Karteller Banyomuzda!

AB Komisyonu fiyat karteli nedeniyle toplamda 622 milyon Euro cezaya mahkum eden bir karar verdi.

AB Komisyonu 23 Haziran’da lavabo, küvet gibi banyo eşyaları alanında faaliyet gösteren 17 şirketi oluşturdukları fiyat karteli nedeniyle toplamda 622 milyon Euro cezaya mahkum eden bir karar verdi.

Komisyon, söz konusu 17 şirketin 1992-2004 yılları arasında bir meslek birliği kapsamında gerçekleştirdikleri yüzlerce toplantıda Almanya, Avusturya, İtalya, Belçika, Fransa ve Hollanda’da geçerli olacak şekilde fiyat artışları, asgari fiyatlar ve primler gibi konularda anlaşarak 12 yıl boyunca rekabet kurallarını ihlal ettiklerini ortaya çıkardı. Komisyon ayrıca soruşturmaya konu 5 şirkete, ihlal sebebiyle öngörülen cezaların bu şirketlerin iflas etmelerine sebep olabileceği ihtimalini göz önünde bulundurarak cezalarında indirim uyguladı.

Ideal Standard soruşturma neticesinde 326 milyon Euro ile en yüksek cezayı aldı. Komisyon bu ceza miktarına ulaşırken, kartelin işleyişi hakkındaki bilgileri Komisyon’a sunması sebebiyle Ideal Standard’ın cezasında %30 oranında indirim uyguladı. Eczacıbaşı Holding’in 2006 yılında devraldığı Villeroy & Boch’un yanı sıra Artweger, Cisal, Dornbracht, Duravit, Duscholux, Grohe, Hansa, Kludi, Mamoli, Roca, RAF, Sanitec, Teorema ve Zucchetti de soruşturma neticesinde diğer ceza alan şirketler oldular. Masco adlı Amerikan şirketi ise kartelin varlığına ilişkin bilgileri Komisyon’a ilk bildiren şirket olduğu için Pişmanlık hükümleri gereğince cezadan muaf tutuldu.

Komisyon ayrıca, ekonomik krizin etkisini sürdürmesi ve bazı şirketlerin bu cezaları karşılayamama riski nedeniyle ceza miktarında indirime gitmesinin ceza politikalarında yumuşama olarak yorumlanmaması gerektiğini de açıkça belirtti.

Komisyon 2004 yılından bu yana rekabete aykırılık bulduğu davalarda toplam 10 milyar Euro’ya yakın para cezası kesmiş durumda.

Bakır Boru Tesisatı Pazarında Kartel Oluşumuna Dahil Olan Altı Teşebbüsün Cezaları Belli Oldu

Bakır boru tesisatı pazarında ceza!

Bakır boru tesisatı pazarında; üretim miktarlarına, pazar paylarına,  fiyat artışına ve geleceğe dair hedeflerin belirlenmesine yönelik anlaşmalar yoluyla kartel oluşturdukları iddiasıyla 2004 yılında Avrupa Komisyonu tarafından para cezasına çarptırılan altı firmaya ilişkin temyiz edilen bir seri birleştirilmiş davayı Genel Mahkeme 19 Mayıs 2010 tarihinde nihai olarak karara bağladı.

Wieland-Werke 27.84 milyon €, Boliden 32.6 milyon €, Outokumpu 36.14 milyon € ve KME 67.08 milyon € ceza alırken; Mahkeme, IMI (38.556 milyon €) ve Chalkor (8.246 milyon €) isimli teşebbüslerin ceza miktarlarında indirime gitmeyi uygun buldu.

IMI grubunun 1 Aralık 1994 ve 1 Nisan 1996 tarihleri arasında, kartel oluşumuna dahil olduğunu kanıtlayacak olan zorunlu yasal delil standardının Komisyon tarafından kanıtlanmadığını ve bir kısım kartel anlaşmalarına dahil olmamış olan IMI ve Chalkor firmalarına kesilen para cezalarının diğer şirketlerinkiyle aynı biçimde hesaplanmasının eşit davranma ilkesini ihlal ettiğini tespit eden mahkeme, şirketlerin bu süre zarfındaki küçülmelerini telafi edebilmek için para cezasında %10’luk bir indirime gitti.

Isı Düzenleyicileri Karteli

Avrupa Komisyonu 24 firmayı para cezasına mahkum etti.

Avrupa Komisyonu 24 firmayı para cezasına mahkum etti.

Komisyonun; 1987 ve 2000 yılları arasında çeşitli teşebbüslerin, fiyatlarını belirledikleri, hassas nitelikteki ticari bilgiler ile müşteri ve pazarları paylaştıkları iddiasıyla başlattığı soruşturma ceza kararıyla son bulundu. Komisyonun pişmanlık programına göre, kartel oluşumunu ihbar eden Amerika kökenli Chemtura Corp. para cezasına çarptırılmaktan kurtuldu. Chemtura’nın bu pişmanlık başvurusunun üzerine Komisyon Şubat 2003’de ani bir baskın ile AC Treuhad’ın Zürih’teki merkezinde; fiyata ilişkin detaylar ile müşteri ve pazarların paylaşımı yönünde teşebbüsler tarafından alınmış kararların bulunduğu iki kartel anlaşmasını ortaya çıkartmıştı.

Her iki kartele de katılmış olan Ciba AG, en yüksek para cezası olan 68.4 milyon €’ya çarptırıldı. Şu anda Ciba’nın sahibi olan BASF SE ise bu para cezasını temyiz etmeyi planlıyor. Akzo Nobel NV toplam 40.6 milyon €’ya, Arkema France SA (aykırılık esnasında Elf Aquitaine grubundaydı) 28.6 milyon €’ya, Elementis PLC ise 32.5 milyon € cezaya çarptırıldı. Arkema’nın para cezası, daha önce benzer ihlallerde bulunmuş olması nedeniyle Komisyon tarafından %90 oranında arttırılırken; Komisyonla işbirliği yapmalarının ardından Arkema, Ciba ve Baerlocher GmbH’nin cezalarında indirime gidildi.

Komisyon Areva ve Siemens Arasındaki Rekabet Yasağı Anlaşmalarını İnceledi

Avrupa Komisyonu, 2 Haziran’da, Fransız Areva ve Alman devi Siemens arasında yapılan sözleşmeye soruşturma başlattığını açıkladı.

Avrupa Komisyonu, 2 Haziran’da, Fransız Areva ve Alman devi Siemens arasında yapılan sözleşmedeki rekabet yasağı hükmünün Anlaşma’nın 101 (1) ve 102. maddelerini ihlal edip etmediğinin tespit edilmesi amacıyla soruşturma başlattığını açıkladı.

Bu soruşturmanın geçmişi ise şu şekilde: 2000 yılında Areva ve Siemens, sivil nükleer teknoloji alanındaki faaliyetlerini Areva NP isimli ortak girişim adı altında birleştirmişti. Komisyon, detaylı bir inceleme neticesinde bu anlaşmaya izin vermişti. 2009’da, Areva, Areva NP’nin kontrolünü tek başına devralmış ve Komisyon, yine bu anlaşmaya izin vermişti. Şimdi ise, Siemens, yeni bir ortakla pazara girmeye hazırlanmakta, ancak rekabet yasağı hükmü buna engel teşkil ediyor. Komisyon şimdi, Areva’nın ortak girişimin tam kontrolünü elde ettiği sırada taraflar arasında kabul edilen bu rekabet yasağının, devralmaya bağlı olup olmadığını veya izin verilen işlemin kapsamının dışında olup olmadığını inceleyecek.

KONUŞ(MA)!

AB Komisyonu Yatay İşbirliği Anlaşmaları Kılavuzu ve yine yatay işbirlikleri ile ilgili iki taslak Yönetmeliği kamuoyundan görüş alınması için yayınladı.

AB Komisyonu 4 Mayıs 2010 tarihinde, Yatay İşbirliği Anlaşmaları Kılavuzu ve yine yatay işbirlikleri ile ilgili iki taslak Yönetmeliği kamuoyundan görüş alınması için yayınladı.

Halihazırda, yürürlükte olan ve aynı konulu Yönetmeliklerin süreleri 31 Aralık 2010 tarihinde doluyor. Taslak Yönetmelikler, AR-GE ve teknoloji transferi anlaşmaları ile ilgili muafiyet şartlarını ana hatlarıyla çizmekteyken, Taslak Kılavuz ise, AR-GE ve teknoloji transferi anlaşmaları dışında da birçok konuda açıklayıcı ve kapsamlı bilgiler ve yenilikler içeriyor. İlk göze çarpan yenilik, çevre anlaşmalarına ilişkin bölümün Taslak Kılavuz kapsamdan çıkarılmış olması. Ancak hiç şüphesiz ki, Taslak Kılavuz’un en önemli ve Türk rekabet hukuku açısından da en çok etki doğuracak olan bölümü, teşebbüsler arası bilgi değişimine ilişkin getirmiş olduğu kurallar.

Bilindiği üzere, tedarik zincirinin aynı basamağında yer alan teşebbüsler arasında yapılan yatay işbirliği anlaşmaları, kural olarak rekabet hukukuna aykırı olmakla beraber, belirli şartlar altında toplumsal refahı artırmaları sebebiyle muafiyet tanınan anlaşmalardır. Buradan da anlaşılacağı üzere, etkinlik doğrucu yatay işbirlikleri ile rekabete aykırı anlaşma ve uyumlu eylemler arasındaki çizginin ortaya çıkarılması büyük önem taşımaktadır. Gerçekten de, eğer bazı işbirlikleri etkinlik artışı sonucunu sağlamakta ise, teşebbüslerin bu tür işbirlikleri içine girmesi de toplumsal refahı artıracağı için teşvik edilmelidir. Bu nedenle ne tür anlaşmaların hukuka uygun olup diğerlerininse “karanlık tarafta” olacağının mümkün olduğunca kesin çizgiler ile belirlenmesi gerekmektedir. Çünkü etkinliği maksimize eden teşebbüs davranışları, yatay işbirliği açısından çoğu zaman tam da bu sınır çizgisi üzerinde kalan davranışlardır. Hukuk kuralları ile teşebbüslerin hareket alanlarının, ilgili otoriteler tarafından mümkün olduğunca net olarak ortaya konulması ve teşebbüslerin etkinlik doğuran anlaşmalar yapmaları yönünde teşvik etmek ve bilgilendirmek son derece önemlidir.

Bilgi Değişim Anlaşmaları

Teşebbüsler arasındaki bilgi değişimi hususu, birçok Rekabet Kurulu ve AB Komisyonu kararına konu olmuştur. Komisyon’un Taslak Kılavuz ile bu konular ile ilgili çerçeveyi çizmesi oldukça önemli bir gelişme olarak göze çarpmaktadır. AB rekabet politikasının sıkı bir takipçisi olan Rekabet Kurumu’nun da bundan sonraki uygulamalarında Taslak Kılavuz ile getirilen kuralları, Komisyon’a benzer bir şekilde uygulayacağı düşünülmektedir.
Esas itibariyle, tam rekabet piyasası olarak adlandırılan hipotetik piyasa yapısında, pazardaki bilgi akışının tam olduğu varsayılmaktadır. Kısaca, pazarda faaliyet gösteren sağlayıcı ve alıcılar tüm bilgiye sahip olmaları, aslında tam rekabet paradigmalarından birisidir. Bu hususun ilk olarak böylece ortaya konulması ve bundan sonraki öncül ve/veya ardıl düzenlemelerin de geçici piyasa aksaklıklarına müdahale ve oligopol pazarlar mantığı ile çözümlenmesinin etkinliği maksimize eden yöntem olduğu söylenebilir. Bunun bir sonucu olarak da, teşebbüsler arasındaki bilgi değişiminin kural olarak izin verilen, fakat çeşitli kısıtlamalar altında yasaklanan bir fiil olduğu düşünülmelidir.

Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra, Taslak Kılavuz ile bilgi değişimine ilişkin olarak getirilen kurallardan bahsetmekte yarar var. İlk olarak Taslak Kılavuz’da da bilgi değişimi anlaşmalarının çoğunlukla etkinlik yarattığı belirtilmektedir. Ancak aynı zamanda, özellikle de rakipler arasındaki sratejik bilgilerin değişimi, çeşitli rekabet hukuku ihlallerine yol açabileceği gibi kimi tür bilgilerin rakipler arasında değişimi doğrudan rekabet hukuku ihlali olarak dahi nitelendirilebilecektir. Fakat ne tür bilgilerin stratejik sayılarak paylaşılmasının sakıncalı ve hangilerinin hukuka uygun olacağını kesin çizgilerle birbirinde ayırmak oldukça güçtür. Bu nedenle bunun her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak değerlendirilmesi gereklidir. Bunun yanı sıra, özellikle de geleceğe ilişkin olan fiyat ve üretim miktarı paylaşımları doğrudan rekabete aykırı olarak değerlendirdiği söylenebilir. Çünkü geleceğe ilişkin bilgilerin rakipler arasında paylaşılması, pazarda faaliyet gösteren teşebbüsler üzerinde fiyatların yukarıya çekilmesi yönünde bir güdü yaratmaktadır. Taslak Kılavuz’da bu tür bilgi değişimlerinin genellikle kartel olarak nitelendirileceği belirtilmiştir.

Kimi tür bilgi değişimleri ise, yukarıda anlatılanlar gibi doğrudan rekabet ihlali sayılmamaktadır. Burada olay bazında ve ilgili pazarın yapısı ve özellikle de paylaşılan bilgilerin niteliği üzerinden bir değerlendirme yapılmaktadır. Komisyon taslak metinde, bu değerlendirmenin bilgi değişimi sonrası oluşan pazar yapısı ile bu bilgi değişimi hiç yapılmasaydı ortaya çıkacak olan pazar yapısı arasındaki farklılıklar üzerine yapılacağını belirtmiştir. Bunun yanı sıra yapılacak değerlendirmede, bilgi değişiminin pazarın ne kadarını kapsadığı ve pazarın ve bilgi değişiminin karakteristik özellikleri ön plana çıkmaktadır. Bunlar;

i. Bilginin kamuoyu tarafından bilinip bilinmediği,

ii. Bilginin kümelenmiş mi yoksa bireysel mi olduğu,

iii. Bilginin güncelliği

iv. Bilgi değişiminin sıklığı

gibi hususlardır.

Bunun yanında, Türk Rekabet Kanunu’nun 5. Maddesinde de olduğu gibi, Avrupa Birliği’nin İşleyişine Dair Anlaşmanın 101(3) maddesi ile de, bilgi değişiminin yarattığı faydanın ortaya çıkan zararlardan daha çok olup olmadığının değerlendirilmesine yönelik bir test mevcuttur. Bunun için teşebbüslerin arasındaki bilgi değişimi, aşağıdaki koşuları sağlamaktaysa Antlaşma’nın 101(1) maddesinin uygulamasından muaf tutulabilir.

i. Bilgi değişiminin etkinlik artışı yaratması

ii. Bilgi değişiminin hedeflenen etkinliğe ulaşılabilmesi için zorunlu olması

iii. Bilgi değişiminden tüketicilerin de yarar sağlaması

iv. Rekabetin gereğinden fazla sınırlanmaması

Joint-Venture Anlaşmaları

Taslak Kılavuzda joint-venture anlaşmaları ile ilgili olarak da getirilmiş düzenlemeler de yer almaktadır. Buna göre, joint-venture taraflarından birisinin, joint-venture’ın karar alma sürecinde etkili olması halinde, joint-venture ayrı bir teşebbüs olarak nitelendirilmeyecek ve joint-venture’un kontrolünü elinde bulunduran taraf ile aynı ekonomik bütünlük içerisinde değerlendirilecektir.

AR-GE Anlaşmaları

AR-GE ile ilgili olarak çıkarılmış olan Taslak Yönetmelik ve yine bu konuya ilişkin olarak Taslak Kılavuz’da yapılan düzenlemelere gelecek olursak, ilk olarak AR-GE anlaşmaları açısından muafiyetten yararlanabilmek için gerekli olan üst pazar payı limiti %25 olarak kalmaya devam etmektedir. Buna karşın, AR-GE sonucunda ortaya çıkan ürünler açısından, taraflardan birisine getirilen münhasır olarak belirlenmemiş bölgeler dışında kalan bölgelere aktif satış yasağı Taslak Yönetmelik ile muafiyet kapsamı dışında tutulmaktadır. Bunların yanı sıra, bir AR-GE anlaşmasının tarafları kendilerinde bulunan ve araştırma faaliyeti ilişkili olarak tüm fikri mülkiyet haklarına erişim sağlamak durumundadır. Ayrıca, AR-GE anlaşması sonucunda ortaya çıkacak sonuçlardan, anlaşmanın taraflarının eşit şekilde yararlanma hakkı bulunmaktadır.

Dikkat Çeken Diğer Hususlar

Yukarıda açıklananlara ek olarak, Taslak Yönetmelikler ve Taslak Kılavuz ile AB yatay anlaşmalar düzenleyici çerçevesine getirilen yeniliklere şu örnekler verilebilir:

• Endüstri standardı anlaşmalarına ilişkin olarak oldukça kapsamlı bir değişiklik yapılmış ve fikri haklara adil, makul ve ayrımcı olmayan (FRAN – Fair, reasonable and Non-discriminatory) bir şekilde erişim konusu ile ilgili olarak oldukça önemli değişiklikler getirilmiştir.

• Çevre anlaşmaları düzenleyici çerçevenin kapsamından çıkarılmıştır.

• Hem AR-GE, hem de Teknoloji Transferi ile ilgili taslak metinlerde “potansiyel rakip” ile ilgili tanıma yer verilerek bu alandaki belirsizlik giderilmeye çalışılmıştır.

• Bir joint-venture’ı oluşturan teşebbüslerin kendi başlarına arz edebilecekleri toplam üründen az olmamak kaydıyla, joint-venture’ın pazara arz edeceği ürün miktarında yapılan kısıtlamanın rekabet ihlali oluşturmayacağı belirtilmiştir.

Apple: Cepteki rekabeti “uygulamalarla” kısıtlamak

Apple, iPhone ile birlikte Amerika Birleşmiş Devletleri’nde Motorola’yı geçip en büyük cep telefon üreticisi olmayı başarmış durumda.

Kişisel bilgisayarların icadından beri teknoloji devi Microsoft ile rekabet eden Apple, faaliyet alanını ve yeni pazarlardaki gücünü arttırması sonucu, tıpkı rakibi Microsoft gibi rekabet otoritelerinin merceği altına girmiş durumda. Mayıs’ın sonunda $222.1 milyar piyasa değeri ile Microsoft’tan “dünyanın en değerli teknoloji firması” unvanını kapan ve piyasa değerine göre dünyanın en değerli ikinci firması olan Apple, mobil iletişim sektöründe de faaliyetlerini genişletmekte.

Apple, iPhone ile birlikte Amerika Birleşmiş Devletleri’nde Motorola’yı geçip en büyük cep telefon üreticisi olmayı başarmış durumda. Ancak, bu başarı sadece cihazların kendisinden değil, aynı zamanda iPhone’un işletim sistemini zenginleştiren ve en büyük mobil uygulama pazarlarından birisi olan “App Store”dan da kaynaklanmakta. Artık Apple’ın kısıtlı bir tüketici kitlesine hitap eden bir firma değil, inovasyon ve gerçekleştirdiği rekabetçi stratejilerle pazarda sarsıntılara yol açabilen bir firma haline geldiğini söylemek yanlış olmaz.

ABD merkezli Wall Street Journal gazetesi, ABD’nın Federal Ticaret Komisyonu (FTC) ve Adalet Bakanlığı’nın (DOJ), Apple’ın iPhone uygulama geliştiricileriyle imzaladığı lisans sözleşmesindeki değişikleri mercek altına alacağını belirtmişti. Mayıs’ta çıkan bu haber, incelemenin yakın bir tarihte olacağını düşündürüyordu, ancak şu ana kadar kurumlardan herhangi bir açıklama gelmedi. Söz konusu değişikliklerle sadece Apple’ın belirlediği yazılım dilleri ile yazılan uygulamaların App Store’a girebileceği ve herhangi bir şekilde başka dillerden veya uygulama yazımı araçlarından dönüştürülmüş programların kabul edilmeyeceği öngörülmekteydi. Dolayısıyla eğer geliştirmeciler halen, iPhone için uygulama yazmak istiyorlarsa, hem iPhone için program yazma, hem de Android, Windows Mobile gibi mobil işletim sistemleri için ayrı bir uygulama yazma mecburiyetinde kalmakta.

Akıllı telefon pazarında, pazar payı her ne kadar halen Blackberry’nin gerisinde kalmasına ve Google gibi güçlü rakibin pazara Android ile giriş yapmasına karşılık, rakipleri Apple ve App Store’un hızına yetişmekte zorlanmaktadır. Bunun bir sonucu olarak da, akıllı telefon yazılımı geliştirmek isteyen küçük geliştirmecilerin pazara girmek istemeleri halinde, başlangıç maliyetlerini göz önünde tutarak iPhone ve diğer işletmecilere iki ayrı uygulama yazmak yerine sadece iPhone için uygulama geliştirmeyi seçmek durumunda kalmalarıdır.

Ayrıca, Apple’ın bu yapısı AdMob gibi mobil reklamcılık şirketlerine, uygulamalarında yer alan reklamlardan veri toplama konusunda kısıtlamalar getirmektedir. Google’ın bir iştiraki olan AdMob ve buna benzer işletmecilerin, mobil telefon alanında faaliyet gösteren firmalar olduğunun anlaşılması halinde, bu firmaların toplayacakları veriler Apple tarafından kısıtlanmaktadır. Bu bakımdan, Apple’ın yeni çıkardığı iAd mobil reklam hizmeti lehine ayrımcılık yapması da FTC ve DOJ’ın inceledikleri konulardan biri olarak gündeme geleceği düşünülmektedir.

24. sayı: nefesimiz kuvvetli!

Ekim 2007’de Pazarlardan Haberleri internet üzerinden yayımlamaya başlarken, 24 sayıya ulaşacağını tahmin eder miydik?

Ekim 2007’de Pazarlardan Haberleri internet üzerinden yayımlamaya başlarken, 24 sayıya ulaşacağını tahmin eder miydik? İlkini çıkarırken haber bulmak kolaydı, birikmiş konular vardı. Ama her yeni sayıda okuyucunun ilgisini çekecek bir gündemin bulunamayacağının farkındaydık. Yılmadık; anlatacak meselesi, hayata ve insanlarına dair fikri olanın yazmakta da sıkıntısı olmaz dedik. Giderek haber yerine yorumlarımızı paylaşmaya başladık . Yeni Tebliğlerin, kanun değişikliklerinin, idari otorite-yargı kararlarının bildirilmesinden çok, bunların yol hikayelerini, etkilerinin ne olacağı üzerine “kendine güvenen” öngörülerimizi yazmaya başladık. Yazılar anonim olmaktan çıktı, yazar kadrosu genişleyince imzaları da görünür oldu.

Ama artık bülteni yeni medyanın nimetlerinden yararlanarak çıkarmanın zamanı geldi. Hayat canlı, güncemiz de öyle. Eski sayılara actecon.com dan ulaşmaya devam edebileceğiniz Pazarlardan Haberler’in aslında bir 24.sayısı olmayacak. Günce her daim yayında ve ACTECON ekibi görüşlerini buradan paylaşmaya devam ediyor. Biz yine de size her ayın sonunda, burada yayımlanan yazılardan bir seçki göndereceğiz.
Sizin okumaya sabrınız oldukça biz yazmaya devam edeceğiz!