İdari Yargı Aşamasındaki Rekabet Kurulu Kararları – Haziran 2013

Haziran ayında yayımlanan İdare Mahkemesi/Danıştay kararlardan bazılarını derledik.

Bilindiği gibi Rekabet Kurulu kararlarına karşı kanun yolu olarak idari yargı yolu açık bulunmakta.

Biz de sizler için Haziran ayında yayımlanan kararlardan bazılarını aşağıda derledik:

Elektrik Dağıtım Şirketlerinin Tüketicilerden Aldığı Bedeller

Can Artüz, tüketicileri yakından ilgilendiren iki konuya açıklık getiriyor:

Faturalardaki ‘kayıp-kaçak bedeli’ ne anlama geliyor? Sayaç bedeli ve işletiminden kim sorumlu?

Aslında her şey 2011 yılında bazı elektrik dağıtım şirketlerinin faturalarda kayıp-kaçak bedelini ayrı bir kalem olarak göstermesiyle başladı.

BOS001755Bu zamana kadar faturalarda “birim fiyat” kalemi altında mevcut olan kayıp-kaçak bedeli şeffaflık amacıyla gösterilmeye başlanınca[1] tepkilerin de ardı arkası kesilmedi. Yani, zaten ödediğimiz bir bedeli açıkça görünce tüketici olarak hepimiz rahatsız olduk ve kendimize kayıp-kaçağın bedelini neden ben ödüyorum diye sorduk. Ne dersiniz, işler şeffaf değilken daha mı mutluyduk?

Şeffaflığın mutluluk getirip getirmediği bilinmez ama kayıp-kaçak bedellerinin dağıtım şirketlerince belirlenmediği ve EPDK tarafından onaylan tarifelere bağlı olduğu bir gerçek. Her ne kadar söz konusu bedeller tüketici sorunları hakem heyetlerinde ve tüketici mahkemelerinde uyuşmazlık konusu yapılsa da, EPDK’nın düzenleyici işlem niteliğindeki tarifelerine bağlı oldukları için başvurulacak yargı yolunun da idari yargı olması gerekiyor.

Kayıp-kaçak bedelleri hakkında yaptığımız bu kısa açıklamadan sonra, konuya paralel ve güncel bir konu olan sayaç değişimi mevzusuna da değinmek gerekiyor. Özellikle son günlerde basına yansıyan açıklamalar nedeniyle elektrik sayaçlarının dağıtım şirketlerince değiştirilmesi konusu kamuoyunu oldukça ilgilendiren bir hal aldı. Sayaç ücretleri çok yüksek miktarda olmasa da, abone sayısının milyonlarla ifade edildiği düşünüldüğünde toplam rakam yüz milyonları buluyor. Biz de konuya bir de güncel mevzuat çerçevesinde bakalım istedik.

Aslında bu konuda derinlemesine bir mevzuat taraması yapmaya gerek yok. Çünkü yeni Elektrik Piyasası Kanunu konu hakkında aydınlatıcı hükümler içeriyor. Kanunun dağıtım faaliyetini hüküm altına alan 9. maddesine göre dağıtım şirketleri lisanslarında belirlenen bölgelerde sayaçların okunması, bakımı ve işletilmesi hizmetlerinden sorumlu tutulmuş. Aynı maddenin 7. fıkrasına göre de sayaçların mülkiyetinin dağıtım şirketlerine ait olduğu, kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle (30.03.2013) kullanıcıların mülkiyetinde olan sayaçların işletme ve bakım hizmetleri karşılığında kullanıcılardan iz bedelle devralınacağı belirtilmiş. Ancak bu uygulamaya ilişkin usul ve esasların EPDK tarafından çıkartılacak yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmüş.

Yaşanan tartışmaların sebebi de söz konusu yönetmeliğin henüz çıkarılmamış olması. Bu süreçte dağıtım şirketlerinin değiştirdiği sayaçların bedellerini tüketicilerden alması aslında kanunun ruhuna aykırı bir uygulama olarak görülüyor. Bu noktada atılacak en doğru adım EPDK’nın bu konuda düzenleme yapmasını bekleyerek bu uygulamaya son vermek olacaktır.


[1] Doğan,B.F.: Elektrik Piyasalarında Tüketicilerden Kayıp-Kaçak ve Sayaç Okuma Bedeli Alınmasının Hukuka Uygun Olup Olmadığı ve Tüketici Sorunları Hakem Heyetinin Görev Alanına Girip Girmediği, Enerji, Piyasa ve Düzenleme Cilt:2, 2011, Sayfa 74-88.

Elektrik Üretim Tesislerinin Denetimi

Elektrik piyasasının serbestleşmesi süreci, önemli sorunları da beraberinde getirdi.

Devamı Can Artüz’ün yazısında.

Elektrik piyasasının serbestleşmesi süreci, önemli sorunları da beraberinde getirdi.

Bu bağlamda irdelenmesi gereken önemli konulardan biri, kamu hizmeti olarak değerlendirilen elektrik üretiminin, özel sektör tarafından gerçekleştirilmesi halinde kimin tarafından denetleneceği hususu.

BOS001370Bu soruya yanıt vermek için bakılması gereken kaynaklar 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun. Özellikle 4628 sayılı Kanun’un Geçici 14. maddesinin f. fıkrasında ve 5346 sayılı Kanun’un 6/c maddesinde ilk bakışta birbirine çok benzeyen düzenlemeler bulunmakta. 4628 sayılı Kanun’un ilgili maddesinde özetle elektrik enerjisi üretim tesislerinin su yapılarıyla ilgili kısmının denetiminin DSİ tarafından yapılacağı veya yetkili su yapı denetim şirketlerine yaptırılabileceği, 5346 sayılı Kanun’un ilgili maddesinde ise bu Kanun kapsamındaki elektrik üretim tesislerinin lisansı kapsamındaki inceleme ve denetimin EPDK tarafından yapılacağı veya yetkilendirilecek denetim şirketlerine yaptırılabileceği düzenleniyor.

Her iki düzenlemede de bu denetim şirketlerinin sağlaması gereken koşullar ya da denetimin kapsam, usul ve esaslarının çerçevesi Kanun’da çizilmemiş, sadece yönetmelikle düzenlenir denilmekle yetinilmiş. İşte bu düzenlemeler Anayasa Mahkemesi’nin incelemesine konu olmuş ve her iki düzenlemede de denetimin özel şirketlere yaptırılabilmesinin yolunu açan kısımlar iptal edilmiştir. Her ne kadar 4628 sayılı Kanun’un ilgili maddesine ilişkin verilen iptal kararının gerekçesi henüz açıklanmasa da, 5346 sayılı Kanun’un ilgili maddelerine yönelik gerekçeli karar 28433 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Buna göre, elektrik üretim tesislerinin denetiminin yetkilendirilecek denetim şirketlerine yaptırılabileceği şeklindeki düzenleme iptal edildi. İptalin gerekçesi ise, bu denetimin yönteminin sınırlarının çizilmediği ve bunun yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesi ile kamu hizmetlerinin gerektirdiği görevlerin memurlar eliyle görülmesi ilkesiyle bağdaşmayacağı şeklinde.

Peki, Denetimi Kim Yapacak?

Bu karar ışığında söyleyebiliriz ki, 4628 sayılı Kanuna ilişkin verilen iptal kararının gerekçelerinin de açıklanan gerekçelerle paralel olması muhtemel. Bunun sebebi ise, her iki düzenlemenin de temel olarak aynı amacı gütmekte ve aynı yöntemle bu amaca ulaşmaya çalışıyor olması.  Bu iptal kararlarından sonra ise denetim konusunda herhangi bir boşluk doğmayacağı ve denetimlerin ilgili maddelerde işaret edildiği üzere DSİ ve EPDK tarafından yapılmaya devam edileceği söylenebilir.

Ayrıca bu noktada değinilmesi gereken diğer bir husus, 4628 sayılı Kanun’un ilgili maddesine yönelik verilen iptal kararının yayımı tarihinden itibaren 6 ay sonra yürürlüğe girecek olması. Bu da, bu süreç içerisinde denetimlerin hem DSİ hem de yetkili şirketler eliyle yapılabileceği anlamını taşımakta.

Görüyoruz ki, elektrik piyasasının serbestleştirilmesi ve rekabete açılması sürecinde  -piyasanın doğrudan kamu yararını ilgilendirmesi sebebiyle- bazı sıkıntılar yaşanmaya devam etmekte. Serbestleşen piyasada, bu serbestliğin sınırlarının doğru bir şekilde çizilmesi büyük önem arz ediyor. Özellikle denetime ilişkin faaliyetlerin kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılması konusunda hassasiyet gösterilirse bu sürecin daha sağlıklı bir şekilde ilerleyeceğini düşünüyoruz.

RK’dan Elektrikçilere iyi haber

Rekabet Kurulu’nun kamuoyuyla paylaştığı önaraştırma kararı , güncel bir konu olan Gün Öncesi Piyasası (GÖP)’na ilişkin rekabet ihlali iddialarını ele alıyor.

Devamı Can Artüz’ün yazısında.

Rekabet Kurulu’nun kamuoyuyla paylaştığı önaraştırma kararı, güncel bir konu olan Gün Öncesi Piyasası (GÖP)’na ilişkin rekabet ihlali iddialarını ele alması sebebiyle hem rekabet hukukuyla hem de enerji hukukuyla ilgilenenlerin dikkatini çekecek nitelikte bir karar.

İlk olarak Rekabet Kurulu’nun incelediği iddiaları ve vardığı sonucu irdelememiz gerekiyor. GÖP’te fiyatların son dönemde aşırı yüksek tutarlarda gerçekleşmesi ve hatta azami fiyatlarla eşitlenmesinin, piyasa katılımcılarının arasında bir anlaşmanın bulunduğuna işaret ettiği ileri sürülüyordu. Rekabet Kurulu ise soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar vererek bu iddiaları haklı bulmadı.

BOS001972Neden soruşturma açılmadı?

Kararın detaylarına girmeden önce, GÖP hakkında kısa bir açıklama yapalım: GÖP, Elektrik Piyasası Dengeleme ve Uzlaştırma Yönetmeliği (DUY) kapsamında oluşturulan ve piyasa katılımcılarının (yönetmelik kapsamında lisans sahibi olan tüzel kişilerin) bu mekanizmaya tahmini üretim ve tüketim miktar bilgilerini vermeleri yoluyla gerçekleşen organize toptan elektrik piyasasıdır. Bu mekanizmanın kurulma amacı ise elektrik piyasasında arz ve talep dengesinin gün öncesinde sağlanması ve gün içinde yaşanması muhtemel olan kısıtların önüne geçebilmektir. İşte, Rekabet Kurulu’nun incelediği olayda da piyasa katılımcılarının gizli anlaşmalar yoluyla GÖP’teki fiyatların aşırı artmasına sebep olduğu iddiaları incelenmektedir.

Piyasa katılımcıları bunu nasıl yapabilir?

Bunun en tipik örnekleri; elektrik üretiminin bilerek faaliyet dışı bırakılması ya da katılımcılar arası anlaşmalar yoluyla suni arz problemleri yaratarak fiyatların artmasına sebep olunmasıdır. Bu durumların varlığı halinde, katılımcıların pazar güçlerini kötüye kullandığından ve rekabeti bozucu şekilde davrandıklarından söz edilebilir. Ancak arz kısıtlarının iklim koşulları, iletim sınırlamaları veya katılımcıların kendilerinden kaynaklanmayan sorunlar nedeniyle gerçekleşmesi halinde bu fiyat artışlarının sistemin fiziksel özelliklerinden kaynaklandığı ve firmaların rekabeti bozma amacı gütmedikleri kabul ediliyor.

Rekabet Kurulu da, soruşturma açılmasına gerek olmadığı kararını verirken tam da bu noktadan hareket etmiş. Kurul’a göre, GÖP fiyat artışları, piyasa katılımcıları arasındaki bir anlaşmanın değil, BOTAŞ’ın doğal gaz ile elektrik üreten santrallere yaptığı doğal gaz satışlarında zorunlu kısıntıya gitmesinin bir sonucu. Yakıt temin edemeyen santrallerin büyük kısmının faaliyetlerini durdurması elektrik arzında büyük bir düşüşün gerçekleşmesine sebep olmuş ve fiyat artışı arzdaki bu azalma nedeniyle gerçekleşmiş.

Görüldüğü üzere burada piyasa katılımcılarının bilinçli bir şekilde gerçekleştirdiği ve kar amacı güden bir davranışları değil, tümüyle iradeleri dışında girdi sağlayamamalarından kaynaklanan bir durumdan bahsediliyor. Bu durum, elektrik üretiminde doğal gaza olan bağımlılığının bir an önce azaltılması ve doğal gaz endüstrisindeki sıkıntıların giderilmesi gerekliliğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Buna yönelik olarak önemli adımlar da atılıyor. Doğal gazda depolama tesislerinin sayısının artırılması, LNG faaliyetlerinin gelişmesi ve doğal gaz ithal edilen ülkelerde çeşitlilik sağlanmasına yönelik çalışmalar yanında nükleer enerji santrallerinin devreye alınması, inşaatı devam eden HES’lerin işletmeye alınması, kömürün ve yenilenebilir kaynakların kullanımının artması yönünde atılan adımların daha kararlı bir arz yapısı ve daha az dalgalı bir GÖP için önemli olduğunu düşünüyoruz.

Elektrikte Çantacılara İzin Yok

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, katıldığı 11. Enerji Yatırım Konferansı’nda enerji sektörü için önemli bir açıklama yaptı.

Devamı Can Artüz’ün yazısında.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, katıldığı 11. Enerji Yatırım Konferansı’nda enerji sektörü için önemli bir açıklama yaptı: “Elektrikte çantacılara izin yok!”

Peki, Bakan Yıldız ne demek istedi?

BOS001862Önce piyasadaki ifadesiyle ‘çantacılığın’ ne olduğuna ve bu sistemin nasıl işlediğine değinmek gerekiyor. ‘Çantacılık’ en basit anlatımla, elektrik piyasasında, aslında yatırım yapmaya niyeti olmayan müteşebbislerin(!) lisans alarak gerçek yatırımcılara bu lisansları satmaları olarak tanımlanabilir. Daha önceden alınmış bu lisanslar, piyasaya yeni giriş yapacak üreticilerin söz konusu kaynak için yeni lisans başvurusunda bulunmalarını engelliyor ve yatırımcı daha önce alınmış lisansa belli bir bedel ödemeyi göze alıyor. Her ne kadar lisans devri ilgili mevzuat uyarınca mümkün değilse de, lisans sahibi şirketin hisselerinin tamamının bir başka şirkete ya da onun hissedarlarına devretmesi şeklinde lisanslar da şirketle beraber el değiştirmiş oluyor.

2012 yılının ilk aylarında kamuoyu ile paylaşılan Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı Taslağı’nda öngörülen ‘önlisans’ kurumunun bu soruna çare olması amaçlanıyor. Taslağın çizdiği çerçeveye göre önlisans; üretim faaliyetinde bulunmak isteyen tüzel kişiye,  yatırıma başlaması için gereken prosedürleri tamamlaması amacıyla verilecek bir çeşit hazırlık aşaması lisansı olarak düşünülebilir. Buna göre,  üretim faaliyetinde bulunmak isteyen bir tüzel kişinin lisans almak için belirli süreler içerisinde Kanun’da öngörülen yükümlülükleri yerine getirmiş olması gerekiyor. Bununla birlikte, üretim lisansı almak isteyen tüzel kişilerin ortaklık yapısını değiştirecek doğrudan ya da dolaylı işlemler yapması veya hisse devri yapması halinde önlisansın hükümsüz kalacağı da önlisans mekanizmasının getirdiği en önemli yeniliklerden biri. İşte bu düzenleme sayesinde yukarıda işaret ettiğimiz,  hisse devri yoluyla lisansların şirketle beraber el değiştirmesi uygulaması da son bulmuş olacak.

Bunun bir tamamlayıcısı olarak getirilen diğer bir düzenleme ise Taslağın hâlihazırda yatırıma başlamamış bulunan lisans sahiplerinin EPDK’na başvurarak lisanslarının sona erdirileceği ve belirli süreler için önlisans verileceğini düzenleyen hükmü. Bu hüküm sayesinde, sadece yeni verilecek lisanslar değil, önceden alınmış, fakat yatırımına başlanmamış lisanslar da yukarıda bahsettiğimiz düzenlemeye tabi olacak.

Bu şekilde sınırlı enerji kaynaklarının ülkeye kazandırılmasında yatırım niyeti olmayan, adeta aracı konumunda olan oyuncuların sistemin dışına itilmesi, lisansların sadece gerçek yatırımcılara verilmesinin sağlanması hedefleniyor. Gecikmiş bir düzenleme olsa da, her yıl milyarlarca dolar enerji faturası ödeyen ülkemizin kendi kaynaklarını değerlendirme konusunda her türlü gecikmeyi bertaraf etmek üzere atılan bu adımların isabetli olduğunu düşünüyoruz.