Rekabet Kurumu ile iş yaparken düşülebilecek 3 hata

Rekabet Kurumu’nun yerinde incelemelerinde, bilgi isteme yazılarına yanıt verirken ve Kuruma yapılan başvurularda yapılabilecek hataları önlemek için makalemize bakmanızda fayda var.

Şirketlerin Rekabet Kanunu’nun uygulanması ile ilgili süreçler sırasında yapabilecekleri hataları, Av. Burcu Seven ile birlikte yazdığım makalede ilginç -ve bahtsız- örnekleri ile birlikte anlattık. Yerinde incelemelerde, bilgi isteme yazılarına yanıt verirken ve Kuruma yapılan başvurularda yapılabilecek hataları önlemek için faydalı olması dileğiyle sizlerle paylaşıyoruz. Makaleye aşağıdaki başlığı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Turkish Competition Law: 3 Major Mistakes to Avoid When Dealing with the Competition Authority

Rekabet Kurumu Taahhüt tebliği taslağını yayımladı

Rekabet Kurumu’nun Taahhüt Tebliği neler getirecek? Yağmur Kaya tebliğ taslağını yazdı.

4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’a, 24.06.2020 tarihli kanun değişikliğiyle getirilen taahhüt mekanizmasının nasıl uygulanacağına ilişkin tebliğ taslağı, kamuoyunun görüşlerinin alınması için Rekabet Kurumu’nun web sitesinde 27 Kasım 2020 tarihinde yayımlandı. Tebliğ taslağına buradan ulaşabilirsiniz.

Tebliğe konu taahhüt prosedürü, hâkim durumun kötüye kullanılması ile rekabeti kısıtlayıcı anlaşma, uyumlu eylem ve kararlardan doğan rekabet ihalelerinin, ön araştırma ve/veya soruşturma evrelerinin tümü tamamlanmaksızın, ortadan kaldırılabilmesine imkân sağlıyor.

Düzenlemeye göre, 4054 sayılı kanunun 4. veya 6.maddeleri uyarınca hakkında ön araştırma veya soruşturma yürütülen bir teşebbüs veya teşebbüs birliği, kendi isteğiyle Rekabet Kurul’una taahhüt sunabilecek. Kurul, kendisine sunulan taahhütleri rekabet endişelerini giderme konusunda yeterli bulursa, ilgili teşebbüs hakkında soruşturma açmayacak veya halihazırdaki ön araştırma veya soruşturmayı sonlandıracak.

Taahhüt prosedürüyle, rekabet hukuku ihlallerinden doğan zararların daha da büyümeden ihlallerin sonlandırılması, ayrıca ön araştırma veya soruşturma prosedürleri tamamlanmaksızın ihlallerin giderilmesiyle de zamandan ve kaynaklardan tasarruf edilmesi amaçlanıyor.

Tebliğ taslağı, taahhüt prosedürün aşamalarını ve özellikle, taahhüttün nasıl sunulması gerektiğini, taahhüt görüşmelerini, taahhüttün içeriği ve niteliğini, taahhüttün nasıl değerlendirileceğini, Rekabet Kurulu’nun değerlendirme sonucunda alabileceği kararları ve taahhütlerin bağlayıcı hale getirilerek uygulanmasını detaylı bir şekilde düzenliyor.

Tebliğ taslağında, ilk aşamada dikkatimizi çeken düzenlemeleri aşağıda sizinle paylaştık.

  • Soruşturma aşamasında 3 aylık süre

Taahhüt prosedürü, ön araştırma veya soruşturmaya konu teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin yazılı şekilde taahhüt sunma talepleriyle başlıyor. Ön araştırma sürecinde taahhüttün sunulması için belli bir süre öngörülmemiş. Ancak soruşturma evresinde, teşebbüs veya teşebbüs birlikleri taahhüt prosedürünü başlatabilmek için, soruşturma bildiriminin kendilerine tebliğinden itibaren 3 ay içinde yazılı talepte bulunmak zorunda. Tebliğ taslağıyla soruşturma evresi için düzenlenen 3 aylık süre, taahhüt mekanizmasının usul ekonomisine yönelik amacıyla bağdaşıyor.

  • Rekabet Kurulu’nun taahhüt sürecini başlatmadaki yetkisi

Taahhüt sunma taleplerinin alınmasının ardından, Rekabet Kurulu teşebbüsler ile taahhüt görüşmelerini en kısa sürede başlatıyor. Bu noktada belirtmek gerekir ki, Rekabet Kurulu ilgili olaydaki rekabet sorunlarını daha açık ve detaylı bir şekilde ortaya koymak için daha fazla araştırma yapmaya gerek görürse, taahhüt görüşmelerinin başlatılmasını erteleme hakkına sahip.  

  • Taahhüttün niteliği ve içeriği hakkında prensipler

Taahhüt görüşmelerinin ardından taraflar taahhütlerini yazılı şekilde taahhüt metni ile sunacaklar. Taahhüt metninde taahhütler açık bir şekilde belirtilmeli ve alternatif taahhütler yer almamalı. Rekabet sorunlarının niteliğine göre davranışsal taahhütler de yapısal taahhütler de sunulabilir.

  • Taahhütlerin Rekabet Kurulu tarafından değerlendirilmesi

Rekabet Kurulu, değerlendirmesi çerçevesinde (i) olaydaki anlaşma, karar veya uygulamaların açık ve ağır bir şekilde rekabet hukukunu ihlal edip etmediğini ve (ii) taahhütlerin söz konusu rekabet endişelerini giderip gidermediğini inceleyecek. Değerlendirme sonucunda Rekabet Kurulu (i) taahhütleri uygun bularak, taahhütlerin bağlayıcı hale getirilmesine ve yürümekte olan soruşturmanın sonlandırılmasına ya da hiç soruşturma açılmamasına karar verebilir (ii) taahhüt sürecine devam ederek şikayetçinin veya üçüncü kişilerin taahhütler hakkındaki görüşlerinin alınmasına karar verebilir (iii) taahhütleri uygun bulmayarak bir defaya mahsus olmak üzere teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin taahhütlerini kararı çerçevesinde değiştirmelerine izin verebilir (iv) taahhütleri yeterli bulmayarak taahhüt sürecini sonlandırabilir.

  • Taahhüt metni hakkında şikayetçinin ve üçüncü kişilerin görüşleri

Rekabet Kurulu, taahhütlerin değerlendirilmesi sonucunda, taahhütler hakkında üçüncü kişiler ile şikayetçinin görüşlerinin alınmasına karar verebiliyor. Bu durumda, Kurul’un bu kararından itibaren 10 gün içinde taahhüt metni ile rekabet endişelerini içeren metni bu kişilere göndermesi veya internet sitesinde yayınlaması gerekiyor. Şikayetçi ile üçünü kişiler, taahhütler hakkında yazılı olarak Kurul tarafından belirlenecek süre içinde yazılı olarak sunmalılar.

  • Üçüncü kişilerin görüşlerinin alınmasının ardından taahhütlerinin yeniden değerlendirilmesi

Tebliğ taslağı, şikayetçi veya üçüncü kişilerin görüşlerinin alınmasından sonra, Rekabet Kurulu’nun taahhütlere ilişkin değerlendirmesini gözden geçirmesini zorunlu tutuyor. Rekabet Kurulu bu ikinci değerlendirmenin sonunda yine yukarıda belirtilen şekilde, taahhütleri uygun bulabilir, taahhütlerde bir defa mahsus olmak üzere değişiklik yapılmasına izin verebilir ya da taahhüt sürecini tamamen sonlandırarak ilgili ön araştırma veya soruşturmasının yürütülmesine karar verebilir.

Arzu edenler tebliğ taslağı hakkındaki görüşleri ve değerlendirmelerini, 28 Aralık 2020 tarihine kadar duzenleme@rekabet.gov.tr e-posta adresine gönderebilirler.

Tebliğin kendisi yayınlandığında, düzenlemeler hakkında daha detaylı bilgi yayınlayacağız.

De minimis ve Taahhüt Tebliğ Taslakları (Video)

Rekabet Kurumunun kamuoyuna görüş için sunduğu “de minimis” ve “taahhüt” tebliğ taslakları hakkında bilmeniz gerekenler.

Ali Ilıcak ve Altuğ Özgün bu hafta Rekabet Kurumunun kamuoyuna görüş için sunduğu “de minimis” ve “taahhüt” tebliğ taslaklarını konuşuyor.

Google vs. Rekabet Kurumları (Video)

Google’ın iş modeli tüm dünyada rekabet kurumlarının saldırısı altında. 6,5 dakikada bilmeniz gereken her şey.

Google’ın iş modeli tüm dünyada rekabet kurumlarının saldırısı altında.

6,5 dakikada bilmeniz gereken her şey yukarıdaki videoda.

Gücün Karanlık Tarafı: Google

İlk filmi 1977 yılında gösterime girmiş olan Yıldız Savaşları (Star Wars) serisini herhalde bilmeyen yoktur. Çok basite indirgersek serinin konusunu, kötülüğü temsil eden “Sith”ler ile iyiliğin temsilcisi “Jedi”lar arasında geçen bir güç mücadelesi olarak nitelendirebiliriz. Sith’ler doğuştan kötü olabileceği gibi, daha önce Jedi olan birinin, “gücün karanlık tarafına” (dark side of the force) geçmesiyle birlikte “Sith” olabileceğini de, sinema tarihinin gelmiş geçmiş en kötü karakterlerinden biri olan Darth Vader örneğinden görebiliyoruz. İşte gücün karanlık tarafına geçiş meselesi, bu aralar Google için gündemde. Rekabet Kurumu’nun (RK) geçen yılın son aylarında Google’a verdiği her gün için cirosunun on binde beşi oranındaki idari para cezasının ardından –ki bu cezanın günlük 1.5 Milyon TL’ye denk geldiği ileri sürülmektedir – Google’n Türkiye’den çekilebileceğine dair haberlerin ardı arkası kesilmedi.

Darth Vader Episode 4

Hukuki süreci özetlersek, 2015 yılında Rusya menşeli arama motoru Yandex; Google’n akıllı telefon ve tablet üreticileriyle imzaladığı mobil uygulama dağıtım sözleşmeleri, gelir paylaşımı sözleşmeleri, Android uyumluluk programı ve parçalara ayırmama sözleşmeleri yoluyla hakim durumunu kötüye kullandığı gerekçesiyle RK’ya başvurmuştu. Yandex’e göre Google, Android işletim sistemini kullanmak isteyen üreticilere, Google uygulamalarının, uygulama mağazasının ve hizmetlerinin cihazlarında münhasıran ön yüklenmiş hale getirilmesini şart koşmakta, Google’n arama motorunun bu cihazların ana ekranına yerleştirilmesini sağlamakta, bunun yanında arama motoru reklamlarından veya uygulamalar içerisinde yapılan aramalardan elde edilen gelirden üreticilere pay vermekte, tüm bunların sonucununda da üreticilerce Google’n arama motoru ve uygulamalarının tercih edilmesi nedeniyle Yandex’in arama motoru piyasadan dışlanmaktadır.

Yandex’in başvurusunu değerlendiren RK, Google’n mobil uygulama mağazası ve internet tarayıcıları pazarlarında “önemli bir pazar gücüne” sahip olduğunu tespit etmiş, münhasıran ön yükleme hususunun Google’a tüketicilere ulaşma noktasında rakip uygulama ve hizmet üreticilerinin sahip olamadığı bir dağıtım avantajı sağladığını kabul etmiş, ancak bu durumun tüketicilerin, rakiplerin uygulama ve hizmetlerini de istedikleri gibi cihazlarına indirebilmelerinin önünde bir engel oluşturmadığı sonucuna vararak, Google hakkında soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar vermişti. Dosyanın raportörlerinin Google hakkında soruşturma açılmasına yönelik görüş bildirmelerine ek olarak, RK’nın soruşturma açmama kararına karşı iki Kurul üyesi de karşı oy yazısı yazmıştı. Biz de RK’nın soruşturmayı genişletmeyip, yalnızca Google’a üreticilerle olan sözleşmelerinde değişiklik yapmasına yönelik m.9(3) uyarınca görüş yazısı göndermesiyle yetinmesini eleştirmiştik.

Nitekim RK’nın alelacele sayılabilecek bir süre içerisinde (şikayet başvurusundan yalnızca 5 ay sonra) ve üstünkörü gerekçelerle verdiği karar, Yandex’in itirazı üzerine Mart 2017 tarihinde Ankara 5. İdare Mahkemesi tarafından eksik incelemeye dayandığı gerekçesiyle neredeyse külliyen iptal edilmişti. Bunun üzerine RK, Eylül 2018 tarihinde bu sefer oybirliğiyle ve çok daha detaylı araştırmalarla Google’n 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’u ihlal ettiğine karar vermiş ve Google’a 93 Milyon TL idari para cezası vermişti. RK, Google’n lisanslanabilir mobil işletim sistemleri pazarında hakim durumda bulunduğuna, Google arama motorunun varsayılan uygulama olarak atanmasına ve cihazların ana ekranında konumlandırılmasına ve Google Webview bileşeninin ilgili işlev için varsayılan ve tek bileşen olarak atanmasına yönelik uygulamaları suretiyle Google’n hakim durumunu kötüye kullandığına hükmetmişti. Google kararı idari yargıya taşımış, Google’n yürütmeyi durdurma talebi ise Ankara 10. İdare Mahkemesi’nce reddedilmişti.

Search

RK kararının muazzam bir idari para cezası öngörmesine rağmen, Google açısından belki de asıl önem arz eden tarafı Google’a üreticilerle yaptığı sözleşmelerinde değişiklik yapma yükümlülüğü getirmesidir. Zaten Google’n Türkiye’den çekileceğine dair gelişmelerin arka planında da RK’nın, Google’n uygulama ve hizmetlerini pazarlama politikasına yönelik getirdiği bu değişiklikler olduğu görülmektedir. RK; Google’n cihaz üreticileri ile imzaladığı sözleşmelerde yer alan ve Google arama motorunun ana ekranda ayrıcalıklı olarak ön yüklenmesine ve varsayılan arama motoru olarak atanmasına ilişkin hükümlerin, Google Webview bileşeninin varsayılan ve münhasıran uygulama içi internet tarayıcısı olarak yüklenmesine yönelik koşulların ve rakiplere ait arama motorlarının kullanılmayacağına dair yükümlülüklerin, sözleşmelerden çıkarılmasına ve gerekli değişikliklerin yapıldığının 6 ay içerisinde kendisine belgelendirilmesine hükmetmişti.

2018 sonu itibarıyla Google’n dünya çapında elde ettiği gelir 136 Milyar USD’ye ulaşmış durumda. Bunun %70’inden fazlası salt reklam gelirlerinden elde edildi. Yani Google asıl parayı arama motoru ve uygulamaları üzerinden verilen reklam gelirlerinden kazanmakta. Şöyle düşünün, Google arama motoruna herhangi bir para ödemeden arama yapabiliyorsunuz. Google sizin yaptığınız aramaları algoritmalarıyla analiz edip, onlarla bağlantılı anahtar kelimeleri satışa çıkarıyor. Mesela Google arama motoruna “araba almak istiyorum” yazıyorsunuz ve diğer sonuçlara ek olarak, reklam adı altında “Volvo Türkiye Fiyat Listesi” linki karşınıza çıkıyor. Demekki Volvo, bu arama için “Google Ads” üzerinden teklif vermiş ve para ödemiş (arama bazlı reklam). Ayrıca herhangi bir sebeple başka siteleri ziyaret ettiğiniz zaman da sayfanın bir köşesinde, geçmiş aramalarınıza uygun olarak Volvo’ya veya başka bir firmaya ait araçların reklamlarıyla karşılaşabiliyorsunuz (arama bazlı olmayan reklam). Dolayısıyla siz ne kadar çok arama yaptığınızda, Google’a da bir o kadar para kazanmakta. Hâlbuki Yandex’i kullanarak arama yapsaydınız Google reklam geliri elde edemeyecekti.

Google-ve-Yandex’e-Dava-Dosyası-GöndermekKullanıcıların yapacağı aramaların Google arama motoru üzerinden yapılmasını sağlayabilmek için Google, Google arama çubuğunu Android cihazların ana ekranına yerleştiriyor, aynı zamanda varsayılan arama motoru olarak ayarlıyor. Burada bir bağlama yok, yani Yandex’i de kullanmak mümkün, ancak bunun için Yandex’i PlayStore üzerinden ayrıca indirmek gerekiyor. Bununla uğraşmak istemeyen veya bunu yapmayı bilmeyen kullanıcılar da haliyle Google’ı kullanmış oluyor. İşte buna karşı çıkan Yandex, aslında farklı pazarlar olan Android mobil işletim sistemi ile Google uygulamalarını birbirine bağlamak suretiyle Google’n pazar gücünü kötüye kullandığını iddia ediyor. Bu davranış yüzünden Google’n 4054 sayılı Kanunu ihlal ettiğine karar veren RK, aynı zamanda bu uygulamaları sona erdirecek şekilde Google’n sözleşmelerini tadil etmesini zorunlu kıldı. Ancak RK’nın öngördüğü değişikliklerin yapılması, Google’n şu ana kadar benimsediği politika ile dünya çapında yakaladığı ticari başarının ve elde ettiği milyar dolarların tehlikeye girmesi anlamını taşıyor.

Türkiye’den çekilme mevzusu da tam bu noktada karşımıza çıkmakta. Google, Türkiye’deki iş ortaklarına yaptığı bildirimde Android mobil işletim sistemini kullanan cihazlarda Google uygulamalarının kullanımı için 12 Aralık 2019 itibarıyla lisans vermeyeceğini duyurdu. Bu, Türkiye pazarında bu tarihten sonra satışa sunulacak Android işletim sistemli akıllı telefon ve tabletlerde; Google Search, Play Store, Maps, Drive, Gmail, YouTube gibi uygulamaların ön yüklü olarak gelmeyeceği anlamına geliyor. Bu cihazlarda Play Store yer almayacağından, Google uygulamalarının sonradan indirilmesi mümkün değil. Ancak Google servislerinin bu cihazlarda hiç çalışıp çalışmayacağı henüz belli değil. Muhtemelen bu cihazlardaki tarayıcıdan www.google.com adresine tıklanıp Google arama motoru kullanılabilecek, ancak Google hesapları bu siteyle senkronize edilemeyecek (arama geçmişi, yer işaretleri vs. gözükmeyecek). Yine URL’si üzerinden belki Google Maps’e de ulaşılabilecek, ama Google altyapısı kullanarak harita üzerinde bir yer gösteren uygulamaların çalışmama riski bulunmakta (örneğin Burger King uygulaması üzerinden haritadan en yakındaki Burger King restoranı görülemeyecek). Uygulama geliştiricilerinin karşılaşacağı güçlükleri ise saymıyoruz bile.

search-providers

Google bu kararı durduk yere almadı. Yani RK ceza vermeseydi, Google hâlihazırdaki pazarlama stratejisini devam ettirecek ve herhangi bir sorun çıkmayacaktı. Google’n tepkisinin ardından RK’yı suçlayanlar olmuş olabilir. Bunun örneğini diğer meselelerde de görmüştük, örneğin “Ne yani Booking dünyanın her yerinde faaliyet gösteriyor da bir Türkiye’de mi sorun oluyor?” gibi yorumlara rastlamıştık. Ancak hatırlamakta fayda var, RK’nın görevi rekabet ihlallerini soruşturmak ve cezalandırmak. Yani RK işini yapıyor. Burada işi alt üst eden husus Google’n karara tepkisi. Google’a ilk ve tek cezayı Türkiye vermedi. Aynı yöndeki iddialarla AB Komisyonu tarafından Google’a Temmuz 2018 tarihinde 4.34 Milyar Euro para cezası kesilmiş ve Google’n benzer uygulamalarını sona erdirmesine karar verilmişti. Bunun üzerine Google, varsayılan arama motorunu kullanıcıların seçimine bırakan bir uygulama başlattı. Bizler Google’n Türkiye’de de cezayı ödeyeceğini ve pazarlama stratejilerini RK’nın öngördüğü biçimde değiştireceğini düşünürken, Google’dan hiç beklenmeyen bir tepkiye şahit olduk.

Rekabet hukuku tarihçesi bize göstermiştir ki tekeller, sahip oldukları ekonomik güç ile adeta bir siyasi güce ulaşır hale gelebilmektedir. 1890 yılında ABD’de rekabet kanunu kabul edilirken Senatör Sherman’ın yaptığı o unutulmaz konuşma, günümüzde de şartların fazla değişmediğini ortaya koymakta. Bugün Google, tam anlamıyla hâkim durumunu kötüye kullanmaktadır. Google ilgili pazardaki hâkim durumunu sadece Yandex aleyhine değil, Türkiye’deki yerli ya da yabancı tüm akıllı telefon ve tablet üreticilerine karşı kötüye kullanıyor. Android işletim sistemini açık kaynak olarak telefon üreticilerine sunan, birbirinden faydalı ve ücretsiz uygulamalarla tüketicileri cezbeden Google artık o eski Google değil; Google RK ile restleşerek gücün karanlık tarafına geçti! Bazı yazarlarca da ifade edildiği üzere Türkiye’ye karşı Google, “Ben bu şekilde faaliyet gösteriyorum, işine gelmiyorsa senin vatandaşların kaybeder, hizmetlerimden mahrum kalır” mesajı veriyor.

Google Türkiye’den çekilir mi bilinmez. Ancak RK’nın verdiği kararın arkasında durulmalı, sonuçları ne olursa olsun hukuk uygulanmalı, Google’n rekabet hukukunun uygulanmasını doğrudan veya dolaylı olarak engelleyecek girişimlerine taviz verilmemelidir. Google Türkiye’den çekilirse bunun çok ciddi maliyetlerinin olacağı bir gerçek, ancak mesele “ne yani sadece bir Rus arama motoru şikayet etti diye bu kadar engele gerek var mıydı?meselesi değil. Hatta mesele, rekabet hukukunun uygulanması meselesini de aştı; bazı çevrelerce Türkiye’yi “tehdit eden” Google’n, adeta “milli bir mesele” haline geldiği bile dile getirildi. Burada öyle milli duyguları kabartmaya gerek yok belki, ama AB Komisyonu tarafından kendisine kesilen benzer cezayı sorunsuzca ödeyen ve pazarlama stratejisini değiştirmeyi kabul eden Google’n, iş Türkiye’ye gelince bambaşka bir tavra bürünmesi can sıkıcı. AB’de hukuka boyun eğen Google’n, Türkiye’de üreticileri lisans vermemekle tehdit ederek Türkiye ile restleşmesi kabullenilemez. Google’a düşen, gücün aydınlık tarafına dönmesidir.

Rekabet Kurulu’nun 12 Banka Kartel Kararına İlişkin Yeni Yayın

İdare ve rekabet hukuku alanındaki değerli birikimleriyle ekibimizde Of-Counsel olarak değerli katkılarını sunan Reşit Gürpınar’ın “Rekabet Kurulunun 12 Banka Kartel Kararının Rekabet Hukuku Çerçevesinde Değerlendirilmesi” isimli yeni kitabı okurlarla buluştu.

Hatırlanacağı üzere, Rekabet Kurulu 2013 yılında verdiği kararı ile 12 mevduat bankasının 2007-2011 yılları arasında mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerinde kartel oluşturduğu sonucuna varmış ve ilgili bankalara toplamda 1.1 milyar lira idari para cezası verilmişti. Karar, bankalarca İdare Mahkemesi’ne ve daha sonra ise Danıştay’a taşınmış ve nihai olarak Danıştay tarafından onanmıştı. Danıştay’ın onama kararını takiben gündeme gelen ve soruşturulan tarih aralığında ilgili bankalardan mevduat, kredi ve kredi kartı hizmeti alan tüketici, tacir ve kamu kurumlarına 3 kat tazminat davası açma imkanı nedeniyle ilgili karar uzun bir süre gündemdeki önemini korudu ve hakkında farklı yorumlar geliştirildi.

Birçok kişiyi yakından ilgilendiren bu konuya ilişkin bilgi kirliliğinin karşısında, rekabet hukukunun önemli isimlerinden olan Reşit Gürpınar’ın öncülüğünde Önder Perçin ve Hüseyin İlik’in de katkılarıyla “Rekabet Kurulunun 12 Banka Kartel Kararının Rekabet Hukuku Çerçevesinde Değerlendirilmesi” isimli kitap, söz konusu karara istinaden davanın nerede açılacağı, zamanaşımı, zararın nasıl hesaplanacağı gibi birçok güncel konuya ışık tutmaktadır.

Kendisini rekabet hukuku dünyasına yaptığı bu önemli katkıdan dolayı kutlarız.

“Ne Ray Ban’miş be!” dedirten karar: Luxottıca Kararı ve İndirim Sistemleri

2017 yılının hemen ilk aylarında karara bağlanan Luxottica soruşturması, ekonomi bültenlerinde Rekabet Kurulu’nun adını duyurduğu önemli kararlardan birisi olmuştur. Luxottica ismi belki bazılarımız için pek bir çağrışım yapmasa da Ray Ban güneş gözlüklerinin üreticisi dediğimiz zaman hemen hemen herkes tanıyacaktır. Rekabet Kurulu tarafından 2015 yılından itibaren Luxottica hakkında indirim sistemi ve diğer dışlayıcı uygulamaları sonucu 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 6. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle bir rekabet soruşturması yürütülmekteydi. Şubat ayında sonuçlanan ve Ağustos ayında gerekçeli kararı açıklanan soruşturma neticesinde Kurul, markalı güneş gözlüklerinin toptan satışı pazarında hakim durumda olduğunu tespit ettiği Luxottica’nın, rakiplerinin pazardaki faaliyetlerini zorlaştırıcı uygulamalarla hakim durumunu kötüye kullandığı sonucuna ulaştı ve adı geçen teşebbüse 1.6 milyon Türk Lirası idari para cezası uyguladı.

Gözlükçüler ve optisyenlerin oluşturduğu meslek birliklerinin şikayetçiler arasında olduğu soruşturma kapsamında Luxottica’nın, ürünlerini ve alıcılarını çeşitli gruplara ayırdığı, belirli ürünlerin grup halinde birlikte alınmasını şart koştuğu, ürünleri için minimum alım hedefleri belirlediği, bu şartlara uymayan alıcılarına indirim uygulamadığı iddiaları ele alınmıştır. Rekabet Kurulu Luxottica’nın yarattığı rekabet zararının nitelendirilmesi noktasında indirim sistemleri perspektifinden hareket etmiş, ancak Luxottica’nın eylemlerini mal vermenin reddi, fiyat ayrımcılığı ve fiili münhasırlık perspektifinden de incelemiştir. Kurul Luxottica’nın güneş gözlüklerinin alıcılar açısından zorunlu unsur oluşturmadığı, alıcılar arasında fiyat ayrımcılığı noktasında Luxottica’nın herhangi bir güdüsünün olmayacağı ve alıcılarla olan anlaşmaların münhasırlık hükümleriyle desteklenmediği gerekçeleriyle bu iddiaları reddetmiş ve indirim sistemlerine yoğunlaşmıştır.

Karardan anlaşıldığı üzere Luxottica, indirim sistemi kapsamında minimum satış adedi ve ciro hedeflerine göre alıcılarını KA, RKA, T, A, B, C, D, E ve F olarak dokuz ayrı gruba ayırmıştır. Bunun yanı sıra, güneş gözlükleri de fiyat ve kalite açısından kendi içerisinde altı farklı gruba ayrılmıştır. Zincir mağazaları gösteren KA ve RKA dışında bu sistemde hangi alıcıların, hangi ürünleri ve ne kadar ürün alabileceği ve bunun karşılığında ne kadar bir indirim elde edeceği önceden belirlenmiştir. Örneğin A grubunda yer alan bir alıcı, altı güneş gözlüğü grubunun hepsinden belli miktarlarda alım yapmak durumundayken, D grubunda yer alan bir alıcı yalnızca 4., 5. ve 6. güneş gözlüğü grubundan alım yapacaktır. Yani D grubunda yer alan bir alıcı, 1., 2. veya 3. gruba dahil herhangi bir güneş gözlüğünü istese de alamamaktadır. Aynı şekilde, D grubundaki alıcı 4., 5. ve 6. grubun tümünden belli miktarda güneş gözlüğü almak durumunda olup, bu üç grup arasından yalnız bir veya iki tanesinden alım yapamamaktadır.

İndirime hak kazanabilmesi için alıcılar, kendi grubu için öngörülen güneş gözlüğü türlerinin tümünden ve minimum satış adedi kadar alım yapmalı, aynı zamanda yıl sonunda da yine kendi grubu için belirlenen ciro hedefini tutturmalıdırlar. Kurul’un değerlendirmesine göre Luxottica’nın indirim sistemi geriye dönük, artan oranlı ve kişiselleştirilmiş indirimler içermektedir. Alıcılar indirimi ancak gerekli satış adedini ve ciroyu yakalamalarının ardından kazandıkları için indirimler geriye dönüktür. Her ne kadar kararda ayrıntılarına yer verilmese de satış adedi ve cironun artmasıyla birlikte indirim oranlarının da artması sonucu indirimler ayrıca artan oranlıdır. Aslında karardan Luxottica’nın indirim sisteminin yeteri derecede şeffaf ve koşulları önceden belirli olduğu görülmektedir, ancak Kurul’un değerlendirmesine göre KA ve RKA grubu alıcılar için farklı indirim oranları ve daha esnek alım koşullarının bulunması nedeniyle indirimler kişiselleştirilmiştir.

Kurul Luxottica’nın indirim sisteminin ayrıntılarına yer verdikten sonra hiçbir maliyet analizi yapmamıştır. İndirim sistemleri doğası gereği fiyat-maliyet karşılaştırması yapmayı gerektirmekte, üstelik Kurul da Nisan 2014 tarihinde yayımladığı Hâkim Durumdaki Teşebbüslerin Dışlayıcı Kötüye Kullanma Niteliğindeki Davranışlarının Değerlendirilmesine İlişkin Kılavuz’da detaylı maliyet analizleri benimsemiş olsa da Luxottica kararında bunların hiçbirine yer vermemiştir. Kurul’a göre bunun nedeni “güneş gözlüğü sektöründe, uygulanan indirim sisteminin, maliyet altı fiyatlama yaparak rakipleri pazarın dışına çıkaracak bir boyutunun olamayacağı”dır. Yani aslında Kurul, söz konusu olanın Ray Ban, Emporio Armani, Versace gibi lüks, marka imajına sahip ve pahalı ürünler olduğu için satış fiyatının zaten maliyetin kat be kat üzerinde olduğu gerçeğini göz önüne alarak, fiyat maliyet analizi yapmama gerekçesini en yalın haliyle bu şekilde ifade etmiştir.

Fiyat maliyet analizi gibi etki-temelli, yani daha sofistike bir yaklaşım yerine şekil-temelli, yani daha klasik bir yaklaşım benimseyen Kurul, Luxottica’nın indirimlerinin sadakat arttırıcı olup olmadığını ve fiili münhasırlık yaratıp yaratmadığını incelemiştir. Kararda sadakat arttırıcı indirimlere ilişkin uzun uzun teorik bilgilere yer verilmiş, bu bağlamda O’Donoghue ve Padilla’nın ABİDA 102. maddeye ilişkin ünlü kitabından çeşitli bölümlere atıflar yapılmış ve fazla bir gerekçeye yer verilmeksizin Luxottica’nın indirim sisteminin “sadakat arttırıcı özelliği nedeniyle münhasırlık yaratıcı” olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Aslında Luxottica’nın indirimlerinin sadakat arttırıcı olduğunu söylemek zor. Soruşturma kapsamında görüşülen alıcılar, Luxottica’dan istedikleri ürünü almak için istemedikleri başka ürünleri de almak zorunda kaldıklarını beyan etmişlerdir. Yani ortada “sadakat” değil, zorlama söz konusudur. Bu ise indirim sistemlerinden çok bağlama uygulamalarını çağrıştırmaktadır.

Zaten Kurul’un kararda ağırlıkla üzerinde durduğu teorik çerçeve de “tüm ürün gamının zorlanması” (full-line forcing) olmuştur. Tüm ürün gamının zorlanması, sağlayıcılar tarafından alıcılara getirilen, satışa sundukları aynı ilgili ürün pazarında yer alan tüm ürünleri veya ürünlerden bir kısmını bir arada alma zorunluğu olarak tanımlanmıştır. Kurul’a göre Luxottica tam da bunu yapmaktadır: Alıcılarla yapılan görüşmeler sonucu Luxottica’nın, Ray Ban almak isteyen alıcıları Topten, Yanks gibi porföyündeki daha ucuz ve düşük kalitedeki güneş gözlüklerini de almaya zorladığı ve Ray Ban ürünleri için verdiği indirimleri bu gözlüklerin alımına bağladığı anlaşılmaktadır. Alıcılar hiç ihtiyaç duymadıkları halde yavaş satan ürünleri almak zorunda kaldıklarından, bunun kendilerini finansal olarak zora soktuğu gibi stok fazlalığına da yol açtığından, bu nedenle rakip güneş gözlüğü sağlayıcılarından ürün alamadıklardan şikayet etmiştirler.

Kurul Luxottica’nın tüm ürün gamını zorlamasının ortaya çıkarabileceği rekabet zararını, “alt pazardaki yeniden satıcıların, fiziksel veya finansal kısıtların yarattığı baskı nedeniyle farklı firmalardan ürün alamamaları sonucunda üst pazardaki rakiplerin dışlanması” olarak ifade etmiştir. Tüm ürün gamının zorlanması doğru bir tespit olmakla birlikte yol açtığı rekabet zararı doğru ifade edilememiştir. Burada alt pazar-üst pazar ilişkisi yoktur, alt pazarda faaliyet göstermek için üst pazardaki teşebbüsün ürünlerine ihtiyaç bulunmamaktadır. Buradaki ilişki toptan satış-perakende satıştan ibarettir. Diğer taraftan kararda bir de alıcıların talebinin rekabete açık olan ve olmayan kısımlarından bahsedilmektedir. Buna göre, tüm ürün gamının zorlanması sonucu alıcılar taleplerinin rekabete açık olan kısmını (yani Ray Ban alabilmek için almak zorunda kaldıkları Topten ve Yanks için harcadıkları kısmı) da Luxottica’dan almak durumunda kalmışlardır.

İndirim sistemlerinde alıcıların talebinin rekabete açık olan ve olmayan kısmı analizi somut olaya uygun gibi görünmekle birlikte, uygulanma yöntemi yanlıştır. Bir kere talebin rekabete açık olan ve olmayan kısmı analizinde hakim durumdaki teşebbüs, talebin rekabete açık kısmına ilişkin olarak alıcılarına bir indirim sunmaktadır. Mesela 50 adet Ray Ban almak isteyen bir gözlükçüye, 80 adet Ray Ban alması halinde ek bir indirim yapılması durumunda, bu gözlükçü finansal ve fiziksel imkanlarını zorlayarak 80 adet ürün almakta ve 50 Ray Ban’in yanında normal şartlarda diğer teşebbüslerden de 20 adet güneş gözlüğü alma yoluna gidecekken o yıl için başka bir ürün al(a)mamaktadır. Somut olayda ise talebin rekabete açık kısmına ilişkin bir indirim değil, zorlama söz konusudur. Yani alıcılar Ray Ban almak isterken Topten ve Yanks gibi ürünleri de almak zorunda kalmaktadır ve bunun nedeni Topten ve Yanks için indirim yapılmış olması değil, tam tersine kâr marjı düşük Ray Ban ürünleri için indirim alabilmektir.

Kurul kararına ilişkin olarak daha tartışılabilecek çok konu var, örneğin Luxottica’nın kendi perakende kolu Sunglasses Hut’a, alıcılarına oranla daha düşük fiyatla güneş gözlüğü vererek perakende satış pazarında rekabeti bozduğu şikayetine ilişkin hiçbir değerlendirme yapılmamıştır. Ancak kararı özetlemek gerekirse, Ray Ban alabilmek için diğer güneş gözlüklerini de alma zorunluluğu Luxottica’nın sonu olmuş ve Kurul bu davranışı cezasız bırakmamak için olaya uygun gibi görünen tüm rekabet zararlarına aynı anda yer vermiştir. Bu da kararın, indirim sistemlerine ilişkin içtihada olan katkısının marjinal düzeyde kalmasına yol açmıştır. Luxottica kararı göstermektedir ki Kurul, etki-temelli yaklaşım yerine şekil-temelli yaklaşımına devam etmektedir ve sadakat arttırıcılık gibi “kısa yol” niteliğinde ama indirim sistemlerinin rekabetçi yönünü göz ardı eden klasik öğretileri terk etmemiş, Hakim Durum Kılavuzu’nu da olaya uygulamamıştır.

Her Avukatın Bilmesi Gereken Asgari Rekabet Hukuku Bilgisi

Serbest piyasa ekonomisinin gereği olarak, dünyanın pek çok ülkesinde rekabet kuralları uygulanmaktadır ve rekabet hukukunu benimseyen ülke sayısı da giderek artmaktadır. Ülkemizde de son yıllarda Rekabet Kurumu tarafından özellikle teşebbüsler nezdinde uygulanan yüksek para cezaları kamuoyunda sık sık yer bulmuş ve bu anlamda ülke genelinde rekabet hukuku bilinci artmıştır. Rekabet Hukuku’na uygun hareket etmemenin sonucu olarak ciddi ekonomik kayıplar söz konusu olabilir. Rekabet Kurulu sonuçlandırdığı soruşturmalarda ihlal tespit ettiği takdirde, incelenen firmaların bir önceki yıla ait cirolarının %10’una kadar idari para cezası verme hakkına sahiptir. Buna ek olarak, rekabeti sınırlayıcı uygulamalardan zarar görenler zararlarının tazmini için adli mahkemelere başvurabilirler ve mahkeme zararlarının üç katı tutarında tazminata hükmedebilir. Aynı zamanda Rekabet Kurumu’nca başlatılacak soruşturmalarda zorunlu olarak yapılacak masraflar ya da mahkemede açılacak tazminat davasında yapılacak yargılama masrafları ve vekâlet ücretleri önemli tutarlara ulaşabilir. Dolayısıyla, herhangi bir rekabet ihlali gerçekleştirmesi nedeniyle uğranacak bu maddi ve manevi (ticari itibarının zedelenmesi vb.) kayıplar göz önüne alındığında, teşebbüsler için rekabete uyum sağlamak bir zorunluluktur. Uzmanlık alanları fark etmeksizin, bütün avukatların bu zorunluluğun bilincinde olarak tehlike arz edebilecek davranışların farkında olmaları ve müvekkillerini veya birlikte çalıştıkları teşebbüsleri bu davranışlardan kaçınmaları yönünde yönlendirmeleri gerekmektedir. Buradan hareketle, her avukatın en azından hangi durumlarda bir rekabet hukukçusuna danışma ihtiyacı hissetmesi gerektiğini bilecek düzeyde rekabet hukuku bilgisini haiz olmasıgerektiği düşüncesiyle, Balcıoğlu Selçuk Akmak Keki Avukatlık Ortaklığı Rekabet ve Regülasyon Birimi olarak “Her Avukatın Bilmesi Gereken Asgari Rekabet Hukuku Bilgisi” infogramını hazırladık. Tüm avukatlara hediyemizdir!

(Infogramı üstüne tıklayarak açılan sayfadan bilgisayarınıza kaydedebilirsiniz.)

 

Dünyadaki Gelişmeler Işığında Türk Rekabet Hukuku Uygulaması Semineri

24 Mart 2017 tarihinde, Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği tarafından “Dünyadaki Gelişmeler Işığında Türk Rekabet Hukuku Uygulaması Semineri” gerçekleşecek.

24 Mart 2017 tarihinde, Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği tarafından “Dünyadaki Gelişmeler Işığında Türk Rekabet Hukuku Uygulaması Semineri” gerçekleşecek.

Rekabet hukuku hakkında genel bilgiler ile dünyada ve Türkiye’de rekabet hukuku alanında gerçekleşen son dönem gelişmelerinin ele alınacağı “Dünyadaki Gelişmeler Işığında Türk Rekabet Hukuku Uygulaması Semineri”, 24 Mart 2017 Cuma günü 14:00-16:30 saatleri arasında gerçekleşecek. Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği tarafından düzenlenen etkinlikte, Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı’nın Regülasyon ve Rekabet Departmanı Başkanı Av.Şahin Ardıyok ve iktisatçı Yrd. Doç. Dr. Emin Köksal konuşmacı olarak yer alacak.

Seminerde, öncelikle temel rekabet hukuku kurallarına değinilecek, ardından “ABD Rekabet Hukuku Uygulaması”, “Mehaz AB ve Üye Ülkelerde Son Dönem Gelişmeler” ve “Uluslararası Kuruluşlar ve Rekabet Hukuku” başlıklarından bahsedilecek. Son olarak, Türkiye’de rekabet hukukunda son dönem gelişmeler masaya yatırılacak. Etkinlik, soru-cevap ve tartışma bölümüyle son bulacak.

24 Mart 2017 tarihinde 14:00 – 16:30 saatleri arasında Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği’nde gerçekleşecek seminere katılım için  csavuran@tspb.org.tr e-posta adresine 23 Mart 2017 Perşembe akşamına kadar katılım talebinin iletilmesi gerekiyor.

Seminerle ilgili diğer detaylar için aşağıdaki görseli inceleyebilirsiniz:

Rekabet Kurumu’nun Birleşme Devralma Tebliği’nde Değişiklik

Gülce Korkmaz, Birleşme ve Devralma Tebliği’nde yapılan değişiklikleri anlatıyor.

2010/4 sayılı Rekabet Kurulu’ndan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’de, 24 Şubat 2017 tarihli ve 29989 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 2017/2 sayılı Tebliğ ile değişiklikler yapıldı. Buna göre, Tebliğ’in 7. maddesinin 2. fıkrası yürürlükten kaldırıldı, 8. maddesinin 5. fıkrası değiştirildi ve Tebliğ’in onuncu maddesine yeni bir fıkra eklendi.

Yapılan ilk değişiklik, bir birleşme devralma işleminin izne tabi olup olmadığı noktasında belirleyici olan ciro eşiklerinin Rekabet Kurulu tarafından iki yılda bir yeniden belirlenmesini öngören hükmün kaldırılması oldu. Böylelikle Tebliğ’in “bu maddenin birinci fıkrasında yer alan eşikler, iki yılda bir Kurul tarafından yeniden belirlenir” biçiminde olan 7. maddesinin 2. fıkrası yürürlükten kaldırıldı.

İkinci değişiklik ise, bir işlemin Kurul iznine tabi olup olmadığını belirleyen ciro eşiklerinin hesaplanmasını düzenleyen “Cironun hesaplanması” başlıklı 8. maddenin 5. fıkrasında yapıldı. Fıkranın eski haline göre, iki yıl içinde aynı kişiler ya da taraflar arasında gerçekleştirilen iki ya da daha fazla devir işlemi, ciroların hesaplanması bakımından tek bir işlem olarak değerlendirilmekteydi. Yapılan değişiklikle, söz konusu süre üç yıla çıkarıldı ve işlemin aynı kişiler ya da taraflar arasında yapılmış olması şartına alternatif olarak aynı ilgili ürün pazarında aynı teşebbüs tarafından yapılmış olan işlemlerin de tek bir işlem olarak değerlendirileceği öngörüldü.

Son olarak, yapılan değişiklikle Tebliğ’in 5. maddesinin 4. fıkrası ile tek bir işlem olarak kabul edilen şartla bağlanan ya da kısa bir zaman dilimi içerisinde menkul kıymetlerle seri bir şekilde gerçekleşen yakın ilişkili işlemlerin bildirimine ilişkin bir düzenleme getirildi. 10. maddeye eklenen 6. fıkrayla, koşulların sağlanması halinde anılan işlemlerin bildiriminin işlem gerçekleştirildikten sonra yapılabilmesine de imkan tanındı. Şartlar ise şu şekilde: (i) işlem Kurul’a gecikme olmaksızın bildirilecek ve (ii) elde edilen menkul kıymetlere bağlı oy hakları kullanılmamış olacak veya kullanıldı ise sadece yatırımların tam değerinin korunmasını sağlamak amacıyla Kurul kararıyla tanınacak bir istisnaya dayanarak kullanılmış olacak. Bu koşulların sağlanması kaydıyla; işlem, gerçekleştirildikten sonra Kurul’a bildirilebilecek. Ayrıca, Tebliğ’e yeni eklenen bu hükme göre Kurul istisna kararlarında işlem taraflarına etkin rekabet koşullarını sağlamak amacıyla şart ve yükümlülükler getirebilecek.

Türkiye’de yeni trend: Sanal santral ihaleleri

Bir İlk!

18 Nisan 2016 tarihinde Türkiye’de bir ilk gerçekleşti. Akenerji, 904 MW kurulu güce sahip Erzin Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali’ni 20 MW ile 40 MW kapasitesini sanat santral ihalesi yöntemi ile tedarik şirketlerinin kullanımına açtı. Yapılan ihale sonucunda 2016’nın üçüncü çeyreği için 40 MW kullanım hakkını Vitus Commodities Enerji Sanayi ve Ticaret ve Anonim Şirketi ve dördüncü çeyreği için 20 MW kullanım hakkını Enerji Elektrik Enerjisi Toptan Satış Anonim Şirketi kazandı.

Sanal Santral İhalesi Nedir?

akenerji-erzin-doğalgaz-santrali-2498323-1068x549Sanal santral ihalesi*, alıcının üreticiden ürettiği elektriği, en fazla önceden belirlenen kapasite miktarı kadar olacak şekilde ve önceden belirlenmiş birim başı fiyattan satın alma hakkı tanıyan ihale sistemidir. Burada elektrik peak-load ya da base-load olarak bölünebilir ürünler şeklinde ihale edilebilmekte ve tahsis süreleri de değişiklik gösterebilmektedir. Uygulamada genellikle, bu süreler üç ay ve kırk sekiz ay arasında değişmektedir.

Santralin fiziksel olarak elden çıkarılması yerine, sanal olarak yani kapasite tahsisi yöntemi ile elden çıkarılması söz konusudur. Böylelikle ana üretici firma hala santralin kontrolü ve yönetimini elinde tutar. Bunun karşılığında ise ihalede kazanan taraf kapasiteyi kullanma hakkına sahip olur fakat bu bir kullanma yükümlülüğü oluşturmaz. Genellikle, sanal santral ihalesi belli periyodlar ile ve şeffaf bir şekilde uygulanmaktadır fakat farklı türleri de mevcuttur.

Kısa Tarihçesi

Sanal santral ihalesi yöntemini resmi olarak dünyada ilk ve en uzun süre ile uygulayan Électricité de France (EDF) olmuştur. 2001 yılında EDF’nin bu sistemi uygulamasından önce ise, 2000 yılında Batı Kanada’da bulunan Alberta’da tam olarak sanal santral ihalesi şeklinde gerçekleştirilmese de benzer özelliklere sahip bir uygulama gerçekleştirilmiş.

İlk olarak bu sistemin EDF tarafından uygulanmasının sebebi ise AB Komisyonu’nun 2002/164/EC sayılı ve 7 Şubat 2001 tarihli kararına dayanıyor. Komisyon, Energie Baden-Württemberg (EnBW) üzerinde EDF ve Zweckverband Oberschwäbische Elektrizitätswerke (OEW) tarafından kontrol kurulmasına ilişkin devralma işlemini, verilen taahhütler doğrultusunda şartlı olarak onaylamış. Verilen taahhütlerden biri de EDF’nin o zaman Fransa’da bulunan 5400 MW üretim kapasitesinin sanal santral ihalesi yöntemi ile ihaleye katılacak olan üreticilere, tedarikçilere, elektrik ticareti ile uğraşanlara veya piyasaya girme niyetinde olanlara satılmasıydı.

EDF 2001 yılında Fransa’da elektrik üretim pazarında hakim durumda ve aynı zamanda dünyanın en büyük nükleer enerji üreticisi iken EnBW ise Almanya’da dördüncü en büyük elektrik üretim şirketi idi. EDF için fiziksel elden çıkarma yerine sanal santral ihalesi sisteminin uygulanmasının nedeni ise tamamen EDF’nin nükleer santrallerin emniyet ve güvenliği konusundaki geçmiş performansından ve EDF’nin başarılı yönetimi sayesinde ölçek ekonomisinin faydalarından toplumun yararlanmasından kaynaklanmaktaydı. Dolayısı ile ilk başta bu sistemin uygulanması temelde üç nedene dayanıyordu. Bunlar, piyasaya yeni girişlerin olabileceğinden emin olmak, toptan satış piyasasının gelişimini teşvik etmek ve piyasayı daha likit hale getirmek ve son olarak spot elektrik piyasasında pazar gücünün etkisini azaltmak. Böylelikle de elektrik piyasasında rekabet ve liberalleşme desteklenmiş olacaktı. Öyle ki, söz konusu sanal santral uygulamasına başlandıktan sonraki üçüncü yılın sonunda Fransa Avrupa’daki toptan satış piyasasında en aktif üçüncü pazar unvanını kazandı. EDF 2011 yılında taahhütlerden muafiyetini alana kadar 42 ihale düzenledi.

EDF’nin ardından bu sistem özellikle Avrupa’da hızla yayılmış. Her birinin kendine has özellikleri bulunmakla birlikte, diğer uygulamalar şu şekilde:

Belçika’nın en büyük elektrik üreticisi olan Electrabel’in bağlı ortaklığı olan Electrabel Customer Solutions N.V./S.A.’nın bazı dağıtım şirketlerinin görevli omv_samsun_daki_santrali_satabilir_h602862_01352tedarik şirketi (“default supplier”) olmasına ilişkin işlem Belçika Rekabet Otoritesi’nin önüne gelmiş. Belçika Rekabet Otoristesi verdiği kararında 1200 MW’lık üretim kapasitesinin sanal santral ihalesi yöntemi ile tahsis edilmesi karşılığında izin vermiş ve bu doğrultuda da 2004 yılından 2008 yılına kadar bu sistem uygulanmış.

Yine Hollanda’da Nuon, Reliant Energy Europe’un varlıklarını almak istemiş ve söz konusu işlem Hollanda Rekabet Otoritesi’nin önüne gelmiş ve işleme izin verilmesi karşılığında 900 MW kapasitesinin sanal santral ihalesi yöntemi ile 5 yıl süre ile tahsis edilmesine karar verilmiş.

Bir diğer örnek ise İspanya’dan. İspanya Devleti 2005 yılında bir Beyaz Kitap yayınlıyor ve burada iki elektrik üreticisi olan Iberdola ve Endesa’nın birlikte %80 pazar payına sahip olduğunu ve piyasada rekabeti artırmak için sanal santral ihalesi yöntemine başvurulması gerektiğini belirtilmiş ve ardından da 2007 yılında Iberdola ve Endesa tarafından ortak bir ihale gerçekleştirilmiş.

Ayrıca Almanya’da RWE ve E.ON’un gönüllü olarak yaptığı ihaleler, Portekiz’de REN ve EDP’nin ortak ihalesi, Birleşik Devletler’de de benzer bir şekilde Teksas Kapasite İhaleleri yapılmıştır.

Türkiye’de ise şuan için bilinen örnekleri Akenerji ve OMV’dir. OMV de “Samsun’da bulunan 890 MW gücündeki doğal gaz kombine çevrim santralinin desteğiyle piyasa katılımcılarına ve toptancılara maksimum esnekliği sağlayan uzun vadeli çağrı opsiyonu içeren Sanal Elektrik Santral ürünleri sunmaktadır.”

Akenerji sanal santral ihalesinin ardından yapılan açıklamada, paydaşlara belirlenen dönemler boyunca santral kurulum maliyetleri, arızalar, bakımlar ve krizlerden etkilenmeden üretim kapasitesini kullanım hakkı tanınmasını, son teknoloji santralin verimlilik ve esnekliğinin kiralanmasını, kullanım hakkı sahibi firmanın bir gün öncesinden bildirimde bulunarak elektrik üretimini gerçekleştirme imkanını, tahsis edilen kapasitenin tedarik dönemi boyunca her saat kullanılabilir olması ve böylece olası bir gaz krizinde santral kesintiye uğrasa bile tahsis edilen sanal kapasitenin kesintisiz kullanılabilmesini, enerji sektörüne girmek isteyen ama yatırım maliyetlerini göze alamayan paydaşlar için bir fırsat olmasını bu yöntemin faydaları olarak sıralamıştı.

OMV de sanal santral ihalesi yönteminin piyasa katılımcılarına ve toptancılara maksimum esnekliği ve katılımcılara ihtiyaçları doğrultusunda diledikleri miktardaki elektriği talep imkânını sağladığını belirtmiş.

Literatürde sanal santral ihalesi sisteminin avantajları ve dezavantajları tartışılmakta, üzerine yazılmış görüşler bulunmakta. Her ne kadar bu sistemin ilk uygulamaları rekabet otoritelerinin verdiği kararlar doğrultusunda gerçekleşmiş olsa da, bugün Türkiye’de gönüllü olarak uygulanıyor ve iki taraflı fayda esasına dayanıyor. Nitekim, ilerleyen zamanlarda olası birleşme ve devralmalarda, özelleştirmelerde, hakim durumun kötüye kullanılmasına ilişkin analizlerde bu tür uygulamaların karşımıza çıkabileceğini de dikkate almak gerekecektir.

* Virtual Power Plant (VPP) Auctions

Yararlanılan Kaynaklar:

  1. Akenerji Press Rlease, (Available at: http://www.akenerji.com.tr/Dosya/Dokuman/SanalSantral%C4%B0halesi.pdf )
  2. Virtual Capacity and Competition, Schultz, C., revised July 2009
  3. Virtual Power Plant Auctions, Lawrence M. Ausubel and Peter Cramton, Utilities Policy 18(4), 201-208, December 2010.
  4. Electricity Auctions: An Overview of Efficient Practices, Maurer, L. and Barroso, L., World Bank Study, 2011.
  5. VPP Evaluation From a Small Player’s Perspective, Dong Energy As An Example, Su, M., 2014.
  6. OMV Enerji Ticaret A.Ş.
  7. http://www.omv.com.tr/portal/01/tr/omv_tr/OMV_Trkiyede/about-omv/omv-enerji-ticaret-as

2015 yılından geriye kalanlar

Geride bıraktığımız 2015 yılı, mevzuat çalışmalarından sektör raporlarına, ses getiren kararlardan 25’e yakın yeni rekabet soruşturmasına sahne oldu. Tarihte ilk defa bir devralma işleminin yasaklanıp yeni ihlal türlerinin mercek altına alındığı 2015 yılı, rekabet bakımından ilk’lerle dolu bir yıl olarak özetlenebilir.

Ayrıca 2015 yılında hâkim durumdaki firmaların günlük ticari karar ve davranışları yeniden Rekabet Kurumu’nun yakın takibindeydi. Özellikle hızlı tüketim malları endüstrisinde faaliyet gösteren firmaların fiyatlama/münhasırlık/indirim sistemleri gibi uygulamaları birçok defa Rekabet Kurumu soruşturmalarına konu oldu.

Yaşanan rekabet gelişmelerinin bir anlamda fotoğrafını çeken “Competition Insight – Turkey 2015” başlıklı raporu ve hakim durumdaki firmaların rekabet kuralları bakımından taşıdığı riskleri tartışan “Risks for dominant FMCG firms in Turkey” başlıklı bülteni yayımlayarak rekabet alanında yaşanan tüm bu gelişmeleri paylaşmak istedik.

“Ali Koç’un Rekabet Kurumu’na önerisi işe yaradı”

Ali Koç’un, Rekabet Kurumu’na “Denetlediğiniz kurumların sorunlarına hakim olun” uyarısı üzerine ilk çalıştay enerji sektörüyle gerçekleştirilecek

Ali Koç’un Rekabet Kurumu’nda konuşması bence büyük olaydı. Hem Koç ve temsil ettiği sınıf için hem de Rekabet Kurumu için. Kurum, özel sektörü tanıyıp anladıkça aldığı kararların isabet oranı artacaktır.

Alıntı haber yayımlamak pek adetimiz değil ama önemli olduğu için BusinessHT’den aktarıyoruz:

Pek çok sektöre kestiği “rekabet” odaklı cezalar ile öne çıkan Rekabet Kurulu, incelediği sektörlerle yakınlaşma kararı aldı.

Perşembe günü kurumda bir konferans veren Koç Holding Başkanvekili Ali Koç, cezalardan yakınarak Rekabet Kurumu Başkanı Ömer Torlak’a, “Denetlediğiniz kurumların sorunlarına da hakim olun. Kurum uzmanlarına sektörler anlatılsın. Madalyonun bir de bu tarafı var” demişti.

Bunun üzerine Torlak, kurumun kendisini dönüştürmesini sağlayacaklarını belirterek, bu amaçla sektörlerle bir araya geleceklerini söyledi. Torlak, bu kapsamda ilk çalıştayı da gelecek ay sonunda elektrik sektörüyle gerçekleştireceklerini ifade etti.

Torlak, kurumların kendini dönüştürmesi gerektiğini belirterek, “Enerji sektöründe elektrik konusunu ele alacağız. Uzmanlarımız, çalıştıkları sektör ya da konuda aktörlerin ne düşündüğünü, sektörün nereye evrildiğini görsünler” dedi.