İngiltere’nin mobil şebeke sahipleri dörtte kaldı

Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik işlem AB Komisyonu tarafından kabul görmedi. Dilara Yeşilyaprak anlatıyor.

İngiltere’nin mobil telekomünikasyon hizmeti sağlayıcılarından Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik yaklaşık £10.3 milyar değerindeki işlem, Mart 2015’ten beri gündemdeydi.  İşlem ile birlikte, Three UK’in ana şirketi Hutchinson CK’nin İngiltere’de 30 milyon üzeri müşteri ile beraber %40 üzerinde mobil telefon kullanıcısına sahip olması beklenmekteydi. Bununla birlikte, İngiltere’nin dört şebeke sahibi üçe inecek; mobil telekomünikasyon hizmeti sağlayan şirketler arasında Hutchinson, Vodafone ve BT kalacaktı.

Söz konusu işlem, Aralık 2015’te AB Komisyonu tarafından değerlendirilmeye başladı. Bu süreçte, hem İngiltere Rekabet Otoritesi (CMA) hem de İngiltere Telekomünikasyon Düzenleme Kurumu (OFCOM) işleme ilişkin rekabetçi endişelerini dile getirdi.

İşleme izin verilmesi umudundaki Hutchinson CK birçok kez sunduğu taahhütleri gerçekleştirmeye hazır olduğunu dile getirmişti. Zira bir yandan Three UK geçtiğimiz Ocak ayında BT’nin EE’yi devralmasının artçı etkilerini yaşamaya; diğer yandan rakibi EE ve Vodafone ise pazardaki güçlü konumlarını ellerinde tutmaya devam ediyordu. Bu doğrultuda, sunulan taahhütler arasında 5 senelik fiyat sabitlemesi, Sky, Virgin, Tesco gibi işletmeciler ile şebeke paylaşımı yanı sıra pek çok kişi tarafından iddialı olarak değerlendirilen geniş kapsamlı bir yatırım programı da bulunmaktaydı. Ancak, Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik işlem AB Komisyonu tarafından kabul görmedi.

Margrether Vestager işleme yönelik yaptığı açıklamalarda mobil telekomünikasyon sektörünün rekabetçi olmasını istediklerini, rekabetçi bir sektörün uygun fiyatta ve iyi bağlantı kalitesinde inovatif mobil hizmetler sağlanmasını destekleyeceğini dile getirdi. Söz konusu işlemin İngiltere’nin mobil telekomünikasyon sektörü için olumlu sonuçlara yol açmayacağını değerlendiren Vestager, işlem ile beraber mobil şebeke altyapısını etkileyecek bir pazar liderinin doğacağını belirterek, tüketicilerin seçeneklerinin ürün ve fiyat bakımından kısıtlanacaklarını öngördüklerini ifade etti. Vestager açıklamalarında söz konusu işlemin hızlı gelişen sektör olan mobil telekomünikasyon sektörü için pek çok rekabetçi endişe doğurduğunu açıklarken aynı zamanda Hutchinson tarafından sunulan taahhütlerin yeterli bulunmadığını söyledi. Vestager’in Twitter üzerinden yaptığı açıklamalar AB Komisyonu’nun değerlendirmelerini kısa ve net bir şekilde açıklıyor:

AB Komisyonu’nun kararına yönelik Hutchinson CK tarafından yapılan açıklamalarda ise şirketin Komisyon kararını iyice inceleyip tavaf ederek temyize gideceği ve işlemi zorlayacağı yönünde ifadeler yer alıyor. Özellikle de Almanya ve İrlanda’da telekomünikasyon sektöründe izin alan birleşme ve devralma işlemleri sonrasında, Three UK ve O2 işlemine haksız yere izin verilmediğine ilişkin açıklamalar bulunuyor.

Bonus: AB Komisyonu tarafından Hutchinson CK’nin Italya’daki iştirakinin faaliyetleri ile rakibi konumundaki mobil operatör Wind’in birleşmesi işlemi incelenmeye devam ediyor. AB Komisyonu’nun İtalya’daki işleme yönelik son sözünü merakla bekliyoruz.

Eşdeğer parça taksak olur mu abi?

Dilara Yeşilyaprak, Türkiye Otomotiv Sektörü Strateji Belgesi ve Eylem Planı’nda 2016’da gerçekleşmesi hedeflenen unsurlar bakımından Rekabet Kurumu’nun rolünü anlatıyor.

Türkiye’de otomotiv sektöründe “eşdeğer parça ucuz ama kalitesi düşük” algısı baskın. Peki neden?  Çünkü eşdeğer yedek parça eksik tanımlanıyor ve “tescilli ürün” olarak nitelendirilmiyor.

otomotiv-yedek-parcaEşdeğer parçaya ilişkin tek düzenleme Rekabet Kurumu’nun 2005/4 Sayılı Motorlu Taşıtlar Sektöründeki Dikey Anlaşmalar ve Uyumlu Eylemlere İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği’nde yer alıyor. Burada ise yalnızca “eşdeğer kalitede yedek parça, bir motorlu aracın montajında kullanılan parçalarla eşdeğer kalitede olduğu varsa mevzuat gereği aranan mecburi standartlara uygunluğunun üreticisi tarafından belgelendirilmesi gereken parçalardır” açıklaması yer alıyor. Ancak standartları düzenleyen herhangi bir mevzuat yok.

Bu durum bir yandan eşdeğer parça üreticilerden tutun araç sigortası yapan şirketler gibi pek çok sektör paydaşını olumsuz olarak etkilerken diğer yandan satış sonrası pazarda rekabet endişesine yol açıyor. Zira Rekabet Kurumu’nun 2014 yılında yayınladığı Motorlu Taşıtlar Sektör Araştırması Raporu’nda ve sonrasındaki Çalıştaylar’da değerlendirildiği üzere, otomotiv sektöründe her ne kadar satış sonrası pazarının satış pazarından daha karlı olduğu gözlemlense de yedek parça pazarında araç sağlayıcısına bağımlılık yüksek. Başka bir deyişle tüketici “Orijinalden Şaşmam Abi” mantığıyla hareket ediyor.

Peki eşdeğer yedek parça tanımlamasında doldurulması gereken boşluklar nelerden oluşuyor?

  • Eşdeğer parçalarının hangi testlerden geçeceği
  • Testler sonrasında hangi sertifikaların düzenlenmesi gerektiği
  • Söz konusu sertifikaların hangi kurumlara verileceği

2015-2018 Türkiye Otomotiv Sektörü Strateji Belgesi ve Eylem Planı’nda 2016’da gerçekleşmesi hedeflenen unsurlar arasında eşdeğer parça tanımı netleştirilerek ilgili mevzuat değişikliklerinin yapılması” ve “eşdeğer parça tanımının ilgili mevzuat ile uyumlaştırılmasının ve eşdeğer parçanın orijinal yedek parça ile rekabet edebilirliğinin sağlanması” yer alıyor. Türk Standartları Enstitüsü’nün eşdeğer yedek parça tanımındaki boşlukları doldurmakta öncülük edeceğini ve daha sonrasında tanımın uyumlaştırılması ve yan sanayinin markalaşma kabiliyeti ile rekabet gücünü arttırılması adımlarında Rekabet Kurumu’nun da kadraja gireceğini görüyoruz.

2016 yılı eşdeğer yedek parça pazarında bol kazançlara vesile olur inşallah!

AB İlerleme Raporu – Gıda güvenliği, hayvan ve bitki sağlığı

AB İlerleme Raporu’nun “gıda güvenliği, hayvan ve bitki sağlığı” hakkındaki başlığını Dilara Yeşilyaprak anlatıyor.

Türkiye’nin (yüksek potansiyel sahibi) bir tarım ve hayvancılık ülkesi olduğu aşikâr; ancak  Rapor’da kayda değer bir ilerleme kat edilmeyen fasıllardan biri olarak karşımıza gıda güvenliği, bitki sağlığı ve hayvan sağlığı konuları çıkıyor.

food-securityGenel olarak, raporda, gıda güvenliğine yönelik mevzuatın geliştirilmesi ve etkin bir şekilde yürürlüğe konulması gerektiği belirtiliyor. Etiketleme, katkı maddeleri, tatlandırıcılar ve gıda destekleri konularında gelişme yaşandığı; ancak her ne kadar GDO’lu ürünlerden elde edilen gıda enzimlerine yönelik ticaretin Biogüvenlik Kurumu’nun kontrolüne alındığı dile getirilse de bu alanda mevzuat değişikliklerine gidilmesinin beklendiği belirtiliyor. Bitki sağlığı bakımından ise bitkilerin korunmasına yönelik politikaların şekillendiği gözlemleniyor.

Özellikle hayvan sağlığı, hayvan ticaretinin kontrolü ve hayvansal yan ürünler gibi alanlarda, atılan adımların yeterli olmadığı, bu alanları düzenleyen politikaların etraflıca düzenlenerek AB müktesebatına  uygun bir şekilde uyarlanması gerektiği gözlemleniyor.

Hayvan sağlığı bakımından, en çok ilerleme kaydeden alanlardan biri, hayvan hastalıklarıyla mücadele olarak nitelendiriliyor. Özellikle de ayak ve ağız yaraları beraberinde çıkan hastalıklara toplu ilaçlamanın yapılmasının ve daha katı bir denetim sisteminin benimsenmesinin bu alanda etkili olduğu gözlemleniyor. Çiftlik hayvanlarına yönelik kuralların oluşturulmasında çalışmalara rastlanıyor. Ancak hayvan sağlığı ile alakalı olan diğer hastalıklar yanı sıra insana bulaşan hastalıklar alanında herhangi bir gelişme görülmüyor.

Hayvan ticaretine yönelik olarak ise, büyükbaş hayvanlar ile küçükbaş hayvanların kayıt edilmesi alanında çalışmaların devam ettiği belirtilmekle beraber, hem kara hem deniz yoluyla sevk edilen hayvanlara yönelik kontrol/sınır noktaları ile İstanbul Sabiha Gökçen havaalanındaki hayvan sevkiyatı noktasındaki denetlemenin gereken düzeyde olmadığı dile getiriliyor.

Hayvansal yan ürünler, yem ve gıda pazarındaki dinamikler ve konumlar hakkında her ne kadar eğitim ve denetimler yürütülse de söz konusu araçların yetersiz kaldığı dile getiriliyor. Zira bu sorun ayırılan kısıtlı bütçeyle de ilişkili olabilir. Bu kapsamda, Türkiye’nin ulusal boyutta bir geliştirme politikası benimsemede geride kaldığı gözlemleniyor.

Türkiye’nin önümüzdeki bu konular üzerinde sene içerisinde yol kat edebilmesi için öncelikle ulusal bir plan hazırlayarak ve takibini yarı yolda bırakmayarak, gıda ürünlerinin AB’de öngörülen standartlara ulaşılmasını sağlaması ve hayvansal yan ürünlere yönelik kuralları geliştirerek etkili bir şekilde uygulamaya koyması gerektiği dile getiriliyor.

Hukuk dünyasında teknolojik gelişmeler

Dünyanın en büyük kadroya sahip olan hukuk bürolarından Dentons, son zamanlarda süregelen hukuki uygulamaya meydan okuyan girişimleri ile gündemde.  Mart ayında müvekkillere sunduğu hizmetleri IT tabanlı çözümler aracılığıyla geliştirmeye yönelik geliştirdiği NextLaw Labs inisiyatifini duyuran Dentons, Mart’tan bu yana hızlı bir şekilde hukuki araştırmaya ve danışmanlığa çığır açacak gelişmelere adım attı.

NextLaw Labs hakkında daha detaylı bilgi edinmek için http://www.nextlawlabs.com/ web sitesine göz atmanız yeterli.

Dentons, NextLaw Labs şemsiyesi altında müşteri-çözümlü hukuk hizmetlerini teknoloji ile geliştirmek adına bir yandan IBM ile ortaklık kurarken diğer yandan da ilk portföy şirketi olan ROSS Inteligence Inc. ile anlaşma imzaladı.

Söz konusu ortaklıkların ilk meyvesi, avukatların daha etkin çalışmasını sağlayacak ve müvekkilleri rahatlatacak bir uygulama. IBM’in Watsons teknolojisi desteğiyle alt yapısı geliştirilen ve şekillendirilen uygulama sayesinde Dentons avukatları araştırmak istedikleri konuları kendi lisanlarıyla sorabilecek, ilgili mevzuat ve içtihatlar incelenerek sorular da bu dayanakları ile beraber cevaplanabilecek.

Dentons’ın IBM ve ROSS ortaklığı ve geliştirilen uygulaması hakkında detaylı bilgi için ise http://www.dentons.com/en/whats-different-about-dentons/connecting-you-to-talented-lawyers-around-the-globe/news/2015/august/dentons-nextlaw-labs-and-ibm-cloud-fuel-legal-tech-startups web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Zorunlu unsur doktrininin sözleşme serbestisi ile imtihanı

Rekabet Kurulu’nun Berko İlaç Kararı, teşebbüsün mal vermeyi reddetme ve teşebbüsün alıcısı konumundaki ecza depoları arasında ayrımcılık yapma yoluyla hâkim durumunu kötüye kullanmaya ilişkindi. Karar’da, Kayseri’de faaliyet gösteren bir ecza deposunun şikayeti üzerine başlatılan önaraştırma kapsamında ilaç sektöründe jenerik ürünler üreten Berko İlaç’ın daha öncesinde ticari ilişkileri olan ecza deposuna mal tedarik etmeyi reddederek ticari faaliyetlerini zorlaştırdığı iddiası değerlendirilmişti. Bu iddialar kapsamında 2014 yılı boyunca ecza deposunun Berko ile çalışma taleplerinin geriye çevrildiği ve Berko ürünlerinin farklı bir kanal olan rakip kanallardan temin edilmesinin fiyatlandırma ve kampanyalar kapsamında satışlara zarar olarak yansıdığı dile getirilmişti. Nitekim şikâyet kapsamında Türkiye Eczacılar Birliği’nin Kayseri Odası tarafından da Berko İlaç’ın ürünlerini temin edemeyen eczanelerin mağdur durumda kaldığı, haksız rekabetin ortaya çıktığı ve ürünlere erişimin zorlaştığına yönelik bir yazı gönderildiğinden bahsedilmişti. Ancak sonuç olarak Berko İlaç’a yönelik bir soruşturma açılmasına gerek olmadığına oyçokluğu ile karar verilmişti.

ilac7Kararda dikkat çeken hususlardan en önemlisi Berko İlaç’ın kimi ürünlere yönelik pazarlarda lider konumunda olmasına karşın ilaç pazarında alt pazar ayrımına gidilmesinin sorun yaratması, jenerik ilaçlara yönelik pazarın geçici/değişken dinamiklere sahip olması ve söz konusu pazarda ciddi giriş engellerinin bulunmaması gerekçeleriyle “varılan sonucu değiştirmeyeceği” için hâkim durum tespitinin yapılmaması. Nitekim Kurul Üyesi Fevzi Özkan’ın Karşı Oy ’unda da belirttiği gibi Kılavuz uyarınca değinilmesi gereken üç şartın gerektiği gibi değerlendirilmeye tabi tutulmamış. Bu üç şartı tanımlayan sorular aşağıdaki gibi:

  • Sözleşme konusu mal ya da hak vazgeçilmez nitelikte mi?
  • Reddetme eylemi ikincil piyasadaki rekabeti ortadan kaldırıyor mu?
  • Haksız olduğu iddia edilen eylemin objektif gerekçesi bulunuyor mu?

Bu doğrultuda  “varılan sonucu değiştirmeyeceği” dile getirilerek herhangi bir ilgili ürün ya da coğrafi pazarın belirlenmediği Karar’da yukarıdaki üç sorunun yeterince incelenmediği gözlenmekte. Bu durum, bazı ürünler bakımından hâkim durumda olduğu nitelendirilebilecek Berko İlaç’ın sözleşme serbestisinin zorunlu unsur doktrini kapsamında gerekli incelemeye tabi tutulmadığının göstergesi olarak yorumlanabilir.

Nitekim Karşı Oy’da da Berko İlaç’ın bir kısım ürünleri kapsamında hâkim durumda olabileceği dile getirilmekte ve Berko İlaç tarafından jenerik ilaçların farklı kanallardan da temininin mümkün olduğuna ilişkin tek taraflı bir beyana dayalı gerekçelendirmenin Kılavuz uyarınca öngörülen “nesnel gereklilik” ve “etkinlik” analizi yapılmadan kabul edildiği görülmekte. Bu doğrultuda, Berko İlaç’ın sözleşme yapma reddi kapsamında bazı ilaçların dağıtılmamasının rekabet engelleyici nitelik arz ettiği ve ilgili ürün pazarının Sanofi Aventis Kararı’nın örnek alınarak “lokal” olarak belirlenmesi gerektiği belirtilerek söz konusu bazı ilaçların dağıtılamaması durumunun hem eczanelere hem de tüketicilere zarar verebileceği, bu sebeple soruşturma açılması gerektiği dile getirilmekte.

Paket paket rekabet

CapturePiyasalarda artan rekabet ile teşebbüsler gün geçtikçe daha agresif pazarlama ve satış stratejileri benimseyebiliyor. Bu stratejilerin en önemli unsurlarından biri olan ve özet bir tabirle birden fazla mal ya da hizmetin birlikte satılması anlamına gelen “paket satış” uygulamaları, rekabet hukukunun da yakından incelediği alanlardan biri.

Hakim durumdaki teşebbüslerin tek taraflı davranışları ya da rekabete aykırı anlaşmalar kapsamında rekabet ihlali olarak değerlendirilebilen paket satış uygulamaları, Türkiye’de olduğu gibi AB ve ABD’de de gündem konusu. Bu doğrultuda paket satışa konu olan mal ya da hizmetteki indirim miktarı veya teşebbüsün piyasa gücü gibi faktörlerin değerlendirilmesi büyük önem taşıyor.

Can İtez, “Mixed Commodity Bundling” adlı makalesinde paket satış uygulamalarının en yaygın çeşidi olan yönetimi, ilgili rekabet kuralları ve içtihadı ile iktisadi analizler çerçevesinde ele alıyor. Göz gezdirmek isterseniz, buradan buyrun.

Avustralya’da rekabet hukuku esintisi

Uluslararası Rekabet Ağı (ICN)’in her yıl gerçekleştirdiği konferans geçtiğimiz hafta Avustralya’nın Sydney kentinde yapıldı. ICN’in kurucu üyelerinden Avustralya Rekabet Otoritesi (ACCC) tarafından düzenlenen konferansa pek çok ülkenin rekabet otoritelerinden temsilciler yanı sıra özel sektörden de pek çok değerli yetkili katıldı. ICN’in çalışma grubu tarafından düzenlenen oturum ve panellerde, kartel ve pişmanlık başvurularından rekabet soruşturmalarında yürütülen etkinlik analizleri ve kullanılan ekonomik analizlere rekabet gündeminde bulunan pek çok konu tartışıldı. Hızlı gelişen pazarlar ve online ortamda karşılaşılan rekabet ihlalleri özelinde panellerin düzenlendiği konferansa Türkiye’den Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı ortaklarından Şahin Ardıyok beraberinde 3 temsilci daha konuşmacı olarak katıldı.

Şahin Ardıyok, “Pişmanlık Başvurusu Haricinde Kartel Soruşturmalarında Kullanılan Yöntemler” adlı panelde sunumunu rekabete aykırı anlaşmaların tanımlanmasında ekonomik analizin yeri ve normatif açıdan etkinlik tartışmaları üzerine gerçekleştirdi. Amaç ve delil arasındaki etkinin ve pişmanlık başvurularına bağlı kalmadan elde edilen delillerin ekonomik analizinin önemini irdeleyen Ardıyok, delillerin etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamak için şikâyetçilerin şeffaf bir şekilde bilgilendirilerek motive edilmesi gerektiğini, pazarların proaktif ekonomik gereçler ile önceliklendirilmesi gerektiğini dile getirirken ihlallerin belirlenmesi ve soruşturmaların belirli bir yapıya oturtulmasının önemini vurguladı. Ardıyok,  konuşmasında şikâyetler, pazar araştırmaları, pazar gözlemleri, sektör denetlemeleri, içtihat analizleri gibi pişmanlık haricinde delil toplamada etkili olan gereçlerin doğru bir şekilde kullanılmasının pişmanlık başvurularını da tetikleyeceğine değindi.

Etkinlik analizlerinin etkili hale getirilmesinin tartışıldığı panele Rekabet Kurulu’ndan Ali Arıöz ve ACTECON’dan Fevzi Toksoy konuşmacı olarak katılırken ELİG’den Gönenç Gürkaynak da konuşmasında uzlaşma ve pişmanlık başvurularında uluslararası işbirliğini ele aldı.

29 Nisan – 1 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşen konferansta rekabet gelişmeleri ve kurallarına yönelik uluslararası işbirliği, ICN’in rekabet otoriteleri, diğer uluslararası kuruluşlar ve özel sektör ile etkileşimi yanı sıra etik kuralları, adillik ilkesinin üstünlüğü, yolsuzluk ile mücadele gibi konular da tartışıldı.

AB Komisyonu uygulamasında “fair play” nasıl sağlanıyor?

Son zamanlarda hasret kaldığımız, tarafsızlık, adil yargılama ilkelerini düşünürken Avrupa ülkelerine zaman zaman neden mi bu kadar imreniyoruz?  Büyük bir ihtimalle Avrupa genelinde insan haklarını benimserken ve işlerken farklı altyapılarda “fair play” olarak da nitelendirebileceğimiz olgunun, farklı seviyelerde uygulamaya koyulması sebebiyle.

ChamberGavel_5Örneğin; 1982 yılından bu yana AB Komisyonu’nda rekabet soruşturma süreçlerinden sorumlu olan sözlü savunma/duruşma görevlileri pozisyonu – “Hearing officer” olarak adlandırılan bu kişiler, soruşturma açılan tarafların savunma haklarını adil ve etkin bir şekilde kullanmasını sağlamakta. Avrupa İnsan Hakları’na bağlı kalarak bağımsız ve tarafsız olarak hareket eden ve Komisyon’un karar verme yetkisini kısıtlayabilecek figürlerden biri olarak nitelendirilebilen bu kişiler birincil olarak savunma sürecinin izlenmesi, sözlü savunmaların organize edilmesi, ikincil olarak ise taahhüt ve kartel davalarının uzlaşma süreçlerinin denetlenmesinde rol oynamakta.

Bu bağlamda, ticari sır nitelikli bilgilerin gizliliği, avukat- müvekkil iletişimlerinin gizliliği, aleyhine tanıklık yapma hakkından dosyaya erişim, bilgi taleplerine cevap ve teşebbüslerin konumu hakkında bilgilendirilme sürecine kadar etkili bir rol oynayan bu kişiler, her dava hakkında söz konusu unsurları ele alan iki rapor hazırlamakta.  Savunma sonrasında sözlü savunmayı özetleyen ara rapor, duruşma görevlilerinin bu sürece kadar usule yönelik izlenimlerini ele almakta. Bu dönemde duruşma görevlileri ilgili ara rapordan bağımsız olarak soruşturmanın genişletilmesi, itirazların kullanımı ve formüle edilmesi gibi maddi konular üzerine de gözlemleyen bir ek bir yazı da sunabilmekte. Yani iki belge de Komisyon’a tarafsız bir bakış açısından yaklaşım sunulmasını sağlıyor.

Daha sonrasında sunulan nihai rapor ise, soruşturma taraflarının savunmalarının etkin ve adil bir şekilde değerlendirilip değerlendirilmediğini irdelemekte. Nihai kararın alınması sonrasında taraflar yanı sıra AB Resmi Gazetesi’nde (the Official Journal of European Union) de nihai kararın ekinde yayınlanan rapor,  hem İstişari Komite’ye (Advisory Committee) hem de Komisyon Kurulu Üyeleri’ne (College of Commissioners) bağımsız bir değerlendirme sunmakta, kamuya ve soruşturmanın taraflarına dava özelinde tarafsızlık, adil yargılanma gibi konular hakkında bilgi vermekte.

Peki bize ne?

Kamu spotları vs. ile rekabet kuralları bilincinin arttırılmaya çalışıldığı günümüzde, Rekabet Kurumu’nun da böyle bir pozisyonu benimsemesi, hem taraflar hem de kurum ile kamu arasındaki şeffaflık, tarafsızlık ve adil yargılamanın da etkin bir şekilde sürdürülmesinin sağlanmasında etkili olacak bir oluşum olarak değerlendirilebilir.

İstanbul, Uluslararası Rekabet Hukuku Zirvesi’ni ağırlıyor!

25 Mart’ta gerçekleşecek ve gün boyu sürecek olan Uluslararası Rekabet Hukuku Zirvesi, şirket avukatları ve yöneticilerine yönelik zengin bir içerikle Taksim’deki Grand Hyatt Otel’de yapılıyor.

CaptureRekabet dünyasında ileri gelen online araştırma platformu olan Wolters Kluwer tarafından organize edilen ve Rekabet Kurumu, European Company Lawyers Association, Asian Competition Forum, International Law Association, The British – Turkish Lawyers Association gibi kuruluşların katkılarıyla düzenlenen zirveye, Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı Rekabet Grubu’nun Kıdemli Ortağı Şahin Ardıyok da konuşmacı olarak katılıyor.

Türk rekabet hukuku ile yeni gelişen Suudi Arabistan rekabet hukukunun yapısı ve bu yapıların Uluslararası Rekabet Ağı’nın (ICN) tecrübesi ve öngörüleri ile etkileşimini paylaşacak olan Şahin Ardıyok,  rekabet uyum programlarının uluslararası ortamda ve Türkiye’deki önemi ve etkisini tartışacak.

Rekabet Kurulu üyelerinden Dr. Murat Çetinkaya’nın yanı sıra akademisyenler ve uluslararası hukuk firmaları temsilcilerinin de katılacağı ve sunumlar beraberinde açık oturumun da yer alacağı bu etkinlik, rekabet hukuku dünyasının mesleki ve ticari yönü hakkında etraflı bilgi verecek.

Katılmayı düşünürseniz, etkinlik hakkında aşağıda belirtilen detaylı bilgilere bakmanızı öneririz; Turkey & Middle East: Global Competition Law Forum

AİHM’den yerinde inceleme kararı

Çek Rekabet Otoritesi, 2003 tarihinde Çek Cumhuriyeti’nin en büyük fırıncılarından olan Delta Pekarny’de diğer fırıncılar ile anlaşarak taze ekmek ve hamur işi mamul fiyatlarını paralel olarak yükselttiği iddiası ile yerinde inceleme gerçekleştirmişti. Bu incelemede, CEO’nun bir toplantıya katılması gerektiği belirtilerek dizüstü bilgisayarı kapatılmış ve başka bir yönetici ise basılan iki belgeyi gizlilik özelliği taşıdığı ve özel hayata ilişkin yazışmaları içerdiği gerekçesiyle geri almıştı.

dawn-raidsBunun üzerine Çek Rekabet Otoritesi, yöneticilerin davranışlarının Kanun’u ihlal ettiği gerekçesiyle CZK 300,000 miktarında ceza vermişti. Delta Pekarny, konuyu en son Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa Toplulukları Adalet Divanı ve Çek Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi içtihadından örnekler vererek mahkeme izni alınmadan yapılan yerinde incelemenin insan haklarına aykırı olduğunu ileri sürdü ve 2010 yılının Aralık ayında AİHM’e başvuruda bulundu.

Alınan karar, Çek Rekabet Otoritesi tarafından Delta Pekarny’e yönelik gerçekleştirilen yerinde incelemenin özel hayatın gizliliği hakkını ihlal ettiğine yönelik verildi. AİHM, Çek Rekabet Otoritesi tarafından mahkeme izni alınmadan teşebbüslerin ofisleri ve diğer alanlarında yapılan baskınların hukuka uygun olmadığını dile getirdi. Verilen kararda, Başkan’ın yerinde incelemelerin kapsamına yönelik yeterince takdir yetkisi olduğu ancak yapılan baskınlarda Rekabet Otoritesi Başkanı’nın izninin yeterli olmadığı ve gerçekleştirilen yerinde incelemenin yargı kontrolüne tabi tutulmayarak yerel mahkemeler tarafından hukuki gerekçesi, amacı, kapsam ve süreci yanı sıra gerekliliği ve orantılılığı doğrultusunda dikkatlice incelenmediğine hükmedildi.

Kararda ilgi çeken bir diğer nokta da, AİHM’in Delta Pekarny yetkilileri tarafından gerçekleştirilen engellemelere yönelik olumsuz çıkarımlarda bulunmaması…

Rekabet Kurumu Başkanı’nın Mesajı

Rekabet Kurumu Başkanı Prof.Dr. Nurettin Kaldırımcı’nın 2015 yılı mesajı Rekabet Kurumu’nun sitesinde yayınlandı. Kaldırımcı, “Zamanın Farkında Olmak: Geçmiş ve Gelecek Arasında Kaybolmamak” adlı mesajını geçmişin geleceğe yönelik verilen kararlardaki yerini irdeleyerek bu bağlamda sürdürülebilirliğin önemini dile getirerek açtı. Adil bir rekabetçi yaklaşımın her alanda daha verimli, yaratıcı, rasyonel, bilinçli bir toplumun oluşmasını tetiklediğini dile getiren Kaldırımcı, toplumsal kesimlerdeki tüm paydaşlar aracılığıyla ülkemizde rekabet savunuculuğunun ve rekabetçi duyarlılığın iyileştirilmesinin gerekliliğini vurguladı.

05nurettinkaldirimci15cm671Yasama ve yürütme organlarının belirleyeceği sınırlar çerçevesinde şekillenecek rekabet politikalarına değinen Kaldırımcı, bu bağlamda bağımsız ve özerk bir kamu kurumu olan Rekabet Kurumu’nun etkin bir şekilde yönetiminin ve hükümet ile iletişiminin önemine de değindi. Kaldırımcı, Kurum tarafından makro ve mikro düzenlemelerin oluşturulması gerektiğini ve 2014-2018 Rekabet Kurumu Stratejik Planı ve oluşturulan iç denetim sistemi doğrultusunda bu düzenlemelere yönelik performans kriterlerinin değerlendirileceğini açıkladı.

Geçtiğimiz yıl içerisinde “Ulaştırma, Taşıt ve Hizmetleri”, “İnşaat”, “Bilgi ve İletişim Teknolojileri”, “Gıda Tarım, Ormancılık, Balıkçılık, Hayvancılık” alanlarına yönelik 7 soruşturmanın açıldığı ve 21 soruşturmanın tamamlandığını söyleyen Kaldırımcı, bu dönemde alınan en önemli kararın özellikle Kurul’un bugüne kadar en yüksek idari para cezası verdiği ve yıl boyunca çeşitli tartışmalara konu olan TÜPRAŞ ve OPET kararı olduğunu açıkladı. Ek olarak, 2014 yılında daha önceki yıllara nazaran az sayıda soruşturma açıldığını vurgulayan Kaldırımcı, genel rekabet bilincinin artması yanı sıra çeşitli dosyalarda kurumsal önceliklendirme değerlendirmesi yapıldığını belirtti. Birleşme devralmalar kapsamında da önceki yıllara göre düşüşe uğrayan karara bağlanan dosya sayısı 2014 yılında 215 olarak niteleyip, bu durumun 2010/4 sayılı Tebliğ’de öngörülen bildirim eşiğinin 2012 yılında güncellenmesi ve ekonomik konjonktür faktörlerine bağlı olabileceğini dile getirdi.

Mevzuat düzenlemeleri kapsamında 1 Tebliğ ve 2 Kılavuz’un yayınlandığını belirten Kaldırımcı, 2014-2018 Stratejik Planındaki hedefler doğrultusunda çalışmaların devam ettiği, ek olarak daha önce akaryakıt ve LPG piyasaları özelinde bir düzenlemenin olmadığı dikey anlaşmalara ilişkin tebliğ hazırlığı yapıldığını belirtti. Buna ek olarak Ceza Yönetmeliği değişikliğinin kanun değişikliği nedeniyle askıya alındığını açıklayan Kaldırımcı, Kurum’un 2015 yılından en büyük beklentisinin rekabet kurallarını daha açık ve anlaşılır hale getiren, teşebbüslere yönelik hukuki belirliliği arttıran, bürokrasiyi azaltan 4054 sayılı Kanun’da değişiklik yapılmasına yönelik taslak kanunun yasalaşması olduğunu vurguladı. Kaldırımcı, mesajını Kurum’un çalışmalarını “tüketicilerin daha kaliteli ürünü, daha düşük fiyatla almalarını sağlayacak rekabetçi piyasalar” hedefiyle devam ettireceğini niteleyerek sonuçlandırdı.

Prof.Dr. Nurettin Kaldırımcı’nın mesajını buradan okuyabilirsiniz.

Zararların tazminine dair AB Direktifi hakkında panel

AB Direktif’i, Belit Polat’ın da konuşmacı olarak yer aldığı panelde tartışıldı.

conferenceAB’de rekabet ihlallerinden doğan tazminat davaları hakkında yayınlanan Direktif, geçtiğimiz günlerde Türk Rekabet Kanunu’na etkileri bakımından tartışılmak üzere masaya yatırıldı. Direktif’in “Zararların Tazminine Dair Avrupa Direktifi, Türk Rekabet Kanunu’nda Neleri Değiştirecek?” başlıklı oturumda tartışıldığı panel, Rekabet Derneği, Rekabet Uzmanları Derneği ve Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rekabet ve Regülasyon Çalışmaları Merkezi tarafından Ankara’da düzenlendi.

Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı Rekabet Grubu’nun Kıdemli Avukatı olan Belit Polat ile İstanbul Sebahattin Zaim Üniversitesi’nden İlhan Yiğit’in konuşmacı olarak yer aldığı panelde,  özel hukuk yaptırımları hakkında üye devletlere önerilerin sunulduğu Direktif’in Türkiye’nin AB müktesebatına uyum yükümlülüğü kapsamındaki etkileri tartışıldı. Konunun uygulamasındaki eksiklikler ile ileriye yönelik değerlendirmelerin sunulmasının ardından, özel hukuk yaptırımlarının etkinliği ele alınarak yargı içtihatlarından örnekler verildi. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi üyesi olan Ayşe Albayrak Doğan’ın moderatörlüğünü yaptığı panele, Rekabet Kurumu Başkanı, Rekabet Kurulu Üyeleri, akademisyenler ve Rekabet Uzmanları tarafından da katılımda bulunuldu.

 

Hatalıysam, aramızda kalsın

…gibi bir kamyon arkası yazısına benzer bir soruşturma yürüyor. AB’den haberleri Dilara Yeşilyaprak anlatıyor.

İngiltere Rekabet Otoritesi, 2010 yılında ticari araç üreticilerine yönelik başlattığı soruşturmayı sonlandırma kararı alarak AB’deki kamyon endüstrisinin incelenmesinde artık AB Komisyonu’nun önemli bir rol oynayacağını dile getirmişti. Buna istinaden de Komisyon, 2011 başında bu endüstrideki teşebbüslere baskınlar düzenlemeye başlamıştı.

Yakın zamanda yapılan basın açıklamasında ise Komisyon, birçok ağır ve orta ticari kamyon üreticilerinin kartel oluşumu içerisinde olduğundan şüphelendiğini dile getirdi. Bu basın açıklamasına yönelik çıkan haberlerde, geniş çaplı bu kartel soruşturmasının, aralarında Daimler, Volvo ve Iveco’nun ana şirketi olan CNH Industrial’ın da bulunduğu dünyadaki en büyük kamyon üreticilerinin yıllık gelirlerinin %10’una kadar cezalandırılmasına neden olabileceği belirtildi.

AB Rekabet Komisyonu Üyesi Margrethe Vestager de yaptığı açıklamada, karayolu ulaşım maliyetini yüksek tutmanın ekonomiyi önemli derecede olumsuz olarak etkilediğini belirtirken, söz konusu sorunun uzlaşma ile çözülmesinin güç olacağını dile getirdi. Volvo ve Daimler gibi markaların 2013 yılında öngördükleri muhtemel rekabet cezasına ilişkin olarak hissedarlarına uyarı niteliğinde yaptıkları açıklamalara rağmen AB Komisyonu’nun kartel soruşturmasına yönelik Raporunu gönderdiği teşebbüsleri açıklamaması dikkat çekiyor.