Kulaktan Kulağa Oynamak da mı Yasak?

Kulaktan kulağa karteli hiç duymuş muydunuz?

Rekabet kurallarını anlattığımız eğitimlerimizde dinleyicilere genel olarak “onu yapmak zinhar yasak”, “aslında bunu yapmanız da riskli”, “şunu yapmadan muhakkak hukuk departmanınıza danışın” gibi naçizane bilgiler veriyor, bu kuralları nasıl uygulayacaklarını anlatıyoruz. Bu kurallar Sherman Act ile başlayan bir sürecin olgunlaşan meyveleri. Artık oldu bunlar, rahatız derken, beşer bu kuralları da dolanmanın yollarını bulmayı başarıyor.

Mesela son günlerde sıkça gündeme gelen yeni bir kartel yapısı peyda oldu: Kulaktan Kulağa Kartel. Rakip sağlayıcı ve/veya rakip yeniden satıcılar arasındaki işbirliğine dayanan bir yapı. Bu yüzden A-B-C Karteli olarak da adlandırılıyor. Çünkü A ve C’nin birbirine rakip iki sağlayıcı, B’nin de bu sağlayıcıların ürünlerini yeniden satan bir perakendeci olduğunu varsayarsak; A, B’nin kulağına satış sırasında geleceğe dönük stratejik bilgilerini söylüyor, B de A’nın rakibi olan C’ye bu bilgileri aktarıyor. Sonra C de B’nin kulağına geleceğe dönük stratejik bilgilerini fısıldıyor ve B bu kez A’ya gidip bu bilgileri aktarıyor. Kulaktan Kulağa Kartel dememizin sebebi de bu, kartel tıpkı bir oyun gibi işletiliyor.

Elbette A ve C rakip sağlayıcılar olabilecekleri gibi rakip yeniden satıcılar da olabilir ve B de bu durumda A ve C’ye ürün sağlayan bir sağlayıcı olabilir. Hatta İngiltere’de Ağustos ayında açıklanan Süpermarket Karteli Kararı da buna iyi bir örnek. Bu olayda İngiltere’nin 5 büyük süpermarketi, 4 süt işleyici şirketini bilgi transferi için kullanıyor. Üstelik bu kulaktan kulağa yapıldığı için tek tespit yolu da oyunculardan birinin mızıkçılık yapıp pişmanlık başvurusunda bulunması. Zira Süpermarket Kartelinde de süt işleyici şirketlerden biri olan Arla, OFT’ye durumu itiraf ediyor ve cezadan kurtuluyor. Diğerleri mi? Onlar toplamda 50 milyon Sterlin cezayı paylaşıyorlar.

Başta dediğim gibi, rekabet kuralları belli ve ihlal edilirse verilen cezalar yüksek. Bu yüzden cin fikirli müteşebbisler bu kurallar ile yasaklananı başka yollarla gerçekleştiriyorlar. Kaç kişinin aklına gelir kulaktan kulağa oynayarak milyon dolarları kazanmak?

Çözümlere İlişkin Kılavuz Yürürlükte

Birleşme/Devralma İşlemlerinde Rekabet Kurumunca Kabul Edilebilir Çözümlere İlişkin Kılavuz yayınlandı.

Birleşme/Devralma İşlemlerinde Rekabet Kurumunca Kabul Edilebilir Çözümlere İlişkin Kılavuz (Kılavuz) Rekabet Kurulu’nun 16 Haziran 2011 tarihli toplantısında kabul edilerek yürürlüğe girdi.

Taslak Kılavuz 2 Şubat 2011’de Rekabet Kurumu’nun websitesinde yayınlanarak kamu görüşüne açılmıştı (Buna ilişkin haberimizi görmek için tıklayınız). Gelen görüşler ile şekillendirilen Kılavuz son halini alarak yürürlüğe konuldu.

Kılavuz, temel olarak, rekabeti kısıtlayıcı nitelikteki yoğunlaşma işlemlerinin Rekabet Kurulu tarafından yasaklanması yerine, bu işlemlerdeki rekabet sorunlarının taraflarca önerilecek ve Kurumca kabul edilecek çözümlerin yerine getirilmesi koşuluyla izin verilmesi hakkında detaylı bilgi sunuyor. Yani aslında Kılavuz, ne tür çözüm önerileri hangi koşullar altında uygundur, bu süreçler ne şekilde yönetilir, vb. soruları cevaplıyor.

Türk rekabet hukuku prensipleri uyarınca, Rekabet Kurulu işlem taraflarına çözüm önerme veya herhangi bir çözümü yerine getirme yükümlülüğü yükleme yetkisine sahip değil. Diğer bir deyişle, hangi yönde bir çözüm uygulanacağını karar verme yetkisi yalnızca işlem taraflarında. Kılavuz da işlem taraflarının getirebileceği bu çözümlere ilişkin ışık tutuyor.

Taslak Kılavuz ile önemli farklılıklar içermeyen Kılavuz’a işlem taraflarına kolaylık olması açısından “Taahhüt Formu” ve “Örnek Taahhüt Metni” eklenmiş.

Samsung ve Anadolu Elektronik Neden Soruşturuldu?

Rekabet Kanunu’nun 4’üncü maddesini “panel TV piyasasında nihai satış fiyatı belirleyerek” ihlal ettikleri iddiasıyla açılmıştı soruşturma.

21 Haziran günü Ankara Bilkent’teki Rekabet Kurumu’na misafir olan Samsung ve Anadolu Elektronik temsilcileri ve yöneticileri, şirketleri haklarında açılmış olan soruşturmaya yapacakları son savunma ayağı olan sözlü savunmayı beklemekteydiler. Rekabet Kurulu’nun son dönemdeki “sopacı” tavrı herkeste bir tedirginliğe sebep olmuştu elbet. Ama adalet yerini bulsun diye vardı savunma hakkı.

Rekabet Kanunu’nun 4’üncü maddesini “panel TV piyasasında nihai satış fiyatı belirleyerek” ihlal ettikleri iddiasıyla açılmıştı soruşturma. İlk sözü Anadolu Elektronik aldı. Panel TV pazarında, pazarın temel belirleyicilerinin teknomarketler olduğuna işaret eden temsilci, pazarda en belirleyici unsurun fiyat olduğunu, rekabetin fiyat üzerinden gerçekleştiğini, bunun da sürekli kampanyalar düzenleyen teknomarketlerin lehine, bayilerin aleyhine bir ortam yarattığını kaydetti. Teknomarketlerin neredeyse haftada bir yeni kampanyalar düzenlediğini, agresif politikalar ile rekabet ettiklerini, pazar paylarının yıllık bazda değil, bilakis aylık bazda değiştiğini ifade etti.

Pazara ilişkin bu bilgileri paylaştıktan sonra da iddia konusuna gelerek, pazarda çok farklı fiyat uygulamaları dikkate alındığında yeniden satış fiyatı belirleme anlaşmasının olmadığının çok açık olduğunu iddia etti temsilci. Hatta ”yeniden satış fiyatı belirlemek mümkün değil, ortada bir anlaşma yok, tespit edilen yazışmalar kanallardan gelen şikayetlerle başlıyor, herhangi bir girişim veya anlaşma yok, pazarda etki yok” gibi savunmalarını da dile getirdi.

Anadolu Elektronik’ten sonra sırası gelen Samsung ise sık sık Samsung’un genel politikasının pazar payını artırmak olduğunu, karlılığın bundan sonra geldiğini vurguladı. Daha sonra sadede gelerek, Samsung ile Anadolu Elektronik arasında bir anlaşma bulunmadığını ifade eden temsilci, kendilerine şikayetler üzerine gelen 60 mailden sadece 12 tanesine cevap verildiğini, bunların içinde de fiyat unsurunu belirleyen hiçbir cümle bulunmadığını dile getirdi. Temsilci, bu maillerin bir anlaşmanın varlığını göstermeye de yeterli olmadığını belirtti. Hatta, “Zaten rekabeti sınırlayıcı bir amaç da yoktur, anlaşma da yoktur” ifadesini kullandı.

27 Haziran’da açıklanan karar ile Samsung’un yüzü güldü, ancak Anadolu Elektronik ceza aldığı için yüzü gülenlerden olamadı. Zira Rekabet Kurulu, Anadolu Elektronik’in yeniden satış fiyatını belirlediği gerekçesiyle 2010 yılı cirosunun %0,5’i oranında (1.066.669,72 TL’e denk geliyor) ceza almasına karar verdi. Samsung ise ihlale taraf olmadığı için bu soruşturmadan kazasız belasız kurtuldu.

En Uzun Önaraştırma Kararı

Haziran ayının başında Rekabet Kurumu’nun internet sitesinde 57 sayfalık önaraştırma kararı yayınlandı.

Haziran ayının başında Rekabet Kurumu’nun internet sitesinde 57 sayfalık önaraştırma kararı yayınlandı. Karar, akaryakıt sektörüne 2009 yılında getirilen intifa haklarına ilişkin düzenleme ile ilgili. Kararın içeriğinin yanı sıra ilgi çekici bazı istatistik özellikleri de bulunuyor.

Önce istatistikî bilgiler; karar, Rekabet Kurulu’nun tarihindeki en uzun ön araştırma kararı niteliğinde. Yapılacak incelemeler için 9 raportör görevlendirilmiş. Ayrıca şikayetçi sayısı 81! 15 de hakkında önaraştırma yürütülen dağıtım şirketi bulunuyor.

Gelelim içeriğe; bilindiği üzere Total-Akdağ kararının Danıştay 13. Dairesi tarafından iptal edilmesi üzerine, 30.10.2008 tarihinde kararın Rekabet Kurulu tarafından yeniden tesis edilmesiyle bayilik sözleşmeleri ile bağlantılı ve onlarla birlikte değerlendirilen intifa, tapuya şerh edilmiş kira ve benzeri uzun süreli sözleşmelerin sürelerinin beş yıllık üst sınıra uygun hale getirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştı. Söz konusu karar bu konuyu özetler nitelikte. Değerlendirme öncesi vurgulanan noktalar şöyle:

–        Rekabet Kurulu’nun ilgili düzenlemesi sonrasında öngörülen düzenlemeyi dolanır nitelikte yeni yöntemler bulunduğu tespit edilmiştir. Bunların da Rekabet Kanunu’na uygunluğu değerlendirmeye alınmıştır.

–        Taraflar arasında ortadan kalkan bayilik anlaşmaları sonucu sona eren ipotek haklarının terkininin Rekabet Kurulu tarafından değil, yerel mahkemelerce yapılacağı bir kez daha dile getirilmiştir.

–        Akaryakıt sektöründeki dikey anlaşmalara 10 yıllık bireysel muafiyet verilebilmesinin şartları Rekabet Kurulu’nun Delta ve Total kararlarıyla belirlenmiştir.

Bu hatırlatmaların ardından her bir dağıtım şirketi özelinde değerlendirmeler yapılmıştır. 81 şikayet incelendiğinde, bazılarına ipotek haklarının terkininde Rekabet Kurulu’nun yetkisi olmadığı hatırlatılırken, bazıları ise hakkında işlem tesis edilmesine gerek olmadığı yönünde. Bazıları için de verilecek sürede rekabet kurallarına aykırı düzenlenen dikey ilişkilerini sonlandırmaları, aksi takdirde kendileri hakkında soruşturma açılacağı yönünde karar verildi.

AT&T, 39 Milyar Dolara T-Mobile’ı Alırsa…

AT&T, Deutsche Telekom’dan T-Mobile USA’i 39 Milyar Dolara satın alacağını duyurdu.

Geçtiğimiz hafta ABD’nin en büyük Telekom şirketi AT&T, Deutsche Telekom’dan T-Mobile USA’i 39 Milyar Dolara satın alacağını duyurdu. 2009 yılında yaşanan mali krizden sonra gerçekleştirilen en büyük anlaşmalardan biri olacak bu.

Bu devralma işleminde taraflar, AT&T ve T-Mobile müşterilerine daha geniş bir kapsama alanı ve büyük rakipler arasında doğacak daha büyük rekabet dolayısıyla fiyatlarda düşüş olacağı iddiasındalar.  İşlem asıl pazarda kalacak en büyük rakip olan Verizon’u etkileyecek. Verizon’un şu anda pazarda %31’lik bir dilime sahip olduğu biliniyor. AT&T, Apple marka ürünler kullanan abonelerin hız ve cihaza uyum açısından tercih ettiği Verizon’un bu avantajını artıracağı kapsama alanı ve gücü ile ortadan kaldırmak istiyor.

Elbette bu anlaşmanın sonlandırılabilmesi için öncelikle Adalet Bakanlığı ve Federal İletişim Komisyonu’ndan (FCC) izin alınması gerekecek, ki bu hiç de kolay olmayacak gibi görünüyor. Çünkü AT&T’nin T-Mobile USA’i alması halinde ABD GSM piyasasında AT&T, Verizon ve nispeten küçük bir şirket olan Sprint Nextel kalacak. AT&T’nin 95.5 milyon müşterisi ile T-Mobile USA’in 33.7 milyon müşterisinin birleşmesi sonucu pazarın %42’lik bir kısmının AT&T’ye ait olması öngörülüyor.

Bu yatay birleşme işlemi ABD’de özellikle tüketici birliklerini korkutmuş durumda. Piyasadaki rekabetin AT&T’nin en büyük rakiplerinden birini yutması ile büyük yara alacağını düşünen analistler rekabet otoritesi ve düzenleyici kurumların bu işleme bakışını oldukça merak ediyorlar.

Elektrik Özelleştirmelerinde Bu Kez Farklı Bir Karar

Rekabet Kurulu 16 Aralık 2010 tarihli gerekçeli kararını ve 3 Mart 2011 tarihli kısa kararını yayınladı.

Rekabet Kurulu’nun son dönemde gerçekleştirilen elektrik üretim ve dağıtım tesisi özelleştirmeleri hakkındaki kararlardan önceki yazılarımızda bahsetmiştik. Rekabet Kurulu son olarak ise 16 Aralık 2010 tarihli gerekçeli kararını ve 3 Mart 2011 tarihli kısa kararını yayınladı. Bu kararlar İstanbul’daki elektrik dağıtım santrallerini de kapsadığı için elektrik piyasasının büyük aktörlerini konu alıyor. Büyük başın ağrısı da büyük olduğu için bu ihalelerde teklif veren büyük aktörler hakkında farklı bir sonuca varılıyor.

Rekabet Kurulu tarafından 16 Aralık 2010’da Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. (BOĞAZİÇİ),  Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş. (GEDİZ), Trakya Elektrik Dağıtım A.Ş. (TRAKYA) ve Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş.  (DİCLE) hakkında alınan ve elektrik piyasasında şaşkınlık yaratan kararda özetle

  • MMEKA hissedarlarından Mehmet Kazancı, Esin Kazancı, Begüm Kazancı ve Mustafa Kurnaz’ın Kazancı Holding A.Ş. ve dolayısıyla Aksa Elektrik Perakende Satış A.Ş. (AKSA) ile aynı ekonomik bütünlük içinde olduğuna ve tek bir teşebbüs olarak kabul edilmesine
  • İş-Kaya – MMEKA Ortak Girişimi ve İş-Kaya – MMEKA – Rosse Ortak Girişimi ve Aksa’nın teklif sahibi olduğu dağıtım şirketleri bakımından;

o   BOĞAZİÇİ, GEDİZ ve TRAKYA’nın üçünün de İş-Kaya – MMEKA Ortak Girişimi ve/veya Aksa tarafından devralınması halinde, bu iki teşebbüsün de Kazancı Holding bünyesinde olması nedeniyle izin verilemeyeceğine; ancak bunlardan ikisinin devralınmasına izin verilmesinde sakınca bulunmadığına

o   DİCLE’nin İş-Kaya – MMEKA – Rosse Ortak Girişimi’ne izin verilmesinde bir sakınca bulunmadığına

  • Yıldızlar Holding bünyesindeki Eti Gümüş-Söğütsen Ortak Girişimi’nin BOĞAZİÇİ, GEDİZ, DİCLE ve TRAKYA’nın dördünü de devralması halinde hakim durum yaratılacağı sebebiyle izin verilemeyeceğine; ancak bunlardan üçünün devralınmasına izin verilmesinde sakınca bulunmadığına
  • Diğer teklif verenlerin teklif verdikleri santralleri almalarında bir sakınca bulunmadığına

karar verildi.

3 Mart 2011 tarihli kısa kararda ise İstanbul Anadolu Yakası Elektrik Dağıtım A.Ş. (AYEDAŞ), Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş. (AKDENİZ) ve Toroslar Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin (TOROSLAR) özelleştirilmesi işlemlerine ilişkin dosya karara bağlandı. Sürekli olarak 16 Aralık tarihli karara atıflar yapılan kısa kararda verilen hüküm kısaca şöyle:

  • MMEKA ve/veya Aksa Elektrik’in teklif verdiği yedi bölge bakımından; BOĞAZİÇİ, GEDİZ ve TRAKYA’nın üçünün birdendevralınması halinde ulaşılacak büyüklüğün aşılması durumunda devralma işlemlerine izin verilmeyeceğine, bu büyüklüğün altında kalacak devralma işlemlerine ise izin verilebileceğine
  • Yıldızlar Holding ve/veya Eti Gümüş’ün teklif verdiği altı bölge bakımından; BOĞAZİÇİ, GEDİZ, TRAKYA ve DİCLE’nin dördünün birden devralınması halinde ulaşılacak büyüklüğün aşılması durumunda devralma işlemlerine izin verilmeyeceğine, bu büyüklüğün altında kalacak devralma işlemlerine ise izin verilebileceğine
  • Park Holding’in BOĞAZİÇİ, AYEDAŞ, TOROSLAR ve AKDENİZ’nin dördünü de devralması işlemine izin verilemeyeceğine; öte yandan, bu dört bölgeden sadece üçünün Park Holding tarafından devralınması halinde söz konusu işlemlere izin verilebileceğine
  • Enerjisa’nın AYEDAŞ, AKDENİZ ve/veya GEDİZ’i devralması işlemlerine izin verilebileceğine

karar verildi.

Açıkhava Reklam Mecralarının Reytingleri Ölçülebilecek

Henüz bir Times Meydanımız bulunmasa da Türkiye’nin büyük şehirlerinin birçok bölgesi Açıkhava Reklamcılığı açısından gittikçe zenginleşiyor.

Henüz bir Times Meydanımız bulunmasa da Türkiye’nin büyük şehirlerinin birçok bölgesi Açıkhava Reklamcılığı açısından gittikçe zenginleşiyor. Otobüs duraklarından tutun da alışveriş merkezlerinin, metroların içinde, yürüdüğümüz yollarda yüzlerce reklamla karşılaşıyoruz. Reklamcılığın pazarlamanın belkemiğini oluşturduğu bu çağda tüketiciyi cezbetmenin belki de en doğrudan yolu, açıkhavaya kurulan reklam mecraları üzerinden bunu sağlamak. Peki ama reklamverenler harcadıkları paranın geri dönüşünü nasıl ölçecekler?

Tıpkı televizyon reytinglerinin ölçülmesi gibi bu reklam mecralarının da görünürlülüğünün ölçülmesi ihtiyacı, Açıkhava Reklam Yeri Pazarlama şirketleri olan Ströer, Clear Channel ve Wall ile bu sektör ile doğrudan ilgili dernekler olan ARED (Açıkhava Reklamcıları Derneği), RVD (Reklamverenler Derneği) ve RD (Reklamcılar Derneği) öncülüğünde uygulamaya konulmaya hazırlanıyor. Uygulamanın adı AÇİAK (Açıkhava İzleme Araştırmaları Kurulu).

Bu uygulamanın vücuda getirilmesi amacıyla kurucu üyelerce bir protokol (AÇİAK Protokolü) imzalandı. AÇİAK Protokolü’nün hazırlanması aşamasından başlayarak işin içinde olan ACTECON, AÇİAK’ın rekabet açısından herhangi bir endişe yaratmadan hayata geçmesini sağladı.  Rekabet Kurulu’nun TİAK, BİAK ve benzer oluşumlar konusundaki hassasiyetleri de düşünülerek yapılan bir menfi tespit başvurusu ile de kısa sürede sürecin rekabet izni alınmış oldu. Bir başka deyişle, AÇİAK’ın uygulanmasında rekabet açısından endişe yaratacak herhangi bir husus bulunmadığı kesinleşti.

Bütün Açıkhava Reklam sektörünün katılımını bekleyen AÇİAK’ın temel hedefi, 2 yıllık bir araştırma sürecinin sonunda İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya ve Bursa’daki reklam mecralarının hitap ettiği tüketici kategorisi, konumunun işlekliği gibi belirli değişkenlerin ölçülmesi ile görünürlülüğünün ortaya konulması. Böylece bu reyting bilgilerine sahip olacak olan reklam ajansları, reklamverenler, vb. seçimlerini daha bilinçli yapabilecek ve doğru tüketiciyi doğru yerde yakalayabilecek.

Ömrü Tükenmiş Lastiklerimize Neler oluyor?

Ömrünü Tamamlamış Lastiklerin Kontrolü Yönetmeliği uyarınca bilmeniz gerekenler.

Ömrünü Tamamlamış Lastiklerin Kontrolü Yönetmeliği uyarınca, lastik üretici ve ithalatçıları her yıl piyasaya sürdükleri lastiklerin belirli bir kısmının (Yönetmelik ile belirlenen bu oran her yıl artıyor) geri dönüşümünden sorumlu tutuluyorlar. Yani zamanında üretilmiş, sonra lastik kullanıcılarına satılmış ve artık ömrünü tamamlamış lastiklerin doğaya en iyi şekilde kazandırılmasından bu lastikleri üreten/ithal edenler sorumlu. Bu sorumluluğu birlikte yürütmek isteyen Goodyear, Brisa Bridgestone, Continental, Petlas (daha sonra LASDER’den ayrılmıştır), Pirelli ve Michelin tarafından kurulan LASDER, daha sonra bünyesine katılan Yokohoma, Anadolu Grubu ve İnci Holding ve kurucu üyelerinin bu sorumluluğunu onlar adına yürütmekle görevli bir dernektir.

Lastik üretimi/ithalatı ile iştigal eden birbirine rakip 8 şirketi bir araya getirmesi nedeniyle rekabet açısından endişeler doğurabilecek bir oluşum olan LASDER’e, Rekabet Kurumu’na yapılan başvuru sonucunda bireysel muafiyet tanındı. Rekabet Kurumu LASDER’in ömrünü tamamlamış lastiklerin geri dönüşümüne ilişkin faaliyetlerini ve kararlarını inceledi ve 5 yıllık bireysel muafiyet tanınmasına karar verdi.

Bir kolektif atık yönetim sistemi olarak LASDER, ömrü tükenmiş lastiklerin toplanması, bunların geri dönüşümü/geri kazandırılması ve geri kalan lastiklerin imhasından sorumlu. Bunun için Türkiye’nin Yönetmelik ile belirlenmiş olan 8 bölgesinin her birinde 5 yıllık münhasır sözleşmeler ile atık toplayıcılar ile çalışacak.

Burada biz lastik kullanıcılarını ilgilendiren bir nokta da var: aslında tüm bu geri dönüşüm faaliyetlerinin parasını biz ödüyoruz! Bunun nedeni de “kirleten öder prensibi”. Aslında yeni lastikleri zaman içinde kullanılamaz lastik haline getiren ve bu yüzden çevreyi kirletenler de son tahlilde lastik kullanıcıları oluyor. Yönetmelik geri dönüşümün kontrolünden üreticileri/ithalatçıları sorumlu tutuyor ama bu işlemlerin giderlerini biz lastik kullanıcıları ödüyoruz. Yaklaşık olarak lastik fiyatının %6-7’sine tekabül eden bu meblağ, her lastik alımında faturaya yansıtılıyor. Artık biz de çevreye bir yararımız dokunuyor diye biraz daha rahat uyuyabiliriz.

Mini Rekabet Almanağı

2010 yılının rekabet hukuku alanında gerçekleşen önemli olaylarını derlemek istedik.

2010’a bir klişe ile veda etmek gerekirdi elbet. O yüzden biz de 2010 yılının rekabet hukuku alanında gerçekleşen önemli olaylarını derlemek istedik.

Bir Mini Rekabet Almanağı sunmak istedik size. Üstelik bunu hem Türkiye hem de AB için ayrı ayrı yaptık. Tabi ki blogumuzu takip edenler için sıralayacağımız olaylar daha tanıdık olacak, takip etmeyenler için ise 2010’da yaşanan rekabet olaylarını yazdığımız bu haber mini bir rekabet tanıtımı olacak.

İşte bize göre 2010 yılında öne çıkan Rekabet Olayları:

Türkiye’deki Önemli Gelişmeler/Vakalar

* Uzun süredir beklenen Devlet Desteklerinin İzlenmesi ve Denetlenmesi Hakkında Kanun çıktı. (Detaylı haber için tıklayın)

* Birleşme ve Devralmalar hakkında yeni Tebliğ yayınlandı. (Detaylı haber için tıklayın) Tebliğ’in açıklanmasına ilişkin Taslak Kılavuz da kamuoyuna sunuldu, ancak henüz yürürlük kazanmadı.

* 2010 yılında tam 10 soruşturma tamamlandı ve 5 yeni soruşturma açıldı. Bu soruşturmalara konu olan sektörlerden bazıları; otomotiv (Detaylı haber için tıklayın), temel gıda maddeleri (Detaylı haber için tıklayın), havayolu taşımacılığı (Detaylı haber için tıklayın)

* Rekabet Kurulu’nun iznine tabi olan elektrik dağıtım ve üretim santrallerinin özelleştirilmesi işlemlerinin büyük çoğunluğu Kurum’a bildirildi. (Detaylı haber için tıklayın)

* Akaryakıt sektöründe genel bir uygulama haline gelen “intifa sözleşmesi yaparak bayilik süresini uzatma”ya Rekabet kurumu tarafından el atıldı, 5 yıldan uzun süreli intifa sözleşmesi yapılması yasaklandı. (Detaylı haber için tıklayın)

* Dosyaya Giriş Hakkının Düzenlenmesine ve Ticari Sırların Korunmasına İlişkin Tebliğ ve Rekabet Kurulu Nezdinde Yapılan Sözlü Savunma Toplantıları Hakkında Tebliğ yayınlandı. (Detaylı haber için tıklayın)

Avrupa Birliği’ndeki Önemli Gelişmeler/Vakalar

* Hem Genel Dikey Anlaşmalar hem de Motorlu Taşıtlar Sektöründeki Dikey Anlaşmalara tanınan grup muafiyeti tebliğleri yenilendi.

* Yatay İşbirliği Anlaşmalarına ilişkin Kılavuz yayınlandı (Detaylı haber için tıklayın)

* 6 Kartel kararında kartel üyesi şirketlere toplam 2.4 Milyar Euro para cezası verildi.

* Komisyon tarafından kimi kartel dosyalarında uzlaşma prosedürü işletildi, kimi dosyalarda ise “ödeme güçlüğü” yaşayan şirketlerin cezalarını ödeyememe özürleri kabul gördü.

* IBM, Google ve SAP gibi büyük enformasyon şirketleri hakkında yeni şikayetlerde bulunuldu.

* Genel Mahkeme’de AstraZeneca hakkında gerçekleştirilen inceleme kapsamında hakim durumdaki teşebbüslerin “iyi niyetli davranma” sorumluluğu olduğu ortaya kondu.

* Deutsche Telekom’un temyiz ettiği fiyat sıkıştırması iddiası Adalet Divanı tarafından da kabul edildi, böylece Deutsche Telekom’un ihlali kesinleşti. (detaylı haberi görmek için tıklayın)

* AkzoNobel kararı ile Adalet Divanı in-house (şirket içi) avukatların yazışmalarına imtiyaz tanınmayacağına karar verdi. (Detaylı haber için tıklayın)

Google’ın Başı Rekabet Kurallarıyla Dertte

Fransız Rekabet Otoritesi, Google’ın reklamcılık pazarında hakim durumda olduğu iddialarını değerlendirdi.

Fransız Rekabet Otoritesi, Google’ın reklamcılık pazarında hakim durumda olduğu iddialarını değerlendirdi. Otorite “aramaya bağlı reklamcılık” (search-related advertising) pazarını ayrı bir pazar olarak tanımladı ve diğer iletişim formlarının bu pazara ikame olamayacağına karar verdi.Google’ın bu pazardaki %90’lık pazar payı, ücret seviyesi, %35’lik kar marjı, müşteri ilişkilerinin niteliği, kullanıcı kayıtları ve pazara giriş engelleri Otorite’nin bu sonuca varmasına yardımcı oldu.

Otorite yapılan şikayetleri değerlendirdi ancak bir kötüye kullanma eylemi tespit edemedi. Ayrıca son dönemde popülerliği çılgınlık seviyesine varan Facebook’un bu pazarda Google ile rakip olmadığı, çünkü Facebook’un markaların imajını güçlendirdikleri bir platform olup yapılan aramalardan bir gelir elde etmediği sonucuna varıldı.

Burada AB Komisyonu’nun 3 Aralık 2010 tarihinde Google hakkında başlatığı incelemeye değinmek gerekebilir. Bu incelemenin konusu, arama hizmeti sağlayıcıları tarafından getirilen Google’daki ücretsiz ve sponsorlu arama sonuçlarında Google’ın kendi hizmetlerine öncelik tanıdığı yönündeki olumsuz tavrı hakkındaki iddialar. Bakalım bu iddialar hakkında Komisyon’un son sözü ne olacak.

Elektrik Santralleri Özelleştirmelerine Kısa Bir Bakış

Rekabet Kurulu da bildirime tabi olan bu özelleştirmeler hakkında görüş bildirmek ile görevli.

Devlet Planlama Teşkilatı tarafından 2004 yılında yayınlanan Elektrik Enerjisi Sektörü Reformu ve Özelleştirme Strateji Belgesi’nde (Strateji Belgesi), bir geçiş sürecinin ardından elektrik üretim ve dağıtım varlıklarının özelleştirileceği belirtilmişti. Rekabet Kurulu da bildirime tabi olan bu özelleştirmeler hakkında görüş bildirmek ile görevli.

Dağıtım şirketlerinin % 100 oranındaki hissesinin blok satış yöntemiyle, üretim santrallerinin işletme hakkının verilmesi yöntemiyle özelleştirilmesine karar verildi. Bugüne dek 21 elektrik dağıtım bölgesinin 14’ünün ve 52 elektrik üretim (hidroelektrik) santralinin 28’inin özelleştirme işlemi için Rekabet Kurulu’na izin başvurusu yapıldı ve Rekabet Kurulu her bir santral ihalesinde en yüksek teklifi veren üç teklif sahibinin dosyalarını değerlendirmeye aldı.

Özelleştirilmesine karar verilen elektrik üretim şirketleri çeşitli büyüklük ve sayılara göre 19 gruba ayrıldı. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) tarafından, özelleştirilmesine karar verilen elektrik üretim şirketlerine ilişkin olarak Rekabet Kurumu’na nihai izin başvuruları yapıldı. Bugüne kadar 30 kararında değerlendirdiği işlemler hakkında Rekabet Kurulu “pazar payları ve ciroları Tebliğ’de yer alan eşiği geçemediği için” işlemlerin izne tabi olmadığı yönünde karar verdi.

Bununla beraber elektrik dağıtım özelleştirmelere ilişkin kararlarda,  şirketlerin özelleştirme işlemlerinin henüz tamamlanmamış olması nedeniyle dikey yoğunlaşmalar açısından yapılan değerlendirmeler kısa tutuldu. Üretime ilişkin kararlarda da işlemin dikey yoğunlaşma yaratıp yaratmayacağı irdelenmedi.

Buna karşın Kurul, elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirme işlemlerini değerlendirirken dikey, yatay ve yakınsayan pazarlar açısından hakim durum yaratması veya hakim durumu güçlendirmesi kapsamında daha detaylı bir analize gerek duydu. Kararlarında özellikle yakınsayan pazarlara ilişkin açıklamalarda doğal gaz perakende pazarı ile elektrik perakende pazarının yakınsayan pazarlar olarak değerlendirilebileceği yönünde görüş belirtti. Ancak yaptığı değerlendirmelerde bu pazarların kesiştiği bölgelerin genelde küçük ölçekli bölgeler olması nedeniyle herhangi bir risk taşımadığı kanaatine vardı ve bu ve diğer değerlendirmeler ışığında işlemlere izin verdi. Kurul İkinci Başkanı Mustafa Ateş’in ise yakınsayan pazarlar konusunda karar alınan hemen her kararda bir karşı oyu bulunmakta.

Gayrimenkul Sözleşmeleri de Rekabet Hukuku Kapsamına Giriyor

İngiltere’de kiralama, arazi temliki gibi eşya hukuku kapsamında yer alan sözleşmelerde de rekabet kurallarına uygunluk aranacak.

İngiltere’de Nisan 2011 itibariyle kiralama, arazi temliki gibi eşya hukuku kapsamında yer alan sözleşmelerde de rekabet kurallarına uygunluk aranacak.

Esasında gayrimenkullere ilişkin sözleşmelerin çoğunun rekabeti sınırlayıcı etkiye sahip olmadığı yönündeki hatalı algı nedeniyle bu sözleşmeler rekabet kurallarından muaf tutulmaktaydı. Ancak son dönemde oluşan uygulamalar bu algının zedelenmesine yol açtı ve İngiliz Hükümeti bu muafiyetin kaldırılmasına karar verdi.

Türkiye’de de akaryakıt sektöründe verilen intifa hakları hakkında buna yakın bir uygulama yaşanmıştı. Yakın zamanda alınan Rekabet Kurulu kararları sonucunda, akaryakıt sektöründe yaygın bir uygulama haline gelen uzun süreli intifa hakları sözleşmeleri bir geçiş dönemi tanınarak daha kısa dönemlere indirildi. Gerçekten de fiili münhasırlık yaratmak amacıyla 5 yıllık bayilik sözleşmelerinin yanı sıra 10-20 yıl gibi uzun sürelerin tanındığı intifa hakları sözleşmeleri ile akaryakıt sağlayıcıları bayileri bu uzun süreler boyunca kendilerine bağlayabiliyorlardı. Rekabet Kurulu’nun aldığı kararlar sonucunda bu sistem 18 Eylül 2010 tarihinde değişti. Blogumuzda Belit Polat’ın detaylarını yazdığı bu konuyu buradan okuyabilirsiniz.

İngiltere’de ise yenilenebilir enerji alanındaki gelişmeler sonucu geliştiricilerin çalıştıkları alanlar için münhasırlık hükmü koymaları, ayrıca sektörün özelliği sebebiyle rakipler arasında belirli arazilerin değer kazandığı maden kazıları, atık projeleri ve telekomünikasyon istasyonları açısından da benzer münhasırlıklar talep edilmesi İngiliz Hükümeti’ni bu kararı almaya iten başlıca nedenlerden. Ancak bu sözleşmeler yine tüketici yararı getirmesi ve ciddi bir olumsuz etki yaratmaması halinde muafiyetten yararlanabilecek.

Beklenen kanun yayımlandı: Devlet Destekleri Devlet kontrolünde

Devlet Destekleri hakkında sonunda beklenen ilerleme kaydedildi.

Yıllık AB İlerleme Raporlarında Rekabet Politikası başlığı altında her yıl “ilerleme sağlanamamıştır” kaydı düşülen Devlet Destekleri hakkında sonunda beklenen ilerleme kaydedildi. Devlet Desteklerini İzleme ve Denetleme Kurulu’nun kurulmasını hüküm altına alarak devlet desteklerinin belirli kurallar çerçevesinde verilebilmesine imkan tanıyan “Devlet Desteklerinin İzlenmesi ve Denetlenmesi Hakkında Kanun”un temel amacı, devlet desteklerinin Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki anlaşmalara uygun olarak düzenlenmesi ve ilgili mercilere bildirimini sağlamak üzere ilke ve esasların belirlenerek desteklerin izlenmesi ve denetlenmesi.

23 Ekim 2010 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6015 sayılı Devlet Desteklerinin İzlenmesi ve Denetlenmesi Hakkında Kanun ile Türkiye, AB’ye Gümrük Birliği çerçevesinde 1995’te taahhüt edip bugüne kadar ele alamadığı bir yükümlülüğünü yerine getirmiş oldu. Devlet destekleri 2008 ve 2009 yıllarında meydana gelen ekonomik kriz ile özellikle ABD ve Avrupa’da zora giren büyük finans ve sanayi şirketlerine verilmesi ile gündeme gelmiş ve son dönemde de sıkça tartışılmıştı. Türkiye’de ise yıllardır beklenen  bu Kanun; desteklerin disiplin altın alınması ve devletin hangi alanda kimlere ne tür yardımlar yaptığının ilk kez şeffaf ve tartışılabilir bir biçimde ortaya konması açısından büyük önem taşımakta.

Kanun’da Devlet Desteklerini İzleme ve Denetleme Kurulu’nun Maliye Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı ve Rekabet Kurumu’nca, bu kurumları temsilen, birer üye olmak üzere altı üye ile Devlet Destekleri Genel Müdürü’nden oluşması öngörülmekte. Kurul, destek veren kurum tarafından kendisine bildirilecek mevzuat taslaklarını inceleyerek Kanun’a uygun olan devlet desteklerinin verilmesine izin verme, Kanun’da öngörülen şartlara uygun olmayan desteklerin verilmemesine veya verilmiş ise geri alınmasına karar verme yetkisine sahip.

Tarım, balıkçılık ve hizmet sektörleri dışındaki tüm devlet destekleri için, devlet desteği sunan kamu kurum veya kuruluşu, verdiği desteğe ilişkin olarak gerekli mevzuat taslaklarını Kurul’a sunmakla yükümlü olacak. Kurul, kendisine bildirilen desteği ön değerlendirmeye aldıktan sonra desteğin, bir devlet desteği olup olmadığına, öyle ise “uygun devlet desteği” olup olmadığına, uygun devlet desteği olmadığı yönünde bulgular tespit ederse inceleme başlatılmasına karar verebilecek. Kurul’un kararlarına karşı ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da dava açılabilecek.

Ürünlerin veya hizmetlerin menşeiyle ilgili ayrımcılık yapılmaksızın bireysel tüketiciye verilen sosyal nitelikli destekler ile doğal afetlerin veya olağanüstü olayların sebep olduğu zararı gidermeye yönelik olan ve zararın maddi büyüklüğünü geçmeyen destekler Kanun’da “uygun devlet desteği” olarak kabul edilmiş durumda. Şu destekler de “uygun görülebilir devlet destekleri” olarak sayılmış:

  • AB seviyesine göre yaşam standardının aşırı ölçüde düşük veya işsizlik oranının çok yüksek olduğu bölgelerde ekonomik gelişmeyi sağlamak amacıyla verilen destekler.
  • Türkiye ile AB arasındaki yapısal uyum gereklerinin yerine getirilmesini sağlamayı amaçlayan destekler.
  • Türkiye ile AB arasındaki ticaret koşullarını ortak çıkarlara ters düşecek ölçüde olumsuz etkilememek kaydıyla, belirli ekonomik faaliyetlerin veya belirli bölgelerin gelişimini sağlamaya yönelik destekler.
  • Türkiye ile AB arasındaki ticaretin koşullarını ortak çıkarlara ters düşecek ölçüde olumsuz etkilememek kaydıyla, kültür mirasının ve doğal varlıkların korunmasına yönelik destekler.
  • Türkiye ve AB’nin ortak çıkarlarına hizmet eden önemli bir projenin gerçekleşmesini sağlamaya yönelik destekler.
  • Türkiye ekonomisinde ortaya çıkan ciddi sorunları gidermeye yönelik destekler.
  • Türkiye-AB Ortaklık Konseyinin belirleyeceği diğer destekler.

İkincil düzenlemelerin devlet desteklerine ilişkin ayrıntıları düzenlemesindeki önemi göz önüne alınarak Yönetmelikler’in Kurul’un oluşturulmasının ardından en geç 9 ay içinde çıkarılması öngörülmüş. Bu yönetmelikler ile belirli türdeki devlet desteklerine grup muafiyeti tanınmasına ve bir teşebbüse belirli bir dönemde belirli bir miktarı aşmayacak şekilde verilen ve rekabeti önemli ölçüde bozmayan devlet desteklerinin bu Kanun kapsamında uygun devlet desteği olduğuna ve Kurula bildirimine gerek olmadığına ilişkin usul ve esaslar belirlenecek.

Yönetmeliklerin yürürlüğe girdiği tarihte uygulanmakta olan devlet desteklerine ilişkin olarak ise, söz konusu mevzuatın, desteği veren kurum tarafından, yönetmeliklerin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3 ay içerisinde Kurula bildirilmesi öngörülmüş. Desteği verenin başvurusunu takiben Kurul, ön değerlendirmesini 60 işgünü içerisinde tamamlayıp değerlendirme sonunda desteğin kanuna uygun olmadığı yönünde bulgular tespiti ederse desteği verenden, nihai bir karar alınıncaya kadar devlet desteği verme işleminin durdurulmasını isteyebilir.

Devlet desteklerinin, temelde devletin ekonomiye müdahalesinde, en etkili müdahale araçlarından birisi olduğu kabul edildiğinde bu yöndeki bir düzenlemenin özellikle rekabet açısından ne kadar önemli olduğu da kavranabilecektir. Bu olumsuz etkilerin minimumda tutulması açısından atılan bu adımın uzun süredir düzenlenmesi beklenen bu alan açısından faydalı olacağını ümit etmekteyiz.