Yenilenebilir enerjide beklenen Yönetmelik

Can Yıldız, yeni Yönetmeliği anlatıyor.

Enerji Bakanı Berat Albayrak yakın zamanda yaptığı açıklamada YEKA çalışmalarında sona gelindiğini ve Kasım-Aralık gibi güneşte ilk ihalenin yapılabileceğini söylemişti. Yenilenebilir Enerji Kanunu çıktığından beri ne zaman hazırlanacağı merak konusu olan Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları Yönetmeliği, geçtiğimiz hafta yürürlüğe girdi.

o-renewable-energy-facebookSon yıllarda oldukça popüler hale gelen, enerji sektörünün tüm aktörlerini ilgilendiren ve yatırımcıları da çeken yenilenebilir enerji alanındaki teşvikler, 2010 yılından beri YEKDEM mekanizması ile yürüyordu. Buna göre teşvik kapsamındaki üreticilere daha düşük lisans bedelleri, alım garantileri, projeye kolay arsa tahsisi gibi çeşitli pratik kolaylıklar sağlanıyordu.

Yeni Yönetmelik ile ise büyük ölçekli yenilenebilir enerji kaynak alanları –şu sıralar uygulamada geçen adıyla YEKA’lar- oluşturulması planlanıyor. YEKA’lar, kapsamlı bir ihale süreci sonrasında kuruluyor. İhaleyi kazanan, belirlenen bölgeye, bölgenin özelliğine göre rüzgâr türbinleri, güneş panelleri vs. temelli üretim santralini kuruyor ve alım garantilerinin sağladığı rahatlıkla elektrik üretmeye başlıyor.

Yönetmelik, bu alanların oluşumunun usul ve esaslarını düzenlemenin yanında, yeni bir teşvik sistemi getiriyor. Fakat bu teşvik sistemi beraberinde gelen bir de zorunluluk da söz konusu: Yerli aksam kullanımı. Zira bu model ile Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim kapasitesinin, yatırımlarda kullanılacak aksamların mümkün olan en yüksek oranda yurt içinde üretilerek artırılması hedefleniyor. Faydalanmak isteyenler, Yönetmelik kapsamında yenilenebilir enerjiye dayalı elektrik üretim faaliyetinde bulunmak için, şartnamede yer alan koşulları sağlayan aksamı yurt içinde imal edecek veya yerli malı kullanmayı taahhüt edecek. Bunu gerçekleştirmezlerse karşı karşıya kalacakları durumlar, sırasıyla uyarı, proje kapsamından çıkarma ve lisans iptaline kadar gidiyor.

Yönetmelikle gelen bu imkân, uygulamada YEKDEM’in hâkimiyetini değiştirecek mi, şu aşamada bir şey söylemek güç. Fakat belirtmek gerek ki YEKA kapsamına giren bir yenilenebilir enerji bazı üretim işi için ayrıca YEKDEM teşviki almak mümkün olmayacak.

Yapısal Sorunlar Perspektifinden Verimlilik ve Gıda Enflasyonu Konferansı

28 Eylül 2016 tarihinde TÜSİAD tarafından, “Yapısal Sorunlar Perspektifinden Verimlilik ve Gıda Enflasyonu Konferansı” gerçekleştirilecek.

28 Eylül 2016 tarihinde TÜSİAD tarafından, “Yapısal Sorunlar Perspektifinden Verimlilik ve Gıda Enflasyonu Konferansı” gerçekleştirilecek.

“Yapısal Sorunlar Perspektifinden Verimlilik ve Gıda Enflasyonu Konferansı”, gıda enflasyonunun sektördeki yapısal sorunlarla bağlantısı üzerine yoğunlaşacak. Konferansta; gıda fiyatlarının neden arttığı, enflasyondaki artışın gıda sektöründeki fiyat artışıyla açıklanıp açıklanamayacağı, gıda sektörünün üretim verimliliğini etkileyen faktörlerin neler olduğu gibi sorulara cevaplar aranacak ve gıda, tarım ve içecek sektörünün yapısal sorunları ile çözüm önerileri üzerinde durulacak.

Etkinlikte, Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı’ndan Rekabet ve Regülasyon Birimi Başkanı Kıdemli Ortak Avukat Şahin Ardıyok konuşmacı olarak yer alacak. TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi Metin Akman’la birlikte gerçekleştirilecek konuşmada, Ardıyok “TÜSİAD Çalışmaları Hangi Yapısal Sorunlara Dikkat Çekiyor?” başlığı altında, Metin Akman’ın sorularına yanıt verecek.

Açılış konuşmalarının T.C. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Başaran-Symes tarafından yapılacağı etkinlik, 28 Eylül 2016 tarihinde Tekfen Tower’da gerçekleşecek. Konferansla ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşılabilir. Konferansın programı ise şu şekilde:

blog-foto2

 

 

 

 

 

 

 

 

Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelik’te muhtemel değişiklikler ve rekabet

Elif Duranay, elektrik üretimine dair mevzuattaki değişikliklerden ve Rekabet Kurumu görüşlerinden bahsediyor.

Rekabet Kurumu’nun, Kanun’un 27. maddesi kapsamında rekabet hukuku ile ilgili mevzuatta yapılması gerekli değişiklikler konusunda doğrudan veya Bakanlığın talebi üzerine görüş bildirme yetkisi vardır. Bu doğrultuda, Rekabet Kurumu 26 Kasım 2015 tarihinde EPDK tarafından yayımlanarak kamuoyunun görüşüne sunulan “Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelikte (LUY) Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Taslağı” için değerlendirmelerde bulundu.

6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanun’un 14. maddesinde “Lisanssız yürütülebilecek faaliyetler” başlığı altında ürettiği enerjinin tamamını iletim veya dağıtım sistemine vermeden kullanan, üretimi ve tüketimi aynı ölçüm noktasında olan, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesislerinin lisans alma ve şirket kurma yükümlülüğünden muaf olarak elektrik üretebileceği düzenlenmiş. Bu düzenlemeye paralel olarak da LUY’un 17. maddesinde lisanssız üretim yapan gerçek ve tüzel kişilerin kendi ihtiyaçlarını karşılamak için üretim yapmalarının esas olduğu hüküm altına alınmış. Fakat uygulamada kendisi tüketmek üzere enerji ihtiyacı duymayan tesislerin de lisanssız olarak elektrik üretebilmelerine izin verilmiş ve bu lisanssız üretim ile birlikte teşvik mekanizmasına dâhil olup, sabit fiyatlı alım garantisinden de (feed-in tariff) yararlanmalarının önü açılmış.

Bu uygulama bazı tartışmaları beraberinde getirmiş. Özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarından olan güneş ve rüzgar enerjisi için lisans başvurularındaki usule ilişkin zorluklar ve lisans alma maliyetleri bu tartışmalara ciddi bir boyut kazandırmış. Ayrıca, lisanssız üretim ile ilgili başvuru ve bağlantı süreçlerinin kendi sorumluluğuna verildiği dağıtım şirketleri tarafından lisanssız üretim için ayrılan bağlantı kapasitesinin aynı ekonomik bütünlük içinde yer alan şirketlere tahsis edilmesi ve sabit fiyat garantili teşvik mekanizmasından yararlanarak üretim şirketlerine sunulan garantili fiyatlar ile gün öncesi spot piyasalarında verilen fiyatlar arasındaki makasın gittikçe açılması bazı endişelerin doğmasına neden olmuş ve LUY’da değişiklikler yapılması kaçınılmaz hale gelmiş.

Rozvodòa Varín
Rozvodòa Varín

Taslak değişiklik kapsamında öncelikle bağlantı esaslarına ilişkin 6. maddeye yeni bir fıkra eklenmek sureti ile her bir trafo merkezinde; herhangi bir gerçek veya tüzel kişiye ve söz konusu gerçek veya tüzel kişinin doğrudan veya dolaylı olarak ortak olduğu tüzel kişilere, tüketim tesisi sayısına bakılmaksızın yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesisleri için en fazla 1 MW tahsis yapılacağı düzenlemesi getirilmiş.

6446 sayılı Kanunun 14. maddesinin ikinci fıkrasında Bakanlar Kurulu tarafından rekabetin gelişmesi, iletim ve dağıtım sistemlerinin teknik yeterliliği ve arz güvenliğinin temini ilkeleri çerçevesinde lisanssız faaliyette bulunabilecek yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesislerinin kurulu güç üst sınırını kaynak bazında beş katına kadar artırılabileceği belirtilmiş idi ve bu enerji santrallerinin aynı zamanda sabit fiyat alım garantisinden de 5346 sayılı Kanun’un “Muafiyetli üretim” başlıklı 6/A maddesi doğrultusunda on yıl süre ile yararlanabilmesi söz konusu. Ayrıca 6/B maddesi kapsamında da üretim tesislerinde kullanılan mekanik ve/veya elektro-mekanik aksamın yurt içinde imal edilmiş olması halinde 5 yıl süre ile ilave teşvik imkanı var.

Yeni fıkralar eklenmesi öngörülen bir diğer madde ise “Diğer hükümler” başlığını taşıyan 31. madde. Eklenen fıkralar lisanssız üretim yapmak isteyen şirketlerin başvurularının değerlendirilmesi süreci hakkında. Bu doğrultuda taslak değişiklikte, söz konusu Yönetmelik kapsamında kurulması planlanan üretim tesisine ilişkin yapılan başvuru tarihinden, başvuruya konu üretim tesislerinin tamamının geçici kabulü yapılana kadar pay devri yapılamayacağı ve pay devri yapılabildiği zaman ise ilgili şebeke işletmecisine pay devri işlemi gerçekleşmeden bir ay önce bilgi verilmesi ve pay devir işleminden sonra en geç on işgünü içinde de pay devri sonrasına ilişkin nihai ortaklık yapısını gösterir bilgi ve belgelerin yine ilgili şebeke temsilcisine ilgili tüzel kişi tarafından sunulması gerektiği düzenlenmiş.

Aynı maddede getirilen bir diğer fıkrada ise kimlerin lisanssız üretim faaliyetinde bulunamayacağı düzenlenmiş. Bu fıkraya göre lisanssız üretim faaliyetinde bulunamayacak kişiler; dağıtım ve görevli tedarik şirketlerinin doğrudan ve dolaylı ortakları, dağıtım ve görevli tedarik şirketleri ile bu tüzel kişilerin doğrudan ve dolaylı ortaklarında istihdam edilen kişiler, bir de bu iki grup içerisindeki gerçek ve tüzel kişilerin doğrudan ve dolaylı olarak ortak olduğu tüzel kişiler.

Rekabet Kurumu, değişiklik taslağına ilişkin verdiği görüşte, değişiklikler ile birlikte dağıtım şirketlerinin kendileri ile aynı ekonomik bütünlük içerisinde yer alan şirketler lehine ayrımcılık yapmasının ve rakip teşebbüslerin lisanssız üretim pazarına girişlerini engelleyici faaliyette bulunmasının engellenmek istendiğini ve bu nedenle dağıtım şirketlerinin objektif davranmasının sağlanması için dağıtım ve onunla aynı bütünlük içinde yer alan şirketlerin ve bu şirketlerin çalışanlarının da lisanssız üretim faaliyetlerinde bulanamayacağının düzenlendiğini belirtmiş. Dolayısı ile yapılan değişiklikler Rekabet Kurumu tarafından olumlu olarak karşılanmış ve düzenlemeyi bölgelerinde hakim durumda olan dağıtım şirketlerinin lisanssız elektrik üretimi yapmak isteyen teşebbüslere karşı başta ayrımcılık olmak üzere çeşitli rekabeti kısıtlayıcı eylem ve işlemlerde bulunmasının önüne geçilmeye çalışılması olarak değerlendirilmiş.

Rekabet Kurumu’nun değindiği bir diğer husus ise, lisanssız elektrik üretimi başvurularının değerlendirmede merkezi role sahip olan dağıtım şirketlerinin konuya ilişkin eylemlerinin denetlenmesine yönelik herhangi bir hüküm bulunmadığı ve bununla birlikte dağıtım şirketlerinin lisanssız elektrik üretimine ilişkin işlemlerinin denetimine yönelik bir düzenlemenin getirilmesi gerektiği. Bu kapsamda lisanssız üretim için yapılan bir bağlantı talebinin reddedilmesi gibi bir durumda da başvuru konusu bölgenin bağlantı sorunları ve başvuru süreci ile ilgili aksaklıkların, diğer yatırımcılarla şeffaf bir şekilde paylaşılması gerektiği de ayrıca belirtilmiş.

Kurum’un başvurunun değerlendirilmesi sürecine ilişkin belirttiği bir diğer husus ise, başvuruları ve bağlantı taleplerini değerlendiren Komisyonun uygulamada dağıtım şirketlerinin personelinden oluşması sebebi ile Komisyonca yapılan değerlendirmelerin şeffaf ve objektif olma kıstaslarını karşılamada sorun yaratabileceği. Bu nedenle başvuruları değerlendiren Komisyonun, bağımsız ve tarafsız değerlendirmelerde bulunmasını sağlayacak bir şekilde, dağıtım şirketi ve aynı ekonomik bütünlük içinde yer alan şirketlerin personellerinin ağırlıklı olarak yer almadığı bir yapıya kavuşturulması gerektiği de son olarak belirtilmiş.

Taslak değişiklikte halihazırda lisanssız üretim faaliyetinde bulunan şirketlerin durumunun ne olacağına ilişkin ise bir düzenleme bulunmamakta. Getirilmesi planlanan 1 MW sınırı öncesinde imzalanmış olan bağlantı anlaşmalarının şirketler açısından müktesep hak oluşturma ihtimali düşünülerek geçici bir hüküm getirilmesi uygun olabilir. Böylece ortaya çıkabilecek hukuki ihtilaflarında önüne geçilmiş olunur. Bu şekilde bir geçici hüküm konulup konulmayacağı, taslağın olduğu gibi kabul edilip edilmeyeceği veya değişiklikler olup olmayacağı Kurul kararının ardından netleşecek. Bu noktada karar, lisanssız üretim faaliyeti ile alakadar olan tüm paydaşlar tarafından merakla beklenmekte.

Yararlanılan Kaynaklar:

1.Lisanssız Mevzuat Değişikliği Hakkında Rekabet Kurumu Görüşü

2.Draft Regulation Amending Regulation on the Unlicensed Electricity Generation on the Electricity Market

3.Şahin Ardıyok, Tolga Turan, “Draft Amendments Might Hinder Un-licensed Power Generation”, Mondaq, 21 December 2015.

Üretimde Verimliliğin Arttırılması Programı’na ilişkin Rekabet Kurumu önerileri

Rekabet Kurumu’nun verimlilik eylem planına dair katkılarını Hakan Demirkan özetledi.

Kalkınma Bakanlığı  “Üretimde Verimliliğin Arttırılması Programı” eylem planına Rekabet Kurumu tarafından ne tür katkıların yapılabileceğine dair yazısını Kurum’a tebliğ etmişti. Söz konusu yazıya dair Kurum açıklamaları  da internet sitesinde yayınlanmıştı.

Bakanlık yazısına ilişkin hazırlanan Kurum görüşünde başlıca iki konuya vurgu yapılıyor. Bunlardan ilki, firmaların rekabet hukuku eğitimi almalarının teşvik edilmesi ile alakalı. Diğer bir eylem planı olarak ise, Kurum tarafından hazırlanan Rekabet Değerlendirmesi Rehberi’nin düzenleme taslağı hazırlayan kamu kuruluşlarına tanıtılması.

İlk eylem planı önerisine ilişkin, firmalara verilecek bazı teşviklerin, rekabet hukuku eğitimi alma veya rekabet hukuku uyum programları edinme koşullarına bağlanabileceği ifade ediliyor. Bu yönde bir uygulamada Rekabet Kurumu’nun eğitim programlarının içeriğinin hazırlanması, Kurum uzmanlarının eğitimlerde görevlendirilmesi noktasında rol oynayabileceği belirtiliyor.

Rekabet Kurumu söz konusu yazıda ikinci eylem planı olarak Rekabet Değerlendirmesi Rehberi’nin kamu kurumlarına tanıtımını öneriyor. Bu çerçevede kamu tarafından yapılacak düzenlemelerde Düzenleyici Etki Analizi yapılacağına değinilerek rekabet değerlendirmesi aşamasında Rekabet Kurumu’na danışılması gerektiği vurgulanıyor. Kurum’un bu fonksiyonu açısından Rekabet Değerlendirmesi Rehberi’nin rekabet üzerinde olumsuz etki doğurma riski bulunan düzenleme ve idari işlemler bakımından genel bir çerçeve sunduğu belirtiliyor. Bu kapsamda Bakanlık tarafından söz konusu rehberin kamu kuruluşlarına tanıtılması bir eylem planı olarak belirlenirse Kurum’un bu rehberin sunuşu noktasında aktif rol alabileceği ifade ediliyor.

Son olarak, Rekabet Kurumu’nun Sanayi Etkileşim Ağı kurulması konusunda “eylemle ilgili kuruluşlar” arasında yer aldığı,  kurulması planlanan Ağ’ın faaliyetlerinde rekabet hukuku ile çelişebilecek uygulamalar bakımından görüş verilebileceği belirtiliyor.

Hükûmet Programı – Teknolojiye dair

Hukûmet Programı’nda “teknoloji” başlığına dair neler var? Barış Yüksel anlatıyor.

Blogumuzda çeşitli açılardan ele aldığımız 64. Hükûmet Programı’nda teknoloji alanına ilişkin son derece önemli açıklamalar yer alıyor. Öyle ki, söz konusu planların fiilen hayata geçirilmesi durumunda hem sektörel düzeyde hem de ülkenin genel ekonomik yapısında kökten değişiklikler olması kaçınılmaz.
Programda yer alan en önemli ekonomik hedeflerden birisi, Türkiye’nin ileri teknoloji üretebilen bir ülke haline getirilerek, teknoloji geliştirmeye ve AR-GE’ye dayalı bir piyasa modeline geçilmesi ve böylece ülkenin genel gelir düzeyinin artırılması. Bu kapsamda kilit rol, katma değeri yüksek teknolojik ürünler geliştirip bunları üretebilecek yerli işletmelere düşüyor. Program’da bilgi ve teknoloji alanında katma değer üreten işletmelerin oluşturulması için pek çok yöntem ve öneri sunuluyor.
Bu amaca ulaşılabilmesi için tabi ki kamuya hem önemli bir yük düşüyor. Kamunun bu noktadaki en önemli doğrudan katkısının yapılacak altyapı yatırımları olduğu görülüyor. Söz konusu altyapı yatırımlarında özel sektörden de destek alınması ve kamu özel ortaklığı (PPP) modelinden mümkün olduğunca yararlanılması planlar arasında.
financing-solutions-technologyAncak söz konusu dönüşümün yaşanmasında esas payın özel sektöre düşeceği de açık. Peki, ama kamu esasen özel sektöre düşen bu görevin yerine getirilmesinde nasıl bir rol oynayacak? Plan’da bilgi ve teknoloji alanında katma değer üreten işletmelerin oluşturulması için çeşitli araçlara değiniliyor. Bu araçlardan öne çıkanlar ise şu şekilde: kamu alımları, teşvik mekanizmaları, doğrudan destekler ve gerekli yasal düzenlemelerin yapılması.
Kamu alımları bakımından özellikle yerli teknoloji üreten şirketlerden yapılacak alımlara ağırlık verilmesi temel bir strateji olarak benimseniyor. Hatta kamu alımlarının, teknoloji alanında faaliyet gösteren yerli firmaların desteklenmesi için bir kaldıraç olarak kullanılmasının hedeflendiği açıkça dile getiriliyor. Bu amaç doğrultusunda, aralarında telekomünikasyonun da yer aldığı çeşitli sektöreler bakımından özel ihale kanunları çıkarılması öngörülüyor. Ancak kamu alımlarının yerli firmaları desteklemek için kullanılması noktasında gerek AB uyum sürecinde önemli bir eksiklik olan devlet yardımları, gerekse Türkiye’nin WTO’ya taraf olması dolayısıyla sahip olduğu yükümlülükler mutlaka dikkate alınmalı ve bir denge politikası izlenmeli.
Teşvik mekanizmalarında ise temel olarak vergi politikalarına vurgu yapılıyor ve özellikle teknoloji üretimi ve altyapı alanındaki yatırımları daha cazip hale getirilecek vergi düzenlemeleri yapılacağına işaret ediyor. Her ne kadar Program’da özel olarak değinilmese de burada elektronik haberleşme piyasalarındaki ÖİV uygulaması da unutulmamalı. Zira tamamen bütçesel nedenlerle getirilen bu vergi, günümüzde elektronik haberleşme piyasalarındaki gelişime çok büyük zarar veriyor ve yatırım motivasyonunu ciddi derecede düşürüyor. Vergi politikalarının yanı sıra, ileri teknoloji ürünlerine yönelik yatırımları çekmek için serbest bölgeler oluşturulması da diğer bir teşvik mekanizması olarak öngörülüyor.
Doğrudan destekler noktasında ise KOBİ’ler ön plana çıkıyor ve KOBİ’lerin siparişe dayalı AR-GE faaliyetlerinin destekleneceği ifade ediliyor. Ayrıca KOBİ’lerin patent maliyetlerinin de kamu tarafından karşılanması da öngörülüyor.
Son olarak, özellikle sınai haklara ilişkin önemli mevzuat çalışmaları yapılması planlanıyor. Öne çıkan mevzuat çalışmaları arasında Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Tasarısı’nın yasalaştırılması ve Patent Borsası’nın kurulması da yer alıyor.

Hükûmet Programı – Enerjiye dair

Elif Duranay, Hükûmet Programı’nın Enerji başlığını ele alıyor.

Hükûmet programı, yeterli sayıda güvenoyunun alınması halinde hükûmetin ileride yapacağı işleri gösteren taahhütname niteliğinde bir belgedir ve bu nedenle her seçim sonrasında gözleri üzerine çeker. 64. Hükûmetin Programı da Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından 25 Kasım 2015’de TBMM Genel Kurulu’nda açıklandı. Programın en ilgi çekici bölümlerinden biri her zaman olduğu gibi enerji piyasaları ve yatırımlarına ilişkin olan bölümdü. Programda enerji alanında mevcut proje ve atılan adımlardan söz edildiği gibi aynı zamanda bir takım yeni hususlar da yer alıyor.

energy electrical goodProgramın “Enerji Güvenliği” başlığı altında sektöre ilişkin açıklamaların yer aldığını görüyoruz. Bu kısımda herkes tarafından malum olan enerjide dış bağımlılığımıza ufak bir dokunuş yapılmış ve nihai tüketiciye sürekli, kaliteli, güvenli, asgari maliyetlerle enerji arzını ve enerji temininde kaynak ve bölge çeşitlendirmesinin esas alındığı belirtilmiş. Enerji arz güvenliğinin sağlanması için bir taraftan yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının harekete geçirilmesi, diğer taraftan enerji verimliliğinin artırılması temel hedefler olarak gösterilmiş.

Yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının mümkün olan en üst düzeyde değerlendirilmesi gerektiği ve nükleer teknolojinin elektrik üretiminde kullanılmasının planlandığı Programın enerji kısmının öne çıkan hususları arasında. Uluslararası enerji ticaretinde stratejik konumumuzu güçlendiren rekabetçi bir enerji sistemine ulaşılması ise temel amaç olarak belirlenmiş. Bu doğrultuda, Akkuyu ve Sinop’ta nükleer santral yapımı için imzalanan anlaşmalardan bahsedilmiş ve ek olarak üçüncü nükleer santralin yapımına da 64. Hükûmet döneminde başlanacağı belirtilmiş.

Program’da doğalgaz sektörüne ilişkin de açıklamalar bulunmakta. Bu kapsamda, tüm illerde konut sektörüne doğal gaz iletiminin tamamlanmasının planlandığı, doğal gaz depolama kapasitesinin artırılacağı ve buna ilişkin yapımı devam eden Tuz Gölü Yeraltı Depolama Projesi’nin tamamlanacağı vurgulanmış. Trans-Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP) Projesi’nin hayata geçirileceğinden bahsedilmiş. Buna ilişkin olarak, geçtiğimiz günlerde SOCAR Türkiye Başkanı Kenan Yavuz tarafından da TANAP’ın hızla bitirilmesi için tüm gayretin gösterileceği belirtilmiş ve kendisi “Kaybedilecek tek bir saniye bile yok” ifadesini kullanmıştı. Bu da bu projenin en kısa zamanda hayata geçeceği izlenimini bize vermekte. Buna ek olarak, Trans Adriyatik Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’yle (TAP) doğalgazın Yunanistan ve Arnavutluk üzerinden İtalya’ya ulaşmasının, Irak-Türkiye Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’yle de Türkiye ve Avrupa için gaz tedarikinin gerçekleştirilmesinin hedeflendiği ifade edilmiş.

Elektrik üretimi alanına ilişkin olarak Program’da bazı hususlara değinilmiş. Bunlardan ilki, tarımsal amaçlı kullanılamayacak nitelikte olan 6.000 hektar genişliğinde bir alanda 4.000 MW kapasiteye sahip Karapınar Enerji İhtisas Endüstri Bölgesi’nde 2016 yılında yatırımcılara güneş santrali kurulması için yer tahsisi yapılması hedeflendiği belirtilmiş. Dolgu hacmi bakımından Türkiye’nin 2. büyük, 1.200 MW’lık kurulu gücüyle 4. büyük barajı ve HES’i olacak Ilısu Elektrik Üretim Santrali ile yıllık ortalama 3,8 milyar KW/s enerji üretileceği belirtilmiş. 270 metre gövde yüksekliği ile Türkiye’nin en yüksek, dünyanın 3’ncü yüksek barajı olacak Artvin Yusufeli Barajı’nın tamamlanacağı söylenmiş.

Ayrıca, komşu ülkelerle elektrik ticareti kapasitesini artırılmasına, elektrik iletim şebekesinin altyapısının güçlendirilmesi ve modern bir şebeke haline dönüştürülmesine yönelik çalışmaların da devam edeceği belirtilmiştir. 2010 yılında başlatılan elektrik üretim varlıklarının özelleştirilmesine de devam edileceği yine Program’da yer almıştır.

Bu başlık altında yer alan ve yeni dönemde önemli bir reform alanı olarak belirtilen husus ise “Yerli Kaynaklara Dayalı Enerji Üretimi Öncelikli Dönüşüm Programı”dır. Enerji alanında yerli kaynakların maksimum düzeyde harekete geçirilmesi suretiyle dışa bağımlılığın azaltılması bu Program’ın amacını oluşturmakta. Ayrıca “Enerji Verimliliğinin Geliştirilmesi Öncelikli Dönüşüm Programı” ile de bir yandan daha az karbon salınımıyla çevre korunurken, diğer yandan daha az girdi kullanımıyla rekabet gücümüzü artırmak hedeflenmiş. Programla birincil enerji yoğunluğu azaltılacak, kamu binaları ve tesisleri başta olmak üzere enerji verimliliğini yaygınlaştırılacak.

Program’ın “Ödemeler Dengesi” başlığı altında yer alan enerji sektörüne ilişkin açıklamalarda; enerji sektöründe girdi mahiyetinde olan ve üretilmesi yüksek katma değer sağlayacak hedef ürünler listesinin çıkarılacağını ve bu listedeki ürünlerin yurt içinde üretimine yönelik yatırımların destekleneceği belirtilmiştir. Rüzgâr, güneş, hidroelektrik gibi alternatif enerji kaynakları üreten tesislerde kullanılan, makine ve teçhizatın yurtiçi üretiminin payını artırmayı hedefleyen yerli ürünler gibi ithal ürünlerin de enerji verimliliğine dair teknik düzenlemelerle uygunluğunun sağlanacağı vurgulanmış ve “Bilim, Teknoloji ve Yenilik” başlığı altında da enerji ve diğer sayılan sektörler gibi öncelikli sektörlerde teknolojik ürün yatırımlarının ve kümelenme çalışmalarının destekleneceği belirtilmiş. Ayrıca enerjiyi verimli tüketen ürünlerin verimsiz ürünlere oranla kullanımının artırılmasının özendirileceği de Program’da yer almakta.

“Kırsal Kalkınma” bölümünde Avrupa Birliği Katılım Öncesi Yardım Aracı (IPARD) kapsamında, IPARD-2 Uygulama Döneminde, kırsalda “Yenilenebilir Enerji Yatırımları”nın destek kapsamına alınmasının sağlanacağından bahsedilmiş. Burada amaç kırsal kesimde bulunan işletmelerin kendi enerji tüketimini karşılayabilmelerini sağlayabilmek. Çeşitli kaynaklarda konuya ilişkin yer alan haberlere göre, bu alanda sağlanacak hibe desteğinin 2014-2020 yılları aralığında toplamda 300 milyon Euro’nun üzerinde olacağı belirtilmiş. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Başkanı Ali Recep Nazlı 2015 Şubat ayında verdiği bir röportajda bu kapsamda şu ana kadar 23 başvuru olduğu ve bunların toplam kurulu gücünün 6,5 MW olduğunu, 2014 yılı güneş enerjisi toplam kurulu gücünün 18 MW olduğu da düşünülerek bu katkının çok önemli olduğunu belirtmiş. Bu kapsamda kırsalda böyle bir desteğin olması, yenilenebilir enerjinin desteklenmesi için de önemli bir adım.

Program’da “Etkin, Hakkaniyetli, İtibarlı Dış Politika” başlığı altında enerji arz güvenliği de yerini almış bulunuyor. Bu kısımda, ülkenin enerji arz güvenliğinin sağlanması ve ülkenin, Doğu-Batı ve Kuzey-Güney eksenlerinde, üretici ve tüketici ülkeler arasında güvenilir bir enerji merkezi olması yönündeki çabaların sürdüğünden bahsedilmiş. Bunun yanı sıra, istikrarlı bir şekilde artan enerji talebimizi karşılarken, enerji nakil güzergâhları ve kaynak ülke çeşitlendirmesi hedefi doğrultusunda önemli projelerin hayata geçirildiği, yenilenebilir enerjinin payının artırıldığı ve nükleer enerjiyi enerji sepetine ekleyerek çeşitlendirme hedefine katkıda bulunmaya çalışıldığı da ayrıca belirtilmiş.

Ayrıca aynı bölümde önemli ortağımız ve bölgesel işbirliği bakımından önem taşıyan bir aktör olarak adlandırılan Rusya ile ilişkilerin dinamiğinin, merkezinde bulunduğumuz geniş coğrafyayı yakından ilgilendirdiğinden bahsedilmiş ve önümüzdeki dönemde, enerji ve ticaret başta olmak üzere, Rusya’yla ilişkilerin karşılıklı hassasiyetlere saygı içerisinde ve müşterek menfaatler doğrultusunda güçlendirilmeye çalışılacağından bahsedilmiş. Program’ın hazırlanması ve açıklanması sürecinde Rusya ile ilişkilerin gerilmesine neden olan olayın, Program’da yer alan bu ifadelerden hareketle Türkiye için ne kadar önem arz ettiği görülmekte.

“Mali Disiplin” başlıklı bölümde yer alan elektrik, gaz ve su gibi alanlarda sektör esaslı ihale kanunlarının çıkarılması vaadi de özelleştirmelerin devam ettiği günümüzde önemli bir adım olarak görülebilir. AB’nin kamu alımları düzenlemelerine uygun olarak kamu ihale sistemini reforme etme çabası doğrultusunda çıkarılması planlanan bu kanunlar sektörel bakış açısı ile değerlendirildiğinde süreçleri daha anlaşılabilir hale getirebilir.

Son olarak, 10 MW kurulu gücün altındaki hidroelektrik santrallere izin verilmeyeceği ifadesi ise Program’ın en dikkat çeken vaatlerinden birini oluşturuyor. “Çevrenin Korunması” başlığı altında yer alan bu ifade küçük çaptaki hidroelektrik santraller bağlamında çevreye olan duyarlılığın gösterilmesinde önemli bir adım. Gerekli yasal düzenlemelerin hızlı bir şekilde hayata geçirileceğinin de belirtilmesi bu konudaki kararlı duruşu gözler önüne sermekte.

Hülasa, Hükûmet Programı’nda yer alan hususlar genel olarak değerlendirildiğinde, piyasanın daha rekabetçi bir hale getirilmesi ve enerjide dışa bağımlılığı azaltmak adına alternatifler üretilmesi için yeni enerji altyapı yatırımları ve sektörel düzenlemeler eşliğinde yoğun bir gündemin önümüzdeki günlerde ülkeyi ve sektör oyuncularını beklediğini söyleyebiliriz.

Güneş ve rüzgârın zaferi

Elif Duranay, yenilenebilir enerji hakkında son gelişmeleri bizlerle paylaştı.

Enerji sektörüne yatırım yapan yatırımcıların önceliklerinden biri de yatırım maliyetlerini en kısa sürede karşılayıp, üretilen enerjiyi kâra dönüştürmek. Bu noktada hem elektrik üretimine yatırım yapan üreticiyi hem de elektriği kullanan tüketicileri ilgilendiren bir performans parametresi söz konusu. Kapasite faktörü olarak adlandırılan bu parametre bir santralin belirli bir zaman diliminde ürettiği enerjinin, o zaman diliminde üretilebileceği maksimum enerjiye bölünmesi ile bulunur.

Kapasite faktörü = (Üretilen enerji)/(Kurulu güç x 8760)

Örneğin, 100 MW kurulu güce sahip bir elektrik santrali yılda toplam 438,000 MWh elektrik üretirse kapasite faktörü şu şekilde hesaplanır:

Kapasite faktörü =(438,000)/(100 x 8760)= 50%

Kapasite faktörü ne kadar yüksek ise ölçek ekonomisinin getireceği faydalardan dolayı ortalama maliyetler de o kadar düşük olacak demektir. Hatırlatmak gerekir ki, marjinal maliyet, sabit maliyetler karşılandıktan sonra ilave her birim enerjiyi üretmek için katlanılması gereken maliyettir. Bu doğrultuda, marjinal maliyeti sıfıra yakın olan yenilenebilir enerji kaynakları son zamanlarda artan Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM) başvuruları da dikkate alındığında umut vadeden yatırım kararlarından biri olarak karşımıza çıkmakta.

Bloomberg Business’da yer alan bir haber ise bu anlattıklarımıza farklı bir boyut kazandırıyor ve Birleşik Devletler’deki durumu açıklıyor. Bu habere göre, Birleşik Devletler’de fosil yakıtlara dayalı elektrik üretim santralleri çok yüksek ve öngörülebilir kapasite faktörlerine sahip “idi”. Yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaşmasının ardından ise bu durum değişmekte.

renewableOrtalama maliyetler göz önünde bulundurulduğunda, fosil yakıtlara ve yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretimleri arasındaki makasın gittikçe daraldığı görülüyor. Maliyetlerin git gide birbirine yaklaşıyor olması kendi kendini besleyen bir sarmal olarak adlandırabileceğimiz durumu karşımıza çıkarıyor. Buna göre, ne kadar çok yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretilirse, kapasite faktörü o kadar yükseliyor. Kapasite faktörü yükseldikçe ortalama maliyetler düşüyor ve maliyetler düştükçe yenilenebilir enerjiye daha çok yatırımcı yöneliyor.

Bu durumda fosil kaynaklara dayalı elektrik üreten santrallerin kapasite faktörü daha hızlı düşüyor ve daha az kömür ve doğalgaz kullanıldığı için fosil yakıtlara dayalı elektrik üretimine ilişkin ortalama maliyetler artıyor. Bunun sonucunda daha çok yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim söz konusu oluyor. Bu şekilde de sarmal bir yapı oluşuyor. Bu durum elektrik üretim piyasasında rekabetin artmasını sağlıyor. Bunun sonucunda da yatırımcılar için karar verirken, bir yanda sıfıra yakın marjinal maliyet ile “bedava elektrik” üretimi, diğer yanda ise her birim için ekstra yakıt tüketimi ile artan maliyetler bir terazinin iki kefesini oluşturur hale geliyor.

Fosil yakıtlar ve yenilenebilir kaynaklar arasındaki bu değişime büyük önem atfedilmesinin iki sebebi var. Bunlardan ilki, bu durumun yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji pazarında artmaya devam edecek gücünü gösteriyor olması ve ikincisi ise kömür ve doğalgaza dayalı elektrik üretim tesislerine yatırım yapmayı planlayan enerji şirketleri için risk oluşturuyor olması.

Bloomberg New Energy Finance’a göre (BNEF), Birleşik Devletler ’de geçtiğimiz yıl rüzgâr enerjisi ilk defa sübvansiyonlar ile birlikte en ucuz elektrik üretim kaynağı haline geldi. 2017 yılına kadar sübvansiyonların büyük oranda ortadan kalkacak olmasına rağmen, en ucuz elektrik üretim kaynağı özelliğini o zaman için de muhafaza edecek gibi gözüküyor. Rüzgâr enerjisini de tabi ki güneş enerjisi takip ediyor olacak. Ayrıca BNEF, 2015’in ikinci yarısında da fosil yakıtlara ilişkin elektrik üretim tesisi projelerinin ömür boyu maliyetlerinin (lifetime cost) önemli oranda artıyor olduğunu ve yenilenebilir kaynaklara ilişkin maliyetlerin gelecekte de düşmeye devam edeceğini belirtiyor. Bu durumda yenilenebilir enerjiye dayalı elektrik üretim kapasite faktörü, rüzgâr ve güneş bizimle oldukça artmaya devam edecek gibi gözüküyor.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının Türkiye bakımından mevcut durumu ise AB Komisyonu tarafından yayımlanmış olan 2015 Yılı İlerleme Raporu kısaca özetlemiş. Bu Rapor’da yenilenebilir enerjiye ilişkin olarak iyi düzeyde ilerleme kaydedildiğinden ve başta rüzgâr ve lisanssız güneş enerjisi olmak üzere yenilenebilir enerjide özel sektör yatırımlarının hızla arttığından bahsedilmiş. Sonuç olarak, Türkiye’de de yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payının artmaya devam edeceğini söylemek yanlış olmaz.

Yararlanılan kaynaklar:

1.Çetin, N. et.al._Rüzgar Türbinlerinde Kapasite Faktörü ve Türbin Sınıfı İlişkisi

http://web.firat.edu.tr/iats/cd/subjects/Energy/ETE-24.pdf

2.Randall, T._ Solar and Wind Just Passed Another Big Turning Point

http://www.bloomberg.com/news/articles/2015-10-06/solar-wind-reach-a-big-renewables-turning-point-bnef

3.2015 Yılı İlerleme Raporu

http://www.ab.gov.tr/files/ilerleme%202015/2015_progress_report_en.pdf

 

AB İlerleme Raporu – Tarım ve kırsal kalkınma

AB İlerleme Raporu’nu özetlemeye devam ediyoruz. Sıradaki başlık: Tarım ve kırsal kalkınma

AB Komisyonu, İlerleme Raporu’nun bu bölümünde, tarım ve kırsal kalkınma alanında özellikle ortak tarım politikası ile ilgili uyum çalışmalarında ve genel tarım konularında ilerleme kaydedildiğini ifade ederek, katılım öncesi kırsal kalkınma programı olan IPARD’ın uygulanmasıyla birlikte Türkiye’nin fonları hazmetme kapasitesinin arttığını belirtiyor.

Raporda belirtilen; genel tarım konuları, kırsal kalkınma ve organik tarım ile ilgili olarak atılan adımları aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

  • İstatistiki verilerin toplanmasının ve güvenilirliğinin arttırılması amacıyla Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bünyesinde istatistik ve değerlendirme birimi kuruldu.
  • Otomatik veri toplama usullerine dayanan çiftlik muhasebe veri ağı 81 ili kapsayacak şekilde genişletildi. Veri ağından elde edilen veriler, devam eden tarım sayımı, tarımsal arazi parsel veri tabanı ve ilgili diğer veri tabanları ile entegre edilmekte.
  • Çiftçilere verilecek bireysel destek kararlarına ilişkin entegre bir tarımsal veri bilgi sistemi ile ilgili çalışmalar başladı.
  • AB desteğiyle, arazi parsel tanımlama sistemi geliştirilmesine yönelik çalışmalar başladı.
  • IPARD programı ile Türkiye’nin fon hazmetme kapasitesi arttı ve 2014’te yararlanıcılara AB fonundan 250 milyon avro ödendi.
  • Türkiye, 2014-2020 yıllarını kapsayan ve farklı kurumların kırsal kalkınma faaliyetleri arasında eşgüdüm sağlanmasını amaçlayan ikinci ulusal kırsal kalkınma stratejisini kabul etti.
  • Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu, kurumun merkez ve taşra teşkilatındaki 1952 personeli hizmet içi eğitim aldı.
  • Organik tarımın esaslarına ve uygulanmasına ilişkin uygulama mevzuatı hazırlıkları nihai aşamaya geldi.

invest_ag_600Atılan adımların yanı sıra, raporda, tarım sayımı konusundaki hazırlıkları tamamlamak, tarım istatistikleri strateji belgesini kabul etmek, üreticilere verilen doğrudan destekler ile ilgili olarak kendi tarımsal destekleme politikasını ortak tarım politikası ile uyumlaştırmak üzere bir strateji hazırlamak, AB’den canlı sığır, sığır eti ve türev ürünlerin ithalatında gerekçesiz kısıtlamaları kaldırmak konularında daha fazla çaba gösterilmesi gerektiği vurgulanıyor. Ayrıca, IPARD programlarının tanıtımının yapılması ve görünürlüğün arttırılması konusunda çalışmaların sıklaştrılması hususuna değiniliyor.

AB ayrıca, önümüzdeki sene içerisinde, Türkiye’den özellikle canlı sığır ve sığır eti ithalatındaki kısıtlamaları tamamen kaldırmasını ve tarım istatistikleri için bir strateji belgesi hazırlamasını talep ediyor.

Rapor doğrultusunda, Türkiye’nin gelecek yılda da çiftçileri ve kırsal kalkınmayı destekleyen Ortak Tarım Politikası kapsamındaki uyum çalışmalarına, üreticilere verilen doğrudan destekler başta olmak üzere devam etmesi gerekiyor. Bununla birlikte, Türkiye’nin fon hazmetme kapasitesini arttıran IPARD programlarının kamuoyunda daha fazla duyurulması, bilinirliğinin arttırılması yönünde çalışmaların gerçekleştirilmesi önem taşıyor.

Birleşik Krallık’tan yenilenebilir enerjiye büyük darbe

30 Kasım-11 Aralık tarihleri arasında düzenlenecek olan 2015 BM İklim Değişikliği Konferans’ında tartışılacak konulardan biri de Birleşik Krallığın yenilenebilir enerji sübvansiyonlarında kesintiye gitmesi olacak. BM Baş Çevre Bilimcisi Jacqualine McGlade’e göre, bu sübvansiyon kesintileri vergi muafiyetlerinin da kaldırılmasını kapsadığı için diğer ülkelere ciddi sinyaller gönderiyor ki kendisini asıl rahatsız eden bunun tam da 1 ay kala bahsettiğimiz İklim Değişikliği Konferansı’ndan önce olması. Bunun nedeni ise bir araya gelecek dünya liderlerinden düşük karbon enerjilerine ilişkin çığır açacak anlaşmaların beklenmesi söz konusuyken, Birleşik Krallığın bu yaklaşımının gündeme oturacak olması.

nuclear-crutch-needed-uk-renewable-energy-review_95Birleşik Krallık’ta, Ulusal İstatistik Ofisi’ne göre yıllık enerji üretiminin %15’i yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanıyor. Diğer gelişmiş ülkelerde de durum bu şekilde. Almanya’da üretilen elektrik enerjisinin %28’i yenilenebilir kaynaklardan gelmekte ve geçtiğimiz Temmuz ayında günlük %78’lik payı ile geçen senenin Mayıs ayındaki %74’lük rekoru kırıldı. Yine ABD, yıllık üretiminin %10’unu yenilenebilir enerjiden sağlamakta.

Bu oranların sağlanmasına yardımcı olan sübvansiyonlar, sosyo-ekonomik politikalar açısından son derece önemli. Ne yazık ki, günümüzde fosil yakıtlara yenilenebilir enerji kaynaklarına göre daha çok sübvansiyon uygulanmakta. Bu da yenilenebilir enerji yatırımlarını önemli ölçüde azaltıyor çünkü çevre dostu teknolojilere geçişte fosil yakıtların bu avantajı önemli bir sorun teşkil ediyor. Birleşik Krallık’ta da gidişat bu yönde. Yenilenebilir enerji sektörü sübvansiyon kesintilerine uğramış olsa da, fosil yakıtlara uygulanan sübvansiyonlar tam gaz devam etmekte. Fosil yakıtlar desteklenirken yenilenebilir enerji kaynaklarının ikinci plana itilmesi bu duruma daha da farklı bir boyut kazandırıyor ve Birleşik Krallığın yenilenebilir enerjinin tüm faydalarını neden bir kenara bırakmak istediğini anlamayı zorlaştırıyor.

Birleşik Krallık medyasına göre yenilenebilir enerji kaynaklarına vurulan bu darbenin sebebi, 7 Mayıs 2015 tarihinde Birleşik Krallık’ta yapılan seçimlerde Muhafazakâr Parti’nin tahminlerin ötesinde bir başarı elde etmiş olması. Daha açık belirtmek gerekirse, İngiliz Başbakanı David Cameron’un yenilenebilir enerji kaynaklarını “green crap” olarak değerlendirmesi gazetelere yansımış ve bunu da daha sonra yalanlamamıştı. Bu yüzden de kendisi ve Muhafazakâr Parti alternatif enerji kaynaklarından “hoşlanmamakla” itham ediliyor. Bakanlar ise enerji faturalarını aşağı çekmek zorunda olduklarını ve yeni güneş ve rüzgâr enerjisi projelerinin sübvansiyon olmadan inşa edilmelerini istediklerini ifade ediyorlar. Karşı tarafta ise bu düşünce pek rağbet görmüyor. Onlara göre, sübvansiyon olmadan bu imkânsız, tam tersi sübvansiyonlar maliyetleri aşağı çekiyor ve daha çok insanın yenilenebilir enerjiye yönelmesini sağlıyor.

Türkiye’deki duruma bakarsak; 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun bu alandaki ilk yasal düzenleme ve bu kanunla birlikte yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğe devlet desteği ve alım garantisi getirilmiş durumda. Uygulanan destek sistemi “teşvikli sabit fiyat mekanizması” (feed-in tariffs) olarak adlandırılıyor. Buna göre, yenilenebilir kaynaklardan üretilen enerji daha önceden belirlenen bir fiyat üzerinden 10 yıl süre ile satın alınır ve ortaya çıkan maliyet tüm tedarikçilere piyasa payları oranında dağıtılır. 5 Aralık 2013 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile de sabit fiyat garantisi teşvikleri, 2020 yılına kadar devreye giren santralleri içerecek şekilde uzatıldı. Devletin uygulamış olduğu bu sabit fiyat garantisi, son zamanlarda yaşanan dolar kurundaki artış ile birleşince her sene Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizmasına (YEKDEM) yapılan başvuruların artmasını sağlıyor. AB’de de buna paralel bir uygulama var. Fakat AB’de bu uygulamalar 2014 yılında alınan bir karar ile kademeli olarak azaltılacak. Bunların yerine piyasa odaklı alternatifler getirilmesi planlanıyor. Hal böyleyken, Birleşik Krallığın neden yenilenebilir enerji kaynaklarına desteğini bir anda keserek tüm diğer ülkelerden farklı bir yönde adım attığı büyük merak konusu.

Birleşik Krallık açısından bu durum yeşil enerji ile iştigal eden yüzlerce şirketin birkaç ay içinde yok olmaya başlamasına neden olabilir. Hükümetin yenilenebilir enerji kaynaklarındaki desteğini çekme konusundaki kararlı tavrı hem yabancı yatırımcıları ülkeden kaçıracak hem de Birleşik Krallık’ taki yerli firmaları iflas etmenin eşiğine getirebilir. Bunların yanında işten çıkarılmalar da çığ gibi büyüyecek gibi gözüküyor.

Yararlanılan kaynaklar:

  1. http://www.independent.co.uk/news/uk/home-news/hundreds-of-renewable-energy-companies-could-be-forced-out-of-business-due-to-dramatic-subsidy-cuts-a6700466.html
  2. http://www.independent.co.uk/news/uk/politics/un-chief-scientist-slams-british-governments-cuts-to-renewable-energy-a6700046.html
  3. http://www.independent.co.uk/news/uk/politics/generalelection/tory-victory-a-huge-blow-to-uk-green-energy-industry-campaigners-warn-10240115.html

Enerji piyasasında güneş patlaması

 Türkiye, dünyanın en hızlı büyüyen enerji piyasalarından biri olma hedefini gerçekleştirme yolunda bir adım daha attı. Güniz Çiçek anlatıyor.

Su, rüzgâr, güneş ve jeotermal gibi yenilenebilir enerji türleri Türkiye’de bol miktarda bulunmakla birlikte, bunlara yönelik yatırımların çok yüksek maliyet gerektirmesi nedeniyle bir türlü hak ettiği seviyeye ulaşamadığı malum. Bununla birlikte son zamanlarda uygun tarife garantileri ile desteklenen teşvik edici politikalarla bu enerji türlerinin ulusal şebeke içindeki payının artmasına yönelik bazı girişimlere de rastlamıyor değiliz.

energy-electricity_transmission_linesBunlardan birisi, güneş enerjisi yatırımlarına ilişkin uzun zamandır EPDK’dan beklenen düzenlemeydi ki; yatırım bedeli yaklaşık 2 milyar Euro tutarında olan 600 MW güneş enerjisi elektrik üretim santrali kurulumuna yönelik söz konusu düzenleme yakın tarihte EPDK tarafından açıklandı.

EPDK tarafından getirilen düzenlemede, güneş enerjisine dayalı her bir üretim tesisi için yapılacak yatırım başvuruları kurulu güç bakımından 50 MW ile sınırlandırıldı ve başvuruların en yakın trafo merkezine yapılması şartı getirildi. Düzenlemeye göre bundan sonraki lisans sürecinin şu şekilde işlemesi öngörülüyor; öncelikle TEİAŞ ve Enerji Bakanlığı tarafından güneş enerjisi santrallerinin bağlanacağı trafo merkezleri ile kapasiteleri ilan edilecek, bu sırada EPDK bir Ölçüm Tebliği yayımlayacak ve yatırım yapmayı düşünen şirketler bu tebliğe uygun şekilde, açıklanan trafo merkezlerinin kapasitelerini de dikkate alarak ilgilendikleri bölgelere yönelik belli bir süre güneş ölçümleri yaparak sonuçları ile birlikte EPDK’ya başvuracak, EPDK lisans başvuruları için belli bir gün ilan edecek, ancak rüzgar başvurularında olduğu gibi aynı bölgeye birden fazla şirketin başvurması halinde TEİAŞ tarafından bir yarışma düzenlenecek. Yarışmada ise 5346 sayılı kanunda belirlenen alım fiyatı üzerinden en fazla indirim vermeyi taahhüt eden şirket bağlantı hakkını kazanacak.

Bununla birlikte Kurul aynı düzenleme kapsamında bir yandan kendi elektriklerini üretirken, bir yandan ar-ge faaliyeti göstermek isteyen eğitim kurumlarına da kolaylık sağlıyor. Düzenlemede kanunla kurulmuş araştırma ile yüksek öğretim kurumlarının, bilimsel araştırma geliştirme ve eğitim faaliyetleri kapsamında aynı dağıtım bölgesinde olmak, kendi ihtiyaçlarını karşılamak ve azami 10 MW kurulu gücünü geçmemek kaydıyla yerleşkelerinde nükleer, yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesisi kurmak amacıyla uhdelerindeki anonim ya da limited şirketleri vasıtasıyla yapacakları lisans başvurularında kolaylık sağlanacağı belirtiliyor.

Bu tür desteklerin yenilenebilir enerjiye olan ilgiyi etkin kıldığını ve sektörü gerek yerel bazda gerekse uluslar arası arenada cazip yatırım mecralarından biri haline getirdiğini söyleyebiliriz. Yakın gelecekteki beklentimiz ise çevre dostu enerji yatırımlarına olan desteğin artması ve bununla birlikte sektörün yüksek talep artışına paralel olarak daha canlı ve rekabetçi bir hale gelmesi ve tüm enerji alt sektörlerindeki değer zinciri bileşenleri için giderek artan sayıda yerli ve yabancı yatırımcıya ulaşmasıdır.

Büyük projelere hazine desteği geldi

Beklenen Yönetmelik yayınlandı. Detaylarını Beyza Uygun kaleme aldı.

Daha önce Hazine Müsteşarlığı’nın borç üstlenmeye başlayacağını yazmıştık. Şimdi yine yazıyoruz, nitekim PPP (kamu-özel ortaklığı) projelerinin yürütülmesinde esas alınan 6428 sayılı Kanunla hayatımıza giren bazı sorulara cevap bulmak gerekiyordu. Şimdiyse beklenen yönetmelik yayınlandı.

hazinelogoPeki, genel hatlarıyla borç üstlenim anlaşması hangi koşullar altında gerçekleşecek?

Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idareler tarafından yap-işlet-devret modeli ile gerçekleştirilen ve asgari yatırım tutarı 1 milyar TL ve üzeri olan projelere ilişkin sözleşmelerde, (Sağlık Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yap-kirala-devret modeli ile gerçekleştirilmesi planlanan projelerde asgari yatırım tutarı 500 milyon TL olarak belirlenmiştir) sözleşmenin süresinden önce feshedilmesi halinde tesisin ilgili idareler tarafından devralınması hükmü varsa,  bu projeler için sağlanan ana kredi ve mali yükümlülüklerin Hazine Müsteşarlığı tarafından kısmen veya tamamen üstlenilmesi ve ödenmesi söz konusu olacak.

Not edelim, borç üstlenim taahhüdü; sözleşmenin şirket kusuru nedeniyle feshi halinde ana kredi tutarının %85’ini, diğer nedenlerle fesih halinde %100’ünü ve finansman maliyetlerini kapsamakta ve unutulmamalıdır ki sadece yurt dışından sağlanan finansmana verilebilmekte. Müsteşarlığın da açıkladığı üzere: “Proje şirketlerinin yatırım tutarının minimum yüzde 20’si oranında özkaynak getirme yükümlükleri bulunmaktadır. Borç üstlenim taahhüdünün kapsamı ise ilgili sözleşme uyarınca şirketin taahhüt ettiği özkaynağı içermeyen finansman olarak belirlenmiştir. Borç üstlenim mekanizması ile hem proje şirketi hem de kreditör açısından projelerin devamlılığı ve başarılı birşekilde tamamlanması için gereken risk paylaşımı sağlanmış olmaktadır.

Bunun dışında, Borç Üstlenim Anlaşmaları Resmi Gazete’de yayımlanmayacak

Eleştirilen bir husus borç üstlenim anlaşmalarının Resmi Gazete’de yayımlanmayacak olması. Müsteşarlığın açıklamasına göre bunun sebebi; anlaşmaların teknik hususları düzenleyen özel hukuk sözleşmesi niteliğinde olması, diğer borç üstlenim anlaşmalarında kamunun müzakere gücünün sınırlanacağı ve ticari sır niteliğindeki kredi koşullarının açıklanması sonucunu doğuracak olması. Her ne kadar Müsteşarlığın belli kaygıları olsa da kamunun taraf olduğu bir anlaşmada halkın bilgilendirilmesi gerektiği açık.

 Taahhüdün olup olmadığı ihale aşamasında belli olacak

Müsteşarlığın açıklamasına göre ihaleye teklif veren bütün şirketler projede borç üstlenim taahhüdü verilip verilmeyeceğini ihale aşamasında bilecekler. Dolayısıyla ihale aşamasında öngörülmemiş ve haksız rekabet yaratacak şekilde ihale koşullarını değiştirecek bir borç üstlenim taahhüdü verilmesi mümkün değil.

Desteğin bir sınırı var

Hazine Müsteşarlığı, mali yıl içerisinde sağlanacak borç üstlenim taahhütlerine bir sınır getirmek amacıyla bir limit belirledi ve 2014 yılı için bu limiti 3 Milyar ABD doları olarak öngördü. Önümüzdeki yıllarda ise, söz konusu limitin belirlenmesinde projeler için sağlanan ana kredinin tutarı dikkate alınacak.

AB’den Türkiye’ye: Her şeyden az az ortaya karışık

AB’nin Türkiye hakkındaki İlerleme Raporu yayınlandı. Rekabet faslını Belit Polat yorumluyor.

Bir yıl daha geçti. Rekabet Kurumu 2012 Ekim’inden bu yanda birçok karar aldı, kılavuzlar yayınladı. En çok da 1.2 Milyarlık rekor cezasıyla bankacılık soruşturması konuşuldu. Seneye bu rekor kırılır mı birlikte göreceğiz, ama öncelikle Avrupa Birliği ne demiş onu görelim. Avrupa Birliği, Türkiye’nin Birliğe üyelik yolunda ne adımlar attığına yönelik Raporu’nu açıkladı. Türkiye AB yolunda ne kadar ilerledi sorusunun cevabı aylardır tartışma konusu olsa da, son sözü söyleyecek olan otoritelerin satır aralarındaki düşüncelerini yorumlamak gerek. Bu sebeple biz de söz alıp, öncelikle rekabet politikasını incelemek istedik.

Rapor’da rekabet politikasına ilişkin ufak bir bölüm ayrılıyor. İçi dolu ama 2012 raporundan çok farklı olduğu söylenemez. Geçtiğimiz sene, Rekabet Kurulu Başkanı’nın atanması ve Bakanlığın Rekabet Kurumu’nun faaliyetlerini denetlemesine ilişkin mevzuat değişikliği, bağımsızlık bakımından Birliğin endişe duyduğu bir gelişmeydi. Bu sene ise, Kurum’un idari ve operasyonel bağımsızlığının tatmin edici düzeyde olduğu belirtildi. Ancak geçtiğimiz sene yapılan eleştirilerden bazıları da aynen varlığını korudu:

  • Kamu teşebbüslerine dair kurallar ile yatay işbirliği anlaşmaları ile de minimis kuralları noktasındaki uyumun eksikliği ve
  • Devlet destekleri konusundaki mevzuatın bulunmayışı.

aban82lDe minimis kuralı ve kamu teşebbüsleri hakkındaki kurallara ilişkin eksiklik geçtiğimiz sene de raporda yer almıştı almasına ama, esas endişe ikinci noktada. Her ne kadar yatay işbirliği anlaşmaları veya birleşme devralma işlemleri hakkında birçok kılavuz çıkarılsa ve uygulamayla da uyumun ileri düzeyde seyrettiği kabul edilmiş olsa da, devlet destekleri noktasında Birlik hala bir eylem planı beklemekte. Bu beklentinin temel sebebi ise, kanunun yürürlüğe giriş tarihinin yeniden ertelenmiş olması. Devlet Desteklerinin İzlenmesi ve Denetlenmesi Hakkında Kanun’un 2011 yılı Eylül ayı olarak belirlenen yürürlük tarihinin 2013 yılı Haziran ayına ertelenmesinden sonra, ikinci kez tarih değişikliği yapılmış olması da bu eleştirinin temel sebebi.

Rapor’un pek yabancı olmayan diğer bir ifadesi ise bankacılığa ilişkin. Bankacılıkta pazar payı %20’nin altında kalan birleşme ve devralmaların Kanun’un kapsamı dışında olduğunu belirten fakat bu sınırla ilgili bir yorum yapılmayan Rapor’da, yeniden yer bulan konu bankacılık soruşturması. Geçtiğimiz sene de aynı endüstriden örnek vererek Rekabet Kurumu’nun yaptırım gücünü arttırması olumlu bir gelişme olarak gören Birlik, bu sene de Mart ayında sonuçlanan soruşturmadaki rekor ceza miktarlarına dikkat çekiyor.

Sonuç olarak AB bazı konularda Türkiye’nin ilerleyişini “az” olarak görmüş durumda. Ancak Kurum’un rekor cezasıyla birlikte rekabete aykırı anlaşma ve uygulamaların yanında birleşme ve devralmalara ilişkin kurallar ve uygulama “etkili” olarak değerlendiriliyor. Eksik olan konuların geçen seneden bu yana değişim göstermemiş olması da ayrı bir eleştiri konusu. Yani Raporun adı İlerleme Raporu olsa da, durum fotoğraftaki kadar vahim değil elbet. En azından rekabet için.

Hazine Müsteşarlığı Borç Üstlenmeye Başlıyor

4749 sayılı Kanun’un detaylarını Beyza Uygun anlatıyor.

6428 sayılı Kanun ile birlikte 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında KanunaBorç Üstlenimi” başlıklı 8/A maddesi eklendi.

Bu madde ile genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idareler tarafından gerçekleştirilen asgari yatırım tutarı bir milyar TL olan yap-işlet-devret projeleri ile birlikte Sağlık Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen ve asgari yatırım tutarı beş yüz milyon TL olan yap-kirala-devret projelerinde, akdedilen sözleşmelerin süresinden önce feshedilerek tesislerin ilgili idareler tarafından devralınmasının öngörülmesi halinde;

  1. Söz konusu yatırım ve hizmetler için yurt dışından sağlanan finansman,
  2. Varsa bu finansmanın teminine yönelik, türev ürünlerden kaynaklananlar da dahil olmak üzere

Mali yükümlülüklerin Hazine Müsteşarlığı tarafından üstlenilmesine karar verilebilecek. Bu karar ile birlikte üstlenime konu mali yükümlülüklerin kapsam, unsur ve ödeme koşullarını belirlemeye ve teyit edilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemeye Bakanlar Kurulu yetkili.

“Borç üstlenimi anlaşmaları” anlaşmada daha sonraki bir tarih kararlaştırılmadıysa imzalandıkları tarihte yürürlüğe girecekler.

8/A maddesi hükümlerine göre üstlenim öngörülen yatırım ve hizmetlere ilişkin uygulama sözleşmeleri taslağında yer alan ve borç üstlenimini doğrudan ilgilendiren hükümler hakkında ihale şartnamesi yayınlanmadan ve sözleşme imzalanmadan önce Müsteşarlığın uygun görüşü alınacak.

Borç üstlenim taahhüdü kısmen veya tamamen verilebilecek.

Bu madde kapsamında mali yıl içinde taahhüt edilecek borç üstleniminin limiti, Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ile belirlenecek. Söz konusu limiti bir katına kadar artırmaya Bakanın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu yetkili.

Bu madde hükümleri ile Müsteşarlık tarafından gerçekleştirilen borç üstlenimi tutarları; proje yürütücüsü idare genel bütçeli ise bağlı bulunduğu Bakanlığın, özel bütçeli ise kendi bütçesine sermaye gideri olarak kaydedilecek. Bu giderin kaydı için gerekli olan ödenek ilgili idarenin mevcut sermaye giderleri ödeneği ile karşılanmaksızın doğrudan Maliye Bakanlığı bütçesinde yer alan yedek ödenek tertibinden karşılanacak.

Müsteşarlık tarafından gerçekleştirilen borç üstlenim tutarları devlet dışı borcu olarak kaydedilecek ancak 6428 sayılı Kanun madde 5/1’de belirtilen limite dahil edilmeyecek.

Kendisine dış borcun tahsisi yapılamayan idarelerin yürüttüğü projelerden kaynaklanan borç üstlenimlerinde ilgili idare Müsteşarlığa üstlenilen tutarda borçlandırılıp, bu kapsamda Hazine alacaklarının vadesinde ödenmemesi durumunda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanacak.

Müsteşarlık borç üstlenimi kapsamında şirketten ve yurt dışından sağlanan finansmanın ilgili taraflarından her türlü bilgi ve belgeyi istemeye yetkili olacak.

Bu maddenin yürürlüğe girdiği 8 Mart 2013 tarihinden itibaren ihale ilanına çıkılmış olan projeler açısından uygulama sözleşmeleri taslağına ilişkin ihale öncesi Müsteşarlık görüşü, kısmi üstlenim taahhüdü ve borç üstlenim limiti hükümlerinin uygulanmayacağı kararlaştırıldı. Ayrıca diğer hükümlerden farklı olarak borç üstlenim limitine ilişkin hüküm 1 Ocak 2014 tarihinde yürürlüğe girecek. Borç üstlenimine ilişkin yönetmelik taslağı çalışmaları da Kalkınma Bakanlığı tarafından yürütülüyor.