Her Avukatın Bilmesi Gereken Asgari Rekabet Hukuku Bilgisi

Serbest piyasa ekonomisinin gereği olarak, dünyanın pek çok ülkesinde rekabet kuralları uygulanmaktadır ve rekabet hukukunu benimseyen ülke sayısı da giderek artmaktadır. Ülkemizde de son yıllarda Rekabet Kurumu tarafından özellikle teşebbüsler nezdinde uygulanan yüksek para cezaları kamuoyunda sık sık yer bulmuş ve bu anlamda ülke genelinde rekabet hukuku bilinci artmıştır. Rekabet Hukuku’na uygun hareket etmemenin sonucu olarak ciddi ekonomik kayıplar söz konusu olabilir. Rekabet Kurulu sonuçlandırdığı soruşturmalarda ihlal tespit ettiği takdirde, incelenen firmaların bir önceki yıla ait cirolarının %10’una kadar idari para cezası verme hakkına sahiptir. Buna ek olarak, rekabeti sınırlayıcı uygulamalardan zarar görenler zararlarının tazmini için adli mahkemelere başvurabilirler ve mahkeme zararlarının üç katı tutarında tazminata hükmedebilir. Aynı zamanda Rekabet Kurumu’nca başlatılacak soruşturmalarda zorunlu olarak yapılacak masraflar ya da mahkemede açılacak tazminat davasında yapılacak yargılama masrafları ve vekâlet ücretleri önemli tutarlara ulaşabilir. Dolayısıyla, herhangi bir rekabet ihlali gerçekleştirmesi nedeniyle uğranacak bu maddi ve manevi (ticari itibarının zedelenmesi vb.) kayıplar göz önüne alındığında, teşebbüsler için rekabete uyum sağlamak bir zorunluluktur. Uzmanlık alanları fark etmeksizin, bütün avukatların bu zorunluluğun bilincinde olarak tehlike arz edebilecek davranışların farkında olmaları ve müvekkillerini veya birlikte çalıştıkları teşebbüsleri bu davranışlardan kaçınmaları yönünde yönlendirmeleri gerekmektedir. Buradan hareketle, her avukatın en azından hangi durumlarda bir rekabet hukukçusuna danışma ihtiyacı hissetmesi gerektiğini bilecek düzeyde rekabet hukuku bilgisini haiz olmasıgerektiği düşüncesiyle, Balcıoğlu Selçuk Akmak Keki Avukatlık Ortaklığı Rekabet ve Regülasyon Birimi olarak “Her Avukatın Bilmesi Gereken Asgari Rekabet Hukuku Bilgisi” infogramını hazırladık. Tüm avukatlara hediyemizdir!

(Infogramı üstüne tıklayarak açılan sayfadan bilgisayarınıza kaydedebilirsiniz.)

 

ABD’de Demokratların Büyük Rekabet Planı

Erdem Topçu, ABD’de Demokratların yeni rekabet politikası planlarını aktarıyor.

ABD’de 2018 yılında gerçekleştirilecek ara seçimlerde, Demokratlar, yasama organında çoğunluğu tekrar ele geçirmek için çalışmalara başladı. Bu kapsamda, A Better Deal (“Daha İyi Bir Anlaşma”) adını verdikleri, daha popülist bir içeriğe sahip ve tekelleri direkt olarak hedef alan yeni rekabet politikası planlarını açıkladılar. 2016 başkanlık seçimi yarışının kaybedilmesinden beri partinin ilerici kanadının baskısı altında kalan Demokrat Parti liderleri, açıkladıkları bu planla ve tekellere odaklanarak partinin bu kanadından bir destek aldı. İsmin A Better Deal şeklinde seçilmesinin de, 2016 başkanlık seçiminden sonra Temsilciler Meclisi Sözcüsü Cumhuriyetçi Paul Ryan tarafından açıklanan A Better Way (“Daha İyi Bir Yol”) adındaki muhafazakar plana bir gönderme olduğu düşünülüyor.

Yayınladıkları dökümanda, Demokratlar, bu planın üç amaca hizmet edeceğini beliriyorlar. Birincisi; büyük birleşmelerin tüketicilere, işçilere ve piyasa rekabetine zarar vermesinin önlenmesi; ikincisi, düzenleyicilere büyük birleşmelerin sonrasında şirketlerin rekabeti teşvik etmeye devam ettiğini teftiş etme zorunluluğu getirilmesi ve son olarak rekabete zarar veren şirket hareketlerinin ve pazardaki hakim durumun istismarını engelleyecek bir Trust Buster (tekellerle mücadele eden federal görevli) pozisyonunun yaratılması.

Demokratların Temsilciler Meclisi ve Senato’daki liderleri Nancy Pelosi ve Chuck Schumer tarafından açıklanan plana göre, büyük bir birleşme hazırlığı içerisinde olan şirketler, anlaşmalarının içeriğini şirketleri daha iyi kurumsal vatandaşlar (“better corporate citizens”) olmayı amaçlayacak biçimde  düzenlemeli. Senato Azınlık Lideri Demokrat Chuck Schumer, The New York Times’a yazdığı yazıda, şirket birleşmelerinin tüketiciler için fiyatları yükselttiğini ve onlar için seçenekleri düşürdüğünü, bunun sonucunda da zenginliğin sadece küçük bir grubun elinde kaldığını ve eşitsizliğin boyutunun daha da derinleştiğini belirtti.

Geçmişte şirket birleşmeleri konusunda işçilere ve tüketicilere daha yakın politikalar izleyen Demokratlar, günümüzde, iş dünyası ile dostluklarını ilerletmiş ve özellikle tekellere karşı mücadelede işçilerin ve tüketicilerin güvenini kaybetmişti. Bu plan ise şirket tekelleşmelerinin ve ekonomik ve politik gücün kötüye kullanımı üzerinde sıkı bir tedbir olarak nitelendiriliyor. Bu da partinin ilerici kanadının kullandığı dile bir benzerlik gösteriyor. Demokrat Parti’nin şirket birleşmeleriyle alakalı bu yeni yaklaşımının, Donald Trump döneminde yeniden ayağa kalkma politikalarının da bir parçası olduğu düşünülebilir.

Bu plan, Bernie Sanders ve Elizabeth Warren gibi partinin ilerici kanadını temsil edenler için bir başarı olarak nitelendirilebilir. Warren, geçen yıl yaptığı bir konuşmada, şirket birleşmelerini “pazarlar, ekonomi ve demokrasi için bir tehdit” olarak nitelendirmişti. Bu plan her ne kadar tam anlamıyla Bernie Sanders tarzı bir yaklaşımı teşkil etmese de, yaklaşık 20 yıl önce Bill Clinton döneminde Exxon ve Mobil’in birleşmesiyle Exxon Mobil gibi bir devin kurulmasına izin veren Demokratların 20 yıl sonra rekabete olan bakışlarının ne kadar değiştiğini gösteriyor.

Sonuç olarak, her ne kadar bu öneriler şirketlerin birleşmelerinin zorlaştırılmasına ve pazara, tüketiciye ve rekabete zarar veren gelişmelerin önlenmesine destek olabilecekse de, ABD’nin yasama ve yürütme organlarını Cumhuriyetçiler ellerinde tutuyorken bu planın Kongre’den geçip kanunlaştırılması zor gözüküyor. Zaten halihazırda bu planın bir kanun taslağına dönüştürülmediğini eklemekte fayda var.

Meraklısına Planın Detayları

Bu planın içeriğine göre, gücün sadece birkaç şirketin çevresinde toplanması işçi maaşlarında ve istihdam büyümesinde düşüş ve küçük işletmelerin pazarlardan uzaklaşması ile sonuçlanıyor. Demokratların önerdiği yeni standartlara göre, büyük birleşmeler, birleşmenin tarafları bu birleşmeden ortaya çıkacak menfaatleri açıklayana dek rekabete aykırı olarak varsayılacak.

Plan, ayrıca, rekabet düzenleyicilerinin, birleşmelerin işçi maaşları ve istihdamı nasıl etkileyeceğini gözden geçirmesini zorunlu kılacak yeni birleşme standartlarının oluşturulması için çağrı yapıyor. Planlarını açıkladıkları dökümanda, Demokratlar, düzenleyicilerin birleşmelerin rekabete zarar verdiğini kanıtlamalarını kolaylaştıracak yeni standartları da gündeme getireceklerini belirtiyorlar. Gündeme getirilmesi planlanan bu standartlar arasında, maaşların düşmesi, istihdamın azalması, ürün kalitesinin düşmesi, hizmete ulaşımın kısıtlanması, küçük işletmelerin önüne engeller konulması ve girişimcilerin rekabete dahil olmasının engellenmesi gibi başlıklar geçiyor. Bu değerlendirme sadece birleşmenin rekabete zarar verip vermeyeceği üzerinden yapılmayacak; birleşmenin Amerikalıların hayatlarında pozitif bir etkisi olup olmayacağı da değerlendirmeye alınacak.  An itibariyle, rekabet düzenleyicileri birleşme yapan şirketlerin kendilerine onay karşılığında verdikleri sözleri tutup tutmadıklarını denetleme konusunda sınırlı yetkilere ve kaynaklara sahip. Bu noktada, düzenleyicilerin, tekelleşme belirtilerini buldukları zamanlarda düzeltici önlemleri almak için yetkilendirilmesi ve hatta almak zorunda bırakılması planlanıyor.

Yayınladıkları dökümanda, Demokratlar, havayolları, televizyon ve internet, bira, yemek ve gözlük gibi endüstrilere özellikle dikkat çekiyor. Bununla beraber, Google, Facebook ve Amazon gibi şirketlere ve çalıştıkları sektörlere bu dökümanda yer verilmemesi de dikkat çekti. Bunun sebebi olarak, bu şirketlerin bu mücadelede bir dost ve müttefik olarak gözükmesi ve geleneksel rekabet politikalarının bu alanda çalışma yapmak için yetersiz kalması gösteriliyor. Elizabeth Warren yukarıda bahsedilen geçen yıl yaptığı konuşmada, bu şirketlerin, diğer küçük şirketlerin var olmak için bağımlı olduğu dijital platformları kontrol etmeleri sebebiyle eşsiz bir güce sahip olduklarını belirtmişti.

Son olarak, Demokratlar, pazar durumunu araştıracak, tüketici şikayetlerini alacak ve Federal Ticaret Komisyonu (Federal Trade Commission – FTC) ve Adalet Bakanlığı (Department of Justice – DOJ) tarafından gerçekleştirilecek rekabet soruşturmalarına önayak olacak Trust Buster olarak da adlandırılan bir “rekabet tüketici savunucusu” (“competition consumer advocate”)  pozisyonunun oluşturulmasını teklif ediyor. Bu savunucu, potansiyel rekabet karşıtı davranışları, fiyat belirleme gibi geleneksel alanlardan online platformlara kadar geniş bir çapta değerlendirerek çalışmalar yapacak. Normalde rekabet dairelerinin pek de şeffaf olmayan süreçlerinden farklı olarak, bu savunucunun tavsiyeleri halka açık olacak ve düzenleyiciler bu tavsiyeleri dikkate almadıkları takdirde nedenlerini, aynı şekilde, açıklamak zorunda kalacaklar.

Planın detayları için:

Erdem Topçu

Şafak Baskınında İşbirliği

Avusturya Yüksek Mahkemesi, Avusturya rekabet otoritesinin, Alman rekabet otoritesinin talebi üzerine Avusturya’da şafak baskını düzenleyebileceği yönünde karar verdi.

Geçtiğimiz Haziran ayında, Alman asıllı bir şirketler topluluğunun Avusturya’da bulunan ofislerinde, Alman rekabet otoritesi Bundeskartellamt tarafından Avusturya rekabet otoritesi Bundeswettbewerbsbehörde (BWB)’den talep edilen işbirliği üzerine BWB bir yerinde inceleme gerçekleştirmişti. Soruşturma taraflarından (adı açıklanmayan) bir şirket, Avusturya Kartel Mahkemesi tarafından BWB’ye verilen arama izninin ve dolayısıyla gerçekleştirilen yerinde incelemenin hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle kararı yargıya taşımıştı.

Avusturya Yüksek Mahkemesi, geçtiğimiz Mayıs ayında bu yerinde incelemenin hukuka uygun olduğu yönünde bir karar verdi. Yargıçlar, Bundeskartellamt ile BWB arasındaki bu işbirliğinin, AB rekabet hukuku kurallarının bir gereği olduğu açıklamasını yaptılar. Kararı yargıya taşıyan şirket, AB rekabet otoritesi kurallarına göre devletlerin pişmanlık başvurularını (leniency applications) birbirleri ile paylaşmamaları gerektiğinden hareketle, Alman rekabet otoritesinin talebi ile BWB’nin Avusturya’da yerinde inceleme gerçekleştiremeyeceğini savunmakta idi. Kararda ise, BWB’nin burada soruşturmayı kendisinin yürütmediği, adeta Alman rekabet otoritesinin “uzun bir kolu gibi” hareket ettiği vurgulandı. Bu karar, Avusturya mahkemesinin sınır ötesi soruşturma araçlarının kısıtlanmaması yönünde bir tercihte bulunduğu biçiminde yorumlanabilir.

Ayrıca, kararı yargıya taşıyan şirket, Alman rekabet otoritesi ile tam bir uzlaşma halinde olmasından ötürü istenen bütün bilgileri otoriteye sunduğunu, bu nedenle bir yerinde inceleme gerçekleştirilmesine gerek bulunmadığını iddia etmekte idi. Buna karşılık; kararda, Avusturya rekabet kurallarının bir soruşturmada kullanılacak yöntemler arasında hiyerarşik bir sıralama yapmadığı ve kullanılacak yöntemin seçiminin rekabet otoritesine ait olduğu belirtildi.

Şirketin bir diğer argümanı ise, yerinde inceleme emrinin Alman hukukuna göre geçerli olması gerektiği idi. Ancak, arama emrinin ve gerçekleştirilen yerinde incelemenin hukuka uygunluk denetimi, yerel kanunlara göre Avusturya hukukuna göre yapılmak durumunda. Dolayısıyla, Yüksek Mahkeme Bundeskartellamt’ın talebinin, Alman hukukuna göre geçerliliğinin incelenmesi gerektiği yönündeki iddiaları reddetti.

Buna ek olarak, mahkeme soruşturma tarafı teşebbüsün Almanya’da yaptığı bir pişmanlık/uzlaşma başvurusunun, BWB tarafından yapılan yerinde incelemeyi engelleyecek nitelikte olmadığına hükmedildi.

Böylece bu kararla AB rekabet hukuku sahnesinde, yerel rekabet otoritelerinin birbirleri ile işbirlikleri içerisine girerek birbirleri eliyle yerinde incelemeler gerçekleştirdikleri bir soruşturma prosedürlerine şaşmamak gerektiğini görmüş olduk. Şimdi karteller korksun!

Google’a rekor ceza

Google’a verilen cezayı Gülce Korkmaz anlatıyor.

Avrupa Komisyonu, Google’a, internet arama hizmetleri pazarında hakim durumunu kötüye kullandığı gerekçesiyle, tarihindeki en yüksek cezayı vererek 2 milyar 42 milyon Euro ceza kesti.

Avrupa Komisyonu, Google’ın kendi karşılaştırmalı alışveriş sonuçları servisinin içeriklerini arama sonuçlarında en üstte göstererek, genel internet arama hizmetleri (general internet search) pazarındaki hakim durumunu kötüye kullandığına hükmetti.

Google’ın pazardaki durumu incelendiğinde görülüyor ki, dünyanın en büyük arama motoru, Avrupa ekonomik alanında (bir diğer deyişle 31 Avrupa Birliği üyesi ülkede) internet arama hizmetleri pazarında hakim durumda bulunuyor. Komisyon’un basın açıklamasına göre, söz konusu soruşturmada incelemeye esas olan 2008-2017 yılları arasında, Google, Avrupa ekonomik alanında %90’ı aşan pazar payıyla internet arama hizmetleri pazarında ezici bir güçle lider konumda.

Google, 2004 yılında Avrupa’da (adı sonradan “Google Product Search” ve ardından “Google Shopping” olarak değiştirilen) “Froogle” isimli servisi ile, ürünleri ve fiyatlarını karşılaştırma hizmeti vermeye başladı. Google, karşılaştırma hizmeti pazarına girdiğinde, halihazırda faaliyet gösteren aktörler vardı ve Google’ın pazardaki performansı zayıftı ve pazar payı rakiplerinin gerisindeydi. Komisyon’un soruşturma kapsamında Google’dan elde ettiği 2006 tarihli bir iç yazışma dokümanında da bu durum şöyle ortaya konulmuş: “Açıkça söylemek gerekirse, Froogle işe yaramıyor”. Ardından dev arama motoru, 2008 yılında, arama sonuçlarında kendi karşılaştırma hizmetini öne çıkararak daha fazla tıklama almasını sağlayacak ve benzer biçimde ürün/fiyat karşılaştırma hizmeti veren rakiplerin sonuçlarını geride bırakacak şekilde çalışan bir algoritma kullanmaya başladı.

Algoritmanın sonucu olarak, Google üzerinden yapılan arama sonuçlarında Google’ın kendi karşılaştırma hizmeti, rakiplerinkine göre öne çıkarıldı ve kullanıcılar tarafından daha çok tıklandı. Böylece, Google arama hizmetleri pazarındaki hakim durumunu, karşılaştırma hizmetleri pazarında kötüye kullanarak rakipleri karşısında haksız avantaj elde etti. Bahsi geçen uygulamanın temelinde yer alan algoritma, Komisyon tarafından  1.7 milyar arama sonucunu içeren bir analiz üzerine ortaya çıkarıldı.

Söz konusu rekabet karşıtı uygulama 2008 yılında Almanya ve İngiltere’de başladı. Ardından 2010 yılında Fransa’da, 2011 yılında İtalya, Hollanda, İspanya ve 2013’te Çek Cumhuriyeti, Avusturya, Belçika, Danimarka, Polonya ve İsveç’te gerçekleştirilmeye başlanan bu rekabet karşıtı uygulama, 13 Avrupa ülkesinde kullanıldı.

Avrupa Komisyonu rekabet politikasından sorumlu Komisyon üyesi Vestager’in basın açıklamasına göre, Google’ın, hakim durumdaki arama motoru olarak, bir başka Google ürününe arama sonuçları penceresinde en üstte yer vermesi, AB rekabet hukuku kurallarına aykırılık teşkil ediyor. Vestager, “Google, hayatımızda fark yaratan pek çok yenilikçi ürün ve hizmet sundu. Bu harika bir şey. Ancak Google’ın alışveriş hizmetlerini ilişkilendirirken gözettiği stratejisi sadece kendi ürünlerini rakiplerinkinden daha iyi hâle getirmek değil. Bunun yerine, Google kendi hizmetlerini arama sonuçlarında öne çıkararak pazar hâkimiyetini açıkça kötüye kullanmış ve rakiplerini alt sıralara indirmiştir.” açıklamasında bulundu.

Google’ın bu rekabet karşıtı uygulaması, Komisyon tarafından, tarihinde bir şirkete verilen en yüksek ceza ile karşılandı. Buna ek olarak, Google’ın söz konusu eylemlerini 90 gün içinde sonlandırması gerekiyor. Aksi takdirde, ihlalin sürdürüldüğü gün başına (ana şirket Alphabet’in) dünya cirosunun %5’ine tekabül eden miktar olan 10 milyon 600 bin Euro ceza ödenmesi söz konusu olacak.

Google tarafından ise, “Bu karara saygı duymakla birlikte katılmadığımızı ifade ediyoruz. Komisyon’un kararını temyiz sürecinde detaylı olarak değerlendireceğiz” şeklinde bir açıklama yapıldı.

“Portakal”ın Suyu Sıkılacak mı?

Gülce Korkmaz, özel hukuk tazminat davalarına dair bir gelişmeden bahsediyor.

Fransa’nın lider telekom şirketi Orange, hakim durumunu kötüye kullanmasının üzerine, rakiplerinin açtığı özel hukuk tazminat davalarıyla boğuşuyor

Fransa’nın en büyük ikinci telekom operatörü SFR, 2015 yılında hakim durumunu kötüye kullandığı tespit edilen rakibi Orange’dan 2.4 Milyar Euro tazminat talep etti. Diğer rakipleri Bouygues Telecom (BT) ve Verizon’un sırasıyla 215 Milyon ve 150 Milyon Euro’luk tazminat talepleri ile birlikte, Orange toplam 2.76 Milyar Euro tazminat talebi ile karşı karşıya kaldı.

2015 yılında, Fransa’nın eski yasal tekeli Orange, Fransız Rekabet Otoritesi (Autorité de la concurrence) tarafından, hakim durumunu kötüye kullandığı gerekçesiyle 350 Milyon Euro para cezasına çarptırılmıştı. Soruşturma, Orange’ın telekomünikasyon piyasasında faaliyet gösteren rakipleri BT ve SFR’nin şikayetiyle, 2010 yılında başlatılmıştı. Fransız Rekabet Otoritesi, Orange’ın ülkede ikamet etmeyen müşterilere sunulan mobil iletişim hizmetleri pazarında hakim durumda olduğunu tespit etmiş, 2002 yılında başlayan kötüye kullanmanın dört farklı biçimde gerçekleştiğine hükmetmişti. Kararda, toptan pazarda rakiplerin erişimi olmayan bilgilere erişiminin Orange’a haksız bir avantaj sağladığı, perakende pazarında Orange tarafından objektif standartlara dayanmadan uygulanan sadakat programlarının ve indirim sistemlerinin Orange’ın hakim durumunu daha da güçlendirdiği tespitinde bulunulmuştu. Bunlara ek olarak, sadakat programları ve indirimlerin uygulanmasında öngörülen münhasırlık şartları ve uzun sözleşme süreleri ile müşterileri kendisine bağlayan Orange’ın, profesyonel segmentte ise VPN hizmeti bakımından münhasırlık şartına bağlı indirimlerle müşterilerini diğer telekom firmalarının VPN hizmetlerini kullanmasının önüne geçtiği tespit edildi. Uzlaşma prosedürü kapsamında, Orange Fransız Rekabet Otoritesi’nin teklifini kabul etti ve 350 Milyon Euro ödemeyi kabul etti. Bu ceza, Fransız rekabet uygulaması tarihinde tek bir firmaya uygulanan en yüksek ceza olarak yerini aldı. Buna ek olarak, Orange söz konusu rekabet karşıtı sadakat programlarını uygulamayı durdurmayı, gelecekte bu yönde olası uygulamalardan kaçınmayı ve Fransız Rekabet Otoritesi’nin söz konusu kararını yargı önüne taşımamayı taahhüt etti. Böylece, rekabet soruşturması 17 Aralık 2015 tarihinde sonuçlanmış oldu.

Orange’ın rekabet karşıtı eylemlerinden ötürü zarar gördüğü gerekçesiyle ticaret mahkemesi önünde dava açan ilk rakip teşebbüs, SFR oldu. Henüz rekabet soruşturması sonuçlanmadan, Haziran 2015’te 512 Milyon Euro zarar gördüğü iddiasıyla tazminat davası açan SFR, 2016 yılının Nisan ayında tazminat talebini 2.4 Milyar Euro’ya yükseltti. Ardından, SFR’nin bu talebini pazardaki diğer aktörler BT ile Verizon’un 215 Milyon ve 150 Milyon Euro’luk tazminat talepleri izledi.

Orange mobil şebeke hizmetleri pazarında %35’lik, genişbant internet hizmetleri pazarında ise %40’lık pazar payıyla Fransa’da telekom hizmetlerinde lider konumda bulunuyor.

Orange’ı, mobil şebeke hizmetleri pazarında %24’lük, genişbant internet hizmetleri pazarında ise %22’lik pazar payıyla SFR takip ediyor. Fransız Posta ve Elektronik Haberleşme Düzenleme Kurumu ARCEP (Autorité de Régulation des Communications Électroniques et des Postes) Başkanı Sébastien Soriano, 2016 yılında yaptığı bir açıklamada Fransız telekom piyasasının duopol yapıdan kurtulması gerektiğini, sektörde gerçek rekabet için güçlü bir üçüncü oyuncuya ihtiyaç duyulduğunu belirtmişti.

Burada, Orange’ın 90’lı yılların sonlarına kadar yasal tekel olduğu bilgisini de paylaşmakta fayda var. Zira yasal tekeller, yıllar boyunca ellerinde tuttukları altyapı tekelinden güç alarak, pazarların rekabete açılmasından sonra da pazarda faaliyet gösteren en güçlü teşebbüs olmaya devam ediyorlar. Soriano’nun açıklaması, Fransız Rekabet Otoritesi’nin 2015 yılında verdiği karar ve rakiplerin açtığı tazminat davalarıyla birlikte değerlendirildiğinde, yasal tekellerin bulunduğu piyasalarda serbestleşmenin ne kadar titizlikle yürütülmesi gereken bir süreç olduğunu da yeniden gözler önüne seriyor.

Görseller Orange’ın 2016 Yılı Faaliyet Raporu’ndan alınmıştır: https://www.orange.com/en/content/download/30106/838123/version/8/file/ORANGE_VA_2016.pdf

TEİAŞ Rüzgar Enerjisi Santrallerine İlişkin Yarışma Takvimini Belirledi

Rüzgar enerjisine dayalı üretim tesislerine ilişkin olarak başvuruları 24-30 Nisan 2015 tarihlerinde alınan toplam 710 MW’lık kapasite için yarışma tarihleri TEİAŞ tarafından belirlendi. TEİAŞ’ın duyurusuna göre yarışma, 21-23.06.2017 tarihlerinde Holiday Inn Ankara Çukurambar Oteli’nde gerçekleşecek.

Yarışmaya katılmak isteyen tüzel kişiler tekliflerini, duyuru ile belirlenen esaslara göre hazırlanmış kapalı zarflar içerisinde her bölge için belirlenen tarihte saat 10:00’a kadar Holiday Inn Ankara Çukurambar Oteli’nde bulunan TEİAŞ yetkililerine teslim edecek. Tüzel kişiler tarafından sunulacak kapalı zarfların içinde bulunması gerekenler ise duyuru metninde ve duyuru eklerinde yer alıyor.

Duyuru ile takvimi belirtilen bölgelere ait yarışmalar ise 13 Mayıs 2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Rüzgar Veya Güneş Enerjisine Dayalı Üretim Tesisi Kurmak Üzere Yapılan Önlisans Başvurularına İlişkin Yarışma Yönetmeliği” uyarınca yapılacak. Yönetmelik uyarınca  bağlantı bölgelerine yönelik geçerli teklifler en düşük tekliften başlamak üzere sıralanacak ve yarışma en düşük fiyatın teklif edilmesi esasına göre yapılacak. Eşit teklif fiyatı verilen projeler için ise kapalı zarf ile eksiltme usulüne göre bağlantı kapasitesi tahsis edilecek.

Yarışmanın toplantının ilk oturumunda ve aynı gün içinde tamamlanması öngörülüyor. Yarışma sonuçları ise on gün içerisinde Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na bildirilecek.

TEİAŞ’ın RES Yarışma Duyurusuna ise buradan ulaşılabilir.

Yazan: Gediz Çınar

Meksika telekom devine ayrıştırma kararı

Meksika telekom devine ayrıştırma kararını Gülce Korkmaz anlatıyor.

Meksika telekom devi America Movil SAB AMX, kısa bir süre önce, telekomünikasyon sektörünün regülatörü Federal Telekomünikasyon Enstitüsü’nün (IFT) Movil’in sabit şebeke altyapısının büyük bir bölümünü ayrıştırması talimatını verdiğini açıkladı. Halihazırda, America Movil, sabit şebekede Telmex ve mobil şebekede Telcel aracılığı ile hizmet veriyor. America Movil, milyoner Carlos Slim’e ait. Slim ayrıca, Grupo Carso Telecom şirketi adı altında faaliyet gösteren, Meksika’da internet ve telefon hizmeti veren Telnor’un da sahibi.

2014 yılında, Meksika’da telekomünikasyon sektöründe önemli reformlar başlatıldı ve bu doğrultuda bir dizi regülasyon yapıldı. 2014’te yapılan bu asimetrik regülasyonlarla, America Movil’in dolaşım (roaming) ücretleri uygulamasına son verildi ve America Movil’e tesis (altyapı) paylaşımı yükümlülüğü getirildi.

Meksika’da 2014’te yapılan regülasyonlara göre, telekomünikasyon sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin pazar payının %50’den fazla olmaması gerekiyor. IFT’nin telekomünikasyon sektörüyle ilgili en son raporuna göre, geçtiğimiz yılın üçüncü çeyreği itibariyle sabit hat şebekesinde faaliyet gösteren Telmex ve Telnor’un pazar payı yüzde %75,7 iken, mobil şebekede faaliyet gösteren Telcel pazarın %65,7’sini elinde tutuyor. Dolayısıyla IFT, Telcel ve Telmex aracılığı ile telekomünikasyon sektöründe pazar payı %70’lere ulaşan America Movil’in hakim durumda olduğuna karar verdi.

Geçtiğimiz günlerdeki yeni regülasyonla, 2014’te getirilmiş olan birtakım asimetrik regülasyonlara ilişkin değişiklikler yapıldı ve sabit ile mobil şebeke hizmetlerine ilişkin yeni asimetrik regülasyonlar uygulanmasına karar verildi. Buna göre, Telmex ve Telnor’dan bağımsız bir tüzel kişilik oluşturulacak ve bu yeni tüzel kişilik, pasif altyapının paylaşımı ve yerel ağa paylaşımlı erişim koşulları ile münhasıran toptan yerel ağ hizmetleri verecek.

America Movil tarafından yapılan açıklamada, IFT’nin bu kararı eleştirildi ve kararın yargıya taşınacağı belirtildi. Şirketin açıklamasına göre, IFT’nin bu regülasyonu piyasadaki rekabeti ve Meksika telekomünikasyon sektöründe son üç yılda asimetrik regülasyonlar üzerine gerçekleşen köklü değişimleri hatalı olarak göz önünde bulundurmadan yapılmış. Zira, 2014’ten yapılan asimetrik regülasyonlar üzerine, mobil iletişim ücretlerinde ciddi düşüşler sağlandı. America Movil ayrıca, söz konusu regülasyonla getirilen yükümlülüklerin hukuki belirlilik ve kesinlik ilkesini zedelediğini öne sürmekte.

Bundan sonraki süreç ise, Telmex-Telnor tarafından, IFT’nin belirlediği şartlara uygun olarak hazırlanacak ve ardından IFT’nin onayına sunulacak bir ayrıştırma planı üzerinden ilerleyecek.

Dünyadaki Gelişmeler Işığında Türk Rekabet Hukuku Uygulaması Semineri

24 Mart 2017 tarihinde, Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği tarafından “Dünyadaki Gelişmeler Işığında Türk Rekabet Hukuku Uygulaması Semineri” gerçekleşecek.

24 Mart 2017 tarihinde, Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği tarafından “Dünyadaki Gelişmeler Işığında Türk Rekabet Hukuku Uygulaması Semineri” gerçekleşecek.

Rekabet hukuku hakkında genel bilgiler ile dünyada ve Türkiye’de rekabet hukuku alanında gerçekleşen son dönem gelişmelerinin ele alınacağı “Dünyadaki Gelişmeler Işığında Türk Rekabet Hukuku Uygulaması Semineri”, 24 Mart 2017 Cuma günü 14:00-16:30 saatleri arasında gerçekleşecek. Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği tarafından düzenlenen etkinlikte, Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı’nın Regülasyon ve Rekabet Departmanı Başkanı Av.Şahin Ardıyok ve iktisatçı Yrd. Doç. Dr. Emin Köksal konuşmacı olarak yer alacak.

Seminerde, öncelikle temel rekabet hukuku kurallarına değinilecek, ardından “ABD Rekabet Hukuku Uygulaması”, “Mehaz AB ve Üye Ülkelerde Son Dönem Gelişmeler” ve “Uluslararası Kuruluşlar ve Rekabet Hukuku” başlıklarından bahsedilecek. Son olarak, Türkiye’de rekabet hukukunda son dönem gelişmeler masaya yatırılacak. Etkinlik, soru-cevap ve tartışma bölümüyle son bulacak.

24 Mart 2017 tarihinde 14:00 – 16:30 saatleri arasında Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği’nde gerçekleşecek seminere katılım için  csavuran@tspb.org.tr e-posta adresine 23 Mart 2017 Perşembe akşamına kadar katılım talebinin iletilmesi gerekiyor.

Seminerle ilgili diğer detaylar için aşağıdaki görseli inceleyebilirsiniz:

Rekabet Kurumu’nun Birleşme Devralma Tebliği’nde Değişiklik

Gülce Korkmaz, Birleşme ve Devralma Tebliği’nde yapılan değişiklikleri anlatıyor.

2010/4 sayılı Rekabet Kurulu’ndan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’de, 24 Şubat 2017 tarihli ve 29989 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 2017/2 sayılı Tebliğ ile değişiklikler yapıldı. Buna göre, Tebliğ’in 7. maddesinin 2. fıkrası yürürlükten kaldırıldı, 8. maddesinin 5. fıkrası değiştirildi ve Tebliğ’in onuncu maddesine yeni bir fıkra eklendi.

Yapılan ilk değişiklik, bir birleşme devralma işleminin izne tabi olup olmadığı noktasında belirleyici olan ciro eşiklerinin Rekabet Kurulu tarafından iki yılda bir yeniden belirlenmesini öngören hükmün kaldırılması oldu. Böylelikle Tebliğ’in “bu maddenin birinci fıkrasında yer alan eşikler, iki yılda bir Kurul tarafından yeniden belirlenir” biçiminde olan 7. maddesinin 2. fıkrası yürürlükten kaldırıldı.

İkinci değişiklik ise, bir işlemin Kurul iznine tabi olup olmadığını belirleyen ciro eşiklerinin hesaplanmasını düzenleyen “Cironun hesaplanması” başlıklı 8. maddenin 5. fıkrasında yapıldı. Fıkranın eski haline göre, iki yıl içinde aynı kişiler ya da taraflar arasında gerçekleştirilen iki ya da daha fazla devir işlemi, ciroların hesaplanması bakımından tek bir işlem olarak değerlendirilmekteydi. Yapılan değişiklikle, söz konusu süre üç yıla çıkarıldı ve işlemin aynı kişiler ya da taraflar arasında yapılmış olması şartına alternatif olarak aynı ilgili ürün pazarında aynı teşebbüs tarafından yapılmış olan işlemlerin de tek bir işlem olarak değerlendirileceği öngörüldü.

Son olarak, yapılan değişiklikle Tebliğ’in 5. maddesinin 4. fıkrası ile tek bir işlem olarak kabul edilen şartla bağlanan ya da kısa bir zaman dilimi içerisinde menkul kıymetlerle seri bir şekilde gerçekleşen yakın ilişkili işlemlerin bildirimine ilişkin bir düzenleme getirildi. 10. maddeye eklenen 6. fıkrayla, koşulların sağlanması halinde anılan işlemlerin bildiriminin işlem gerçekleştirildikten sonra yapılabilmesine de imkan tanındı. Şartlar ise şu şekilde: (i) işlem Kurul’a gecikme olmaksızın bildirilecek ve (ii) elde edilen menkul kıymetlere bağlı oy hakları kullanılmamış olacak veya kullanıldı ise sadece yatırımların tam değerinin korunmasını sağlamak amacıyla Kurul kararıyla tanınacak bir istisnaya dayanarak kullanılmış olacak. Bu koşulların sağlanması kaydıyla; işlem, gerçekleştirildikten sonra Kurul’a bildirilebilecek. Ayrıca, Tebliğ’e yeni eklenen bu hükme göre Kurul istisna kararlarında işlem taraflarına etkin rekabet koşullarını sağlamak amacıyla şart ve yükümlülükler getirebilecek.

5. Türkiye Kamu Özel İş Birlikleri (PPP) Forumu başlıyor!

Aralarında Balcıoğlu Selçuk Akman Keki’nin de bulunduğu değerli sponsorların desteğiyle, EEL Events tarafından bu yıl 5. düzenlenecek olan Türkiye Kamu Özel İş Birlikleri (PPP) Forumu yaklaşıyor. Forum bu yıl katılımcılarını 23-24 Kasım 2016 tarihinde Mövenpick Hotel’de ağırlayacak.

Her yıl yatırımcılar, iş geliştiriciler ve sanayicilere Türkiye Kamu Özel İşbirlikleri altyapı projelerine ilişkin iş imkânlarını tanıtmayı amaçlayan forum, bu yıl da alanında uzman katılımcılar ile projeler hakkında bilgi edinmek isteyenleri bir araya getirecek. Forum, daha önceki yıllarda da olduğu gibi aralarında bakanlıklar, büyükelçilikler, hukuk büroları ve bankaların da bulunduğu kurum ve kuruluşların temsilcilerini ağırlayacak.

Bu yıl düzenlenecek olan forumda ele alınacak önemli konulardan bazıları şöyle: İslami finans ve altyapı finansmanı gibi farklı finansman türleri, Türkiye Kamu Özel İş Birlikleri projeleri açısından meydana gelebilecek riskler ve uyuşmazlık çözümü, havaalanı ve köprüler gibi büyük ulaşım projeleri, sağlık, eğitim, enerji ve çevre alanında Kamu Özel İşbirliği projeleri.

Maliye Bakanlığı ve Kalkınma Bakanlığı temsilcilerinin konuşması ile başlayacak olan forumda, Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı kıdemli ortaklarından Av. Şahin Ardıyok, katılımcıları eğitim alanındaki projeler hakkında bilgilendirecek. Ardıyok, Türkiye’de eğitim alanındaki Kamu Özel İşbirliği projelerinin hukuki dayanağı hakkında bilgi verdikten sonra bu alandaki tecrübelerini paylaşacak. BASEAK kıdemli ortaklarından Av. Doğan Eymirlioğlu ise katılımcıları, PPP projelerinde ortak girişimlerin kurulması ve bunlara ilişkin risklerin önlenmesi hakkında bilgilendirecek.

Program hakkında ayrıntılı bilgi almak için http://www.eelevents.co.uk/ppp-in-turkey-2016/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Yazan: Gediz Çınar

“Yapısal Sorunlar Perspektifinden Verimlilik ve Gıda Enflasyonu” konferansından notlar

Gülce Korkmaz, konferansa dair notlarını paylaşıyor.

TÜSİAD tarafından düzenlenen “Yapısal Sorunlar Perspektifinden Verimlilik ve Gıda Enflasyonu” Konferansı 28 Eylül 2016 tarihinde, İstanbul’da gerçekleştirildi.

_13a5099Konferansta, TÜSİAD tarafından yayınlanan “Yapısal Sorunlar Perspektifinden Gıda Enflasyonu” raporunun lansmanı yapıldı ve gıda ve tarım sektöründe enflasyona yol açan yapısal sorunlar masaya yatırıldı.

Tekfen Tower’da gerçekleşen konferansın açılış konuşmalarını ise, T.C. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk ÇELİK ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Cansen BAŞARAN-SYMES yaptı. Ardından, Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı Kıdemli Ortağı ve Bilkent Üniversitesi Öğretim Görevlisi Şahin ARDIYOK ile TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi Metin AKMAN  “TÜSİAD Çalışmaları Hangi Yapısal Sorunlara Dikkat Çekiyor?” başlıklı bir konuşma yaptı.

Ardıyok ve Akman, konuşmalarında yapısal sorunların neler olduğu, verimlilikle ilişkisi, gıda fiyatlarının artmasının yapısal sorunlarla bağlantısı konularının üstünde durdu. Ayrıca, yapısal sorunların çözümünde önceliklendirme ve TÜSİAD çalışma grubunun bundan sonra üzerinde çalışması gereken konular hususunda da Akman, Ardıyok’a sorular yöneltti.

Ayrıca, konferansta “Gıda, İçecek ve Tarım Sektöründe Yapısal Sorunlar Perspektifinden Verimlilik ve Gıda Enflasyonu” paneli gerçekleştirildi ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü Türkiye Temsilcisi Yuriko SHOJİ, TED Üniversitesi İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erol ÇAKMAK, Kalkınma Bakanlığı Tarım Dairesi Başkanı Dr. Taylan KIYMAZ, SÜTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem YILMAZ ve Ekonomi Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Vekili Hüsnü DİLEMRE bu panele konuşmacı olarak katıldı.

Lansmanı yapılan “Yapısal Sorunlar Perspektifinden Gıda Enflasyonu” raporunda, Türkiye’de gıda fiyatları enflasyonunun nedenlerine ilişkin tespitler yapılıyor ve bu tespitler ampirik analizlerle destekleniyor. Raporda,  gıda fiyatları enflasyonuna ilişkin bakış açısı makroekonomi ve para politikası ekseninden çıkartılarak gıda, içecek ve tarım sektörlerinde yaşanan yapısal sorunlara odaklanılıyor. Raporda Türkiye’de gıda fiyatları enflasyonunun nedenlerine ilişkin tespitler oluşturulurken kısa ve orta/uzun vadeye yayılmış politika önerileri geliştirilmesi amaçlanmakta.

Konferansla ilgili daha detaylı bilgiler ve TÜSİAD’ın raporuna buradan ulaşılabilir.

 

Yapısal Sorunlar Perspektifinden Verimlilik ve Gıda Enflasyonu Konferansı

28 Eylül 2016 tarihinde TÜSİAD tarafından, “Yapısal Sorunlar Perspektifinden Verimlilik ve Gıda Enflasyonu Konferansı” gerçekleştirilecek.

28 Eylül 2016 tarihinde TÜSİAD tarafından, “Yapısal Sorunlar Perspektifinden Verimlilik ve Gıda Enflasyonu Konferansı” gerçekleştirilecek.

“Yapısal Sorunlar Perspektifinden Verimlilik ve Gıda Enflasyonu Konferansı”, gıda enflasyonunun sektördeki yapısal sorunlarla bağlantısı üzerine yoğunlaşacak. Konferansta; gıda fiyatlarının neden arttığı, enflasyondaki artışın gıda sektöründeki fiyat artışıyla açıklanıp açıklanamayacağı, gıda sektörünün üretim verimliliğini etkileyen faktörlerin neler olduğu gibi sorulara cevaplar aranacak ve gıda, tarım ve içecek sektörünün yapısal sorunları ile çözüm önerileri üzerinde durulacak.

Etkinlikte, Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı’ndan Rekabet ve Regülasyon Birimi Başkanı Kıdemli Ortak Avukat Şahin Ardıyok konuşmacı olarak yer alacak. TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi Metin Akman’la birlikte gerçekleştirilecek konuşmada, Ardıyok “TÜSİAD Çalışmaları Hangi Yapısal Sorunlara Dikkat Çekiyor?” başlığı altında, Metin Akman’ın sorularına yanıt verecek.

Açılış konuşmalarının T.C. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Başaran-Symes tarafından yapılacağı etkinlik, 28 Eylül 2016 tarihinde Tekfen Tower’da gerçekleşecek. Konferansla ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşılabilir. Konferansın programı ise şu şekilde:

blog-foto2