Meksika slot tahsisi konusunda çözüm üretmeye çalışıyor

Beyza Uygun, slot tahsisi konusunda Meksika’dan haberleri iletiyor.

Havayolu taşımacılığı endüstrisinin önemli problemlerinden birisi alt yapı unsurlarının geliştirilemediği yerlerde mevcut havaalanı kapasitelerinin etkin kullanımının sağlanamaması. Bu noktada slot tahsisi konusu karşımıza çıkıyor. Slotların etkin şekilde tahsis edilmesinin sağlanması havayolu firmalarının rekabetçi bir ortamda faaliyet göstermesi açısından önem taşıyor.

Arial View of Mexico City Airport
Arial View of Mexico City Airport

Bu haberimiz ise slotların etkinsiz kullanımından kaynaklanan antirekabetçi uygulamalar ile mücadele etmek isteyen Meksika Rekabet Otoritesi ile ilgili.

Meksika Rekabet Otoritesi, kalkış ve yer slotlarına yetersiz erişim ile ilgili yürütülen soruşturmayı sonuçlandırdı ve soruşturma neticesinde Meksiko’da bulunan uluslararası havaalanında ana tesislerin kurulması yoluyla slot etkinsizliğinden kaynaklanan rekabetçi endişelerle mücadeleyi tavsiye etti.

Uçak pisti, hızlanma pisti bunların yanında görsel yardımcılar ana tesisler olarak kabul ediliyor ve sektörde bu tesislere erişimdeki koşullar havayollarındaki rekabeti engelliyor. Otorite, bu açıdan hükümete de tavsiyelerde bulunabileceğini antirekabetçi uygulamaları bertaraf edebilmek adına bazı varlıkları elden çıkarmasını isteyebileceğini ifade ediyor. Soruşturmayı yürütenler özellikle kalkış ve yer slotlarında yaşanan etkinsizliğin altını çiziyor. Slotlarda yaşanan etkinsizlik ile birlikte pazarda yaşanan yoğunlaşma havayolu işletmecilerinin pazara girişine engel yaratıyor. Bu durumun sonucu olarak ise taşıyıcı firmalar rotalar için yüksek fiyat belirliyor.

Meksika Rekabet Otoritesi, sektördeki pazar payının belirlenmesinde havayolu firmalarının havaalanında sahip oldukları kullanım hakkı süresinin çok etkili olduğunu belirtiyor. Otorite’nin bir diğer tavsiyesi ise kalkış ve yer slotlarında yedek bir listenin hazırlanması. Bu sayede slot zamanlamasında yaşanan şeffaflık eksikliğinin neden olduğu rekabet sorunları ile mücadele etmeyi hedefliyor. Slotların etkin kullanılmasında ve erişimde açık kuralların bulunması gerekliliği büyük önem taşıyor. Bu nedenle Otorite, havayolu firmaları arasındaki rekabeti destekleyebilmek adına havaalanı tesislerine erişimin koşullarını açıkça düzenlemeyi amaçlıyor.

Kamu ihale mevzuatı hakkında görüş

Elif Duranay, Rekabet Kurumu’nun kamu ihale mevzuatı hakkındaki görüşlerini bizlerle paylaşıyor.

Kamu İhale Kanunu’nda; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından belirlenecek olan ve hakkında görüş talep edilen Kamu Alımlarında 4743 Sayılı Kanun Kapsamında Fiyat Avantajı Sağlanması Zorunlu Olan Ürün Listesi’nde yer alan malların ihalelerinde yerli malı teklif eden istekliler lehine %15 oranına kadar fiyat avantajı sağlanmasının zorunlu olmasına ilişkin hüküm bulunuyor. Bu yönüyle Gümrük ve Ticaret Bakanlığı hazırlanan taslak ürün listesi hakkında Rekabet Kurumu’ndan görüş talep etmişti.

Kurum vermiş olduğu görüşte, listede bulunan ürünlere ilişkin eldeki bilgilerin yetersizliği nedeniyle ürün/pazar seviyesindeki rekabet açısından herhangi bir değerlendirme yapamayacaklarını ancak yerli malı teklif eden istekliler lehine sağlanacak fiyat avantajı ile ilgili olarak ihalelerde ortaya çıkabilecek olan rekabet avantaj ve dezavantajları hakkında birtakım değerlendirmelerde bulunabileceklerini belirtiyor.

Kurum yapmış olduğu değerlendirmede, yerli malı statüsündeki ürünlerin ilgili pazarda payları ile sayıları bakımından yetersiz olmaları ve ağırlıkta olmaları noktasında ayrıma gidiyor.

Kurum’a göre; yerli malı statüsündeki ürünlerin ilgili pazardaki payları ve sayıları yetersiz olduğunda, bu gruba yönelik olarak yapılan fiyat ayrımcılığı, nihai alıcı olarak kamunun olması gerekenden yüksek fiyatlarla alım yapmak durumunda kalmasına ve ihale pazarının toplam pazar (ihale pazarı + perakende pazarı) içerisindeki payının yüksek olduğu ürünlerde pazardaki rekabetin ve perakende seviyesinde alım yapan kamunun olumsuz yönde etkilenmesine neden oluyor.

Yerli malı statüsündeki ürünlerin ağırlıkta olması durumunda ise yukarıda değinilen olumsuzlukların daha düşük seviyelerde olacağı belirtiliyor. Kurum’a göre, aynı ürün grubu içerisinde birden fazla yerli malı ürün bulunması halinde alıcılar bakımından ortaya çıkabilecek olumsuzluklar azami seviyede gerçekleşebilecek ancak en azından ihalede yeter sayıda üretici benzer fiyat avantajları altında yarışabileceği için ihaleler bakımından istenilen düşük fiyatlara, ortaya çıkması beklenen rekabet düzeyinde ulaşılabilecek.

Sonuç olarak Kurum, ihalelerde yerli mallarına yönelik fiyat avantajı sağlanacak olan ürün grupları belirlenirken mümkün olduğu ölçüde yerli malı kategorisindeki ürünlerin sayıca yeterli olduğu ve pazar payı bakımından yüksek seviyelerde bulunduğu ürün gruplarının tercih edilmesinin yerinde olacağını, bu şekilde bir yandan yerli üretim desteklenirken bir yandan da ihale sürecindeki rekabetin etkin  işlemesinin ve alıcı konumundaki kamunun ihale sürecinin getireceği avantajlı fiyat seviyelerinden alım yapmasının mümkün olabileceğini belirtiyor.

AB İlerleme Raporu – Tarım ve kırsal kalkınma

AB İlerleme Raporu’nu özetlemeye devam ediyoruz. Sıradaki başlık: Tarım ve kırsal kalkınma

AB Komisyonu, İlerleme Raporu’nun bu bölümünde, tarım ve kırsal kalkınma alanında özellikle ortak tarım politikası ile ilgili uyum çalışmalarında ve genel tarım konularında ilerleme kaydedildiğini ifade ederek, katılım öncesi kırsal kalkınma programı olan IPARD’ın uygulanmasıyla birlikte Türkiye’nin fonları hazmetme kapasitesinin arttığını belirtiyor.

Raporda belirtilen; genel tarım konuları, kırsal kalkınma ve organik tarım ile ilgili olarak atılan adımları aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

  • İstatistiki verilerin toplanmasının ve güvenilirliğinin arttırılması amacıyla Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bünyesinde istatistik ve değerlendirme birimi kuruldu.
  • Otomatik veri toplama usullerine dayanan çiftlik muhasebe veri ağı 81 ili kapsayacak şekilde genişletildi. Veri ağından elde edilen veriler, devam eden tarım sayımı, tarımsal arazi parsel veri tabanı ve ilgili diğer veri tabanları ile entegre edilmekte.
  • Çiftçilere verilecek bireysel destek kararlarına ilişkin entegre bir tarımsal veri bilgi sistemi ile ilgili çalışmalar başladı.
  • AB desteğiyle, arazi parsel tanımlama sistemi geliştirilmesine yönelik çalışmalar başladı.
  • IPARD programı ile Türkiye’nin fon hazmetme kapasitesi arttı ve 2014’te yararlanıcılara AB fonundan 250 milyon avro ödendi.
  • Türkiye, 2014-2020 yıllarını kapsayan ve farklı kurumların kırsal kalkınma faaliyetleri arasında eşgüdüm sağlanmasını amaçlayan ikinci ulusal kırsal kalkınma stratejisini kabul etti.
  • Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu, kurumun merkez ve taşra teşkilatındaki 1952 personeli hizmet içi eğitim aldı.
  • Organik tarımın esaslarına ve uygulanmasına ilişkin uygulama mevzuatı hazırlıkları nihai aşamaya geldi.

invest_ag_600Atılan adımların yanı sıra, raporda, tarım sayımı konusundaki hazırlıkları tamamlamak, tarım istatistikleri strateji belgesini kabul etmek, üreticilere verilen doğrudan destekler ile ilgili olarak kendi tarımsal destekleme politikasını ortak tarım politikası ile uyumlaştırmak üzere bir strateji hazırlamak, AB’den canlı sığır, sığır eti ve türev ürünlerin ithalatında gerekçesiz kısıtlamaları kaldırmak konularında daha fazla çaba gösterilmesi gerektiği vurgulanıyor. Ayrıca, IPARD programlarının tanıtımının yapılması ve görünürlüğün arttırılması konusunda çalışmaların sıklaştrılması hususuna değiniliyor.

AB ayrıca, önümüzdeki sene içerisinde, Türkiye’den özellikle canlı sığır ve sığır eti ithalatındaki kısıtlamaları tamamen kaldırmasını ve tarım istatistikleri için bir strateji belgesi hazırlamasını talep ediyor.

Rapor doğrultusunda, Türkiye’nin gelecek yılda da çiftçileri ve kırsal kalkınmayı destekleyen Ortak Tarım Politikası kapsamındaki uyum çalışmalarına, üreticilere verilen doğrudan destekler başta olmak üzere devam etmesi gerekiyor. Bununla birlikte, Türkiye’nin fon hazmetme kapasitesini arttıran IPARD programlarının kamuoyunda daha fazla duyurulması, bilinirliğinin arttırılması yönünde çalışmaların gerçekleştirilmesi önem taşıyor.

Rekabet Kurulu’ndan Diye Danışmanlık kararı

Rekabet Kurulu, Diye Danışmanlık’ın medya performans analiz yöntemlerine menfi tespit belgesi verilmesi yönündeki kararını yayınladı.

Rekabet Kurulu geçtiğimiz sene Diye Danışmanlık’ın, yine bir medya performans analiz yöntemi olan “Media Barometer” hizmeti ile ilgili bir önaraştırma yürütmüştü. Bu önaraştırma sonucunda soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar vermiş olmakla birlikte Media Barometer iStock_000006618875SmallSistemi üzerinden sunulan hizmet kapsamında Diye Danışmanlık tarafından reklam veren şirketlere sunulan bilgilerin niteliği ve sisteme dahil olan reklam veren şirketlerin sayısının artması hususunu göz önünde bulundurmuş; analiz yönteminin ilgili pazarlarda orta ve uzun vadede bazı rekabetçi endişeler doğurabileceği sonucuna varmış ve Diye Danışmanlık’ın Media Barometer faaliyetine son vermesi yönünde görüş bildirmişti.

Kurul vardığı bu sonuç doğrultusunda Diye Danışmanlık ile çalışan teşebbüslere de bir yazı göndererek Media Barometer sistemi ile olan ilişkilerine son vermeleri gerektiğini bildirmişti.

Diye Danışmanlık, Kurul’un geçen seneki kararı üzerine yeni medya performans analiz yöntemleri geliştirerek bu yöntemler kapsamındaki faaliyetlere menfi tespit belgesi verilmesi talebinde bulundu. Kurul ise talep konusu faaliyetlerin özellikle üretim ve pazarlama konularında rekabeti kısıtlayıcı potansiyel içeren hassas bilgi paylaşımına yol açmayacağı ve işbirlikçi sonuç doğurma potansiyeli içermediği gerekçesiyle menfi tespit belgesi verilmesine karar verdi.

3. Havalimanı Projesi için 4.6 milyar Euro

Bu haftaya proje finansman sözleşmesi haberi ile başladık. Toplamda 32 milyar 399 milyon euroya ulaşması öngörülen 3. Havalimanı Projesi kapsamında 4.6 milyar Euro tutarında kredi anlaşması 19 Ekim’de imzalandı.

İhalesi 2013 yılının Mayıs ayında yapılan ve 2014 Haziran’da temeli atılan proje Türkiye’de gerçekleştirilen en geniş kapsamlı yap işlet devret projesi. Projeyi, Cengiz-MAPA-Limak-Kolin-Kalyon Ortak Girişim Grubu’nun konsorsiyumu gerçekleştirecek.

6 banka ile İGA arasında 16 yıl vadeli imzalanan proje finansman sözleşmesiyle sağlanan 4.6 milyar Euro kredi, dört etaptan oluşan havalimanı projesinin sadece ilk etabı için. Bu etap için 6 milyar euroluk yatırım hedeflendi. Yatırım turarının %25’inin ise özkaynaklardan karşılanması planlanıyor.

Krediyi sağlayan bankalar bakımından ise; Ziraat Bankası, Halkbank, VakıfBank, DenizBank, Garanti Bankası ve Finansbank. Ziraat Bankası, Halkbank ve  VakıfBank kredi tutarının 3.5 milyar Euro’lk kısmını; DenizBank, Garanti Bankası ve Finansbank ise 1.1 milyar Euro’luk kısmını üstleniyor.

İtalya’nın para cezaları hakkındaki kılavuzu

28788_mediumİtalya Rekabet Otoritesi, para cezaları hakkındaki kılavuzunu yayınladı. Söz konusu Kılavuz AB Komisyonu’nun 2006 tarihli Kılavuzunu, İtalya Rekabet Otoritesi’nin tecrübelerini ve idare hukukundaki içtihatları esas alarak; rekabet hukuku kurallarının ihlal edilmesi halinde verilecek para cezalarının nasıl hesaplanacağına ilişkin yaklaşımı ortaya koyuyor.

Kılavuz ile amaçlananın; caydırıcı yaptırım politikalarının etkinliğini, hesaplama ve karar verme süreçlerinin şeffaflığını ve tahmin edilebilirliğini arttırmak; aynı zamanda eksiksiz ve efektif yargısal denetimi kolaylaştırmak olduğu söylenebilir.

Yeni ceza rejiminin getirdiği dikkate değer hususlar neler bir bakalım:

  • Rekabet kurallarının en ağır ihlalini oluşturan fiyat tespiti ve pazar paylaşımı anlaşmaları açısından asgari yüzde oranının, ihlal konusu mal ya da hizmetlerin satış değerinin %15’i olarak belirlenmesi;
  • İhlalden sorumlu teşebbüsün önemli ekonomik boyuta sahip bir gruba ait olması halinde veya işleme tabi olan mal veya hizmetlerin satış değerleri ile kıyaslandığında yüksek ciroya sahip olması halinde para cezasını %50 oranında arttırma imkanı;
  • İhlalden sorumlu teşebbüs tarafından yapılan haksız kazançlar sebebiyle para cezasını arttırma imkanı;
  • Tekerrürün varlığı halinde para cezasını %100 oranında arttırma imkanı;
  • Teşebbüsün yeni bir soruşturmaya sebep olabilecek farklı bir ihlal hakkında bilgi ve doküman sağlaması halinde; para cezasının azaltılmasını sağlayan uygulamalar, hafifletici sebepler, özel uyum programları, af uygulaması değerlendirmesi.

İngiltere’de PF2 modeli ile yürütülen ilk hastane projesinin ihalesi tamamlandı

İngiltere’nin, kamu yatırım ve hizmetlerinin özel sektör ortaklığı ile yürütülmesinde meydana getirdiği yöntemler ile lider konumda olduğunu söyleyebiliriz. Bu kapsamda kamu özel ortaklığı modellerinden biri olan Private Finance Initiative (PFI) bu yöntemlerden biriydi ve İngiltere’de kamu özel ortaklığının en çok uygulanan modeliydi. Ancak söz konusu modelin ileride doğabilecek sorumluluklara ilişkin yeterince şeffaf olmayışı, ihale sürecinin yavaş ve pahalı oluşu, PFI sözleşmelerinin özellikle işletme döneminde yeterince esnek olmayışı gibi sebepler modelin ilk zamanlardaki parlaklığını kaybetmesine yol açmıştı. 2011 yılında İngiltere Hükümeti PFI modelininin problemlerini ilgili taraflarla birlikte ele aldı ve değerlendirmelerde bulundu. Bu değerlendirmeler neticesinde PFI modelinin doğurduğu endişeleri ortadan kaldırmak amacıyla “PF2” adında yeni bir yaklaşım ortaya koyuldu.

privatisationPF2 modeli ile birlikte, özkaynak ve borç finansmanı açısından daha geniş kaynaklara erişim sağlamak, proje finansmanı için para değerini arttırmak, uzun süreli projeler dolayısıyla meydana gelen yükümlülüklerin şeffaflığını arttırmak, yatırımcılar tarafından elde edilen hisse senedi getirilerini artırmak, ihale sürecini hızlandırmak, ihale sürecinin maliyetlerini azaltmak, kamu hizmetlerinin sağlanmasında daha fazla esneklik sağlamak amaçlandı.

Bu haberimiz ise PF2 modeli kapsamında yürütülen ilk hastane projesinin ihalesi ile ilgili. “Midland Metropolitan Hospital PPP Project” ihalesinde kabul edilen teklif sahibi Carillon Ortak Girişimi oldu. Smethwick’te yapılacak olan yaklaşık 670 yataklı hastanenin 2018 yılında açılması planlanıyor. Projenin finansal kapanışının ise 2015’in sonunda yapılacağı, 2016 yılının başlarında ise inşaata başlanacağı öngörülüyor.

Avrupa Hava Trafiği Yönetimi projeleri için ortak fon

AB Komisyonu tarafından oluşturulan Yenilik ve Ağları Yürütme Ajansı (INEA), AB programlarından biri olan Avrupa’yı Birbirine Bağlama Projesi (CEF) kapsamında çalışmalar yürütüyor.

Tek Avrupa Seması Hava Trafiği Yönetimi Araştırma Programı (SESAR) ise önümüzdeki 30 yıl içinde dünya çapında hava ulaşımının güvenli ve akıcı olmasını sağlayacak yeni nesil hava trafik idare sistemleri geliştirmeyi amaçlıyor.

Bu kapsamda, SESAR ile AB Komisyonu Aralık 2014’te dönüm noktası olarak kabul edilebilecek bir ortaklık anlaşması imzaladı. Komisyon, bu anlaşmayı imzalarak Avrupa Hava Trafiği Yönetim (ATM) sisteminin modernizasyonunu ve ortak projeleri uygulamaya geçirmeyi amaçlıyor.

CEF’in 2014 yılı Taşıma Çağrısı üzerine Komisyon; imzalamış olduğu ortaklık çerçevesinde ATM projeleri için 329 milyon euro ortak fon sağladı. Burada, ATM’nin modernizasyon çalışmaları kapsamında sektörün, ilk projelerin uygulanabilmesi için toplamda yaklaşık 650 milyon euro kamu özel sektör yatırım teşviğinden faydalandığını belirtmek gerekir.

Bundan sonra SESAR yürüttüğü açılım politikası kapsamında seçilen bütün uygulama projelerini koordine edip, takibini gerçekleştirecek. Komisyon bu teşvik sistemi ile proje kapsamındaki hissedarları uygulayıcı ortak haline getirip SESAR ile imzalamış olduğu ortaklık anlaşmasına dahil edecektir. Bu ortak pilot proje ile amaçlanan yasal mekanizmanın artık Avrupa üye devletlerin düzenlemeleri şeklindeki sınırlarından çıkıp, operasyonel hissedarlarla birlikte imzalanan bağlayıcı sözleşmelere dönüşmesini sağlamaktır.

3 hafta önce SESAR Açılım Programı’nın 1. Versiyonu Komisyon’a ulaştı. Bu versiyon ATM teknolojisinin pilot proje kapsamında nasıl modernize olacağını açıklıyor, 2015 yılındaki INEA CEF Taşıma Çağrısının temellerini şekillendiriyor ve ayrıca 2014 yılı Taşıma Çağrısı’nda belirtilen ATM projelerini içeriyor.

Bu sistemin önemi Avrupa Hava Navigasyon Hizmet Sağlayıcıları, havaalanları, havayolları ve ordu tarafından yapılacak yatırım planlarına yol göstermesidir. Bu sistem ile birlikte, AB’ye, ekonomisinin desteğiyle güvenli ve etkin hava taşımacılığı sistemini ve istihdamı garanti eden bir altyapı çalışması sunuluyor.

Hastane projelerinde son durum

Sağlık Bakanlığı’nın kamu özel ortaklığı modeli ile gerçekleştirmeyi planladığı hastane projelerine bir süredir değinmemiştik. Bu nedenle son dönemdeki projelere ilişkin neler oldu diye kısaca bir özet geçmek istedik.

Finansman aşamasının projeler açısından önemli olduğu ve projenin geleceğini etkilediği aşikar. Bu zorlu süreçten sıyrılan birkaç projenin daha olduğu haberini veriyoruz bu yazımızla. Bunun dışında son dönemde temeli atılan, ihalesi tamamlanan şehir hastanelerini de unutmadık.

  • Ankara Etlik Entegre Sağlık Kampüsü: 3 bin 566 yataklı ve toplamda 1 milyon 71 bin metrekare alanda yer alacak olan Etlik Entegre Sağlık Kampüsünün yapım ve işletmesini Astaldi-Türkerler Ortaklığı üstlenmişti. Hastanenin uluslararası proje finansman anlaşmasının imza töreni 26 Haziran 2015 Cuma günü gerçekleşti. Hastaneye 876 milon Euro kredi sağlandı. 876 milyon Euro’luk krediyi sağlayan bankalar ise; EBRD, İş Bankası, IFC, BSTD, DEG, SACE, Credit Agricole, Banca IMI / Intesa San Paolo, Unicredit, Deutsche Bank, TSKB ve Akbank oldu.
  • Ankara Bilkent Entegre Sağlık Kampüsü: Dia Holding tarafından hayata geçirilecek olan projede; 1.2 milyar Euro tutarındaki finansman anlaşmaları ise 27 Mart 2015 Cuma günü imzalandı. Projenin finansmanında kullanılacak 890 Milyon Euro tutarındaki kredi Türkiye Garanti Bankası A.Ş., DenizBank A.Ş., Türkiye İş Bankası A.Ş., Finansbank A.Ş., Siemens Financial Services, Garanti Bank S.A, Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. ve UniCredit Bank Austria AG tarafından sağlandı. Siemens Financial Services AG’nin bugüne kadar sağlık sektöründe verdiği en büyük kredi dilimini bu proje için sağladığı söyleniyor.
  • Bursa Şehir Hastanesi: 29 Ekim 2017’de açılması planlanan Bursa Şehir Hastanesi’nin temeli Mayıs ayında atıldı. Hastanenin 430 bin metrekarelik alana ve 1 milyar 250 milyon liraya yapılması planlanıyor.
  • Şanlıurfa ve Tekirdağ Şehir Hastaneleri: Toplam yatırım bedeli yaklaşık 1 milyar 150 milyon lira olan Şanlıurfa Şehir Hastanesi projesi için gerçekleştirilen ihale Mayıs ayının sonunda tamamlandı. Ayrıca, yaklaşık 700 milyon lira toplam yatırım tutarı bulunan Tekirdağ Şehir Hastanesi için de aynı tarihlerde gerçekleştirilen ihale tamamlandı.

Rekabet Kurumu 16. Yıllık Raporu

Rekabet Kurumu’nun 2014 yılına ait faaliyetlerini kapsayan 16. Yıllık Rapor yayımlandı.

Rapor’da, Kurum’un vizyonu ve misyonu hakkında bilgi verildikten sonra yıllık faaliyete ilişkin istatistiki bilgilere yer verildiğini görüyoruz. Toplamda kaç dosya tamamlandı, ne kadar idari para cezası verildi gibi bilgilere Rapor’un bu kısmında ulaşmak mümkün.

Bunun yanı sıra, Rekabet Kurumu’nun TBMM’ye sunmuş olduğu kanun tasarısının önemine de değiniliyor; mevcut yönetmelik ve tebliğlerin gözden geçirilerek yenilenmesi hususundan ve rekabet savunuculuğu kapsamında hangi faaliyetlerin yürütüldüğünden bahsediliyor. Kurum’un gerek üniversitelerle gerek uluslararası kurum ve kuruluşlarla yürüttüğü ortak çalışmalara, kurumsal yapı ve işleyişin başarılı olması için yapılan çalışmalara, özellikle kurumun bilişim altyapısındaki e-imza uygulaması ve elektronik bilgi yönetim sistemi gibi önemli ilerlemelere değiniliyor. Ayrıca Kurum’un yıllık gelir-gider durumunu gösteren mali bilgileri de raporda görebiliyoruz.

Son olarak, Kurum’un söz konusu rapor kapsamında ortaya koyduğu hedefleri gerçekleştirmek adına birtakım tedbir ve öneriler sunduğunu görüyoruz. Bu kapsamda Kanun’da yapılması öngörülen değişikliğin ve yapılması planlanan ikincil düzenlemelerin öncelik gösterdiğini söyleyebiliriz.

Gelin şimdi yıllık raporda bizim en çok ilgimizi çeken istatistiki bilgi ve değerlendirmelere şöyle bir göz atalım:

  • Kurum’un 2014 yılı içerisinde, 1 Ocak-31 Aralık dönemi itibariyle ilk inceleme, önaraştırma ve soruşturmalar sonucunda toplam 163 dosyanın nihai karara bağlandığını; aynı dönem içinde sonuçlanan menfi tespit/muafiyet kararı sayısının 59, birleşme/devralma karar sayısının ise 215 olarak gerçekleştiğini görüyoruz.
  • Son beş yılda sonuçlandırılan toplam dosya sayısına bakıldığında, özellikle son iki yılda toplam dosya sayısında bir azalış eğilimi olduğunu; nitekim 2010 yılında 624, 2011 yılında 590, 2012 yılında 656, 2013 yılında 462, 2014 yılında ise 437 dosyanın sonuçlandırıldığını görüyoruz.
  • Rekabet ihlalleri ile ilgili olarak; son beş yılda sonuçlandırılan dosya sayısına bakıldığında; 2010 yılında 252, 2011 yılında 283, 2012 yılında 303, 2013 yılında 191 ve 2014 yılında 163 dosyanın sonuçlandırıldığı görülüyor. Rekabet ihlali dosyalarında 2010-2012 yıllarında gözlemlenen artış eğiliminin 2013 yılından itibaren azalmaya işaret ettiğini söyleyebiliriz. Rekabet ihlalleri ile ilgili olarak 2014’te sonuçlandırılan 163 dosyanın sektörel dağılımına bakıldığında ise; sırasıyla petrol-petrokimya-petrol ürünleri, ulaştırma-taşıt ve hizmetleri, inşaat, bilgi ve iletişim teknolojileri ürün ve hizmetleri ve gıda-tarım-ormancılık-balıkçılık-hayvancılık sektörlerinin rekabet ihlali iddiası ile yapılan incelemeler içerisinde en büyük payı aldığı dikkat çekiyor.
  • Sonuçlandırılan birleşme/devralma/özelleştirme dosyalarının sayısının 2010 yılında 276, 2011 yılında 253, 2012 yılında 303, 2013 yılında 213, 2014 yılında ise 215 olarak gerçekleştiği görülüyor. Rapora göre; 2014 yılındaki 215 dosyanın 169’una izin verilmiş, 3 tanesine koşullu izin verilmiştir; kalan 43 dosya ise kapsam dışında kalmıştır. Kurum tarafından bu durumun büyük ölçüde, birleşme ve devralma başvurularına ilişkin eşiklerde artış öngören 2010/4 sayılı Rekabet Kurulundan İzin Alması Gereken Birleşme ve Devralma Hakkında Tebliğ’de 2012 yılı sonunda yapılan değişiklikten kaynaklandığı düşünülüyor. Sonuçlandırılan dosyaların sektörel dağılımına bakıldığında ise; gıda-tarım-ormancılık-balıkçılık-hayvancılık, ulaştırma-taşıt ve hizmetleri, kimyasal ürünler ve enerji sektörlerinin ön plana çıktığı gözlemliyoruz.
  • Menfi tespit/muafiyet dosyaları bakımından duruma bakıldığında ise, sonuçlandırılan dosya sayısının 2010 yılında 96, 2011 yılında 54, 2012 yılında 50, 2013 yılında 58, 2014 yılında ise 59 olarak gerçekleştiği; dolayısıyla son beş yılda dosya sayısında ciddi bir değişiklik olmadığı görülüyor. Bu kapsamda sonuçlandırılan dosyaların sektörel dağılımına bakıldığında ise, en büyük payı sırasıyla ilaç- sağlık hizmetleri ve ürünleri, finans, petrol-petrokimya ve petrol ürünleri ve ulaştırma-taşıt ve hizmetleri sektörlerinin aldığını görüyoruz.
  • Resen incelenen dosyaların sayısı 2010 yılında 13, 2011 yılında 16, 2012 yılında 17, 2013 yılında 18, 2014 yılında ise 11 olarak görülüyor. Bu kapsamda 2014 yılında 4. Madde kapsamında 9 ve 7. Madde kapsamında 2 resen incelenen dosya bulunuyor.
  • 2014 yılında sonuçlandırılan soruşturmalarda rekabeti sınırlayıcı anlaşmalara yönelik uygulamanın ağırlığını koruduğunu görüyoruz.
  • Hâkim durumun kötüye kullanılması bakımından ise, 2014 yılında sonuçlandırılan soruşturmalarda ve diğer incelemelerde özellikle aşırı fiyatlama ile piyasaya yeni girişlere ya da mevcut rakiplere yönelik dışlayıcı davranışlar noktasında hassas davranıldığı görülüyor.
  • Son beş yılda uygulanan idari para cezaları incelendiğinde; 2011 ve 2013 yıllarında olduğu gibi 2014 yılının da bu bakımdan çarpıcı bir dönem olarak karşımıza çıktığını söyleyebiliriz. Zira bu dönemde, yaklaşık 468 milyon TL tutarında idari para cezası uygulandığını; 2014 yılındaki bu tutarın önemli bir bölümünü (yaklaşık 412 milyon TL) akaryakıt pazarında faaliyet gösteren bir teşebbüse yönelik yürütülen soruşturma sonucunda verilen cezanın oluşturduğunu görüyoruz. Son beş yıllık uygulamanın ışığında; Kurum’un rekabet ihlallerine karşı tavrını kararlı bir şekilde sürdürdüğünü söylemek mümkün.
  • Son olarak, 2014 yılında yerinde incelemede yanıltıcı ve yanlış bilgi verilmesinden dolayı toplamda 15.226 TL; işlemin Rekabet Kurulu’nun izni olmaksızın gerçekleşmesi ve süresi içinde bildirilmemesinden dolayı toplamda 30.452 TL idari para cezası verildiğini görüyoruz.

Kolombiya’da franchising çıkmazı

Franchise sözleşmeleri rekabet kuralları kapsamına girer mi? Kolombiya’dan bir örneği Beyza Uygun anlatıyor.

Kolombiya Rekabet Otoritesi, franchise veren tarafından gerçekleştirilen fiyat tespitinin rekabeti kısıtlayıcı bir anlaşma olup olmadığı konusunda bir çıkmaza düşmüş durumda. Nedeni, ise, Kolombiya’da franchise sözleşmesine ilişkin rekabet kuralının bulunmaması. Bu nedenle, olayı çözümlemek adına ulusal ve uluslararası doktrine bir göz atma gereği doğuyor.

Rack_railway_turnout_(SPB)Bu kapsamda öncelikle rekabeti kısıtlayıcı anlaşmaların, dikey anlaşmaların ve franchising sözleşmelerinin yapısı ve özellikleri indeleniyor. Avrupa Topluluğu kurallarına göre de franchising, yeknesak bir dağıtım ağının kurulmasını mümkün kılmakta ve diğer dağıtım biçimlerinden farklı olarak yatay düzeyde bulunan franchise verenlerin rekabet gücünü artırmakta. Kolombiya Rekabet Otoritesi’ne göre ise; franchise işinin doğası gereği franchise veren ve alan arasındaki rekabet sınırlarının pazara zarar vermesi pek mümkün olmasa da, bu değerlendirme karşılıklı pazar hareketlerinin soruşturulmasına ve sözleşmenin ifasının franchise pazarında ve tali pazarlarda doğurabileceği etkilerin değerlendirilmesine bağlı.

Kolombiya Rekabet Otoritesi ise incelemeleri neticesinde franchise sözleşmelerinin yapıları ve doğaları nedeniyle dikey anlaşmaların bir ürünü olduğuna karar veriyor. Bu durumun sebebi ise franchise sözleşmesi kapsamında transfer edilecek know-how’ın korunması. Böylelikle bir franchise sözleşmesi; ilgili pazarın incelenmesi ve franchise türü, ürün ve hizmetlerin niteliği ile niceliği, franchise alan ve verenlerin pazar payları gibi belli şartlar ve ayrıca münhasırlık göz önüne alındığında dikey anlaşma sayılıyor.

Ayrıca karara göre, bu durum ne franchise sözleşmesi kapsamındaki herhangi bir dikey anlaşmanın kanunla uyumlu olduğu ne de piyasa ve tüketiciler için yararlı etkiler doğurduğu anlamına gelir. Bu nedenle, soruşturmanın Kolombiya Rekabet Otoritesi tarafından yürütülmesinin mümkün olması, franchise sözleşmesi kapsamında yeniden satış fiyatının sağlayıcı tarafından belirlenmesinin rekabet hukukuna aykırı olabileceğini gösterebilir denilmektedir.

Kartel mensubu ağır işleyen yargıdan mağdur

Öyle ya, devir bitmek tükenmek bilmeyen mağduriyetlerin devri. Bakın bu sefer hangi muktedir neyden mağdur olmuş.

scales-of-justice-in-courtroomAB Komisyonu, 2005 yılında sanayi tipi plastik poşet karteli içerisinde bulundukları gerekçesiyle 16 teşebbüse toplam 290 milyon Euro’nun üzerinde para cezası vermişti. Söz konusu süreçte Belçika, Almanya, İspanya, Fransa, Lüksemburg ve Hollanda’da; fiyat tespiti, pazar paylaşımı ve münferit bilgilerin değişilmesi gibi ihlallerin varlığı sonucuna ulaşılmıştı. Teşebbüsler de, kararın iptali veya para cezalarında indirim yapılması için Genel Mahkeme nezdinde dava açtı. Bu teşebbüslerden biri olarak Kendrion’un temyiz davasında, Genel Mahkeme bu itirazı reddederek verilen 34 milyon Euroluk para cezasını onamış, ancak Genel Mahkemenin bu yargılaması 5 yıl 9 ay kadar sürmüştü.

Bunun üzerine, Kendrion ve ihlale taraf diğer teşebbüslerden Groupe Gascogne ve Gascogne Sack Deutschland; Genel Mahkeme’nin kararının iptali amacıyla Adalet Divanı’na başvurdu. Adalet Divanı ise kararında, teşebbüslerin makul süre içinde yargılanma haklarının ihlal edildiğini ve bu ihlalin olumsuz sonuçları dikkate alındığında verilerin ilk derece mahkemesinin kararının iptal edilebileceğini veya para cezasının azaltılabileceğini belirtti, ancak teşebbüslerin temyiz taleplerini reddetti.

Adalet Divanı’nın bu görüşü doğrultusunda, Kendrion’un makul süre içinde yargılanma hakkının ihlal edilmesi ve zarara uğraması nedenleriyle açtığı davası sürüyor. Türkiye’deki yargı sisteminin de en büyük problemlerinden biri olan olan bu konuda alınabilecek karar, uzun süren yargılama sürecinden dolayı maddi ve manevi zarar görenler bakımından ilgi çekeceğe benziyor.

Mahkeme bu kez derine dalıyor

İdare Mahkemesi, Rekabet Kurulu’nun ceza vermeden sonuçlandırdığı soruşturma kararını iptal etti. Beyza Uygun da kararı anlattı.

Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu tarafından denetleyip yetki belgesi verilen birçok dalış eğitim merkezi bulunmakta ve bunlar aynı anda birden fazla dalış ekolüne ait eğitim sistemine göre dalış eğitimi verebilmekte. Ancak Dünya Sualtı Etkinlikleri Konfederasyonu (CMAS) dışındaki başka bir dalış ekolüne göre eğitim ve sertifika almış olanların dalış yapabilmesi için ya herhangi bir dalış merkezinden bir üst seviye CMAS eğitimi alması ya da TSSF’den belirli bir ücret karşılığında “dalıcı kimliği belgesi” alması gerekmekte.

scuba diving holidays images-1-8TSSF’nin düzenleyici bir kurum olması nedeniyle sahip olduğu bu hakim durum Kurum’un da dikkatini çekmiş ve CMAS dışındaki diğer SSI, PADI, BSAC gibi eğitim sistemlerinin faaliyetlerini zorlaştırdığı tespit edilmişti. Bu konuya yönelik bir şikayet üzerine yapılan soruşturmada da Kurul, TSSF’nin düzenleyici bir kurum olduğu ve teşebbüs sayılamayacağı, bu nedenle yaptığı uygulamaların 6.madde kapsamında olamayacağına karar vermişti.

İdare Mahkemesi ise TSSF/CMAS’in eğitmen/dalıcı sertifikaları pazarında hem düzenleyici olarak faaliyet gösterdiğini hem de diğer eğitim sistemleri ile rekabet ettiğini, TSSF/CMAS’in mevzuat gereği rakiplerinin pazarda faaliyet gösterirken tabi olacakları şartları belirlediğini, bu hukuki avantajın pazar gücüne yansıdığını ve açıkça ilgili ürün pazarında hakim durumda olduğunu belirtti. Mahkeme, bu faaliyetler dolayısıyla TSSF’nin teşebbüs sayılabileceğini ve hakim durumu kötüye kullanması nedeniyle para cezası verilmesi gerektiğini belirtti ve işlemin iptaline karar verdi.