiğini ancak bir an önce maliyet esaslı tarife yapısına geçilmesi gerektiğini belirtti. İçinde bulunduğumuz dönemin koşullarını, yani arz fazlası ve düşük enerji fiyatları fırsatını iyi kullanarak enerji piyasasının libarelleşmesinde gerekli adımların atılması gerektiğini de vurgulayarak sözlerine son verdi.

Sonrasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Fatih Dönmez söz aldı ve konuşmanın kendisi için öneminden bahsederek enerji politikalarının sanayi, istihdam gibi ülke politikaları ile uyumlu olması gerektiğini belirtti. Bu konuya ilişkin olarak Almanya’nın doğalgaz santrallerinden önce nükleer santralleri kapatmasını örnek verdi ve bunun nedeninin istihdam olduğunu belirtti. Linyitin enerji kaynağı olarak kullanmasına devam edeceğini belirten Dönmez’in bu açıklaması, yerli kömür kaynaklarının istihdam yaratması sebebi ile azami ölçüde değerlendirilmeye devam edeceğini düşündürmekte. Ayrıca Dönmez, enerji yatırımları için kamu-özel ortaklıklarının da Bakanlığın gündeminde olacağını belirterek yatırımlara verilen öneme dikkat çekti.

Toplantı’nın asıl önemli kısmını oluşturan Uluslararası Enerji Ajansı İcra Direktörü Dr. Fatih Birol’un sunumu ise dinlemeye oldukça değerdi. Birol, enerji piyasalarında öngörülebilirliğin hiç bu kadar düşük olmadığını belirterek sözlerine başladı. Öngörülebilirliğin bu kadar düşük olmasının ise dört nedeni olduğunu belirtti. Bunlar; mevcut jeopolitik durum, dünya ekonomisinin ve özellikle BRICS ülkelerinin karşı karşıya olduğu ekonomik vaziyet, iklim değişikliği konusu ile ilgili olarak Paris Anlaşması’nın etkileri ve düşen enerji fiyatları.

Birol, mevcut jeopolitik durumdan kastının Ortadoğu’daki gelişmeler, Asya’daki gelişmeler, Suudi Arabistan ve İran arasındaki tansiyon, Rusya-AB ve Rusya-NATO arasındaki ilişkiler ve küresel terörizm olduğunu belirterek, bunlara ek olarak özellikle Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika Cumhuriyeti (BRICS) ülkelerinin, ABD’nin, AB’nin ve Çin’deki ekonomik risklerin, Hindistan’daki iyiye gidişin bu belirsizliğe yol açtığını belirtti.

Bu noktada Çin’in belirli bir saturasyon dönemine girdiği gibi bir tablo ile karşı karşıya olunduğunu belirten Birol, hizmet sektörünün ekonomik büyümedeki rolünün artması ve buna bağlı olarak enerji talebindeki oturmanın, Çin kaynaklı talebi de belirli bir noktada istikrarlı hale getirmesinin beklendiğinden bahsederek enerji verimliliği açısından da en büyük hareket alanın Çin’de olduğunu vurguladı ve bu konularda önemli çabaların mevcut olduğunu belirtti. Ayrıca Çin’in enerji konusunda çok ciddi reformlar yaptığını belirtti.

Birol ayrıca Hindistan’daki iyiye gidiş doğrultusunda Asya’da bir nöbet değişimi yaşanacağını da vurgulayarak Hindistan’ın Çin’in yerine geçeceğinden söz etti. Çin conferencekonusunda, Çin’in dünya enerji talebi büyümesini dikte ettirmesinin sonuna gelindiğini söyledi. Öyle ki, Hindistan’ın ekonomide ve enerjide ciddi adımlar attığını, Paris Anlaşması çerçevesinde daha adil ve dengeli bir sonuç çıkmasına yardımcı olduğunu belirten Birol, Hindistan’ın dünya enerjisinde bir merkez haline geleceğinin öngörüldüğünü belirtti. Bununla birlikte, Hindistan’ın güneş enerjisine büyük yatırımlar yaptığını ve son 10 yıldır enerji konusunda Amerika, Avrupa ve Çin’in politikalarını takip ettiklerini fakat artık Yeni Delhi’ye bakmak gerekeceğini vurguladı.

Paris Anlaşması’nın öngörülebilirlik üzerindeki etkisini değerlendirirken ise mevcut emisyonların üçte ikisinin enerji sektöründen kaynaklandığını belirterek, bu noktada çözüm için inovasyon, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği noktalarının önemli olduğuna dikkat çekti.

Son olarak da, Birol’a göre düşen enerji fiyatları bu belirsizliğin bir diğer sebebini oluşturuyor. Kendisinin ifadeleri ile petrol fiyatlarının son yılların en düşük seviyesinde olması ve ülkelerin stoklarının dolu olması nedeniyle petrol fiyatlarının 2016’da da düşmesi ve 2017’den sonra ancak toparlanabilmesi mümkün görülüyor, zira upstream yatırımlarda düşüş yaşanıyor. Düşük enerji fiyatlarının bir diğer görünümü ise, kömür fiyatlarının 50 USD civarında olması. Öyle ki bu nedenle Birol, elektrik sektöründe teşvik edilen yenilenebilir enerji kaynaklarının kömür ile düşük fiyatlar sebebiyle rekabet edemediğini belirtti. Ayrıca, doğal gaz fiyatlarının 20 USD seviyesinden 6 USD seviyelerine gerilediğini belirten Birol, ABD ve Avustralya kaynaklı LNG arzının artırılacağını söyledi.*

Düşük enerji fiyatlarının Türkiye’ye etkisine bakacak olursak, Fatih Birol’a göre düşük petrol fiyatlarının net ithalatçı konumunda olan, ayrıca hacim ve maliyetin oldukça yüksek olduğu Türkiye bakımından sonuçlarından biri dış ticaret dengesinin olumlu etkilenmesidir çünkü ödemeler dengesinde enerji ithalatı önemli rol oynuyor. Uzun dönemde dünyada petrol piyasasında Ortadoğu’nun payının artacağını zira en ucuz maliyetli petrolün orada olduğunu söyleyen Birol, pahalı petrolün (offshore, nonconventional) rekabet edemeyeceğini, bunun da arz güvenliği risklerini artıracağını düşündüğünü belirtti. Fatih Birol, ayrıca düşük fiyatların Türkiye üzerindeki bir başka etkisi de verimlilik projelerinin ve yenilenebilir enerji kaynaklarının desteklenmesinin cazibesini yitirmesi olabileceğini ifade etti.

Son olarak Birol, düşük enerji fiyatlarının cari açıklar için ilaç olduğunu fakat rehavete kapılmamak gerektiğini, Hindistan’ın atacağı adımların dünya enerji sektörünün kaderini belirleyeceğini, Çin’in “Çin dünya enerji talebini dikte ediyor” durumunun sona eriyor olduğunu, enerji arz güvenliği ve çevre konusunda kimsenin enerji adası olmadığı ve bu nedenle uluslararası çalışmalara devam edilmesi ve işbirliklerinin yapılması gerektiğini belirtti.

Sunumun ardından Birol tarafından soruların yanıtlanması ile sona eren toplantı, katılımcılar tarafından baştan sona dikkatle takip edildi. Özellikle katılımcı seviyesinde üst düzey ilginin gösterildiğini bu toplantı, konuşmacıların yaptığı değerlendirmeler ile birlikte öngörülebilirliğin düşük olmasına rağmen, önümüzdeki yıl ve yıllarda dünyada enerji sektörünü nelerin beklediğini belirli bir çerçeve içerisinde gözler önüne serdi.

*Sabine Pass LNG Santrali’nin ilk ihracatı Şubat sonu, Mart başında gerçekleşecek.

http://fuelfix.com/blog/2016/01/14/cheniere-delays-first-sabine-pass-lng-export/#27079101=0

 

AB enerji sektöründe bir taahhüt daha: AB Komisyonu’nun Bulgaristan Enerji Holding kararı

AB enerji sektöründe faaliyet gösteren elektrik ve doğal gaz şirketlerine son yıllarda birbiri ardına rekabet soruşturmaları açılmıştır. E-ON, RWE, GdF, EdF, ENI, Distrigaz ve CEZ gibi AB enerji devlerinin mercek altına alındığı bu soruşturmalar sonucu AB Komisyonu pek çok taahhüt kararına imza atmıştır. 2012 yılından beri devam eden ve AB ile Rusya arasında adeta siyasi ve diplomatik bir mücadele haline gelen Gazprom soruşturmasında henüz bir sonuca varılamamışken AB Komisyonu, AB enerji sektöründeki taahhüt kararlarına geride bıraktığımız yılın son ayında bir yenisini daha ekledi. Bu bağlamda AB Komisyonu, Bulgaristan’ın dikey bütünleşik ve kamu kontrolündeki enerji şirketi olan Bulgaristan Enerji Holding (BEH) hakkında yürütülen soruşturmada önerilen taahhütleri yeterli bulduğunu duyurdu.

1Aslında AB Komisyonu nezdinde BEH hakkında hem elektrik piyasasını hem de doğal gaz piyasasını ilgilendiren halihazırda iki farklı soruşturma devam etmekteydi. AB Komisyonu’nun verdiği taahhüt kararı, BEH’in Bulgaristan elektrik piyasasında hakim durumunu kötüye kullandığı iddiasını incelediği ve Ağustos 2014 tarihinde soruşturma raporu gönderdiği soruşturmaya ilişkin. Bu soruşturma kapsamında BEH’in müşterileriyle yaptığı uzun dönemli elektrik satım sözleşmelerinde bulunan bölgesel sınırlamaların düzenlemeye tabi olmayan Bulgaristan elektrik toptan satış pazarındaki rekabeti bozduğu ve müşterilerin satın aldıkları elektriği yeniden satma noktasındaki özgürlüklerini kısıtladığı iddiaları ele alınmaktaydı. BEH’in sunduğu taahhütleri Haziran 2015 tarihinde piyasa aktörleriyle paylaşan AB Komisyonu, geçtiğimiz ay BEH hakkında taahhüt kararı verdiğini açıkladı.

Tek pazar entegrasyonuna aykırı ve üye devletlerin ulusal pazarlarının bölümlere ayrılması sonucunu doğuran rekabet ihlallerinin, özellikle pazar paylaşım anlaşmaları ve bölgesel sınırlamaların, AB Komisyonu tarafından çok ağır cezalandırıldığı bilinmekte. Bu doğrultuda BEH’in ikili anlaşmalarında müşterilerin satın aldığı elektriği yeniden satmasını engellemesine AB Komisyonu’nun sıcak bakmayacağı ve geçmiş kararlardan yola çıkarak BEH’in AB Komisyonu’na bitakım taahhütlerde bulunabileceği sürpriz olmayacaktı. Ancak BEH’in önerdiği ve AB Komisyonu’nun kabul ettiği taahhütlere baktığımızda taahhütlerin uzun dönemli elektrik satım sözleşmelerinde herhangi bir değişiklik içermediği, bunun yerine gün öncesi elektrik piyasasına ilişkin birtakım iyileştirmeleri hedeflediği dikkat çekmekte.

BEH Bulgaristan’da yeni bir enerji borsası kurulmasını, kurulum sürecinde bağımsız bir üçüncü kişiden bilgi ve teknik destek almayı ve kurulacak bu enerji borsasının kontrolünü Bulgaristan Maliye Bakanlığı’na bırakmayı taahhüt etti. Yeni kurulacak bu enerji borsasının akışkanlığını sağlamak üzere BEH, beş yıl süre boyunca bu borsaya önceden belirlenmiş miktarda elektrik satmayı da üstlendi. Gün öncesi elektrik piyasasında satılmak üzere borsaya verilecek elektrik miktarları saat bazında değişiklik gösterebilecek ve fiyatı BEH’in ürettiği elektriğin marjinal maliyetini geçmeyecek. AB Komisyonu’na göre BEH’in taahhütleri elektriğin kime satıldığının takibini zorlaştıracağından satıcıların bölgesel sınırlamalar getirmelerini engelleyecektir. Uzun vadede bu taahhütler Bulgaristan elektrik pazarının komşu ülkelerle olan entegrasyonunu arttıracak ve neticede Avrupa Enerji Birliği’ni sağlamaya da yardımcı olacaktır.

Enerji Hukuku Eğitimi

TEHAV ve Lebib Yalkın Yayınları işbirliği ile düzenlenecek olan enerji hukuku eğitimine dair ayrıntıları Elif Duranay aktarıyor.

13 Şubat 2016 tarihinde Türk Ekonomik Hukuk Araştırmaları Vakfı (TEHAV) ve Lebib Yalkın Yayınları işbirliği ile enerji hukuku eğitimi düzenleniyor. Eğitimde, elektrik, doğalgaz, petrol, LPG piyasalarına ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’na ilişkin mevzuat kapsamındaki düzenleme ve uygulamalara ayrıntılı bir şekilde yer verilmesi ve hem bu düzenleme ve uygulamaların amacına ve önemine hem de son yıllarda serbestleşen enerji piyasalarındaki risk ve aksaklıklara dikkat çekerek çözüm yollarının belirlenmesini amaçlıyor.

Eğitim kapsamı ise oldukça zengin; gerçek hayattan örneklerin de yer alacağı eğitim, enerji hukukuna ilişkin kısa bir girişin ardından sektörel olarak sırayla elektrik endüstrisine ilişkin ayrıntılı bilgi verilmesi ile başlayıp, elektrik endüstrisindeki pazarların hukuki ve iktisadi analizi ile devam ediyor. Daha sonra elektrik piyasalarının işleyişinin anlatılmasıyla elektrik endüstrisi bölümünün tamamlanmasının ardından, doğalgaz ve petrol endüstrisine ilişkin sunumlarla devam eden eğitimde, LPG’ye yönelik düzenlemelerden de bahsedilmesi ile son olarak enerji piyasalarında denetim ve idari para cezalarının da anlatılması planlanıyor.

Eğitimciler ise, EPDK Kurul Üyesi, Uluslararası Enerji Düzenleyicileri Konfederasyonu Başkanı ve Enerji Düzenleyicileri Bölgesel Birliği Başkanı ve aynı zamanda da Bilkent Üniversitesi Enerji Hukuku ve Politikası Öğretim Görevlisi olan Alparslan Bayraktar, Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı’nda Ortak Avukat ve Bilkent Üniversitesi Enerji Hukuku ve Politikası Öğretim Görevlisi olan Av. Şahin Ardıyok ve eski EPDK Enerji Uzmanı ve Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı’nda Kıdemli Danışman olarak görev yapan Tolga Turan’dan oluşuyor. Kamu ve özel sektör deneyimine sahip uzmanların birlikte bu eğitimi verecek olması katılımcıların tecrübelerinden faydalanabilmesi bakımından önemli.

Katılımcı sayısının sınırlı olduğu Enerji Hukuku Eğitimi’ne ilişkin ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliği ve bazı Kurul kararlarında değişiklikler

Elif Duranay, madeni yağ, baz yağ ve atık madeni yağ hakkındaki değişikliklerden bahsediyor.

Değişiklikler hakkında bilgi vermeden önce, konuya ilişkin bazı kavramların açıklanmasında yarar var.

Madeni Yağ: Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliği’nin “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinde baz yağına veya kimyasal sentez ile işlenen maddelere, bazı katkıların ilavesi sonucu, hareketli ve temas halinde olan iki yüzey arasındaki sürtünme ve/veya aşınmayı azaltma veya soğutma özelliğine sahip mamul haline getirilen doğal ve yapay maddeler madeni yağ olarak tanımlanıyor. Özellikle otomotiv endüstrisinde kullanılan parça ve ekipmanlarda sürtünmeyi azaltmak ve servis ömrünü uzatmak amacıyla kullanılan madeni yağ, petrol esaslı baz yağlara katkı maddelerinin ilave edilmesi ile birlikte elde edilmekte.

atik-yag-5Baz yağ: Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği’nde geçen tanımı uyarınca rafinerilerde üretilen alifatik, naftanik aromatik ve karışık esaslı petrol ürününü veya sentetik olarak (kimyasal yolla) elde edilen yağ demektir.

Atık madeni yağ: Faydalı kullanım ömrünü tamamlayarak atık haline dönüşmüş olan madeni yağlardır, bunun nedeni kullanımın ardından zamanla fiziksel ve kimyasal özelliklerinin değişmiş olması. Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği kapsamında “(k)ullanılmış benzinli motor, dizel motor, şanzıman ve diferansiyel, transmisyon, gres ve diğer özel taşıt yağları ile hidrolik sistem, türbin ve kompresör, kızak, açık-kapalı dişli, sirkülasyon, metal kesme ve işleme, metal çekme, tekstil, ısıl işlem, ısı transfer, izolasyon ve koruyucu, izolasyon, trafo, kalıp, buhar silindir, pnömatik sistem koruyucu, gıda ve ilaç endüstrisi, kağıt makinesi, yatak ve diğer özel endüstriyel yağlar ve endüstriyel gresler, kullanılmış kalınlaştırıcı, koruyucu, temizleyici ve benzeri özel müstahzarlar ve kullanıma uygun olmayan yağ ürünleri” olarak tanımlanıyor.

Atık yağların ülkemizde birçok uygunsuz kullanımı bulunmakta. Örneğin, kontrolsüz olarak yakılarak ısınma amacıyla kullanılmaları, akaryakıt içerisine karıştırılmaları, işlenerek standart ürünlerle eş tutulamayacak iken ikame ürün olarak piyasaya sunulmaları ve “10 numara yağ” gibi adlarla kayıt dışı faaliyetlere konu edilmeleri söz konusu. Kullanımının ise verdiği zarar daha çok çevresel. Ekosisteme, hava, su ve toprağa karışarak büyük zarar vermekte. Bu nedenle bu atık yağların geri dönüşümü veya nasıl bertaraf edileceği konularında düzenlemeye ihtiyaç duyulmuş. 2004 yılına kadar ise konuya ilişkin hiçbir düzenleme yapılmamış. 2004 yılında Atık Yağ Kontrol Yönetmeliği kabul edilmiş. Günümüzde ise “Yeni” olarak adlandırdığımız 2008’de kabul edilen Atık Yağ Kontrol Yönetmeliği, Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmelik ve Çevre Kanunu gibi ilgili mevzuat konuya ilişkin düzenlemeler içeriyor.

Mevzuat ile birlikte, enerji geri kazanımı, bertaraf, rafinasyon ve rejenerasyon yöntemleri düzenlenmiş. Bu doğrultuda, atık madeni yağların bir kısmı enerji geri kazanım amaçlı çimento, kireç, demir-çelik tesislerinde, bir kısmı bertaraf tesislerinde, diğer bir kısmı da hammadde geri kazanımı amaçlı rafinasyon ve rejenerasyon tesislerinde kullanılmakta. Bunlardan sonuncusu, ileri rafinasyon teknolojilerinin kullanılması ile atık yağlar içerisinde bulunan tüm kirleticilerin temizlenerek orijinal baz yağ elde edilmesini sağlamakta ve nihai olarak petrol kaynaklarının daha fazla tüketilmesinin önüne geçmekte ve ekonomiye de katkı sağlamakta.

30 Temmuz 2008 tarihinde yayınlanan Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde, üreticiler atık yağların kaydını tutmak, depolamak ve işlemeye veya bertaraf tesislerine gönderilmesini sağlamakla yükümlü kılınmış. Yönetmeliğin 13. maddesi uyarınca da atık motor yağlarının sadece motor yağı üreticisi veya Yetkilendirilmiş Kuruluş tarafından toplanabileceği düzenlenmiş. Bu atık yağların toplanması konusunda Petrol Sanayi Derneği (PETDER), “Yetkilendirilmiş Kuruluş” olarak atanmış. Bugün ülke genelinde yaygınlaştırılmış bir şekilde tüm atık yağı üreticilerinden atık yağ toplanmakta. Bu hükümlerin aksine davrananlar için ise ceza yükümlülüğü doğması mevzuat çerçevesinde öngörülmüş. Artık yeni düzenlemeler ile birlikte bu atık yağ rafinasyon ve rejenerasyon tesislerinin lisanslandırılmasında EPDK lisans başvurularını sonuçlandırıyor. Bahsedilen değişiklikler de bu kapsamda.

Resmi Gazete’de yayımlanan değişikliklerden biri “Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”. Bu kapsamda, Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliği’nin “Lisans Gerektiren Faaliyetler ve Muafiyetler” başlıklı 6. maddesinin ikinci fıkrasının ardına bir üçüncü fıkra eklendi. Eklenen fıkra ile, atık madeni yağdan baz yağ üretim faaliyetini, alt başlıklarına işletmek kaydıyla madeni yağ lisansı veya dağıtıcı lisansı sahiplerinin yapabileceği ve atık madeni yağdan baz yağ üretiminin madeni yağ üretim faaliyetinin içinde yer aldığı düzenlendi. Böylelikle, atık madeni yağdan baz yağ üretim faaliyetinin de lisans gerektiren faaliyetlerden olduğu, bu faaliyetin madeni yağ lisansı ve dağıtıcı lisansı sahibi kişilerce yürütülebileceği ve baz yağ üretiminin madeni yağ kapsamında olduğu düzenlenmiş oldu.

Aynı Yönetmelik’in “Madeni Yağ Lisansı Kapsamında Yürütülebilecek Faaliyetler” başlıklı 23. madde ise madeni yağ lisansı sahiplerinin piyasada; lisansı kapsamındaki madeni yağ üretimi tesislerinde madeni yağ üretimi ile iştigal edebileceğini düzenlerken şu şekilde değiştirilmiştir: “Madeni yağ lisansı sahipleri veya madeni yağ alt başlığı bulunan dağıtıcı lisansı sahipleri piyasada, lisansı kapsamındaki madeni yağ üretimi tesislerinde madeni yağ üretimi ile lisanslarına alt başlık olarak işletmek kaydıyla atık madeni yağdan baz yağ üretimi faaliyetinde bulunabilir.”

Diğer bir değişiklik ise, Yönetmelik’in “Lisans Tadili” başlıklı 15. maddesinde. Lisans tadillerinin Kurul kararı ile sonuçlandırıldığını düzenleyen bu maddenin beşinci fıkrasında bazı hallerde istisnai olarak lisans tadil başvurularının Petrol Piyasası Dairesi Başkanlığınca (PPDB) sonuçlandırılacağı düzenlenmiş. Söz konusu Yönetmelik ile bu istisnai hallerden biri olan (f) bendinde değişiklik yapıldı. Eski düzenlemeye göre, madeni yağ lisansı veya madeni yağ alt başlıklı dağıtıcı lisansı sahiplerinin lisanslarında yer alan madeni yağ üretimi ve baz yağ kullanımı bilgilerinin değiştirilmesi ile üretilecek madeni yağların bu lisanslara eklenmesine veya bu lisanslardan çıkarılmasına ilişkin lisans tadilleri PPDB tarafından sonuçlandırılabiliyordu. Bu fıkra değiştirilerek, madeni yağ lisansı veya madeni yağ alt başlıklı dağıtıcı lisansı sahiplerinin lisanslarında yer alan madeni yağ üretimi ve baz yağ kullanımı bilgilerinin değiştirilmesi, baz yağ üretim alt başlığının eklenmesi veya çıkarılması ile üretilecek madeni yağların bu lisanslara eklenmesine veya bu lisanslardan çıkarılmasına ilişkin tadillerin PPDB tarafından sonuçlandırılacağı düzenlenmiş. Böylelikle yeni getirilen düzenleme ile madeni yağ veya madeni yağ alt başlıklı dağıtıcı lisanslarına baz yağ üretim alt başlığının eklenmesi veya çıkarılmasına ilişkin lisans tadilleri de PPDB tarafından sonuçlandırılabilecek.

Bir de Yönetmelik’e “Geçici Madde 20” eklenmiş ve Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’in yürürlüğe giriş tarihinde madeni yağ ve dağıtıcı lisansı altında madeni yağ alt başlığı olan lisans sahiplerinin 01.01.2018 tarihine kadar baz yağ alt başlığını işletmeksizin, atık madeni yağdan baz yağ üretimi faaliyetinde bulunabileceği düzenlenmiş. Böylelikle belirtilen tarihe kadar lisansında yer almasa dahi atık madeni yağdan baz yağ üretim faaliyetinde bulunabilecekler fakat bu tarihten sonra lisanslarının bulunmaması halinde atık madeni yağdan baz yağ üretim faaliyetinde bulunamayacaklar. Bu arada, Yönetmelik’in EK-1 kısmında da “Lisans Başvuru Dilekçesi”nde yer alan “Lisans Başvurusunun Türü” tablosunda madeni yağ lisansı ve madeni yağ alt lisanslı dağıtıcı lisansının altına baz yağı üretim lisansı da değişiklik ile ayrıca eklenmiş. “İstenmesi Halinde” ibaresinin de bulunduğu bu tabloda artık baz yağ üretim faaliyeti göstermek isteyen lisans başvuru sahipleri “Baz Yağ Üretim” seçeneğini işaretleyecekler.

12 Ocak 2016 tarihinde Kurul tarafından alınan 6065/1-b sayılı karar doğrultusunda da bu doğrultuda bazı değişiklikler yapılmış. Bu değişikliklerin ilki Kurul’un 3243/2 sayılı Petrol Piyasasında Lisans Başvurusu Açıklamalarına İlişkin Kurul Kararı’nın 11. maddesinin üçüncü fıkrasına ilişkin. “Madeni Yağ Lisansı” başlıklı 11. maddenin üçüncü fıkrasının eski halinde “Atık yağlardan geri kazanılmış baz yağların hammaddde olarak kullanılacağı tesisler için yapılan madeni yağ lisansı başvurularında, başvuruya konu tesisin TS 13541 İş Yerleri – Atık Yağ Rafinasyon ve Rejenerasyon Tesisleri – Genel Kurallar standardına uygun olduğunu gösteren TSE Hizmet Yeterlilik Belgesi”nin aranacağı düzenlenmiş. Yeni düzenleme ile bu madde “Atık madeni yağdan baz yağ üretimine ilişkin faaliyeti alt başlık olarak lisanslarına işletecek olanlar; lisansa konu tesisin TS 13541 İş Yerleri – Atık Yağ Rafinasyon ve Rejenerasyon Tesisleri – Genel Kurallar standardına uygun olduğunu gösteren TSE Hizmet Yeri Yeterlilik Belgesi’ni ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığından atık madeni yağların geri kazanımına ilişkin Çevre İzin ve Lisans Belgesi’ni Kuruma sunarlar.” şeklinde değiştirilmiş. Yapılan değişiklik ile beraber baz yağ üretimi faaliyetinde bulunmak isteyen ve bunu alt başlık olarak lisanslarına işletmek isteyenler için TSE Hizmet Yeri Yeterlilik Belgesi’nin yanında bir de Çevre İzin ve Lisans Belgesi’ni Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan temin ederek sunmaları gerekiyor.

Aynı karar ile 3242/3 sayılı Petrol Piyasasında Lisans Tadili Başvurularında Aranacak Bilgi ve Belgelere İlişkin Kurul Kararı’nın “Tesis Tadili” başlıklı 8/B 2558aa8e2fdd5a540cf8acd286f20eab[1]maddesinin 5. fıkrası da değiştirilmiş. Fıkranın eski halinde, madeni yağ üretim tesisinde atık yağlardan geri kazanılmış baz yağlar hammadde olarak kullanılacak ise aynı maddenin ikinci fıkrasının (ç) bendinde belirtilen üretim veya kullanım kapasitesi bilgilerinin değiştirilmesi için lisans türüne uygun Tesis Bilgi Dosyası, Kapasite Raporu ve Sanayi Sicil Belgesi’ne ilaveten, tadil başvurusuna konu tesisin TS 13541 İş Yerleri – Atık Yağ Rafinasyon ve Rejenerasyon Tesisleri – Genel Kurallar standardına uygun olduğunu gösteren TSE Hizmeti Yeri Yeterlilik Belgesi ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığından alınmış Çevre ve İzin Belgesi aranacağı düzenlenmekte. Oysa yeni değişiklikte “Madeni yağ lisansına alt başlık olarak atık madeni yağlardan baz yağ üretimi faaliyeti ekletmek için ikinci fıkranın (ç) bendinde sayılan belgelere ilaveten, tadil başvurusuna konu tesisin TS 13541 İş Yerleri – Atık Yağ Rafinasyon ve Rejenerasyon Tesisleri – Genel Kurallar standardına uygun olduğunu gösteren TSE Hizmeti Yeri Yeterlilik Belgesi ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığından alınmış Çevre ve İzin Belgesi aranacağı düzenlenmiş.

Son olarak, Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliği’nin “Lisansların Sona Ermesi ve İptali” başlıklı 17. maddesinde taşıma, bayilik ve serbest kullanıcı lisanslarının PPDB tarafından sona erdirileceği haller bentler halinde sayılmıştı. Kabul edilen Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile ek bir bent daha eklenerek, bayilik faaliyetinin haklı ve mücbir sebepler hariç altı aydan uzun süreli yapılmaması halinde de lisansın PPDB tarafından sona erdirilebileceği düzenlenmiştir. Buna paralel olarak, aynı Yönetmelik’in, “Bayilik Lisansı Sahiplerinin Yükümlülükleri” başlıklı 38. maddesinde sayılan yükümlülüklerden “(i) Bayilik faaliyetinin haklı ve mücbir sebepler hariç, altı aydan uzun süreli durdurulmaması ile yükümlüdür.” yürürlükten kaldırılmıştır. Böylece altı aydan uzun süre faaliyetlerin durdurulması yükümlülük olmaktan çıkarılmış, lisansın sona erme sebebi olarak tekrar eklenmiş oldu.

Söz konusu değişiklikler 01.02.2016 tarihinde yürürlüğe girecek. Fakat yukarıda da belirtildiği gibi 01.01.2018 tarihine kadar lisans tadili olmaksızın baz yağ üretimi faaliyetinde bulunulabilecek, bu tarihten sonra ise lisans tadili gerekecek ve yeni alınacak lisanslarda da baz yağ üretim alt başlığını da lisanslarına işletmeleri gerekecek. Bu kapsamda 2018 öncesinde lisans tadillerinin yoğunlaşması söz konusu olabilir.

Yararlanılan Kaynaklar:

1.Demirhan, E., Bigesu, A.Y., Atık Madeni Yağların Değerlendirilmesi ve Geri Dönüşümünün İncelenmesi.

2.Atık Madeni Yağ Rafinasyonu İçin En Uygun Teknoloji Seçimi Projesi Teknik Araştırma Raporu, 2012 PETDER.

 

Avrupa Enerji Birliği’nde son durum

Avrupa Enerji Birliği’ne dair gelişmeleri Elif Duranay aktarıyor.

“I believe that walls and fences have no place in an EU Member State.”

Jean-Claude Juncker

Strasbourg, 9 September 2015

Lüksemburg Eski Başbakanı ve Avro Grubu eski Başkanı Jean-Claude Juncker liderliğindeki AB Komisyonu’nun 1 Kasım 2014 tarihinde göreve başlamasının ardından AB Komisyonu bu yeni dönemde Juncker Komisyonu olarak anılmaya başladı ve Juncker Komisyonu göreve başlar başlamaz, Komisyon’un 2015 Çalışma Programı’nı hazırlamaya koyuldu. Çalışma Programı tıpkı seçim çalışmalarında yer verildiği gibi on nokta daha doğrusu on “öncelik” üzerine odaklanmıştı. İşte bu on öncelikten üçüncüsü de “İleriye Dönük İklim Değişikliği Politikası ile birlikte Dirençli bir Enerji Birliği” idi.

Bu kapsamda, 25 Şubat 2015 tarihinde AB Komisyonu “İleriye Dönük İklim Değişikliği Politikası ile Dirençli bir Enerji Birliği için Çerçeve Strateji” belgesini

Maroš Šefčovič at the podium
Maroš Šefčovič at the podium

yayımladı. Bu Çerçeve Strateji enerji güvenliğinin, dayanışmasının ve güveninin sağlanması, tam bütünleşmiş enerji iç pazarının oluşturulması, enerji tüketiminin azaltılmasına katkı sağlaması adına enerji verimliliğinin sağlanması, araştırma, inovasyon ve rekabet gücü için Enerji Birliği ve ekonominin dekarbonize edilmesi olarak beş hedeften oluşmakta. Son kısmında ise yapılacaklar listelenmiş ve yol haritası da eklenmiş.

Yayımlanan bu Çerçeve Strateji’nin ardından tam 9 ay sonra o zamandan bu yana kat edilen gelişmeyi görmek adına “State of the Energy Union” adı altında sayıca oldukça çok dokümanı kapsayan bir paket, enerjiden sorumlu Başkan Yardımcısı Maroš Šefčovič’in konuşması akabinde kamuoyuna sunuldu. Bu paket organizasyon olarak esasında üç bölümden oluşmakta. İlki Çerçeve Strateji’de yer alan 5 öncelikli hedefi kapsayan ve her birine ayrı başlıklar halinde yer veren bölümdür. Bu beş başlığa ek olarak bir de “Enerji Birliği’nin hayata geçirilmesi” başlığı da bu bölümde yerini almış. Bu altı başlık altında hem bu zamana kadar kaydedilen gelişmeler hem 2016 yılında faaliyet gösterilecek önemli alanlar hem de üye ülkeler nezdinde, bölgesel ve AB seviyesinde takip edilen politikaların sonuçları kamuoyu ile paylaşılmış. Bu kısma ait eklerde de 2017 yılında bir bütün haline getirilecek olan ülkesel enerji ve iklim planlarının nasıl hazırlanması gerektiği birer birer anlatılmış ve güncellenmiş yol haritası da yerini almış.

Paketin ikinci kısmında “çok teknik” olarak adlandırabileceğimiz bir belge yer almakta. Bu belge gelecekte üye ülkelerin ve birliğin bir bütün halinde enerji politikalarını nasıl hayata geçireceğine dair göstergeler içermekte. Üçüncü kısım ise iki taraflı ve yoğun müzakerelerin sonucu meydana gelen  28 ülke hakkında birbirinden ayrı analizlerinden oluşmakta. Bir de bu bölümlere istinaden “Eşlik Eden Dokümanlar” kısmında da elektrik ve doğalgaza ilişkin ortak çıkarlara yönelik 195 altyapı projesinin listesi, doğal gaz ve elektrik fiyatları Avrupa istatistiklerine ilişkin düzenleme teklifi, İklim Eylem İlerleme Raporu, Enerji Verimliliği İlerleme Raporu, AB Enerji Güvenliği Stratejisi Uygulama Raporu, Enerji Tüketici Trendi 2010-2015, Nükleer Güvenliği Direktifi Uygulama Raporu ve AB’deki Acil Durum Petrol Stoklarına Genel Bakış belgeleri ve ekleri yer alıyor.

Šefčovič bu paket ve içeriğindeki belgeler doğrultusunda AB ve üye ülkeleri hareketli bir 2016 yılının beklediğini, Enerji Birliği şemsiyesi altında yapılması için söz verilen tüm faaliyetlerin %90’ının 2016’da tamamlanacağını ve Şubat 2016’da arz güvenliğine ilişkin bir başka paketin daha kamuoyu ile paylaşılacağını da belirtmiş. Özellikle Ukrayna krizinin ardından meydana gelen siyasi gelişmeler doğrultusunda arz güvenliği sebebi ile Enerji Birliği’nin AB için önemi daha da artmaya başladığı için, yayımlanacak bu paketin önemli hususlar içereceği muhakkak.

Türkiye ise 25 Şubat 2015’de Çerçeve Strateji’nin yayımlanmasının ardından 16 Mart 2015 tarihinde hem Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın hem de AB Komisyonu’nun internet sitelerinde yayımlanan AB – Türkiye ortak deklarasyonu ile Enerji Birliği’nin bir parçası olduğunu göstermiş oldu. Bu deklarasyonda Türkiye’nin Orta Doğu ve Hazar Bölgesi ile AB enerji piyasaları arasında doğal bir enerji köprüsü ve enerji merkezi olduğu, Türkiye’nin enerji merkezi olmasının hem Türkiye hem de AB‘nin yararına olduğu vurgulanmış ve iki taraf da rekabetçi enerji piyasalarının varlığını sağlamak için enerji kaynaklarının güvenliği ve çeşitlendirilmesi hususlarında işbirliği yapma iradelerini ortaya koymuşlar. Bu kapsamda her yıl bir kez ilgili bakanlıklar nezdinde Yüksek Düzeyli Enerji Diyaloğu gerçekleştirileceği kararlaştırılmış.

Ayrıca, Hazar Bölgesinden Avrupa’ya doğalgaz getirilmesini sağlayarak Avrupa enerji arz güvenliği ve çeşitliliğini temin edecek altyapı projelerini kapsayan Güney Gaz Koridoru’nun (Southern Gas Corridor) bir parçası olan Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı’nın (TANAP) hem Türkiye hem de AB için büyük öneme sahip olduğu belirtilmiş ve bu durum Çerçeve Strateji’de geçen “önemi gittikçe artan enerji üreticisi ve transit ülkelerle stratejik enerji ortaklıkları kurma” taahhüdü kapsamında değerlendirilmiş.

Sonuç olarak, Ukrayna krizinden sonra Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerin de gerilmesi, AB ve Türkiye’yi enerji konusunda birbirine daha çok yakınlaştırmakta. Bu sebeple, AB’nin enerji arz güvenliğini sağlayacak ve enerji kaynaklarını çeşitlendirecek projelerin aynı zamanda Türkiye’nin enerji merkezi olmasına katkıda bulunması ve deklarasyonda belirtildiği gibi AB’ye üyelik sürecinde de bir destek oluşturması bekleniyor. Hükümet Programı’nda da TANAP Projesi’nin yeni dönemde hayata geçirileceği (ki Başbakan Ahmet Davutoğlu 2018’i hedef göstermişti), ayrıca Trans Adriyatik Doğal Gaz Boru Hattı (TAP) ve Irak-Türkiye Doğal Gaz Boru Hattı Projeleri ile de gaz alışının gerçekleşeceğinin belirtilmesi Türkiye’nin yakın zamanda Enerji Birliği’ni sağlamadaki rolünün öneminin artacağını bize göstermekte.

Yararlanılan kaynaklar:

  1. http://www.euractiv.com/sections/eu-priorities-2020/juncker-defines-10-priorities-eu-seeks-inter-institutional-support
  2. http://ec.europa.eu/priorities/energy-union/state-energy-union/index_en.htm
  3. https://ec.europa.eu/commission/2014-2019/arias-canete/announcements/eu-turkey-high-level-energy-dialogue-and-strategic-energy-cooperation_en
  4. https://www.akparti.org.tr/english/haberler/davutoglu-tanap-project-to-be-completed-before-2018/80960#1

Elektrikte serbest tüketici limitindeki indirimlerde ihtiyat devam ediyor

Elektrik piyasasında serbest tüketici limitlerindeki indirime dair bugünkü gelişmeleri Tolga Turan aktarıyor.

 

“Eğer benzersiz bir şeyin sahibi ile yeri doldurulabilecek

bir şeyin sahibi karlı bir anlaşma yapacaklarsa,

kar benzersiz kaynağın sahibine gider.”

Tim Harford (Görünmeyen Ekonomist)

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) 24 Aralık 2015 tarihli toplantısında serbest tüketici limitinde yüzde onluk bir indirime giderek 4.000 kWs olan limiti 3.600 kWs olarak belirledi. Bu demek ki, 2016 yılında yıllık tüketimi 3.600 kWs ve üzerinde olan tüketiciler elektriklerini meskûn oldukları bölgedeki görevli tedarik şirketinden değil istedikleri tedarikçiden satın alabilecekler.

Serbest tüketici limitindeki kontrollü düşüş devam ediyor ancak özellikle son yıllarda tatmin edici seviyelerden uzak. 21 Mayıs 2009 tarihli Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Strateji Belgesi ile 2015 yılına kadar limitin sıfıra düşürülmesi ve herkesin serbest tüketici olması öngörülmüştü. Bu hedefe yönelik hızlı adımlar da atıldı ancak son dönemlerde limit indirimleri sınırlı seviyelerde seyretti. Alınan son karar ile de serbest tüketicide sıfır limit hedefi başka bahara kalmış oldu.

bg_powerlinesEsas itibari ile Türkiye Enerji Vakfı tarafından 30 Eylül 2015 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen Elektrik Perakende Satış Sektörünün Geleceği Sempozyumu’nda da pek çok katılımcı tarafından ifade edildiği üzere, limitin sıfıra hem görevli tedarik şirketlerinin hem de bağımsız tedarikçilerin ortak arzusu. Ancak limitte sınırlı bir indirim olacağı da yine pek çok kişi tarafından beklenmeyen bir durum değildi. Zira çeşitli platformlarda tüm tüketicilerin serbest tüketici olması noktasında ölçüm altyapısı başta olmak üzere bazı kaygılar dönem dönem dile getirmekteler. Bu nedenle sınırlı bir seviyede kalan indirim pek de sürpriz olmadı.

Alt yapı noktasındaki noksanlıklar bir yana, serbest tüketici limitinin sıfırlanması önündeki en önemli engel tüketicilerin bu konuda bilgi ve bilinç sahibi olmaları noktasındaki yetersizlik. Bu sağlanmadan bu yönde atılacak adımların da beraberinde üstesinden gelinmesi zor sorunları beraberinde getireceğine ilişkin kaygıların düzenleyici kurum yöneticileri tarafından da paylaşıldığı anlaşılıyor. Zira tüm tüketicilerin serbest tüketici olmasından sonra ilk sıradaki gündem maddesi hiç şüphesiz son kaynak tedarik tarifeleri olacak. Şu an itibariyle perakende elektrik tarifleri ile aynı olarak belirlenen son kaynak tedarik tariflerinin tüm tüketiciler serbest tüketici olduktan sonra daha esnek bir şekilde belirlenmesi talepleri ise giz değil. Meseleye bu açıdan bakıldığında, tüm tüketicilerin serbest tüketici olması sonrasında yeterince bilgi sahibi olmayan tüketicilerin olumsuz bazı deneyimlerin ardından kitleler halinde son kaynak tedarikine yönelmeleri durumu da söz konusu olabilir. Bu takdirde tüketici açısından son çözümlemede elde kalan bazı olumsuz deneyimler ve görevli tedarik şirketi tarifelerinden daha esnek şekilde belirlenen son kaynak tedarikinden başka bir şey olmayacağı kaygının da esas kaynağı gibi.

Burada unutulmaması gereken husus, serbest tüketicilerin bu haklarını kullandıklarında regüle alanın da dışına çıkıyor olmaları. Yani hüküm ve şartları EPDK tarafından belirlenen perakende satış sözleşmeleri yerine ikili anlaşmalar ile elektrik enerjisi alıyor hale gelecekler. İlgili mevzuata göre ikili anlaşmalar, gerçek ve tüzel kişiler arasında özel hukuk hükümlerine tabi olarak, elektrik enerjisi veya kapasitenin alınıp satılmasına ilişkin yapılan ve EPDK onayına tabi olmayan ticari anlaşmaları ifade ediyor. Öte yandan, Kurulun düzenlemesine tabi olmayan bu ikili anlaşmaların şartlarını da taraflar serbestçe belirlemekte. Olası bir uyuşmazlıkta ise adres EPDK değil, genel hükümler. Bu şekilde bir ticari ilişkinin tarafları arasında, en azından bugün itibari ile var olduğuna inanılan bilgi asimetrisi, sorunların da potansiyel kaynağı olabilir kanaati limitteki indirimleri de sınırlandırıcı etkiye sahip gözüküyor.

Konu açısından bir diğer sorunlu alan ise dağıtım şirketleri-görevli tedarik şirketleri-bağımsız tedarikçiler üçgeninde yer alan rekabet eksenli kaygılar. Konu dönem dönem hem Rekabet Kurulu’nun hem de EPDK’nın gündemine geliyor. Ancak Rekabet Kurulu tarafından henüz atılmış somut bir adım yok. EPDK tarafından ise yürütülen soruşturmalar olduğu ve hatta “ihtara gerek olmayan haller” kapsamında değerlendirme yapılarak idari para cezaları verildiği enerji kulislerinde konuşuluyor. Piyasaya giriş engellerinin ortadan kaldırılması ve bağımsız tedarikçilerinin de piyasada rol almaları ise rekabetin tesisi için gerekli unsurların başında geliyor.

Diğer taraftan, perakende sektörünün tamamıyla rekabete açılması elektrik piyasalarında liberalleşmenin de önemli aşamalarından birisi. Bu seviyede sağlanacak etkinlik artışları da liberalleşmeden beklenen faydaların bir bölümünü oluşturuyor. O nedenle, tüm düzenlemelerin nihai hedefi bu doğrultuda. Küçük tüketiciler dâhil tüm tüketiciler bakımından tedarikçi firmaların birbirleriyle rekabet içerisinde olmaları arzu edilen bir durum.

Ancak yukarıda bahsettiğimiz kaygılar daha temkinli bir gidişin de haklı sebepleri gibi gözükmekte. Bu kaygılar nedeniyle sıfır limit döneminin belirli bir süre tehir edilmesi ne kadar haklı görülebilirse de, bu kaygıların ortadan kaldırılmasına yönelik adımların da hızla hayata geçirilmesi gerekiyor. Gerekli ölçüm altyapısının kurulması ve tüketicilerin bilgilendirilmesi yönündeki adımlar hızla atılmalı. Tabiatıyla bu alanda temel sorumluluk sektörün düzenleyici kurumu olan EPDK’nın omuzlarında.

Hükûmet Programı – Enerjiye dair

Elif Duranay, Hükûmet Programı’nın Enerji başlığını ele alıyor.

Hükûmet programı, yeterli sayıda güvenoyunun alınması halinde hükûmetin ileride yapacağı işleri gösteren taahhütname niteliğinde bir belgedir ve bu nedenle her seçim sonrasında gözleri üzerine çeker. 64. Hükûmetin Programı da Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından 25 Kasım 2015’de TBMM Genel Kurulu’nda açıklandı. Programın en ilgi çekici bölümlerinden biri her zaman olduğu gibi enerji piyasaları ve yatırımlarına ilişkin olan bölümdü. Programda enerji alanında mevcut proje ve atılan adımlardan söz edildiği gibi aynı zamanda bir takım yeni hususlar da yer alıyor.

energy electrical goodProgramın “Enerji Güvenliği” başlığı altında sektöre ilişkin açıklamaların yer aldığını görüyoruz. Bu kısımda herkes tarafından malum olan enerjide dış bağımlılığımıza ufak bir dokunuş yapılmış ve nihai tüketiciye sürekli, kaliteli, güvenli, asgari maliyetlerle enerji arzını ve enerji temininde kaynak ve bölge çeşitlendirmesinin esas alındığı belirtilmiş. Enerji arz güvenliğinin sağlanması için bir taraftan yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının harekete geçirilmesi, diğer taraftan enerji verimliliğinin artırılması temel hedefler olarak gösterilmiş.

Yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının mümkün olan en üst düzeyde değerlendirilmesi gerektiği ve nükleer teknolojinin elektrik üretiminde kullanılmasının planlandığı Programın enerji kısmının öne çıkan hususları arasında. Uluslararası enerji ticaretinde stratejik konumumuzu güçlendiren rekabetçi bir enerji sistemine ulaşılması ise temel amaç olarak belirlenmiş. Bu doğrultuda, Akkuyu ve Sinop’ta nükleer santral yapımı için imzalanan anlaşmalardan bahsedilmiş ve ek olarak üçüncü nükleer santralin yapımına da 64. Hükûmet döneminde başlanacağı belirtilmiş.

Program’da doğalgaz sektörüne ilişkin de açıklamalar bulunmakta. Bu kapsamda, tüm illerde konut sektörüne doğal gaz iletiminin tamamlanmasının planlandığı, doğal gaz depolama kapasitesinin artırılacağı ve buna ilişkin yapımı devam eden Tuz Gölü Yeraltı Depolama Projesi’nin tamamlanacağı vurgulanmış. Trans-Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP) Projesi’nin hayata geçirileceğinden bahsedilmiş. Buna ilişkin olarak, geçtiğimiz günlerde SOCAR Türkiye Başkanı Kenan Yavuz tarafından da TANAP’ın hızla bitirilmesi için tüm gayretin gösterileceği belirtilmiş ve kendisi “Kaybedilecek tek bir saniye bile yok” ifadesini kullanmıştı. Bu da bu projenin en kısa zamanda hayata geçeceği izlenimini bize vermekte. Buna ek olarak, Trans Adriyatik Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’yle (TAP) doğalgazın Yunanistan ve Arnavutluk üzerinden İtalya’ya ulaşmasının, Irak-Türkiye Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’yle de Türkiye ve Avrupa için gaz tedarikinin gerçekleştirilmesinin hedeflendiği ifade edilmiş.

Elektrik üretimi alanına ilişkin olarak Program’da bazı hususlara değinilmiş. Bunlardan ilki, tarımsal amaçlı kullanılamayacak nitelikte olan 6.000 hektar genişliğinde bir alanda 4.000 MW kapasiteye sahip Karapınar Enerji İhtisas Endüstri Bölgesi’nde 2016 yılında yatırımcılara güneş santrali kurulması için yer tahsisi yapılması hedeflendiği belirtilmiş. Dolgu hacmi bakımından Türkiye’nin 2. büyük, 1.200 MW’lık kurulu gücüyle 4. büyük barajı ve HES’i olacak Ilısu Elektrik Üretim Santrali ile yıllık ortalama 3,8 milyar KW/s enerji üretileceği belirtilmiş. 270 metre gövde yüksekliği ile Türkiye’nin en yüksek, dünyanın 3’ncü yüksek barajı olacak Artvin Yusufeli Barajı’nın tamamlanacağı söylenmiş.

Ayrıca, komşu ülkelerle elektrik ticareti kapasitesini artırılmasına, elektrik iletim şebekesinin altyapısının güçlendirilmesi ve modern bir şebeke haline dönüştürülmesine yönelik çalışmaların da devam edeceği belirtilmiştir. 2010 yılında başlatılan elektrik üretim varlıklarının özelleştirilmesine de devam edileceği yine Program’da yer almıştır.

Bu başlık altında yer alan ve yeni dönemde önemli bir reform alanı olarak belirtilen husus ise “Yerli Kaynaklara Dayalı Enerji Üretimi Öncelikli Dönüşüm Programı”dır. Enerji alanında yerli kaynakların maksimum düzeyde harekete geçirilmesi suretiyle dışa bağımlılığın azaltılması bu Program’ın amacını oluşturmakta. Ayrıca “Enerji Verimliliğinin Geliştirilmesi Öncelikli Dönüşüm Programı” ile de bir yandan daha az karbon salınımıyla çevre korunurken, diğer yandan daha az girdi kullanımıyla rekabet gücümüzü artırmak hedeflenmiş. Programla birincil enerji yoğunluğu azaltılacak, kamu binaları ve tesisleri başta olmak üzere enerji verimliliğini yaygınlaştırılacak.

Program’ın “Ödemeler Dengesi” başlığı altında yer alan enerji sektörüne ilişkin açıklamalarda; enerji sektöründe girdi mahiyetinde olan ve üretilmesi yüksek katma değer sağlayacak hedef ürünler listesinin çıkarılacağını ve bu listedeki ürünlerin yurt içinde üretimine yönelik yatırımların destekleneceği belirtilmiştir. Rüzgâr, güneş, hidroelektrik gibi alternatif enerji kaynakları üreten tesislerde kullanılan, makine ve teçhizatın yurtiçi üretiminin payını artırmayı hedefleyen yerli ürünler gibi ithal ürünlerin de enerji verimliliğine dair teknik düzenlemelerle uygunluğunun sağlanacağı vurgulanmış ve “Bilim, Teknoloji ve Yenilik” başlığı altında da enerji ve diğer sayılan sektörler gibi öncelikli sektörlerde teknolojik ürün yatırımlarının ve kümelenme çalışmalarının destekleneceği belirtilmiş. Ayrıca enerjiyi verimli tüketen ürünlerin verimsiz ürünlere oranla kullanımının artırılmasının özendirileceği de Program’da yer almakta.

“Kırsal Kalkınma” bölümünde Avrupa Birliği Katılım Öncesi Yardım Aracı (IPARD) kapsamında, IPARD-2 Uygulama Döneminde, kırsalda “Yenilenebilir Enerji Yatırımları”nın destek kapsamına alınmasının sağlanacağından bahsedilmiş. Burada amaç kırsal kesimde bulunan işletmelerin kendi enerji tüketimini karşılayabilmelerini sağlayabilmek. Çeşitli kaynaklarda konuya ilişkin yer alan haberlere göre, bu alanda sağlanacak hibe desteğinin 2014-2020 yılları aralığında toplamda 300 milyon Euro’nun üzerinde olacağı belirtilmiş. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Başkanı Ali Recep Nazlı 2015 Şubat ayında verdiği bir röportajda bu kapsamda şu ana kadar 23 başvuru olduğu ve bunların toplam kurulu gücünün 6,5 MW olduğunu, 2014 yılı güneş enerjisi toplam kurulu gücünün 18 MW olduğu da düşünülerek bu katkının çok önemli olduğunu belirtmiş. Bu kapsamda kırsalda böyle bir desteğin olması, yenilenebilir enerjinin desteklenmesi için de önemli bir adım.

Program’da “Etkin, Hakkaniyetli, İtibarlı Dış Politika” başlığı altında enerji arz güvenliği de yerini almış bulunuyor. Bu kısımda, ülkenin enerji arz güvenliğinin sağlanması ve ülkenin, Doğu-Batı ve Kuzey-Güney eksenlerinde, üretici ve tüketici ülkeler arasında güvenilir bir enerji merkezi olması yönündeki çabaların sürdüğünden bahsedilmiş. Bunun yanı sıra, istikrarlı bir şekilde artan enerji talebimizi karşılarken, enerji nakil güzergâhları ve kaynak ülke çeşitlendirmesi hedefi doğrultusunda önemli projelerin hayata geçirildiği, yenilenebilir enerjinin payının artırıldığı ve nükleer enerjiyi enerji sepetine ekleyerek çeşitlendirme hedefine katkıda bulunmaya çalışıldığı da ayrıca belirtilmiş.

Ayrıca aynı bölümde önemli ortağımız ve bölgesel işbirliği bakımından önem taşıyan bir aktör olarak adlandırılan Rusya ile ilişkilerin dinamiğinin, merkezinde bulunduğumuz geniş coğrafyayı yakından ilgilendirdiğinden bahsedilmiş ve önümüzdeki dönemde, enerji ve ticaret başta olmak üzere, Rusya’yla ilişkilerin karşılıklı hassasiyetlere saygı içerisinde ve müşterek menfaatler doğrultusunda güçlendirilmeye çalışılacağından bahsedilmiş. Program’ın hazırlanması ve açıklanması sürecinde Rusya ile ilişkilerin gerilmesine neden olan olayın, Program’da yer alan bu ifadelerden hareketle Türkiye için ne kadar önem arz ettiği görülmekte.

“Mali Disiplin” başlıklı bölümde yer alan elektrik, gaz ve su gibi alanlarda sektör esaslı ihale kanunlarının çıkarılması vaadi de özelleştirmelerin devam ettiği günümüzde önemli bir adım olarak görülebilir. AB’nin kamu alımları düzenlemelerine uygun olarak kamu ihale sistemini reforme etme çabası doğrultusunda çıkarılması planlanan bu kanunlar sektörel bakış açısı ile değerlendirildiğinde süreçleri daha anlaşılabilir hale getirebilir.

Son olarak, 10 MW kurulu gücün altındaki hidroelektrik santrallere izin verilmeyeceği ifadesi ise Program’ın en dikkat çeken vaatlerinden birini oluşturuyor. “Çevrenin Korunması” başlığı altında yer alan bu ifade küçük çaptaki hidroelektrik santraller bağlamında çevreye olan duyarlılığın gösterilmesinde önemli bir adım. Gerekli yasal düzenlemelerin hızlı bir şekilde hayata geçirileceğinin de belirtilmesi bu konudaki kararlı duruşu gözler önüne sermekte.

Hülasa, Hükûmet Programı’nda yer alan hususlar genel olarak değerlendirildiğinde, piyasanın daha rekabetçi bir hale getirilmesi ve enerjide dışa bağımlılığı azaltmak adına alternatifler üretilmesi için yeni enerji altyapı yatırımları ve sektörel düzenlemeler eşliğinde yoğun bir gündemin önümüzdeki günlerde ülkeyi ve sektör oyuncularını beklediğini söyleyebiliriz.